12 Aralık 2020 Cumartesi

MÜRŞİDE BAĞLANMAK ZARURET MİDİR?

İlahiyat fakültesinde bir prof İsmail emre hazretlerine sorar:. – Allah, peygamber ve din varken, bunları kâfi görmeyip bir mürşîde bağlanmaya ne dersiniz? Hazretin cevabı: – Siz İlâhiyat fakültesinin mürşîdisiniz, çocukları orada kazanılacak bilgilere götürüyorsunuz, onlara yol gösteriyorsunuz. Siz olmasanız, o çocuklar o bilgileri kendi kendilerine öğrenebilirler mi? Ders kitaplarını okusalar bile anlayamazlar. Zaten anlayabilseler size lüzum kalmazdı. Onlar sadece sizin ders anlatışınızdan değil, sevginizden ve bakışlarınızdan da gıdâ alırlar. İnsan her şeyin küçüğünü severek, yani sevmekle ona gıdâ verir. Bunun aklen isbâtı imkânsız görünür amma, böyle gizli bir kudret vardır, manevî gıdâ “Yüz”den ve bilhassa “Göz” den alınır. “Hac”dan maksat Hz. Muhammed’in yüzünü görüp ondan manevî gıdâ almaktır. İşte bizi Allah’a götürecek olan şey, bu yüzün gözüdür. Vasıta olmadan olmaz. Gıdâyı biz ancak (yüz)den alabiliriz. Aşk, o yüzü seyretmekle tecellî eder. Aşk’tan başka hiçbir şey bâki değildir. Aşk, “evvel”le de “âhir”le de, “zâhir”le de “bâtın”la da beraber eder insanı. “Bâtın”, aşk ile “Zâhir” olur ve insan ancak orada fâni olur. İşte o zaman, sizin demin okuduğunuz âyetin sırrı aşikâr olur. Aşk insanı bu âyetin sırrına mazhar eder; (Küllü men aleyha fân ve yebkaa Vechû Rabbike zülcelâli vel ikram) olur, yani her şey yok olur, ancak Rabbimizin yüzü bâki kalır. Nesîmî’leri, Mansur’ları hep bu dert bağırtmıştır. Bunlar boşuna bağırmamışlardır. Lâkin onların hâlini kelâm anlatamaz. Hâli ancak hâl anlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder