12 Aralık 2020 Cumartesi

ZİKİR

İlahiyat Prof'u İsmail Emre hazretlerine sorar:. – Zikir için ne düşünüyorsunuz? Ağızdan zikir mi faydalıdır, düşünerek mi? Hazret şöyle cevaplar: – Asıl tatlı zikir, bu meseleleri konuşmaktır. Tesbih tanelerine bakarak veya mevhum bir hayâle hitaben “Allah, Allah” demenin ne faydası var? Allah bizi de mûhitse onu hayalî uzaklıklarda düşünerek “Allah, Allah” demek abes olmaz mı? Allah’ın sıfatlarından biri de “zâhir”dir. Bu “zâhir”i görmeden ve kime, neye hitap ettiğimizi bilmeden “Allah, Allah “ demekten ne çıkar? Mısrî Niyâzî: (Taşa üfürmek ile yalınlanır mı ocak?) diyor. Ocak önümüzdeyken, sağa sola üfürürsek, ateş alevlenir mi? İnsan hitap ettiği yeri bilmelidir. “Allah, Allah” demekte bir kerâmet olsaydı, Kur’ân baştan başa “Allah” kelimesi ile dolardı. Zikrettiğimiz şey bizi zevke düşürmeli. Akıl bir damladır, tabiatla karışıktır. Tabiata mahkûm olduğu müddetçe zevke düşemez. Ne vakit aslı olan deryâya karışırsa o zaman bir zevk zuhûr eder. Aklı, tabiatın ötesindeki deryâya götürecek olan şey tasavvuftur, yani “İrfâniyyet”tir. Zikirde Allah’a “Allah” derken, bu kelimedeki mânâya aklımız karışıktır. Yani aklımıza göre tasavvur ettiğimiz Allah’a hitap ediyoruz. Hâlbuki akıl ne tasavvur ediyorsa, Allah ondan başkadır. Velhasıl akıl Allah’ı anlayamaz. Bir zaman, dilimden, gayri ihtiyarî olarak çıkan bu doğuşlardaki bazı sözlerden dolayı tövbe, istiğfar ederdim. Sonra düşündüm ve dedim ki; Sen misin söyleyen? Nene lâzım? O Kudret istediğini söyler, sana ne? Sen bir vasıtasın. Hakîkati anlayan insanlarda öyle bir şefkat zuhûr eder ki… Mümkün olsa herkese anlatacak amma, mümkün değil. Hatta, “yeni bir lisan icad edeyim de hakikati şu insanlara anlatayım” diye bir arzu doğar. “Veliyy-ullah” demek “Allah’ın dostu” demekmiş. Hangi kul Allah’ın düşmanıdır ki… Onun için, bilen, bilâ tefrîk herkese bildirmek ister. Prof. – İnsan kendi kendine tefekkür ederse olmaz mı? Emre – Olmaz. Kendi kendine Allah’ı bulmaya çalışanlar deli olurlar. Zâhirde bile, kendi yüzümüzü görmek için bir aynaya muhtâcız. Mânevîyette de aynen böyledir. Prof. – Tarîkat hususunda ne düşünüyorsunuz? Emre – “Tarîkat” yol demektir. Allah bizden ayrı olursa, yol lâzımdır. Hâlbuki Allah, Kur’ân’da “Ben her şeyi muhîtim” diyor. Şu halde yol nerede kaldı? Bize bizden yakın olan bir “Varlık” için yol tasavvur olunabilir mi? Bu sırada şu doğuş okundu: Kitap 1-Doğuş 1046. Gel gönül, gel, âşık ol, İki âlemlere dol. Her taraf nokta oldu, Bir noktada olmaz yol. Orada yol bulmuş kim? Halledemez hiç ilim; Bize yolsuz diyorlar, (Tevhîd), olur mu taksim? Böylece vardık Hakka, Noktaya baka baka; İlim bilsek gelirdik, Biz de (âlemi fark)a. Dilemek (1) böyle dilek, İşitmesin hiç Felek… Bu (Emre), nokta için Nice çekmiştir emek… 12.9.1948 (1) Dilemek: Dilemeyiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder