12 Aralık 2020 Cumartesi

HAYVANİ GIDALAR/NEBATİ GIDALAR

Hayvanları kesmeyi şehir hayatı yaşayan medenî insanlarMI icâd etmiştir. Yoksa pekâlâ meyve ve sebze yiyerek aşayabilirdik.SUALİ İLE BAŞLAYAN SOHBETE İsmail emre hazretlerinin cevabı: "Dağ başlarında ilimsiz ve peygambersiz yaşayan vahşi insanlar da hayvanların peşinden koşup onları diri diri yemişlerdir. Onlara bu arzuyu şehir hayatı ve medenîyyet vermiş değildir. Bu yeme arzusu anadan doğarken bizimle beraber doğmuştur. Civcive yem yemesini öğreten mi var? Bazı et yiyen karıncalar var ki bunlar hubûbât yemezler. Yani gıdalara karşı olan istek veya nefret, mahlûkatla beraber doğar. Peki, insanlar ne yemeli? Et yiyen mahlûklar çok yaşar. Akbabalar 125, kurbağalar 150 sene yaşar. Ot yiyen hayvanların, meselâ öküzlerin vasatî ömrü 24 -25 senedir. Bu hayvanlar gıdalarını çiğ ve kabuklu yedikleri için çok kuvvetlidirler. İnsanlar çoğaldıkça, sıklaştıkça ömürleri azalıyor. Ama asıl ömür bu azalan maddî ömür değildir. Bu ömrün içinde bir ömür var ki onu bulabildiysem ne âlâ… Bulamadıysam, beşyüz sene yaşasam ne faydası var… Nuh 900 sene yaşamış amma, 63 sene yaşayan Muhammed’in bildiğini biliyor muydu? Allah bize beş duygu, hayvanlara da antenler filân vermiş. Bunlar süs değil, yaşama vasıtasıdır. İnsan, koku alma duygusu sayesinde leş yemiyor. Bu ona haramdır. Ağaçtan mis gibi bir elma yiyen insan, artık leş yer mi? Demek ki insan leş, yani et yemek için değil, meyve ve bitki yemek için yaratılmıştır. İnsanlar, silâhı icâd ettikten sonra hayvanları öldürmeğe başladılar. Hâlbuki merhamet, bellibaşlı bir insanlık duygusudur. Elmayı kesiyorum da koyunu kesemiyorum; onu seviyorum. Asıl sevgi, koyuna saldırmamızdır. Seveceksin ki yiyesin. Koyunu yiyeceğiz ki, o hayvan insan olabilsin, hayvanlıktan kurtulsun. Bunu biz bilmeden yaparız. İş görünüşte koyunun kesilmesi gibi görünür amma, hakîkatte koyun insan olmuştur. Hâlbuki biz o koyunu, insan olsun diye kesmiyoruz; karnımızı doyurmak için kesiyoruz. Necisten midemiz bulanıyor; ekşi ağzımızı sulandırıyor, bal sulandırmıyor. Bunlar öğrenmeden bildiğimiz bilgilerdir. Nasıl biliyoruz? Çünkü Allah herşeyi muhîttir; insanı da muhîttir; hayatın her şeyde bulunması gibi. Çünkü Allah Kur’ân’da (Küllü şey’in hay: herşey canlıdır) diyor. Fen her şeyi bilemez. Tabiatullaha nazaran fen, ilim, bir çocuk gibidir. Büyür, küçülür, ölür; fakat tabiatullah ölmez. Siz nebat yemek istiyorsunuz. Bu düşünce sizi yoruyor. Herkesin böyle olmasını istemek azâptır; herkes böyle olamaz. “Âleme muhalefet, kuvvei hatâdandır” demiş Ziyâ Paşa. Bizim de muhîte uymamız lâzım. Lûtfundan istifade eder, azâbından kaçarız. Dayatırsak, direnirsek, o Büyük Kudret bizi kırar, ezer geçer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder