11 Aralık 2020 Cuma

AVAMIN ANLADIĞI-MUTASAVVIFIN ANLADIĞI

İnsanların aklı kaypaktır; mutasavvıfların aklı kaymaz; çünkü korkuları yok. Onlar korku denen şeyin boş olduğunu anlamışlardır. Kur’ân’da onlar için (…lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn) deniliyor. Mânâsı: (Onlar ne korkarlar, ne de hüzün duyarlar). Mansur’u asarlarken bile o hâlâ (Enel Hak) diyordu. Korksa, der miydi? Neden korkmuyordu? Çünkü Mansur biliyordu ki bu maddî vücudumuz, içimizdeki hakiki varlığın gölgesidir. İçimizdeki varlık ise Allah’tan ayrı değildir. Mutasavvıflar (Yevme lâ yenfau malün ve lâ benûn) âyetindeki “gün”ün, bugünkü gün olduğunu bilirler. O “gün”, gaflet uykusundan uyandığımız veya uyanacağımız gündür. Âhret dediğimiz şey, herhangi bir şeyin sonu, âhiridir. Anlamadığımız şeyin âhreti: anlamaktır. Âyetin sonu, (illâ men etallahe bi kalbin selîm)dir. Malın ve evlâdın fayda etmeyeceği günde ancak “kalb-i selîm” ile gelenler kurtulur, deniliyor. Kalb, anlamadan, mutmain olmadan “selîm” olamaz. Kalbin selîm olması için o insanın kendini bilmesi, tanıması ve dolayısıyla aczini anlaması lâzımdır. Kürede ve kâinatta ne varsa, onlar bizim vücudumuzda da var. Bunları biliyor muyuz, görüyor muyuz? Kandaki mikroplar mâdem ki canlıdırlar, o halde bunların da kendilerine göre gözleri, kulakları, hatta ârzûları vardır. Ancak mikroskopla görebildiğimiz mikropların, mikroskopla bile görülemeyen canlı gıdaları vardır. Onların da kendilerine göre gözleri, kulakları ve ârzûları vardır. Biz bunların hangisinin gözünden görüp kulağından işitebiliyoruz? Bunları anladıkça aczimizi kabul ederiz…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder