ZİKİR,TESBİH ,RİYAZAT'IN GÜNCEL HALİ
Bay Nikola, Emre’ye şöyle bir sual sormuştu:
Bu yolda zikir, tesbih ve riyâzât lâzım değil mi?
– Hayır. Zikir; elimize tespih alıp boyuna “Allah, Allah.” demek değildir. “Zikir” konuşmaktır. Zikir, eskiden, hakikati anlamayıp da tarîkatta kalanların yaptıkları bir şeydi. Her şeyin şekil ve hâli zamanla değişir. Peygamberimiz “Zamanın tebeddülü ile ahkâm da tagayyür eder” dememiş midir? Eğer iş zikirle bitseydi, Kur’ân’ı o sûreler ve âyetler yerine baştan başa “Allah, Allah” kelimeleriyle doldururlardı. Allah, kendi adını bilmiyor da, biz ona adını mı öğreteceğiz? Biz asıl, onun Kur’ân’daki sözlerini anlamağa ve konuşmağa çalışmalıyız. Bu da sohbetle, yani konuşmakla olur. Sohbet mânevî bir ışıktır. Bizi birbirimize yakınlaştırır ve birleştirir. Karanlık bir yerde olanlar birbirlerine yanaşamazlar, ayrı dururlar. Karanlıkta hiçbir sevgi tecellî etmez. Bu yola sohbetsiz gidilmez. Yeni arkadaşımız Bay Eriko, Türkçe bilmediği için konuşulanları anlamıyor; ben de azâp duyuyorum. Sohbet mutlaka lâzımdır. Bir gün çivi fabrikasına gitmiştim. Baktım: çiviler simsiyah. “Bunlar nasıl beyazlarlar acaba?” diye sordum. Koza çeviricisine benzer bir âlet gösterdiler. Çiviler bu âletin içinde dönüp birbirlerine sürtüldükçe bembeyaz oluyordu. İşte biz de mânevî bir fabrikaya dolduk. Kafamız ve gönlümüz birbirine sürtüldükçe beyazlanacağız. Zikir dedikleri şey işte bu sohbetlerdir. “Allah, Allah.” demek ve def, dümbelek çalıp “Hay, Hû” diye bağırmaktan bir şey çıkmaz. Bir “doğuş” ta:
Hak bulunmaz “kudüm” ile “def” ile;
Eskidiler, sen aklından def’ eyle,
Sen canını Hak için hedef eyle,
Zevk ile bul, boşuna çekme azap.
Kimisi der: lâzım bize tarikat,
Bulmak ister o, karanlıktan necat;
Meydandadır, bunların aklı sakat;
Dünya gibi, bunlar da bütün serap…
Bu doğuştan da anlıyoruz ki, tespih, zikir, def, dümbelek ve tarîkat gibi şeyler; “Hakikat yolu”nda çok geride kalmış birer çocuk oyuncağıdır ve sıkıcı şeylerdir. Allah sayı ile, hesapla bulunmaz. Hesap: Azâp. Allah, ancak “Zevk-i derûnî” ile bulunabilir. İnsan azâp içinde kıvranırken ne Allah’ı, ne başka bir kimseyi düşünemez. Hâkikat yolu, eskiden yorucu ve zahmetli imiş. Her şey devre göre tekâmül eder. Şimdi azâbın yerini zevk aldı. Mevlütte: (Ümmetim için ben çekeyim zahmeti) deniliyor. Bizim yerimize zahmeti çeken çekmiş. Biz de zevkimize bakalım. Bu yolun gayesi, insanın içinde, “Riyâ”nın kalmamasıdır. Tasavvuf, ahlâktan başka bir şey değildir. İçimizdeki kötü huyları çıkarıp atalım da, ne suretle olursa olsun. BU SÖZLERDEKİ "zevk"nefsin zevki değil,ruhani hazdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder