KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
12 Aralık 2020 Cumartesi
NAMAZA BİR BAŞKA AÇIDAN BAKIŞ
iBRAHİM aGAH çUBUKÇU İSİMLİ İLAHİYAT SON SINIF ÖĞRENCİSİ,Adanalı İsmail emre hazretlerine soruyor:
Çubukçu – Mutasavvıflar niçin namaz kılmıyorlar? Bektâşiler “Allah: lâ takrabussalâte demiş” diyerek işi şakaya boğuyorlar ama âyetin altı da var: “Sarhoşken namaza yaklaşmayın.” diyor. Ne dersiniz.
Emre – “Doğuş” doğarken gelen hâli anlatacak hiçbir söz ve hiçbir lisan yoktur. Doğuş söyleyen, kendinden geçer, ne söylediğini bilmez; kulağı da söylediklerini işitmez. Ve doğuşun ne zaman geleceğini de bilmez. Bu hâl, ilâhî bir sarhoşluktur. Böyle doğuş söyleyen, veyahut Allah kelâmı işittiği zaman kendini cezbe tutan, bağırıp çağıran bir adam camiye giderse, oradakilerin namazına bozmaz mı? Bu da bir sarhoşluktur, rakı içenin sarhoşluğu da sarhoşluktur. Rakı içen de ne söylediğini, ne yaptığını bilmiyor, cezbeye tutulan insan da. Cemâatin namazını bunun bağırması da bozar, onunki de.
Bizim aileye “Kocahocalar” derler; hep aptesli, namazlı insanlardır. Bizi de çok küçükken namaza, oruca başlattılar. “İğtişaş”tan sonraydı; Cuma namazına gittik. Namazdan sonra mevlid okundu. Okunan şeylerin mânâsını anlamıyordum ama, adamın sesi güzel olduğu için kalbimden cızt, cızt diye ceryan geçiyordu. Bir de baktık, bir siyâhi arap paşalıktan aşağıya düştü; yerde hopluyor, sıçrıyor, arada bir Allah! diye bağırıyordu. Arab’ın gözleri dışarı fırlamıştı. Mevlid durdu; arap ta sükûnet buldu. Hâfız tekrar mevlid okumaya başlayınca arap yine hoplayıp, zıplamaya başladı. Ben de bir hoş olmuştum. Öyle cezbeli insanlar, Allah’ın kelâmını değil, daha Süleyman Çelebi’nin sözünü duyar duymaz cezbeye gelirlerse, Allah’ın huzûrunda namaza durunca kendilerinden geçmezler mi? Bunlar nasıl namaz kılsınlar? İşte Kur’ân’daki (Lâ takrebussalâte ve entüm sukârâ) âyeti, bu doğuş, bu cezbe hâlini, bu ilâhî sarhoşluğu anlatmağa çalışıyor.
Namaz, namaz diyoruz amma, namaz da din gibi mânevî bir yoldur. Her din yolunun, her mânevî yolun sonucu Allah’a varır. Yolu yürüyüp, bitirip sonuna varmalı. Yolda kaldıktan sonra neye yaradı? Namaz, oraya varana kadar lâzım; zaten namaz, oraya varmak için bir vâsıta, bir yoldu. Menzil-i maksûda vardıktan sonra, ortada yol kalır mı? Ama oraya varacak olan şey, aklımızdır. Demek ki akıl tekâmül edip oraya vardıktan, yani hakikate erdikten sonra namaz yolunu yürümüş oluyor. Bu da yanlış anlaşılmasın: Mutasavvıflar namazı inkâr etmiyorlar ama namazın şekli değişiyor. Bunu anlatmak için gerek Kur’ân, gerek mutasavvıflar neler söylemişler. Fakat aklımız, idrâkımız onların seviyesine gelmedikçe o sözleri anlayamayız. Bunun içindir ki Mevlânâ: “Îman zannettiğimiz şeylerin küfür; küfür zannettiğimiz şeylerin de hakiki îman olduğu anlaşılmadıkça Allah’ın hiçbir kulu hakkıyla Müslüman olamayacaktır.” diyor. Hadi bakalım, gel de işin içinden çık. Bizim “îmân” olarak kabul ettiğimiz şeylere Mevlânâ küfür diyor. Mevlânâ dinsiz, îmânsız bir adam mıydı? Asla. Hakîkat ehlinin îmânı, o dairenin dışındakiler için küfür gibi görülür. Dinleyen olsa, Mevlânâ, söylediği sözü izah edecek ama dinleyen yok ki…
(Bu sohbetler herkes için değil ehli içindir)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder