Muhabbet Neşesin sanman ki ehl-i kıyl ü kal anlar
Bu meyden nuş edip bi-huş olan erbab-ı hal anlar
(Dedikodu ehlinin muhabbet neşesini anladığını sanma. o, aşk şarabından içip de kendinden geçen hal ehli anlar)
Ederler bahs-ı ders-i ilm-i aşkı gerçi her yerde
Rümuz-ı mushaf-ı hüsnün şeha ehl-i kemâl anlar
(her yerde aşk ilminin dersinden bahsederler. Ey Şahım! Senin güzellik mushafının remizlerini kemal ehli anlar)
Ne Bilsin tâb-ı hüsn-i dil-güdâzı can-ı efsürde
Bu suzun neydiğin pervane-i şem-i cemâl anlar
(Duygusuz, gayretsiz kimseler gönül yakan güzelliğinin ışığını ne bilsin!Bu yanışın ne olduğunu güzelliğinin mumuna pervane olanlar anlar)
Lisan-ı aşkın ey dil tercamânı bi-zebanlıkdır
Dile gelmez lüğatın bu lisanın yine lal anlar
(Ey gönül!Aşk dilinin tercamanı sükuttur. Bu lisanın kavramları dile gelmez.Bunu yine lal olanlar anlar)
Ne denlü vasf-ı lalin eyleyen sihr-aferin olsa
Beyanı hasın ancak Nehci-i şirin-makal anlar
(Ey sevgili, senin dudağının vasfını anlatan kişi ne kadar tesirli söz söylesede seni tam olarak anlatmaktan ancak tatlı sözlü Nehci anlar)
(Nehci Seyyit Mustafa Halveti)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder