Umerâ-i Abbâsiye’den Abdullah bin Tâhir (ö. 230/844) demiş ki:
“Bir gün Me’mûn Halîfe’nin (ö. 218/833) huzûrunda idim. Hâdimini
(hizmetkârını) “Yâ gulâm!” diye çağırdı da bir gulâm-ı türkî (Türk hizmetkâr) içeri gelip
teabbüs ile (yüzünü buruşturarak):
“Her kaçan (her defâsında) taşra (dışarı) çıksak yâ gulâm yâ gulâm diye
çağırırsın. Gulamların ekl ü tenâvül-i taâm etmesin mi (hiç yiyip içmesin mi)? Niceye
dek (daha ne kadar) yâ gulâm dersin” kelâmıyla sû-i edep ettikde (edepsizlik edince)
Halîfe bir nesne demeyip başını aşağı salıp biraz tefekküre vardı…..Şüphem kalmadı. Bir
de Halîfe bana hitâben:
“Ey Abdullah! Ahlâk-ı hasene ashâbının hüddam ve etbâı ahlâk-ı seyyie ile
muttasıf olur ve seyyi-il hulk olan efendinin etbâı ahlâkı hasene ashâbı olur...” Gulâmı
affetmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder