15 Mart 2017 Çarşamba

ALDANIŞ GÜNÜ

یَوْمَ یَجْمَعُكُمْ لِیَوْ مِ الْجَمْعِ ذَلِكَ یَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَن یُؤْمِن بِا وَیَعْمَلْ صَالِحًا یُكَفِّرْ عَنْھُ
سَیِّئَاتِھِ وَیُدْخِلْھُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِھَا الْأَنْھَارُ خَالِدِینَ فِیھَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِیمُ
(Toplanma günü için sizi topladığı zaman var ya, işte o gün, kimin aldandığının açığa çıkacağı
aldanma günüdür. Kim Allah’a (c.c.) inanır ve yararlı iş yaparsa, Allah (c.c.) onun kötülüklerini örter ve onu, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.”(Teğâbûn/9)
“El-Fevzü’l-Azîm buyurur: Şol günü zikredin ki o gün insanların arsa-i mahşere
ictimâ edecekleri gün olduğu için Allâhu Teâlâ o günde sizi cem’ eder. İşte o gün nâsın
bâzısının bâzısına gabn (aldanmak) ettiği gündür. Ve eğer bir kimse Allah’a (c.c.) îmân
eder ve güzel amel işlemekle îmânını tesviye ederse (olgunlaştırırsa) Allâhu Teâlâ o
kimsenin günâhlarını setr eder. Ve o kimseyi, altından ırmaklar akan cennetlerine koyar
ki onlar o cennetlerde ebeden kalıcıdırlar.
Yâni korkulacak şeylerin cümlesinden kurtulmak ve umduğu şeylerin hepsine nâil
olmaktır ki bundan daha büyük necât olamaz. Yevm-i kıyâmete, yevm-i teğâbûn
denilmiştir. Yâni nâsın birbirini aldatması meydana çıktığı gün demektir. Çünkü her
mü’minin cehennemde bir makâmı olduğunu, kâfirin de cennette bir makâmı olduğundan
mü’minin cehennemde makâmı kâfire, kâfirin cennette makâmı mü’mine terk olununca,
kâfirin aldandığı zuhûr ettiği cihetiyle o güne gabn (aldanma) günü denilmiştir. Kezâlik
(bu şekilde), mü’minlerden amelde kusûr edenler, yüksek derecelerden mahrûm oldukları
cihetle amelde kusûr etmeyip vazîfesini bihakkın edâ ettiğinden deracât-ı âliyyâta nâil
olanlara deniyyetle mağbûn (aşağı derece verilerek kaybetmiş, aldanmış) ad olunurlar.
Zîrâ gabn istîdâdı hâiz oldukları halde, diğerlerinden geri kalmaktan ve bir takım
teammütlerden mahrûm olmaktan daha ziyâde aldanmak ve gabn olmaz. Şu halde îmân
edip te îmânını güzel amel ile de tezyîn eden kimsenin günâhlarının keffâret olunup
cennete girmesi onun hakkında ni’met olduğunu, îmân etmeyip kâfir olmak ve yâhut
îmân edip te amel etmeyen mü’min fâsığın, rızâ-i İlâhî’den ve niam-ı Sübhânî’den
mahrûm olmaklığından başka bir şey olmadığından şüphe yoktur ve ni’mete nâil
olanların şu neyl-i vusûlleri, kendi haklarında büyük kurtuluştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder