“Bir kimse, münkerâttan (kötülüklerden) bir şey gördüğünde eliyle tağyîr etsin
(düzeltsin), eğer eliyle tağyîre kâdir olamazsa diliyle tağyîr etsin ve eğer diliyle de tağyire
kâdir olamazsa kalbiyle buğz etsin” buyurmuştur. Hatta Sıddîk-ı A’zâm (ö. 13/634)
radıyallâhu teâlâ anh efendimiz Hazretleri:
“Ey nâs! Siz bu âyeti okursunuz, velâkin mevzi-i lâyıkına vaz’ etmez (lâyık
olduğu şekilde amel etmezsiniz) ve maksadın neden ibâret olduğunu anlamazsınız. Ben
Rasûlullah’tan işittim, eğer bir kimse zâlimi görür onu zulümden men etmezse, Allâhu
Teâlâ o zâlimin zulmü sebebiyle, azâbını umûma tâmîm eder (genelleştirir)”
buyurmuştur. Günâhı işleyen kimse ile işlemeyip men’ine çalışmayarak sükût eden kimse
dünyâ azâbında müsâvî ve müşterektir. Abdullah bin Mübârek (ö. 181/797) Kur’ân’ın,
emr-i bi’l-mâruf hakkında en kuvvetli âyetinin bu olduğunu beyân etmiştir. Bir dîne
mensûp olan cümle nâs, şahs-ı vâhid menzilesindedir. Kûşe-i vahdette erbâb-ı isyâna
buğz-ı fillâhdan başka çâre kalmamıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder