Anlayacağınız, hem maddi alanda hem manevi alanda az değer üretiyor, çok değer tüketiyoruz. Maddi alanda tüketim hırsımız yüzünden verdiğimiz açıkları, -mesela dış ticaret açığını, cari açığı- kolayca görebiliyoruz. Fakat bundan daha tehlikeli olan manevi değerleri aşırı kullanıp tüketmemizdir ki, bundan doğan açıkları, özellikle başlarda çok az insan görebiliyor. Onların da bazıları zaten o değerlere saygı duymadıkları için problem yapmıyorlar. Esasında o değerlere inancı ve saygısı olduğunu bildiğimiz bazıları da –görebildiğim kadarıyla- dünyevi hırslarına mağlup ve mahkûm oluyorlar; makam, ilgi, itibar, şöhret, maddi çıkar gibi kişisel, ailevi vb. hesap ve beklentilerle gördüklerini, bildiklerini halının altına süpüren konuşmalar yapıyor, yazılar yazıyorlar.
Yarınki neslimize mutlulukla bağlanacakları bir Müslümanlık bırakmanın yolu asla bu değildir.
Bu halleri gören, İslam’ı az çok kaynaklarından bilen samimi mütedeyyin insanlar, İslam’ın ve Müslümanların geleceği hakkında karamsarlığa düşüyorlar. İslâm’ın derin muhtevasını, yüce hikmetlerini kavrama imkânı ve şansı bulamamış yeni nesillerin, gördükleri “müslüman” resmi karşısında zihinlerinde nasıl bir İslâm ve Müslüman imajının oluşacağına ilişkin ıstıraplar yaşıyorlar. Bir zamanlar, İslamcı çevrelerde “İslam gelecek, dertler bitecek” diye bir slogan vardı; şimdi tersinin slogan olmasından korkuyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder