19 Ağustos 2020 Çarşamba

TESLİMİYET DEĞİL Mİ?

ABD Demokrat parti başkan adayı Biden'in Türkiye ve Cumhurbaşkanı hususunda 9 ay önce söylediği sözler bugün ısıtılıp gündem yokluğuna çare arandı.ve garip olanı muhalefetle aynı safa konmak istenip, muhalefeti dıştakilerin içteki uzantısı olarak algı verilmek istendi.
Ancak garip olanı şu ki İktidar adına dışarıdaki bu tehdide cevap verenler sosyal medyada Türkçe olarak cevap verdiler. Trump yahut Biden Türkçe bilmiyor. O halde Türkçe cevap neyin nesi?İngilizce cevap gerekmez mi idi? Küstürmemek ve üzmemek adına muhatabı içeride aramak anlamına gelen bu davranış ABD ye karşı teslimiyet olamaz mı? Rahip Brunson konusunda "Yapacaklarımız hususunda sadece bir kesit gösterdik" lafı demek ki çok etkiliymiş.

18 Ağustos 2020 Salı

ELMA ŞEKERİ YAHUT SAVRULDUĞUMUZ YER


ELMA ŞEKERİ...
Yaşlarımız o yıllarda
Onbeşindeyken henüz
İslam Devleti’ne müştak
Soylu bir sevdamız vardı
Ellerimizde Seyyid Kutub
Hasan el Bennalar ile
Öz vatanında parya
Çile’keş Üstadımız vardı
Tekbiiir dese bir Mücahid
Allaaaaahüekber derdik
Sokaklarda yankılanan
Ezgi ve marşlarımız vardı
Muhammed’in ordusu
Kafirlerin korkusuyduk
Çağdaş tağutlara kalkan
Sıkılmış yumruklarımız vardı
Gün oldu meydanlarda
Cop yedik tekme yedik
Küfür sistemlerine inat
Dal veren umutlarımız vardı
Sabra ve Şatilla’da
Akan kanlar bizimdi
İntikam gününe hazır
Kutsal hayallerimiz vardı
Açe Patani Eritre Kudüs
Hepsi farklı hikaye
Duvarlarımızda tutsak
Mescid-i Aksamız vardı
Siyah bandaj asil duruş
El tetikte çapraz tutuş
Marcos’la hesaplaşan
Moro Savaşçılarımız vardı
İran İslam Devrimi’yle
Şaha kalktı umudumuz
Şehadet özlemiyle çarpan
Kuşanmış yüreklerimiz vardı
Hindukuş’ta çobanlarla
Yol gösterdik mazlumlara
Kamplarda Meral Maruf
Dağlarda Hikmetyarımız ,
Pencir aslanı Şah Mesutumuz vardı
Bilal ölmüş dediler
Şehidler ölmez dedik
Rus tanklarına karşı
Kardan duvarlarımız vardı
Drina'da mavi şafak
Neretva'da kızıl güneş
Zambaklar ülkesinde şehid
Selami Yurdanımız vardı
Kurt yavrularken gece
Bir nefes düştü toprağa
Kartal Kanatlı Dudayev’e
Minnet ve dualarımız vardı
Onbeş yaş soylu sevda
Son Peygamber mirası
Umut ve kahırla geçen
Seneler altmışa vardı
Biz bu yolun sonunu
Tahminde yaya kaldık
Mekke niyetiyle çıktık
Yolumuz Ankara’ya vardı
Kör dünyanın göbeğine
Hak Yol İslam yazacaktık
Dönerken ellerimizde
Elma şekerleri vardı
Bir Akıncının şiir defterinden

SHAKESPEARE GİZLİ BİR MÜSLÜMAN MIYDI?

Shakespeare, meşhur bir İngiliz tiyatro yazarıdır. Eserlerinde Kin, nefret, ihtiras v.s gibi insan fıtratında hep devam edip gelen tabi temayüller mevzu olarak seçilmiştir.
Bu meşhur tiyatro yazarının kullandığı isim, kendinden önce İngilizce'de mevcut olmadığı gibi, kendinden sonra da hiç kimse tarafından kullanılmamıştır. Bir iddiaya göre, o aynen meşhur "Don Kişot" yazarı Cervantes gibi gizli bir Müslümandır. Sırf kendini saklamak için İnglizce de mevcut olmayan böyle bir isim kullanmıştır. Bir iddiaya göre Shakespeare kelimesi "Şeyh Pir" den muharreftir.

BUGÜNKÜ SİT HAREKETENİN MENŞEİ

Hazret-i Peygamber'in hazırlattığı bir anlaşma metnine, Taif bölgesi vadilerinin de koruma altına alındığı ve orada bitki örtüsünü tahrip etmenin, hayvan avlanmanın yasaklandığı, bu yasağa uymayanların cezalandırılacağı bir madde olarak konmuştur.(İslam Peygamberi-Muhammed Hamidullah)
ki bu hareket, bugünkü "sit" anlayışının bir mübeşşiridir.

HAYVANLARIN EĞELENCEDE KULLANILMASI

İslamda yasaktır."Horoz dövüşü","Deve Güreşi" şeklindeki ananevi eğlenceler İslam dışı bir harekettir.Efendimiz, açlık nedeniyle zaiflikten bizar olan bir deveyi gördüğünde devenin hörgücünü ve kulaklarının arkasını mübarek elleri ile kontrol edip, sahibini aratmış, Medineli bir delikanlı çıkıp geldiğinde:"Allah'ın seni sahip kıldığı şu hayvan hakkında , Allah'tan korkmuyor musun? O senin kendisini aç bıraktığından ve çok yorduğunu bana şikayet ediyor".
Enes (r.a) şöyle dedi:Biz bir yerde konakladığımız vakit develerimizin yüklerini çözüp onları rahatlatmadan namaza durmazdık.

KOMŞULUK HAKLARI

İslam hukukunda Komşuluk hakları şunlardır:
1-Karşılaşıldığında selam vermek
2-Komşunun davetine icebet etmek
3-Hastalandığında ziyaretine gitmek.
4-Hapşırdığında "yerhamükallah" demek
5-Cenazesinde bulunmak
6-Nasihat isteyince nasihat vermek (Buhari ve müslim)

İSLAMDA KÖLENİN GELDİĞİ STATÜ

Kölelik başlangıcı insanlık tarihi kadar eskidir. Galebe olanın yaptığı bir uygulama olup İslamiyet bu müesseseyi tedrici olarak kaldırmıştır."Köle azad" etmeyi en büyük sevap arasına katmıştır. Efendimiz (SAV) in azadlı kölesi Zeyd bin Harise (radiyallahu anh) Mute harbinde ordu kumandanlığı yapmıştır.
Osmanlılarda ise köleler çeşitli memuriyetler deruhte ettikleri gibi bunlardan bazıları sadrazamlık bile yapmıştır. Mesela Abdülmecid devri sadrazamlarından Koca Hüsrev Paşa bunlardan biridir.

ADALET TERAZİSİNDEKİ ÖRNEKLER

Gassanilerin krali Cebele, İslam'ı kabul ettikten sonra Halife hazret-i Ömer'e geldiğinde kendisine dikkatsiz bir şekilde çarpan bir adamı tokatlayınca adam da karşılık vermesi üzerine hiddetlenip Hz.Ömer'e şikayet etmişti.Hz.Ömer şikayetini dinledikten sonra :"Ektiğinizi biçmişsiniz" demişti.Cebele, bu cevaba hayret etmiş mevkiinin icabı olarak kendisine böyle bir muamelede bulunan adamın idam ile cezalandırılmasının gerektiğini söylemişti.Hz.Ömer efendimiz:"Cahiliyye zamanında vaziyet, dediğiniz gibiydi.Fakat İslamiyet , insanlar arasındaki farkı izale etti(giderdi)."
Bunun üzerine Cebele:"Müslümanlık hasep ve nesep farkını itibar nazarına almayan bir din ise , ben bundan vazgeçerim" deyip gizlice Bizansa kaçmıştır.

17 Ağustos 2020 Pazartesi

AHLAT'TA SARAY

Güya Malazgirt'e saygı. İhtişamlı bir saray, Van gölüne nazır. Alpaslan'a saygı için yapılmışsa da konukları malum. Gelecekleri borç ipoteğiyle kayıtlı 83 milyonun birikimleri ile yapılmış olsa da önemli değil."İtibarda israf olmaz" diye hangi makamdan fetva almışlarsa o fetva sahipleri ile birlikte hesap vermeyi düşünmeyenler Bakara suresinin ikinci sahifesindeki mühürlü insanlar. Cesetlerinizin rahatı, nefislerinizin fahrı için yaptığınız bu yapılar bilesiniz ki cehennemin yakıtı olan taşlar olmasın?

İNCİRİ YERKEN TİN SURESİNİ HİÇ OKUDUNUZ MU?!

Bu güzel ve ibretamiz(ibretli) incir hikâyesini, Diyanet İşleri Başkanlığı Kurumsal İletişim Müdürlüğü’nde Koordinatör olarak görev yapan Yüksel Sezgin bey anlatıyor:
“Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı 2015 yılı Ramazan Programı kapsamında Etiyopya’ya gittim. Çok dinli, çok dilli, çok kültürlü bir ülke olan Etiyopya’da insanların cömertçe paylaştığı tek unsur yoksulluk.
Etiyopya tam bir tezatlar ülkesi; bir yanda Allah’ın insanlara bahşettiği topraklar, bir yanda aç insanlar, bir yanda lüks oteller, hemen çevresi teneke mahallesi. Varlık da yokluk da iç içe… Bu tezatlar Etiyopya’da kaldığımız süre içinde hep Hayâli’nin;
“Cihân-ârâ cihân içredir ârâyı bilmezler,
Ol mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.” beyti dolaştı.
Necaşi Hazretlerinin torunlarıyla bir arada olmak, Ramazan’da onların yüzünü güldürmek, Ramazan sevincini paylaşmak, sofralarına bir katkı sunmak amacıyla Etiyopya’nın değişik bölgelerinde bulunduk.
Bir iftar vakti, kaldığım yerde ezanla birlikte orucumu açtım. Sofrada, Türkiye’den götürdüğüm biraz Beypazarı kurusu, birkaç hurma ve kuru incir vardı. İftardan sonra akşam namazını kıldım ve çay içmek için bir kenara çekildiğimde, Nureddin isimli bir imam yanıma geldi. Kendisine bir adet kuru incir ikramında bulundum. Hem sohbet ediyor, hem de çaylarımızı yudumluyorduk. Nureddin elindeki incirin yarısını ısırarak;
“Bu ne kadar güzel bir meyve, nedir bu meyve?” diye sordu.
Meyvenin incir olduğunu, Allah’ın üzerine yemin ettiği “Tin” meyvesi olduğunu söyledim. Hayretle “İncir bu mu?” dedi ve Besmele çekerek “Tîn Suresini” okumaya başladı. Elinde kalan yarım inciri büyük bir hürmet ve saygıyla bir peçeteye sardı. O yarım inciri ne yapacağını sordum kendisine…
“Allah’ın üzerine yemin ettiği bu inciri evime götüreceğim. Çocuklarımın ağzına birer parça koyacağım. Bir ömür damarlarımızda dolaşacak. Bu büyük bir nimet, Allah bize bu nimeti bahşetti, ne kadar şükretsek azdır.” dedi. Ben de, “Siz o yarım inciri yiyin” dedim ve yanımda bulunan bir paket inciri kendisine ikram ettim.
Büyük bir heyecanla paketi alarak; “Allah’a yemin ederim ki hayatımda aldığım en değerli ve en büyük hediye bu oldu. Sizler ne kadar büyük insanlarsınız, ne kadar büyük bir milletsiniz. 3500 kilometre mesafeden buraya geliyorsunuz ve Allah’ın Kur’an’da zikrettiği ve üzerine yemin ettiği bir meyveyle bizi tanıştırıyor ve ikramda bulunuyorsunuz. Size ne kadar teşekkür etsek azdır. (yh)Yıllardır Etiyopya’nın değişik bölgelerinde sofralarımıza katkı sağlıyor, kestiğiniz kurbanlarla bizlere ikramda bulunuyorsunuz. Gelecekten ümidini kesmiş olan bizlere birer ışık ve ümit oldunuz. Allah sizlerden razı olsun” dedi. Bu duygularla Necaşi Hazretlerinin torunlarıyla vedalaşarak ülkemize döndük.”
Bu hatıra kime ne anlatır veya kimler bundan ne ders çıkarır bilmiyorum. Yalnız ben kendime söz verdim. İnşaallah bundan sonra, bir incir gördüğümde veya bir incir yediğimde “Tîn Sûresini” mutlaka okuyacağım…
Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de 95’inci sure. Mekke döneminde inmiştir. 8 ayettir.
Bismillâhirrahmanirrahim.
1- İncire, zeytine,
2- Sina dağına,
3- Ve bu emin beldeye (Mekke’ye) yemin olsun ki;
4- Biz, insanı en güzel bir biçimde yarattık.
5- Sonra çevirdik aşağıların aşağısına kaktık (indirdik).
6- Ancak iman edip yararlı işler yapan kimseler başka. Onlar için kesilmez bir mükâfat vardır.
7- O halde bundan sonra sana dini (hesap gününü) yalanlatan nedir?
8- Allah “hâkimlerin hâkimi” değil midir?
Amennâ ve saddaknâ… İnandık, iman ettik Rabbim… Yaratan ve yaşatan Sensin… Din gününün sâhibi Sensin… Hâkimler hâkimi Sensin…
Sormak istediğim soru şu :
Sayısız nimetler içerisinde yaşayan bizler, neden Etiyopyalı Nureddin Hoca gibi bakamıyoruz?
O’nun gibi göremiyoruz?
O’nun gibi düşünemiyoruz?
O idrakte olsaydık bir bardak suyu lüzumsuz yere akıtır mıydık?
İhtiyacımızdan fazla aldığımız ekmekleri naylon poşetlerde küflendirip, sonra da hiç vicdanımız sızlamadan çöpe atar mıydık?
Yaşadığımız şu dünyada israf ettiğimiz o nimetlere muhtaç olan milyonlarca insan olduğunu düşünürdük❗
Heder ettiğimiz zenginliklerde diğer insanların ve doğacak bebeklerin de haklarının olduğunu unutmazdık❗
Kendisine ikrâm edilen ve hayatında ilk defa gördüğü, ilk defa yediği yarım incir karşılığında şükür olarak Tîn Sûresini okuyan Etiyopyalı Nureddin kardeşimiz, Türkiye’de incir bahçeleri, zeytin bahçeleri olup da kıblesini şaşırmış, kitabından habersiz, israf içersinde uyuşuk gafilleri görse ne derdi acaba❓😔
Yâ Rabbî Sırât-ı müstakimden ayırma bizi… İslâm nîmetinden, îman nîmetinden mahrum eyleme… Şükründen, zikrinden gâfil kılma bizleri… Âmin.
www.yasarhocam.com

AMERİKA OLABİLİR Mİ?

Acaba, Menderes'i CHP'den koparıp iktidar yapan ABD olabilir mi, sonra onu devirmek için bu sefer orduya 1960 darbesini yaptıran ABD olabilir mi, Köy Enstitülerini kapattıran ABD olabilir mi, Deniz Gezmişleri idam ettiren ABD olabilir mi, Demirel'leri iktidara getiren ABD olabilir mi, 12 Mart Muhtırası ile yine orduyu kullanıp Demirel'i bu kez istifa ettiren yine ABD olabilir mi, 12 Eylül öncesi gençleri birbirine kırdıran ABD olabilir mi, sonra yine kalanları kırdırdığı 12 Eylül darbesini Evren'e yaptıran ABD olabilir mi, Özal'ı iktidara getiren, Demirel'i indiren, Ecevit ve Erbakan'a ambargo uygulayan, Ecevit'i iktidardan düşüren, yıllar sonra APO'yu teslim ederek yeniden iktidar yapan, sonra yargı kararlarına rağmen APO'yu idam ettirtmeyen, 15 Temmuz darbesine girişen, FETÖ'yü vermeyen, üst düzey adamlarını kaçıran ABD olabilir mi, insan merak ediyor!
Niçin olmasın.Dünyanın jandarmalığına talip en büyük sömürücü,600 yıllık Osmanlı'nın,1500 yıllık İslam'ın yegane mirasçısı olan bu ülkeye ilgisiz kalması mümkün mü? Değil.
Amerika ile kim baş edebilir?
İslam'ı tam anlamda yaşayan,diğerini "kardeş" olarak gören,dünyalığa itibar etmeyip "zühd" ü yaşamaya talip olan, az ile kanaat edebilecek insanımız ABD ile mücadele edebilir."EYT"söylemleri, Hamaset soslu sözler insanımızı tatmin etmemekte ve ABD ile ülkemizi yöneten arasında mevcut bir gizli ajanda olduğu fikri güç kazanmaktadır.

16 Ağustos 2020 Pazar

GALATA NUSRATİYE CAMİİ

Karaköy'e yapılması planlanan ticaret merkezidenize sıfır olarak yükselmeye başladığında 2. Muhmut Tarafından yaptırılan Nusratiye Cami'i artık arka planda kalıp görünmez olacak. Ayasofya özgürleştirilirken, Nusratiye gölgelenecek. Şehrin siluetini bozan yapılar, bir hançer gibi çakılı kalacak. Sahipleri bu inşaatlardan para kazanırken halk da bilmektedir ki kazanılan bu paralarda buna izin verenlerin de payları vardır."Bizim zamanımızda hiç kaçak yapıya müsaade edilmedi" diye bağıranlar "kaçak yapı'yı" kendilerinden izinsiz yapılanlar olarak telakki ettiler.Ancak bilenler bilmektedir ki hangi yasal yapı "kaçak" olarak değerlendirilir.

HAK TEALA'NIN TARİFİYLE İNSANIN EKSİK YÖNLERİ

İnsanoğlu bir çok mümtaz sıfatın yanı sıra pek çok zaafla da ma'luldür.
Ezcümle  "bir damla sudan yaratıldığı" halde, Allah'a "apaçık hasım kesildiği"(Nahl 4),"Pek aceleci olduğu"(İsra 11), "Başıboş bırakılacağını sandığı"(Kıyame 36),"pek zalim ve pek cahil bulunduğu" (Ahzap 36),"nimetler karşısında şımardığı ve nankörlük ettiği"(Hud 9),zira "zayıf yaratıldığı"(Nisa 28) gibi bir çok beşeri zaaf , yaratıcının beyanları ile sabittir.İnsanların çoğu bir imtihan Alemi olan Dünya'da bu ve benzeri zaaflarını müşterek adı olan "nefs" in hakimiyeti altında ömür sürerler.
Nefs'in hallerine mağlup olmak insanı "BELHUM EDALL" yani hayvandan aşağıya düşmek olurken, nefs'e karşı galibiyet ise "melekten üstün bir derece ile taltifi" gerektirmiştir.

NİÇİN HER HAREKETİMİZE BESMELE İLE BAŞLARIZ?

Her harekete besmele ile başlanması emri,kula, fiillerini murad-ı ilahi istikametine tevcih ve o yolda bir zihniyet kazandırmak içindir. Sadece ibadetler değil en nefsani fiiller mesela yemek içmekten cinsel münasebete kadar hiçbir şey bu ilahi tanzimden hariç tutulmamıştır.

İNSANIN YARATILIŞI

Allah insanları küfür ve imandan hali olarak yaratmış, sonra onlara hitap ederek emretmiş ve nehyetmiştir. Kafir olan, kendi fiili, hakkı inkar ve reddetmesi ve Allah'ın yardımını kesmesiyle küfre sapmıştır.İman eden de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah'ın muvaffakiyet ve yardımı ile iman etmiştir.
Allah, Adem'in neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış, onlara akıl vermiş, hitap etmiş imanı emredip küfrü yasaklamıştır. Onlarda O'nun Rabb olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu, onların imanıdır, işte onlar bu fıtrat üzre doğarlar. Bundan sonra küfre sapan, bu fıtratı değiştirip bozmuş olur. İman ve tasdik eden de fıtratında sebat ve devam göstermiş olur.

MİLLET KAHRAMAN ARIYOR

Cemil Meriç, “Millet namusunu emanet edeceği kahramanlar arar” der. Kahramanlar sadece savaşta ileri atılıp şehit olanlar değildir; milletin büyük güç olma iradesini gerçekleştirecek şahsiyetli politikaları üreten ve uygulayanlar da kahramandır. Bizim bu kahramanlara ihtiyacımız var, fakat ne yazık ki Türkiye medyanın ürettiği kahramanlarla oyalanmakta. Kahraman olması gerekenler de küçük hesaplarla birbirlerini azaltıp durmaktalar.
Peki Türkiye’nin türküsünü kim söyleyecek? Derdimiz bu.
İsimsiz kahramanlarımız her zaman mevcut.Bunlar yaşayan hal ehli insanlardır. Vakit gelmediği için başlarını dışarı çıkartmazlar. Günü geldiğinde , topluma yön verecek, onları Hakk ve hakikate yönlendirecek birilerinden bu toplum hiç yoksun olmadı.
Denizler üstten dalgalanır ama ırmaklar yatağındaki engebelerden dolayı alttan dalgalanır. Türkiye’nin türküsünü milletin gerçek dertleriyle dertlenen, zihninde ve yüreğinde daha iyi bir gelecek üretmenin/inşa etmenin yükünü taşıyan ve bu ülkenin gayri resmi tarihini yazan kitleler söyleyecek. “Neyi kaybettiğini hatırla” meselesinin peşine düşen milletin organik aydınları söyleyecek.
Bu ülkenin, hakikate sadakat şerefimizdir diyecek yürekli çocuklara ihtiyacı var.



15 Ağustos 2020 Cumartesi

BU ALEMDE BİLİNEBİLECEK YAHUT BİLİNEMEYECEK GERÇEKLER

Bu alemde bilinebilecek yahut bilinemeyecek gerçekler vardır. Bilinebilecek olanlar hakkındaki bilgi mümeyyiz vasıfları itibarıyla üç kategori teşkil eder:
1-AMİYANE BİLGİ: Bu sebepleri kavranamamış bilgidir. Bir çobanın şimşek çaktıktan sonra gök gürültüsünün vaki olacağını bilmesi gibi
2-İLİ BİLGİ: Sebep-netice münasebeti kavranmış olan bilgidir.Yukarıdaki misalde şimşek çakmasının elektrik yüklü bulutların müsademesinden husule gelen bir şerare olduğunun, bununla gürültünün aynı anda vukua geldiği halde ışık  ve sesin intikalinde, onlar arasındaki hız farkından dolayı farklı zamanlarda idrak olunduklarının bilinmesi gibi
3-İRFAN:Bu da hazmedilip şahsileştirilen bir bilgidir.
İslam alimleri İrfanın üstünde bir bilgi kategorisi daha kabul ederler.Bu da "marifet"tir.
Marifet üç kademedir:Birinci kademe sebeb-netice münasebetinde ilk sebeb olan Cenab-ı Hakk'ın iradesinin kavranmış olmasıyla gerçekleşir.Eğer bir oluşta ilahi iradenin kavranmasına ilaveten  bu iradenin hangi esma ve sıfatların tecellisi ile gerçekleşmiş olduğu bilinirse, bu, marifetin ikinci kademesidir.Üçüncü kademe ise , bundaki "murad-ı ilahi"nin bilinmesi ile gerçekleşir. Beşeri bilgi imkanı bu noktaya kadardır.Bundan öteye insanoğluna geçit yoktur. Çünkü insanların hakikate vüsul için sahip oldukları tefekkür ve tahassüs imkanları mundut, gerçekler alemi ise gayri mahduddur.

VEFA BİTERKEN

Cumhurbaşkanı, İstanbul sözleşmesi üzerinden yaptığı uyarılar nedeniyle Dilipak'ı azarladı ve itibarsızlaştırdı. Keza, 81 vilayette Dilipak'la alakalı kadınların şikayet dilekçeleri Savcılıklara verildi. Dilipak bugün Necib Fazıl'ın "Sakarya Türküsü"  şiiri ile köşesinden cevap verdi. Bu şiir durumu izah etmede o kadar uygun ki. Allah davasını güdenlerin, derdini yaşayanların ızdırabını, zorluklarını, yalnızlıklarını anlatır. Bu yalnızlığı, islam karşıtı mütegallibelerin zamanında anlamak normal iken İslami mütegallibelerin devrinde anlamak oldukça zor. Nimetin ve gücün savurduklarının duracakları yeri kestirmek mümkün değildir. Kendisine küfredenlerle et tırnak gibi bir birliktelik en fazla Birlikte yola çıkıp birlikte ıslananları üzüyor. Çünkü, düşmanın kurşunu korkutmuyor, dostun sözü incitiyor. Vefanın bitip hesabi olanların birlikteliği sergileniyor.Ancak nereye kadar...
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..
      Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
      Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
      Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
      Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu’nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akreb’in kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefen’dir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
      Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
      Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

14 Ağustos 2020 Cuma

HACAC-I ZALİM ,"ZALİM" Mİ İDİ?

Abbasilerin Bağdat Valisi Haccac-ı zalim, bu ünvanla meşhur olmuştur. Halbuki, Arap olmayan unsurların İslam'a girmeleri üzerine Kuran'ı doğru okumaları için Kuran'ın ayetlerini harekelendiren odur. Bu kişi deha derecesinde zeki idi. Yaptığı idamlardan dolayı zalim olarak şöhret bulmuştu. Kendisini zulmünden dolayı annesine şikayet ettiler. Annesi, oğluna nasihat etti. Annesine sordu ki:"Beni sana kim şikayet etti?" Kadıncağız isim vermedi öyle duydum dedi. O esnada sarayın sokağından geçen birisini, yardımcısı vasıtasıyla çağırttı. Adam korkudan titremekte idi. Adama ne iş yaptığını sordu: Pazarda zeytin sattığını, zeytincilik yaptığını söyledi. Adama sordu:"Dünya ile ahireti mukayese edebilir misin?"Adam:Ben cahil birisiyim beni okutmadılar. Böyle bir mukayese alimlerin işidir" diye cevap verdi. Haccac cevaptan memnun olmadı. Adama "Sen Müslümanım diyorsun dünya ve ahiret hususunda bilgin var. Bana cevap ver" deyince, Adam çaresiz şu cevabı verir:"Ahiret sonsuz, hayal edilmeyecek bir alem. Dünya ise onun yanında bir sineğin konup kalkması gibi basit" dedi. Haccac devam etti:Mükemmel bir cevap. Sonra pazarcılık yapan adama zeytin hususunda sual sorunca adam zeytinle ilgili konuşmaya başladı:Fiyatından, dünyanın neresinde yetiştiğinden, hangi cinsinin yağlık  hangi cinsinin sofralık olduğundan, çiçek açmasından, zararlılarından toplanıp muhafaza edilmesinden başlayarak zeytinle alakalı her hususu anlattı.
Haccac mükemmel bir cevap dedi:
Sonra adama dönerek :Namazın bir vacibini söyle dedi. Adamda ses yok.Abdestin bir sünnetini söyle? dedi. Adamdan ses yok.Bu minval üzerine sorduğu suallere adam:Efendim arz etmiştim. Ben cahilim, beni okutmadılar, sağdan soldan öğrendiğim kadar dinimin emirlerini yerine getirmeye çalışıyorum " deyince Haccac kızdı:Be adam, seni zeytinciliğin mektebinde mi okuttular. Zeytinle alakalı her suale cevap verdin. Halbuki sonsuz olan ahiret alemine gitmen için gerekli olan namazı orucu ifa ediyorsun. Zeytinciliği ise, ahiret yanında bir an mesabesinde olan dünya hayatının rahatına ulaşmak için ifa etmektesin. Ahirete sonsuz, dünyaya bir an diyen sensin. Eğer sen ahirete imanda samimi olsa idin şu namazı-orucu, bu zeytinin öğrendiğinden yüz kat daha fazla öğrenmez miydin?
Adam cevap vermeyip başını eğdi. Haccac cellat dedi ve adamın başının vurulmasını emretti. Haccac sonra annesine dönerek:"Anacığım ben böyle sahtekarların başını vuruyorum.bir itirazın var mı?" dedi. Annesi sustu.
Eğer Haccac-ı Zalim bugün yaşasa idi İslam adına ortada dolaşıp, dinini dünya eden kimseleri hiç sağ bırakır mı idi?

KAYIP NASIL KAZANÇ OLUR?

Mümin, hayatını Cenab-ı Hakk'ın emirleri doğrultusunda nizamlayıp o yolda yürüdüğü takdirde Hakk'ın takdiri neticesi uğrayacağı imtihanlar nedeniyle kayıp olarak gözüken her şey,kazanç olarak kendisine fazlasıyla iade edilecektir.

ÜLKEMİZİN FOTOĞRAFI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün partisinin kuruluş yıl dönümünde İl Başkanları toplantısında konuştu ve “19 yılın bir muhasebesini yani toplu bir değerlendirme” yaptı.
Güllük.
Gülistanlık.
Yüksek başarı.
Dedi ki:
“Eğitimde, adalette, ekonomide, ticarette, üretimde ülkeyi şaha kaldırdık. Özgürlüklerde de Türkiye'yi dünyanın en ileri demokratik ülkelerinden biri haline getirdik”
Demek ki!
Saray'dan öyle görünüyor.
“Ailenin-Devletin- Özel Mülkiyetin Kökeni” adlı bir kitap da yazmış ve Karl Marx'ın arkadaşı olan Friedrich Engels, “İnsan sarayda yaşarken ayrı, kulübede yaşarken ayrı düşünüyor” demişti.
★★★
Gerçekler ise şöyle:
Dünya Sefalet Endeksi:
(İlk 5 sıra)
Venezuela.
Arjantin.
G. Afrika.
TÜRKİYE.
Kolombiya.
Bloomberg adlı kuruluş, ülkelerin “enflasyon ve işsizlik oranlarını” baz alarak “Dünya Sefalet Endeksi” hazırlıyor. En son 60 ülkenin değerlendirildiği “Sefalet Endeksi”nde Türkiye yine ilk 5 sırada yer aldı. Türkiye geçen yıl da ilk 5'in içindeydi ve geçen yıl ilk 5 içinde Yunanistan da vardı. Yunanistan ilk sefil 5'ten çıktı, Türkiye çıkamadı.
★★★
Dünya Değer Yitirme Ligi:
Brezilya Real'i  % 36.3.
G. Afrika Rand'ı % 25.9
Türk Lirası % 23.2.
Arjantin Pesosu % 21.7.
Meksika Pesosu % 18.3.
Rus Rublesi % 17.9.
Bu kıyaslamadan da görüldüğü gibi yılbaşından bu yana dünyada dolara karşı en yüksek değer yitiren üçüncü para Türk Lirası oldu. Arjantin ve Meksika Pesosu ile Rus Rublesi bile TL'den daha dirençli çıktı.
★★★
İnsan hakları endeksi:
Dünya Özgürlükler Evi (Freedom House) her yıl ülkeleri “insan hakları ve demokratik özgürlükler” açısından karşılatıran liste hazırlıyor. 2017 yılı ve 2019 yılı raporlarında Türkiye'nin 34 puan birden kaybederek; “insan hakları ve demokratik özgürlükler açısından “kısmen özgür ülkeler statüsünden özgür olmayan ülkeler statüsüne” gerilediği açıklandı.
★★★
Dünya Adalet Projesi:
World Justice Protect 2020 raporunda Türkiye'nin hukukun üstünlüğü endeksinde, 126 ülke içinde 109'cu sırada ve temel haklar endeksinde ise 126 ülke içinde 123'cü sırada olduğu açıklandı. Yani hukukun üstünlüğü olmayan ve insan haklarını gözetmeyen dünyanın en dipteki üç ülkesinden biriyiz.
★★★
AİHM Başvuru Sırası:
Kendi ülkesinin adaletinde haksızlığa uğradığını düşerek her yıl Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuru sıralamasında Rusya birinci sırada ve Türkiye üçüncü ve dördüncü sırada yer alıyor.
★★★
Eğitim:
19 yıllık dönem içinde neredeyse 10 Eğitim Bakanı değişti.
Ülkemizin fotoğrafı bu. Ancak "Röntgeninin" daha kötü olduğu aşikar.

13 Ağustos 2020 Perşembe

ÜÇ KARDEŞ MESELESİ

İtikaddaki mezheplerden olan EŞ'ARİ mezhebini Kur'an Ebul Hasan Eş'ari hazretleri kırk yaşına kadar Mutezile mezhebine mensup idi ve bu mezhebin mümtaz alimlerinden idi. Mutezile aklı terviç eden bir mezhepti. Bir gün hocası Ali el Cübbai ile arasında bir mesele geçti aldığı cevaplardan tatmin olmadığı için Mutezileyi bırakıp Eşarilik mezhebini kurdu."İhve-i Selase" denilen üç kardeş meselesi şu idi. Hasan Eş'ari hocasına sordu:
"-Biri kafir, diğeri Salih, bir başkası ise sabi iken ölmüş bulunan üç kardeş hakkında ne dersiniz?"
El Cübbai:"Salih mümin, yüksek derecelere erişmiştir.Kafir ölen kardeşi ise azaba duçar olmuştur. Sabi iken vefat eden üçüncü kardeşi ise ne mükafat ve ne de mücazat görür" demiştir. Bundan sonra hoca ve talebe arasında konuşma şu şekilde devam etmiştir:
"-Sabi olarak vefat eden, salih olan kardeşinin derecelerine ulaşmak istese Cenab-ı Hakk buna izin verir mi?
-Hayır, ona denilir ki ; o derecelere taat ile varılır, senin taatin yoktur."
"-Eğer çocuk :Ya Rabbi bu durum benim kabahatimden dolayı değildir. Eğer beni yaşatsaydın sana itaat eder, biraderim gibi derecelere nail olurdum" dese Cenab-ı Hakk'ın ona nasıl mukabelede bulunabileceğini tahmin edersiniz".
"-Cenab-ı Hakk ona yaşasaydı umduğu gibi taatte bulunmayıp isyan edeceğini ve bunun neticesinin  de azaba duçar olmak olacağını bildirerek kendisi için hayırlı olanı halk ettiğini yani sabi iken canını alarak onu bu durumdan kurtardığını beyan buyurur".
"- Bu beyan karşısında hayatı kafir olarak tamamlayan kardeş Cenab-ı Hakk'a "Ey merhametlilerin en merhametlisi Rabbim, madem öyle, beni niçin kardeşim gibi sabi iken öldürüp de bu felakete sürüklenmekten kurtarmadın?" yolunda bir itiraz da bulunsa, Cenab-ı Hakk buna karşı ne buyurur?"
Bu noktada verecek cevap bulamayan Cübbai, muhatabını itham ederek:
"-Sen vesveseye tutuldun" diyerek cevap vermiş. Eşari ise:
"-Hayır ben vesveseye tutulmadım. Ancak şeyhimizin  söyleyecek sözü kalmadı. Anlaşılan akıl sepetinde pamuk bitmiş diyerek meclisi terk etmiş ve Mutezile den ayrılarak kendi itikadi görüşünü yaymaya başlamıştır.

İNSAN FITRATINDAKİ ÜÇ TEMEL SAİK

İmam Gazali, insan fıtratında üç temel saik tespit eder ve bunları:
a-Kuvve-i akliyye,
b-Kuvve-i gadabiyye(bedeniye)
c-Kuvve-i şeheviyye
guruplandırarak bunların ifrad,tefrid ve itidal derecelerini tahlil ederek insana bu hususiyetlerde mutedil olmanın yollarını ve faidelerini anlatmaya çalışır.

MUHARREM İNCE HAREKETİ

Bugün açıklamasını yaptı. Gündemde kalmak isteği açık ve aşikardı. Parti kurmayacağı anlaşıldı. Peki ne yapacak? Kılıçdaroğlu'na karşı cevap vermekte kullanılacak(!) bir araç olacak. 2023 seçimlerine kadar karşı cephenin içinden kiralanmış beşinci kol faaliyeti yürütecek. Çünkü, iktidar partisinin Kılıçdaroğlu'nu eleştirmesi onu büyütmekte. Kılıçdaroğlu doğruları söylemekte ve sürekli hafızaları tazelemekte. Ancak CHP içinde olan birinin kendi başkanını eleştirmesi ayrı bir haz. Muharrem İnce "ince" bir işte kullanılacak. Buna karşı Kılıçdaroğlu'nun yapacağı en kestirme iş:Disipline sevk ile ihraç ve CHP ile ilişkisini kesmek. Hemde hemen. Bu ilişki kesildikten sonra belki Parti konusu gündeme gelebilir. Parti içerisinden linç yememek için Muharrem İnce'nin etrafında insan birikmesi de mümkün değildir.

HAZİNE GARANTİLİ İHALELERİN AKİBETİ

Hazine garantili olarak Amerikan Doları üzerinden belirlenmiş köprü, otoyol, tünel, Havalimanı v.s gibi milletimizin geleceğini ipotek altına koyan harcamaların akıbeti ne olacaktır? Bu ihalelerde müteahhit kendisini garantiye almak amaçlı olarak İngiltere kaynaklı "tahkim" şartlarını getirmiş olsa bile yarın iktidar değişip yerine güçlü bir idare geldiğinde, alacaklı gözüken yerli şirket sahiplerinin yedi sülalesi üzerindeki mal varlığı yönünden baskı yaptığında muhatapları can korkusuyla her şeyden vazgeçecektir. Bu nedenle milletin malı, millete dönmüş olacaktır. Şeri kurallara bakıldığında hırsızın elinin kesilmesi vardır. Ancak kefalette vardır. Tüm mal varlıklarından vazgeçmeyi kefalet olarak sunulduğunda adalet temin edilmiş olacaktır.

TÜRK TOPLUMUNU YIKMAK İSTİYORSUNUZ

Türk Toplumunu yıkmak mı istiyorsunuz.Uygulamada olan 10 öneri:
1. Müslüman Bir Toplumu Çökertmek İstiyorsanız :
Önce ev hanımlığını ve anneliği değersizleştirin ki evde ana kalmasın. Evde ana kalmayınca nesiller televizyonun ve internetin emzirip büyüttüğü ruhsuz, kimliksiz ve merhametsiz ahlaksız  nesiller olarak yetişsin.
2. Bir Toplumu Yıkmak İstiyorsanız
O toplumun babalarını borca, kredi kartı batağına, geçim derdine, işsizliğe ve açlığa mahkûm edin ki ne eşlerine, ne evlatlarına, ne de ailelerine ayıracak vakitleri kalsın. Taksit ödemekten, kirayı denkleştirme derdinden, çocuklarının okul masraflarını düşünmekten başka bir şey düşünmeye mecalleri kalmasın…
3. Bir Toplumu Çürütmek İstiyorsanız
Evliliği pahalılaştırıp, nikâhsız birlikteliği ucuzlatın ki genç nesiller haram yollara tevessül etsin. Zinayı kolaylaştırıp evliliği zorlaştırın ki nesiller, flörtün, ahlaksızlığın pençesinde eriyip gitsin. Aile politikalarıyla, nafaka kanunlarıyla, pozitif ayrımcılıkla aileye darbe üstüne darbe indirin ki toplumun çekirdeği çürüyüp gitsin…
4. Bir Toplumu İfsad Etmek İstiyorsanız
Helal lokmayı ve helal kazancı zorlaştırın ki midelere giren haram lokmalarla o toplumun kimliğini, özünü, ruh kökünü ve karakterini değiştirebilesiniz. Faizli esnaf kredileriyle, evlilik ve düğün kredileriyle, BESLER’le, piyangoyla, promosyonlarla bir şekilde herkesi faize ve harama bulaştırın, hiç olmazsa faizin tozuna bulaştırın ki o toplum Allah’ın yardımını ve muhafazasını kaybetsin. Midelere giren haram lokmalar, duaların ve ibadetlerin kabul olunmasına engel olsun.
5. Bir Toplumu Bitirmek İstiyorsanız
O toplumun âlimlerini, hocalarını, imamlarını itibarsızlaştırın ki toplumu derleyip toparlayacak, onlara rehberlik edecek, istikamet belirleyecek olan âlimlere güven kalmasın. Onları kendi aralarında birbirine düşürün, halkın önünde tartıştırın, her birine farklı bir şey söyletin ki halkın nazarında itibarları zedelensin. İmamları ve hocaları komedi filmlerinin ve fıkraların başkarakteri haline getirip gözden düşürün ki kriz anlarında rehberlik yapıp safları tahkim edecek kimse kalmasın. Cemaatleri, dernekleri, tarikatları asli vazifelerinden uzaklaştırıp ihale kovalama ve kadro yerleştirme derdine düşürün, onlarla ilgili kafalarda soru işaretleri ve korkular üretin ki toplumu irşad edecek kimse kalmasın.
6. Bir Toplumu Mahvetmek İstiyorsanız
Öğretmenleri itibarsızlaştırın ki öğrencileri bile onları ciddiye almasın ve onların üzerinde hiçbir yaptırımları kalmasın. Velilerin fırçaladığı, talebesinin hakaret ettiği, yöneticisinin kıymet vermediği sıradan memurlara dönüşsünler. Sonunda ne bir nesil yetiştirebilecek heyecanları, ne toplumu ıslah edebilecek aşkları, ne de zorluklarla başa çıkabilecek azimleri kalsın.
7. Bir Toplumu Perişan Etmek İstiyorsanız
O toplumu dizilerden, yarışma programlarından, yemek, evlilik ve magazin programlarından başlarını kaldıramayacak hale getirin ki gerçek hayatla bağları kopsun. Diziler vesilesiyle ahlaksızlığı yasak aşk, zinayı seviyeli birliktelik, adatmayı sıradan bir iş olarak gösterin ki toplumun temelleri sarsılsın.
8. Bir Toplumu Yok Etmek İstiyorsanız
Müslüman siyasetçilere güveni sarsın ki Müslümanlar ve İslami siyaset, toplumun nazarında bir umut ve bir alternatif olmaktan çıksın. Siyasi söylemi her daim İslami söylemin üstünde tutun ki hedefler, idealler ve yola niçin çıkıldığı zamanla unutulsun. Siyasi farklılıkları İslami birlikteliklerin önüne geçirin ki gerektiğinde toplumu tek saf haline getirecek hiçbir şey kalmasın.
9. Bir Toplumu Çözmek İstiyorsanız
Peygamberi dini alanın dışına itin ki halkın İslami yaşamında yegâne örnek ortadan kalksın. Sürekli bize Kur’an yeter deyin ki Peygamberin sözünün yerine kendi aklınızı koyup toplumu istediğiniz gibi yönlendirebilesiniz ve Kitap’ı kafanıza göre yorumlayabilesiniz. Geleneği, geçmiş birikimi itibarsızlaştırın ki o toplumun geleceğini de yok edebilesiniz. Bidatleri ve hurafeleri yaygınlaştırın ki hakikati perdeleyebilesiniz.
10. Bir Toplumun Kökünü Kurutmak İstiyorsanız
Özellikle sakallıların, başörtülülerin, namazlıların yalan söylemesini, iftira atmasını, haksızlık yapmasını, kul hakkına girmesini, sözünde durmamasını, borcunu ödememesini, harama bulaşmasını, kirlenmesini, örselenmesini ve yıpranmasını sağlayın ki toplumun Müslüman kimliğe zerrece güveni kalmasın. Müslümanlara olan güveni de bitirebilirseniz artık oturup rahatlıkla kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Çünkü hedefinize ulaşmışsınız demektir.
Doç. Dr. Latif Tarbak

12 Ağustos 2020 Çarşamba

YAHUDİ İSTİSMARLARININ SINIRSIZLIĞI

Bugün gıda piyasasına Yahudiler hakimdir.Başlangıçta "karaborsa" düşüncesi hakim olsa da uzun vadede farklı amaçları vardır.Raf ömrünü uzatmak için katkı maddeleri kullanmaktadırlar. Hormonlu gıda yetiştirip, bunu kendi insanı için değil diğer insanlara satmaktadırlar. Bu hormonlar, bir kaç nesil boyunca kullanıldığında asıl gaye ortaya çıkmaktadır. Bugün Almanya'nın nüfusu her yıl bir milyon azalmaktadır. Yahudi "koşer" denilen kelimeyle yaftalanmamış gıdayı tüketmez. Hormonlu et tüketimi AB de yasaktır. Ancak üretilen hormonlu eti, üçüncü dünya ülkelerine satmakta beisleri yoktur. Bu gün Amerika'da yedi çeşit mısır üretilmektedir. Bunlardan dördü hormonlu olması nedeniyle AB 'ye giremez. Ülkemiz bu işlerden bihaber bulunduğundan Türkiye bunları ithal eder. Şeker pancarından şeker elde edilen Fabrikalarımız kapatılmış, şeker pancarı üretimi durmuş, hormonlu mısırdan elde edilen glikozlarla insanımız zehirlenmektedir. Bu amaçla Tarım bakanına, Fransa madalya takmıştır. Hibrit denilen tohumun mucidi ve tekeli İsraildir. Hibrit tohumdan tohum elde edilemez bu nedenle İsrail "altın" fiyatına bu tohumu pazarlar.

BEŞERİ İRADE ÜZERİNDEKİ MUHTEMEL MÜESSİRLER

İnsanın maddi alemdeki ilk sermayesi olan baba tarafından  ana rahmine bırakılan ilk nutfe-i maneviyyenin helal veya haram gıdadan teşekkül etmiş ve rahme besmele ile gönderilip gönderilmediği, ana baba arasındaki bu ilişkinin nikah akdine dayanıp dayanmadığı o nutfeden meydana gelecek olan "insanın" kaderi, karakteri, tahassüs ve tefekkürü üzerinde çoğu tespit edilemeyen pek çok tesirleri icra ettiği inkar olunamaz.
Bu müessirlerden birisi de çocuğa veraset yoluyla intikal eden beden yapısı ve karakteri ile ilgili hususlar Anneden alınana otuz bin, babadan alınan otuz bin hususiyeti tevarüs eder
Bir başka müessir de iklim ve beslenmedir. Dağlık bölgenin çocuğu hareketli, ova ve çöl çocuğu ise az hareketli olur. Gökyüzünün umumiyetle açık ve berrak olduğu bir iklimde yetişen insanların diğergam, hayal ve hisse mütemayil, hikmete talip, şair meşrip olmalarına mukabil, gökyüzü kapalı ve kasvetli iklimlerde yetişenler umumiyetle egoist, akılcı, bedbin bir haleti ruhiyye gösterdikleri inkar olunamaz.
Gıdalarla alakalı tesirlerden dolayı dişisini kıskanmaya domuz eti haram edilmiştir. Çinlilerin uyuşukluğunu yedikleri pirinçle, Karadeniz insanının kavgacılığını sarp arazi, balık ve mısır gıdası tüketmesinden kaynaklandığı fikri yanlış değildir.
Tasavvufta manevi terakki için riyazet esnasında hayvani gıda tüketmekten çekinilir.

MASONLUĞUN ON DOKUZ DERECESİ VE ÜSTÜNÜN KONUMU

Otuz üç derece ile kademelendirilerek -güya- bir beşeri terakki sistemi ortaya konmuş bulunan masonlar da on sekizinci dereceye kadar hayr ve şer bütün fiillerde ilahi iradenin varlığını kabul ederler. Ancak bu görüşten vazgeçip "Deizm" diye adlandırılan görüşü benimsemedikçe on dokuzuncu derece ve yukarısına terfi edemezler. Deizm, ilahi iradenin kainatın yaratılış anında aynen semavi dinlerde olduğu gibi mutlak bir şümul ile cari olduğunu kabul edip yaratılıştan sonra bu iradenin bilahare yaratılmış olanların teşkil etmiş olduğu alem'le (masiva ile)alakasının kesildiği yolunda bir görüştür.Onlar Cenab-ı Hakk'ı "Kainatın ulu mimarı" diye yad ederler. Bundan dolayı sembolleri pergel cetvel gibi edavattır. Nasıl bir mimar binayı istediği şekilde planlayıp inşa ettikten sonra onun bilahare kullanılışı ve işleyişi ile ilgisiz kalırsa, Cenab-ı Hakk da kainat karşısında aynı durumdadır.Ayrıca bu inanışta peygamber kabulü de yoktur. Bu demektir ki on dokuz veya daha yüksek derecedeki masonlar İslam nazarında "münkir" dirler.

KADERİMİZİ BİLSEYDİK HAYAT ÇEKİLMEZ OLURDU

Kul için kader, yani olacakların mutlak irade ile ezelde takdir olunması keyfiyeti bilinemez. Zaman içinde kaderin gerçekleşmesi yani "kaza" haline gelmesiyle anlaşılır. Bu insanın zamanlı bir alemde yaşamasından ve idrakinin zaman ve mekan kaydı dışında sıfırlanmasından doğan bir keyfiyettir. Ancak bu keyfiyet , aynı zamanda ilahi bir merhametin icabıdır. Zira insanlar olacakları evvelden bilselerdi bahtiyar olabilmelerine  ve hayatın çeşitli cilveleriyle avunup huzur bulmalarına imkan olmazdı. Mesela bir trafik kazasında can verecek olan bir kimsenin o vakanın gerçekleşeceği ana kadar endişeden salim olabilmesi kaderin bu meçhuliyeti sayesindedir. Buna ilaveten kader bilinebilseydi fiiller o bilginin ışığı altında şekil ve mahiyet değiştirir ve bu da kul için Dünya hayatını bir "imtihan alemi" olmaktan çıkarır ve nizam altüst olurdu. Mesela bir adam öleceği zamanı bilse ölmezden evvel ne kadar düşmanı varsa hepsini öldürmeye kalkışabilir veya yapmayacağı bir çok işleri gerçekleştirmeye teşebbüs ederdi.

DÜNYA, HAK TEALA'NIN TAM TARİF ETTİĞİ GİBİ

Mahmut Ustaosmanoğlu hazretleri ile olan 2005  yılına ait bir diyaloğunu Nurettin Yıldız hoca efendi anlatmış.Tekerlekli sandalyede oturan, gırtlak kanserinden vefat eden kızının cenazesinden hemen sonra Mübareğe sorulan soru:"Efendim, dünya sizi iyice bunalttı mı?" sorusuna hazret " Hafız Efendi, Hak Teâlâ'nın tam tarif ettiği gibi dünya. Ne bekliyorduk ki".
Biz bugün dünyadan ne bekliyoruz. Kuvvetli bir İslam devleti, dünyayı titreten idareci,maddi sorunların kalmadığı, fakir ve aç insanın olmadığı bir dünya düzeni. Bu bir hayal. Çünkü dünya bu şekilde tarif edilmemiş. Bizim nefsimizin tarifini biz söylemekteyiz. Eğer rahatlık yeri olsa idi buna en layık olan Cenab-ı peygamber olması iktiza ederdi. Ala, O'nun yaşantısı ortada. Raşit halifelerin sıkıntıları(üçü şehit birisi eceliyle vefat etmişlerdir.)
O halde nasıl bir beklenti içinde olmalıyız. Sorunlar, imtihanlar içinde boğuşurken acziyetimizi idrak ve ifade ile sadece Yaratana sığınmak, onu unutmamak ve şikayet etmemek.
Başka bir yol olduğunu söyleyenler ! Nefsiniz size fısıldıyor olmasın?

DİLİPAK'I BEKLEYEN AKİBET


  • Abdurrahman Dilipak'ın İstanbul sözleşmesi ile alakalı haklı beyanları eleştiriden öte, Erdoğan ailesine söz getirdiği için 81 vilayetteki AKP kadın kolları şikayet dilekçesi verdiler. Kamuoyuna mal olan bu toplu hadiselerde cesur olan savcılar  önce şüphelinin ifadesine başvuracaklar. Akabinde cesur olanları "Fikir hürriyeti kapsamındadır" diyerek kovuşturma açmayacaklar. Ancak müracaat sahibinin hepsinin siyasi iktidardaki konumu nedeniyle bazıları iş benden çıksın diye İddianame tanzim edecekler, uyanık olanlar ise evrakı sümen altı edip rüzgarın durumuna göre konum belirlemek için bekletecekler ve bu dosyalar, ifade vermeler Dilipak'ı ziyadesiyle rahatsız edip psikolojisini bozacak. Belki de yazılarının sonuna eklediği "Selam ve dua ile" sözüne "KAHR ve dua ile" deyip bitirecek...

11 Ağustos 2020 Salı

VAHYE KAFA TUTANIN HALİ

Mescid vahye kafa tutarsa DIRAR olur
Malım vahye kafa tutarsa BELAM OLUR,
Servet vahye kafa tutarsa Karun olur
Zeka vahye kafa tutarsa Haman olur
Güç vahye kafa tutarsa Firavun olur
Cahil vahye kafa tutarsa Ebu Cehil olur.

CENNET VE CEHENNEM ÜZERİNDEN ÖTEKİLEŞTİRME

Mülkün sahibinin sarrrufları konusunda yaratılanın söz hakkı olmadığı gibi yorumda bazen edebe aykırı olabilir. Müminlerin, samimi olan hristiyan, yahudi ve sabiilerin cennete gireceği hususundaki Kur'an ayetinin şümulünü daraltmaya hakkımız yoktur. Kimin cennete girip girmeyeceği, yahut cehennemlik olup olmadığı, insana sorulacak bir konu değildir. Af ve merhamet sahibi Hakk Teala olup O'nun mülkü olan Cennet ve Cehennem hususunda insanları ötekileşmek, daha ulvi vazifeler icra etmek mümkünken enerjinin boşa tüketilmesi anlamındadır. Hakikatini bilmediğimiz konularda çene çalmak şeytanın bir hilesidir. 

10 Ağustos 2020 Pazartesi

KURAN ŞİFRESİ VE CİFR İLMİ

Sayılara ve harflere belli bir takım anlam ve değerler yükleyerek bunlarla olayların arasında irtibat kurmayı amaçlayan cifr ilmiyle, bugünlerde ülkemizin gündeminde olan "Kur'an şifresi", birbirleri ile hiçbir irtibatı olmayan iki ayrı husustur. Cifr ilmi gerçeğe tekabül kabiliyeti ve imkanı bir yana, çoğu zaman kendi içinde tutarlı bir sistemi yansıtırken, "şifre" iddiası ilmi açıdan tam bir "komedi" görüntüsü vermektedir. Zira şifre sistemi işletilirken belli prensiplere bağlı kalınmamakta, hatta önceden tesbit edilmiş hiçbir prensip ihtiva etmemekte ve daha da önemlisi önceden tayin edilmiş sonuçlara ulaşmak için her seferinde değişkenlik gösteren yöntemler izlenmektedir. Olaylar tarihlenirken kimi zaman hicri, kimi zaman miladi takvim esas alınmakta ve en mühimi, Kuran'ın orijinal arapça metni üzerinde değil, Türkçe mealler üzerinde çalışılmaktadır.
Bu nedenle şifre iddiasının ciddiye alınır bir yanı bulunmamaktadır.
Kuran, insanları hidayete sevk etmek için gönderilmiş bir kitap olduğu için onda şifre, rümuz gibi şeyler aramak doğru değildir. Ayrıca şurası da kesindir ki, Kuran bir şifre sistemi içerdiği ve bu sistemin keşfedilmesiyle gaybı hususların açığa çıkacağı konusunda Ne Resulullah efendimizden ne de sahabeden sahih herhangi bir şey nakledilmemiştir. Kur'an ,Efendimiz (SAV) için "O , Gayba ait haberlerde cimrilik etmez" buyrulmaktadır.Yani Efendimiz (sav) gaybe ait ne biliyorsa onu olduğu gibi tebliğ etmiştir.Eğer halen Kuran'ın bir şifresi olsaydı ,Efendimizin onu ümmetine haber vermiş olması gerekirdi.
Cifr ilmine gelince, İmam Gazali'nin görüşüne göre harflerin belli anlamlar ve sayısal değerler ifade ettiği konusunda hiçbir tutarlı ilmi delil bulunmadığı kanaatindeyiz. Kur'an ve Sünnette bu hususta bir haber ve bilgi mevcut değildir.Kıyamete yakın zamanda zuhur edecek olaylar, Efendimiz vasıtasıyla bildirilmiştir.
Bununla birlikte Allah'ın veli kullarının geçmiş ve geleceğin gaybı hususunda keşfi bilgi edinmesinin her zaman mümkün ve vaki olacağı inancındayız. Ehli sünnet alimleri, böyle bir bilginin ancak sahibini bağlayacağı görüşündedirler. Diğer insanlar için kesin bir delil olmadığını belirtirler. Bu bilgiyi elde eden onunla amel edebilir. Cifr gibi kesinliği hakkında elimizde dini bir delil bulunmayan bir uğraş sonucu elde edilen bilgilerin dini herhangi bir değer taşımadığını aklımızdan çıkartmamalıyız...

İNSANIN TÜM FİİLLERİNİ İSLAM KAYIT ALTINA ALMIŞTIR

İslam'ın haricinde kalan bütün sistemlerde hayatın tamamını nizamlayıp, hükme bağlama iddiası yoktur. İslam, bir fertten sadır olan fiilleri sekiz kategoriye ayırmış ve hiçbir beşeri fiilin bu kategoriler dışında kalmasına müsaade etmemiştir."Ef'al-i mükellefin" denilen , yani akıl ve baliğ olupta kendisi için mesuliyet mevzubahis olan bir fertten sadır olacak bütün fiilleri haram, helal, vacib, sünnet, müstehap, mekruh gibi guruplar altında toplayarak mümkün ve muhtemel her davranışı bir değerlendirme ile tezatsız hükme raptetmiştir.

AKIL

Akıl, Ehli Sünnet itikadınca Allah'ın sırf varlığını idrak etme hususunda kifayetli ise de bundan ötesi için kifayetsiz kabul olunur. O vahyin yardımına muhtaçtır. Bu yardım olmazsa, idrak kemale erememekte ve sahibi tezatlara sürüklenmekten kurtulamamaktadır.

İSLAMDA FELSEFE YOKTUR

İslam da felsefe yoktur. Çünkü felsefe sırf akla, İslam ise hem akla, hem de nakle dayanır. Nakle dayanan bir tefekkür sistemi ile felsefe arasında gaye ve hedef itibarıyla ayniyet olsa da, metod ve vasıta itibarıyla esaslı bir fark mevcuttur. İslam belli oranda rasyonalist, yani akılcıdır. İslam da akla had (sınır) tayin edilmiş ve vahye dayanan tebligatın muhtevası ile terbiye edilmiştir. İslamın akılcılığı, aklı mabud yapan aklın kudretlerini hudutsuz kabul eden görüşten farklıdır. Enbiya silsilesi birbirini teyit ederken, felsefeciler kendinden öncekileri tekzip ederler.

İSLAM DEVLET ÖNGÖRMÜŞTÜR

Hak Teala'nın emirlerini uygulamak,nehiylerini tatbik etmek mutlaka bir siyasi gücü gerektirir. Resulullah efendimizin Medine'ye hicret sonrasındaki yaptığı faaliyet bir devlet olma hareketidir. Raşit Halifeler de bu gerekliliği devam ettirmişlerdir.
Bazı sinsi kişiler "İslam devlet öngörmemiştir.İnsanoğlu dünyaya gönderildiğinde bir devlet projesi içinde gönderilmedi. Allah'ın bir devlet diye önermesi yoktur. Kuranda böyle bir önerme yoktur. Buna karşılık kollektif yaşam, Allah'ın öngörüsüdür"(Ömer Lütfi Mete) diyenler İlahi emirlerin kuvveden fiile çıkmasını siyasi otorite ile değil, cemaat vasıtasıyla gerçekleşmesi lazım geldiğini kabul etmektir.İslam böyle anlaşılınca laiklikle bağdaştırılması maksadına bağlı fikir beyan edenlerdir. Gülen cemaatinin bu fikri tamamıyla takiyye olup, vakti zamanı gelince devleti ele geçirme teşebbüsüne katılmışlardır.

İNGİLİZLERİN SİNSİLİĞİ

İngilizler Hindistan'ı işgale yeltenirken en ciddi mukavemeti Müslümanlardan gördüler. Bu karşı koymanın İslam inançlarından doğduğunu fark etmekte gecikmediler. Hindistan'da tutunabilmek için sırf askeri gücün yetmeyeceğini, İslami inançları sarsmak gerektiğini fark ederek islam aleyhine sayısız neşriyata girişmişlerdir. Müslümanları ifsad için bir üniversite dahi kurmuşlardır. Ali Garh ismi verilen bu üniversiteden sapık kimseler yetişmiştir. Fazlurrahman, Feyzi Ali Asgar gibi isimler bunlardandır."Kuranı Kerimdeki nesh, incil'in tahrifi, Teslis ve Muhammed aleyhisselamın nübüvveti" konularında Rahip Fender ile fikri münazaraya tutuşan Hace Rahmetullah-i Hindi isimli Müslüman bir alim'in İzharul Hak" adıyla telif ettiği eseri Sultan Abdülaziz merhumun teşviki ile Osmanlıca'ya terceme edilmiştir.Şah Veliyyullah Dehlevi hazretlerinin "Hüccetulalil Baliğa" isimli eseri Sönmez Neşriyat tarafından 1972 yılında İstanbul'da bastırılmıştır.

KURAN'DA İSMİ GEÇEN ZÜLKARNEYN HAZRETLERİ

Kuran'da ismi geçen Zülkarneyn hazretleri, Mekodanyalı Büyük İskender değildir. Konyalı Vehbi Efendi'nin tefsirinde  ayette beyan olunan İskender, Hazreti İbrahim zamanında Yemen'de Himyer kabilesinde salih bir kimsedir. Onun salahı sebebiyle Hak teala ona her muradını vermiştir. Gece ve gündüz İskender için müsavi ve yeryüzünde yürümek, O'nun için gayet kolay olduğunu Hz.Ali efendimizden mervidir. İskender'in memaliki mağrip ve maşrık cihetlerini ihtiva ettiğinden İskender-i Zülkarneyn denilmiştir.
A.Fikri Yavuz'un Kuran tercemesinde hatalı bir şekilde Zülkarneyn için "Rum hükümdarı İskender denilmiştir. Ömer Rıza Doğrul'un Tanrı buyruğu isimli kitabında Zülkarneyn için ateşperest İran Hükümdarı Dara zikredilmiştir.

9 Ağustos 2020 Pazar

İSLAM SALTANATI MEN ETMEKTE MİDİR?

İslam saltanatı ne emreder ve ne de men eder. Zira O, idarede şekil hususunda ümmeti serbest bırakmıştır. Bunun manası, siyasi idare şeklinin maslahata, yani ahvalin gereğine göre gerçekleştirilmesi hakkında sarih bir cevazdır.
Saltanatın, İslam tarihinde men edilmemiş olduğuna dair, bu idare tarzına muarız olan şiilerin kendilerine metbu addettikleri Hz.Ali efendimizden bir misal:
"O büyük sabiye vefatı yaklaştığı vakit sorarlar:
-Senden sonra Hazreti Hasan'a biat edelim mi?
O da :"Bunu size ne emrederim ve ne de men ederim"buyurmuştur.
İslamda saltanat, yani devlet reisliğinin babadan oğula geçmesi men edilmiş olsaydı Hazreti Ali böyle karşılık vermezdi.
Doğrusu şudur ki :İslam da siyasi sistem olarak "şekil" değil, "ruh" veya "muhteva" emredilmiştir.Buda dört amir hükümde tezahür eder:
1- Ahkamı şeriyyenin tenfizi(Yani şeriat hükümlerinin fiilen tatbiki)
2-Emanetin ehline tevdii(Yani umumun iktidarının kullunalımasını icab ettiren mevki ve memuriyetlere adam tayininde ehliyete itibar olunması.
3-Şura ile karar verilmesi(Bunları yerine getiren bir siyasi kadroya karşı , idare edilenler için de bir dördüncü şart olarak
4-Biat gereklidir.Yani vacibdir ki, bu da munzam bir "seçim" demektir.
Yukarıda şartları haiz olan bir idare ne suretle işbaşına gelmiş olursa olsun, ona itaat, ümmet  için vacibdir. Hatta kılıç zoruyla işbaşına geçmiş olsa bile

GÖZYAŞI

Avusturyalı doktor Alfred Adler "Fraunen: Kadınlar" isimli kitabında,"Gözyaşında Lyzozyme denilen zehirli bir madde bulunmuştur. Gözyaşı davet eden hallerde bu madde, o ruhi halin tevekkülünde vücudun dışarı atmak istediği bir atıktır. Bu madde kanda kalırsa mideyi tahriş eder. Bronşları etkiler. Ağlayan insan gıcık duyarak öksürür. Bu madde vücudda kalırsa, mide ülseri yapar. Onun için sıkıntılı ruhi zamanlarda ağlamak, vücudda husule gelen bu maddeyi dışarı atmak içindir.
Doktor Alfred Adler, yirmi sene pasifik adalarında kalmış. Erkeklerden ziyade kadınlarda ülser görmüştür. Erkeklerde tesadüf etmemiştir. Normalde kadınlarda ülser enderdir. Ağladıklarından, Erkekler sıkıntı hallerde ağlamazlar. Sinirlenirler. Erkeklerde ülsere çok tesadüf edilir. Halbuki Pasifik adalarında erkekler çok ağlarlarmış. Bu adalarda ağlamak ayıp değilmiş. Diğer milletlerde ağlamak, erkekler için ayıptır. Ağlayan birine:Sen erkek değil misin niçin ağlıyorsun" diye çıkışırlar
Gözyaşı ile ruhun bir alakası vardır. Üzüntülerde gözlerimizden yaş gelir.bunun sebebi henüz anlaşılamamıştır. Gülmede gözden yaş gelmesinin sebebi de meçhuldür.(Dr.Uğur Derman,Su)

KÖLENİN CÖMERDİ

Abdullah b. Cafer hazretleri bir sefer esnasında bir hurma bahçesine uğradı.Bahçenin hizmetçisi siyahi bir köle idi.Köleye üç adet ekmek getirmişlerdi.Bu sırada bir köpek geldi.Köle, ekmeklerden birini ona attı.Köpek ekmeği yedi.Öbürünü attı. Onu da yedi. Üçüncü ekmeği de attı. Köpek onu da yedi.
Bunun üzerine Abdullah b. Cafer (ra) köleye sordu:Senin ücretin nedir? Köle:günlük üç ekmektir.
-Niçin hepsini köpeğe verdin?
Köle:"-Burada hiç köpek yoktu.B köpek uzak yerden gelmiştir.Aç durmasına gönlüm razı olmadı" dedi.
Abdullah (ra):"Peki bugün sen ne yiyeceksin?" diye sorunca köle:"Sabredeceğim, günlük hakkımı Rabbimin bu aç mahlukuna devrettim"dedi.
Abdullah (ra): Süphanallah! Benim çok cömert olduğumu söylerler. Bu köle benden daha cömertmiş" buyurdu.
Ardından da o köleyi ve hurma bahçesini satın aldı ve köleyi azad edip, hurmalığı ona bağışladı.

CHP ANLAYIŞI

Kuruluşundan bu yana CHP nin mücadele ettiği iki ana olgu vardır. Birincisi İslami olgu. İkincisi kürt meselesidir. İslami olguya karşı olan düşmanlığını yakın zamana kadar atamamıştır. Şu andaki konumu ise bu meselenin kendisine oy kaybettirmesi gerçeği karşısında takiyye yapmayı tercih etmesidir. Kürt meselesi konusundaki son dönem yaklaşımı ise Kürtlerin oylarıdır. Ancak Kılıçdaroğlu'nda gözlemlenen değişme bu tarihi misyonun değişmekte olduğunun göstergesidir. Şüphesiz bunun ölçüsü de etrafını oluşturan kişilerin nitelikleridir. İslamı günlük hayatlarından çıkartmış olan kimselerin sözlerine karşı temkinli olmak gerektiği gibi aynı eş değerde de İslamın hamiliğine soyunanların on sekiz yılda savrulmalara bakmak gerekir. Ak partinin sahip olduğu gücü elinde bulunduracak bir CHP yi düşünmek insanı endişeye sevketmektedir. Tek Parti dönemi, İstiklal mahkemeleri, karneli hayat ve dindarlara yapılan baskının tekrarlanmayacağı garanti edilemez.

ŞİA'NIN RAŞİD İMAMLARI KÖTÜLEMESİ

Bu tamamen tarihi gerçeklere aykırı bir dvranış olup art niyetli,İslam birliğini bozacak düşüncelerdir. Hazreti peygamber (sav) Hz.Ebu Bekir  ve Hazreti Ömer efendimizin damadıdır. Hz. Osman  (r.a), iki kez Cenab-ı Resulullah'ın damadı olmuştur. Hz. Ömer efendimiz, Hz. Ali kerremullahı veçhe hazretlerinin kızı Ümmü Gülsüm ile evlenerek Hz.Ali'ye damad olmuştur.Bu kadar iç içe olan bir aile mensupları için Raşit halifeleri kötülemek art niyetli davranıştır. Hz.Osman efendimiz İslam davası uğruna bin devesini satıp parasını sarf etmiştir ki bu develerin bugünkü maliyeti bir milyon altındır. Halifeleri rencide etmek, Hz.Ali efendimizin onlar hakkındaki övücü sözlerine terstir.
İmam Ali efendimiz, Hz.Ebu Bekir Sıddik vefat ettiğinde, kapısında durarak şöyle konuşmuştur:"Ey Ebu Bekir, Allah sana rahmet eylesin. Millet içinde ilk Müslüman olan sendin. Ey iman ve yakiyn sahibi ve Resulullah'ı en fazla müdafa eden, Resulullah'a ahlaki üstünlük, gidişat tavır ve harekette en yakını yine sendin. İslam, Resulullah ve Müslümanlar uğruna yaptıklarından dolayı Allah sana en hayırlı sevabı ihsan eylesin.Başkaları yalanlarken sen Resulullah'ı doğruladın, başkaları soğuk davranırken sen O'nun gönlünü aldın.Onlar geri dururken, sen onun yanında yer aldın!. Allah , kitabında sana "Sıddik" adını verdi.
"Doğrulukla gelen ve doğru olduğuna inanan, işte onlar müttakidir" ayetinde Cenab-ı Hakk Muhammed'i ve Sen'i kastediyordu.Allah'a yemin ederim, sen İslam için kale, kafirler için azab idin.Hiçbir zaman azmin, basiretin zayıflamadı ve içine korku girmedi. Fırtınaların sallayamayacağı dağ gibi idin. Resulullah'ın ifade buyurduğu gibi bedenen zayıf  Allah'ın emrini yerine getirirken kuvvetliydin. Kendin mütevazi ve Allah'ın katında büyüktün! Hiç kimse kendi arzusuna göre senden bir şey koparamazdı. Hiç kimseye karşı gevşek davranmazdın. Güçlü sana göre , ondan alıncaya göre güçsüzdü.güçsüz de hakkını elde edinceye kadar güçlüydü. Allah bizi ecrinden mahrum eylemesin ve senden sonra da bizleri doğru yoldan saptırmasın.

APTAL GRUPLAR

Hazreti Ali efendimizin bir tanımlamasıdır:"Her rüzgarın estiği tarafa eğilen, her baykuşa arka çıkan ve Allah'ın nuruyla aydınlanmayan"gruplar vardır. Bunlar mezhep liderlerinin, parti liderlerinin, Millet vekilleri ve belediye başkanlarının emir kölesidirler. Keza sahte şeyhlerin de böyle bir grubu vardır.

LÜBNANDAKİ DURUM BİZDE DE OLABİLİR

Lübnan-Beyrut, Ortadoğunun Paris'i olarak bilinirdi. Patlamadan sonra ortalık karıştı ve insanlar devlet dairelerini basmaya başladı. Politik hanedanlıklar oluştu. Fransızlar tarafından dikte edilen karmaşık seçim sistemiyle yönetim kademelerinin paylaşımında din etkili oldu. Ekonomi sıfır çekti. Düşünün ki Hariri ailesi tam 20 küsür yıl baba oğul şeklinde de Ünlü ''Economist Intelligence Unit" tarafından hazırlanan demokrasi endeksinde Lübnan 10 üzerinden 4,36 puanla 96’ıncı sırada. Türkiye ise 4,09 puanla 110’uncu sırada. Yani Lübnan düzeyine ulaşmamız için daha 14 sıra yükselmemiz gerek. Bugün ülkemizde sessiz ve konuşamayan bir insan birikimi var. Ekonomik sıkıntı insanları patlama derecesine getirdi. Ortaya konulacak bir seçim sandığı sürpriz sonuçlara gebe. Ancak Lübnan'da 2008 yılından 2018 yılına kadar hiç seçim yapılmadı. Ülkemizde seçimin tarihi 2023 dense de dillendirilmeyen bir şekilde bir erken seçime gidilmekte. Bunun için her yol mübah addedenler dün zillet dediklerine bugün milli diyerek parlak çekmektedirler. 

AHMET TAŞGETİREN "DEVLET BAHÇELİ"YAZISI

Bu internet “Amel defteri” gibi bir şey. Google da onun arama motoru.Biri her şeyi hafızasına alıyor, saklıyor, saklıyor, öbürü de “hadi bul” dediğinizde arayıp tarayıp önünüze getiriyor. 4 Nisan 2014 önemli bir tarih. Devlet Bahçeli grup kürsüsünde konuşuyor. Coşmuş ki nasıl  coşmuş. Cümleler makinalı tüfekten çıkar gibi peş peşe geliyor. Hele “İki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz….” diye başlayan cümlelere sıra geldiğinde bütün MHP grubu ayağa kalkıyor, çılgınca bir alkış furyası başlıyor. O cümlelerin sonu malum “Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz. Siyasi görüşü, fikri aidiyeti mezhebi ve yöresi ne olursa olsun, ister AKP’li, ister MHP’li, ister CHP’li olsun, her vatan evladı Cumhurbaşkanı olabilir, ne var ki Erdoğan olamaz, milletin terazisi bu sıkleti çekmez” diye bitiyor. 
Önceki ifadeleri buraya almıyorum. Çünkü orada “herkes olur o olmaz” cümlesinin altını beslemek üzere sayıp dökülmüş ama bu sütunun taşıyamayacağı her şey var. Benim merak ettiğim üç şey var: Bir, bugün o ifadeleri bizzat okuduğunda Devlet Bahçeli’nin ne hissedeceği… İki, o sözlerden sonra nasıl bir muhakeme ile. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Hadi gel, fiili olanı hukuki hale getirelim” diyerek Cumhur İttifakı’nın paydaşı olduğu ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gibi çok kendi şahsına münhasır bir sürece katkıda bulunduğu.
Üç, Cumhur İttifakı’nın  diğer paydaşı ve ana gövdesi olan ve yeni sistemi yürütme sorumluluğunu üstüne alan Tayyip Erdoğan’ın, evet olağanüstü yetkilerin cazibesinin etkisi bir yana, Bahçeli’deki bu keskin dönüşü neye yorumladığı, tamamen “memleket sevgisi” bağlamında mı yoksa başka bir siyasi hesapla mı yorumladığı, başka hesapla yorumlamışsa da, onu kontrol edilebilir mi bulduğu… Dört, Bahçeli’nin konuşmasında onu ayakta alkışlayanlara dair görüntü Türkiye siyasetinin olağanlarından olsa da, orada bulunanlardan herhangi birisinin o sözlerden sonra meydana gelen gelişmeler sebebiyle başlarının dönüp dönmediği veya bir tekinin bile “O sözler ne, bu yapılanlar ne?” diye meraklanıp, “Devlet bahçeli’nin Liderliği”ni sorgulayıp sorgulamadığı…
Bugün siyasetle azıcık ilgilenen kime sorsanız, “Devlet Bahçeli’nin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisi”nden söz eder. Eminim, Ak Parti iktidarının bir şekilde sürüyor olmasını çok önemseyenler de, “Devlet Bahçeli’nin Devlet adamlığı” konusunu, dudak ısırmıyor olsa bile, derin anlamlar yükleyerek yad eder. Kim bilir belki bir gün, hepimiz bu “Devlet planı”nı okuyabilir hale gelir, bu süreç içinde Ak Parti’nin geçirdiği dönüşümün ve bir yapının parçası haline gelişinin arka planını görürüz. Bugün oyun kuruyor Devlet Bahçeli. Meral Akşener’e “Eve dön” çağrısında bulunuyor. Bu çağrının aşağılayıcı mahiyetini çok iyi değerlendiren Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelip “Ortağını üzerimize sardırmaktan alın” diye sesleniyor. Garip olan şu ki Erdoğan, Bahçeli’nin Akşener’e yönelik hamlesine katkıda bulunuyor. 
Millet – Zillet vs… 
Cumhur – Mumhur vs… 
Devlet Bahçeli, “büyük” devlet adamı olarak yüzde 10 küsurluk oyu ile Ak Parti’yi motive etmeyi mi başardı, yoksa Erdoğan “büyük” devlet adamı olarak, “siyasetin kurdu” Bahçeli’yi kendisini destekler hale mi getirdi?
Bu işler böyle kolaycacık oluveren şeyler mi? Yoksa işe büyük harflerle “DEVLET” denen şey mi karıştı? Öyle bir şey var mı ki?
Hani o MHP grubunda Bahçeli’nin sözlerini avuç içleri patlayıncaya kadar alkışlayan milletvekilleri ve halktan insanlar onlar siyasetin neyi oluyorlar? 
Ya da MHP’nin Cumhur İttifakı’na vücut verişini “Hak namına” yapılmış işler olarak gören  muhafazakâr camiamız neresinde duruyor siyasetin? (Ahmet Taşgetiren-Karar gazetesi)

8 Ağustos 2020 Cumartesi

NE HOCASI ŞEYH MAHMUD DEYİN

Hassalı Mehmet Ali Hoca'nın oğlu Şeyh Mahmud efendiye uzun yıllar hizmet eden Ökkeş Çetin anlattı. Şeyh Mahmud efendi ile birlikte Kıbrıs'a Şeyh Nazım hazretlerini ziyaret için gitmiştik. Dergaha vardığımızda bizi karşılayan dervişlere Hazreti ziyaret etmek istediğimizi bildirdikten sonra, mübareğin Derviş'i: Kim diyelim? deyince, ben içimden "Şeyh Mahmud" der isem belki hazretin dervişleri kıskançlık gösterir bu nedenle Hatay, Hassa'dan Mahmud Hoca" diye söylersiniz dedim. Mübareğe haber verdiler. Yan odada mübareğin bizleri görmeden tepkili sözlerini duyduk"Ne hocası; Şeyh, Şeyh "buyurdular.