Dervişin miri mürşidine yakınır:"Efendim, herkes rüya görüyormuş.Rüyalarında çeşitli haller oluyormuş.Ben hiçbir şey görmüyorum" deyince Efendisi ona :"EVladım, bu yolda gördüğünüz rüyalar amel defterine yazmazlar.İşlemiş olduğunuz amelleri amel defterine yazarlar.Görmeden gitmek insanı menzil-i maksuda daha çabuk ulaştırır.Gören kişide gurur ve benlik meydana gelebilir.Görmeyen kişiye ise bu yolda gurur gelmeyeceğinden dolayı mürit daha sağlam yol alır." buyurdu.
KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
26 Ekim 2022 Çarşamba
CİMRİ
Aşk ve muhabbetle zikreden bir mürit hakkında arkadaşları, herhalde bu cennetliktir derler.Bunu duyan mürşitleri:"O zikrederken yerden bir metre havaya kalksa bile cennete giremez" der.Sebebini sorduklarında hazret şu açıklamayı yapar:"Oğlum o cimri cömert değil.Sofrası açık değil, evine misafir götürmez.Arkadaşına fedakarlık yapamaz.,dost kahrını çekemez. ve tasaddukta bulunamaz.Cimri, gökten de uçsa bu ahlakını düzeltmeden cennete giremez.Cennetin kapısını cömertler açar" buyurdu.
İİBADETLERİN KORUNMASI
Bir mürşide sormuşlar:Efendim ibadet nasıl korunuz?".Hazret cevap vermiş:"Evladım , ibadet kalbe gelen vesveseden , riyadan, ibadet yaparken dünya işlerinden ve nefsin yanıltmasından korunur.İbadet ihlal ile yapılmalı, aşk ile yapılmalı, ihsan ile yapılmalıdır.Namaz kılarken, zikir yaparken her an Allah7ın huzurunda olduğunu bilirsen ibadet korunur.
25 Ekim 2022 Salı
TASAVVUFDA ÜVEYSİLİK
"Üveysi olmak", herhangibir mürşide bağlanmadan, doğrudan doğruya Hz.Peygamber'in ruhu ve maneviyatı tarafından irşat ve terbiye edilme veya daha önce yaşayıp vefat etmiş bir velinin ruhaniyeti tarafından terbiye edilmeye üveysilik denir .Bu şekilde terbiye edilen velilerin zahirde mürşitleri olmayabilir.Veysel karani hazretleri Efendimiz (SAV) 'i görmemiş, Efendimiz onu manen terbiye etmiştir.Beyazid-i Bestami hazretleri Cafer'i Sadık hazretlerinin ruhu tarafından, Ebul Hasan harakani hazretleri Beyazid-i Bestami'nin ruhu tarafından terbiye edilmiştir.Bahaeddin Şahı Nakşibend hazretleri de aslında üveysidir.Onun zahirde mürşitleri Muhammed Baba Semasi ve Emir külal ise de hakikatte Abdülhalik Gücdivani hazretleridir.
Ruhaniyetle terbiyeye tasavvufda üveysilik denir.
BEDİR KARAHAN HAZRETLERİ
Bedir Baba hazretleri iki defa hapse girmiştir.İhvanlara zikir çekmeten dolayı.Bedir baba hazretleri mahkemede hakim huzuruna çıktığında Hakim celal bir şekilde "Bak Bedir karahan!Bir daha böyle bir toplantı yaptığını duyarsam seni zindana attırırım.Son olarak ne söyleyeceksin?" diye sorduğunda Bedir baba bütün heybeti ile ayağa kalkıp "Hakim bey, bu emrin bana geldiği yer senden çok daha büyüktür" der.Hakim şaşkınlık içinde tahliye kararı verir.
Hapiste yatarken, aynı hapishanede bulunan meşhur bir eşkiya reisini yanına çağırmış.Bu şahıs son derece saygılı bir şekilde huzura gelip diz çöktüğünde ,Bedir baba "Oğlum, bugüne kadar çaldın, çırptın, vurdun, kırdın.Bak, nihayet geldiğin yer hapis köşesiGel günahlarına tevbe et , bu yolu bırak.Sana ders vereyim, Allah7ın yolunu tut"der.Gerçekten o namlı eşkiya tevbe eder ve hapisten sonra bu şahıs hacca gider
BEDİR BABA HAZRETLERİNİN SÜLUKU
Kayseri Pınarbaşı'nda dergahı bulunan Bedir karahan hazretleri sülukunun başlangıcı 1938 yılı olup bu tarihde Sarız müftüsü Baki hocaya gider.Hoca efendi "Ne kadar kaza namazın varsa hepsini yerine getir" demesi üzerine tüm kaza namazlarını kılar.on beş sene sonra Baki hocaya gider.Baki Hoca der ki;"Benim seninle birlikte ders verdiğim insanlar derslerini bıraktı.Sen de bıraktın sanıyordum.Sana halil İbrahim adında bir şeyhimin dersini vermiştim.Lakin bu şeyhin dersini ben de bıraktım.Şimdi Muhammed Necmeddin hazretlerinin dersini çekiyorum.Sen eski dersi bırak Muhammed Necmeddin hazretlerinin (bu zat Ömer Ziyaeddin Dağıstani hazretlerinin oğludur)dersini tarif edeyim onu çek" der.Bu esnada Muhammed Necmeddin hazretleri gelip Baki hocanın sağ tarafına oturur.Bedir Baba bunu baş gözüyle görür.Ancak Bedir Baba o olup olmadığını bilmiyor.Öğrenmek için Baki Hoca'ya "Hocam Muhammed Necmeddin hazretleri nasıl bir şeyhtir?" diye sorar.Baki Hoca:"Oğlum görmedim.Başına beyaz bağlar üstüne iki çeşit sarık bağlarmış.Öyle tarif ettiler bana " der.Bedir baba "Efendim hazretin saçı sakalı,gözü nasıldır?" diye sorunca "Oğlum görmedim demedim mi?" der Bedir Baba'ya kızarak.Bedir baba, Baki Hoca'nın yanındaki zatı gördüğünü sanmaktadır.Halbu ki Baki Hoca, yanındaki zattan habersizdir.
Muhammed Necmeddin hazretleri tam dört yıl Bedir baba'nın yanında kalır,manevi irşadı ile ilgilenir .Bir çok manevi haller ve keşifler yaşatır ve sırlar öğretir.Bu esnada Bedir Baba bir çok manevi haller yaşar ve bunların ne olduğunu Necmeddin hazretlerine sorar ancak hocası :"Evladım, ben bu hallerin ne olduğunu bilmiyorum.Şeytani mi yoksa Rahmani mi biz bilemeyiz.Sen görevlerine devam et, ibadetlerini tam yap , mürşidinle olan istikametinden şaşma.Yaşadığın haller şeytani ise senden gider, rahmani ise devam eder" demiştir.Çevredeki insanlara bu halleri anlatamayan Bedir baba, bir mağrada inzivaya çekilmiştir.Mağarada uzlette iken dışarı çıktığında bütün ağaçların ,dalların, otların ,taşların zikrettiğini kulaklarında duymaya başlamış ve tüm mahlukatın kendi ekseni etrafında zikrederek hareket ettiklerini görmüştür.
24 Ekim 2022 Pazartesi
YUSUF ZİYA CÖMERT
Aradan geçen 50 küsur yıl iki gerçeği açığa çıkardı.Evvela, hayata geçirmeyi düşündüğümüz şeyin ne olduğu konusunda bir şey bilmediğimizi.Bilmediğimiz gibi anlamak ve öğrenmek için çalışmadığımızı…İyi olacaktı işte her şey. Kimseye zulmedilmeyecekti, adil olacaktık.Kul hakkı asla yenmeyecekti.Allah’ın kullarına, Allah’ın yarattıklarına merhametle muamele edecektik.Kim yapacaktı bunu?Birileri yapacaktı işte! Biz bunun için mücadele ediyorduk. Ettiğimiz mücadele sonradan ‘birileri’nin cebine para olarak, tapu olarak, rant olarak girdi. İkinci ve daha önemlisi samimi değildik. Değilmişiz daha doğrusu.
Biz Türkler, biz Araplar, biz İranlılar, biz Uzak Doğulular, ne kadar biz varsa hepimiz, ellerimize fırsat geçtiğinde ahlakı, adaleti, kul hakkını, merhameti terk ettik.Terk etmeyenler vardır mutlaka.Onların da çoğunun eline fırsat geçmedi!Böylece, “Ahlak temelli bir sosyal düzen hedefi” pörsüdü.
Herkes kendi balonunu şişirme hedefine odaklandı.Hayret, balonlarımızı şişirmekte hiç acemilik çekmedik.Müfredatta yoktu böyle bir şey, sanki anamızın karnında öğrenmiştik!Hem dersimize çalışmadığımız hem de herkesten şişman olduğumuz için sınıfta kaldık. Dersimize çalışmadık; 21. Yüzyılda insanlığa vermeyi düşündüğümüz şeyin ne olduğunu bilmek için çabalamadık.
Herkesten şişmandık; yolsuzluk, üçkağıtçılık, haksızlık ülkelerimizde müesses hale geldi.Buna rağmen bahsi geçen öğretinin tepesine çıkıp nutuk atmaktan da ar etmedik.Şimdi, ahlaki olarak sıfırı tükettik.
Kendi itibarımızı tüketmekle yetinsek çok önemli olmayabilirdi, kendi kötülüğümüzle İslam’ın itibarını da tükettik.
Bizim ‘doğruluk’ dememiz, ‘Mü’min olmak güvenilir olmaktır’ dememiz artık hiç kimse için hiçbir anlam taşımıyor.“Hıı hıı, sizi de gördük” diyor duyan herkes bıyıkları varsa bıyık altından gülerek.Oğullarımız, kızlarımız dahil.Peygamberimiz’in Mekke’deki lakabının “Emin” olması, müşriklerin emanetlerine bile riayet etmesi artık bizi utandırmıyor.Mü’min olmak bize emanete hıyanet etme imtiyazı mı sağlıyor?Allahu Teala’nın haksızlık yaptığımızda da -biz mü’min olduğumuz için- bizimle olacağını mı düşünüyoruz?Allah hakkında büyük suizan.Daha önce de sormuştum, tekrar edeyim.Bu büyük tahribatın düzelmesi için bize kaç yirmi yıl lazım?..”
YUSUF ZİYA CÖMERT”
22 Ekim 2022 Cumartesi
YOLSUZLUK YAPANLARI MÜKAFATKLANDIRMAK
100 sene önce,100 sene sonra yine aynı işler..1923/1950 tek partinin diktatörlüğü şeklindedir.Basına karşı uygulanan şiddet 1924 yılında da vardı.üstelik Takriri Sükun denilen kanunla konuldu.Bir hadise yaşandı:1924 yılında İstanbul basını , Dahiliye vekili Ferit, Cumhuriyet gazetesi kurucusu Yunus Nadi, Gaziantep milletvekili Kılıç Ali ve daha pek çok partilinin adının karıştığı bir yolsuzluğa yer verdi.Mallarına el konulan eski Osmanlı tebaası azınlık mensupları(zengin ermeniler) rüşvet karşılığı mallarını geri almışlardı.Bu olayın sonunda Kılıç Ali ve Lazistan milletvekili Rauf bey, İleri isimli gazetenin başyazarını dövüp başından yaralamışlardı.İşin ilginç yanı bu Kılıç Ali takriri Sükun kanunu ile birlikte , bu yolsuzluk hakkında yazı yazan basını yargılayacak olan Ankara İstiklal mahkemesine üye seçilmiştir.
8 kASIM 1924 tarihinde,Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen gensoru oylamasının ardından bazı milletvekilleri Cumhuriyet Halk Partisinden istifa etmiş ve bunu Terakkiperver Cumhuriyet fırkasının kuruluşu izlemiştir.
Terakkiperver Cemiyeti, tek-parti diktatörlüğünün demokrasi dışı uygulamalarına ve basına karşı yaptığı baskıya karşı yoğun bir muhalefet yürütmüştür.6 Mart 1925 tarihinde Takriri Sükun kanunu uygulanmaya konulmuş ülkedeki tüm muhalefetin sonunun başlangıcı olmuştur.Takip eden günlerde çok sayıda gazeteci ve Terakkiperver Cumhuriyet fırkası üyesi tutuklanmıştır.13 Nisan da İstanbul'da parti binasının basılmasını Tanin gazetesinde haber Yapan Hüseyin Yalçın "baskın " sözcüğünü kullandığı için tutuklanmış ve ömür boyu sürgün cezasına çarptırılmıştır.Mustafa Kemal ile ilgili olarak İzmir suikastına karıştıkları iddiası ile İttihat ve Terakkinin eski kadroları ve Terakki Perver fırkanın üyeleri idamla yargılanır ve 6 kişi asılır.Yargılananlar arasında asker kökenli olan Milli Mücadele kahramanı Kazım Karabekir, Cafer Tayyar, Ali Fuat, Refet ve Mersinli Cemal paşalar , askeriyede ortaya çıkan huzursuzluk Mustafa Kemal'in emriyle beraat ettirilmiştir.
Bugüne geldiğimizde yüz yıl önceki hadiselerin tekrar edildiklerini görmekteyiz.
CAMİ -ORDU-SİYASET
1950 seçimlerinin hemen öncesinde Keçiborlu müftüsü Bekin sönmez, vaazında Cumhuriyet halk Partisine oy vermenin Allah'ın emri olduğunu söylemesi üzerine halk tepki olarak müftünün arkasında namaz kılmayı reddedip camiyi terk etmişlerdir.
27 Mayıs darbesinden sonra Diyanet işleri Başkan yardımcılığına getirilen emekli general ve ehli tarik Sadettin Evrin , Kur'an da Efendimiz için geçen " ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin"(Enbiya suresi 107) ayeti kerimesinin ebced hesabıyla 27 Mayıs'a işaret ettiğini yani ihtilalin de bir rahmet olduğunu yazmıştır.Kitabındaki ifade aynen şöyle:"Hazret-i Muhammed için Kur'an-ı Kerimde söylenen 'Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik' ayetinin 27 mayıs 1960 inkılabından bir ay sonra gren 1380 hicri yılına tarih düşürmesi, içinde bulunduğumuz zamana ait bir işaret ve yukarıda belirtilen manevi rahmete bir beşaret(müjde) addedilebilir)
DİNİ DUYGULARIN KULLANILMASI-CAMİ -ORDU-SİYASET
1946 seçimlerini tıpkı 1930 da olduğu gibi kaybettiği halde kendisini iktidar eden Cumhuriyet Halk partisi, 1950 seçimler öncesinde dini propağandaya başladı. O sırada tutuklu bulunan Mehmet Ali Aybar Paşakapısı cezaevinde kaleme aldığı savunmasında bir hocaefendinin vaazında Marsall yardımının Kur'an da yazılı olduğunu söylemesinden, Diyanet işleri başkanının halk evinde parti propağandası yapmasından, Cumhuriypet halk Partisi tarafından imam ve hatip kursları ile bir ilahiyat fakültesi açılmasından bahseder.
TARİKAT SÖZCÜĞÜNÜN ANAYASADAN ÇIKARTILMASI
1924 Anayasasının 75 nci maddesi :"Hiçbir kimse mensup olduğu din, mezhep, tarikat ve felsefi içtihadından dolayı muaheze edilemez..Asayiş, adad-ı muaşeret-i umumiyye ve kavanine mugayir olmamak üzere her türlü ayinler serbesttir" Bu maddeden 'tarikat' sözcüğünün çıkartılması ,1937 deki Laiklik ilkesini getiren anayasa değişikliği ile olmuştur.
TARİKATLAR GERİCİMİ?İLERİCİ Mİ?
Tarikatlar milli mücadeleye çok büyük destek vermiş, buna rağmen 1925 yılında yürürlükteki anayasaya aykırı bir biçimde çıkan bir kanunla (daha doğrusu kanunsuz bir biçimde) dergah ve zaviyeler kapatılmış, dervişlerin kisveleri yasaklanmıştır.Cumhuriyetin ilerlemeciliği karşısında tarikatların gericiliği temsil ettiği iddiası, bu yasağın resmi gerekçesini oluşturmuştur.Oysa tarih bunun tam tersini söylemektedir.:"Çoğu zaman , dini tarikatlar ya sosyal değişmesürecine katılmışya da reformlara aktif destek vermiştir.; Sultanlarda reformlarını meşrulaştırmak için onların bu özelliklerinden faydalanmışlardır.Sultan II Mahmut bu konuya güzel bir örnek teşkil eder; onun sivil ve askeri alanda gerçekleştirmek istediği yenilikler arasında, sultan portrelerinin devlet dairesine asılması vardır.Bazı islam alimlerine göre hayattaki kişilerin resimlerinin böyle kullanılması İslam7a göre yasaktır ve halk tarafından da hoş karşılanmaz.B sebeble Sultan II. Mahmut dikkatli davranmak zorunda idi.Sonunda 1834 de Selimiye kışlasında portreleri astırmak için muhteşem bir tören düzenlemeye ve törende dua etmeleri için bazı şeyhleri çağırmaya karar verdi.Celveti tarikatına bağlı Hüdayi tekkesinin şeyhi dua etti ve Sünbüliye tekkesi şeyhi meşhur Yunus efendi de bu duaya "amin" dedi.Portrenin üzerindeki örtüyü açan da yine bir şeyh idi:Sadiyye Tarikatı Şeyhi Hasırcızade Süleyman Sırrı Efendi.
Bu ülke topraklarında piyano ilk kez Galata Mevlevihanesinde çalınmıştır.Yeni kapı mevlevihanesi Jön Türkelre ev sahipliği yapmış, bunun bedelini kütüphanesinin kundaklanması ile ödemiştir.Türk müziğinin,edebiyatının, hattatlığının, ebruzenliğinin en büyük ustaları tekkelerde yetişen dervişler arasından çıkmıştır.
Türkiyede totoliter bir uygulama olarak ortaya çıkan Cumhuriyet , kontrolü dışında sosyal organizasyonlar olan tarikatlara karşı Makyevellinin faydalıcılığını örnek almıştır.Makyavelliye göre din doğru olarak kullanıldığında insanlara şehrin düşmanlarına karşı büyük bir kararlılıkla saldırma gönüllülüğü ve cesareti aşılayabilir.Cumhuriyet seçkinleri de tarikatları bu doğrultuda kullanmış , savaştan sonra da yasaklamışlardır.Türkiyede din , tehlike anında camını kırıp basmanız gereken bir düğmedir; amma tehlike yokken bu düğmeye basmak suçtur..
NECİB SULTAN'LA YAŞANAN HALLER
Hüseyin Avni Bilgili anlatmıştı."1990 lı yıllarda Dörtyol Çelebi Pasajı içinde bulunan terzi dükkanında otururken dışarıdan birisi yardım istemek için kapıdan içeriye girdi,yardım istedi.Mübarek makinanın başından kalktı duvarda asılı olan ceketinin cebindeki cüzdanını aldı ,cüzdanı açtığında içinde hiç para yoktu.Yardım isteyen adama, "Bir saat sonra gel" şeklinde bir söz söyledi.adam gitti biz oturmaya devam ettik.Bir müdedt sonra aynı adam geldi ve para istedi.Hazret ,yerinden kalktı duvarda çiviye asılmış ceketinin cebindeki cüzdanını aldı ve açtığında cüzdanın içinde gıcır bir 100 lük banknotun olduğunu gördüm ve bu parayı yardım isteyen adama verdi"
NECİB SULTANLA YAŞANAN HALLER
1990 LI YILLARIN SONU.Apartman kapısından çıkacakken bir den havadan bir cismin yumuşak bir inişle önüme indiğıini farkettim.Başımı kaldırdığımda Necib Sultan olduğunu gördüm ve irkildim.Mübarekte bu ani karşılaşmada irkildi "Hı'" diye iç geçirdi.Bende aslında irkilme esnasında aynı şekilde hefesimi içime alırken aynı sesi çıkarmıştım.Ama kendisine hiç sormadım.
NECİB SULTANLA YAŞANAN HALLER
Necib Sultan'ın istem dışı söylemleri arasında "YA AZİZ" ve "YA SETTAR" esmalarını söylediğine şahit oldum.Kılık değiştirdiğini ben bir kez müşahede ettim.90 lı yıllarda.Büroma geldi.kendisini bursa'da yaşayan emekli Ağır ceza reisi olarak tanıttı.İskenderun'a asker ziyareti için geldiğini ama üzerinde para olmadığnı belirtti.ben para verdim.kalktı gitti.Sonra aklım başıma geldi.ancak hiç söylemedim.Yine gözlüklü idi,Esmer idi.Kıyafeti takım elbise ve kravat var idi.Ancak gittikten sonra aklıma birdenbire gelen kişinin Necib Sultan olduğu fikri geldi.
Sonrasında kendisine hiç bundan bahsetmedim.
ÖLMEMEK İÇİN ÖLDÜRMEK
Necib Sultanım bir siyasetci için bu tabiri söylemişti."Ölmemek için öldürecek" demişti.ve eklemişti "Rabbim inşaallah insanlarımızı sokaklarda çatıştırmaz!" diye dua etmişti.
Z KUŞAĞI
Bugünün nesli için söylenen tabir.Dinle alakalı yok.Dini amelleri yaşama yok.dindar gözüken bir çoğumuz bu nesilden umutsuz.
Niye umutsuz? Çünkü hayatlarının son yirmi yılına damga vuran dindar idarecilerin geldikleri nokta onları umutsuz hale getirmiş.Ancak bu nesil inanmaya aç.Dinin gerçek temsilcileriyle karşılaşmaları durumunda ışık hızıyla bir merkezde toplanacaklar.Hz.İsa peygamberin ölüleri dirilten, kötürümleri iyiöden mucizelerine rağmen toplam inanan sayısı 12 kişidir.İnanan bu havariler toplumun alt kesiminden .Bugün Hz.İsa'nın tek bir mucizesi gösterildiğinde inananacak milyonlar olur.Hemde Z kuşağı içinden.
ÜMMET-CAHİDE ARİÇ
6 eYLÜL 1988
Benim gelişim duygularınıza bağlı .Duuygular hakk olunca pak kelamlar zuhur etmez mi hiç. ? Siz alıcı oldukca biz vermekten çekinmeyiz.
Allah Teala Kuran-ı azimüşşan'ı kullara verilsin diye indirmedi mi?Neden şüphe edersiniz.
Celil olan Allah cemali ile müşerref kılsın Ümmet-i Muhammed'i.Güzel günler güzelliklerin zuhuru ile daha da güzelleşir.saf ruhlara libas olur.Siz dileyin ki ömrün sonuna kadar zuhuratlar devam etsin.
Şikayetsiz, şüphesiz iman edenler bu deryadan kana kana içecekler.Benim zuhur ettiğim varlıkta şifa vardır.
Lüzümsuz üzüntüleri kendine bende etme.Ruhun güzellikler deryasında her an , dembedem çırpınmalı, yüzmeli, kanatlanmalı, uçmalı..
Hem ölümsüz deyip , hem ölümü düşünme gafletine düşmeyin.Çaresizlere çare olan candır.
Dünyayüceliklerine yükselmek, uhrada bir şey ifade etmez.Ruhunuzu yükseltmeye çalışın.
Kanaat , Şüküar ne büyük nimet ve ne büyük varlıktır.Hüsnü cemalden ayrılmayın.Hüsnüme aşık kullar bahtiyarlığın zirvesindedir.Teslimiyet bayrağı elinizde olsun.İrtibat öyle olmalı ki beynin bütün telleri Allah'ı zikretmeli.Ümmet demek budur işte.(Cahide Ariç-metli Sultan7dan alınanlar)
21 Ekim 2022 Cuma
RUH ABDESTİ-CAHİDE ARİÇ
31 AĞUSTOS 1988
İbrahim Peygamber mağarada halvet etti.Ezelden ettiği ikrar orada tecelli etti.Allah7ı kendinde bulana dek bıraktık onu o dağın içinde.İşte atanız İbrahim'in kıssası.Kendinizi bulmak kolay iş midir?Dünya ışıklarına baktırmadık onu.Sonra peygamberliğini bildirdik, suhuflar indirdik.O zaman secdesine kapandı ve Allah'ını zikretti.ve namazını kıldı.O ata böyle çileye girerse , sizler nice olmalısınız.
Evinizi mağra etmeye çalışın ki kusursuz secde ve zikir yapabilesiniz.Secdede secdeye başınızı koyduğunuz an bütün hücreleriniz secde etmeli.Arkada kalanlar o an silinip gitmeli.
Secdede ikilik olmaz.Abdest daha evvel neden alınır? Yıkadığınız yerler paklanmamalı sadece .Ruhunuza öyle abdest aldırmalısınız ki cifeden pak olabilesiniz.Namaz aslında Rabbinizle vuslattır."Rab, bak Rab" dedik, iki noktayı birleştirdik yani vuslat ettirdik.
Rabbel aleminin manası iki noktanın birleşmesi o kadar.Allah ü Ekber, Allah ü Ekber"(Cahide Ariç -Ölümsüzlük kitabı)
20 Ekim 2022 Perşembe
CESURLAR VE KORKAKLAR ABDURRAHMAN DİLİPAK
Düşünüyorum da, siyasiler mi iş adamlarını azdırıyor, iş adamları mı siyasileri? Hele o din büyükleri ve ilim adamları yok mu, ya da o medya ve STK temsilcileri. Çok korkaklar, efendilerinden çok korkuyorlar. Çok cesurlar, Allah'tan bile korkmuyorlar! Bir de alim olup da, ilmini para, makam ve menfaat için satanlar yok mu. Bel’am Bahura bunlara örnektir” ifadelerini kullandı.
Siyaset dünyasından o kadar çok örnek var ki, al sana Firavun, al sana Nemrut. Servetine mağrur olanlara örnek Karun’dur, ilmine mağrur olanlara örnek Haman. Tağut, haddi aşmak anlamında cebbar, inatçı ve kibirli kişiyi ifade eder. Putlaştırılan kişi, her dediği doğru kabul edilerek mutlaklaştırılan kişi de TÂGŪT olarak tanımlanır. Tağut, Hak yoldan saptıran, bazılarınca yaratılmışlık üstü konumunda tutulan, İlah'lık ve Rab'lik taslayan anlamında bir Kur'an terimidir. “Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler, dünya hayatını ahirete tercih edenler!”
SIR KELAMLAR/METLİDEDE
Kıyamete kadar ben bakiyim.Kıyamete yakın günlerde ancak bunlar zuhur edecek.Okuyacak olanlar ancak o zaman iman edecekler ve kıyametin azabından kurtulacaklar.Bu gün için bunlar da sır.Sakın ola ki ortayaçıkaralım demeyin.İnsanları büsbütün ikiliğe düşürürsünüz.Ben sırlandığım gibi kelamlarımı da sırlayın.Sakın ola ki kendini bilmeyenlerin arasında bunları meydana çıkarmayın.
Zaman gelecek bu kitap ortaya çıkacak.İnsanlık alemi hakikatı öğrenecekher kelamım Kur'an.İç aleminizde düşünüp beni yaşadığınız için sizlere lütfedildi.
Hem kendimi hem kelamımı sırlamasını bilmelisiniz.Bu Hakk'dan bir emirdir.
Dikkatli olun çok dikkatli olun.Bu yönünüzü kimse bilmemeli .sesimi dahi herkesin yanında duyurmayın .Benim kevser olduğumu kimse bilmez.
Dökülen kelamlar kendini bilenlere kevserdir.İsm-i azam sırlarıdır.Dikkatli olun (30 Ağustos 1988-Cahide Arıç-Ölümsüzlük kitabı-Metli Sultandan kelamlar
METLİ DEDEDEN SESLENİŞLER/CAHİDE ARİÇ
Ümmetimin kalesiyim ben bunu bilmezler.Bilmeyenler Lut gölüne düşerler.Onların dışları gibi içleri de lut gölü gibi kokar.İman ettirmeye çalışırsın iman etmezler.
İmanı bütün olanlar kabullenir ancak bu ulu kitabı.Hem yazar hem okur, kendini bilir, kendini okur aslında.
Nice azdır böyle kulları Allah'ın Herkes nasibi kadar alır.Çünkü varlığını atamayan kullar nasipdar olamazlar, derya dururken cifede yüzmeyeçalışırlar.Parlak ayna dururken isli camda görmeye çalışırlar kendilerini.Ancak kara yüzlüler aynada kara görürler kendilerini.
Dünya bir tuzaktır sakınmak gerek bu tuzaktan.Düşürür isyankar kullarını tuzağın ağlarına.Allah Allah dedikçe bütün hücreler titremeli.Hepsi zikretmeli ki Kur'an'ı yanlışsız okuyabilsinler.Bu dünyaya gelişimin sırrı bu.
Her an ümmetimi tartmaktayım.Onların bu işten haberleri yoktur.Haberdar olanlara da pek inanmazlar.Ölüm dirim işi; bir an içindir ölmek dirilmek ne hoştur bir bilseniz.Ölmeden dirilmek olur mu?Cehennemde yanmak isteyenlere sen ne edersin.
Açtık cennetin sekiz kapısınıinananlara.Melekler onlara daim "Hoş geldiniz" der.
İçinin sızlanması bilki benim içimin sızlanmasıdır.Ancak ve ancak kulağını içine verebilenler duyabilir bu sesi.Selam derim seni sevenlere(Cahide Ariç-ölyümsüzlük kitabı-Metli Dedenin söylemleri)
SIFFİN SAVAŞINA KATILAN SAHABE SAYISI
Hz.Osman efendimizin 53 gün evinde muhasara altında tutulmasına rağmen onu kurtarmak için asker göndermeyen Şam valisi Muaviye, bilinçli bir şekilde Cemel vakasına taraf olmamıştı.Cemel vakıasında mağlup olacak taraf üzerine hesapları vardı.Hz.Ali efendimizle hilafet kavgasına tutuştuğu Sıffin harbinde Hz.Ali efendimizin yanında Bedir savaşına katılmış 80 sahabe muhacir ve ensardan 400 sahabenin bulunduğu rivayet edilir.Muaviyenin yanında ise ensardan az bir kimse vardır.Rıdvan biatine katılmış ve Hz.Ali ile birlikte hareket eden 63 sahabe bu savaşta hayatını kaybetmiştir.
Savaş, Hz.Ali efendimiz lehine sonuçlanacak iken Amr.b.as mızrakların ucuna kuran sahifelerini geçirince Hz.Ali tarafında savaşanlar duraksadılar.Güya Allah'ın kitabının hakemliğine sığınmışlardı. Savaştan geri duran askerlerini ikna için Hz.Ali efendimiz onlara:"Muaviyenin, Amr'ın , İbn Ebi Muayt'ın Habib b.Mesleme'nin din ve Kur'an düşkünü kimseler olmadığını ifade etmiş hatta onun "Ben onları sizden daha iyi tanıyorum.Ben onların çocukluklarını da büyüklüklerini de biliyorum.Onlar çocukların ve büyüklerin en şerli olanlarıydı.Söyledikleri söz hak, fakat onların bu sözle istedikleri batıldır" dediği rivayet edilmiştir.
19 Ekim 2022 Çarşamba
SADAKATLARI KADAR
Ay, güneşe aşık olmasaydı, ışığını alabilir miydi?Yıldızlar da güneşten sadakatları kadar ışık alırlar.Semavi varlıklar gıpta etmeli yeryüzünün meleklerine amma dünya ipine bağlananlar kopamaz dünya duygularından .
SEÇİLMİŞLERE DAHİL OLANLAR
Şeçilmişlere dahil olan kullar , daima geldiği yeri arar.Manevi aleme özlem duyarlar.
NEFSİ KURBAN ETMEK
Nefsi kurban etmek "isteğini vermemek" yahut nefsin isteğinin tam zıddını yapmak.Büyüklerin halidir.Nefsimiz marka giyinmek ister, hoş yiyecekler ister,yarınları için birikmiş servet ister.Bu istekler verilmezse nefis sızlanır.Kaygı-endişe ile kalbi tehdit etmeye başlar.Ta ki isteğini yaptırana kadar.Seyyid Ali baba hazretleri suyu saf olarak hiç içmemiştir.Sırtındaki elbise sağlam olsa dahi üzerine yama dikmiştir.Manevi adamlar asla kendilerinin manevi hallerinden bahsetmezler.olur ya anlatırlarsa nefse bundan dolayı bir sevinç gelir diye.Bu kadar ince düşünüp daima teyakkuz halindedir.
nEFSİN İSTEĞİNİ TERKEDENLER HAKİKAT EVİNİ BULURLAR.dÜNYAYI TERK EDENE hABİBULLAH EL UZATIR.Nefsini terk edene Allah esrarını açar.Kullukta kalmak en büyük mertebedir.Hz.Yusuf kuyuya atıldı "eyvallah " dedi,Zindana atıldı "eyvallah " dedi.Sonunda Mısır'a sultan oldu.Nefsinden uryan olana,maddi gözünü kapatana kalp gözü açılır.
CAHİDE ARİÇ-ÖLÜMSÜZLÜK
Tekkeler doldu doldu boşaldrı.Payına düşeni kaç kişi aldı.Kaçı arındı.Bazıları zemzem akarken sebil sebil tatmadılar.Kara yazıları okuyacak bir gün ümmet.O zaman ah! edecekler, amma iş işten geçmiş olacak.Kendilerinin ne olduğunu bilemediler; cezaya mahkum oldular.
Aşk şarabı sunuldukta içemediler.Ebedilik libasını giymediler.Gaflet gömleğini giydiler, çıkarana aşkolsun.
İşte berzahta kalanlar bunlar.Koşarlar bir oraya bir buraya,kalırlar arasat'ta.Vuslat nedir bilemediler .Günah korkusundan barınacak yer bulamazlar.Feryatları çıkar arşa avaz avaz.Bu acıya dayanamazlar.Fırsat gitti ne gelir elden Yazılan gelir başa çekmek gerek.
Yoruldum dünyada koşarken çok yoruldum.Ne olurdu nefislerini kurban etseler.Güllerin yaprakları dağıldı, dağıldı, çiğnendi ayaklar altında.
Yıllar geçti kimse tevbe etmedi günahına .Girecekler bir gün cehennem kuyusuna.Allah yardım etsin bunlara .Gece gündüz çektim acı.Akıttım gözyaşlarımı .Taşladım bağrımı onlar için.
Döneceksin kuzum vazife başına yazılan gelir başa.Allah'dan çok yardım dileyin.Bağları gevşetmeyin sıkı sıkı sarılın birbirinize.Dünyayı urbaya satıverirler.Selamet nerede tabib nerede bilemezlerSelameti ararlar yaban illerdeNe gaflet! Kuzum, ne gaflet !(Cahide Anne-Ölümsüzlük kitabı-Metli Dede'den alınanlar 15 Temmuz 1988)
15 Ekim 2022 Cumartesi
CAHİDE ARİÇ
Metli Sultan'dan yetişen bayan annelerimizden İzmir'de yaşamış Cahide Ariç annemize ait kitabından alıntılardır.Annemiz, bu sözleri ,Metli Sultan'ın vefatından sonra almış ve bizlere aktarmıştır)
DERDİ DERT ETMEYİN
Kendinizi bilmeden öyle hatalar yaparsınız ki , o hatalar yol-kesiciliği yapar.
Tek renge boyanın ki ; Tek'e vasıl olasınız.Elest bezminde beraberdik, onu niçin idrak edemezsiniz ki ; burada buluştuk.Şükür dururken şikayete geçmeyin.Akan selin önüne durabilir misiniz?Önünü kestikce yanlış yollara sapar, ulaşması gereken yerlere ulaşamaz.Siz cuş edin ki insanlığı da cuş ettirin dolun da doluyu aktarmasını bilin.Acıyı kevserleştirmek sizin elinizdedir.Bu irade her birinizde mevcuttur.
HÜSEYİN FİKRİ EFENDİ
Bugün Hüseyin Fikri Efendi'nin ahirete göçmesinin seneyi devriyesi.izmir Karabağlar semtinde bulunan dergahında yemek verilecek.Ramazan Karatoprak isimli kardeşimiz dergahla ilgilenmekte.
Hüseyin Fikri efendi Metli Sultan'dan yetişen 12 kişiden birisi.Metli Sultan hazretleri, Hüseyin efendinin İzmir'e göç etmesine üzülmüş."Bir kişi yetiştirdik o da İzmir'e göçtü gitti" hayıflandığını,Hasan Hüda hazretlerinden duyanlar nakletmişti.
Hüseyin Fikri efendi'nin kabri Seydişehir'e bağlı bir köyün kabristanlığındadır.Mezar kitabesinin aynı metli Sultanın konya /Üçler mezarlığındaki şahidesi gibi olduğu söylenir.İnşaallah kendisinin ve türbesinin fotoğraflarına ulaşabilirsek blogumuza asacağız.
TORUNUNDAN AŞIK ANNEYE
(Mektup,Aşık Fatma Ahıska'nın Antalya'da yaşan torunundan)
Gönüllerimizin sultanı Aşık Anne
Canım aşık annem! Bugün sizinle yazarak konuşmak istiyorum.Ama bugün biraz farklı.Sohbetimizin yazılı olmasını istedim.
Siz o güzel Burak atına binip aramızdan ayrılalı uzun zaman oldu.Özleminiz öyle büyük ki tarifi imkansız.Sizin anneannem olmanızla gurur duyuyorum.Çocukken anlıyamadığım çoğu şeyi şimdi idrak ediyorum.Söylediğiniz her cümlenin bir anlamı armış meğer.her hareketinizin bir sebebi varmış.
Ne güzel yetiştirmişsiniz bizleri.Allah aşkını sizin gibi birinden görüp iliklerimize kadar hissetmek ne büyük mutluluk.Edep, haya, iman,ilim,irfan insan olmanın tüm erdemlerini bana veren siz olmuşsunuz.Birbirimize uzak dururken ne kadar yakınmışız meğer...Keşke siz yanımdayken bol bol ellerinizi öpüp teşekkür edebilseydim ancak yapamadım.Yarım kalan öyle şey var ki aramızda ..Siz altı çocuğuna dimdik ayakta durmuş ve bakabilmiş, bir gün olsun durduğu yerden sapmamış muhteşem bir mürşidi kamildiniz.Allah aşığıy dınız. Sizin gibi bir örenkle büyümek çok şeyler katmış hepimize..
Siz gittikten sonra buralar çok ıssız.Her gün dua ediyorum ..Size olan vefa borcumu ancak sizi anlatarak ,herkesin sizi tanıyıp anlamasını sağlayarak başarabilirdim.
Seyin ERKÖNEK
Sizlerden herkes feyizlenmeli, heleki sana çok yakın olduğumuz şu günlerde her yer bu kadar kötülükle dolmuşken. Eminim her kes sizin yaşamınızdan, kerametlerinizden kendilerine bir ders çıkarabilir.Hayatta iken arzu ettiğiniz gibi kitabınızı henüz bastıramadık.Ama oluşturduğumuz siteden sizi ve yaşamınızı güzel dostlarla birlikte paylaşıyoruz.Umarım mutlu edebilmişizdir seni.
Metli Dede mi , sizi her gün anıyorum.Öyle güzel dostlar edindik ki ..Ben mirası sadece madden olur sanıyordum.Siz giderken öyle bir büyük miras bırakmışsınız ki bize...Parayla karşılığının olma şansı yok.Bana bırakmış olduğun bu büyük miras için çok teşekkür ederim.En büyük miras insan olabilmeyi başarabilmek..Mevlamın sevdiği kulları sana can yoldaşı olarak yollamasıymış.Şimdi hiç yalnız değiliz.Senin dostlarınla hayatımız çok anlamlandı.
Bize hakınızı helal ediniz.Sizin hakkınızı ödeme şansımız yok.Bu ufak çalışmalarla bir nebze olsun kendimizi özlemimizi bastırıyoruz.
Sizinle anılmaktan , sizin torununuz olmaktan , sizi tanıma şerefine nail olmaktan sonsuz bir onur duyuyorum.Sözleriniz, öğretilerinizhep kulaklarımda , size en layık şekilde yaşamaya çalışıyorum..Umarım başarabiliyorum.
Kavuşacağımız o kutlu günde Dimdik karşınızda durabilmek tek amacım..Size kavuşmayı iple çeken , sizi çok seven torununuz Selin.
14 Ekim 2022 Cuma
CAHİLİYYE ARAP DEVRİNİN DÖRT DAHİSİ
Cahiliyye arapları arasında ,Efendimiz (SAV) devri ve sonrasında dört kişi "DAHİ" olarak kabul edilir.Bunlar Muaviye , Muğire b.Şube, Amr ibnül As ve Ziyad. Bunlar zekada ve siyasette ileri olan şahıslardır.Arap tarihçileri bu şahısların şu şekilde takdim etmişlerdir:
Muaviye ;işleri enine boyuna düşünüp yapan,
Amr ibnul As :hemen cevap verme yeteneğine sahip olan
Muğire b.Şube;problemleri politik yoldan çözüme kavuşturan
Ziyad ; bütün küçük ve büyük meseleleri biraz da şiddet yoluyla halleden kimseler olarak takdim etmişlerdir .
Muaviye ; İnsanlarla ilişkilerine son derece önem veren ve onu sağlam temeller üzerine oturtmaya çaba gösteren Muaviye ,bu konudaki prensibini şu şekilde açıklamıştır:"İnsanlarla kendi aramda ebediyyen koparmadığım bir dostluk bağı vardır.Onlar ipi koparmaya çalıştıklarında ben onu gevşetirim , onlar ipi gevşetirlerse ben ona asılırım".
Muaviyenin kırk yıllık siyasi ve idari hayatı üzerine bina ettiği en önemli prensiplerinden birisi de parasının iş gördüğü yerde konuşmaya, konuşmanın iş gördüğü yerde kırbaca, kırbacın iş gördüğü yerde kılıca gerek duymayışıdır.Bütün bunların kifayet etmediği yerde ise güce başvurmuştur.Muaviye hilafetin ya da idarenin din yoluyla elde edilemeyeceği , onu ele geçirmek için kuvvete , para sarf etmeye ve insanların kalplerini elde edilmesine gerek olduğunu belirtmiştir
bU ŞAHISLARIN HEPSİ DE DİNİ HASSASİYETLERİ ZAYIF , ÇOK ZEKİ, UYANIK, YÖNETİM KABİLİYETİ YÜKSEK KİŞİLERDİR.
İŞARETLER
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Diyarbakır'da yerel kanalların ortak yayınına katıldı, " Anadolu Soruyor" isimli programda soruları yanıtladı.
Soylu konuşma yaptığı sırada yanında bulunan Türk bayrağı rüzgar nedeniyle İçişleri Bakanının üzerine devrildi.
Haber böyle.Maneviyat ehli bu tür hadiseleri işaret olarak değerlendirir.Bayrağı rüzgar devirmiştir ama kafasına bayrak düşen kişi ile bu düşme ilintilendirildiğinde Bayrağı temsil eden iradeden soylunun başı ağrıyacaktır.Aşikar bir görüntü.
https://www.milligazete.com.tr/haber/12379495/suleyman-soylunun-basina-canli-yayinda-bayrak-dustu
13 Ekim 2022 Perşembe
BEDİRBABA HAZRETLERİ
Bedirbaba hazretlerinin son zamanlarında müritleri hazretin postu kime bırakacağı hususunda kucağında bulunan torununu işaret ettiğini söylerler.Hatta müritlerinden birisine kendi kullandığı tesbihini emanet vererek şu tenbihatta bulunmuştur:"Bu torunu bir mecliste müezzinlik yaparken bulursan bu tesbihi ona ver" demiştir.Gerçekten hazretin vefatından sonra bu tesbhin akibeti konusunda çok şeyler söylenmiş ancak emaneti alan kişi bunu hiç kimseye söylememiştir.Bedirbaba hazretlerinin torunu tahsilini tamamladıktan sonra bir mecliste müezzinlik yaparken o şahıs, torununa yaklaşıp durumu özetleyerek tesbih emanetini kendisine tevdi etmiştir.Hatta şu da söylenir ;toruna görev tevdi edilinceye kadar müritler içinde kırktane kişinin SAHTE ŞIHLIK yapmak için ortaya çıkıp vazife bana verildi iddiasında bulunacağı haberini söylemiş.Bu gü Bedirbaba'nın dergahı Kayseri Pınarbaşı'n da vazifesini icra etmektedir.Torunun ismi Muhammed Arap Karahan' dır."Çok müride emek ettim.çok güzel ihvanlarım yetişti , ama korkarım ki benden sonra kırk sahte şeyh çıkar.
İMANSIZ BİRİSİNİN TARİFİ
Buhari ile Müslüm'in hadislerinde bir adam hakkında "Ne akıllı ne zarif adam! Ama kalbinde hardal tanesi kadar iman yok!" buyurulmuştur. Allah'a sığınırıZ.
MEZHEPSİZLİK DİNSİZLİĞİN KÖPRÜSÜDÜR
Muayyen bir mezhebe bağlanmamanın tehlikesini Türk ulemasından Zahid-i Kevseri merhum "el-La Mezhebiyye Kantaratu'l-La Diniyye" (Mezhepsizlik Dinsizliğin Köprüsüdür) adlı eserinde beyan etmiştir. Sonra dikkat etmelidir ki, mezhep imamları kendilerini taklidi, iktidarı olanlara haram kılmışlardır. İktidarı olanlardan maksat müçtehitlerdir. Onlara taklidi müçtehit olanlara haram etmişlerdir. Bir takımları da mezheplerin müteaddit olmasına çatıyorlar. Onlara göre mezhep bir olmalıymış. Çünkü ayrı ayrı mezhepler tefrikaya, husumete sebep oluyormuş. Bu da hakikatle alakası olmayan indi bir saçmadır. Hakikatte mezhepler hiçbir zaman tefrikaya, husumete sebep olmamışlardır. Hiçbir kimse mesela Hanefilerle Şafiilerin mezhep harbi yaptıklarını ve bu hususta kan döküldüğünü iddia edemez. Bilakis bütün mezheplerin salikleri birbirlerine karşı hürmetkardırlar. Hanefiler, İmam Şafii anıldığı zaman "rahimehullah", Şafiiler de imam A'zam zikredildiği vakit "rahimehullah" derler. Baş sıkısında muhalif mezhebin kavli ile amel caiz olduğuna göre mezheplerin müteaddit olması bu ümmetin zararına değil, karınadır. Mezhep tek olsaydı, o mezhebe göre başı darda kalan bir insan müracaat edecek başka bir yer bulamazdi.
ADNAN OKTAR
Hatay Dörtyol Özer'li beldesinde yaşamış,maneviyat dünyasını seven merhum Osman KENDİ ANLATMIŞTIR.İstanbul'da onunla tanışmak için evine gitmiş.Bakkal dükkanı işleten kardeşi "Utan, elli yaşını geçmişsin,ibnelerin içinde ne işin var"diye bu şahsı kovmuştur
CAMİLERDE PARA TOPLAMAK
Camiler Diyanet teşkilatına bağlı mekanlardır.Din hayatı ile alakalı rejimin Cumhuriyetin ilanından sonra takındığı tavır bellidir.Birçok dini mekanların (mescit-cami) baskı sürecinde bakımsız ve tamiratsız kalması nedeniylede harap olup devlet tarafından üçüncü şahıslara satıldığı da bir gerçektir.1950 sonrasında din hayatına olan baskının azalması üzerine dinine sahip çıkan halkımız camilerini ve mescitlerini kendileri inşa etmişler bu amaçla yardımlar toplanmıştır.Ancak bugün,devasa bütçeye sahip Dinayet teşkilatı, halen camilerde "yardım" adı altında gelen insanlardan para toplamaktadır.Kur'an kursunda hafızlığa devam eden çocukların maişeti,caminin elektrik gideri,halılarının yenilenmesi v.s nam altında bu talep ısrarla sürdürülmektedir.İşin parasal boyutunun ötesinde cami kapısında para istemek hadisesi islamın ruhunu zedelemektedir.Sürekli para istemek imam ve müezzin kadrosunun saygınlığını insanlar nezdinde azaltmaktadır.Kişiler ceplerindeki bozuk paranın ağırlığından kurtulurken,"camiye yardım ettim" duygusuyla kendilerini tatmin etmektedirler.Din ucuz değildir.Müminin Hak Teala tarafından olan imtihanları da ucuz değildir.Devlet fakir değildir.Hayatımızın her kesimini dolduran vergi,harçlar v.s nedeniyle zaten vatandaş sıkıntıdadır.Cami'nin elektriğini,inşaasını devlet karşılasın ve Cuma günü cami kapısından "Az çok demeyin verin" diyen para toplayıcısının keskin bakışı önünden vatandaş rahat geçsin.
MATBAANIN İCADINI HIRISTİYAN DİN ADAMLARI NASIL DEĞERLENDİRDİ
Matbaanın icadı üzerine İngiltere kralı Henry VII 'nin ünlü başpapazı kardinal Wolsey(1471-1530) şöyle diyordu.Matbaanın keşfiyle kitap yayınlarınınçoğaldığı ve eğitim öğretimin geliştiği doğrudur.fakat aynı zamanda (fikir ve görüş) ayrılıklarının oluştuğu da bir gerçektir.(Bunun sonucu olarak ) kişiler, kilisenin geliştirdiği iman ve akideler konusunda düşünmeye ve sorular sormaya başladılar.Din kitaplarını okuyor , anlıyor ve kendianladıkları dilde ibadet ediyorlar.Bu (nedenle)kendi kendilerine, din adamlarına artık gerek olup olmadığı soruları sormaları söz konusudur.Eğer herkes kendi bildiği dilde ve kendi anladığı şekilde Tanrı'ya ibadet etmeye kalkacak olursa .. bölye bizim mensup bulunduğumuz din adamları sınıfına çıok zararları olur.Din esaslarının din adamlarından gayrı hiç kimse tarafından bilinmemesi koşul olmalıdır"
12 Ekim 2022 Çarşamba
VAHDET-İ VÜCUD
Vahdet-i vücud kavramı İbnül Arabi’nin takipçileri tarafından icat edilmiştir. Kavramın Arapçası biraz sıkıntılıdır çünkü “vücud”, Arapça’da “bulunmaklık” anlamına gelir. Tarihçiler bunu genellikle yanlış bir biçimde “panteizm” olarak anlamıştır. İbnül Arabi, sırasıyla Zat-Sıfat-Esma ve Efal mertebeleri olduğunu yazar. Allah’ın Zat’ından sıfatları, sıfatlarından isimleri, isimlerinden de fiilleri kaynaklanmaktadır. Derviş olmak isteyenin dikkat etmesi gereken en önemli konu, varlıkta ikiliğin olmamasıdır. Şu şu fiillerin insandan, şu şu fiillerin Allah’tan olduğunu söylemek Şeriat mertebesinde makbul olabilir ama Tarikatta bunu söylemek şirktir. Hz. Ali nutuklarında sık sık Allah’ı tenzih ederdi çünkü karşısında dinleyici olarak putperestliği yeni bırakmış Araplar vardı. En küçük bir yanlış anlama, Arapların Allah’ı yeniden putlaştırmasına neden olabilirdi. Şeriat mertebesinde Allah’ı tenzih etmenin Allah’ı yücelttiği düşünülebilir ama Tarikat’ta Allah’ı tenzih etmek, Allah’a eksiklik yakıştırmaktır. Bu nedenle Tarikat mertebesinin dili teşbih dilidir. Tasavvufta hulûl ya da ittihad diye bir şey yoktur çünkü ancak iki ayrı şeyden biri diğerine hulul eder, oysa varlık birdir.
Hz. Ali, “Rabbini gördün mü?” diye soran Dı’bil-i Yemani’ye “Görmediğime ibadet etmem” demiş. Bakara suresinin yüz on beşinci ayetinde, nereye dönersek orada Allah’ın yüzünü göreceğimiz yazıyor. Baktığın her şeyde Allah’ın yüzünü görmek, varlığın birliğini idrak etmektir. “Başlangıçta yalnızca Allah vardı başka da bir şey yoktu” anlamındaki hadis için Cüneyd-i Bağdadi “Halen daha öyledir” demiş. Varlığın birliğini idrak etmek işte böyle bir neşdir.
İNSANLIĞIN GELİŞİM EVRELERİNİN TEMSİLCİLERİ
Şeyh-i Ekber İbnül Arabi’nin Füsus el Hikem kitabının her bölümü bir peygamberi konu eder. Her peygamber tarihi bir kişilik olmasının yanında bir de insanlığın gelişimindeki evrelerin temsilcileridir. Tasavvufta bu evrelere Ademiyet, İbrahimiyet, Museviyet, İseviyet ve Muhammediyet gibi adlar verilir. Hz. Musa Rabbini görmek istediğinde, Araf suresinin yüz kırk üçüncü ayetinde “Sen beni asla göremezsin” yanıtını aldığı ifade edilir. Hz. Ali’nin “Rabbini gördün mü?” sorusuna “Görmediğime ibadet etmem.” demesi, artık insanlığın gelişiminin tamamlandığını gösterir. Hz. Muhammed, insanlığın gelişiminin tamamlanmasını temsil eder. İnsan-ı kâmil, Hz. Muhammed ve O’nun kendisine sırları aktardığı Hz. Ali’dir. İnsanın bireysel gelişiminin de insanlık gibi evreleri vardır. İnsanın bireysel gelişiminin aşamaları insanlığınki gibi Ademiyet, İbrahimiyet, Museviyet, İseviyet ve Muhammediyet olarak adlandırılır. Hz. Muhammed ve Hz. Ali; olgun, ermiş, kâmil insanı temsil ederler. Hacı Bayram Veli’nin kurduğu Bayramiye tarikatının Bıçakçı Ömer Dede’den gelen kolu, Melami-Bayramiliktir. Ancak kınanmayı esas alan, bir neşe olarak melamet her tarikatta vardır. Hz. Ali nutuklarında “Kullukta bulunun; halk görsün, duysun diye değil. Çünkü kim, Allah’tan başkası için kulluk eder, iyi iş işlerse Allah, kimin için kulluk ettiyse, iyi işler işlediyse ona havale eder o kulu” der.
9 Ekim 2022 Pazar
MÜSPET İLİMCİLERE CEVAP
Müspet ilimciler şu suali sorarlar:: "Esiri Allah yarattı ise bize Allah'ı kimin yarattığını söyle." Cevab şudur: Allah'ı kimse yaratmamıştır. O'nun evveli, ahiri yoktur; O hep vardır. Varlığı kendindendir. Yarattığı şeylerden hiçbirine benzemez. Misli, benzeri yoktur. Esir his ve tecrübeyle bilinen şeylerdir. Allah ise his ve tecrübe ile değil akılla bilinir. Akıl onun mevcut olduğunu eserlerinden yani yarattığı varlıklardan anlar. Benzeri olmayınca O'nun nasıl olduğunu, künhünü, hakikatini bizim bilmemize imkan yoktur. Henüz yarattıklarının binde biri nispetinde bile sırlarına vakıf olamayan aciz insan için O'nun hakikatini, evvelini, ahirini anlamağa çalışmak, çizmeden yukarı çıkmak olur. "İdraki meali bu Küçük akla gerekmez; Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez." Allah'ın yaradanı olmadığına en basit akli delilimiz şudur: Allah'ın bir kimseye muhtaç olması bilittifak yani bütün feylezoflarca ve Müslüman ulemasınca muhaldir, imkansızdır. Zira bir yaratanı olmuş olsa Allah'ın vücudunda başkasına muhtaç olması gerekir. Halbuki muhtaç bir kimseden Allah olamaz. Binaenaleyh, Allah'ın yaratanı yoktur. Bu bapta bir de meşhur "Butlan-ı Teselsül" bürhanı vardır. Yani Allah'ın bir yaratanı olduğu tasavvur edilse yaratanın da yaratanı, onun da yaratanı ilh. sonsuz bir silsile halinde tasavvur etmek gerekir. Teselsül ise Kant'tan maada bütün feylezofların ittifakıyla batıldır. Onun batıl olduğunu Cenab-ı Hakk fiilen göstermiştir. Mesela; bir insandan başlayarak onun babası, babasının babası ilh. geriye doğru gitsek nihayet bu silsile ilk insanda yani Hazret-i Adem'de sona erer. Bütün canlılarda silsile hep böyle sona erer. Şu halde teselsül batıldır. Batıl olunca Allah'ın yaratanı yoktur. Ellerindeki pırlanta gibi temiz ve hakiki ilmi burunlayıp da Avrupa'nın birbirini nakzeden bir sürü faraziyeler mecmuasına ilim diye tapan zavallı reformcular!.. Sizlere acıyoruz. Gidenleriniz gitti. Bari kalanlarınız bundan böyle aklınızı başınıza alın da Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın!
7 Ekim 2022 Cuma
MEVLİT KANDİLİ,
O. Sallallahü aleyhi ve sellem.
Sevgili Peygamberimiz. Dünyaya teşriflerini selamlıyoruz.O bizim önderimiz, örneğimiz, rehberimiz, yol kılavuzumuz.
Hâlik’ın önümüze koyduğu “Güzel örnek.” Kur’an’ın insan kişiliğine aksetmiş güzelliği. Bir anlamda canlı Kur’an.Kur’an O’nun örnekliğinde iki vasfını öne çıkarıyor:
-Ahlak.“Yüce bir ahlak üzeresin” diye anlatılıyor Kur’an’da.
-Rahmet.“Alemlere rahmet olarak gönderildiği bildiriliyor” yine Kur’an’da.
O zaman, bütün zamanlarda O’nun elinden tutanlar, bu iki özelliği iyi öğrenmeli, hayatlarında bu iki özelliğin var olup olmadığına bakmalı, “Muhammedî ahlak noktasında bir zaaf varsa, kendini yeniden inşaya yönelmeli, kendini rahmet – merhamet noktasında zaaf içinde görüyorsa, şahsiyet inşasını yeniden başlatmalı.Bunun için;
-“Hayatın bütün alanlarında nasıl ahlaklı olunur?” noktasında değerlendirmeleri bulunmalı…
-“Bütün varlıklara karşı rahmet – merhamet ilişkisi içinde olmanın çerçevesi nedir?” e dair bir duyarlılığı olmalı.
Ahlakî zaaf içinde bulunarak, Rasulullah’ın yanına sokulamayacağı bilinmeli.“Rahmet – merhamet özürlü” olarak O’nunla ümmet ilişkisinin sağlıklı- tutarlı olmayacağının idrakinde olmalı.
Sokak kedisine tekme atarken, O seni görmemeli, değil mi?Bir hayvana söverken, hakaret ederken, döverken görmemeli seni.Bir yetimin başını okşarken O’nun dostluğuna layık olabilirsin.
Bir çaresize çare olurken…Bir hastayı ziyaret ederken…Düşenin elinden tutup kaldırırken…
O, “insanların yırtıcılıkta sırtlanları geçtiği bir çağ”ın içinden çıkardı ancak “rahmet toplumu”diye tanımlanabilecek ilk Müslüman topluluğunu. Herbirine tek tek emek verdi. Yaralarını sardı. Elinden tuttuğu, elinden tutan insanları insanlık yolculuğuna çıkardı.
Güzel örnekti, evet.
Elinden tutanlar da O’nunla aynileşme çabasına girdiler. “Müslümanlık” O’nun hayatın her alanına nakış nakış yansıyan Kur’an güzelliğini kuşanmaktı. Her gün kişiliklerinin bir boyutunu değiştirdiler. Yenilendiler, yenilendiler, yeni insan oldular. Bu bir adanıştı. O baktı etrafındaki insanlara, “Müslümanlığı güzel yaşıyorsun” dedi. O’nun gözünde de “İslam’ı güzel yaşamak” diye bir hadise vardı.
İslam’ı güzel yaşamak…İslam güzel yaşanacak bir hayat disiplinidir.
Hani insanın içinden geçer, “Acaba Allah Rasûlü (salllallahü aleyhi ve sellem) görseydi, benim yaşadığım hayatı da güzel bulur muydu, beni kutlar mıydı, tebessüm eder miydi bana bakıp?”
Bunlar güzel umutlar değil mi?O’nun çevresinde değiliz tabii ki, ama O’nu, yanında bulunanlar gibi sevmek, öğrenmek ve yaşamak mümkün. Onun güzelliklerini kendi kişiliklerimizde yaşatmak mümkün.
O’nu sadece kandillerde yad etmekle değil, sevgiyi öğrenmeye, öğrenmeyi yaşamaya doğru geliştirmekle olur bu.O, insanın yaşadığı bütün çağlarda kuşanılacak bir güzelliğin timsalidir.
Bu mevlid kandilinde, Rabbimizden, içimizdeki Rasûlullah aşkını her daim diri tutma noktasında bize yardım etmesini niyaz ediyorum.(AHMET TAŞGETİREN-Karar gazetesi)
6 Ekim 2022 Perşembe
BİLGİLİ MÜNAFIK
. Dinde mugalata sayılan şeylerden sakının! Senin Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem- sorulardan hoşlanmamış, onları ayıplamış ve çok sual sormayı yasak ederek 'Gerçekten ümmetim için en ziyade korktuğum şey bilgili münafıktır' buyurmuştur. Delilsiz çok söz helal ve harama dair olursa kalbi katılaştırır.
MÜCEDİD HADİSİ
Her yüzyılın başında bir müceddid geleceğini bildiren bir hadis-i şerifdir. Hadis şudur: "İnnallahe yeb'asü li hazihi-l ümmeti ala ra'si külli mieti senetin men yüceddidü leha emra dineha" Yani "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dini umurunu yenileyecek bir müceddid gönderecektir." Hazret-i Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği bu hadisi Ebu Davud "Sünen"inde, Hasan b. Süfyan "Müsned"inde, Taberani " Evsati"inde, İbn-i Adiyy " Mukaddimetü'l-Kamil"inde,Hakim "Müstedrek"inde, Beyhaki "Medhal"inde tahric ettikleri gibi Bezzar ile Ebu Nuaym dahi rivayet etmişlerdir. Hakim, Ebu'l-Fadl Iraki ve İbn-i Hacer-i Askalani gibi hadis hafızları onun sahih olduğuna ittifak etmişlerdir. Hakim onu rivayet ettikten sonra "Yüz sene başı geldiğinde Allah bu ümmete Ömer b. Abdülaziz'i ihsan etti" demiştir.
Hadis-i şerifin muhtelif rivayetleri vardır. Bunlardan birinde: "Şüphesiz ki, Allah, her yüzyılın başında insanlara dinlerini öğretecek bir adam gönderecektir." buyurulmuştur ki, müceddidden maksat reformcu değil, öğretici olduğunu saraheten ifade etmektedir. Nitekim gelmiş geçmiş bunca ulema içinden bir tanesi bile bu hadisi dinde reform manasına almamıştır. Hadisin bazı rivayetlerinde gönderilecek müceddidin Ehl-i Beytte, yani Resulullahın -sallallahu aleyhi ve sellem- sülale-i tahiresinden olacağı bildirilmiştir. Hatta İmam Ahmed b. Hanbel bu rivayeti kaydettikten sonra: "Yüzüncü sene bir baktım ne göreyim, gelen müceddid Al-i Resulullah'tan Ömer b. Abdülaziz'miş. İkinci yüzyılın başında baktım, onda da Al-i Resulullah'tan Muhammed b. İdris-i Şafii..." diyor.
VAZİFELERİMİZ
Allahımıza karşı olan vazifelerimiz "Amentü" de hulasa edilen şeylere inanmak, kelime-i şehadet getirmek, namaz, zekat, oruç ve hac gibi ibadetleri yapmak; haramı haram; helali helal bilerek ona göre hareket etmektir.
Kullara karşı vazifelerimiz de onların haklarına riayette bulunmak, alışverişimizde dürüst hareket etmek, yalan söylememek, kimseyi aldatmamak, hırsızlık etmemek, haksız yere insan öldürmemek, büyüklere itaat ve hürmet, küçüklere şefkat ve merhamet gibi şeylerdir. Bunlar Kur'an-ı Kerim'de ve Resulullahın -sallallahu aleyhi ve sellemhadislerinde birer birer beyan olunmuştur. Eski Müslümanlar (Selef-i Salihin) her iki vazifeyi seve seve yapmışlardır. Onlar namazlarını dosdoğru ve zamanında eda ederler, harplerde kan gövdeyi götürürken bile onları kazaya bırakmazlar; harbe mahsus olan şekli ile namazı yine cemaatle kılarlardı. Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz son hastalığında bile birkaç defa bayılmasına rağmen namazını cemaatle kılmağa gayret etmiş; onu kazaya bırakmamıştır. Sair ibadetler hususunda da son derece titiz davranırlardı. Dünya işlerine dahi lazım gelendikkat ve ehemmiyeti gösterir; her hususta çalışırlardı.
Efendimiz (SAV) in peygamberliği yalnız bir kavme değil, bütün ins ü cinne şamil idi. Hayatında İslamiyet henüz bütün insanlara tebliğ edilemediği için bu vazifenin devamı Müslümanlara kalmıştı. Müslümanlar gayri müslimlere İslamiyet'i tebliğ ederler. Neticede Müslümanlığı kabul ederlerse de din kardeşi olurlar. Etmezlerse kendileri bilirler. Zorla Müslüman yapmak yoktur. İşte, "Dinde zorlama yoktur."(Bakara 256) ayet-i kerimesi de bu hakikati bildirir. Ancak kendilerine Müslümanlık tebliğ ve teklif edilen gayri müslimler işi tatlılıkla halletmezler de kavgaya ve harbe kalkışırlarsa bu sefer kendileri ile harp edilir. Çünkü Müslüman tehlikeden korunur. Fakat korkak olmaz. İşte İslam'da cihat denilen vazife budur.
4 Ekim 2022 Salı
ALİ ŞERİATİ'NİN SÖZLERİ
( İRANLI SOSYOLOG ALİ ŞERİATİNİN SÖZLERİ ) (1933-1977)
1. "Ben sizi rahatlatmaya değil, rahatsız etmeye geldim.
Ben esrar, eroin miyim ki sizi rahatlatayım?"
2. "Sadece devletin konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette
hiçbir söze inanmayın."
3. "Bir yerde yangın varken biri seni ibadet etmeye çağırıyorsa,bil ki bu bir hainin davetidir."
4. Kuran'ın ilk emri Oku'dur,"işit" değil.
5. Esas fakirlik..."Her yerde olan fakirlik açlık ya da açıklık değildir.Fakirlik para ve altına sahip olamama da değildir.
Fakirlik, sahafta satılmamış bir kitabın üzerindeki tozdur.Fakirlik, kağıt imha makinasında, gazete parçalayan bir bıçaktır. Fakirlik, arabanın camından dışarıya atılmış muz kabuğudur. Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir, fakirlik “düşünmeden” geçirilen bir gecedir".
6. "Düşünme, itaat et" diyenlere değil; "düşün, sor, sorgula" diyenlere kulak ver.
7. "Şimdiki köleler taksitle yaşayıp borçlu ölüyor."
8. "Sonradan ilahi adalet diye adaleti göklere çıkardılar ki, yeryüzünde ondan söz edilmesin."
9. Bir Müslüman görürüz; sesini çıkarmaz, olup biteni dinlemez, hiçbir şey umurunda değildir; ama kendi düzeni ve tezgahı en küçük bir darbeye uğrasa feryadı arşa yükselir.Her gün yaşanmakta olan facialar onda,bir gazete haberi kadar bile merak uyandırmaz.
"Allahım kereminle bizi…" diye dua etmesinin ne etkisi olur? "Bizi" ne demektir?
10. "Tribünden gelen sesler süren savaşlardaki mazlumun sesini kısıyorsa futbol afyondur!"
11. "Dindar bir toplumu ancak din adına, din alimleri kandırabilirdi ve öyle de oldu."
12. "Okuyun. zira mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor!"Ali Şeriati
İLHAM VE VEHİM
İlham; deneme, düşünme olmadan dolaysız, doğrudan ve ani olarak Allah tarafından zihne yerleştirilen bilgi anlamına gelir. Bir biçimi ile sezgiye benzer. Bunun zıddı ise, vesvese, diğer bir ifade ile vehimdir. Bu da şeytan tarafından zihne telkin edilen kötü düşünce ve kuruntulardır.
İlham, Allah'tan; vesvese ise, şeytandandır.
İslam bilginlerinin geneli düşünmeye önem veren kimi kullarını, gayretlerinin ödülü olarak Allah'ın zihinlerine dilediği bilgiyi ilham ettiği görüşündedirler. İbni Haldun, Fahreddin Râzî, Alûsi, Şevkanî'yi bu grubtan sayabiliriz . Hatta akılcı ekol olan Mu'tezile'den bir grub bile Allah'ın, dilediği kulunun zihnine dilediği bilgileri ilham ettiğini kabul ederler. Maturidi ise bu tür görüşleri eleştirerek red eder.
Yine bilginler, Kur'an'ı esas alarak:
a-Kur'an, b-Akıl, c- Duyular olmak üzere doğru haber kaynaklarını üç olarak kabul ederler.
Kimi yalancı cambazlar tarafından istismara müsait olabileceği ihtimalinden dolayı bilginler, İLHAM'ı doğru haber kaynağı olarak göstermemişlerdir.
Allah'ın irade ve izni olmadan bilim adamı, değil yaratma, en ufak bilgi kırıntısına bile kavuşamaz, en basit bir keşifte de bulunamaz. Kur'an, yüzlerce yerde akla müracaat etmeyi, düşünmeyi, tefekkür etmeyi, akıl sayesinde evreni okumayı, anlamayı emreder. Ancak evreni anlama arayışında, bilimsel buluşlarda akla ek olarak tali derecede de olsa sezginin, beklenmedik anda aniden zihne doğan ilhamın rolünü yadsımamak gerekir. Her birinde milyarlarca gezegenin bulunduğu, milyarlarca galaksiyi içeren evreni salt akılla çözmek imkansızdır. İşte burada aklı tek ölçü kabul edenlerin aksine, ama hurafelerden oluşturdukları din ile saltanat kuranların keramet cambazığını da bir kenara attıktan sonra, sezgi ve zihne düşen ilahî ilhamın da devreye girdiğine inananlardanım.
Ancak ilhamın da, aklın da verileri Kur'an'a mutabık olmalıdır. Her şeyi en iyi bilen, her şeyin yaratıcısı, ilminin, bilgisinin sınırı olmayan Allah'tır ancak.
Kur'an, akla ve düşünmeye sık sık vurgu yapar; ama müşahede edilebilenin dışında gaybî/melekûtî aleme de vurgu yapmaktadır. Bunu ve yaratanını inkar, bizatihi akılsızlıktır. Çünkü akıl, kendi eksikliğini, yetersizliğini bildiğinden, sınırlarını aşan maneviyatı red etmez. "Her şeyi maddede arayanların, akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür"(1) vecizesi bunu izahın en güzel özetidir.
Bunun için çoğu bilginler, cahil ile tartışmaktan sakınmışlardır.
Kur'an'da VAHİY kelimesi, bazen ilham anlamına kullanılmıştır: "Hani havarilere bana ve Resulume iman edin diye vahy (ilham) etmiştim."(2)
Kur'an'da ilham:
a-İlham, bazen inancı fark etmeksizin düşünen insanlara olabiliyor.
Hizmet üretme amaciyle evrendeki ilahî şifreleri çözmek için düşünen, kafa yoran insanlara ödül olarak ilham gelebilir: "Biz, Musa'nın annesine "Musa'yı sandığa koy, denize bırak" diye vahy (ilham) ettik."(3)
b-İlham, bazen hayvanlara olabiliyor:
"Rabbin, bal arısına vahy (ilham) etti."(4)
c-İlham bazen de cansız bilinen varlıklara olabiliyor:
"Rabbin, yeryüzüne vahy etti."(5)
"Her göğe kendi durumunu/işini vahy ( ilham) ettik"(6) Bu ayette güneş sisteminin dışındaki galaksilere işaret vardır.
"Nefse, ona iyilik ve kötülük duygusunu ilham edene yemin olsun"(7)
İngiliz fizikçi İsaac Newton, tüm gayret ve araştırmalarına, kafa yormalarına rağmen, peşine düştüğü fizik kanununu bulamaz. Bir gün bahçede otururken kafasına bir elmanın düşmesi ile yer çekimi kanununu bulur. Yine hidrostatiğin ve mekaniğin temelini atan antik Yunan filozofu Arşimet (Archimedes) hamamda banyo yaparken, suyun kaldırma gücünü keşf eder ve rivayet odur ki, sevincten çıplak olarak "Buldum! Buldum!" diyerek dışarı fırlar. Bu iki örnek ve benzerleri bilgi edinme yolundaki emeklerine karşılık Allah'tan İlhami bir ödüldür.
Bilge odur ki, bilgisi arttıkça, keşiflerde bulunup evrendeki harika sanatın, eşsiz nizamın şifre ve kodlarını çözdükçe, eşsiz bir güçe, sonsuz bir bilgiye sahib olanın karşısında acizliğini, güçsüzlüğünü, zayıflığını, yetersizlik ve bilgisizliğini fark ederek böbürlenmez, büyüklenmez, mütevazi olur. Kavuştuğu bilgileri de, verene şükran borcu olarak, insanların hizmetine sunar. 23.09.2022 ( Hüseyin Yıldız)
Dip Notlar:
1.Said Nursi, Mektubat, 33. Mektub
2.Maide, Ayet: 111
3.Ta-Ha, Ayet: 38
4.Nahl, Ayet: 68
5.Zilzal, Ayet: 5
6.Fussilet, Ayet: 12
7-Şems, Ayet: 8
1 Ekim 2022 Cumartesi
BİR BAŞKA KAVME BENZEMEYE ÇALIŞMAK
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- "Her kim bir kavme benzerse o da onlardandır" buyurmuştur. Ulema bu hadisi şerh ederken, bir kimse inanç, adet ve giyimde kasten bir millete benzerse dinden çıkar demişlerdir. Şu halde boş yere imanı tehlikeye atmanın bir manası var mıdır? Hadis-i şerifte beyan edilen hususattan başka yerlerde onlara temas, alışveriş vesaire caizdir. Avrupa'dan gelen nesne, fenne, tekniğe dair bir şey alınır. Zaten Avrupa'da müspet ulum matematik, fen ve saier eserlerini Müslümanlardan almıştır. Biz de biraz onur olsa alacağımızı onlardan değil, eslafın bıraktığı kütüphaneler dolusu eserlerden alırız. İslam eserleri Şarkın değil, Garbın bile kütüphanelerini doldurmağa yetmiş, artmıştır. Hele Cabir b. Hayyan namında bir İslam alimi gelmiştir ki, binden fazla eser bırakmıştır. Avrupa bu zatın eserlerinden pek çok istifade etmiştir. Lakin nankör Avrupalılar teşekkür edecekleri yerde bu zatı inkara kalkışmış ve: "Şayet biz bu adamın dünyadan gelip geçtiğini kabul edersek ilerlememizi ona borçlanır; bize iftihar için elimizde bir şey kalmaz. İyisi mi böyle bir adam gelmemiştir, bu bir hayaldir, safsatadır deyiverelim" şeklinde karar almışlardır. Bu karar Süleymaniye Kütüphanesinde eski yazma bir kitabın sonunda mevcuttur..(11)
GIYBET
Dinimizde hiçbir sebep yokken bir Müslümanı zem ve gıybet etmek şiddetle haram kılınmıştır. Hak Teala Hazretleri Hucurat suresinin 12. ayetinde: "Birbirinizi gıybet de etmeyin. Hiç sizden biriniz ölü kardeşinizin etini seve seve yer mi? Elbette bundan tiksinirsiniz. O halde Allah'tan korkun! Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabul edici ve acıyıcıdır." buyuruyor ki, bununla gıybetin derece derece çirkinliğine işaret etmektedir. Bir defa ölü eti yenmez. Hele bunu seve seve yemek olacak iş değildir. İşte bir din kardeşini zem ve gıybet etmek, ölen kardeşinin etini seve seve yemek kadar çirkin ve haramdır. Müslümanlar bundan son derece kaçınmalıdırlar.
Fakat meşru bir sebepten dolayı bir kimseyi zem ve gıybet etmek haram değildir. Mesela fasık ve sapık bir kimsenin zemmi mübahtır. Onun kötülükleri başkalarına da söylenebilir. Ta ki ibret alsınlar da onun gibi yapmasınlar.
Ulema hadis rivayet eden ravileri didik didik edercesine incelemiş; kendilerinde ufak bir gayri meşru hareket gördülerse bunu samimiyetle beyan Etmekten çekinmemişlerdir. Filan yalancıdır, filan Şiidir ilh... demişlerdir. Zahiren zem ve gıybet gibi görünen bu hal hakikatte kat'iyen zem sayılmamış; bilakis bildirilmesi farz bir vazife addedilmiştir. Zira böyle yapılmasa hadisin doğrusu ile uydurmasını birbirinden ayırmaya imkan kalmazdı.
HZ.ALİ EFENDİMİZİN DEĞERLENDİRMESİ
Hz.Ali efendimiz hazretleri bir gün hutbe irad ederek: "Ey cemaat! Hazret-i Osman'la aramızdaki münasebetler hususunda dedikodu çoğalmıştır. Ama şunu iyi biliniz ki biz Osman'la cennette şöyleyiz!" demiş iki parmağını yan yana dikmişti.