13 Mart 2019 Çarşamba

TEVAZU ÖRNEKLERİ

Ebu Osman Zahit hazretleri (ö:910) hararetli günlerin birinde sokakda gezer iken üzerine bir evin balkonundan bir leğen dolusu kül dökerler.Yanında bulunanlar külü dökene söylenmeye başladıklarında Ebu Osman onları men edip:"Üzerine ateş dökülmeye müstehak olan kimseye, kül dökülse , gayz ve gazap etmek caiz değildir"demişler

KALBİN TEMİZLENME YOLU

Kalbin temizlenme yolu şudur ki:evvela kötü ahlakın dört usulünü kalbden tahliye etmek gerekir.Bunlar uzun emel,acelecilik,Hased ve kibirdir.Bu dört usul,nefse ve akla kederdir,huzuru kalbe manidir.Tüm hastalıkların annesidir.Buna karşılık dört fazilet ile kalbi süslemek gerekir:kasrı emel,işlerde teenni, halka nasihat etmek ve cümleye tevazu.

HİKMETLER

İbrahim Ethem hazretleri der ki:"Kim dünya konusunda zahitlik iddiasında bulunup da kendi evinde bir malı eksildiğinde gazaplanırsa , o kişi davasında yalancıdır.
Gaflet içinde olan bir kulun büyükler nazarında değerlendirilmesi şudur:"Hak Teala'nın rızkını yedin, başkalarına tevazu gösterdin"
Yahya bin Muaz (ö:872) demiştir ki:
"Alim dünyalık peşinde koştuğunda kıymet ve şerefi gider"
Derler ki Meşayıhın (şeyhlerin) sözleri yeryüzünde Allah Teala'nın askerleridir.

ALLAH'A NE İLE ERİŞDİN?

Şeyh Zünun-i Mısri'ye sordular:
"Allah (c.c)'a ne ile erişdin?
Hazret formülü söyler:"Korku ile hasta oldum,şevk ile yandım,aşk ile öldüm ,Allah (c.c) ile dirildim"

SÜKUT SAHİBİ OLMAK

Sultanül Arifin Beyazid-i Bistami hazretleri der ki:
"İbadet on kısımdır.Dokuzu samt (susmak) ve diline malik olmaktır."
Samt ile ağzını bağla, görürsün Hakk'ı ayan
Göz bağı, bu cihan halkının ağzıdır heman

MÜMİNİN VAZİFELERİ

Hadis-i Şeriftir:"Bir kimse münkerattan(kötülüklerden) bir şey gördüğünde eliyle tağyir etsin(düzeltsin), eğer eliyle tağyire (düzeltmeye) kadir olamazsa  diliyle tağyir etsin.Diliyle tağyire kadir olamazsa kalbiyle buğz etsin" buyrulmuştur.
Hz.Ebubekir Sıddik efendimiz :"Ey nas! Siz bu ayeti okursunuz, velakin layık olduğu şekilde amel etmezsiniz. ve maksadın neden ibaret olduğunu anlamazsınız.Ben Resulullah'dan işittim, eğer bir kimse zalimi görür onu zulümden men etmezse,Allahü Teala o zalimin zulmü sebebiyle , azabını umuma tamim eder(genelleştirir)."buyurmuştur..Günahı işleyen kimse ile işlemeyip meniine çalışmayarak sükut eden kimse dünya azabında müsavi ve müşterektir.

12 Mart 2019 Salı

FAZLA YEMEK İÇMEK

"Senin canın kuşu,taamdan ve hadden ziyade tokluktan bu cisim yumurtası içinde kalmıştır.Bu cisim yumurtası içinden çık ; ta ki kanatların büyüsün!Vakıa, orucun safrası başın hayalini çoğaltır; fakat işte böyle hayalden yed-i beyzayı bulurlar"(Hz.Mevlana)

NİMETTEN MAHRUM KALANLAR

İman ilahi bir nimettir.Mümin için ümitsizlik yoktur.Dünya hayatında kendisine isabet eden belalardan müteselli olur ve ölüm, nazarında korkunç bir şey değildir.Kafirler ve münafıklar ise bu nimetten mahrumdurlar.Zira bu nimet onlara fena gelir.Ölüm onlar için parça parça olmaktır.
Zahiri nimetlerde böyledir.Bazı insanlar bir meyveyi severken diğerleri o meyveyi sevmez ve yemez.

HAYAT MÜCADELESİ DİYE TEDBİRLER ALMAK

Hazreti Ali efendimiz buyururlar ki:"İnsanlar ,işlerin sonucundan korkarlar.akibetinden endişe ederler.Halbuki ben fatihadan(başlangıçtan) korkarım.Zira hatime(son) ancak fatiha(başlangıç) muktezası üzerine olur.
Hakk Teala'nın bizimle alakalı sırrı kaderine inanan kimse,yaptığı her işte Hakk'ı memnun etme  gayreti içinde olur.Kendi almış olduğu zahiri  tedbirlere güvenmez.Çünkü başlangıç ne ise son odur.Kendi tuzaklarını,planlarını,hilelerini pek sağlam görenler kaza ve kader-i ilahiye karşı mukavemet gösteremezler.

BİR REKAT NAMAZDA KUR'AN HATMEDENLER

Bir rekat namazda Kuran'ı hatm eyleyen bu ümmet içinde dört kişi vardır.Osman bin Affan(ö:656),ikincisi Temimüd-Dari (r.a)(ö:661),üçüncüsü Said bin Cübeyr(ö:713),dördüncüsü Ebu Hanife(ö:767) radıyallahü anhüm.

VELİLERİN KALBİNDE OLMANIN FAİDESİ

Birisi Beyazid-i Bistami hazretlerinin huzuruna irşad  olunmak için geldi.
"Beni bir amele delalet buyurun(bana bir iş gösterin),onunla Rabbime yaklaşayım" dediğinde :Evliyaullah'a muhabbet eyle ki ,Hak Teala sana muhabbet ve merhamet eyleye.Zira evliyanın kalbleri nazargahı ilahi olmakla me'muldür ki Cenab-ı Feyyaz,velisinin kalbinde ismine nazarı manevisi ilişmekle seni mağfiret ede" buyurmuştur

BİR SELAVATA KARŞILIK BAHŞEDİLEN ON KERAMET

Hir kim ki Habibullah Sallallahü aleyhi veselleme birkereselavat vere, on keramete ulaşır.Bunlar:
1-Salavat mülk-i Gaffardır (Gaffar'ın MÜLKÜDÜR)
2.Şefaatı nebiyyi muhtar(Peygamberimizin şefaatına nailolur)
3.Melaikeye iktida (Meleklere uyar)
4.Münafıkine muhalefet (iki yüzlülere karşı çıkar)
5.Mahv-ı hata(Hataları siler)
6.İcabet-i dua(Duanın kabulüdür)
7.Cehennemden necat (ateşten kurtulur)
8. Zahir ve batını pak olur(içi dışı temiz olur)
9.Cennete duhul(cennete girer)
10.Hak Teala'nın didarını(cemalini,güzelliğini)görmek

11 Mart 2019 Pazartesi

RIZA MERTEBESİNİN ÖLÇÜSÜ

Kişiye nimet nasıl sevinç verirse, musibet dahi o derece sevinç verdiğinde kişi razılık  makamındadır.

FAKİRLİKTEN KORKMAK

"KİM FAKRDAN(FAKİRLİKTEN) KORKARSA AMELİ(SALİH AMELLERİ) SEMAYA YÜKSELMEZ.ÇÜNKÜ FAKİR,RABBİNE TÖHMETTE BULUNMAKTAN BAŞKA BİR ŞEYDEN KORKMAZ.ALLAH(C.C)'I TÖHMET ALTINDA BIRAKAN ,ALLAH'IN DÜŞMANIDIR."(Ebu Hazım r.a)

NEFSİNİ ALLAH'DAN PARA İLE SATIN ALANLAR

Tabiinden Habib-i Farisi (r.a) Bari-i Teala'dan dört defa nefsini iştira edip(satın alıp)her defasında kırk bin dinar verip nefsini nar-ı cehennemden azad ettirmek kastıyla;
"Ben kulunu narı cehennemden i'tak(azad) eyle" deyip fukaray tasadduk eder idi.

SÖZ,KELAM,KONUŞMAK

Hz.Ali (kv) hazretleri buyurdu:Samt ve sükutu ziyade olanın  mehabeti artık olur.(Susanın heybeti artar).
Amr b.As(r.a)(öl:664) hazretleri:
"Kelam deva gibidir ki iktizası miktarı(gereği kadarı) istimal olunursa(kullanılırsa) nef(fayda) verir.Yok miktarı lazımından ziyade kılınırsa devası badi-i helak(helak sebebi) olur" demiştir.
Lokman hazretleri oğluna vasiyette:
""Samt(susma) ve sükutun ile iftihar eyleye , zira lisan, her akşam ve sabah , sair aza ve cevarihe ne haldesiniz diye istifsar eylediğinde(sorduğunda) sair aza ve cevarih(diğer vücud organları);sen bizleri halimize terk eder isen hayır ve salah (iyilik) üzereyiz diyecevap verirler" demiş

10 Mart 2019 Pazar

MİDE DOLU OLURSA

Şakik-i Belhi hazretleri  hastalık ve açlık şiddetlenince şöyle dedi:"Muhakkak ki mide dolarsa, vücud organları ibadette gevşeme gösterir"

YAKINLIK

Yakınlık(karabet), meveddet ve muhabbete muhtaçtır.Madem ki hub ve vidad olmaya(eğer sevgi yoksa), akraba ile yabancının farkı yoktur.Belki yabancı dost, akrabadan evladır ve daha sevgilidir.
Malik bin dinardan rivayetedilen bir hadisi kutsinin meala:Hak Süphan ve Teala ,Ben azimüşşan cümle Meliklerin(padişahların) Padişahı olan Azimüşşanım.Cümle meliklerin kalbleri benim kudretimdedir.Kullarımdan hangi kimse  Bana ibadet ve itaatte ola ,müluku(kralları) onun üzerine rahmet ederim(merhametli kılarım).Ve Bana isyan edenlere nikmet(bela,ceza) ederim.
Ey Kullarım ! Siz lisanlarınızı mülukun sebebiyle meşgul kılmayın.Lakin zünubunuzdan vazgeçip Allah'a tevbe ve rücu edin.Ta ki müluk size taattuf ve merhamet ede.
Nefislerinizle onları aç ve susuz bırakarak , cihad edin.Bu konuda kazanılacak sevap Allah yolunda savaşta mücahidin sevabı gibidir.(Hadis-i şerif)

ALLAH DOSTLARININ BİLDİKLERİ

Hak Teala , Hak bu dünyada kötünün cezasını batın gözleri kör olan avamdan örtmüştür.Hakk'ın Has kulları bilirler.Onlara bu bilmeyi de Hakk bahşetmiştir.Hakk'ın dostları,emin kişiler olup Hakk'ın bu bildirdiği sırları avama ifşa etmezler.Kamiller esrarı ilahiyyeyi ve sırrı kaderi ifşadan memnu'lardır.
Nasıl ki Tabib, hastanın kanına ve idrarına bakarak hastalığı teşhis etmekte ise , Allah dostları birisinin yüzüne baktığında yüzünün ve gözünün renginden dininin eserini anlarlar.Ancak setr ederler ,rüsvay etmezler."Nazarını name-i hakikata tutar, fakat dudağı ile okumaz.; o bilir ki , bu mektubun hamilinden yarın ne suret zuhur edecektir.

GAYB'İN HİKMETİ

Bakara suresinin başında Hakk Teala hazretleri buyurur:"O (müminler)galb'e inanırlar).Gayb baş gözüne görünmeyen gizli ahiret alemidir.Yahut eşyanın hakikatıdır.Eğer ahirete ait hususları insanları görseler idi inkar ile imanın manası kalmazdı.Binanaleyh , tüm insanların gördükleri şey hususunda ittihat(birlik ) olurdu.Hakk'ın zikrinden başka bir şey söylemezlerdi.Bu nedenle bu dünya imtihan olmaktan çıkardı.Dünya kıyamet olurdu.Ki kıyamette hiç kimse bir başkasını suçlamaya mecali kalmaz.Hiç kimse cürüm ve hata etmez.

9 Mart 2019 Cumartesi

ŞAKİKİ BELHİ'NİN HALİFEYE NASİHATI

ŞAKİK-İ BELHİHAZRETLERİNİ hicaz'a seyahet ederken Bağdat'ta halife Harun Reşit  sarayına davet edip nasihat ister:Aralarında şu konuşma geçmiştir:
-Sen Şakik-i zahidmisin?
-Şakik benim,fakat zahid değilim.
-Bana bir nasihat ver
Cenab-ı Şakik:Ağah ol ki, Hak Teala hazretleri seni cenab-ı Sıddık'in makamına oturtmuştur.;senden sıdk ister.; vecenab-ıFaruk'un makamına oturtmuştur, Senin Hak ile batılın arasını tefrik etmeni talep eder.Ve cenab-ı Zinnureyn'in makamına oturtmuştur; senden haya ve kerem ister.Ve Hz.Murteza'nın makamına oturtmuştur; senden ilim ve adl ister.
Harun:Daha nasihat et
Cenab-ı Şakik:Hak teala hazretlerinin  bir hanesi vardır ki adına "cehennem" derler;seni onun kapıcısı yapmış ve sana üç şey vermiştir ki mal,kılıç ve kamçıdır.Ve sana demiştir ki:"Halkı bu üç şey ile cehennemden uzaklaştır".Sana müracaat eden her hacet sahibinden malı esirgeme; ve her kim ki Hakk7ın fermanına muhalefet ederse , onu bu kamçı ile tedip et; ve her kim ki birini öldürürse , akrabasının izni ile onu bu kılıçla kısas et.Ve eğer bunları yapmaz isen ,ehli cehennemin en önünde bulunursun.
Harun:Daha nasihat et!
Cenab-ı Şakik:Sen bir  pınarsın ve valilerin ırmaklardır.Eğer pınar berrak olursa , irmağın bulanık olması ona zarar vermez.velakin pınar bulanık olursa , ırmağın berraklığından faide hasıl olmaz.
Harun:Nasihatınıza devam ediniz
Cenab-ı Şakik:Eğer bir sahrada helaka yakın derecede susamış olsan ve o sırada bir bardak su bulacak olsan kaça satın alırsın?
Harun:Ne isterlerse veririm
Cenab-ı Şakik:Eğer ancak mülkünün yarısı mukabili satsalar
Harun:Veririm
Cenab-ı Şakik:Eğer sen o suyu içsen  ve idrarın tutulup belv edemesen ve helak derecesine gelsen , birisi o sırada sana dese ki :Ben sana bir ilaç yaparım ,amma mülkünün yarısını isterim.Ne yaparsın?
Harun:Veririm
Cenab-ı Şakik:İmdi, kıymeti içip çıkaramadığın bir bardak sudan ibaret olan mülk ile niye iftihar ediyorsun.
Harun ağladı.

8 Mart 2019 Cuma

PEYGAMBER GÖNDERME NEDENİ

Hak Tela peygamberi, insanlar hayvanlık derecesinden kurtulsunlar diye merhametinden göndermiştir

BEDELİ GÖRMEK

Cömertlik bedeli görmektendir."Kim ki bir iyilik yaparsa, onun için on misli iyilik vardır"(Enam 6/160).Cimrilik ve buhl, elinden çıkacak şeye mukabil bir bedel geleceğini görmemekten ileri gelir.Bir kimse gelecek şeyi görmeyip ,elindeki şeyden mahrum kalacağından korku duyar ve onu harcamayıp elinde tutar.Deniz tehlikelidir.Ancak dalgıç o denizden çıkarttığı inciyi gördüğü vakit tehlike hiç aklına gelmez.Sehavetin(cömertliğin) menşei el değil,belki gelecek bedeli gören gözdür.

BİR HESAP KONUSU

Kur'an'da Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz." (Tekasür, 8).

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü kul bir adım atmadan dört şeyden sorguya çekilir: Ömrünü nerede geçirdiğinden, gençliğini nerede tükettiğinden, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve biz Ehl-i Beyt'in sevgisinden.

İmam Sâdık (a.s.), "O gün her nimetten sorguya çekileceksiniz" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Bu ümmet Allah'ın kendilerine ihsan ettiği Resûlullah (s.a.v.) ve sonra da Ehl-i Beyt'ten sorguya çekilirler.
İmam Sadık (a.s.) bu ayetin başka bir tefsirinde şöyle buyurmuştur: "Biz de o nimetin bir parçasıyız.

İmam Sadık (a.s) yine bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah mü'minin yiyeceğini ve içeceğini sorgulamaktan daha yücedir.
Ebu Halid el-Kabuliy şöyle diyor:
İmam Bâkır'ın (a.s.) yanına vardım. Beni kahvaltıya davet etti. Ben de onunla birlikte yemek yedim. O kadar temiz ve güzel bir yemek yememiştim. Yemek yedikten sonra şöyle buyurdu: "Ey Ebu Halid! Yemeğini (veya yemeğimizi) nasıl buldun?"

Ben, "Fedan olayım, asla bu kadar temiz ve güzel bir yemek yemedim. Ama Allah'ın Kitabı'ndan, 'Sonra o gün nimetten sorulurlar' ayetini hatırladım."

İmam Bâkır (a.s.) şöyle buyurdu: "Sizden sorulacak olan şey hak inançtır.
İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Lokman'ın oğluna yaptığı öğütlerden biri de şuydu: Bil ki yarın Aziz ve Celil olan Allah karşısında yer alınca dört şeyden sorguya çekileceksin: Gençliğini nerede tükettiğinden, ömrünü nerede geçirdiğinden, malını nereden kazandığından ve malını nerede harcadığından. O halde o zamana hazırlan ve bir cevap hazırla.

İmam Sâdık (a.s), "Şüphesiz kulak, göz ve kalp, bütün bunlar ondan sorulur" ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Kulaktan duydukları hakkında sorulur, gözden gördükleri hakkında ve kalpten ise bağlandığı şeyden sorulur.

ÜMMETTEKİ İHTİLAFLAR

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Peygamberinden sonra ihtilafa düşen her ümmetin bâtıl ehli, hak ehline galip gelmiştir."

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İhtilafa düşmeyin. Şüphesiz sizden öncekiler ihtilafa düştükleri için helak oldular.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İhtilafa düşmeyin ki kalpleriniz de ihtilafa düşer.
Resûlullah (s.a.v.) yine şöyle buyurmuştur: "Benim yanımdan birlik içinde gittiniz, ayrılık halinde mi döndünüz? Şüphesiz sizden öncekileri helak eden şey ayrılıktı.

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin ediyorum ki Allah'ın istediği dışında Peygamberinden sonra ihtilafa düşen her ümmetin bâtıl ehli, hak ehline galip gelmiştir.
İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın dininde renkten renge girip kaypaklık etmeyin. Hakta birleşip cemaat olarak yaptığınız ve hoşlanmadığınız şey, bâtılda birbirinizden ayrı olarak yaptığınız ve sevdiğiniz şeyden hayırlıdır. Münezzeh olan Allah ayrılığa düşen hiçbir kavme geçmişte bir hayır vermediği gibi, şimdi de vermez.

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Şeytan, yollarını güzel gösteriyor, dininizi düğüm düğüm çözmek istiyor. Sizleri birlik yerine ayrılığa ve ayrılıkla da fitneye düşürmeye çalışıyor. O halde onun vesvese ve büyüsünden yüz çevirin.

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Allah'a yemin olsun ki onların, bâtıl yolda birlik içindeyken, sizin hak yolunuzda ayrılığa düşmeniz sebebiyle çok geçmeden sizlere galip geleceklerini sanıyorum.

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ümeyyeoğulları arasına ihtilaf düşmedikçe hükümet sürekli onların elinde kalacaktır.

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ümeyyeoğullarının içinde koşturacakları bir fırsat meydanı vardır. Aralarında ihtilaf çıkınca sırtlanlar onlara galip gelir.
İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: "İki davet farklılaştığında şüphesiz biri delalet olmuştur." 

İHTİLAF RAHMET MİDİR?


 Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." Bu hadisin senedi zayıftır.
 "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisinin anlamına gelince…

İmam Sâdık (a.s.), "Bir grup, Resûlullah'ın, 'Şüphesiz ümmetimin ihtilafı rahmettir' diye buyurduğunu rivayet etmektedir" diyen Abdulmumin Ensari'ye şöyle cevap vermiştir: "Doğru diyorlar."

 "İhtilafı rahmet ise birlikleri azap mıdır?" diye sorunca da şöyle buyurdu: "Bu senin ve onların sandığı gibi değildir. Resûlullah, Aziz ve Celil olan Allah'ın şu sözünü kastetmiştir: 'Neden her gruptan bir topluluk göç etmiyorlar.' Böylece Allah, Resûlullah'a (s.a.v.) doğru göç etmelerini, ona doğru (şehirlerinden) ayrılmalarını, eğitim görmelerini, sonra da kendi kavmine dönüp onları eğitmesini emretmiştir. Peygamberin (s.a.v.) maksadı da onların kendi şehirlerinden kopup ayrılmasıdır; Allah'ın dininde ihtilafa düşmeleri değil. Şüphesiz din tektir."

EHLİ KIBLENİN FIRKALARA BÖLÜNMESİ


Kur'an'da şöyle buyuruluyor: "De ki: 'Üstünüzden ve altınızdan size azap göndermeye, sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya Kadir olan O'dur.' Anlasınlar diye ayetleri nasıl yerli yerince açıkladığımıza bak." (En'am, 65).

 Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ben korku ve ümit namazını kıldım ve Rabbimden üç şey istedim ki ikisini bana verdi, birini vermedi. Allah'tan ümmetimi kıtlığa düçar kılmamasını istedim kabul etti. Düşmanlarını onlara galip kılmamasını istedim kabul etti. Onların ihtilafa düşmemesini istedim kabul etmedi." (Kenz'ul-Ummal, 31098).

İmam Bâkır (a.s.) Allah-u Teâlâ'nın, "veya sizlere ayrılık elbisesini giydirir..." ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: "Maksat dinde dağınıklık ve birbirleriyle vuruşmalarıdır. Bazınıza bazınızın kinini tattırır. Bu da bazısının bazısını katletmesidir. Bütün bunlar kıble ehli hakkındadır." (Nur'us-Sakaleyn, 1/724/109).

İmam Ali (a.s.) bazı Yahudilerin, "Henüz Peygamberinizi defnetmeden O'nun hakkında ihtilafa düştünüz" demeleri üzerine şöyle buyurmuştur: "Biz O'nun hilafeti hakkında ihtilafa düştük, kendisi hakkında değil. Ama sizler henüz ayaklarınız deniz suyundan kurumadığı bir halde peygamberinize şöyle dediniz: 'Bizlere onların ilahı gibi bir ilah kıl.' Bunun üzerine Musa, 'Şüphesiz siz cahil bir topluluksunuz' dedi." (Nehc'ul-Belağa, 317. Hikmet).


ZAHİRİ İLİM SAHİBİNİN HASTALIĞI VE TEDAVİSİ

Zahiri ilim sahibi , ilmine mağrur olarak diğerlerini günah içinde ve cehennemlik görerek kendisini necat ehlinden addeder.İlmi sebebiyle Hakk'a kurbiyet iddiasındadır.Kıldığı namaz,tuttuğu oruç,hac ve zekatına varlık vererek demek ister ki"Ey Yaratıcı,ben senin emirlerine uygun davranıyorum.Haberin olsun.Ben cennete layıkım.Diğerleri gaflet içinde emirlere tabi olmaktan uzak.".Zahir ehlinin ilmiyle karışık vehimlerini, ancak insanı kamil sohbeti ve terbiyesi izale ve tedavi eder..Hz.Mevlana efendimiz,divanı Kebir 'de buyurur:
"Hakimiz ve tabibiz.can Bağdad'ından geldik.Çok illetleri gamdan geri satın aldık.Hakiman-ı ilahiyiz, kimseden ücret istemeyiz.Öyle ki, biz cismi mariza endişe gibi süratle koşarız"

TECELLİ-İ ZATİ ATEŞİNDE PİŞKİNLİK İSTEMEK

Hak  Teala'nın yarattıkları ile irtibatı meselesinde  bilgi üç türlüdür.İlmel yakin olanı,kulaktan dinlemekle elde edilen bilgi taklittir.İlmel yakin olan ilmi istidlalidir.Aklın delillerine dayanır.Bu en aşağı derecede olan bilgi,aynel yakin ve Hakkal yakin mertebesinin ilmi değildir.Zahir ulemasının bilgisi olan bu mertebede durmak sakin olmayıp diğer mertebelere ulaşmak gerekir.Bu mertebelere ulaşmak içinde tecellizati ateşinden pişmek gerekir.Bir kimse balın vücudunu ve evsafını dinlese,o kişiye kulak tarafından gelen bu ilim bir ilmi yakindir.Ondan sonra balı görse, ilmi bir derece daha terakki edip aynel yakin mertebesi hasıl olur.Ve ondan sonra o gördüğü baldan yese , ilmi bir derece daha terakki edip hakkal yakin mertebesine çıkar.Keza Ateşin varlığını işitmek ilmel yakin, görmek aynel yakin,ve ateşte yanmak hakkal yakin mertebeleridir.Rubai:
"Ey dost, seni her mekanda arar idim.Her dem senin haberini bundan ve ondan isterdim.Seninle kendime baktım;muhakkak sen idin.Senden nişan istediğimden dolayı utandım."
İnsan yanmadıkça o aynel yakin değildir."yakin" istersen ateş içinde otur.Tecelli zat mertebesinde,aynel yakin ile hakkal yakin arasında fasıla yoktur.Aynel yakin demek hakkal yakin demek olur.
Dinlemenin faydası yok mudur? diye bir soru sorulabilir.Kulak kemali dikkatle dinler ve bu manaya nüfuz ederse ,göz mesabesinde olur.zira maani gıdayı ruhtur.gıdayı suri nasıl bedene karışırsa hakiki mana ruha karışır ve göz vasıtasıyla kalbe gelen ilim kadar kuvvetli olur

7 Mart 2019 Perşembe

NEFİSLERİYLE ÇELİK ÇOMAK OYNAYANLAR

Büyük zatlardır.Bu zatlardan birisi nefsine incir yemeyi yasaklamıştır.Bir zaman nefsiyle  çelik çomak oynamak istemiş ve pazar yerinde incir satılan yere gelmiş bir tabak incir istemiş.Satıcı bir dinar demiş.Adam nefsine "Para yok" alamam "demiş.Nefsi:"Papuçlarını karşılık olarak ver" diye telkin etmiş.Mübarek ,satıcıya papuçlarını teklif edince adam kızmış papuçlarını ileriye fırlatmış bunların değeri zaten yok demiş.Mübarek uzaklaşırken nefsine demiş ki bak vermiyorlar demiş.Pazar yerindeki diğer satıcılar ,incir satıcısına demiş ki;"Ey filan sen ne yaptın?o zat kimdir bilirmisin,o zat meşhur filan zattır" deyince adam mahcubiyet içinde yanındaki kölesinin eline bir tabak incir vermiş "Eğer bunu o zata yedirirsen seni azad ederim" deyince köle arkadan o zata yetişmiş.İncir tabağını arz etmiş.Mübarek reddetmiş.Köle yalvarmış:"Efendim,bu tabağı alırsanız,efendim beni azledecek,kölelikten kurtulacağım" deyince,mübarek :Evladım,sen kölelikten kurtulacaksın ama,ben nefsime köle olacağım"diye karşılık vermiş.
Rivayet ederler ki incir satıcısı mahcubiyetinden dolayı vazife yapamadan geriye dönen o kölesini azlederek hürriyetine kavuşturmuş.

HAKK'I ,EŞYADAN MÜCERRED(AYRI)GÖRMEK

İbni Arabi hazretleri,ehli irfana ait olan bu bahis için Füsus'da Fassı muhammedi bölümünde şöyle buyurur::"Hakk'ı maddeden mücerred olarak görmek ,ebeden mümkün değildir".Binanaleyh bu bizim gördüğümüz alem,Hakk'ın zat ve sıfat ve esma ve efali ile zuhurundan başka bir şey değildir.Ve Hakk'ın insan-ı kamil suretindeki tecellisi ,son tecellidir ve ondan zuhuru gibi hiçbir mazhardan zahir değildir.Fakat insanı kamil taayün cihetinden abddir(kuldur) ve hakikat cihetinden Hak'tır; ve abdiyyetle zuhur dahi ancak zuhur-u Hak'tır.Zira vücudda asla Hakk'ın şeriki  ve naziri yoktur.
Bu inceliğe işaret için Hz.Mevlana efendimiz Mesnevi de buyurur ki:"Sen efendiyi kuldan ayrı görürsen, kitabın hem metnini ve hem de dibacesini gaib edersin"

6 Mart 2019 Çarşamba

MEDENİLİK/BEDEVİLİK


Medenî" kelimesi, "şehirli, medeniyetin imkânlarından faydalanan kimse" demektir. "Medenî"nin zıttı "bedevî"dir. "Bedevî" de, "çölde yaşayan, medenî olmayan, medeniyetten nasibini almamış kişi" anlamına gelir. "Medeniyet" ve "bedeviyet" bu iki kelimenin (medenî-bedevî) türemişleridir. Yenişehirli Avnî "medeniyet" ve "bedeviyet"i bir beytinde şöyle kullanır:

"Medeniyyet garaz-ı nefsânî//Bedeviyyet maraz-ı rûhânî"

Demek ki medeniyette insan hakları esastır, bedeviyette ise kabilecilik zihniyeti yani orman kanunu vardır.

Şimdi bu teknik bilgilerden sonra kendi kendimize şu soruyu sorabiliriz: "Biz toplum olarak medenî miyiz, bedevî mi?"

Şayet medeniliği dikey mimarî, tüketim çılgınlığı, lüks araçlara binme, üretmeden tüketme, Avrupalı gibi yaşama olarak görüyorsak tabii ki medenî bir toplumuz. Yok, öyle değil de medeniliği bir ahlâk, bir üretim, bir hak ve adalet anlayışı olarak görüyorsak medenî bir toplum olup olmadığımız konusunda soru işaretleri beliriyor.

Basit örneklerle konuyu açmaya çalışalım. Bizde hâkim anlayış şu: "Mühür kimdeyse Süleyman odur." Oysa Süleyman kimse mühür onda olması gerekmez mi? Çok basit gibi görünen bu atasözünde aslında büyük bir zihniyet saklıdır. Ve hâlâ toplumun şuuraltında maalesef bu anlayış devam etmektedir.

Seçim sathı mâiline girdik. Mahallî yöneticileri seçeceğiz. Seçim faaliyetlerini nasıl yürüttüğümüze bakalım. Dikkat ederseniz biz Süleyman (liyakat) aramıyoruz. Mührü teslim edecek bir adam arıyoruz. Nasıl olsa mühür kimdeyse Süleyman odur.

Şimdi siz söyleyin, böyle bir anlayışa sahip olmak medenîlik midir?

İsteyen herkes eşit şartlarda yarışsın, halk kimi seçerse başımızın üstünde yeri var demek dururken, bizim adayları seçmezseniz ülke batar demek medenîlik midir?

Kardeş kardeş yarışarak hizmet bayrağını teslim almak varken rakibine çelme takarak mührü kapmaya çalışmak medenîlik midir?

Birlik ve beraberliğimizi sağlamakla yükümlü olanların milletin bir kesimine "zillet, illet" diyerek ayrımcılık yapmaları medenîlik midir?

Halkın vergileriyle toplanan paraları sanki keselerinden veriyorlarmış gibi iktidar belediyelerine aktarmak, muhalefetin elindeki belediyelere ise istihkaklarını bile ödemekte zorluklar çıkararak halkı terbiye etmeye kalkmak medenîlik midir?

Falan belediye başkan adayına vereceğiniz oy yarın mahşer günü beratınız olacak demek medenîlik midir?

İlim üretmesi, talebe yetiştirmesi gereken üniversite hocalarının, siyasi parti kapılarını su yolu etmeleri medenîlik midir?

Kütüphane, laboratuvar açması gereken üniversite rektörünün iktidara yaranmak için tanzim satış pazarı açması medenîlik midir?

Devlet idaresinde şeffaflık ve hesap verilebilirlik temel prensip iken, işleri kapalı kapılar ardında planlamak ve ülke yönetimine "ben yaptım oldu" zihniyetini yerleştirmeye çalışmak medenîlik midir?

Ve nihayet her alana hak, adalet ve liyakat hâkim olması gerekirken haksızlığın, zulmün ve kayırmacılığın yaygınlaşmaya başlaması medenîlik midir?..
Prof.Dr Ahmet Sevgi

ADAYLARIN PROJE AÇIKLAMASI

.....İlçesinin Ak Parti adayı seçilirse yapmayı taahhüt ettiği projeleri açıklayarak animasyon sunumunu yaptı.İlçeye üç tane plaj projesi var idi.Seyir tepesi ,çocuk köyü veya çocuk oyun sokakları projesinin yanı sıra kütüphane ve bisiklet parkurundan bahsetti.ilk sırada yer verdiği plaj projeleri "tuzu kuruları" memnun edebilir.Plaj hadisesinin varlığı muhafazakar kesimde asla karşılık bulmayacak bir projedir.Birileri bunu en önemli proje olarak lanse edilmişse,temiz ve mütevazi adaya yazık etmişler.İlçenin girişi 40 yıldan beri aynı.İl olmaya layık bir ilçe ,bağlı olduğu ilin diosparası nedeniyle şu an gelir vergisi ve kurumlar vergisi tahakkukunda  Türkiyede ilk onbir arasında olsada yatırımlar il merkezinde yoğunlaşıyor,merkezden layık olduğu yardımı maalesef alamıyor.Aday arkadaşımız sosyal belediyecilik adına değil çok şeyler her mahallede aç evi oluşturup çorba-ekmek dağıtma sözünü verse , söylediklerinden çok daha inandırıcı ve etkili olurdu.

BİR ŞİİR


“Balıkesir’de Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı verdiğim beraat kararı ve gerekçesi nedeniyle hakkımda yer değiştirme (sürgün fermanı)cezası verilmiş ve yapmış olduğum itirazlar red edilerek, karar kesinleşmiştir. Yüreğim bu nedenle söze dökülmüştür.” İşte o şiir:

SÜRGÜN FERMANI
Fermanımız kesinleşmiş
Postacı getirdi,31 Mayıs da
Bir daha sürgünsün diye
Aklıma geldi
Namık Kemal,Mithat Paşa,Mehmet Akif Ersoy,Nazım Hikmet
Ben şanslıyım.Malta, hicaz, Yemen yok
Bu çağda uçak var.En fazla iki saat.Sürgünden uzaklıktaki yere
Zaten benzetemem onlara kendimi
Düne baktım.25 yıl
Başı belli, sonu belli,Eğilmedim,Çalmadım,Ayırmadım,Kayırmadım
Bu ülkenin insanınıy,Bırakın bu ülkenin insanını
Yaradandan ötürü sevdim insanı,İnsanımı
Nereli, neci olduğuna bakmadan Bir zerre o kürsüde haksızlık yapmadım Bir Allahın kuluna
Siyaset çıkmadı yoluma,Tarikatla, menfaatle yolum kesişmedi
Büyük adamlar geldi karşıma
Dediler,Sana makam, şan
Dönmezem dedim yolumdan
Dedim bana yeter vicdan
Dedim bana yeter, sınavla kazandığım makam
Borcum yoktur devlete, millete
Sabah sekiz, akşam beş arasında
Alacağım vardır, ödenmez
Ama o cüppe, hepsini öder
Sayesinde,Başım eğilmemiştir kimseye
Muhtaç etmemiştir o cüppe beni kimseye
Tüm zamanlarım helaldir,Bana o cübbeyi veren millete
Ve devlet ,O devlet bir insan olsaydı
Ve beni bilseydi,Yüreğimi,Yırtar atardı o sürgün fermanlarını
Kızmıyorum kimseye,imza atmışlarsa da Sürgünüme
Belki bir hayrı, bir nedeni vardır
O nedenle atmışlardır diye
***
Kimse anlamasın beni
Çobanlar,Dağ başındaki çobanlar anlarlar beni
Onlar bilmez, siyaset, menfaat
Tek dertleri kuzuları
Yeter bana, onlar anlasın yeter ki
***
Ben bir vicdan sürgünü,Bir gariban vatandaşa, beraat veren
Bir vicdan sürgünü.Allah vicdan yükü vermesin
Yol sürgünü gelip geçer
Bağla artık cümleni
Bağlanmaz ki
Yürekteki hüznün
son cümlesi…

HAKK'I BATIL,BATIL'I HAK GÖRMEK

NUR VE HADİ OLAN >KURAN-I KERİM'İN NÜZULÜ ,HAK VE BATILI ZERRE zerre ayırmıştır.Umumi olarak insanların çoğunun kalbi nuru-Hakk'dan aydınlanamadığı için batılı hakka,hakkı batıla bürünmüş bir halde görüp yollarını şaşırırlar. Hakk'ın nurundan parlayan her kalbde hakkı ve batılı seçip ayırma kabiliyeti vardır(Fİ HA YÜFRAGU KÜLLÜ EMRİN HAKİM)"O KURAN'DA EMRİ HAKİMİN KAFFESİ AYRILMIŞTIR"(DUHAN 44/4).Nuru Furkan'dan murad, ismi zahirin tecellisidir.Zira vücudda Hakk'ı ve halkı,tayyibi ve habisi,hakkı ve batılı,helali ve haramı birbirinden Kur'an ayırmıştır.

MİTOLOJİDE HAZİNEYİ BEKLEYEN YILAN KAVRAMI

Efsanelerde,saklanan hazinelerin mutlaka yılandan bir bekçisinin olduğu ifade edilir.Yılan'ın insana zarar veren bir düşman olduğu malumdur.Hazine ve yılan kavramlarının tasavvuf dünyasında muhtelif karşıtları vardır.Ruh hazinedir yılan ise nefstir.Ruhun nefisle olan birlikteliği vardır.Keza insanı Kamil'in batınında hazineler mevcuttur.Ancak insanı Kamil bu halini korumak için zahiri bazı hareketler ve davranışlar içinde olur ki halk bu hareketleri noksanlık ve ayıp addederek ona yaklaşamazlar.Halkın ayıp saydığı bu noksanlıklar yılandır.

5 Mart 2019 Salı

EVLİYANIN VARLIĞI İNSANLARA PERDEDİR

Evliya hazretleri tecelli-i lahiyyeyi vasıtasız kabul eden kamillerdir.istidadı zaif olan salikler, bu tecelliye dayanamıyacakları için salikler terbiye edici olan insanı kamillerden istifade ederek istidatlarını kuvvetlendirirler.Yemek pişirmek için nasılki tencereye ihtiyaç varsa ki ateşe ancak tencere mütehammildir;Hakk teala ile salik arasındaki hicab da mürşidlerdir.

KULLUĞUN İMTİHANI:EVLİYANIN VARLIĞI

Enbiyanın yaratılış hikmeti çoktur.Bunlardan birisi kulların imtihanıdır.En basitinden;"O da benim gibi insan,benden ne farkı var?" sorusuyla nefsi onu ,insanı kamilden uzak tutar.Bulunduğumuz zaman dilimi içinde bir peygamber yoktur.Halk için imtihan unsuru olan bu durum bugün nasıldır?.Derler ki ,peygamberden geriye peygamberin getirdiği kitabın hükümlerini idrak edip edememe meselesi kalmıştır.Ancak bugün peygamber olmasa bile Her bir devirde o peygamberin makamına kaim olan bir veliyyi kamil vardır ki,onlar sureti beşeriyede zuhur edip, o peygamberin şeriatını teyide hizmet eder.Onun beşeri sureti de,tıpkı resulün sureti beşeriyyesi gibi aynı asırda yaşayanların tahriki hasedlerine sebeb olur ve imtihanı ilahide bu vasıta ile kıyamete kadar zuhura gelir;ve o kişi de zamanın kutbul aktabıdır.
Hakk, kutbul aktabı gizlemiştir.Hem gizlidir hemde zahiri ile halk arasındadır.Tıpkı peygamberler zamanındaki insanların onları reddetmesi gibi,bugünde kıyamete kadar mevcut olan Kutbul Aktabın varlığını ve vazifesini reddederler.

BEKA MESELESİ

"BEKA MESELESİ"siyaset gündeminde kullanılsa da acaba İslamla alakalı "Beka meselesi" niçin ifade edilmiyor.Diyeceksiniz ki Devlet olmazsa din de olmaz.Ancak,iman şartları içinde "devlet olmak" yok ki.İslam'ın günlük hayatta yaşanabilirliği için "Devlet" şart.Peki 96 yıldan beri ülkeyi idare edenler arasında bugünkü iktidar kadar "muktedir" ikinci bir kişi olabildi mi?.Bugünkü iktidar , Mustafa Kemal'den daha fazla imkan ve selahiyet içinde.Bu bir vakıa.Bu kadar güç elde iken , ve tüm malzeme mevcut iken Niçin yemek(!) pişirilmiyor.Bence ahçı da sorun var.Hakk Teala mutlaka hesap sorar;bunca imkan , güç ve kudreti ey kulum,ben başkasına nasip etmedim!sana verdim.Sen ne yaptın."Beka meselesi" olarak İslam'ı gördün mü?

HASED, KİBRİN GAYRİ MEŞRU ÇOCUĞUDUR

Nefsin bir çok kötü sıfatları vardır; fakat hased onların içinde pek berbat  bir noksan  ve ayıbdır, ve aşağılıkların hepsinden daha aşağıdır.Hased, kibrin gayri meşru çocuğudur.Kimde kibir varsa , onda mutlaka hased de vardır.İblis kibri sebebiyle Adem'e  boyun eğmeden utandı ve onun Hakk yanındaki derecesine hased edip düşman oldu.

HALK VE HAKK İLE KAVGAYA SEBEB NEDİR?

Nefstir.Ahirette rahmet ile azap birbirinden ayrıdır.Çünkü Hakk Teala :(VEMTAZÜL YEVME EYYÜHEL MÜCRİMUN)"Ey mücrimler , bu günde ayrılın"(Yasin 36/59) buyurmuştur.Dünyada ise tecelliyatı sıfat ve esmaiyyenin hüküm veeserleri birbirinde karışıktır.Hayır sandığımız şer,şer sandığımız hayr olabilir.Birine göre zararlı olan diğerine göre faidelidir.Bu nedenle nefis Hak Teala'nın terbiye usulüne itiraz eder ve insanlardaki zıtlıktan niza ve kavga çıkartır.Kendi nefsine muhalefet edenlerle düşmanlık eder.
Birisi çıkıp diyebilir ki "Peygamberlerin nefsi ölmüş değil miidi;binanaleyh niçin onların düşmanları ve hasetçileri var idi?".Peygambere muhalefet edenlerin düşmanlığı kendindendir.Zira Yarasa kuşu güneşi istemez.Gözünde mevcud olan kuvvetsizlik ve mani ,o kuşun güneşten kaçmasına sebeb olur.Yoksa güneşin varlığı ısı ve ışık yaymaktır.Isı ve ışık zarar değildir.Işık bir varlığa zarar  oluyorsa    o nesnede sorun var demektir.Bu nedenle Enbiya ve evliyaya düşman olanların sorunu kendilerindedir.Evliya da değildir.Evliyaya muhalefet edenler kendi gözlerini kör ve sağır edenlerdir.Kin güden bir hintli köle gibi, efendisine zarar vermek için tutar kendini öldürür.Hasta , doktora düşman olursa, çocuk öğretmene düşman olupta okula gitmezse kim zarar görür?Balık, kendisine hayat olan suya düşmanlık edip kendisini suyun dışına atarsa kim zarar görür?Kendisi,

3 Mart 2019 Pazar

Dücane Cündioğlu, Marmara İlahiyat Fakültesi, "Tarihselciliğin Eleştiris...

HALİFELİĞİN KALDIRILIŞI VE OSMANLI HANEDANININ SÜRGÜNÜ


1 Kasım 1922’de saltanat ve halifelik birbirinden ayrılarak saltanat kaldırıldı. Halifenin yetkileri dinî konularla sınırlandırıldı. Vahdettin’in ülkeden ayrılmasından sonra, Osmanlı hanedanında Abdülmecit Efendi, TBMM tarafından halife seçildi.
Mustafa Kamal 1924 yılı başında halifeliğin kaldırılmasına karar verdi, Bu talep milletten gelmiyordu. Zira Kurtuluş savaşı, Kuvayı Milliye ve Müdafayı Hukuk, Hilafetin ve saltanatın kurtarılması ile ilgili idi ve zaten Mustafa Kamal de Samsun’a bunun için gönderilmişti. Sıvas ve Erzurum kongrelerinde alınan karar da bu yönde idi. Mustafa Kamal Ankara’ya geldiğinde İstanbul’a gönderdiği yazılarına “Halife ve Hakan efendimiz” diye başlıyordu. İnönü’nün Lozan öncesi “Hilafetin müdafaası için Türk milleti kanını dökmeye hazırdır” derken, Lozan sonrası Mustafa Kamal’ın “Hilafet milletimize baş belasıdır” açıklamasına kadar geçen sürede çok şeyler olmuştu. 
 Mustafa Kamal 1 Mart 1924 tarihinde yaptığı TBMM açış konuşmasında, bu düşüncesini açıkladı. 3 Mart 1924›te TBMM›de kabul edilen bir kanunla halifelik mana ve mefhum olarak Cumhuriyetin mana ve mefhumunda mündemiç olduğu iddiası ile hilafet makamı kaldırıldı. Yerine Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarihinde Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin yerine kuruldu. Kuruluş gayesi İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekti.
Aslında Mustafa Kamal yeni yönetim için gelecekte tehlikeli olabileceğini düşünüyordu. İzmir’deki ordu tatbikatları sırasında ordu komutanlarına hilafetin kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp onların fikrini öğrendi ve. 1 Mart 1924’teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı Hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924’te bu konuyu kanun yolu ile fiilen çözmüş oldu. Hilafeti tümden kaldırsa, başka ülkeler Hilafet iddiasında bulunabilirdi. Oysa daha önce zaten İngilizler Hilafeti Osmanlıdan alıp Şerif Hüseyin’e vermek istemiş, bunu başaramamışlardı.
Tunalı Hilmi, “Hilafet ilga edilmiyor. Hilafet burada” diyerek meclisi işaret eder. Tartışmaların sonunda tarihimizin en önemli kararlarından biri 3 saat 20 dakika içinde alınmış olunur. Hilafet makamının kaldırılışından sonra sıra kararın halifeye bildirilmesi ve halline gelmiştir. Saat on buçukta İstanbul’un bütün telefonları kesilir. Dolmabahçe etrafını polisler çevirir ve Vali Haydar Bey saraya girerek kararı Halifeye okur. Halife Abdülmecid kararı tanımadığını söyler. Zor durumda kalan vali durumu Ankara’ya bildirdiğini söyleyerek halifenin zorla çıkarılması yönünde “hayali” bir telgraf okur. Halife 20 dakika buhran geçirdikten sonra görevliler eşliğinde saraydan çıkarılır. Saraydan çıkarken bir gazeteciye, “Ben vatan haini değilim. Yine bu millete dua edeceğim” der. Çatalca’dan trene bindirilen halifeye İsviçre vizesiyle birlikte bin 700 sterlin verilir. Grand Otel’e ulaştığında İsviçre bayrağının yanına Türk bayrağı asılır.Tarihçi Arnold Toynbee, hilafetin kaldırılmasını Türk milliyetçilerinin sabırsızlığından, Ankara’nın halifeliği Vatikanlaştırmayı başaramamasından kaynaklandığını ileri sürdü. The Daily Telegraph, Türkiye’nin İslam milletleri liderliğinden üçüncü sınıf Tatar cumhuriyetine dönüştüğünü iddia ediyordu. Hilafetin kaldırılmasının arkasında Fransız-İtalyan-Selanik kaynaklı radikal localar olduğunu ileri sürüyordu. The Observer, Türkiye’nin batılılaşma uğruna “Doğu itibarı”nı terk ettiğini söylüyordu. Paris merkezli Le Journal, İstanbul’un dini saygınlığını yıkmaya çalışan İngilizlerin bu şansı hayal bile edemediğini yazıyordu. Evet, Lozan’ın imzalanması için Hilafet makamının kaldırılması beklendi.
3 Mart 1924(1340)-Hicri 26 Recep 1342 tarihli “Hilafetin makamının kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının Türkiye Cumhuriyeti ülkesi Dışına çıkarılmasına dair kanun”, TBMM’de kabul edildi. 6 Mart 1924’te ise Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 431 sayılı bu kanun toplam 13 maddeden oluşmaktaydı. Kabul edilen maddelere göre: Madde 1-Halife görevinden alınmıştır. Halifelik, hükümet ve Cumhuriyet’in anlam ve kavramı içinde esasen mevcut bulunduğundan hilafet makamı kaldırılmıştır. Madde 2-Görevden alınan halife ve Osmanlı saltanatına mensup tüm erkek ve kadınlar, damatlar Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde oturmak hakkından ebediyen mahrumdurlar. Bu soya bağlı kadınlardan doğmuş kimseler de Osmanlı addedilirler. Madde 3-İkinci maddede zikredilen kimseler, bu kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç on gün içerisinde Türkiye Cumhuriyeti ülkesini terk etmeye mecburdurlar. Madde 4-İkinci maddede zikredilen kimselerin Türk vatandaşlık sıfatı ve hukuku kaldırılmıştır. Madde 5-Bundan böyle ikinci maddede anılan kimseler, Türkiye Cumhuriyeti’nde taşınmaz mal edinemezler. Türkiye’deki ilişkilerinin kesilmesi için bir yıl süre ile vekil tayin ederek, devlet mahkemelerine başvurabilirler. Bu müddetin sona ermesinden sonra hiçbir mahkemeye başvurma hakları yoktur. (Sadeleştirilmiştir). Bu arada Osmanlı ailesinin malları millileştirilerek bu sayfa “ebediyyen” kapatılmak istendi.
Lozan’ın bir diğer önemli sonucu da Ege Denizi ve buradaki adaların aidiyeti ile ilgili yapılan düzenlemeler oldu. Türkiye, aralarında Midilli, Sakız ve Sisam’ın da olduğu bazı adaları Yunanistan’a veren 1913 tarihli antlaşmaları kabul etti ve 12 ada üzerindeki haklarından da feragat etti. Bununla birlikte Bozcaada ve Gökçeada’nın kontrolü Türkiye’ye bırakıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yakın zamanda Lozan Antlaşması’nın bazı şartlarıyla ilgili rahatsızlığını bir süredir dile getirdi ve “1923’te Lozan’ı bize razı ettiler. Birileri de bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Her şey ortada. Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik” dedi.
1921 Anayasası; Türkiye Cumhuriyeti’nin dini İslamdır. 1928 yılındaki düzenleme ile “Devletin Dini İslamdır” İbaresinin Anayasan Çıkarıldı. Zaten Arapça yasaklandı, Harf, kıyafet ve takvim olarak İslami olan ne varsa yasaklanma yoluna gidildi. Yoksa inkılablarla yeni bir düzenlemeye gidilmedi.
İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923 günü Manisa temsilcisi Kazım Karabekir, Asım ve Fevzi Çakmak Paşalar ile Rus Büyükelçisi Aralof ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilof›un katılımları ile başladı ve 2 hafta sürdü.
Lozan konferansı 11 Kasım 1922’de başladı ve 24 Temmuz 1923’de imzalandı. 6 Mart 1924’de Hilafet makamı kaldırıldı. Bu vesile ile bir defa daha hatırlatayım ki, İş Bankası 26 Ağustos 1924’de Mustafa Kamal’ın yönergeleriyle ve Hilafet fonundan aktarılan paralarla kuruldu. Bu paralar, kendi, İnönü, Bayar ve Mustafa Kamal’ın yakın çevresi adına sermaye olarak kaydedildi. Daha sonra bu bankaya Osmanlı İtibarı Milli Bankasındaki paralarla, Afyon Terakki Bankasındaki paralar da aktarıldı ve sözkonusu şahıslara hisseleri oranında taksim edildi. Ardından parti vasıtası ile Anadolu esnafından toplanan paralar da sermayeye eklendi. 1980 darbesi sonrası sermaye tezyidi sırasında Mustafa Kamal’ın hissesi karşılığı sermaye tezyidi için Çankaya üzerinden Hazineden para aktarıldı.

HAKTEALA GÖRÜLEBİLİR Mİ?

Hemen hangi gözle? diye sual gelir.zira bu alemde  fiziksel varlıklarda mevcut olan baş gözü akla gelir.Diğer gözler ise yaşanmadığı için(hal sahibi olunmadığı için) asla akla gelmez ve akla muvafık gelmediği için de reddedilir.Her ne kadar bir hurma kütüğünün Resulullah aşkı ile ağlayıp inlemesi,Nil nehrinin Firavuna mensup olanlar için kan haline gelmesi,ağacın ve taşların konuşmasına dair şeri ayet ve nasları okusak ta kabul zor olmaktadır.Niçin bu böyledir?
İş yapıcı üzerine iş perde örmüştür.o işin haricinde onu görmek kabil değildir.Faili hakiki olan Hakk'ın zatına , alemi efalde zuhuru ve efali perde olmuştur, onu bu efali zahiresinin haricinde görmek mümkün değildir.Fiilin batını isim, ve ismin batını sıfat; ve sıfatın batını zat olduğundan zat-ı Hakk,herşeyi kaplamıştır.Bizim vücudumuz ise alemi zahirde sübut bulmuştur.Binanaleyh göreceğin şey ancak zahir olan şeydir.Batına intikalin marifet ile olur.Böyle olunca failin fiilini gördüğün vakit  onun ismine ve sıfatına  ve zatına intikalen onu ayanen müşahede etmiş olursun.Ve yoksa onun zatını ancak yine kendi zatı görür ve bilir.Abdullah-ı Balyani hazretlerinin rubaisi  de bu manayı teyid eder:
"Hakk'ı her dem başın iki gözü ile görmedikçe , her dem talebden fariğ olmam.Huda baş gözüyle görülemez derler; o söz onlarındır, ben ise her dem böyleyim"
Velhasıl Hakk'ın efali ile zuhuru, zuhur-ı zatına perde olmuştur.Nitekim Hz.Hudai de buyurur:
"Zuhuru perde olmuştur zuhura
Gözü olan delil ister mi nura?
Hak Teala bu dünya fabrikasını kurmuştur ve sürekli orada iş yapmaktadır.(KÜLLÜ YEVMİN HÜVE Fİ ŞE'NİN)"O,her an bir tecellidedir"-Rahman suresi 55/29-.ayeti mucibince her saniye(salise)de iş başındadır.Kendi enaniyeti vehmiyyesi ile bu imalathanenin haricinde kalan kimse amili göremez kendini ve Ahmed'i ve mehmed'i  görür.Cisimlerin suretlerini kaldır ki hem sanatı ve hem sanatkarı göresin.Yani Hakk'ı sıfatı ve esması ile birlikte göresin.Bu suret alemi diğer alemleri("misal","ervah","ayanı sabite","berzah"ve ahiret alemlerini" örtmüştür.Bu alemleri ancak batın gözleri nuru marifetle parlamış olanlar görebilir.Cisimler alemindeki suretlerden sarhoş olanlar bu alemin ne üstünü ne aşağısını idrak edemezler ve hatta bir kısmını inkar ederler.
Niyazi Mısri hazretleri buyurur:
"İşit Niyazi'nin sözün, bir nesne örtmez Hakk yüzün
Hak'dan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş"
Firavun yüzünü varlık ve enaniyet tarafına tuttu.Kaderin değişmesini istedi ta ki kazayı geri çevire.Bu mümkün mü?.Takdiri ilahinin hükmünü çevirmek için yetmişbin günahsız çocuğu öldürdü.taki Hz.Musa dünyaya gelmeye.Hak Teala takdiri gereği Hz.Musa'yı onun sarayında büyüttü.Tıpkı nefis sahibinin kendi düşmanı olan teni beslemesi gibi.Düşmanı olan teni besler ancak dışardaki birisini düşman sanır.

1 Mart 2019 Cuma

DİLİPAK KİMİ KASTEDİYOR


1 mART 2019 tarihli Yeni Akit gazetesindeki köşesinde Abdurrahman Dilipak kimleri kastediyor?Yazıdan açık bir şekilde "Ak Parti iktidarını demek" mümkün olmuyor.Lafı ortada bırakmak sağ mahalledeki " cesur"  gazetecilerin ortak davranışıdır.Halbuki sol mahalleninkiler çok daha cesur.Belki bu "ne yerse yesin"halinden olsa gerek. O yazının aktarımı;
  
Endişelenecekler tabi, çünkü ucu kendilerine dokunuyor
1 Mart 2019 Cuma 
 
Eşref Bitlis’i araştıramazsınız, Uğur Mumcu’yu da, Hablemitoğlu’nu da, Cem Ersever’i de, Hrant Dink’i de, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da, Bahriye Üçok’u da, Sabancı’yı da. Çünkü 3 adım sonra ucu “kendilerine” dokunur.
 
Müslüman, ateist, laik, sağcı-solcu farketmiyor. Aynı delikteki yılan tarafından ısırılıyoruz. “Fail” 40. odada gizlidir. Eğer kararlılık ve cesaretle işin üzerine gidecek olursanız, oraya varana kadar “dokunulmaz”, “korunan”, “kozmik ve derin” birçok ve kurumun kapısından geçerek ilerlemeniz gerek. Ve her adımda, faili işaretleyen yanıltıcı tabelalar göreceksiniz. Muhbirler, analizistler, muteber adamlar, belge sunan gazeteci kılıklı ajanlar sizi karşılayacaklar. Her şeye rağmen doğru yönde ilerleyecek olursanız, tehdit alır, saldırıya uğrarsınız. Yetkiniz elinizden alınır.
Darbeler, darbeciler, siyasi cinayetlerin failleri onun için bulunamaz. Herkesin bildiği gerçek “sır” olur. Çok ısrarcı olursanız, gemileri yakmışsanız, geri dönülmez bir noktaya gelmişsiniz, “artırılmış bir gerçeklik”, “somutlaştırılmış” fabrikasyon bilgi, belge, bilirkişi, itirafçı, muhbirlerle hedef seçilen bir kurban önünüze çıkarılır ve infaz edilir. “Tanrılara kurban sunulur” ve asıl cinayet, kurgulanmış yeni bir cinayetle perdelenir.
Özal suikastinin faili yakalandı da ne oldu! Papazı yakaladınız da ne oldu!. 15 Temmuz gecesi İncirlik’te neler yaşandı soruşturabiliyor musunuz? Fehriye Erdal nasıl oluyor da AB ve NATO’nun merkezlerinin bulunduğu bir ülkede barınabiliyor. Apo’nun ve PKK derin sırrını çözebilir misiniz? Sahi, Sivas ve Başbağlar’da ne oldu? Kanlı 1 Mayıs neyin nesi idi!. “Arınç suikasti”nin (!?) arkasında ne vardı! İçişleri Bakanları emniyet genel müdürleri, istihbarat şefleri “devlet terbiyesi” gereği konuşmazlar. Onların kafalarına çakılan hiyerarşide Allah’ın emri, amirlerinin emrinden sonra gelir. Kadro ve bordroları din günü makamlarından önce gelir çünkü. İdari sicilleri, “Kiramen Kâtibin sicilleri”nden öncedir. Onun için “gerçeğin üzerini örter”ler. “Hakızlıklar karşısında susar”lar, “Adil şahidler” olmazlar. “Yalancı şahid”lik yaparlar. Dünya nimet, makam ve korkuları karşılığında dinlerini satarlar! “İman ettik” demekle yakalarının bırakılıvereceğini zannederler.
Hani “bir topluluğa olan öfkemiz bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevketmeyecek” idi! “İşi ehline” verecektik, ehliyet ve liyakat ne oldu. Satınalmacılar, ihale komisyonu üyeleri, insan kaynakları müdürleri, “hamili kart yakinimdir” benzeri şeyler yazannlerini satarlar! “İman ettik” demekle yakalarının bırakılıvereceğini zannederler.

PARA ,KALP RAHATLIĞI SAĞLAR MI?

Genç ihtiyarın tamamı nefislerine hoş gelen altının talibi olmuşlardır.Halbuki altının sureti tezvirden başka bir şey değildir.Çünkü iç yüzüne bakılırsa insana safa-i kalb ve iç rahatlığı bahşeden altın değildir.Bu alemde yüzbinlerce altını olanların çeşitli elem ve iç sıkıntısı ile rahat uyku uyuyamadıkları aşikardır.Hakiki altın,kalbe akseden Hakk'ın nurudur ve neticesi olan ilahi marifettir.Avamın gözü ,hakikatta sahte olan bu altını,kalbe rahatlık bahşeden hakiki altından(nurdan) ayıramaz.

ŞERİAT ÇİVİSİNE BAĞLAMAK

Eşek mesabesinde olan nefis,ruh tarafına gitmekten vazgeçip ,dünyevi lezzetler tarafına gitti.Onu şeriat çivisine bağlamak gerekir.Çünkü şeriat yükünü yüklenmekten ve emaneti ilahi olan insanlık yükünü yüklenmekten kaçar."VE LA TEZİRU VAZİRETÜN VİZRA UHRA)"Bir günahkar başkasının günahını yüklenmez".Bu suret alemi ve cisim amel yeridir.Burada emri ilahiye muhalif surette amel edenlerin yükü ancak kendilerine tahmil olunur.Salih amelden ahirette yararlanılır.Burada eken orada hasad eder.

KÖRLÜĞÜN İKİ TÜRÜ

Körler iki nevidir: Birisi his gözü a'ma olanlar; diğeri  de kalb gözü kör olanlardır.His gözleri kör olanlar ,Kur'anın lafızlarını tecvid ve elhan ile okumakla meşgul olurlar ve manasından bihaber kalırlar.Ve kalb gözleri kör olanlar ,hem Kuran'ın elfazını ve  hem de i'rabları ve lüğatları ve zahiri manaları ile meşgul olup ,kasdı ilahi olan manalardan pek uzak birtakım hayalata dalarlar.Hz.Mevlana efendimiz Fi Hi ma Fih nam eserinde buyururlar:"Kuran'ı çok tefsir etmişlerdir; ancak az kimseler Kuran'ın garazını tefsir etmişlerdir."Elleziyne amenü-İman edenler" 'i herkes "iman" ile tefsir etmişlerdir.Halbuki Peygamber (sav)'in imanı ve O'nun garazı mahfidir.(VE AMİLÜSSALİHATİ-"Salih amel işleyenler"i herkes kendi ameli ile tefsir etmiştir.Peygamber'in amelini tefsir hani?.(FELEHÜM ECRÜHÜM)"Onlara ecir ve mükafat vardır"'ı herkes kendi vehminde musevver olan ecri tefsir etmiştir.Peygamberin garazı ecri nerededir?
Evliyanın kelamı Hakk'ın kelamı olmasa idi "Ben onun lisanı olurum" hadisi kutsisi batıl olurdu.Hakk Teala alemde Peygamber ve seçkinleri seçip kendi hitabına mahal kıldığını ve onların nuru Hak'la görüp ,lisanlarıyla söz söylediklerini bilir".
"Kelamı Bari'yi yine Bari'den dinle; zira okuyanın tecvid ve elhan sanatı hicabdır.
"Kuran ve insan ikizdir" hadisi şerifi mucibince kalb gözleri kör olanlar "insanı Kamilin" zahirine ve suretine nazar ederler ve onunla meşgul olurlar,anların manasından habersizdirler.İnsanı Kamilin suretin manasına rakiptir.; manası onu nereye götürürse, sureti dahi ona tabidir.Binanaleyh onun harekatına itiraz edenlerin ve sureti ile meşgul olanların hali, eşeği bırakıp da palanını döğen kimselere benzer.

CEM EVLERİNE HAKİM OLAN DÜŞÜNCE

Dergahlar kapatılıp dedelik müessesi lağvedilince "yol" öğreticileri ikinci planda kaldı ve yeterli önem verilmedi.İlerleyen zaman içinde siyaset,"yol"un önüne geçince dünyevileşme hızla kurumu sardı.CHP nin dine mesafeli olması,ve Bektaşi "yol" unun gerçek öğreticilerinin açık ve aşikar olmaması solun gölgesinde , siyasi noktada ondan himmet umar duruma getirdi.son 17 yıllık AKP iktidarı ise çıktığı noktadan farklı bir yere savrulunca insanlar fazilet ve erdem arayışına girdiler.Bu arayış farklı bir nefes,farklı bir söylemle hakikat arayıcı canların birlik ve beraberliğine neden olacak gibi.Ancak tüm tespih tanelerini bir arada tutacak "İmame" ye ihtiyaç aşikar.Hak Teala bu konuda henüz işaret göndermemiş olsa da "Kün" emri her şey için yeterlidir.Hak Teala'dan istiyoruz,umuyoruz ve bekliyoruz.

AŞKIN MAKBUL İKİ TÜRÜ

Birisi aşk-ı mecazi,diğeri aşk-ı hakikidir.Aşkı mecazi odur ki;bir kimse güzel yüzlü birine aşık olur ve onun aşkı ile yanıp tutuşur;fakat ona karşı kendisinde şehvet hissetmez,yalnız cemalini temaşa ile sarhoş olur.Böyle bir aşk sonunda hakiki aşka doğru onu çeker.Eğer aşkı suri dediğimiz aşkta maşukuna karşı kendisinde şehvet hissederse , bu aşkı mecazi değildir;ancak bir hayvani çekimdir.Bu manaya işareten Molla Cami hazretleri buyurmuştur:
"Eğer aşk nesli adem'in kemali olmasaidi, aşkın sıytü şöhreti cihanda gaib olurdu.Ve eğer şehveti nefis aşk olaydı, eşekler ve öküzler aşıklar defterinin başına geçerdi.
Aşkı hakiki ise Hakk'a karşı olan aşktır.Bu insanı Kamilde başlar,Peygamberde devam eder oradan Hakk'a yükselir.
Aşkı mecazi kaydında kalmak ehli hakikat için caiz değildir.Terki gerekir.
Aşkın kaidesi şudur ki aşık maşukunakarşı gayet vefakardır.Ondan bin cefagörse usanmaz vebıkmaz,yine onakarşı aşkında ve vefasında devam  eder.