23 Haziran 2016 Perşembe

EL BURUNİ-BURÇLAR

El Biruni (978 - 1048) burçların ve gezegenlerin, alemin dört unsurunu barındırdığını söyler. Güneşin dairesel hareketi sonucu, iki gündönümü ve gün-gece eşitliği olmak üzere dört temel yön bulunur. Güneşi eksen alan bir dairenin ortasından eşit uzaklıkta dört nokta bir kare biçiminde olur. Bu karenin her bir köşesinden çıkan ve karenin diğer iki köşesiyle kesişen üçgenlerin sayısı da dördü bulur. Böylece kare içinde oluşan köşelerin sayısı on iki olur. Bu on iki köşe, on iki burcu temsil eder. On iki burç ile alemin dört unsurunun bağlantısı vardır. Buna göre, Koç, Aslan, Yay ateş; Boğa, Başak ve Oğlak toprak; İkizler, Terazi ve Kova hava; Yengeç, Akrep ve Balık su unsurlarını taşır.
EL BURNİ
*******
Hamel ü Sevr ile Cevza'da olur fasl-ı bahar
Seretan ü Esed ü Sünbüle'dir yazda karar
Tuttu güz faslını Mizan ile Akreb dahi Kavs,
Cediv ü Delv ve Hût oldu zemistane medar.
"Koç ve Boğa ile İkiz burcunda ilkbahar,
Yengeç ve Aslan ile Başakta'dır yaz günleri.
Terazi ve Akreb ile Yay burcunda sonbahar
Oğlak ve Kova ile Balıkta'dır kış günleri"

ELMALI TEFSİRİ

Yavuz Tellioğlu'nun fotoğrafı.

22 Haziran 2016 Çarşamba

DERVİŞİN LOKMASI

Derviş herkesin lokmasını yememelidir.Zira derviş latif olduğu için lokma hemen tesirini gösterir.Nitekim beyaz bir elbisedeki ufak leke hemen kendini belli eder.Siyah bir elbise üzerindeki kir ve kara tesir etmez.Ne kişi görebilir nede halk.Bu nedenle Derviş kişi;zalimlerin,haram yiyenlerin ve cismanilerin lokmasını yememelidir.Zira lokma çabuk tesir eder;yabancı lokmanın tesirinden bozuk fikirler meydana çıkar.Kötülük hususunda ısrar edersede bir müddet sonra günahtan tevbe etmek aklına bile gelmez.Günah onun kalbine tatlı gelir.Hz.Şuayp zamanında bir kimse gelerek dedi ki:"İlahi ben sana ne kadar isyan ediyorum,beni muakebe etmiyorsun!"Allah Teala Şuayp (a.s)vahyedip dedi ki:Ya Şuayp,filan kimseye söyle ben onu ne kadar muakebe ediyorum,velakin bilmiyor.Ondan lezzet-i taatı selbetmiyor muyum?ondan halavat-ı münacaatı almıyor muyum?"
İbadet ve güzel amelleri yapar ,fakat bir zerre zevk almaz.Tıpkı cevizler çoktur ama içleri boştur.Taatlerin meyve vermesi için zevk lazımdır.Dane ağaç vermesi için iç lazımdır.Cansız suret hayalden başka birşey değildir.

"NASILSAN ÖYLE GEL"

"Gönül çalamazsan aşkın sazını,ne perdeye dokun ne teli incit!
Eğer çekemezsen gülün nazını,ne dikene dokun ne gülü incit!.
Bekle dost kapısın sadık dost isen,gönüller tamir et ehli dil isen
Sevda sahrasında Mecnun değilsen,ne Leyla'yı çağır ne çölü incit !
Rızaya razı ol Hakk'a kailsen,ara bul mürşidi müşkülde isen
Hakikat şehrine yolcu değilsen,ne yolcuyu eğle ne yolu incit"
"?"

MÜRŞİT SEBEBDİR,ARACI DEĞİLDİR

Sebeblere tevessül etmek şeriatın gereğidir."Allah'tan korkun ve ona yaklaşmaya sebeb arayın" emrindeki sebeb Mürşittir.Mürşitler gönül doktorudurlar.Allahdan hastalığı için şifa isteyen kimsenin doktora gitmesi sebebe tevessüldür.Doktorun ilmine teslim olan kimse Haşa Allah'la kendi arasına aracı sokmuş olmaz ki.dOKTORUN TAVSİYE ETTİĞİ İLAÇ VE USUL TATBİK EDİLİRSE  HAKKIN İRADESİNE MUVAFIK GELİRSE HASTALIKTA İYİLEŞİR.Burada doktor bir gayret içindedir.Mürşitte bir gayret içindedir.Ancak ,mürşidin himmetine karşı müridin çaba ve gayret içinde olması gereklidir.Yani bir anlamda kişinin himmeti kendinden kendinedir.Bu nedenle Tasavvufka"Mürşit şarttır,ama iş tohumda biter"denmiştir.

NÜKTE-NAFİ BABA

Bugün Boğaziçi Üniversitesinin kampüs alanı içinde kalan yerde Bektaşi meşrepli Abdünnafi Baba(1833-1912) dergahı vardı.Babacan bir zat olup nüktedandı.Kendisi kesinlikle içki kullanmazdı.Bir gün dervişler sorar:"Baba erenler!bu sene üzüm bereketli oldu.Ne yapalım?"
Nafi baba cevap verir:"Oh ne ala..Konu komşuya dağıtınız
Bir kaç gün sonra aynı gurup gelir:"Baba erenler !konu komşuya dağıttık,bitmiyor,kütüklerden fışkırıyor"
Nafi baba cevap verir:"Sokaktan gelen geçene verin"
Bir kaç gün sonra yine:"Baba erenler.Biz dağıttıkça bereketi arttı,koyacak kap kacak kalmadı,ne yapalım?"
Baba biraz düşündükten sonra nükteli cevabı verir:
"Suyunu sıkın,küplere doldurun,bekleyin bakalım Allah ne gösterir!"

TASAVVUFUN FUTBOL TAKIMI

Beşer olmamız nedeniyle ehli tasavvufun beşer yönünden futbola baktığımızda NECİB EFENDİ azizim Fenerlidir.Bir dönem siyaseten bulunduğumuz Liderimiz rahmetli Erbakan'da Fenerli idi.Tayyip bey de Fenerli olunca diyorum ki bu kadar Manevi gücü arkasına almış Fener niye şampiyon olamıyor da Kara kartal Şampiyon oluyor.Bilmiyorum ama Kara kartal'ın  Beşiktaş'ta ki YAHYA EFENDİ dergahına ve türbesine gösterdiği saygının gücünü göz ardı etmemek gerekir.Galatasaray'da bizim halimizi yansıtıyor.
Ricalül Gayb erenleri takım tutarmı derseniz beşaret elbisesini giydikleri zaman mutlaka tutarlar.Muzaffer Ozak efendimizi bilmem ama Safer baba,oğlundan dolayı takiyye yapıp cimbomlu olmuştur.Hakikatte Fenerlidir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

AYDINLANMANIN ENGELLERİ

Usta az olduğu vakit kıymetlidir.Keza tabiatta az bulunan maddeler(altın,gümüş,elmas)kıymetlidir.Bu nedenle Bilge insan dediğimiz düşünen,arınan ve gönül mumunu yakarak aydınlanıp,diğer karanlıkta kalanları da aydınlatmak isteyen insanlarda azdır.Tasavvuf dediğimiz bu aydınlanma işlevinde hedef aynıdır.Nefsin hazlarından sıyrılmak,Ruhu tasallut altına alan tüm suret ve mana perdelerini yırtıp ruhun meydana çıkması ve ruhun kanatları ile uçmasını temin etmek.Bu evrensel gayenin hasetçileri,inkarcıları şüphesiz dünyevilerdir.Kapitalist sistem sayesinde dünyanın kendilerine az geldiği hırs sahipleridir.Paranın patronları,naktin verdiği güçle silahı,iletişimi,kısaca nefsin arzu duyduğu tüm sahalarda tek gücün kendileri olmasını istediklerinden dünyayı isteme arzusunu söndüren,soluklaştıran,öldüren ve ahireti ön plana çıkartan tüm davranışları tarihi düşman görmektedir.Bu aydınlanmada amiral gemisi İslam ve tasavvuf olmakla,Tasavvufa ait her şeyi(Kitabı,sanatı,kıyafeti,mekanı)tamamıyla silmek amacıyla devrim adı altında silahlı kitlesel davranışlarla bu duygu içinde olanları ezmişlerdir,zayıflatmışlar,ötekileştirmişlerdir.Ancak,Şeykanın hilesinin zayıflığı,Cenab-ı Hakkın "HAYRÜL MAKİRİN"özelliği nedeniyle dünya yaratılışından beri olan bu mücadelede mutlak galip gelecek olanlar ruhanilerdir.Kümülatif çoğunluk,dünyevi araç ve gereç imkanı şeytaniler tarafında olsa da İnsaı Kamil makamı "tek başına bir ümmet"olan İbrahim makamındakiler Dünya nemrutlarına meydan okuyup,onların azap olarak telakki ettikleri ateş,selamet bir serinliğe dönüşecek ve Hakk'ı inkar edenler mahcup ve zelil olacaklardır.Abad olan hiç bir diktatör yoktur.Bu nedenle Haç,asla Hilal'e galip gelemeyecektir.Mutlaka karşılarında bir Selahaddin,Bir Alpaslan,Bir  Fatih ve Yavuz'u bulacaktır.Kıyamet öncesi bu son devir İslam'ın devri olacaktır.Ki o islam,şekle ve ceza kurallarına indirgenmemiş,ruhu aydınlanmış Fetaların öncülüğünde bir kez daha dünyaya(nefse)boyun eğdirecektir.Tüm insanlık bunu beklemektedir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

pirimiz mevlanadan

"Bütün padişahlar kendilerine kul olanın kullarıdır... Bütün mahlukat kendileri için ölene ölürler. Padişahlar kendilerine alçalana alçalırlar. Her canlı kendisine sarhoş olanın sarhoşudur. Güzeller âşıkların esiridir. Onlar âşıklar için canlarını verirler. Her kim âşık ise onu maşuk bil. Zira âşık ve maşuk birbirinden ayrılmaz. Gerçi susamışlar suya talip iseler de suyun aradığı da susamışlardır. (3/1688)

ARSLAN KUYRUĞU İLE OYNAMAK

Cenab-ı Hakk'ın gizlediği sayısız velileri mevcut olduğundan ,olur ya manası gizli olan bir Veliyullahın zahir fiillerine karşı itiraz ile onun şahsına ve nefsine karşı dil uzatmak anlamındaki davranışlar çok tehlikeli olacağından,insanlara hitap ederken ,hakaret içinde olmamak gereklidir.Her gecenin Kadir,her insanın Hızır olma ihtimali içinde hüsnü nazar sahibi olmak gereklidir."Aldatılmak"duygusu insan nefsinin uydurduğu bir silahtır.Hakk'ın bilgisi dahilinde olmayan hiçbir şey yoktur.Nefislerimiz bizi aldatırken,aldatanı dışarıda aramak cehaletin uç boyutudur.Aldatıldıklarını söyleyenler ,kendi içlerindeki düşmandan habersiz dışarıda suçlu arayanlardır.Firavun sarayında Musa'yı nimetlerle besleyip büyütüyor ancak düşman diye İsrailoğullarının masum çocuklarını öldürüyor..Bu hal yani "Suçu ,kusuru başkalarına yüklemek ve bu nedenle kırıcı dil kullanmak aslan kuyruğu ile oynamak olur ki kahrı ilahi pençesi her an başımıza inebilir.

KÜFÜR KARANLIK DEMEKTİR

Karanlık kökünden türeyen bu ku kelimenin zıddı İ'man olup eminlik manasınadır.Eminlik ise şüphe ve tereddütten kurtulmayı gerekli kılar.Bu nedenle ancak gözleri açılmış,ışığa sahip insanları imana erenlerdir.Gözü açılmamış olanlar ise iki gurup olur.Ret ve inkarcılar kafirdir.Bunların hiç ışığı yoktur.Ancak gözleri açılmmakla birlikte  gözü açık olanları takliden kabul eden gurup ise nefsi tehlikeye açık olanlardır.Bir an evvel ışığa kavuşmaları,gözlerinin açılmaları gerektir ki imanın hakikatına sahip olabilsin de kendini  kurtarmış olsun.Muhbir-i sadık olan Peygamberin getirdiği haberleri kabul etmek daha kurtuluş için yeterlidir.Ancak,göz açılıpta haberlerde belirtilen hususlar aşikaren görülürse artık ortada küfür kalmayacağından imanda kalmaz.Çünkü Hakikat olan mutlak vücud müşahede edilmiştir.tasdiki gerekli bir şey kalmamıştır.
Mevlana efendimiz buyurmuştur:"Kafir kimdir?Şeyhin imanından gafil olan.Ölü kimdir?şeyhin canından bi-haber olan!"Can,iyiyi,kötüyü,yükseği ve alçağı tecrübe etmek olan ilim ve temyizden başka bir şey değildir.Bizim canımızın hayvandan ileri olması daha ziyade haberdar olmamızdandır.Meleğin canıda bizden ileridedir.Gönül sahiplerinin canı meleklerden de ziyadedir.O sebebden Adem onların mescudu oldu.Yoksa daha iyi için,daha aşağıya sücud etmek layık olmazdı.

KININDAN ÇIKMIŞ KILIÇ

REŞAHATÜL AYNİL HAYAT isimli kitapta anlatılır.Abdülkerim Yemani isimli zat Hicaz'da bulunurken huzurundaki birisi edep sınırlarını aşar.Mübarek bu şahsın itirazından sıkılarak yanında bulunan Hace Alaaddin hazretlerine hitaben ""Ey Arab'ın gayri olan zat,bundan beni kurtar"deyince o şahıs daha da kızar,"Ben sana zulümmü ediyorum ki "beni kurar"diyorsun.Ben soruma cevap isterim!".deyince Abdülkerim Yemeni celallenir ve adama "Soracağın ne ise sor"der.adam derhal yüz üstü baygın düşer,hazret meclisten dışarı çıkar.Bilahere baygın adam vefat eder.Bu vaka üzerine Hace Alaaddin hazretleri içinden geçirir ki:"Evliyaullah şefkat ve merhamet sahibi oldukları halde,bu adam hakkında Hazretin muamelesi ne idi?".Bu hatıra üzerine Abdülkerim Yemeni hazretleri buyurdular ki:"Meşyayih ,kınından çıkarılmış üryan bir kılıç gibidir.Bu halk gelip kendilerini bu kılıça çarparlar.O kılıcın kesmemesi mümkün olur mu ?Yoksa meşayih mütuf ve kerem sahibidir.Onların bu hallerine karşı ne yapsınlar"

Tİ Tİ

Konuşma istidadını geliştirmek için yeni dillenen çocuğunun akıl ve idrakini geliştirmek için babası ona Ti Ti yaptırır."Ti Ti",çocuk lisanında konuşma anlamındadır."Buvva"çocuk lisanında su,"Cıss" çocuk lisanında ateş,"Mamma" çocuk lisanında yiyecek,"cici"çocuk lisanında iyi,"kaka"çocuk lisanında kötüdür."Tay tay"çocuk lisanında yürümek,"atta"çocuk lisanında dışarıya gitmektir.Akıl ve idraki yerinde olan baba,çocuk lisanına inerek bunları söyler.Yetişkinler için garip ve anlamsız gelen bu kelimeler çocuk için bir mana ifade eder.Peygamberler ve Evliyaullah gözleri ile gördükleri hakikatları görmeyen bizlere anlatmak için kulak kanalımızı kullanırlar.Bunun zorluğu aşikardır.Bu zorluktan dolayı inkar ve itirazlarlar gelir.Ana-Baba'da çocuklarına karşı sevgi bulunduğundan ,çocuğun mızmızları,itirazları,huysuzluklarını hoş görerek öğretmeye devam ederler.İlahi öğretmenler olan Evliyaullah'da alemin hepsine karşı sevgi bulunsa da ,ancak kalbinde Evliyaya karşı sevgi bulunan kimseler bu öğretiden kazançlı çıkar.aksi halde okula yanaşmayan,derslere girmeyen kimseye öğretmen ne yapabilir ki?


Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

21 Haziran 2016 Salı

DOĞUŞTA MEVCUT OLANLAR


Fıtri esaslar dediğimiz her insanda mevcut yönelimler vardır."
Temcid","Tesbih","Biat","rabıta",zikir","bağlanma"dediğimiz insanın genlerine ait proğramlar her insanda mevcut olup bu duyguların yöneltildikleri mercii farklı olabilir.Rahmani/şeytani diye yöneltilen mercie göre değerlendirilir.Bir şeye  "biat etme"duygusu gereğince insan Tabi olduğu mercii bir Parti Lideri olabileceği gibi,soyut olarak Cenab-ı Hakk'da olabilirdi."Zikir"olarak Hakk'ın isimlerini sayan olduğu gibi,üye olduğu parti proğramıda olabilirdi.Maddi olarak "Baglanma"olabileceği gibi "Manevi"bağlanmada mümkündü.Herşeyin zahirde ve batında karşılıkları olduğu için bu fıtrat kimilerine göre zahiri suretlere gönlendirilir,yahut Batındaki karşılıklarına yönlendirilebilir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

NAZIM HİKMETİN MEVLEVİLİĞİ

Ebede set çeken zulmeti deldim
Aşkı içten duydum arşa yükseldim
Kalpten temizlendim huzura geldim
Bende müridinim işte Mevlana


Hazım Hikmete ait bu şiirle alakalı Vala nurettin "Bu dünyadan Nazım Geçti"kitabında bu şiirin hikayesini anlatır:
Delikanlılık çağına ulaşmış Nazım Hikmet ,o sabah arkadaş bulup tek kale top oynıyamadığı için ,duvara şut çeker dururmuş.Dedesi,eski Konya valisi şair Nazım Paşa,yaşıtı ve kafadarları arkadaşları le birlikte bahçedeki kameriye altında oturmuş,konuşurlarmış.Nazım,ara sıra kameriyeye kaçan topunu almak için o tarafa yönelirmiş.Bu sefer kulağına tuhaf bir konuşma çarpmış.Misafirler dedesine diyorlar ki:
"Niçin gizlersiniz paşa hazretleri.Bu şiiri sizden başka hangi Mevlevi yazabilir?"
"Emin olunuz ben yazmadım"
"İmzası da Mehmet Nazım!"
"Aynı isimde başka birisi bulunabilir."
"Tevazu göstermeyiniz,böyle bir nefise ,Efendimizin kaleminden çıkmadı ise kimin eseridir acaba?Mecmua henüz basılmış,okur okumaz toplanıp arz-ı tebrikat için mübarek ellerinizden öpmeye geldik.Nur ola."
Paşa ısrar etmiş:"Bu şiir hece vezniyledir.Ben aruz kullanırım.Mamafih merak ettim.Bir kere daha okuyunuzda dinleyelim."
Şiiri baştkan itabaren okumaya başlamışlar.Nazım Hikmet artık dayanamayıp kucağında futbol topu ,çilli yüzü kıpkırmızı,lavanta çiçeklerinin ve süs bitkilerinin arasından başını kaldırıp heyacanla manzumenin arkasını getirmiş.Okuması bittikten sonra misafirler kaç yönden şaşırmışlar.Evvela çiçekler arasında çatallaşmış bir çocuk sesinin duyulmasına..Fakat asıl,yeni basılıp o gün satın alınmış bir mecmuadaki şiirin torun Nazım'ın ezberlemiş bulunuşuna.İçlerinden biri kurnaz kurnaz demişki:"Sübut buldu efendim.Demek ki küçük bey ,eseri zatı alinizin evrakları arasında görüp hafızasına nakşetmiş"
Bir taraftan Paşanın itirazları devam ederken Nazım sn noktayı koymuş:"Benimde ismim Dedeminki gibi Mehmet Nazım.Bahçede oynarken konuştukarınızı dinliyordum.Mevlevi şiirleri yazıyorum.Mecmuaya gönderdim.Basmışlar işte.Dergah mecmuasında başka şiirlerimde basıldı.Basılacak tabi.Kitaplarımda çıkacak tabii."
Misafirler şaşırır.Kalkıp saygıyla Nazım'ı alnından öpmüşler.Büyük babasıda dayanamamış ,torunun kucaklamış ve alıp elini öpmüş"Şamil kucur,"Mevlevi Nazım Hikmet"Aksiyon 24 ocak 1998)

"İNKİLAP KANUNLARI "

1924 ve 1934 yılları arasında on yıllık dönüşüm sürecinde yeni rejim tarafından hayata geçirelen İnkilap Kanunları Anayasalar tarafından sonsuza dek koruma altına alınmıştır.Sekiz adet olan bu yasalar hususunda bugün bile değişiklik yapılmak yasaktır.
1-)Bağımsız  geleneksel dini okulların kaldırılması ile eğitim ve öğretim birliğinin kabulü(Tevhid-i Tedrisat Kanunu).Dini bilgiler bugün devlet eliyle verilmektedir.Ancak bu eğitim dindar bir nesil yetiştirememektedir.Memur zihniyeti esası ile yürütülen bu eğitimde din sevdirilmemekte,aksine Müslümanlığı "Elhamdülillah Müslümanım"demeğe indirgeyip yeterli denmektedir.Dinin yasakladığı fiiller devlet adıyla icra edilmektedir:İçkide devlet tekeli vardır.Faiz serbesttir.Milli Piyango ve şans oyunları devlet kontrolünde ve devlet eliyledir.Bu paradoks izah edilememektedir
2-)Bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun ve Batı tarzında şapkaların yaygınlaştırılması(Şapka İktisası hakkındaki kanun)
Devlete ait idari binalarda ve mekanlarda erkeklerin şapka takmasını mecbur tutan bu kanun bugün hiçbir şekilde ne kanunu uygulayan ve nede kanun yapıcılar tarafından uyulmamasına rağmen halen hayattadır.Maalesef ölmüş bir kanunun cesedi ortadadır.
3-)Tekke,zaviye ve türbelerin kapatılmasına dair kanun
Bugün tekkeler sosyal hayatımızda merdivenaltı çalışmalarını yapmaktadır.Kapatılması yahut yeniden açılması leh ve aleyhinde değişik görüşler ileri sürülsede,İslamın Hal olarak yaşanmasında en etkili merkez konumunda olan bu tür yerlere bugün çok büyük ihtiyaç vardır.
4-)Evlenme akdinin dini merkezlerde değil Nikah memurlarının önünde yapılacağına dair kanun
Bugün nikah memuru istenilen tüm mahallere çağrılarak akit icra edilebilmektedir.Ancak bu Kanundan,evliliğin tescili devletin kontrolüne alınmış ve kanunları uygulamakla görevli mahkemeler bu kayıtları esas almıştır.Şer'i mahkemeleri ,bugünkü  mahkemelere denk tutulduğunda  kadının hukukunun korunması ve yaptırım önemli olup,içtihatlarla,imam nikahlı tescilsiz evlenmelerden doğan mağdurların haklarıda korunabilirdi.Bu kanun elzemdir ve dini ritüelin gerektirdikleri ile mecz olunabilir.
5-)Arap sayı değerleri ile ölçülerin değiştirilip Avrupa sistemine geçilmesine dair Kanun.
6-)Türk alfabesinin Latin alfabesine geçmesi hakkındaki Kanun
Geçmişimizle irtibatımızı kesen en etkili kanundur.Tamamen hatadır.
7-)Efendi,bey,paşa gibi lakap ve ünvanlrın kaldrıldığına dair kanun
Bu gün bu kavramlar çok rahat kullanılmaktadır.Gerek askeriyede,gerekse sivil idarede bir saygı ifadesidir.Evrensel bir dil olup günlük hayattan çıkartılması çok gariptir.Zaten bugün için ölmüş olan bu kanunun nedense cesedi halen ortadadır.
8-)Bazı geleneksel ve dini kisvelerin giyilmesinin yasaklanmasına dair kanun
Bu kanun şahsiyetlerdeki münafıklığı tahrik etmiştir.Kıyafet özgürlüğü ruha ait bir özgürlüktür.Kıyafette esas alınan Batı ise bunun meşruluğu tartışılar.Toplumlaranın ruhları olduğu gibi ,kıyafetlerinde ruhu vardır.Birbiri ile uyuşan ruhlar arasında niza çıkarmak bozgunculuktur. 

İSLAM'IN KULLANIM YERLERİ

MKE Kırıkkale Fabrikası müdürü ,milli piyade tüfeğine ait teknik bilgileri yurt dışına satış esnasında suç üstü yapıldı ve tutuklandı.Evinde çıkan paralarla ilgili yaptığı savunma:"Biriktirdiğim Hac parası".Kapatılan bir soruşturmAda evinde Para bulunan bir bankanın genel müdürü de paralar için:"Balkanlarda kurulacak okul için toplanan yardım paraları"demişti.Bu örnekler nefislerine mağlup olmuşların savunmaları.Bu örnekleri verirken kendi nefsimizi temize çıkartmıyoruz ve Rabbimizden diliyoruz ki:"Ya Rab bizleri bu şekilde imtihan etme".Çünkü bu örneklerin verildiği şahsiyetlerin dünyevi makamlarında olsa idik acaba daha fazlasını mı yapardık?"Dünyevi cezalar" Hapis,memuriyetten çıkartılma,kamuoyu nezdinde aşağılanma v.s şeklinde olup ahiretteki asıl cezanın yanında çerez kaldığı belirtilir."Nefsime uydum Rüşvet aldım ve pişmanım ?"diyen bir kimsenin umulurki bu tövbesinden dolayı ahiret cezası silinebilir.ancak yaptığı hataya Hac parası,yardım parası diye münafıkça İslami elbiseler giydirmeye kalkışması durumunda ahiret cezasının affı uzak bir ihtimaldir.Allah Merttir,mertleri sever.(FESTAKİM KEMA ÜMİRTE)

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

20 Haziran 2016 Pazartesi

DERGAHLARI KAPATANLARI DESTEKLEYEN ŞEYHLER

1925 'de dergahlar kapatılınca bu tecelliyi Hakk'dan bilen pek çok Hakk ereni sessiz kalmış ve kabuklarına çekilmiştir.Direnenler zaten mahkemelerde mağdur edilmiştir.Kanun sonrası Rejimin etkin güçlerini zahiren destekleyen şeyhlerde olmuştur.Bunlara örnek olarak:

Şeyh Safvet Yetkin.
Bir Kadiri şeyhi olup ikinci Mecliste Urfa Milletvekili olarak vazife yapmıştır.Halifeliğin sonunu getiren ve Halifenin Osmanlı Toplumundan srülmesini içeren beyanname için temsilci seçilmiştir.

Yahya Galip Kargı.
Bir Halveti şeyhi olup birinci, ikinci ve üçüncü dönemde Kırşehir milletvekilidir.Dört,beş altıncı dönemde Ankara milletvekilidir.Yukarıdaki beyannemeyi önerenler içindedir


Samih Rıfat.Bektaşi meşrepli olup ilk dönemde Biga milletvekili olup Halifelikle alakalı beyannameyi önerenler içindedir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

İSTANBULUN RUHU

Toprağın da ruhu varmış.Bu nedenle İslamdan evvel,Anadolu ve İstanbul'un hıristiyan mistiklerinin Bursa'daki "Keşiş Dağına(şimdki Uludağ)çekilip münzevi bir hayat yaşadıkları bir vakıadır.İlginç olanı bu dağın Sufiler yaylası denilen bir bölümü şayanı dikkattir.Dağın sanki kalbi yahut idare merkeziymiş gibi mistiklerin yaşadıkları yer ve kabirleri dağın bu bölgesinde yoğunlaşmıştır..İstanbul Asya ve Avrupayı birleştiren köprü konumunda olduğu için inşa edildiği Yedi tepe için nefsin yedi mertebesini simgelediğini söylerler.İstanbul'a ,Müslümanların bu kadar önem vermesinin mutlak bir sebebi vardır.Efendimizde onun fethine işret buyurmuş ve sahip çıkılmasını istemiştir.Kutsal bir şehrin küffar elinden kurtarılması muamelesi görmüştür.Fetihte ricalül Gayb'in bulunması ve şehit düşmeleri,İstanbul surlarındaki mezarlarnın türbeye dönüştürülmesinin altında gizemli bir hakikat yatmaktadır.
"Dervişliğin bu şehrin tarihinde her zaman için kaçınılmaz bir yazgı olduğu anlaşılmaktadır"
sözünden bu şehir Dervişlikle iç içe girmiştir.Çünkü 30 Kasım 1925 'de dergahların kapatılmasına ilişkin kanun çıktığında sadece İstanbul'da bulunan dergah sayısı 374 adettir.Türkiye Cumhuriyeti geçmişi ile yüzleşip özür dileyecekse kapatılan dergahların Pirlerinden özür dileyip onların itibarını iade etmelidir.Gerçi yetersiz olmakla beraber son beş yıl içinde Devlet bu arınma ocaklarının meşhurlarından başlayarak tamir ve tadilatlarını yapmış ancak içini dolduramamıştır.Bu kadarcık hassasiyet bile gönlümüzü ferahlatmaktadır.

DERGAHLARIN EVRENSEL DİLİ

İsa bey tarafından kurulan Sarejevo Mevlevihanesi bend başında şehrin kenarına kurulmuş çok güzel bir mekan imiş.Vakfiyesinde:"Seyyidlere,talebelere,yolculara ,fakirlere,gazilere hizmet etmek,karınlarını "et,pirinç,yağ,çorba ile doyurmak"yazılı olan dergahlarımız İslamın evrensel lisanı idi.Muhtacı doyurmak.Doğduğu şehirde vefat eden çok az tasavvuf ehli vardır.Onlar,hicret olarak gördükleri bu vakıyı mutlaka yerine getirirler.Sümbül Sinan hazretlerinden yüz yıl sonra dergahte şeyh olan Alacahisarlı Şeyh Necmeddin hasan efendi 35 yıl süren bu görevin sonunda çok sevdiği Veysel Karani hazretlerinin kabrini ziyaret sırasında Yemende vefat etmiştir.İbna arabi Endülüsten Anadoluya gelmiş ve Şamda sırlanmıştır.Mevlana Efendimiz,Emir Sultan hazretlerini düşündüğümüzde Tüm dünya Tasavvuf ehli nezdinde bir vatan idi.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

ŞEYH BEDRETTİN EL-SİMAVNİ

Bir kimse için şanslı,şanssız ifadelerini kullanmak ihali takdire uygun değildir.Şeyh Bedrettin yedi yıl inzivaya çekildiği Edirne'de Yıldırım Beyazıt'ın oğlu Musa Çelebi'ye kadıaskeri olmasa belki o hazin akıbet başına gelmeyecekti.Bu ünlü sufiyi bugün Marxsistler Osmanlı sosyalisti,devrimcisi yapmasa idi belki daha iyi algılanabilecekti.Bufün  Doğu Yunanistan sınırları içinde kalan Simav'da doğan bu sufi islam dünyasının kültür merkezlerinde (Konya,Şam,Kudus ve Mısır'da)dini öğretimini tamamlamıştır.Mesela Kudustü ünlü hadis alimi İbn Hacer el-Askalani'den Sahihi Müslüm'ü,Mısırda meşhur Seyyid Şerif Cürcani'den  mantık ilmini tahsil etmiştir.Hanefi fıkhına dair Letaifül İşarat isimli eseri yazmıştır.ve Mısırda iken,Doğu Anadolu Ahlattan göçüp Mısır'a yerleşen büyük arif  ve hakim Şeyh Seyyid Hüseyin Ahlati'ye bağlanarak tasavvufa meyletmiştir.Bu zat'a
Simya ilminde önemli bir makam olan "Laciverd"taşını eritme usulünü bildiğinden dolayı kendisine "Laciverdi"de denilirmiş.Ahlati hazretleri Anadoluda iken Moğolların Ahlat'ı yerle bir edeceğini cifr ilminin yardımı ile önceden bilmiş  ve on iki bin müridi ile Kahireye hicret etmişti.
Şeyh Bedrettin,bu zatla tanıştıktan sonra elindeki kitaplarını Nil nehrine attığı rivayet edilir.Timur,Şeyh Bedrettin'i Semerkand'da götürüp şeyhülislam yapmak isteyince gizlice  Tebrizden kaçıp Ahlat'a gelmiştir.

OSMANLININ MANEVİ MİMARI İBNİ ARABİ Mİ?

Osmanlı Devletinin manevi mimarları arasında gösterilen Muhyiddin İbn-i Arabi hazretleri eş-Şeceretün Nu'maniyye fi Devlet'l-Osmaniyye isimli eseri olduğu ve bu eserde böyle bir devlet kurulacağının önceden müjdelendiği ifade edilir.Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'nin rüyasına getirdiği yorumla aynı çizgidedir.

VAR

Aşamadığım bir duvar
Şu bedende bir ben var
Hay'dan, Hu'ya kadar
Gizli, gizli yollar var

Mülkü bedendir emanet

Bırak onu Hakka meylet
Tekliğin çokluğu kesret
Tek içinde çoklar var

Gönül uçsuz bucaksız

Tarif kimdir be bacaksız
Bilesin ki o mekansız
Mekan içre mekan var

Zaman geçer değil ki

Kaldırmaz yakin şek'ki
Kimi Arap, kimi Türki
Yakin olan kullar var

Yokluk, yokluk dedikleri

Tekamüldür hep ileri
Miraç ile gidip beri
Hakkı görüp gelen var

Boynuzlu koç dahi
Hesap verir mi sahi
Ayan kıl bize ya ilahi
Şu insanda ne sır var
20.06.2016

NÜKTE

Moğol zulmünden kaçarak anadoluyu mayalamak için gelen manevi şahsiyetlerden biri de Necmeddin-i Daye hazretleridir.(Necmeddin-i Razi).Önce Kayseriye yerleşmiş sonra Sivasa yerleşmiştir.Necmeddin-i Daye hazretleri Konyaya gelerek Hz.Mevlana efendimiz ve Sadreddin Konevi hazretleri ile görüşmüştür.Hatta bir namaz vaktinde her ikisine imamlık yapmıştır.Ancak kılınan namazın her iki rekatında da "Kafirun"suresini okumuş,namaz akabinde Hz.Mevlana Efendimiz ,Cenab-ı Sadreddin'e dönerek "Kafirun suresinin birisini senin için diğerini benim için okudu herhalde"diye latifede bulunmuştur.


Sadreddin Konevi hazretleri vasiyetinde"vefatında İbni Arabinin gömleğini kefen olarak giydirilmesini,Evhadüddin Kirmani'nin seccadesini de bedenin üzerine örtü olarak kullanılmasını talebelirine bildirmiştir.




LAYIK OLDUĞUMUZ ŞEKİLDE İDARE EDİLİRİZ

Cenab-ı Hakk,hazineler kendinde olmasına rağmen ancak kulların ihtiyacı kadar olanı verir.Toplum idaresinde  idareciler için konulan kural şudur:Nasılsanız,o şekilde idare edilirsiniz.Burada hüküm çoğunluğa göredir.Toplumda iyiler azınlıkta kalmışsa,çoğunluk dünyeviler ise ,dünyevi idareciler işbaşındadır.Tepeyi taban belirler.Bu nedenle bu toplum,arzu edilmez ama ancak musibet görmekle ıslah olup dine dönebilir.Ancak dönceği din,şu anda izlenen resmi Devlet dini değildir.21 nci yüzyıldaki inanç kıyamet önündeki son düzlüktür.Bu zaman diliminde sadece hukuka indirgenmiş Bir din değil,günlük hayatın içinde ,yaşayan bir din ve Yaratıcı ile konuşan bir toplum oluşacaktır.İnsanlık İslamın bu yönünüde aşikare yaşadıktan sonra şüphesiz nefs taşımaları nedeniyle yine sapacaklar ve akabinde kıyamet zuhur edecek ve dünya gezegeni yok olacaktır.

İLAHİ YAPILANMALAR

Yaratılmış mahlukat içinde Allah C.C 'a ait ilahi nefha olan Ruh'u taşıdığından dolayı en kıymetli olan.Mahlukatın en şereflisi olmakla gizli güçlere sahip yaratık.İnsanın fiil ve sözleri dışa vurur ancak ruhu gizlidir.Akıl denilen değerli yardımcı ruh'tan da gizlidir.Ruha gelen ilahi vahiy akıldan da gizlidir.Çünkü Hz.Musa'nın aklı o fiillerdeki hikmeti çözemedi de onlara karşı çıktı.Bu nedenle Hz.Musa'nın aklının karşı çıktığı meselelerdeki ilahi hikmeti tayin ve tespit kimin haddinedir ki.Fare mesabesindeki bizlerin aklı,gaybın aklını nasıl ihata edebilir.Hislerimizin ötesi vardır ancak göğün kapıları açılmadıkça öteyi görmeye izin yoktur.Toprak altında yuva yapmya ve toprak yemeye alışmış sıçana,ancak kendisine yetecek kadar akıl verilir.

HAZİNESİZ,ASKERSİZ,SİLAHSIZ PADİŞAHLAR

Padişahlık,salatanat şüphesiz parasız,askersiz ve silahsız olmaz.Ancak gönüllere hitap edecek manevi padişahlık için hazineye askere gerek yoktur.Bufün Padişahlık sende başlayıp sende bitene denmektedir.Halbuki gerçek padişahlık sende başlayıp kıyamete kadar devam edene denir.Mevlana Efendimizin Babası Sultanıl Ulema(alimlerin sultanı) efendimiz Bahaeddin Velet hazretlerini çok seven Selçuklu Sultanı Sultan Alaeddin,sevgisini göstermek için oturduğu saltanat tahtına onunla birlikte oturur imiş.Mana Sultanı efendimiz şöyle buyurmuş:Melik,sen Padişahsın,ben de Padişahım.Benim saltanatım gözlerim kapandıktan sonra başlar;senin saltanatın gözlerin kapanıncaya kadardır"buyurmuştur.Bu gün dünyevi saltanat sahiplerinin halini görmekteyiz:Akşam Başbakan olarak yatan birisi sabahleyin istifa etmiş sade bir vatandaş olarak güne başlamaktadır.Yahut bir seçim akabinde iktidarı terketmiş bir Parti lideri.Bunların Padişahlığı bir dönem,bir an ve başkasının iki dudağına bağlı.Maneviyatın padişahlığı  kıyamete kadar devam eder.Mevlana Efendimizin mübarek bedeni  dünyayı terk edeli 800 yıl olsada halen gönüllerimizde yaşamaya devam etmektedir.Bu gücün kaynağı ilahi olup bu güce talip olmak gereklidir.

BAKIR OLAN NEFSİ ALTINA ÇEVİRECEK TEDBİRLER

Birincisi "SABR" dır.Sabır,nefsi,şeriat hudutları dahilinde hapsetmektir.
İkincisi "İSAR" (cömertliktir)malını Allah yolunda sarfetmektir."Cömertlik cennet'ten sarkan bir daldır.Kim onu tutarsa o kişiyi cennete çeker"denmiştir.
Üçüncüsü "seha-yı Nefs",Hak yolunda nefsin hazzını ve rahatını feda etmektir.
Dördüncüsü "CUD"halkın talebi olmaksızın onlara karşı malen ve bedenen muhtaç oldukları hizmeti ifa etmektir.  

FAZİLET DAVALARI

Bir kişinin evliyaya ait olan hikmete dair sözlerini ezberliyerek insanları irşada kalkışması,bu sözler itibarı ile halkın onda birşeyler var zannederek etrafına birikmesi ve hürmet göstermesi,fazilet iddiasında oan kimsenin nefsini kabartır ve helakına neden olur.Bu elindeki silah nedeniyle savaşçı kabul edilerek karşı savaşçı tarafından vurulan bir şahsın haline benzetilir.Hz.Pir efendimiz Mesnevi-i şerifte bu hal için ormana atı üzerinde giren pür silah bir süvariyi gören ve elinde ok bulunan kimsenin onu öldürmek niyeti taşıması üzerine süvarinin bağırarak "Yahu her ne kadar benim cesedim iri ve heybetli ise sen bana bakma.cenk vaktinde koca karıdan aşağıyım"diyerek canını kurtarması ve ok atıcının da:"Git ki iyi söyledin.Ve yoksa korkumdan oku sana atar idim"demesi hikayesiyle ifade buyurur.Rüstemlerin silahını taşısan bile,mademki sen onun adamı değilsin bu silah senin canına tehlike olur.Kemaliyet iddiası,fazilet davası öldürücü bir zehirdir.Melekler Cenabı Hakka şöyle demişlerdir:"Bakara 2/32 "İlahi seni tesbih ve tenzih ederiz.Bizim için senin bize bildirdiğin şeyden gayri bilgi yoktur"

19 Haziran 2016 Pazar

TOPLUMU YÖNETMEK ARZU VE İSTEĞİ OLANLARA

Yaratılıştaki farklılıkları nazara almak gereklidir.Gerek beden,gerek akıl ve gerekse ruh cihetinden dolayı insanlar arasında değişen dereceler vardır.Bu nedenle toplumu yönetme arzusunda olanlar yaratılıştaki bu derecelendirmeye uygun davranmalıdır.İslam adına ortaya çıkanlar maalesef iyi bir örnek ortaya koyamadılar.Çünkü,fukaralık zamanların mücahit olanlar dünya nimetlerine ulaşınca değişime uğradılar.İnkar etselerde müteahit kesildiler.Toplum çoğul olan demektir.inanç,din,dil,kültür.Bu çokların uzlaşmasıdır.Tahammüldür.Kenrdi inancının hakimiyeti diyerek hukuka indirgenmiş bir dini yaklaşım İslam değildir.Resulullahın hayatı değildir.Tüm insanlar Tek yaratıcının eseridir.fikirlerdeki farklılık esmalardan ileri gelir.Temayüllerin,ibtilaların çeşitliliği başka türlü izah edilemez.Selçuklu ,Osmanlı bunu nasıl başardı ise aynı yol takip edilmelidir.Din zorla kabul ettirilmez.aksi halde ortaya münafık bir zümre çıkartırsınız.Bugün adına İslam denilen ülkelerde dayatma vardır.Din sadece ceza hukukuna indirgenmiştir.İdareciler o konumdadırlar ki la yüs'el dir(soru sorulamaz,eleştirilemez,sorgulanamaz)Osmanlı Devlet olarak ortada değil ama kültür olarak üst kimlik konumunu muhafaza etmektedir.

HAVEL'İN KEHANETİ

Çekeslovakya Devlet Başkanı Havel'in içinde bulunduğumuz zamana dair muhteşem kehaneti:"20.yüzyıl toplumları ekonomik parametrelerle değerlendirilirdi.;kaç mühendis var buna bakıldı.Bu değişecek;21.yüzyılda toplumlar daha çok MANEVİ  ve ENTELLEKTÜEL sermayeleri ile değerlendirilecektir.Kaç Bilge kişi var diye bakılacak"
Muhtemeldir ki Kapitalist anlayışın merkez edindiği maddi çıkar,insanını derin bir kaosta bırakması akabinde yaratılış gayelerine dönme arayışları başlayacak ve bu noktada Dünya üzerindeki tüm inanç muhatapları Hakk'ın razı olduğu İSLAM inancı içinde sorunlarına çözüm ararken kadim değerlerimiz içindeki Hz.Mevlana'ya,İbni Arabi'ye,Yunus Emreye,Niyazi-i Mısriye yöneliş başlayacaktır.

KULUÇKA-SABIR-CİVCİV

Tavuk,ördek,Kaz ve diğerleri.21 gün veya daha fazla bürecek bir sürec için ,önceden güvenli olarak tespit ettiği bir bölgeye çekilerek sabırlı bir şekilde yumurtaları üzerine oturup civcivlerin çıkmasını beklerler.Bu süreç içinde gezmeyi,tozmayı,doya doya yemeyi ve diğer hemcinslerini terk ederler.Bu uzletin,sarın sonunda yumurta içinden neslini devam ettirecek civcivler çıkar ve bu civcivleri bir müddet daha ihtimamla büyüterek vazifesini tamamlamış olurlar.Zahir alem Hakk Teala'nın işaret ve ayetleridir.Tavuğun,ördeğin kuluçka  işaretinden  irade sahibi insanın anlıyacakları nelerdir?Mürşidin kutsal nefesi/nazarı ile döllenen ruh yumurtasından kalb çocuğumuzun doğması için insanın kendi iç dünyasına kapanıp,bu doğum oluncaya kadar sabırla beklemesi gerektiğidir.

AYIP SÖYLEYİCİLER YOLU KAYIP ETMİŞLERDİR

İnsanlardaki akıl derecelerinin farklı olduğu,ruhi derecelerinin da farklı olduğu belirtilmişti.Bu farklılıktan dolayı herkes kendini haklı ve doğru yolda zanneder.Niza da zaten burada çıkar.Nefis kendi ayıbını araştırmaktan insanı men eder de hep başkalarının ayıpları ile meşgul olmak zevk verir.Ayıp görme,ayıp bulma ve ayıp söyleme ,o kusuru satın almaktır.Hadisi Şerif:"Ne mutlu o kimseye ki onun ayıbınasın ayıplarından kendisini meşgul etti ve malından fazlasını infak etti ve kavlinden fazlasını imsak etti"İnsanın kendini ayıplaması,kendi kusurunu görüp kalbi münkesir olursa kendini herkesten aşağı görür ve Merhamet edilecek sınıfına dahil olur.Hadisi şerifte bu husus şu şekilde ifade buyrulmuştur:"Adamlar dört nevi üzeredir.Adam vardır ki ,bilir ve bildiğini bilir;o alimdir ona tabi olun.ve adam vardır ki ,silmez ve bilmediğini bilmez;o cahildir,ondan kaçınınız.ve adam vardır ki bilir ve bildiğini bilmez;o uykudadır,onu uyandırınız.ve adam vardır ki bilmez ve bilmediğini bilir;o acizdir,ona merhamet ediniz"
Başkasında gördüğün ayıp sende yoksa o kimseyi ayıplama zira Cenab-ı Hakk seni aynı hal ile imtihan edebilir."Kim ki din kardeşini bir günah ile utandırırsa(günahını yüzüne vurursa),onu işlemedikçe ölmez" hadisi şerifi ile bir diğer hadis:"Din kardeşin için şemated(gürültü patırtı)etme.Allah Teala ona merhamet eder ve seni mübtela kılar"buyrulmuştur ki bu hassas bir noktadır.

KADİR GECESİ NEDİR?NE ZAMANDIR?

Kadir gecesi avamın zannettiği gibi Ramazanın yirmiyedinci gecesi yahut ondan başka muayyen bir değildir.Tüm senednin geceleri Kadir gecesi olabilir.Kadir gecesi şu şekilde algılanmalıdır:Mesala herhangibir kimse gecelerden bir gece kendi kemaline erişir ve Hz.Hakkın müşahedesiyle müşerref olur ve meleklerin ve ruhların inişini muayene eder ve alemi,zat-ı mukaddesenin nuruyla aydınlanmış bulur.İşte o gece onun hakkında Kadir gecesidir.Ve başkaları ondan gafildir ve bu gece onlar hakkında Kadir gecesi değildir.Bu nedenle insanın bu kemalatı bulduğu gece,o kişinin kadir gecesidir.

İNSAN-I KAMİLİN KÜRT OLMASI

Akıllı kimseler için Mana önemlidir.Şeker,bütün dillerde  aynı işlevi görür.İnsan-ı Kamil'in Kürt yahut Ermeni olması onun manasından bir şey azaltmaz.Bu nedenle insanlar arasındaki milliyet ve asabiyet duygusunun getirdiği zararlı duyguları kaldırmanın en etkili yolu ,insanların gönlünde yer eden manevi makam sahibi insanlara zahirin getirdiği hürmet ve saygı göstererek insanımızın kalbinde yer etmektir.Bugün için ülkemizin ihtiyaç duyduğu huzuru birleştirici yapı malzemesi olan insanı Kamil yolunda aranmalıdır.Bu nedenle Batı sorunlarına çözümü Aristoda ararken biz İbni arabi ve Hz.Mevlana'ya kayıtsız kalmamalıyız.Ancak bugün ülkenin inanç önderi olarak Suuddaki katı vahhabi örneğini sergilemeseler de selefi-Kelamcı diyanet teşkilatı revize edilmelidir,yahutta Siyasal iktidarna göre pozisyon alan,suya sabuna dokunmayan bir anlayış terkedilmelidir.
Şeyh Galibin "Hüsnü Aşk'ı ile Ahmed-i Hani'nin "Mem u Zin"in aynı konuyu işlediği ifade edilmelidir.Merkeze Kamil insan modeli oturtulmalıdır.

18 Haziran 2016 Cumartesi

TÜRK TOPLUMUNA SÜT VEREN İKİ ANNE

Niyazi Mısri,yahut İsmail Hakkı Burseviye atfedilen bir sözdür:"Biz iki anneden süt emdik"iki anne İbni Arabi ve Hz.Mevlana'dır.Hatta Sadreddin Konevi hazretlerine atfedilen bir sözde şudur:"Ben iki anneden süt emdim.İbni Arabi ve Evhadüddin Kirmani".Selçuklunun son yüz yılı içinde İlahi bir sevkle orta asla ve endülüste bulunan Maneviyat ehli anadoluya yönlendirilip kurulacak cihan devletinin mayalanmasını temin etmişlerdir.Bu arifler ki :"Ya Rab bedenimi o kadar büyüt ki cehennemin hepsini ben doldurayım,başkasına yer kalmasın"demişler kendinden başka kimsenin yanmasını istememişlerdir.Cümle varlığın ve birliğin kardeşliğine ulaşan bu şahsiyetlerin oluşturduğu tasavvur Osmanlı devletinde Müslüman,hırıstiyan,Yahudi,Bektaşi Alevi,Nakşi;Kürt,Türk,arap,acem ,Çerkez gibi tüm farklılıklara saygı durmuştur.Bütün inşaatında bunları bir tutarak Vahdette kesreti,kesrette vahdeti yaşatmıştır.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

OSMANLI SULTANLARI(HALİFELERİ)MEŞRUİYETİ EHLİ BEYT'TEN ALIRDI

Efendimizin vasiyetidir:Size iki şey bırakıyorum ! Kur'an ve Ehli Beytim".Osmanlı sultanları(halifeleri)tahta çıkarken kılıç kuşanma merasimi yapılırdı.Bu gelenek Eyüp Sultan'da ,O dönem Osmanlı'da yaşayan ehli Beytin en önündeki şahsın padişaha kılç kuşanmasıyla icra edilirdi.Osmanlı sultanı meşruiyeti ve vekaleti Ehli Beyt'ten almış oluyordu.Osmanlının referansının ne ve kim olduğunu gösteren nadide bir örnektir bu.

TÜRKİYE MARİF VAKFI

İktidarın bu vakıftan hedefi,eğitim sahasındaki özel kişi ve kurumların,diğer vakıfların varlığını ortadan kaldırıp tek bir merkezde,iktidarın desteği ve idaresi ile yürütmek istediği bir kuruluş olarak günlük hayatımıza girecek.Öncelikle Yurt dışındaki cemaat okullarının yapmak istediklerine alternatif olma iddiasında ise de bugünkü memur kadroları ile bu mümkün değildir.Diyanetin yurt dışındaki insanlarının dini ihtiyaçları için imam,vaaz,müezzin görevlendirmesi gibi nihayeti turistik seyahattan öte gitmeyecek bir girişim olacak.Gerçi yurt dışındaki insanların yardımlarının diyanete aktarılması hedeflensede.14 yılda 6 Milli Eğitim bakanının değiştirildiği bir iktidar,Maarif vakfı ile kalbindeki değil kafasındaki gençliği yetiştirmeyi hedeflemiştir.Yahut el konulan bir takım kurumları bu vakfa devretmenin hukuksal zeminidir.Eğitimde derviş zihniyetli insan yetiştirilmediği sürece maksat hasıl olamaz.Maddenin çekiciliği beşeri ilişkilerde rol oynadığı sürece sonuçlar hüsrandır.İhtiyacımız olan insan tipi,Dindar ama dindarlığın gösterisini yapmayan,Rabbi ile hususi bir münasebet kuran,Kendiyle,yaşadığı çevre ile kavgasız olmaktır.Siz bizi idare edenler:Bunu nasıl gerçekleştireceksiniz?

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

EBÜL HASAN HARAKANİ

Gündüzleri oruçta,geceleri de ibadet ve zikirde olduğu için herkes onu Allah dostu,yemez içmez görüyor.Bir gün gece namazında Allah Teala şöyle sesleniyor:"Ebul Hasan !herkes seni bir insan-ı Kamil ve Allah dostu gördüğünden sana hürmet ediyor.Ama günahlarını bilmiyorlar,Ben biliyorum.İstenmisin halka günahlarını anlatayım"Ebul Hasan cevaben şöyle diyor:"Sen benim sahibimsin.Günahlarımı biliyorsun,ama aynı zamanda onları örtensin de.Yine de Sen bilirsin!İster ört ister söyle..Peki ,ben kalkıp Sen'in sırlarını halka açıklarsam.."

GAZALİNİN MUSİKİ GÖRÜŞÜ

Musiki hususunda tasavvuf dünyasında kabul gören görüş Ebu Hamid Gazali'ye ait görüştür:"Musiki,tek başına ne haram ne helaldır.Musikinin icrası ile doğan hal onu helal yahut Haram kılar.Dinlediğinizde kalbinizi müspet anlamda etkiliyorsa helal,hatta ilahi olana kapılar açıyorsa sevaptır"Bu görüş avami lisanda şuna karşılıktır:Musiki insan bedenin göbeğinin alt kısmını hareketlendiriyorsa Haram,üst kısmını hareketlendiriyorsa helaldır.

YENİŞEHİRLİ AVNİ

"SANMAN TALEB-İ DEVLET Ü CAH ETMEYE GELDİK
BİZ ALEME BİR YAR İÇİN AH ETMEYE GELDİK"
"Bizim bu dünyaya devletten bir makam,mansıp,bir mevki rütbe istemeğe geldiğimizi sanmayın.Biz bu aleme bir yarin,bir sevgilinin hasretinden dolayı ah edip inlemeye geldik"
Bu aleme gelmemizin hakikatı.Hakk'ın zikri,ona ibadet ve itaat,Hakk'ın güzel ahlakının pratiğini düya üzerinde göstermek.
SÖZ ANLAMAYANADIR.maksad yaşamaktır.Lafını etmek değil.

MANEVİ EĞİTİMİN SÜRESİ

Üniversiteye girmek,bitirmekten zordur derler.Çünkü üniversiteyi kazanan genç bir şekilde okulu bitirmektedir.Maneviyat yoluna talip olan kimse bu süreci nekadar zamanda tamamlar.Bu talepte bulunanın istek ve arzusunun,aşkının şiddeti ile yakın alakalıdır.Kuş tüyü yatağında yatarak "Allah'ın bulunmayacağı"damdaki deveci tarafından İbrahim ethem hazretlerine ifade edilmişti.Sanırım bu sürecin nihayete ermesi TERK'in derecesi nisbetinde olsa gerek.İnsan ömrü az olduğu için vede ihtiyaç,dünyevi meşguliyet ziyade olduğu günümüz için bugün,Cenabı Peygamberimiz ve Efendilerimiz hürmetine Cenab-ı Hakk,azımızı çoğa saymaktadır.Eşrefoğlu Rumi hazretlerinin bu yola girmesi,aydınlanması ve kendisine hilafet verilmesi 41 gün sürmüştür.Şüphesiz bu yolda bağlı olunacak zatın manevi gücününde kuvvetli olması gereklidir.İnsanları aldatmaya ve manevi duygularını suistimal etmeye çok müsait olan bu konuda Efendi seçerken,diyetisyen seçtiğimiz özenden daha az özen göstermemeliyiz.

MANEVİYAT VERİLİR,ALINMAZ

Hani fiziksel maddeler için deriz:"Ver şur dan iki kilo portakal".Keza "Ben şu kitapta belirtilen ilmi öğreneceğim"diyebiliriz çalışmaya başlarız ezberleriz,ama o ilmin o kitapla olan bölümüne sahip olmuş oluruz.İbni Sina'nın dediği gibi "cerrahlığı üç ayda öğrendim ama otuz yıldır hekimliğin içindeyim"demiştir."KİME HİKMET VERİLMİŞSE ŞÜPHESİZ ONA BÜYÜK HAYIRLAR VERİLMİŞTİR"ayetinde "verilmek"ifadesi vardır.Yani bir başkasının varlığını gerekli kılar bu tabir.Aldı,yahut öğrendi,yahut buldu tabirleri kullanılmıyor.Bu nedenle "Hikmet"dediğimiz maneviyat ilmi VERİLİR.

DERGAHLARIN "EN"LERİ

Fıkıh,medresi duvarları arasına sıkışıp ,cehennem ile korkutma boyutunda kalırken tekkeler ,meşreplerine göre halkın arasına,sokağa,caddeye inmiş ve kurumlarını oluşturmuştur.Hiç kimse bu sahada söz bahibi sadece Hz.Abdülkadir dememiş.Sade Şahı Nakşibend dememiş.Sadece Mevlana dememiş.ortada tüm millet için çalınan tasavvuf  kazanından süt alıp kendi kazanında kendi meşrebinin mayasını çalmıştır.Yoğurt için,tereyağı için,peynir için,ayran için.Dergan şeyh efendilerinin merakları(iptilaları)na görede dergah hayatı renklenmiş.Örneğin Konya'da "Pisili tekke"denilen bir dergahın şeyhi kedileri pek severmiş.Bu nedenle tüm tekke kedilerle dolu olduğu için adına Pisili tekke denmiş.Edirnede Hamd-i Bağdadi isimli bir zatın şeyhlik yaptığı bir tekke varmış.Bu zat çiçek hastası imiş.Rivayet ederlerki Mısırda ancak bulunan bir çiçek türünün tohumunu almak için Mısır'a tohumunu almaya gitmiş ve dergahın bahçesine ekerek yetiştirmiştir.Keza,Hindistan,Afganistan ve Pakistanda yaygın olan "Çiştiyye"tarikatının 1800 lü yıllarda Anadoludaki tek tekkesi Konyada açılmış.Vaktin valileri,müritleri tekke şeyhine mürit olmuş.Ancak Tekke şeyhinin tek kelime türkçesi yok.Ama tasavvuf dilende kalbden kalbe bir aktarım dili mevcuttur.Bu nedenle türkçe sorulacak sorulara cevap vermez anlamında bu dergahın ismi "Söylemez Tekkesi"olarak ifade edilmiş.Hz.Mevlana buyurmuştur ki:"Aynı gönlü paylaşmak ,aynı dili konuşmaktan evladır"
Bunlar dan şu anlaşılmalıdır:Her insanın bugünkü tabirle bir hobisi vardır.Şeyh efendilerde bu duygudan ari değildir.Bu nedenle tekkelerde şeyh efendinin meşrebinin gereklerini görmek aslında hayatın gerçeğini görmektir.Ütopik bir din anlayışı olmadığını gözlemlemek açısından bu örnekler faydalıdır.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ DEVLET BAŞKANI

Mesnevinin meşhur hikayesindeki Türk,arap,rum ve acem'in "İNNEB","İSTAFİL","ENGUR","ÜZÜM"isteklerini anlayıpta önlerine üzümü koyup ihtilafı bitirecek birisidir.Akıllar derece derecedir.İnsanlar meşrep meşreptir.Devlet Başkanı,tüm insanının farklı renklerinden bir tablo,farklı seslerinden orkestra oluşturandır.Peygamber Efendimiz,gözleri görmeyen bir a'maya:"Körler cennete girmez"deyince bu şahıs sözü olduğu gibi algılar ve üzülür.Bunu gören Efendimiz:"Körler cennete giremez çünkü girdiklerinde gözleri açılır"diyerek sözlerine muhatabın seviyesinde açıklık getirmiştir.Keza:"Dünyada kör olanlar,ahirette de kör olacaklardır"ayetini biyolojik körlük olarak algılanmamalıdır.Yunus'a,Niyaz-i Mısri'ye,Mevlana'ya ihtiyacımız var.Bunların tekrar bizim boyutumuza gelmesi olmaz ancak gönüllerinde bunları yaşatanların ülke idaresine talip olmaları gereklidir.Şeriat dış ateşi söndürür.İçte olan bozulmalar nasıl düzeltilebilir.Ancak,idarecisini,yöneticisini,öğretmenini,patronunu,amirini sevmekle mümkün olur.Amirliğe,öğretmenliğe,patronluğa ve başkanlığa talip olanlarda istidat,kabiliyet,liyakat aranmaz ise bu ülke bir adım ileri gidemez.Teknoloji,etkili silahlara sahip olma bizdeki iç huzuru temin edemez.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

NİÇİN KIZIYORUZ

Sözcü gazetesine,Birgün'e,Cumhuriyet'e,taraf gazetesine kızarız.Niçin İktidar partisinin elamanlarıyla alakalı işlerde dini motifleri kullanıyorlar diye.Ben,ilk önce internet üzerinden bu gazetelerin haberlerine göz atarım.Neden?Bana dinimi onlar anlatıyorlar.Kendileri yaşamadıkları halde.Diğer taraftan söz konusu yaptığı haberlerdeki değerlendirmeleri yüzde yüz haklı.Dinsiz bana dinimi anlatmışsa ben buğdaya bakarım samanla uğraşmam.Birisi Ben düşmanım diyor.Konumunu belli ediyor.Bir diğeri ise ben dindarım diyor ama yaşantısı Resulullahın hayatı değil.Cehennemde katmanlar arasında en altta olanlar kime ayrılmış bilirmisiniz ALLAH İLE ALDATANLARA.MESCİDİ DIRARI İNŞA EDEN MÜNAFIKLARA.Bu nedenle Sözcünün,Tarafın,Cumhuriyetin haberlerine kızmamak gerekir.Havuz tabir edilen gazetelerin haberlerine kızmak gerekir.İslamın emirlerindendir.Savaşa gidilirken Alimler gazaya götürülmezdi.Çünkü onlar toplumu ikaz eden,topluma nasihat eden doğrulardı.Bu doğrular kaybolursa,bizim gibi nefsine alt olmuş insanların yaptıkları hataları yüzümüz karşı korkmadan söyleyecek insanlar yok olacak ve bu nedenle toplum btacaktı.Ölüm yaşlandıkça meydana gelecek bir hadise olmayıp doğumla birlikte gerçekleşen bir olgudur.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

PİSİKİYATRİ

İnsanı Biyolojik bir kadavra olarak algılarsan psikiyatriye yer kalmaz.Yani Ruh ve cesed ilişkileri.Bilindiği gibi insan vücudunu meydana getiren anasırı erbaa deline dört temel yapı taşının(su,hava,ate,toprak)dengeli birlikteliği ile vücudumuz sıhhattedir.Ancak,biyolojik vücudda Ruh denilen bir özel nesne vardırki vücud bununla birlikte yaşar.Ancak,bu merkezdeki rahatsızlıklar tüm azalara tesir eden bir güç arzeder.Psikiyatri ruha ait bir hekimlik dalı olsa da elle tutulur,gözle görülür bir merkezi olmadığı için üç beş ilaçla uyutma ve uyuşturma eksenli bir tedavi uygulanır.Çağımızda ruhsal hastalıktan çok insan muzdariptir ve Tıp doktorlarından buna çare ararlar.Halbuki tıp  hekimlerinin elinde üç beş uyuşturucudan başka bir şey yoktur.Çünkü Manevi dünyadan habersizdirler.Pratikleri hiç yoktur.İç dünyanın temizliğinden habersizdir.En basitinden bir tavsiyenin karşımızdaki bir insanda etki yapmasını istiyorsak öncelikle bizim yaşamamız gerektiği hususu hep ihmal edilmiştir.Bloğun önceki yazılarında var idi.İmam-ı azam hazretlerinden bir kölenin "Efendisine rica edip kendisini azad etmesi isteği"ne yerine getirmek için İmamı Azam,pazardan kendisine bir köle satın alıp onu azad ettikten sonra o şahsın Efendisine bu hususta söz söylediği,ve o kişininde derhal kölesini azt ettiği hadisesi bizlere nakledilmiştir.Bundaki espri:Hal olarak yaşadıklarını söyle ki etkisi olsun.aksi durum , boşa kürek çekmek olacaktır.

YENİ ANAYASA İHTİYACI,KİMİN İÇİN?

Kanun zahiri düzeni sağlamak için konulur.ancak,dış kanundan evvel gelen ve tüm kanunların temeli olan iç kanunlara uymak,o kanunlar için insanı eğitmek mümkün olmazsa istediğin kanunları koy.sonuç alamazsın.Herkesin başına polisi ne zamana kadar dikebileceksin.İç dünyasındaki kanundan korkmayanlar içindir dış kanunlar.Efendimiz zamanında bir kadın gelerek "Büyük günahlardan birini işledim,cezamı istiyorum"deyince Efendimiz"Git ,tövbe et"demiştir.Çünkü,kadın işlediği günahın idrakine varmıştır.Bu nedenle zahiri cezaya gerek kalmamıştır.Tövbe etmesi kendi vicdanındaki yırtılmayı tamir edecektir.ALLAHA VE PEYGAMBERE saygı kutsal isimler anıldığı vakit Celle Celalühü yahut  Sallallahü aleyhi vesellem  demek değildir.Cenabı Hakk'ın ahlakını yaşayarak gösteren Peygamber ahlakına uygun yaşamak saygıdır.Dini şekil kalıbına sokarak yaşatanlar siyasi iktidar sahibi iseler en büyük diktatörlük yolunda olanlardır.Çünkü,"Din ve inanç"konusu tarih boyunca tüm savaşların temel meselesi olmuştur.Bugün her ne kadar petrol kaynaklarına ulaşmak ve kontrol etmek mücadelesi şeklinde bir savaş gözükse de temelinde inanç ayrılığı vardır."Küfür bir millettir"düsturu gereğince ABD-Rusya-AB görüş ayrılığı yoktur.Çünkü bu üçlüyü idare eden Siyonizmdir.Bugün İslamı yok etme gayreti vardır.Bu oyun sahnede oynanmakta iken ,Büyük cihadımızı tamamlıyamaz isek yenilgiden başka çaremiz yoktur.Ancak Allah,Dinini muhafaza edecektir.Kiminle ? Kafirlerle.Nasıl mı?Şekil dindarları ve münafık zihniyet mağlup olup sahneden çekilecek,hakiki ihlas sahiplerinin önü açılacaktır.Bu Hakk'ın bir vaadidir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

MODERN İNSANIN MANEVİ EĞİTİM İHTİYACI

Efendimiz SAV İslam dininin temel kurallarını bizlere aktarmış ve bu "Bu gün dininizi ikmal ettim"ayeti ile de bu husus perçinleşmiştir.Bu nedenle artık insanımızın yahut insanlığın dikkatini yoğunlştıracağı saha "BÜYÜK CİHAD"sahası olan nefisle mücadeledir.Modenn insan Manevi Eğitime muhtaçtır.Bu nedenle bugünün Televizyonlarındaki "Yunus Emre" ve "Diriliş Ertuğrul"dizileri ilgi toplamaktadır.Manevi eğitimin merkezinde Cenabı Peygamberimiz oturtulduğu takdirde mesele sağlam temellere oturur.İnsanımız Peygamberle buluşmalı ki nefsi emmareden kurtulup Levvameye çıkabilsin.

VARLIK İŞARET Mİ?PERDE MİDİR?

CENABI HAKK'IN YARATMIŞ OLDUĞU MEVCUDATA,EŞYAYA,CANSIZA,HAYVANATA BAKTIĞIMIZDA BUNLAR HAKKIN BİRER AYETİ,İŞARETİ OLMAKTADIR.ANCAK BU VARLIKLARA BU GÖZLE DEĞİL,BİR İHTİYACI GİDEREN,SAHİP OLUNMASI GEREKLİ EŞYA KABİLİNDEN BAKILDIĞINDA BUNLAR HAKK'I GÖRMEYE MANİ BİR PERDE HALİNE GELİRLER DE İNSANI ÇEKİCİLİKLERİ,CAZİBELERİ,RENKLERİ İLE  ESİR EDER.Bu nedenle bakış ve yaklaşım tarzı önemlidir.MÜLKİYET olarak bakılırsa PERDE,EMANET olarak bakılırsa işaret ve ayettir.

SADECE MANEVİLİK Mİ?SADECE MADDİLİK Mİ?

Kuş iki kanatla uçar.Sadece manevi dünya ile ilgilenen,bir dağa çekilip iç dünyasının derinliklerine inen insan,hayat sahnesinde ceryan eden maddi dünyanında Hakk'ın bir tecellisi olduğunun idraki ile maddi alem ile de ilgilenmelidir.Bu husustaki denge çok önemlidir.Sadece maddi dünya ile ilgilenmek,neticede birbirini yok etme yarışı içine giren,yaşlılarını dışlayıp zayıflarının ezildiği kapitalist toplumuoluşturur ki maddi refah onlara asla içsel huzuru getirmez.Sadece manevi dünya ile ilgilenen kişide maddi dünyada teknoloji ile hayata hakim olan kimselere muhtac bir görünüm arzederek yenetilmede onların mahuhkumudurlar.Bu nedenle denge çok önemlidir.