15 Ocak 2022 Cumartesi

NEFRET EDİLECEK HUSUSLAR

 İddia taşıyan DİNDARLIK, gösterişçi AHLAK,alın teri ve el emeği olmayan SERVET, sahtekarlıkla elde edilen ŞÖHRET

DİN ADAMI

 Hz.Mevlana Mesnevisinde insanları dinden soğutan ham sofulara ve taassub ehline  ateş püskürür ve şöyle der:"Benim bu sözlerim Kur'an denizinden çıkartılmış inci taneleridir.Senin eşek kulakların bunu analamaz ve bunlardan haz almaz.Çünkü sen arpa yemeye alışmışsın.İnciden ne anlarsın?"!

DOSTLARINIZA KARŞI ZEKANIZI KULLANMAYINIZ

 "Dostlarınıza karşı zeka kullanmayınız.Dostluklar zeka üzerine değil, kalp üzerine kurulur; güven ve sevgi üzerine inşa edilir" 


İSLAM DİNİNİ KİRLETENLER

 Necib Sultanım 2015 yılında söylemişti.Ak Parti iktidarının İslamiyete büyük zarar vereceğinden bahsetmişti.Bu aynen tecelli etti ve yetişen nesil dinden soğudu.

İslam dinini kirletenler, dinin izzet ve iffetine riayet etmedikleri halde dindar görünen sefillerdir.En baştan yol kesen Şeyhler ve şarlatan din adamlarıdır.Dini, insanların yolunu aydınlatan bir ışık değil de kendi çıkarları için bir silah gibi kullananlardır.Bunlar, dine ve maneviyata susamış halkı,ilim, irfan, edep ve ahlak ile irşat edecek yerde, taassup zırhına bürünüp, kendileri gibi olmayan herkesi kafirlikle, zındıklıklasuçlarlar.emirleri altına girip boyun eğmeyenleri, ihlas ve takva yoksulu olmakla itham eder, susturmaya çalışırlar.,

"İNSAN OLAN BUNU YAPMAZ" DEĞİL "YAPTIRMAZ"

 Ahlaklı davranış olarak "İnsan olan bunu yapmaz" değil "insan olan bunu yaptırmaz" ilkesini öne almak gerekir.Dindar insan günlük beş vakit namazda ve günde kırk defa Allah'dan doğruluk ister,haktan ve hakikattan sapmadan doğru yolda olmayı diler.Lakin yeri geldiğinde haktan ve haklıdan yana tavır koyamıyorsa, kıldığı o namaz ve yaptığı bunca niyaz neye yarar?Yaptığı ibadet, yapanı yalandan riyadan ve gösterişten uzak tutamıyorsa, o kişi nasıl Hakk' a kul olabilir?

MENDERESİN EN BÜYÜK ESERİ NEDİR?

 bu soruyu Nurettin Topçu , bir talebesine sormuştur.Talebe şaşırır bir şey diyemez klasik şekilde yollar,barajlar yaptı .Hoca sorusunu kendisi cevaplar:

"Hayır, hayır geç bunları.bunlar mühim şeyler değildir.Menderes7in en büyük eseri İmam-Hatip okullarıdır.Bu okullar milletin kaderini değiştirmiştir.

VİCTOR HUGO

 "Ey ormandaki ağaçlar, aranızda gezip dolaşırken , hep Allah'ı aradığıma tek tek şahit olunuz.! Şuna da şahit olunuz ki O'na kalbimi , anamdan doğduğum ilk günkü gibi teslim edeceğim"

YÜK MİLLETİMİZİN OMUZLARINDADIR

 Batan bir dünyanın enkazı üzerindeyiz.Yeni bir nizam, ahlakta, hukukta, dinde ve devlette insanlığa dayanak olacak yeni temeller bulma zarureti var.Bu zaruret bugün için neslimizin zayıf omuzlarına yüklenmişve onu şiddetle sarsmıştır.

Batı taklitçiliğine yuvarlandığımız bu devirde kültürümüzün çıkış noktası Mevlana olmalıdır.Müslüman Türk dünyasının bütün ruhu onda gizlidir.Mevlana bize dinin statik olan kalıp ve şekil tarafını değil, dinamik olan özünü tanıtıyor.Onda ruhun gayesi olan hürriyet, kalıpları kırıp , Allah'a götüren en doğru yolu kendi içinde buluyor.Kayıtlardan kurtulup tam manasıyla hür olan mümin, onun aradığı ideal insandır.Bu yol islamın gerçek yoludur.Müslüman cemaatını , son asırlarda, bu yoldan saptıran ve dindarlığı bir takım beden hareketleri, bir nevi jimnastik haline getiren ve sihirbazlık sistemine yaklaştıran din adamlarının telkinleridir.Maddeyi kutsallaştırıp hayatın yegane gayesi yapan tarihi maddecilik insan hayatının her alanında hakimiyet kurup ruhu öldürmek amacındadır.

ARİSTO

 Aristo yirmiden fazla meselede İslam'la çatışma içindedir.İslam düşünce dünyasında Aristo(nun hegomanyası beş asır sürmüştür.İmam Gazali hazretlerine kadar devam eden bu hegomanya Gazali tarafından kırılmıştır.Gazali, filozoflara hücum anlamına gelen "Tehafüt-ül Felasife" adlı eser yazarak filozofların nerede, hangi ayetlerde , nasıl ters düştüklerini açıkça ortaya koydu.Bu kitabında, onları on yedi yerde sapıklıkla, üç yerde kafirlikle suçladı.İbni Rüşt ise üstadları Aristo'yu savunmak için Tehafüt'e tehafüt isimli kitabı yazdı,Aristoculuğu savundu.

Gazali ile birlikte söz konusu filozofların İslam adidesini bozdukları ve taprip ettikleri inancı  git gide yaygınlık  kazanarak felsefgenin yerini ,kurandaki meseleleri , yine Kuran ayetiyle ve Efendimiz(SAV)'in hadisleriyle çözmeye çalışan "Kelam ilmi" almaya başladı.

Gazaliden sonra içtihat kapısı kapanmıştır.Doktriner ahlak alanında hala birşey yapılamamıştır.Kur'anın özünü alıp onu tam olarak kendi nefsinde yaşatabilen Resulullah efendimizdir.Ancak O'nun ahlakının , sınıf sınıf bütün insanlar için , insan mantığına ve aklına irca edilip anlaşılır bir dille ve sistematik bir şekilde yeniden tanzim edilmesi lazımdır.Yani toplanmasına, tertip edilmesine ve bir sistem halinde ortaya konmasına ihtiyaç vardır.Tümünü birden kavrayabilen ler, müstesna insanlardır.Evliya olan büyükler bir bütün olarak bu ahlakı zaten yaşamaktalar.

İLİM ALLAH'INDIR

 Dilimizde bazen "Batı'nın ilmi" şeklinde yanlış bir tabir çıkar.İlim Allah'ındır. Allah7ın verdiği şu akıl nimetinin eseridir.O ilmi bulanın malı değildir.Çünkü o ilim bulunmadan öncede mevcuttu."İlim Çin'de de olsa gidip alınız" hadisi şerifinin manasını böyle anlamak gerekir.Onun için hiçbir ilim hor görülmez, küçümsenemez, hepsine hürmetle bakılır ve değer verilir.

İlim ve din meselesinde Pascal'ın şu sözü anlamlıdır:"Az ilim Allah'dan uzaklaştırır, çok ilim Allah'a ulaştırır"

DUA

 dua iki kısma(hamleye) ayrılır.Önce Allah'la münasebet kurulur, sonra da Allah'dan dilek dilenir.Birinci harekette ruh, Allah7a doğru yükselir, ikincide Allah7a dilek sunulur.Bu iki unsur birleştirilerek duanın tarifi şöyle yapılıyor:Hürmetlerimizin kendisine sunulması, dileklerimizin arz edilmesi ve affımızın istenmesi için ruhumuzun Allah'a doğru yükselme halidir.

12 Ocak 2022 Çarşamba

DİN ADAMI

 Din adamı iddia sahibi olmamalıdır.Kibir ve iddiadan uzak alçak gönüllü ve tevazu sahibi olmalıdır.Din adamları içine nüfuz etmiş siyasetçiler en zararlı tiplerdir.Çünkü siyasetçi din adamını kendi tarafına çekip kullanmak isteyecektir.

Vaaz nedir? Vaaz din telkinidir.Vaazın esas gayesi , sırf aklın bilgisini vermek değildir, iman aşısı yapmaktır.

AŞK MUKAYESE KABUL ETMEZ

 bir insanı sevdiğiniz zaman, o insan en büyüktür.Asla başkası ile kıyaslanmaz.Bu nedenle Allah dostları arasında kıyaslamayı ,o kimseleri sevenlerin yapması doğaldır.Çünkü kendimürşidi en büyüktür.bu aşk'ın gereğidir.Ancak şunu bilmek gereklidir kiİslamın en büyük din olduğunu ifade etmek için Diğer dinleri küçültmek gerekmez.İslamın buna ihtiyacı yoktur.Herhangibir inanca aşkla bağlanan için büyüklük, küçüklük diye bir şey yoktur.Aşk mukayese kabul etmez.Hiçbir şekilde aşkın ölçüsü olmaz.O hep büyüklüğü yaşatır,İddialar hırstan kaynaklanır.Her iddia ve ihtiras sadece sahibini küçültür.

İDEAL BİR DİN ADAMI ŞİFRELERİ

 Nurettin Topçu, ilk açılan İmam Hatipler arasında bulunan İstanbul İmam Hatip okulunun Lise kısmı açıldıktan sonra okulların açılmasında büyük emeği ve gayreti olan Celal Ökten hocanın isteği ile ders vermeye başlar.Okulun müdürü Mahir İz' dir.bir kaç ay sonra okulun muhasebesiyle alakalı görevli Saniye hanım bir sabah müdürün odasına gelir ve Nurettin bey'den şikayetçi olduğunu belirtir ve şunu söyler:"Bütün öğretmenler geldiler, ders ücretini aldılar.Nurettin bey gelmedi.Kaç kerre kendisine haber saldım,ücretler hazır gelsin alsın dedim hiç oralı olmadı.üç aylık ücreti birikmiş zimmetimde duruyor, lütfen siz söyleyin gelsin alsın."

Hoca'nın ders günü cuma günü.Mahir Bey, Topçuya haber salar ve odasına gelen hoca'yı koltuğa oturttuktan sonra meseleyi aktarır ve niçin parayı almadığını sorar.Topçu:"Ben bu okula ücret almak için gelmiyorum, ibadet için geliyorum".Müdür şaşırır:"Nurettin bey siz devletten zenginmisiniz?Bu sizin hakkınız.Sevap kazanmak istiyorsanız, parayı alır fakirlere dağıtırsınız.Burada bunca fakir talebe var,siz imzayı atın, muhasebeci zimmetten kurtulsun.Biz o parayı ihtiyaç sahiplerine ulaştırırız".

Topçu "Müdür bey.Ben buraya ibadet için geliyorum.siz de bilirsiniz ki ibadet para için yapılmaz.Ben imzayı atıp parayı zimmetime geçirdikten sonra  o parayı ha yemişim  ha fukaraya dağıtmışım ,bir şey değişmez,dedi.

Müdür bey ısrarla:"Nurettin bey bu para tahakkuk ettirilmişve devlet tarafından ödemesi yapılmış.Biz artık onu iade edemeyiz.siz sadece imza atın,parayı almayın.İstemiyorsanız bundan sonra ücret tahakkuk ettirmeyiz, mesele de biter" dedi.Topçu müsade isteyerek "zil çaldı sınıfta olmalıyım" diyerek çıktı.Mahir İz, Topçu'yu yıllardır tanıyordu.Lakin bu kadar idealist olduğunu bilmiyordu."Ne tuhaf adam, ne kadar da idealist.Tıpkı Mehmet Akif bey  gibi".Hayranlığı daha da arttı.

Mahir iz müdür olduğu 1957 tarihinden sonra üç sene İmam Hatip'in lise kısmına felsefe öğretmeni olarak devam etti ve bu hizmetinden dolayı kuruş almadı.

Yıllar sonra bu hadiseyi soran bir talebesine şunları söyledi:O okuldan mezun olacaklar, umumiyetle din sahasında görev yapacaklar.Din uğruna verilen hizmetler, hiçbir maddi ücret söz konusu olmadan yalnızca Allah için yapılmalıdır.Ben hizmeti Allah için yapmalıyım ki , öğrencilerimden Allah için hizmet etmelerini bekleyelim.Biraz da sizlere örnek olmak istedim.O yüzden ücret almamam gerektiğine inandım

(Emin Işık;Çağdaş bir dervişin rüyası)

11 Ocak 2022 Salı

YAKUT TAŞI

 Sarı, kırmızı, mavi renklerden oluşan taşın en kıymetlisi nar tanesine benzeyendir.Şerbet yapılarak içilebilen bu cins, kalp dostu olarak bilinir.Güneş atındaki taşlar hararetten , ışıktan etkilenip değerli taş haline dönüşür.Yakutlaşan kişiler dürüst ve her varlığı koşulsuz seven Hak dostlarıdır.

ŞEMS'DEN

 Dilber gitmiş, mum sönmüş, saki uyuyakalmış

Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez

Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez

Tecrit ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste ,

Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez.

10 Ocak 2022 Pazartesi

MEZUNİYET YILLIĞINDAN

 İstanbul Erkek Lisesinin 1960-61 mezuniyet yıllığında "Kıymetli Gençler" başlığı taşıyan yazısında Nurettin Topçu  büyük hocalığın sırrını şu cümlelerle açıklıyordu:

"Zihnimizi, zekamıza hizmetkar yaptık.Düşünerek girilen tek kapı , yalnız sınıf kapısıdır.Şuna inanınız ki , dünyada hiçbir fetih , kaderin sırrına vakıf olanlar için , sınıf kapısını açmak kadar şerefli değildir.Bizim işimiz sizin yalnız zekalarınızı işlemekten ibaret değildir.Aynı zamanda kalplerimizi yoğurmaktır.Biz sizin bir takım dersleri öğrenen zeka makinaları olduğunuzu hiç düşünmedik.Şahsiyet ve halleriniz, bizim hünerimizin gerçek eseridir.Yükseltilen bir ruh, bir deha eserinden daha fazla bir şeydir; bir alemin yaratılışı gibidir.Bize, "siz ne iş yapar, ne vazife görürsünüz?" diye soranlar olursa , onlara sonsuz sevinçle içimiz taşarak, "Bizim vazifemiz karakter yapmaktır, şahsiyet yaratmaktır" diye cevap vermekle saadet buluruz"

BEERGSON

 Nurettin Topçu, doçentlik tezi olarak Bergson'u tercih etmişti.Tez kitabının ön sözünde bunun nedenini şöyle açıklar:

"Bergson, mistik sezgiye dayalı (vahy kaynaklı) iman ve ahlakın , insanlık için tek kurtuluşyolu olduğunu savunmuştur.çağın iman arayan ruhunda geniş yankılar uyandırmıştır.Sezgi metodunu ortaya koymakla on dokuzunca yüzyılın ümit ve imanını kaybeden insanlığına, ümit ve imanı yeniden getirmiştir.Bu özelliğinden dolayı her ülkede ilgi ve takdirle karşılandı.Tesirleri kısa zamanda bütün dünyaya yayıldı.Henüz yaşamakta iken , onun kadar takdir ve alaka gören  ve öylesine anlaşılan bir filozof belki de yoktur.Yirminci asırda , birbirini takip eden rölativist felsefe akımlarının karşısında Bergsonculuk, insanlık vicdanının ümit cephesini adeta bekçisi oldu.Hayatının sonlarında , mistisizmi şahane tahlillerle müdafa eden tezini ortaya koyarken  onda, Allah7a kavuşmak isteyen inanmış bir ruhun hamlelerini hissediyoruz.Bergsonculuk, her asırda insanlığın dikkatini çekebilecekümit ve ilham kapılarını açmıştır" 

KÜÇÜK HÜSEYİN EFENDİ

 Mareşal Fevzi Çakmak hazretlerininde mürşidi olduğu ifade edilen Küçük Hüseyin Efendi hazretleri , tasarruf ehli bir mürşit arayışları içinde olan Abdülaziz Bekkine hazretleriyle ilk karşılaşmaları şöyle anlatılır.

Abdül Aziz Bekkine hazretleri, şeyhin huzuruna girdi, elini öptü karşısında diz çöküp oturdu.Efendi gözlerini yumdu.Baş ucunda tik tak , tik tak diye çalışan bir saat vardı.Saati mi dinliyordu, yoksa misafire söyleyeceği şeyi mi düşünüyordu?Epeyce bekledikten sonra , kendisi de gözlerini yumdu, bakalım efendi ni diyecek diye beklemeye başladı.Saatin tik tak diye çıkarttığı  seslerin Allah , Allah zikrine dönüştüğünü duydu, birden irkildi ve gözlerini açtı.Şeyh efendi gülümseyerek, "Evlat,galiba bizim dervişin zikrine agah oldunuz, öyle mi?" dedi.Abdülaziz hazretleri içinden "Ber aradığım şeyh efendiyi buldum?" deyip sevindi.Şeyh efendi :"Evlat biz seni çok sevdik.Sende istidat var, lakin nasibin bizden değil.Ümidini kesme , aramaya devam et,ararsan bulursun" dedi.ve şöyle devam etti:"Madem ki zahmet edip bize geldin, sana bir nasihatte bulunayım:Elat, dervişlik çok güzel, fakat mürşitlik çok zor.Sakın irşada talip olma.Allah feyzini artırsın, inşaallah bulursun" diye dua etti.

Abdülaziz Bekkine hazretleri uzun bir süre mürşit aramaya devam etti ve nihayet Gümüşhaneli Dergahın'nın şeyhi Mustafa Feyzi Efendi'ye intisap etti.Sülukunu tamamladı

ŞİHABÜDDİN SÜHREVERDİ HAZRETLERİNİN VASİYETİNDEN

 Avarifül Maarif isimli tasavvuf eserinin sahibi Şehabeddin sühreverdi hazretlerini vasiyetlerinden dir:
*Ey oğlum! Dünyalık hususunda kendinden aşağısına bak.Ahiret ve din işlerinde ise senden üstün olanlara bak.Halini buna göre ayarlarsan saadete erersin.Aksi halde kendini helak edersin.

*Ey oğul! Başkan olmayı isteme, çünkü başkan olmayı isteyen ve seven ebediyyen felah bulmaz.Hüküm verenlerin ve sultanların meclislerinde bulunma, insanlarla münakaşa etme.Seni metheden kimsenin sözüne aldanma.Seni kötüleyen kimselerin sözlerinden dolayı üzülme.

Ey oğlum! Allah Teala'nın verdiği her şeyden tat aldım.Fakat afiyetten daha tatlı bir şey bulamadım.Acıları da denedim.İhtiyaçtan daha acı bir şey bulamadım.Taş taşıdım,demir taşıdım, fakat borçtan daha ağır bir şeye rastlamadım.


BİR TOPLUMUN ÇÖKÜŞ ALAMETLERİ

 İbni Haldun 'a göre bir toplumun çöküş alametleri olarak şu on kriter belirtilir:

1-Dayanışmanın yok olması 

2-Üretimin zayıflaması

3-Tüketim çılgınlığı

4-Vergilerin artması

5-Liyakatin dikkate alınmaması

6-Adaletsizliğin yaygınlaşması

7-Umutların kırılması

8-Göçün hızlanması

9-İblisane bir gurur ve kibir

10-Gösteriş, riyakarlık ve yalakalık

VE EN KÖTÜSÜ DE ;HER ŞEY NORMAL İMİŞ GİBİ, BÜTÜN BUNLARI GÖRMEZDEN GELEN VE KABULLENEN BİR TOPLULUĞUN OLMASI

İMAM SÜHREVERDİ HAZRETLERİ ESKİŞEHİRDEDİR.

 Avarifül Maarif isimli eserin yazarı Şehabüddin Sühreverdi hazretleri Eskişehirde sırlanmıştır.Mürşitleri arasında Abdülkadir Geylani hazretleri de vardır.80 yaşında iken Moğol istilası sonrasında oluşan sosyal boşluğun doldurulması için Anadolu'ya halifesi Evhadüddin Kirmani hazretleri ile birlikte gelmiştir.1234 yılında Eskişehirde vefat etmiştir.Anadoluya birlikte gelenler arasında Ahi Evran hazretleri de vardır.Konya'ya geldiklerinde Mevlana efendimizin babası sultanül Ulema hazretleri tarafından karşılanıp misafir edilmiştir.Halifesi Evhadüddin kirmaninin türbesi Konya musalla mezarlığındadır.Evhadüddin Kirmani hazretlerinin halifesi Ahi Evran hazretleri Kırşehirde kendi ismi ile anılan caminin türbesindedir.Ahi Evran hazretlerinden ise Şeyh Edebali hazretleri yetişmiştir.


NECİP EFENDİNİN KALEMİNDEN

Necib Sultanım'ın kendi elyazısı ile 16 Ocak Cuma baskılı bir ajandaya yazdığı yazıdır:
 Kendi el yazısı ile

Hak aşığının kudreti, hiçbir lisanda yoktur

Bir bakış bazen şifa, bazen zehirli bir oktur.

Bir bakış bir bakışa neler neler anlatır.

Bir bakış bir müridi saatlerce ağlatır

Bir bakış bir müridi, aşkından emin eder.

Zikredenler daima gözüyle Hakk'ı tesbih eder

9 Ocak 2022 Pazar

KERAMETSİZ EVLİYA

 Şiihabüddin Sühreverdi hazretleri buyurdular ki:"Evliyadan yüksek mertebede bulunan birine , hiçbir keramet ve harika verilmeyebilir.Çünkü kerametler, yakini, inanmayı artırmak için verilir.Yakin ihsan edilen birinin kerametlere harikalara ihtiyacı olmaz.Bütün bu kerametler , Zatı ilahinin ve kalbin bu zikirle ziynetlenmesinden aşağıda kalır"

MENDİLE YAZILAN YAZI

Şems-i Tebriz hazretleri, başını verme zamanının geldiğini anladı.O gün gelmeden önce mendile yazdığı yazıyı Hz.Mevlana'ya gönderir.Yazdıkları Hz.Şems'in duygu dünyasıdır:

"Ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim, gör bakalım aşk için ölmek ne demekmiş"

Bunu okuyan dost kendinden geçmiş, ölüme kendisi uğruna uçarak giden güneşinde erimiş,Konya'nın ufkundan  o, olup doğmuş bir daha da batmamıştır.Aralık ayında ahiret yurduna hicret eden şems, yine aralık ayında dünyayı şereflendirenden akmış sonsuz çağlara,Şems suresini okuya okuya,Salih peygamberin devesini yavrusundan ayırıp kestikleri, Alicesine ve Hüseyincesine başını ayrı,gövdesini ayrı yerlere atıp öfkelerini kustukları gibi.

Seçilmişliğin gereği şehitlik, şahitlik; Allah7ı görerek yaşamak ne azim iş.Bu gözler dayanır mı Cemal'e.Celal'de kavrulmak, beden mülkünü talan ettirmek var.Yol kesicilere gönüllü adak olmak.  

İBADETLE,RİYAZATLA ULAŞILAMAYACAK SIRLAR

Sultan Veled hazretleri,Hz.Şems-i bulmak ve onu Konya'ya davet etmek için Şam'a gider ve Şems'i bulur.Dönüş yolculuğunda Şems'i kendi atına bindirir ve kendisi yaya olarak yürür.Israra rağmen binmez."Kul atlı,sultan atlı hiç yakışık alır mı" der.

Konya'ya avdet edinceye kadar yaya yürümüştür.Hz.Şems Şam yolunda atının yularını çeken vefakar sultan Veled 'in ruh güzelliğinden çok etkilenmiş,Hz.Mevlana'ya oğluyla alakalı müjdeler vermiş.Döndüğünde şöyle demiştir:

"Benim Tanrı vergisi iki halim vardır; biri başım öteki de sırrımdır.Başımı tam bir teslimiyet ve içtenlikle sana verdim, sırrımı da Bahaeddin'e.Bu yolculukta ona binlerce yıl da yaşasa edinemiyeceği sırlar verildi ki bunlara riyazet ve ibadetlerle kavuşamazdı"

Allah adamlarına hizmetin yüceliği. 

ŞEMS'İN TAVLA OYNADIĞI FRENK ÇOCUĞU

 Mevlana Efendimiz,oğlu Sultan Veled'i 23 kişiyle birlikte Hz.Şems'i bulup Konya'ya döndürmek için Şam'a gönderdi.Şam'a gönderirken oğluna şunları söyledi:
Oğlum,Tebriz sultanını bul, bu altın ve gümüş paraları ayakkabısının içine dök, ayakkabılarını Konya'ya ,Rum tarafına çevir.Benim selamımı ona ilet, aşıklara yaraşır secdemi ona arz et.Şam'a ulaştığında Cebeli Saliyine de meşhur bir han var, doğruca oraya git.Orada Şemseddin'i güzel bir frenk çocuğuyla tavla oynarkenbulacaksın, oyunu Şems kazanırsa Frenk'in mahını alır.Frenk çocuk kazanırsa Şems'e bir tokat vurur.Sakın o çocuğa kızıp ta dövmeyesinçünkü o da kutuplardandır.Ancak çocuk kendinden habersizdir, olgunlaşması için Şems gereklidir.

ŞEMS'İN ARDINDAN

 Hz.Şems-i Tebrizi'nin kayboylmasının ardından Hz.Pir,Çelebi Hüsameddin7e şunları yazdırmıştır:

Bizim aziz efendimiz , hayra davetçi, ruhların özü , kandil şiseninin ve şamdanlığın sırrı,Hakk'ın ve dinin güneşi,Tanrı'nın evvellerde ve ahirlerdeki gizli nuru geziye çıktı.Tanrı onun ömrünü uzatsın ve bize hayırla onun yüzünü görmeyi nasip etsin."

Ezelden beri diri , bilgiç, kadir ve kayyum olan,

Tanrı'ya yemin ederim ki onun nuru aşkın nurlarını parlattıda yüzbinlerce sır bilindi,bu hükmü ile dünya aşık, aşkhakim ve mahkumla doldu.

Şems-i Tebrizi'nin tılsımları içinde,O'nun acaip şeylerinin hazinesi saklıdır.

Sen sefer edeliden beri , mum gibi tatlılıktan mahrum olduk.Hepimiz bütün gece mum gibi onun ateşiyle , balından yoksun olarak yanıyoruz.Onun cemalinin ayrılığı içinde ,vücudumuz virane,canımız da baykuş gibidir.O dizgini bu tarafa çevir,Dirliğin filine hortum yap.Sen bulunmadan sema haramdır.Eğelence şeytan gibi taşlanmıştır.O şerefli mektup ulaşıncaya kadar sensiz hiçbir gazel söylenmedi.Nihayet senin mektubunu dinlemek zevkiyle ,beş altı gazel nazmedildi.

Bizim gecemiz senden aydın bir gündüz olsun Sen Şam'ın , Ermenistan'ın , Rum'un övüncüsün.

(Mevlana Dördüncü mektup)

ALLAH ADAMININ BU DÜNYADAKİ HALİ

 Hazret'i Pir Allah adamlarının bu dünyadaki halini merkep ahırına düşmüş ceylan anlatımıyla ifade eder.Yahut kocakarının çadırında tutsak olmuş bir doğan kuşu anlatımıyla.Hz.Pir mevlana Efendimiz,Hz.Şems'in kaybolmasının ardından ifade ettiği şu anlatımlarda bu dünyadaki Allah adamının halini anlatır.

Ayrılığın acı, senden uzak düşmek pek kötü;kimsecikler uzak düşmesin, ayrılmasın senden ;nasılsın?

Her zerre sana karşı ömrün uzun olsun, var ol, diyor;çünkü güneşsin sen; ey en büyük, en aydın yıldız; bu var ol,seslerinden ne haldesin?

A birkaç zencinin eline düşmüş ayna, a körlerin içine düşmüş Yusuf ne alemdesin?

Ey o meydanın Düldülü, bu zindan da ne haldesin?Ey a gül bahçesinin bülbülü, sağırlarla ne haldesin?

Ey cennete alışmış hurilerin huyunu almış insan, ey bu gurbete düşen , zahmetlerle meşakkatlarla ne alemdesin?

A dünyanın altı bucağına sığmayan, bütün bununla berabergene de gidip aba altına giren, nasılsın?

Şu iki, üç körün önüne konmuş bir mumsun, bir kandilsin sen,körlerin gürültüsüyle , sopaların yaralarıyla ne alemdesin?

Ben sustum amma tamamını sen söyle; de ki :Ey yiyip içeceği bol mu bol susuz, Tanrı kadehiyle ne haldesin?

8 Ocak 2022 Cumartesi

MEVLANA'NIN "ŞEMS" DEMESİ

 Mevlana Celaleddin Rumi'nin her Şems demesini "Allah" dediğini anlayan kaç kişidir?

ALLAH ADAMINI BULMADAN ÖNCESİ

 Hz.Pir Mevlana efendimiz ,Hz.Şems öncesi ve sonrasındaki halini şöyle dillendirmekte idi:"

Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece , taş duvarlarımızda,

O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime hep aynı nameyi söyleyen, kendi sesine yabancı kuru bir rebabtım.

Ben onun avucunda bağlar, bahçeler, ağaçlar görür, deryalar gibi geniş , deryalar kadar berrak sular görürüm.

Onun avucundan çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim, lakin siz bunların hiçbirini göremezsiniz"


HER DEVİRDE GEÇERLİ KURAL

 Kehf suresindeki Öğretmen -öğrenci işi.Hz.Hızır öğretmen, Hz.musa öğrenci.Bu surede anlatılanlar her devirde geçerli olan tasavvufdaki öğretmen öğrenci ilişkisinin kurallarını belirler.Ancak insan, aklının ve gönlünün alabileceği kadarını alır.Kimi önüne gelen nimetin farkında bile olmaz, söylenenleri ,istenenleri başta anlıyamaz.sonu görür, ne denirse en ince noktasına kadar uyar.

MANA ADAMLARINDAKİ MADDİ ZENGİNLİK

 Necib Sultanım buyurmuştu:"Evlat,gökte uçsan,maddiyat varsa insanlar sana gelip inanır.maddiyat yoksa inanmaz".Hasrettin Hoca hazretlerinin "Ye kürküm ye " edmesi gibi.

Hz.Şems, Konya'yşa geldiğinde Şekerciler ismindeki bir hana iner.kaldığı odanın kapısına değerli bir kilit asar ve anahtarını atkısının ucuna atarak dolaşırdı.Halk onu tüccar sansın,sermayesi çok biri sansın anlamında idi.Halbuki oda içinde kuru bir hasır ve ibrik var idi.Niçin böyle davranmıştır:İnsanların çoğu , ne yazık kimanevi değerlerden çok maddi zenginliklerin peşinde koşmayı sever.Şems gibi mana zengini olan birisinin böyle davranmasının mutlaka bir nedeni olabilir.

AŞK DAVASI ETMEK

 Hz.Şems-i Tebrizi'ye göre" İbni sina yarım filozoftur.Tam filozof Eflatun'dur,aşk davası eder." Hz.Şems Allah da olmayan tek şeyle ,Allah'a kavuşmayı diler;Dua ve niyaz.O, Allah'a yakarmanın zevkine erenlerdendir.Hz.Mevlana,Şems için buyurmuştur:"Ben, Hakk'ın nuruna vakıfım;Şems ise, Hakk'ın sırrına vakıf" 

Bağdatta iken Şeyh Evhededdin Kirmani hazretlerini yere bakar görünce Hz.Şeyh "Ne işle uğraşırsın?" der.Evhededdin Kirmani "Leğendeki suya bakınca içinde ay belirdi;ona bakıyorum" deyince Hz.Şems:Boynunda çıban yoksa kaldır başını göğe bak" demiştir ki bundan maksat Gökyüzündeki şeylerin ,ay'ın da en güzel şekilde yukarıya bakılarak görülebileceğini,boynunda derdi varsa doktor bulmasını söyleyince Şeyh Evhededdin Kirmani:"Benim Şeyhim olurmusun? " dedi.Hz.Şems:"Benimle arkadaşlığa dayanamazsın" buyurdu.Şeyh Kirmani;"Beni müritliğe kabul et ne istersen yaparım" deyince Hz.Şeyh o müthiş teklifleri yaptı:"Benimle bağdat çarşxısında herkesin gözü önünde hurma şarabı içersen seni kabul ederim" deyince kirmani:"Hayır yapamam" dedi.Hz.Şems "Peki sen içme bana Hurma şarabı getirebilirmisin?" deyince Kirmani :"Oonu da yapamam" dedi.Hz.Şems"Peki ben şarap içerken aynı masada oturabilirmisin?" deyince şeyh Kirmani:"Yapamam" deyince Şems:"Allah erlerinin huzurundan ırak ol" dedi ve şu ayeti okudu:"Ben, sana benimle arkadaşlık etmeye dayanamazsın demedim mi?"(Kehf suresi) .

"El ne der" den,dedikodudan,halkın ayıplaması kaygısından ,itibarı yitirme korkusundan vazgeçmedikçe Allah adamları ile arkadaşlık yapılamaz.Aşk meydanı bilerek yaşayanların yeridir.

"Gel birlikte şarap içelim" sözünden maksat Gel birlikte içelim, aşk edelim.Allah aşkıyla mest olalım" demektir.

Şarap satın al" demek; bu yolda çalış anlamında idi.ancak Şeyh Evhededdin anlıyamadı."Bir şey yapmasan bile gel yanımda otur" sözünüde anlamadı.Allah'ın kayrı üçtür, üçünden de geçemedi.Yolcu yolunda gerekir.

Hz.Şems hakikat yolunun yolcusu,Şeyh Evhededdin ise şeriat yolunun yolcusudur.İlmi, yaratılışı, aşkı birbirine uygun olanlar , birbirleriyle konuşmasalar bile hal dilleriyle anlaşırlar.Sabırla işin sonunu önden görürler, gönüllerini sesigz ve sözsüz okurlar. 

DUA ŞEKLİNDE BEDDUA

 Şems-i Tebriz hazretleri, bir kimsenin davranışlarından rahatsız olduğunda peygamberimizin duasını eder:"Ya Rabbim! bu kimsenin malını ve çocuklarını çok eyle"

İRŞADCILAR

 Tanrı aşkıyla mest olup dünya gerçeklerine dönemeyen öğretmenler irşadcı değildir.Gerçek erler hem bu dünyanın hem de bilinmeyen ahiret aleminin adamı olabilmeli ki öğrendiklerini öğretebilsin.Aşkının içinde garkolan insanlar bilgilerini başkalarıyla paylaşamazlar.Ruhsal yükselmeden sonra günlük yaşama dönmek ve onu devam ettirebilmek kişinin olgunluk halidir.

Yol ehli şöyle der:"Biz bu alemin , cennetin nimetlerini tek başına yemeyiz, verilen ilahi bilgileri dönüp paylaşırız"

SEÇİLMİŞLER

Allah7ın Veli kulları donanımlı olarak bu aleme gelirler.Bu her kişinin nasibi değildir.Aşk ve ilim kanatlarıyla donanımlı olarak gönderilir.Her birine önderlik hakkı verilerek birlik içinde uçarlar.Ten olarak toprağa, can olarak deryaya, aklıyla semaya aittirler.Ruhu ise tüm alemleri kucaklar.Zamanı geldiğinde gerekenlere yücelere çıkmayı, uçmayı, yol da el ele, el Hakk'a yürümeyi,denizlere dalmayı Hakk dostlarına  öğretirler .

HAZRET-İ ŞEMS

 Şems-i Tebriz hazretlerinin altı yaşında iken bile Allah'la konuştuğu söylenir."Ne istiyorsun Şems" diyen Rabbine aynı cevabı verir:"Seni istiyorum Allah'ım" dedi.

Küçük Şems'in durumu babasını rahatsız etmekte idi.Babası ona:"Oğlum ,sen divane değilsin, neden divaneler gibi acaip davranırsın?Bir Deli, bir Veli gibisin.Bu hal niye=

Şems cevap verdi:"Şu sözü benden dinle, canım babam.Sen veben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtası bir tavuğun altına koymuşlar.Zamanı gelince yumurtadan kaz yavrusu çıkmış, tavuğun civcivleri de.Yavrular ayaklandıklarında kaz yavrusu suya, civcivler toprağa koşmuş.Anaç tavuk eyvah suda boğulacak telaşında ancak kaz yavrusu için su sorun değil , hayat.İşte sen ve ben böyleyiz, ben kendimi yüzdürecek bir deniz arıyorum.Bendensen gel derya içine,ben senden değilim.;git, kümes kuuşlarına karış"  der.

Bu cevapta zikredilen iki simge,kaz ve tavuk incelenirse;

Tavuk kara canlısıdır.kendine ait mekanında yayılan,başını göğe kaldırıp kendinden uzakta olan Allahına şükreden ve nefis horozuna eş olan hayvandır.Akşam alacasında tüneğine çıkar,çıkabildiği en yüksek yer ağacınucudur.İnsanların bazısı gibi inci ile darı tanesini ayırt edemez.Bakışları dar, çalışmaları sınırlı, erişebilecekleri yerler kısıtlı, ilmi, aşkı kendine göre olan insanların simgesidir tavuk.

Kaz ise kah yeryüzüne iner alem seyreder onu.Kah gökyüzüne kanatlanır alemi seyreder.gök ehli hava meşreplidir.Bir bakarsınız suyun içine dalar.Hava, su ateş toprak hepsinin canlısı.Yaşamı boyunca tek eşi vardır."Biz biz sizi tek nefisten yarattık, ondan da eşini"ayeti gereğince yavruları için ömür boyu savaş verir, insanlara ve güçlü hayvanlara karşı bekçi köpeği neyse o da aynıdır.Uçuşlarının şekline Veli kelimesi yakışırÖnde bir klavuz arkasında diğer kazlar.Yorulan arkaya geçer, dinlenen öne, benlikten uzak.Yol gösterenlerine sadık, kimliksiz,çoklukta, tek yürek olarak

7 Ocak 2022 Cuma

MURTAZA EFENDİ İLE İLGİLİ BİR HATIRA


 Hala: Rahime Kaplan

Anlatan:Mustafa ŞAHBAZ
Murtaza Aziz hazretlerinin torunları Av. İsmail Başar ve Ali Şir hocanın kızı Rahime

ALİ ŞİR EFENDİ İLE İLGİLİ BİR ANI


Anlatan: Hatay Dörtyol ilçesi Öğülbek mevkiinden Mustafa ŞAHBAZ

NECİB SULTAN'IN MEZAR KİTABESİ

Vefatından bir hafta önce hizmetini ifade edenlere söylediği mezar taşı kitabesi şu şekilde imiş. Yazımda gerekli düzeltmeler yapılacaktır:
Sühreyle Halik'ın her beldesinde.
Hüda deryasında sinar çağlarım.
Bir darlığa bir genişlik veren O. 
Kudretinden var eyler yokları.
Ne kadar Alim olsan kardeşim.
Eğer iman olmaz ise yoldaşın.
Hakka secde etmez ise gerçekten başın.
Dört kitabı yutmuş olsan ne fayda.
Dün bende senin gibi idim unutma Hüdayı.
Yarın sende benim gibisin oku fatihayı.
MEVLEVİ DEDESİ NECİB KAMİL HÜDAYİ K.S

5 Ocak 2022 Çarşamba

DÜNYEVİ ÇIKARLAR İÇİN

Ruh ve gönül sultanları olan manevi insanlara basit dünyevi çıkarlar için müracaat etmek cinayettir.Müthiş bir haksızlık ve anlayışsızlıktır.

Ne çare ki tüm seçim zamanlarında siyasetçiler bu tür insanları ziyaret ederek onları kandırdıklarını sanırlar. 

DENİZLİ'DE ALTMIŞİKİ MEDRESE

Tevhidi tedrisat kanunun yürürlüğe girmesi üzerine Denizli'de tam altmış iki medrese aktif olarak mevcuttu.Denizlide sürgünde olan Bediüzzaman  kaldığı otel odasının penceresinden dışarıya bakarak buhları söylemişti."Bu sebebden ben muallimlere dargınım" demişti.
Bediüzzaman Denizli'de iken yanına gelen polis müdürüne, hiddetle "Git temizlen de gel" diye çıkışmış, adam hakikatten temiz değilmiş, 

"BEN NAMAZA GİDİYORUM,SİZ KARARINIZI VERİN"

 1952 yılında Sirkeci de büyükpostahanenin üstündeki ağır ceaza mahkemesinde Bediüzzaman hazretlerinin  yargılandığı dosyanın karar duruşmasıdır.İkindi namazının vakti girmişti.Üstad ayağa kalktı mahkeme heyetine "Siz kararınızı veriniz, ben namaza gidiyorum"^dedi ve yürüdü gitti.Verilecek karar hiç umurunda değildi.Belki mahkumiyet vereceklerdi.İdam bile verseler aldırdığı yoktu,. 

4 Ocak 2022 Salı

MONSENYÖR MOLLA

Müslüman iken din değiştirip Vatikan'da Kardinal seviyesine yükselmiş bir Türk.Nurettin Topçu,Fransada Sorbonne de okurken tanıştığı birisi.Okuduğu üniversitenin yetkililerinin "Fransa'da öğretim görevlisi olarak kal" tekliflerini geri çevirip "Ben milletimin parası ile batı'da okudum.Milletime hizmet borcum var,onu ödemeliyim" diyerek yurda dönme isteğinde olan Nurettin Topçu'ya saatler süren bir nutuktan sonra son söz olarak şunları söyledi:

"-Netice olarak diyeceğim o ki; başarı için bilgi yetmez, iman da gerekir.Ancak iman başka,inat başka bir şeydir" dedi ve devam etti:"İnat bakımından sen de bana benziyorsun.Zaten biz Türkler hep böyleyiz.İnadımızdan vazgeçmeyiz.Kendi bildiğimiz yoldan gideriz.Başımıza taş düşmedikçe aklımız başımıza gelmez.Üniversitede kalman için yapılan teklifleri kabul etmeliydin.Sen beni anlamıyorsun, ama ben seni çok iyi anlıyorum.Ne hayaller kurduğunu tahmin edebiliyorum.Şimdi sen diyorsun ki, memlekete dönünce , bildiğim doğruları söyliyeceğim.Hakikatları anlatacağım,halkımı aydınlatacağım.Öyle bir kamuoyu meydana getireceğim ki , kısa zamanda, sivil halktan, öğretmenlerden siyasetçilerden ve din adamlarından pek çok insanı yanımda bulacağım...Şunu iyi bilki , insanlar doğruların yanında yer almazlar.Hak ve hakikatın peşinde koşmazlar;Onlar her zaman çıkarlarının peşinde koşarlar.Eğer senin savunduğun doğrular , onlara bir fayda sağlayacaksa , o zaman senin yanında yer alırlar, ya da öyle görünürler.Yok eğer sağlamayacaksa senin doğruların, onların umurunda bile olmaz.Senin hak ve hakikat aşkıyla dile getirdiğin doğrular, hele onların çıkarlarına ters düşerse , hepsi birden sana düşman kesilirler.Bir anda hepsi birden seni yok etmeye , çiğ çiğ yemeye çalışırlar.Bu saygıdığım zümreler içinde , sen en çok din adamlarına güveniyorsun.Öyle değil mi?Bana bak o heriflerle hiçbir şey yapamazsın.

Nurettin yıllar sonra, bazı hadiseler dolayısıyla  halktan ve din adamlarından beklediği ilgiyi göremeyince ,Molla'nın "o heriflerle bir şey yapamazsın" sözünü tekrar eder, teselli bulmaya çalışxırdı."Molyla, ne kadar da doğru söylemiş" derdi

2 Ocak 2022 Pazar

HIRISTİYAN TERBİYESİ İLE YETİŞMİŞ SIRADAN BİR MEMURUN NEZAKETİ

 Nurettin Topçu,Fransada devletimizin bursu ile okurken Faşist İtalya'yı merak etmişti.Yaz tatilinde İtalya'ya gitti.Roma tren istasyonunda ,gümrük memurları ,giriş yapan yolcuların valizlerini didik didik arıyorlardı.Nurettin'in valizini hışımla arayan memur, bavuldaki bir kitabı aldı.Yasak kitap olup olmadığına bakarken , birinci sahifesinde Maurice Blondel'in kendi el yazısı ile "Değerli dostum Ahmet Nurettin'e.." diye başlayan yazısını ve imzasını görünce , bu sefer, munis bir tavırla ve yumuşak sesle,Nurettin'e sordu:

"Siz Mösyö Blondel'i nereden tanıyorsunuz? dedi.Topçu,"-O benim hocam olur, sohbetlerine katılıyorum  diye cevap verdi.Bu cevap üzerine memur hemen kitabı yerine koydu, bavulu kapattı.Sonra "Buyurunuz Mösyö" dedi ve yürümeye başladı.Gideceği yere kadar bavulu elinde taşıdı.Nurettin'in ısrarlarına rağmen vermedi.Nurettin'i bindiği araç hareket edinceye kadar da saygı duruşunda bulundu ve ayakta bekledi.

Topçu bu olayı anlatırken duygulanır:"İşte hırıstiyan terbiyesi ile yetişmiş sıradan bir memurun nezaketi budur.Öğrencisinin şahsında hocaya gösterilen hürmet işte böyle ifade edilir.Katolik bir filozofun öğrencisi olan birinin kötü bir kimse olamayacağını peşinen kabul ediyor ve ona saygı gösteriyor" demiştir.

MEZUNUYET TÖRENİ(RAHİBLERİN)

 Aşağıdaki sözler,okulu bitiren rahip ve rahibelerin mezuniyet töreninde vakfın mütevelli başkanının sözleridir:

"Bugünden itibaren hepiniz stajyer rahip olarak görev yapacaksınız.Artık öğrencilik yıllarınız bitmiş, öğreticilik çağınız başlamıştır.Gerçi öğrenme ömür boyu süren bir gerçektir.Hepimiz için ilim yolu , yüksek tahsil yolu , hep açık tutulacaktır.

Şunu biliniz ki , ister kilise içinde , ister kilise dışında çarşıda, pazarda, her nerede olursanız olun, ne iş yaparsanız yapınız,hepiniz İsa efendimizin yolunda ve hizmetinde olacaksınız.Bu, sizin birinci görevinizdir.Bunu hiçbir zaman akıldan çıkartmayınız.Siz O'nun yoluna adanmış kimselersiniz,Kafanız, kalbiniz, alın teriniz  ve el emeğinizle , yani ruhunuz ve bedeninizle O'na adanmış olduğunuzu biliniz.Siz, size ait değilsiniz.İsa efendimize aitsiniz.Siz sıradan insanlar değilsiniz.ve hiçbir zamanda sıradan  biri olmayacaksınız.Bu sizin için bir mecburiyet değil , bir kaderdir.Siz Tanrının ordusunda bir hizmet erisiniz.İnsanlara hizmet verirken , onlardan takdir ve teşekkür beklemeyeceksiniz.Yalnızca tanrı sevgisini gözeteceksiniz.Kim olursa olsun , hangi yaştan, hangi cinsten hatta hangi dinden olursa olsun , onun kim olduğuna bakmadan , herkesin hizmetine koşacak  ve yardım edeceksiniz.Hizmette fark gözetmeyeceksiniz.Çünkü siz hizmeti ona değil, onu yaratana yapmış olacaksınız.Yani ,Baba ile Oğul'a yapmış olacaksınız.

Siz Oğul'un gerçek temsilcileri ve vekillerisiniz.Size bakanlar , sizi değil, sizdeki Oğul'u görecekler."

"Sizin dünyanız bu dünya değil.Baba ve Oğul'un gerçek dünyasıdır.Siz o dünyaya aitsiniz.Bunu çok iyi bilmelisiniz..Sizin ümidiniz, zevkiniz ve sevinciniz hep o dünyaya ait olmalıdır.Sizin pahalı kumaşlardan yapılmış şık elbiseleriniz olmayacak ve asla olmamalıdır.Özel arabalarınız, lüks villalarınız da olmayacaktır.Belki kaldığınız kilise avinde buzdolabınız da olmayacak.Dünya nimetlerine ait hiçbir şeyiniz olmayacak.Güzel ve lezzetli yemekler düşkünü olmayacaksınız.Haz verici her şeyden uzak duracak ve kaçınacaksınız.Güzel ve lezzetli yemekler sizin için değildir.O yemekler, fabrika ve maden ocaklarında , ağır işlerde çalışan işçi kardeşlerimiz içindir.Size sunulan her nimeti, her imkanı , kendiniz için değil İsa efendimiz için kullanacaksınız.Efendimize saygı duymaları  için , onları yoksullara hediye edeceksiniz.Halkın en fakiri gibi yaşayacaksınız.Öyle yaşarsanız , işte ancak o zaman insanlar size güven duyarlar.Fakirler gibi yaşarsanız, onları anlıyabilir ve sevebilirsiniz.İnsanları sevmezseniz, onlara hizmet edemezsiniz.Dünya nimetlerine ve ten hizmetlerine kendinizi kaptırmayınız.Beden lezzetlerine kaptırırsanız ruhunuzu öldürürsünüz.Ruhun ölmesi ne demek bilirmisiniz?Ruhun ölmesi, duadan, ibadetten ve halka hizmetten haz almamak, sevinç duymamakdemektir.Haz alamadığınız heyacan duymadığınız bir işte nasıl başarılı olacaksınız.?

"Tekrar ediyorum ve diyorum ki , siz, İsa efendimizin yeryüzündeki temsilcileri ve vekillerisiniz.Onun gibi yaşamak ve onun yolunda gitmek zorundasınız.Onun gibi yaşamadıkça onun gibi olamazsınız.Ben size onun gibi yaşamayı tavsiye ediyorum.Hepinizi takdis ediyorum.Hepinize bol şans ve başarılar diliyorum"

DUA BÖYLE YAPILIRSA İBADET OLUR

 Nurettin Topçu anlatıyor.Üniversiteden arkadaşı Peter,bir Noel akşamı kilise ve katedralleri dolaşmak için sözleşirler.İlk girdikleri küçük bir kilisede orta yaşlı bir kadın, bir köşeye çekilmiş, diz üstü yere kapanmıştı.İki büklüm olmuş, başını sağ dizine koymuş ve kendinden geçmiş bir vaziyette sessizce ağlıyor  ve kısık sesle inilti halinde ."Un peu de pitie, mon Dieu!" diye yalvarıyordu.Nurettin kadına yaklaştı ,iyice kulak verdi,acaba başka bir dua edecek mi diye merak ediyordu.Oysa o, hep aynı cümleyi tekrarlayıp duruyordu.Ne yanındaki adamın farkındaydı , ne de kiliseyi dolduran kalabalığın.

Nurettin Topçu verdiği söz nedeniyle o gece tam dört saat kilise ve katedralleri gezdiler.Sonra dönüşte o ilk kilisenin kapısının açık olduğunu görerek içeri girdiğinde  o köşede aynı kadın iki büklüm vaziyette hale yerinde duruyordu.Tam dört saat olmuştu.Yine aynı kısık sesle "Un peu de pitie,mon Dieu!"diye inliyordu.Kadın kendinden geçmiş ,"Rabbim ,azıcık rahmet! Rabbim azıcık rahmet" anlamına gelen o duayı hala tekrar ediyordu.

Nurettin sessizce kiliseden çıktı.Evine gidip yattığında hala kadın gözlerinin önünde idi."Dua işte böyle yapılırsa ibadet olur" dedi

HAYATINI DEĞİŞTİREN OLAY

Hallac-ı mansur ve Mevlana hayranı olan Fransız düşünür Massignon, gerçek hayatta Arkeoloji ve sanat tarihi okumuştu.Genç bir arkeoloğ olarak Samarra (eski bağdat) harabelerinde kazı yapan bir Fransız şirketinde göreve başladı.Kazı sırasında karşılaştığı bir olay onu şok etti ve o olay üzerine o işi terk etti.Massignonun hayatını alt üst eden ve meslek değiştirmesine sebeb olan olay şudur:

Samarra harabelerinde yapılan arkekeolojik kazıda üzerinde arapça yazılar olan bir testi parçası bulunuyor.Araştırmalar sonucunda o sözün hallac'a ait olduğu anlaşılıyor.Hallac, o beyitte şöyle diyor:

"Allah'a kavuşmak için iki rekat namaz da yeter,

Lakin kul, o namazın abdestini, kendi kanıyla almış olmalıdır"

"Bu nasıl söz?= Kim bu adam?" diyerek sözün sahibini bulmak ister.Hallac'la alakalı herşeyi bulmak için Arapçayı öğrenir.Lisanını geliştirmek ve saf arapçayı öğrenmek için çöl bedevilerinin yanında kalır.Casuslukla suçlanır, hapse atılır.Bağdat'ın hatırlı bir ailesi olan Alusilerden tanıdık birisinin delaletiyle hapisten kurtulur.Bağdat,Şam,Kahire,İstanbul arasında adeta mekik dokur.Konya, kastamonu,Amasya,Bursa gibi kültür merkezlerine müteaddit defalar gider ,şehrin kütüphalenelerini didik didik araştırır.Çok uzun süren bu çalışma sonucunda Hallac'ın vefatının bininci yılına denk gelecek şekilde dört ciltlik bir kitap hazırlar ve kitap yayınlanır.Hallac'ın vefat tarihi 922 dir..

Massignon , Fransanın Cezayir politikasını hiç tasvip etmemiştir.Cezayir'e gönderilen tank birliğinin önüne dikilmiş"Benim cesedimi çiğnemeden , oradaki müslümanları çiğneyemezsiniz" demiştir.Paris camisine Cuma namazına gelen sözde isyancıları(!) yakalamak için cami kapısında bekleyen polis şefinin karşısına dikilmiş"Ben de Cezayir'in istiklalinden yanayım, haydi beni de tevkif et.Vatanları için mücadele edenler suçlu değiller,suçlu olsalar bile , onları yakalamanın yeri , cami kapısı değildir" diyerek onları azarlamıştır.

1 Ocak 2022 Cumartesi

MASSİGNON'UN SİTEMİ

 Mevlana hayranı,Hallac için dört cilt kitap yazıp "Uğruna bir ömür verdim" diyen Fransız düşünür Massignon'la ilk defa tanışan Nurettin Topçu ilk görüşmede üstadın kendisine karşı söylediği hezeyanları dertleniş olarak anlatır:

"Türksünüz değil mi?Nankör millet,nankör millet".Yenilik diye , Avrupalı olacağız diye giriştiğiniz bu hareketlerin ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu biliyormusunuz?Allah size cennet gibi bir vatan vermiş, şanlı bir tarihiniz, yüce bir dininiz, muhteşem bir kültürünüz, dünyada eşi örneği olmayan mimariniz ve sanat eserleriniz var.Bugün bunları yok sayarak mı veya yok ederek mi büyük millet olacaksınız.Kendi kendinizi inkar ve imha ederek mi Avruupalı olacaksınız.Bunun ne büyük bir yanlış ne büyük bir hata ve hatta cinayet olduğunu biliyormusunuz.Böyle çılgınca yapılan yenilik hareketleri ne size, ne de başka hiçbir millete hayır getirmez.Bu çılgınlığı hiçbir millet yapmadıve yapmaz.Hele siz hiç yapmamalısınız.Bu size hiç yakışmaz.Buna hakkınız da yok.Siz kendiniz olmalısınız.Bu çılgınlığınıza anlam veremiyorum.Kendinizden mi kaçıp kurtulmak istiyorsunuz.Yenilik ve medeniyetk dediğiniz şey, kendinizi inkar etmek midir?Bindiğiniz dalı kesmek midir?Avrupalı olmak , herşeyden önce , tarihine, milli ve dini değerlerine sahip çıkmak ve o değerlere sıkı sıkıya sarılmaktır.Siz tarihinizi , milli değerlerinizi inkar ederek mi , onlara sırt çevirerek mi Avrupalı olacaksınız.Siz bunları işe yaramaz şeyler mi sanıyorsunuz? Dinsiz ve tarihsiz bir halk olursanız, iyi bilin ki , vatansız da kalırsınız.Ne kadar kıymet bilmez, ne kadar nankör ve cahil bir halk imişsiniz.Sizi büyük millet yapan kıymetleri bilmiyorsunuz!"

Bu şekilde saatlerce konuştuktan sonra Nurettin Topçu'nun rahatsız olduğunu hisseden üstad gözlerinin içine bakarak:"Seni fena haşladığımın farkındapyım.Kalbini de kırmış olabilirim.İyi mi ettim kötü mü ettimbilmiyorum.İçimdeki öfkeyi boşaltmak için aylardır bir Türk ile karşılaşmak istedim.