22 Kasım 2016 Salı

Yunus Emre 2016 - İstanbul Tüyap Kitap Fuarı Konferansı


bugün insanlığımızın TEVHİD E DAVET EDEN İNSAN-I KAMİLLERE İHTİYACI VAR..bu konferansı ben fuarda dinledim...isterimki herkes dinlesin ve olaylara başka cepheden de bakmayı öğrenelim..dünyamızın gidişatı iyi değil..herkes bir ucundan tutar ve şucu bucu demeden tevhid olabilirsek,inşallah başaracağız.. BİZ TÜM RUHANİ KENDİNİ BİLMEK OKUL REHBERLERİNİN BİRLEŞİP TEVHİD OLUP,BİZİ İÇİNE DÜŞTÜĞÜMÜZ PİSLİKTEN ÇIKARTMALARINI VE AYRIMCI KAVGALARINI BIRAKMALARINI İSTİYORUZ..şimdi o üstün bu üstün devri ego keramet savaşı devri değil..insan onurunu kurtarma zamanı.BİRLEŞİN....

KIYAFE İLMİ

 İnsanların vücut yapılarından hareketle karakterlerinin okunması yahut neseplerinin tespit edilmesine yardımcı olan bir ilim dalıdır.

UYKUNUN GİDERİLMESİ İLE ALAKALI TAVSİYELER

Eski alimler uykunun ilim yolunda büyük bir engel olduğunu görerek bu uykuyu azaltma yahut etkisini azaltma noktasında adap kitaplarında uykunun giderilmesine yönelik bir dizi tavsiyelerde bulunmuşlardır.Bunların en etkilileri şunlardır:Kapalı mekandan açık alana çıkmak,bir odadan diğerine geçmek,soğuk su ile duş almak,bir şeyler içmek yahut yemek,,arkadaşlarla sohbet etmek,yüksek sesle Kur’an tilavet etmek,oturuş şeklini değiştirmek,şiir okumak,okunan kitabı yahut mevzuyu değiştirmek


İLMİN NESEBİ

İnsanların neseplerinin meşruiyeti “Nikahla temin”edilir.Nikah nesebi koruyan bir müessesedir.İlimde ise aynı sistem vardır.Bir ilmin nesebi,ancak o ilmin nikahı olan “icazet sahibi”kimseden öğrenilerek sağlanır.Geçmişte bu işi Osmanlı”icazet”sistemi ile Çözmüştür.Yani İcazet verecek dereceye elmiş bir alimden o ilim öğrenilir ve o alim,öğrencisine o ilimi öğrendiğİ hususunda İcazet vererek,o ilmi başkalarına öğretebilir anlamında muciz denilen(icazet verebebilir)anlamında bir belge verir.Osmanlı’da ilmin nesebi bu şekilde muhafaza edilmiştir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

SEÇİLMİŞLERİN SAHNEYE ÇIKMA ZAMANI

 İslam’a yönelen tehditler hangi noktalarda yoğunlaşmışsa Allah Teala kendi izniyle hayırda yarışan “seçilmiş kullarını”bu tehditleri etkisiz hale getirerek ortadan kaldıracak vasıflarla donattığı seçilmiş kullarının her birine farklı hizmet alanları nasip ederek sahneye çıkartmıştır.Bu zatlar,Resulullah’ın günlük hayatını yaşayarak örnek olmuşlar,manevi enerjileri tükenen insanlığı şarj ederek enerjilerini topluma aktarmışlardır.  

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

İADE-İ İTİBAR MESELELERİ

Bu dini savunan ve her ortamda dinin elinden tutarak yaşaması gerektiğinin mücadelesini veren abide şahsiyetlere iade-i itibar vermek Ak Partinin görevleri arasındadır.İade-i itibar verilmesi gereken yüce şahsiyetlerden birisi de yirmi iki yaşındaFatih Medresesinde dersiam(prefesör) olan son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendidir.Mısırda,sürgünde vefat etmiştir.Mustafa Kemal ,Cenab-ı Hakk’ın Celal sıfatının tecellisi ile yüz yl önce Hilafeti kaldırdığında,devrim kanunları ile dinin günlük hayattaki uygulamalarına yasak getirdiğinde buna karşı çıkan ve her ortamda bundan şikayetçi olan insanlara baskı uygulamıştır ve bu insanlardan birçokları ya idam edilmiş yahut yurt dışına sürgüne’e gönderilmişlerdir.İstiklal şairimiz Mehmet Akif bunlardan birisidir.yine bunlar içerisinde en dikkate şayan olanlardan biriside Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendidir.Mısırda vefat etmiştir.Yurt içinde İttihatçılarla karşı olduğu gibi,uygulamalarına karşı çıktığı Kemalistlere karşı olduğununu her seferinde ifade etmiş,yurt dışındada İslama akidevi boyutta fitne sokan Cemalettin Afgani ve Muhammed Abduh’a karşı olmuştur.Maddi imkansızlık içinde yurt dışında ömrünü tamamlamıştır.Bu gün İslam davasının öncülüğünü ifade etmekten çekinmeyen Ak parti hükümeti,İstiklal mahkemelerinin mahkum ve mağdur ettiği ne kadar kimse varsa(150 likler de dahil)bunları tek tek ifşa ederek itibarlarını iade etmelidir.Çünkü bu kimseler Sözsüz ve sessiz biz muzdarip olarak ruhunu gurbette Rabbine teslim etmişlerdir. Ecdadın ruhaniyetleri bunu beklemektedir. Bu insanlar güya “milli mücadeleye karşı geldiler”diye suçlansalarda bu insanların asıl karşı oldukları Kemalist anlayıştı.Günlük hayattan dinin sökülüp atılmasına karşı olmuşlardı.İzzetin ne olduğu bu abide şahsiyetlerin hayatları okunarak öğrenilmelidir.Açlık Osmanlı’nın son alimlerini asladilenci yapmamıştır.Ahir ömründe mücadelesinden vazgeçmeyen Mustafa Sabri efendi”Dinle Ey Mısır!” demişti.Ancak bu hükümet bu değerleri gündeme getirerek “Dinle Ey Türkiye! “ demelidir.
Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

KAMU MALI MİKROBU

Söylemleri din adına olanlarda bu hastalık kalplerine başlangıçta şu düşünce olarak gider:”Sen dürüst birisisin.Dürüst insanlar bir kenara çekilirse ortalık art niyetli insanlara kalır bu nedenle siyasette talep sahibi olmak gereklidir.Bu nedenle bir Müslüman meydanı boş bırakmamalıdır.” .Bu nedenle bir çalışma içine girer.Kendi faziletinden bahsederek,bu işte liyakatin esas olması gerektiğini söyleyerek nefsini ileri iter.Bir makama kavuşur.Bu makam aslında bir mekri ilahidir(Allah’ın tuzağı).Kendisini tebrikeden,gördüğünde “Sayın”hitaplarına başlayan ve makam sahibini öven insanlar hoş gözükmeye başlar. Makamın aracı  ve lojmanı ise büyük şehirler için daha çok cazibedir.Hele,kamamın temsil gideri nam altında müstakil bir bütçesi mevcutsa bu bütçenin bitirilmesinde hiçbir beis görmez.Çünkü yirmi dört saat çalışmaktadır.kendi rahatından ferağat etmiştir.Milletin menfeaatını kollamaktadır.Makamın verdiği yetkilerin boyutları oranında maddi ve kadrosal yapılanma içerisine girmeyi elzem görür.Çünkü kendisi “Allah davasının yolcusudur.Müslüman kuvvetli olmalıdır.Bu nedenle Devletle iş yapan kimseler karlarından ferağat yapmalıdırlar.Bu birikimler bir yerlerde toplanmalı maddi güç olmalıdır.Bu güç yarın seçim harcamalarının kaynağı olacaktır.Yani halktan alınan yine halka dönecektir.Tüm bu duygular kamuflaja girmiş düşmanların duygularıdır.Nefsin hevasına batmış adına din alimi denen güruhtan bu hususta fetva almakta kolaydır.En büyük fetva “Ameller niyetlere göredir”hadisi-i şerifidir.Bilinmelidir ki Cenab-ı Resulullah’ın,raşit halifelerin ve Evliyaullah’ın günlük hayatı kıyamete kadar gelen her mümine bir örnek olupOnlar dünyayı “Leş” olarak telakki etmişlerdir.Dünya emvali ile olan münasebetleri daima ölçülü olmuştur.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

EN BÜYÜK HASEDÇİLER:KARDEŞLER

Kur’an’da hz.Yusuf kıssası anlatlr.Hz.Ysuf’u kuyuya atan kardeşlerdir.yani en yakınlarıdır.En yakınlarınının kardeşler ne kadar kötülük etmelerindeketken,kçkkardeşlerindekmanevihallerdir.Bu hller nedeniyle Baba hz.Yakup tarafından ziyade sevilmiştir.Maneviyat ehli demek ki kıyamete kadar en yakınları tarafından mağdur edilerek(inkar edilerek)dünyanın fiziksel sıkıntılarına maruz tutulcaklardır. Manevi dünya için bu durum mukadderse  maddi dünya için bir araya gelen insanlar içinde Lidere’e yakın olabilmek,gündemde olabilmek uğruna bir birlerini yok edici,siyaseten bitirici çok ağır mücadeleler olacaktır.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

KELAMCILAR NİÇİN BAŞARILI OLAMAZ?

Kelmcılar yüzlerce delille Allah C.C.’ın varlığını ispat etseler de zevk derecesinde bir imana sahip olamadıkları için başırılı olamazlar.Zevk derecesine ulaşamayan hiçbir ibadet maksadı hasıl etmez.Şekilde kalır ya Riya’ya (görsünler diye) girer yahut Süm’a(duysunlar diye) ya girer.
Aşka dayalı kelam hr zaman mücerred kelamı gölgede bırakır

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

KRİZ DÖNEMİNDE İSLAM

İslam her kriz döneminde yaşanan sarnsıntıları alimlerin irşadiyle aştı.Köklerine çekilerek yenilendi.Kufe şehrinde 83.000 problemi çözen Ebu Hanifeye 'İmam-Azam),Felsefi,Batıni,XFatımi ve sapık sufilerin İslam etrafındaki kuşatmlarını yaran İmam Gazzaliye (Hüccetül İslam)denildi.. Gazzali "İstikamet üzre"hem aklın hem de ruhun kapsının nasıl açılacağını,onlardan sırlara nasıl varılacağını anlatmıştır.Bir anlamda dini "İhya"etmiştir.
Büyük akıllar diz çökünce onları ancak Peygamberler ayağa kaldırabilir.Gazzzali bu yüzden Allah Resulüne sığında ona kayıtsız ve şartsız bağlandıktan sonra "İhya"y yazdı.kendi yüreği gibi insanlığın yüreğini de ihya etti."En pak yol mutasavvıfların yoludur"dedi.Elli dört yaşında Rabbine irtihal etmiştir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

İLME HİZMET

Abbasi halifesi Harun Reşit yemekten sonra muhaddis(Hadis rivayet eden )Muaviye ed-Darir (kendisi ama idi)'in eline su dökerken "Üstad !Elinize kim su döküyor biliyor musunuz?"diye sordu:"Hayır"cevabını alınca;"Ben" dedi.Bu işe alimlerden başka herkes taaccüb etti.Muaviye ed-Darir"Estağfirullah zahmet ettiniz"gibi cevap beklediği bir zamanda"Aferin"der gibi:"İlme hizmet ettiniz buyurdu ve ellerini yıkamaya devam etti.

DİNİN TEMELİNİ OLŞTURAN HADİSLER

İmam Ahmed (r.)şöyle der:"İslamn temelini şu üç hadis oluştrurHz.Ömer(r.)rivayet ettiği:ameller niyetlere göredir..."hadisi.Hz.Aişe'nin rivayet ettiği:"Kim dinimizde bulunmayan bir şey ihdas ederse o mutlaka reddedilir..."hadisi;Numn b.Beşir'in rivayet ettiği:"Helaller açıktır,haramlarda açıktır...."hadisi.Bu hadisi şeriflere Ebu Davut şu hadisleri de ilave etmiştir;Ebu Hureyre' nin rivayet ettiği:"Allah temizdir.ancak temiz olanı kabl ederAllah Teala ,peygamberlere emrettiği şeyi müminlere de emretmiştir"hadisi ve "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi Müslmanlığının güzelliğindendir" hadisi Bu hadislerden her  biri ilmin dörtte birini oluşturur.

21 Kasım 2016 Pazartesi

Kırık Cam Teorisi


ilk taşı içinizde hiç günah işlememiş olan atsın demiş hz isa..ve peygamberimizde bir günahı ilk işleyen ve bir güzelliki ilk işleyene diğer peşinden gelen herkesin günah ve sevabından bir pay düşeceğini söylemiş...ülkemizin içinde bulunduğu çirkinlikler için lütfen birde kendimizi de içine katarak düşünelim ...

17 Kasım 2016 Perşembe

neşeli saat tefekkürü ve kutuplar -ricaül gayb ilmi

GÜN tefekkürü( gün güneş demektir) ...bir gün de 24 saat vardır ama 12 saat üzerinden çalışır..ezoterizmde 12 ay vardır.herbiri 12 gök cismidir..zamanla tasavvufta bunlara birer melek veya gök nebisi -allah esması verilmiştir..sistem bu ana kitap olan 12 akıl sütunu -kanuncular -KONSEY -MECLİS- yuvarlak masa-tapınak şövalyecilerince yürütülür...Şİİ İSLAMDA bizde bunlar 12 imam a dönüştürülmüşken,hristiyanlıkta 12 havaridir..eski türklerde 12 ana karakterimizi oluşturan hayvani huy resimleri vardır..Mısır ve Çin de de zodyak bu hayvani burç huylarımız -esmalarımız üzerine kurulur...bir şeye çok kutsiyet atfetmek onu putlaştırmak yanlıştır..saatte önemli olan AKREP VE YELKOVANIN DÖNEREK İŞARET ETTİĞİ O 12 İSİM DEĞİLDİR..akrep ve yelkovanın kendiside önemli değildir..ONLAR HAREKETİ SAĞLAYAN 2 ANA YASA-sağ ve sol kutuplar-celal ve cemal İSİMDİR..biri yakınlık diğeri harekettir..biri zahir biri batını aleme bakar......maksat ortadaki DEMİR KAZIK OLAN -KOZMİK AĞAÇ -KUTUP-PİM dir..
3 LER DEDİĞİMİZ ANA YASA yı anlamak için saati anlamalıyız...III akıl sütunu kimdir? .ricaül gayb neden her ezoterik öğretide var.? dışardaki ricaül gayb kadar kişideki ve eşya sistemlerindeki ricaül gaybi 3 leri,7 leri,40 ları arayıp bulmak kimin aklına gelir.? .hey bana bu sebbah hassan sabbah bişi mi oldu ne ? ben ne keşfettim Allahım aklımı mukayet et ve amiin :)
nur cihan bu yazıdaki tüm sorumluluğu tek başına kendisi üstlendi :)
not: tefekkürdeki saat i şuur olarak düşünün ve aklınızı suya erdirip BOŞ OLUN-BOŞ OLUN-BOŞ OLUN :)
***
Ağıt ...
Ben,beni tanımak için çaba sarfettiğimde,
Ben,beni sorgulayarak kusurlarımı bir bir ortaya çıkardığımda
nereye doğru yol alıyorum?
Ben kendime ne kadar yaklaşabilirim?
Nedir beni benden ayıran?
Neden asırlardır yapılyor bu mücadele?
Ve neden ben böylesine huzursuz,yalnız ve kusurlarla
dolu yaratıldım?
Batının Şövalyeleri
Doğunun Fakirleri../Ezoterizmle Sırra Erenler kitabından
**********
Cevriye :)
geçip gittiğim her yerde gördüm ki
peşine düştüğüm,hızırım sandığım
adam ve kadınlarda kendi idollerini arıyorlar
her rüyanın her mananın peşine düşecek kadar
o batını alemin kölesi olmuşlar
birde zahire köle olanlar var,zengin ve şöhret putuna putluk eden
ve ikisinide birleyen var
ve ikisini de elinde fırıldak gibi kullanıp dilediğinde put yapan ve dilediğinde darmadağınık yıkan
bu adamları ara ve bul
bulduğun hangisi hiç fark etmez..sonuç sensin zaten
senin onları aradığın kadar,onlarda seni arıyordu unutma
o ilk buluşup kavuşma anını hatırla
sevgililer ve karıkocalar ve dostlar fazla aşina olduklarında aynileşirler
ne fazla sevişirler ne de çok konuşurlar ve nede birbirlerini çok umursarlar
ama birbirlerinin suret ve davranış hal elbiselerini giyer aynileşirler
işte doğduğun insan gibi ölmek var
birde OLDUĞUN İNSAN GİBİ OLMAK
OLDURANLA bir suret beden OLMAK :)
bunu yazan YÜKSEK AKIL BEN :) nur cihan yanii ileride kadim ezoterizme adını yazacak olan ben EGOM :)
*******
herkese el cevabiye tarikatı piri hz günEŞ :)
O eksik düşünceli cahil, hep kendi mektubunu okur. Dostunun mektubunu okuyamaz. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi, bu sözleri hiç söylemezdi. O, yalnız ve hâlâ o mektubu okur; işte o kadar. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar, karanlık ve bâtıl sözler, hep kendi kuruntuları, kendi hayalleridir. Nasıl ki o, kendi eliyle yaptığı puta kul olur; onun bekçisi ve kapıcısı olur. Şu zamanda, bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar.
Ey kendilerinden habersiz insanlar! SİZ BİZDE KUTLULUK ARIYORSUNUZ ;HALBUKİ BİZDE AYNI ŞEYİ ARAMAKTAYIZ...Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki, günün (M. 16) günlüğü, saatin saatliği, cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun.
(Şems-i Tebrizi-Makalat)




15 Kasım 2016 Salı

Eflatun - Şarap

O eksik düşünceli cahil, hep kendi mektubunu okur. Dostunun mektubunu okuyamaz. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi, bu sözleri hiç söylemezdi. O, yalnız ve hâlâ o mektubu okur; işte o kadar. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar, karanlık ve bâtıl sözler, hep kendi kuruntuları, kendi hayalleridir. Nasıl ki o, kendi eliyle yaptığı puta kul olur; onun bekçisi ve kapıcısı olur. Şu zamanda, bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar.
Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz; halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki, günün (M. 16) günlüğü, saatin saatliği, cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun.
(Şems-i Tebrizi-Makalat)



12 Kasım 2016 Cumartesi

ARAFIN SİMA TANIYICILARI

A’RAF,CENNET İLE CEHENNEM ARASINDA KALAN BİR BÖLGEDİR.Sevapları ve günahları denk olduğu için terazi tam dengededir.Bu nedenle ,burada kendileri ile alakalı hükmü beklerler ve en son cennete girerler.Cenab-ı Hakk,bu insanların ,söylemiş olduğu Kelime-i Tevhit hürmetine terazilerine ağırlık verir.Cennete girdiklerinde ise cennetin miskinlerindendir.Araf ehli ,Allah’ın alınlarına koydukları beyazlık ve siyahlık’tan dolayı cennet ve cehennemlikleri tanırlar.Kendileri henüz cennete giremedikleri halde girmeyi umarak cennet ehline “Selam size”diye seslenirler.

ALLAH'IN YEMİNİ

Zünnun-i Mısri der ki;Allah,Musa (a.s)’a vahyetti ki:”Ey Musa,ağaçların yapraklarından yiyip derelerin suyundan içen,geceye ulaşınca da bana asi olanlardan uzaklaşıp benimle başbaşa kalmak üzere bir mağaraya çekilen kuş gibi ol.
Ey Musa,hiçbir iddiacıya amelini tamamlatmamaya, benden başkasını umanların amellerini  kesmeye, benden başkasına güvenenleri helak etmeye,benden başkası ile ünsiyen edenlerin yalnızlıklarını uzatmaya ve benden başkasını sevenlerden yüz çevirmeye zatım üzerine yemin ettim.
Ey Musa benim öyle kullarım var ki,bana münacaat edip yakarırlarsa onlara kulak veririm.Bana nida ederlerse onlara yönelirim.Bana doğru yönelirlerse onlara yaklaşırım.Bana yalvarırlarsa başkalarına karşı ben onlara yeterim.Beni dost tutarlarsa onlara dost olurum.Bana karşı samimi davranırlarlasa ben de onlara samimi olurum.Benim rızam için amel işlerlerse ben de onları mükafatlandırırım.Ben onların işlerini çekip çeviren,kalblerini idare eden ve durumlarını üstlenenim.Onların kalpleri için zikrim dışında bir şeyde rahatlık yaratmadım.İşte bu kimselerin hastalıkları şifadır.Kalplerinin üzerinde bir ışık vardır.Onlar ancak benimle ünsiyet ederler.Gönülleri sadece benim yanımda rahata erer ve ancak bende karar kılarlar.”

ZALİMLİK NEDİR?

Bu başlıktan kastedilen,kişinin üçüncü şahısla münasebeti kastedilmemiştir.İnsanın kendisine olan zulmüdür.Talep kabiliyetini yerinde kullanmayan ve onu başka yönlere sarfeden zulüm yapmaktadırlar.Kalp ve ruhu Allah’ı talep isteğinden men etmek zulümdür.Kalp ve ruhu dünyaya ve dünyadakilere çevirmek eğip bükmek demektir.Çünkü Ayette:””Onlar,Allah yolundan alıkoyan ve onu eğip bükmek isteyen zalimlerdir.Onlar ahireti de inkar edenlerdir” buyrulmakla ilk etapta Allah yolunda ibadet etmek isteyen birisine ,başkasının mani olarak bunu yapmasına mani olmasını zulüm olarak vasıflarız.Bu cemiyet yönündendir.Ferdiyet olarak vücut azalarını Hakk’a muhalif işlerde kullanmak,kalp ve ruhu gıdasız bırakmaktır.Bu davranış akabinde ahireti inkarı getirir.


ŞEKLİ CENNET-MANEVİ CENNET

Cennet’in şekli(suri) ve manevidir.Şekli cennet,hissedilir ve ilerisi için vaad edilmiştir.KManevi cennet ,aklidir ve hemen ulaşılabilir.Onun ehli , fena fillah ve beka billah ehlidir.
Hafız-ı Şirazi şöyle der:
Dünyadaki peşin cennet Hakk’ın aşk, sohbet ve huzurudur
O sebepten Cenab-ı Hakk’ın cennetinde kula günah yazmazlar.

CENNET AMEL KARŞILIĞI MIDIR ? YOKSA LÜTUF MUDUR?

Araf suresi 43 ayeti:””Onlara:İşte size cennet;yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona varis kılındınız diye seslenilir” ayeti kulun ameli sayesinde cennete gireceğine delalet ederken Peygamber Efendimiz (sav)’in “Sizden hiçbiriniz ameli sayesinde cennete giremez.Oraya ancak Allah’ın fazlı ve rahmetiyle girebilirsiniz”(Buhari –rikak 18) buyrulmuştur.Bu ikisini nasıl uzlaştırabiliriz?.Denir ki:Aslında amel bizzat kişinin cennete girmesini gerektiren bir şey değildir.Ancak Allah Teala emirlerine uygun olarak amel işleyenlere cenneti rahmetinden fazlından ve ihsanından vereceğini vaad etmiştir.Salih amel işleyenlere amellerine karşılık olan bu lütuf vaad edildiği için ,amel ona götüren sebeb yerine geçmiştir.Bu yüzden “Bu cennete amelleriniz sayesinde varis oldunuz”denilmiştir.


11 Kasım 2016 Cuma

HER VARLIĞIN İKİ AYRI GÖRÜNTÜSÜ

Allah Teala,kainattaki her varlığın haline uygun bir şehadet(görünen) ve bir de gayb (görünmeyen)yaratmıştır.Her bir varlığın gaybi içinde bir anahtar yaratmıştır.Bu anahtar,onun kalb ve şahadet kapısını açmaya yarar.Allah'ın ezel ve kaderdeki iradesi doğrultusunda bu varlık zuhur eder.Bu "gaybın anahtarları ,O'nun yanındadır,onları O'ndan başkası bilmez."Çünkü O'ndan başka yaratıcı yoktur.Hiçbir peygamberin ve velinin bu anahtarların bilgisi ve kullanımı konusunda yetkisi yoktur.Bu ancak Yaratana aittir.
Bu hususun bir misalle anlatımı şudur:Bu tıpkı resim yapan nakkaşa benzer,Çünkü yaptığı her resmin bir şehadeti vardır ki resmin biçimi ve görünüşüdür.Bir gaybı vardır ki resim yapma bilgisidir.Bir de nakkaşın zihninde olduğu gibi resmin ortaya çıkması için resim yapma bilgisinin kapısını açan bir anahtar vardır ki o da kalemdir.Nakkaşın elindeki kalemde başkasının tasarruf yetkisi yoktur.İşte Allah Teala Nakkaş ve musavvirdir.Resimler muhtelif gayb ve şehadet aleminden olan mükevvenattır.Her resmin şehadeti onun yaratılışı ve meydana gelişidir.O resmi çizen kalem,yani o suret ve oluşta yaratılması ilminin kapısını açan anahtar melekuttur.Her şey melekutun kalemi ile varlık kazanır.Melekutun kalemi Allah Teala'nın elindedir."Her şeyin melekutu(hükümranlığı)elinde olan Allah ne yücedir!Siz de O'na döndürüleceksiniz"Yasin 36/83) Eşya farklı farklı olduğu gibi melekutlarda ayrı ayrıdır.Cansız varlıklar,bitkiler,hayvanlar,insanlar ve meleklerden her birinin melekutu,kendi suretine uygundur.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

GAYBIN ANAHTARLARI

En'am suresinin 59 ncu ayetinde:"Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir;O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi daha bilir.Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır" ayetinde ifade edilen Gaybın anahtarları konusu bir hadis-i şerife konu edilmiştir:Resulullah (sav)şöyle buyurmuştur:"Gaybın anahtarları beştir.Onları ancak Allah bilir;Rahimlerde olanı ancak Allah bilir.Yarın ne olacağını ancak Allah bilir.Yağmurun ne zaman yağacağını Allah bilir.İnsanın nerede öleceğini ancak Allah bilir.Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir."(Buhari,İstiska)


"Yaş ve Kuru ne varsa kur'andadır"beyanındaki Yaş,şimdi mevcut olan;kuru,şimdi mevcut olmayıp  da sonra var olacak olandır.Yaş,canlalar; kuru cansızlardır. Yaş mü'min;kuru kafirdir.Yaş,alim;kuru cahildir.Yaş Arif;kuru zahittir.Yaş muhabbet ehli;kuru ayrılık ehlidir.Yaş müşahade sahibi ; kuru vücud sahibidir.Yaş ,Allah ile baki olan;kuru nefis ile baki olandır

FÖTÖ'DE TASAVVUF VARMIDIR?


Hayır Yoktur.kısa ve net cevap.Resulullah’ın dışında Velilerden hiçbir örnek vermezler.Çünkü,İslamın halifesi olmak ve dünyaya hükmetmeyi düstur etmiş görünen bu topluluk,para cem etme hususunda sahabe örneklerini sürekli verirken üst yönetim daima derin bir gizem içinde kalmıştır.Bu derinliğin ve kapalılığın bugün ülkeye verdiği zararı hep birlikte görmüş bulunmaktayız.Sofralarında fakir ve miskin bulunmayan cemiyet ve cemaatlara daima dikkatle yaklaşmak gerekir.Çünkü niyetleri dünyevidir.Seni yahut malını kullanma niyeti içindedirler.İslam Tasavvufundan “gelenek”esastır.Yani kişinin bağlı olduğu ve yetiştiği bir örneĞİN  tasavvuf halkası olmak zorundadır.Bu halkalar nihayetinde Hz.Resulullah’a ulaşırlar.Fethullah Gülen her ne kadar bağlı olduğu halkayı Said-i Nursi olarak ifade etse de Bu Zat’a hizmeti yoktur.Kaldı ki Said-i Nursi hazretleri ilmi geleneğin temsilcisi olup yaşadığı devrin gerekleri onu böyle davranmaya icbar etmiştir.Kirlenen siyaset ve devlet idaresini gördüğü için Siyaset şeytanından uzak durmuştur.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

KENDİLİĞİMİZDEN DOĞRU YOLU BULMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

Hayır.bu kısa cevap için hiç düşünmeye gerek yok.Çünkü Allah Teala Araf suresi 7/42 ‘de soruyu cevaplıyor ancak elçiler vasıtasıyla bu mümkün olabilmiştir.”(Cennette )onların aytlarından ırmaklar akarken ,kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız.Ve onlar derler ki;”Hidayetiyle bizi (bu nimete)kvuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik…”  Bu nedenle Doğru yola ancak insan-ı Kamilleri bularak gitmek mümkün olabilir.Bu husus ise günümüzde maalefesef dini yaşama çabası içinde olan insanlarımızdan pek azının tercih ettiği yoldur.Diğer çoğunluk,”yap beşi,kurtar başı” düsturuyla kitaptan okuyarak ve diyaneti dinlemeyi yeterli görerek tasavvuf ve tarikatı bir uç kabul edip İslam dışına iten çoğunluğun tercihi olmuştur.Bunlar Kur’an’ın tarifiyle “güruh”turlar.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

"ALLAHIN AYETLERİ"KAVRAMINDAN NE ANLAŞILMALIDIR?=

Araf suresi 7/40 ayetinde:”Bizim ayetimizi yalanlayıpta onlara karşı kibirlenmek isteyenler varya işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar deve iğne deliğine girinceye kadar cennete girmeyeceklerdir!Suçluları işte böyle cezalandırırız” ayetine dikkat edilirse,buradaki “ayet”kavramından insan anlaşılmak gerekir.Çünkü ,ayete karşı kibir göstermekten bahsedilmekle cins cinse karşı üstünlük gösterir.Demek ki kafirin kibir gösterdiği ayet,insandır.o halde bu ayei Kerime’nin manasını Peygamberlerin mucizeleri,Velilerin keramet ve ledünni ilimlerini dolayısıyla Peygamberliği ve velayeti yalanlamak olarak algılamak gerekir.Çünkü,kafir,kibrini,inanmayarak gösterir.İnanmadığı husus kişidir


CEHENNEMİN YARATILMA HİKMETİNE BAŞKA BİR YORUM

Allah Teala,peygamberleri vasıtasıyla halkı imana davet etmiştir.Bu davete icabet edip iman yolunu seçenler cennete gireceklerdir,icabet etmeyenler ise cehenneme gireceklerdir.Denilir ki:Allah,şefkat ve sevgisinin son derece bol olması sebebiyle cehennemi yaratmıştır.Bunun misali şudur:”Bir adam,insanları ziyafete davet eder ve “Ziyafetime gelenlere ikram edeceğim. Gelmeyene de herhangibir şey yoktur” der.Ziyafet veren bir başka zengin adam ise :”Kim davetime icabet ederse ona ikram ederim.İcabet etmeyeni ise döverim ve hapsederim.” Der ve böylece ikramının ne kadar çok olduğunu ortaya koymak ister.Bu ikincinin ikramı,birincisinden daha güçlü ve tamamdır.
Alimlerden biri demiştir ki:Cehennem ateşi bir yönden hayır , diğer yönden ise şerdir.Nemrud’un ateşi gibi; o , Nemrud ve taraftarlarının gözünde şer iken İbrahim (a.s) için serinlik ve selamet idi.Cehennem ateşi,Hakimin elindeki kamçı gibi,azgınlar için bir hayır olduğu gibi itaatkar olanlar için şerdir.Cehennem azabından kurtulmak isteyenler Allah’ın seçilmiş kullarının yolunu tutmaları gerekir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN


Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

İSİMLE TEMİZLİK MÜMKÜN OLABİLSEYDİ

Dün bir milletvekili arkadaşımızla konuşurken AKP sözünü ifade edince itiraz etti.Biz o kelimeyi değiştirdik ve “Ak Parti”yaptık.Liderimiz muhalefet ağzının kullandığı AKP lafzını kullananana kızıyor.Ak Parti sözcüğünü de tescil ettirdik.”Ak Parti” güzel bir isim ve güzel bir çağrı.Ancak,Zenci birisi,yeni doğmuş çocuğuna istediği kadar “Kafur”(Beyaz)ismini koysun,isimden müsemma hasıl olur mu?Bu Mevlana Efendimizin ,Sultan Veled Efendimizin dilidir.İsmini “Hacı”koymakla Hac farizasını yapmış sayılmayacağı gibi,isminin “Bahadır”olması savaşa girmemiş birisini savaşta cengaver yapmaz ki.Onu savaşta cengaver yapacak kalbinin,kollarının,bileklerinin ve ayaklarının kuvvetidir.Yani amelidir.”Ak”,temizin eş seslisidir dilbilgisinde.Temiz,siyahın zıddıdır.Sıcak bir günde,borçlusunun duvarının gölgesinde bile durmayı takvasına uygun bulmayan bir  mezhep imamızının takvası,  bugün din adına konuşması gerekenlerde  Mersedes  makam aracını görünce kaybolmuştur.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

10 Kasım 2016 Perşembe

SELAMI ÖNCE KİM VERİR?

Halk arasındaki uygulama şu şekildedir:Yürüyen duran kişiye,dışarıdan gelen içerdekine,ayakta olan oturana selam verir.Kur'an da En7am suresi 6/54 ayetinde buyurulmaktadır ki:"Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki:Selam size..."
Selam, "teslim" yani selamette olması için dua manasındır.Buna göre "Selamün aleyküm",yani "Selam size"ifadesinin manası:Allah,dininize ve canınıza isabet edecek afet ve musibetlerden sizi selamette kılsın,diye dua ediyorum,demektir.Bundan da anlaşılacağı üzere selam bir dua olmakla bu dünyada duran yürüyene,oturan ayaktakine,içerdeki dışarıdan gelene selam vermelidir.Nitekim Zümer suresi 39/73 ayetinde Ahiret aleminde müminlere cennet girişinde Meleklerin şöyle söylediği belirtilir:"Selam size ,ne hoşsunuz,ebedi kalmak üzere buraya girin"Ahirette içeride olanlar dışarıdan gelenlere selam verme örneğidir.Dünyada ise Enam suresindeki ayette belirtildiği üzere ev,bina içinde bulunan,dışarıdan gelene selam vermelidir.

NİYETLERDEN HABERDAR OLANLAR

Necib Sultan'ın aktarmıştı."Dörtyol'da terzilik yaptığım zamanlarda (1975-1995) bir gece,ertesi günü icra etmek üzere  şöyle niyetlenmiştim.'O gün kazandığım  paranın %25 'ini evin ihtiyaçlarına,%25 'ini gençliğinde terzilik yapan "Deli Enver"isimli bir meczuba,%50 sini de Seyyit Ali baba hazretlerine vermeğe niyet ettim'.Örnek olsun dersek Deli Enver 'e 25 TL,Ali babaya 50 TL vermek gibi bir rakamsal durum ortaya çıktı. Ertesi gün,sabah dükkanı açıp temizlik akabinde dükkanın bulunduğu  pasaja önce Enver uğradı.Benden  % 50 lik miktarı istedi.biraz tereddüt geçirdim ve "^nerden çıktı o rakam?"deyince Dün niyet etmiştin ya"deyince mutmain oldum ve Ali baba için niyet ettiğim parayı  verdim ve Enver gitti.Enver'in gitmesini müteakiben Ali baba hazretleri kapıda gözüktü hafif celalli bir şekilde "Benim paramı başkasına niçin veriyorsun ?"diye çıkıştı.Halbuki Seyyit Ali baba hazretlerinin istemek gibi bir huyu hiç yoktu ancak verileni de reddetmezdi.Padişah kaftanı dediğimiz üç cebi bulunan içlik bir entari diker kendisine verirdim.Sonra gülümsedi hadi onunkini de bana ver "dedi.Parayı takdim ettim  durmadı gitti.
Parayı vermeyi niyet ettiğim Deli Enver,gençliğinde terzi kalfası idi.Hatta ceket dikebilecek seviyeye kadar da gelmişti.Sonra kafayı yemiş diye insanlar Deli Enver demeye başladılar.Yaz ve kış elinde şemsiye , üzerinde takım elbise,kravatla gezer "yağmur yağacak"diye söylenerek gezen bir meczuptu.Çok kibar konuşurdu.Ancak halk tarafından bilinmeyen,fakat Kamil kişiler tarafından bilinen bir huyu vardı.Bazen sessiz bir şekilde giderken öndeki bir erkeğe arka tarafından yaklaşır eliyle afedersiniz o kişinin hayalarını(testislerini) tutarak , sıkardı.Çok garip karşılanan bu durum nedeniyle de epeyce eziyete uğrardı.Sonra adı deliye çıkınca insanlar kızmaz oldu.Bu hareketinin hikmetini şöyle ifade ettiler:Bu hareketi çocuğu olmayıp ta çocuk isteyen kişiler için yaparmış.Rast geldiğine değil.Bu şekilde bir hakarete uğrayan o kimseye Cenab-ı Hakk ilaç v.s tedavi olmaksızın çocuk ihsan ettiği çok kere müşahade edilmiş.Hatta çocuğu olmayanlar,o zatlara müracaat ettiğinde "Enveri bul,hayalarını sıkarsa çocuğun olur diye ona yönlendirirlerdi.Bu iş bir sır olarak Enverli birlikte  mezarına gitti.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

Ukrayna Eurovision 2016 1.si Jamala - 1944 (Türkçe Altyazılı)

KORKUSUZLAR

"Ey Ademoğulları! Size kendi içinizden ayetlerini anlatacak peygamberler gelir de kim (onlara karşı gelmekten)sakınır ve kendini ıslah ederse onlara korku yoktur ve onlar üzelmeyecektir"(Araf 7/35)ayetinin anlamıdır.Ayetlerin kıyamete kadar canlı olduğundan hareketle bugünümüzdeki karşılığını ararsak kendi içimizden gönderilmiş peygamber makamını işgal eden varisleri bularak onların hareket ve sözleri ile kendi amellerimizi ıslah edersekkorku ve üzüntü duymayacağımız ifade edilmektedir.Bugün müslümanların temel sorunu şudur:Hz.Peygamber Efendimizin fiziksel vefatı ile elçilik,örnek olma,tebliğ müessesesinin nihayetlendiğine inanma.Halbuki "Devlette devamlılık esastır"deriz.o makamları işgal eden insanlar değişir ancak makam baki kalır.Bu nedenle Kur'an devamlı olarak her çağ için Kamil insanların gönlüne inzal olmakta ve o insanlardan,diğer insanlara tebliğ edilmektedir.Tebliğ devam etmektedir.
Peygamber göndermek Cenab-ı Hakk üzerine bir vazife değildir.İsterse gönderir.isterse göndermez.Ne aklen,ne şeran Allah üzerine bir işi yapmak vacib değildir.İlahi hikmet peygamberlerin gönderilmesini gerekli kılmıştır.Burada pek çok hikmet ve maslahatlar vardır.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

45 RAKAMI

Tramp,Amerika'nın 45.nci Başkanı seçildi."son'un başlangıcı"diye yorum yaptık.Harf ve Nümerik(sayı)ilmiyle iştigal edenler şüphesiz 45 rakamı üzerine yorumlar yapacaklardır.Dik açı 90 derecedir.Bunun yarısı 45 derece olup Piramit,tabandan yükselen 45 derecelik açıyla zirvesini tamamlar.Bu nedenle 45 nci Başkan Dünya üzerindeki zahiri ABD hegomanyasının nihayete eriştiği ve bozulmanın başladığı sınırdır.İnsanlığa hayırlı olsun.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

ALLAH'IN AVUKATLARI

"Allah"davasını korumak meşrep olarak genlerine kazınmış insan tipleri vardır.Hiçbir dünyevi güçten korkmaksızın Hakk'ı müdafa eden,haksızlığa ve zulme karşı başkaldıran,mütevaziliği tercih edip gün bulup gün yiyen insanlar.Allah'ın avukatları diyebileceğimiz bu gurup insandan 20.yüzyıl'a mensup olanlardan biriside Osman Yüksel Serdengeçti idi.Bugün vefat yıldönümü.Rahmetle yad ediyoruz.Bugün iktidarda olan neslin üniversite hayatlarında yetişmesinde emekleri mevcut Akseki'nin yetiştirdiği bir civanmert.Siyasi iktidarın baskısıyla çileye talip olmuş ancak yılmamış.Tıpkı çağdaşları ve selefleri Necib Fazıl gibi,Ali Haydar Ahıskavi hazretleri gibi,Gönenli Mehmet Efendi gibi Hacıveyiszade Mustafa Efendi gibi,Said Nursi hazretleri gibi,Esad Erbili hazretleri gibiSami Efendi hazretleri gibi  sayısız gönül mimarları bu iklimde,Allah davasının avukatlığına soyunan yakut taşlarıdır.Azizim Necib Sultan,Evliyaullah için "Allah Razı olsun"denmez demişti.Çünkü Evliyasından zaten Allah Razı idi.Türkiye İslam Cumhuriyetinin inşasında tuğla ve harç olan tüm Allah avukatlarının ,Osman Yüksel Serdengeçti'nin vefat yıldönümü nedeniyle ruhları şad olsun

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

9 Kasım 2016 Çarşamba

RİCALÜL GAYBİN İNSANLARI ZİYARETİ

Azizim Necib Sultan anlatmıştı:Seyyid Ali Baba hazretlerini evimde misafir etmeyi çok ister,ancak rahat ettirebilirmiyim ? diye daima korkardım.İstek-korku,istek-korku epey bir zaman devam etti.Sonra bir gün bana dedi ki:"Oğlum ,ben senin evine çok zaman geldim.kaygı etme"dedi.Sonra benden bu duygu gitti.iki katlı olan evin üst katı eşyalı müstakil bir daire olup kimse olmazdı ve kapısı kitli olurdu.Bazen gece vakti üst kattan gürültü gelir ben bile hayret ederdim.acaba üst katta kim var diye.üst katın kapısına kadar  çıkar kapıyı kontrol ettiğimde kapalı olduğunu anlar geri inerdim.O zaman anladım ki biz görmesek te evde misafir var.Birde sufilerde adettendir.Sofraya yemek yiyecek kişi sayısından bir fazla boş tabak ve kaşık konur.Yahut çay içilecekse kişi sayısından bir fazla bardak bulundurulur.Bu adetin,ricalül gaybin insanları açıklanmayacak bir tarzdaki ziyaretleri nedeniyle olduğu söylenir.Yahutta bu tarzda davranışı alışkanlık yapar beklersen,umulurki o haneye Hz.Hızır misafir olurda o tabaktan yer,o bardaktan çay içer.


Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

ECELDEN ÖLÜM MÜ ANLAŞILMALIDIR?

Araf suresi 34 ayeti:"Her ümmetin bir eceli vardır.Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri giderler" Ecel sözünden ilk aklımıza gelen fiziksel son bulma(ölüm) gelir.cisme sahip fiziksel varlıklara mahsus bu hal,devletlere,kurumlara,şirketlere,saltanatlara,zenginliklerle de alakalandırılır.

ŞEMSEDDİN-İ PARENDE

Uçan şems.Hazreti Mevlana Efendimiz,Konyadan ilk kaybolduğunda  Hz.Şems'i tekrar buldurmk için Şam'a oğlu Sultan Veledi yollamış.Dönerken Hz.Şems katır sırtında,sultan Veled yaya.Hz.Şemsin ikinci kayboluşunda ise bizatihi aramak için kendisi Şam'a gitmiş.Yaya olarak,Bizler her türlü nimetin zirvesindekiler.İstediğimiz şehre uçakla derhal gitmekteyiz.aylarca süren ,tehlikelerle dolu seyahatlerin meşakkatine dayanmak mümkün mü?.Necib Sultan arzetmişti.Şems 1.80 boyunda 45 kg ağırlığında demişti.hani derler ya:sanki görmüş gibi.Bizler bu zamanın çocukları,İnsan-ı Kamil bulma yolunda çabamız ne,talip olduğumuz çilemiz me kadar.Heva ve hevesimiz içinde,dünyadan el çekmeksizin vuslat isteyen bizler eskilerin bu meşakkatlara nasıl dayandığını merak etmekte.Aslında İrade tarifi bize yanlış yapılmış.İrade,kalpte mevcut olan bir heyacan imiş.O heyacan yok ise hayvanat ssınıfından imişiz.Heyacan vücudun aktifleşmesidir.Bütün azalara sirayet eder ve çalışma pozisyonunda tutar.Askeriye'deki "DİKKAT" komutudur.Çünkü komutan gelirken "Dikkaaat"çekilir.Ya Rab,bu heyacanı bizlerde mevcut eyle.Senin lütfun olmasa,biz zamanın aciz çocukları böyle bir yola nasıl girebilirdik.

ALLAH TEALA'NIN KIYAMETTE FAKİRLERDEN ÖZÜR DİLEMESİ

BİR HADİS-İ ŞERİFTE buyurulmuştur ki:"Kıyamet günü fakir kul getirilir.Dünyada insanın diğer insana özür dilediği gibi Allah (azze ve celle),bu kuluna özür diler der ki:İzzetim ve Celalime yemin olsun ki seni hor gördüğüm için dünyayı senden uzaklaştırmadım,fakat sana hazırladığım ikram ve ihsandan dolayı böyle yaptım.Ey kulum,şimdi şu safları dolaş.Benim rızamı kastederek seni yedirip giydireni ara.Onun elinden tut.O,sana aittir"O gün insanlar,ağızlarına kadar tere boğulmuşlardır.Bu kimse safları yarar .Dünyada iken kendisini yedirip giydireni arayıp bulur.Elinden tutarak beraber cennete girerler"
(Not:Bu hadisi şerif bloğun daha önceki yazılarında aynı başlıkla yazılmış olabilir)
Hadisi şerifte buyrulmuştur ki:"Her şeyin bir anahtarı vardır.Cennetin anahtarı ise miskinleri sevmektir.Sabreden fakirler ,kıyamet günü Allah ile beraberdirler."
Şeyh Attar buyurur ki;
Dervişleri sevmek,cennetin anahtarıdır
Onlara düşman olmak ,lanete uğramaktır.

İNSANLARIN BİR KISMINI BİR KISMI İLE DENEMEK

Fakirlerin imanla müşerref olarak zenginlerin önüne geçmesi hadisesi,Toplumdaki servet sahipleri ile iktidar shiplerinin imtihanıdır.Çünkü fakir insanları zengin ve yönetici daima hakir görür.Aşağı tabakadan olan bir insandaki iman lütfunu görürde onların seviyesine inmeyi gururuna yediremez.Kibirlenir ve "Böyle Müslümanlık mı olur?"diyerek uzak düşer.En'am suresi 53 ayetinde buyrulmuştur ki:""Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı?" demeleri için onların bir kısmnı diğerleri ile işte böyle imtihan ettik.Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?"."kimini kimi ile denedik"ifadesinden maksat üstün olanı kendinden aşağı olanla,aşağı olanı da ondan üstün olanla denedik.Üstün olan şükretsin, aşağı olan da sabretsin.Çünkü üstün olan şükretmez ise nimetin zevali ile karşıya kalır.Aşağı olan sabrederse ,fazilet ve üstünlüğe erer.Sabreden fakir,şükreden zenginle aynı derecededir.Nitekim Hz.Süleyman'ın şükrü,Hz.Eyyub'un sabrına eşittir.Çünkü Alah'a kullukta amelleri çok olan Süleyman (a.s)ile Allah'a kullukta amellerden aciz olan Eyyub (a.s) "güzel kul olma makamında"eşittirBu nedenle Allah Teala her ikisi için de "Ne güzel kul"(Sad 38/30,44)BUYURMUŞTUR.

NECİB SULTAN'DAN

"EVLAT KORKMAK ÇOK GÜZEL BİR DUYGUDUR.DAİMA ALLAH'A KARŞI KORKU İÇİNDE OLACAKSIN VE HALKTAN GİZLENECEKSİN"buyurdular.

HACI BAYRAM VELİ'NİN MECZUPLARI

Dün Ankara Hacıbayram'da öğle namazı eda edip türbe ziyaretinde bulundum.İçeride bir kadın ağlayarak söyleniyordu:"Efendim,gencecik evlatlarımız şehit oluyor.Siz bu devleti kurdunuz. Buna müsaade etmeyin.acıyın ".Dışarıda gözlerim eski meczupları aradı.bir tanesi meydanda ama diğerleri hiç ortada gözükmemekte idi.Çevre düzenlemesi nedeniyle meczubanın barınma imkanının kalmadığını düşünürken hemen aşağıdaki binanın bir tanesinin kapısı üzerine  "Dr.Emin Acar Efendi"nin tabelası  asılmıştı.Ama meczuplar ortalıkta yoktu.Mübarek dünyayı değiştiğinden mi bu hal böyle diye düşünürken Azizim Necib Sultan'a sordum.Buyurdular ki "Evlat,artık meczuplarda vazife yok "dedi  ve meczuplarla olan bir anekdotunu nakletti:Dörtyol'daki terzi dükkanına 1970 yıllar da ilçenin ne kadar meczubu varsa geldiler.Öğle vakti.Karınlarını doyurmak için kebabçı Küçük Hüseyin'nin lokantasna telefon açıp yirmi kişilik kebab sipariş ettim ve "misafirlerim vali beyler" diye telefonda latife ettim.Küçük Hüseyin,lokanta içindeki müşterilerin siparişlerini vermeden,dışarıya servis yapmaz, geciktirirdi.ancak telefonun hemen akabinde iki çalışan ellerinde dört tepsi on dakika içinde geldiler,yemekleri dükkana bıraktılar.Gelenler misafirlerimi zahirdeki vali ve ekibi sanmışlar.Şehrin delilerini görünce "Valilik ne de yakışmış"diyerek tanıdıkları şehrin meczuplarına bıyık altından güldüler.Yemek bitti.Meczuplardan biri "Mevlana Efendimiz misafirlerine çay ikram eder di"deyince hemen pasajdaki çaycıdan çayları geldi.Çay içmesi bitti.Yine bir meczup"Mevlana efendimiz misafirlerine diş kirası verirdi"dedi.Paralarını da dağıttık.ben gitmelerini beklerken meczuplar oturmaya devam ettiler.Baş meczup Deli Ali,diğerlerine hadi dağılın dedi.ama meczuplar burdan daha rahat nereyi bulacağız.Dışarıda adamlar bize sövüyorlar.bari burada kebab var,çay var,para var dediler.Baş meczup hadi dağılın,size sövenlere tahammül ederek sevap kazanıyorsunuz dedi.Meczupların biri hariç diğerleri çıktı.Kalan meczup sonradan baş meczup makamına geçecek birisi idi.Ona dönerek "oğlum babanamı güveniyorsun ! Hadi sende "deyince ikisi birlikte çekip gittiler.Meczupların azalması,Evliyanın azalması demektir."buyurdular.

LADİKLİ AHMET EFENDİNİN EMANETLERİ

Azizim Necib Sultan anlatmıştı.Ladikli Hacı Ahmet Efendi ,Erdemlili Hacı Ahmet Efendi'ye muhtemelen Hızır (a.s)'ın verdiği bir hırka ve bir asa'snı vermişti.Ticarette işleri biraz sarpa sarınca Ladikli Hacı Ahmet Efendi,Erdemlili Ahmet Efendi'ye "Deniz kenarında 30 dönüm bir tarla al.Limon bahçesi yap"demesi üzerine mübareğin sözünü tuttu orada bir tarla satın alıp bahçe haline getirdi.Bahçe içinde evinin hemen yanında misafirleri için özel bir yer yaptırdı.Anahtarı kendisinde olup çocuklarını oraya hiç karıştırmazdı.Bir gün ziyaretine gittim.Beni misafirhanede kabul etti.Yalnızdım.Bana hitaben "Şu cübbeyi giy,eline de şu asayı alarak oda içerisinde biraz dolaş dedi"dediğini yaptım.Dünyayı değişmeden evvel dünya gözüyle görmek mümkün oldu.Çocuklarının ifadesine göre deniz kenarına yazlık site yapan müteahhitler o bahçeyi kat karşılığı kendilerine verirlerse 170 daire vereceklerini belirtmişlerdi.Erdemlili Hacı Ahmet Efendi'ye Ladikli Sultanın bazı emanetleri vermesindeki sebeb Azizim Necib Sultan'ın ifadesine göre sadakat ve hizmeti imiş.Ladikli Ahmet Efendi'nin vefatından sonra Erdemli'li Hacı Ahmet Efendi Dörtyol'a Azizim Necib Sultan'ı ziyarete gelmiş.Terzi dükkanı her gün kalabalık olmasına rağmen o misafir nedeniyle kimse gelmemiş.Sessiz bir şekilde otururken birde baktım ki sanki karşımda Ladikli Hacı Ahmet Efendi oturuyor ve içimden geçirdiğim "Sultan'a benzemişsin"düşüncesi gayri ihtiyari olarak ağzımdan söz olarak çıkıverdi dedi.Hizmeti ve muhabbeti çok olan mürit ihtiyarlığında mürşidine benzer olduğunu ilk defa Necib Efendi'den duydum.Bu da ilahi bir sır olsa gerek.

NECİB SULTAN'DAN

Azizim Necib Efendi anlatmıştı:İdare ve irşad bölümünde olan maneviyat adamlarının tayinleri olur.Bir vilayetten diğer vilayete hicretleri emredilir.Böyle bir zatı tanıdım.Kendisi Uşak vilayetine tayin edilmişti.Ancak,Uşak'a hicret ettiğinde o yöredeki en fakir bir kimsenin iki odalı evine misafir olmuştu.Halbuki zenginlerden de müritleri vardı ama o fakirin evini tercih etmişti.Ev sahibine 'de "Merak etme,buraya iki katlı bina yapılacak üst katında ben oturacağım ve burada dünyamı değiştireceğim.".Fakir derviş ne desin ki.iki odalı bir gecekondunun yerine iki katlı bir ev yapılacak,şimdilik onun için hayaldi.nitekim öylede oldu.Oraya iki katlı ev inşaa edildi ve Efendi üst katta irşat işlerine devam etti.Dünyasını değişmesi bir cuma gününe denk geldi.Adeti üzre müritleri ile birlikte Cum'a namazına giderken o gün,müritlerine siz önden camiye gidin ben sonra geleceğim dedi.Müritler camiye gittiler.ev sahibi alt katta oturduğu için efendinin yukarıdan inmesini bekledi.ancak cum'a namazı kılındı,müritler eve geldiler.Ev sahibine Efendi'yi sordular o da :"Yukarıdan inmedi.Ben de onu bekledim"demesi üzerine hep birlikte yukarı çıktıklarında Efendinin alem-i bekaya göçtüğünü gördüler ve defnettiler.Ben o zatı Uşak'ta ziyaret etmiştim.Yıllar sonra Dörtyol'da iken (1975 sonrası) oğlu ziyaretime geldi.40-45 yaşlarında idi.özel bazı şeyler görüşmek istediğini bildirdi.Ona önce ben şu soruyu sordum:"Baban'dan ne gördün?".Oğlu anlatmaya başladı."Babam bir gün çok hastalanmıştı.Uşak'a doktora götürmek gerekiyordu.Sabah erkenden arabanın üzerine yatak koyarak baygın vaziyetteki babamı yatırdık.Atlardan cins olan iki tanesini de arabaya koştum yola çıktık.yolumuzun üzerinde bir dere vardı.Yaz günü olduğundan çok fazla su yoktu.her zaman at arabası ile geçtiğim bu derenin ortasına gelince atlar çekmez oldu.indim baktım arabanın ön tekerleri kuma batmış.kuvvetli atlar bir türlü çıkartamıyor.ben epey çabaladım,yoruldum,arabaya dinlenmek için oturdum,sonra tekrar çalıştıysam da nafile öğle vakti geçmiş vakit ikindiye geliyordu.Doktora götürme imkanım kalmamış,içimden "Bari köye geri dönebilsek te ertesi gün gitsem"diyordum.Çresizlik içinde etrafıma bakınırken içimden şu duygular geçti:"Babama mübarek bir zat diyorlar.Mübareklerin manevi yardım gördükleri de söylenir.acaba böyle bir yardım nasıl gelir?"diye düşünmeye başladım.O esnada şehir tarafından bir ihtiyar geldi.benim durumumu gördü.arabaya bin,dizginleri tut,deh dediğimde de atlara işaret ver"dedi.arabanın okunu tutarak haydi dedi.oku köy istikametine çevirmeye başladı ve atların çekmesi ile araba kumdan çıktı.Sonra ihtiyara hikayemi anlattım.Bana cebinden bir nar çıkarttı.Bunu babana yedir dedi.".araba kurtulup ben köye döndüm.Babamı tekrar odasına yatırdım.ertesi gün tekrar doktora gitme hesapları yaptım.Nar'ı unutmuşum.Sonra aklıma geldi.anneme,Şu narı ayıkla da babama ver dedim.Annem o narı ayıkladı babama verdi.Babam o narı yedi.Ertesi sabah babam ayık bir vaziyette "oğlum ben iyi oldum.Doktora gerek kalmadı"dedi.".Bu hikayeyi anlattıktan sonra Ben ziyaretçiye sordum:"Benden ne istiyorsun?".Oğlu dedi ki:"Efendim,babam vefat ettikten sonra müritler benim üzerime kaldı.ancak ben onlarla baş edemiyorum,yeterli gelemiyorum ne yapmalıyım?" diye sorunca ona şu cevabı verdim:"Evlat ben ilkokul öğretmeniyim.Sen bir başka şehirdeki bir mübareğe gideceksin,orada bir Lise öğretmeni bulacaksın,ondan öğrendiklerini gelip babanın evlatlarına aktaracaksın"dedi.Misafir teşekkür ederek gitti.

Geleneksiz dindarlık ve yol açtığı sorunlar- 1 - 2 - 3 ve 4. bölüm videoları Prof. Mahmut Erol Kılıç




















AMERİKA İÇİN SONUN BAŞLANGICI

Her yükseleni indirmek Canab-ı Hakk'ın sünnetidir.ABD seçimleri bir sürpriz gibi gözükse de akabinde gelişecek hadiselerin işaret fişeğidir.Çünkü Dünyanın tüm iklimlerinde yapılan zulümlerde ABD parmağı mevcuttur.1990 yılından beri Ortadoğu iklimindeki zulmü zirve yapmıştır.Türkiye'ye dokunmuştur.Türkiye,Cenab-ı Peygamberin iltifatına,lütfuna mazhar bir ülkedir.Hilafet bu ülkede yere indirilmiş,bu ülkede tekrar kaldırılacaktır.4 milyon mülteciye bağrını açacak onları besleyecek,onların yarasını saracak ikinci bir dünyü ülkesi yoktur.Yeraltı zenginliklerimiz bugüne kadar ortaya çıkmamışsa şüphesiz bu idarecilerimizden kaynaklı olup "vakit henüz tamamlanmamıştır" şeklinde yorumlamaktayız.Amerika Ve İngiltere dünya üzerindeki son yüzyıl içinde yaptıkları sömürü ve zulümlerinin hesabını vermekle karşı karşıyadır.Şu sorulabilir:Kim onlara hesap sorabilir ki?.Cevabımız:Cenab-ı Hakk.Nasıl mı?.Bu hususta yeni seçilen başkan çok işler yapacak,bitirme uğruna..Seyredelim görelim..Belki eş zamanlı olarak sıra İngiltere'ye gelecek.İsrail'i hiç saymıyorum.Çünkü önemli olan arkalarındaki hamileri.Hamiler çöktüğünde maşa sahipsiz kalacak.Müslümanların tükürüğü yeter batması için.ama İslam dünyasına bir Lider gerek.Bu liderin doğumunu bekliyoruz.

MÜSLÜMAN ZENGİNLERDE ŞERİATI ZAYIFLATMA GÖRSELLERİ

Şeriat cemiyet içindir ve  cemiyet içinde yaşanır.Münferit yaşamalar(münzevilik) içinde örnekler vardır.Cenab-ı Hakk'ın vaz ettiği kurallar ;akıl ve idraki en alt seveyede olanları kapsayacak derecede gelmiştir.Bu,toplumun en alt kesimini içine alacak seviye(ordinary people)demektir.Dünyalık zenginlik şüphesiz şımarıklığı da beraberinde getirir.Bu halde olan inançlı insanlar,kendi konumlarına uygun şeriat,kendi konumlarına uygun tarikat ve mürşit ararlar.Yani heva ve heveslerine uygun din ve tarikat onları memnun eder.Müsamahanın sonsuzluğu yoktur.Cenab-ı Hakk'ın mekrinden(hilesinden) kimse kurtulamaz ancak muhafaza edilmiş olanlar hariç.Dünyevi zenginlik ve ihtişamın zirvesinde müslüman olmak sadece Hz.Süleyman'a mahsus olup o bile bu işin tehlikesini görüp "Benden sonra bu nimeti kimseye bahşetme ya Rabbi"demiştir.İhtişam ve zenginlik şeriatta yoktur.Var olduğunu iddia edip yaşadığını söyleyen kişiler  Hakk'ın mekrine muhataptır.Çünkü Büyük şehirlerde,müslüman jet sosyete,şeriat hükümlerine yorum getirme ihtiyacı içinde daima hevası ile birlikte dini yaşama isteği içinde olmuştur..Paranın getirdiği çekicilik ve cazibe,şüphesiz çok  insanı bunlara sevkederek "acaba ?"şüphesi içinde bırakmıştır.


Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

8 Kasım 2016 Salı

Gençliğime Sevgilerimle | Nil Karaibrahimgil - Kelebeğin Hayat Sırları

gece tefekkürü cimnastikimiz :) : malum DEVLETLERİN KASASI OLAN hazine-i hümayun bile herkesten toplanan ganimet-zekat-sadaka vs toplama mal ile hazine olur...kişiler genelde hazine biriktiremezler..bunu ya ganimet avcılığı ile çalarlar veya miras ile hak etmeden konarlar.ki ,bir manada iki hazinede aktarmadır- devrederek yeni emanetçiye geçer..hazineler kimsenin değildir....alın teri ve el emeği ile kimsenin çok zengin olduğu asla görülmemiştir..dünyada en ağır işlerde çalışanlar -en ağır yükleri çekenler ve en ezilenler daima en gariban-fakirler olmuştur..ki,buna göre emekle hazinesi olsun..ama el emeği helal kazançtır.o gerektiği kadar verir ki bu kesindir.helal ama az kazanç her servetten üstündür ve şifalıdır...korumalıdır...ve bunda bir iş var? acaba bu iş ne iştir :)? sen kendin hazineni buldun mu? bulduysan yılanın hazinedne kalkıp,hazineyi sana devretti mi? ve sen hazineni kullanmayı biliyor musun ? yoksa sen de DEVLET MALI DENİZ YEMEYEN KERİZ mi diyorsun....?


NİÇİN NEFSE SÜSLÜ GÖSTERİLDİ

Ayeti kerimede insanın nefsine süslü gösterilen ve arzulnan unsurlr sayılmıştır.Kadın,çocuklar,altın ve gümüş,binek vasıtaları , ekili tarlalar v.s.Dünyanın düzeni bu şeyler vasıtasıyla devam ettirildiği için nefis bu süslü şeyleri arzulayıp onların peşinde koştukça dünya sistemi devam eder.Ancak,nefse süslü gelen bu unsurların bedeni tamamıyla ele geçirmemesi,zarar vermeyecek dozda olması gereklidir.Çünkü biz "orta ümmet"iz.Doz ayarlaması ise tarikatı aliyelerde mürşitler tarafından yapılır.Çünkü kişi bu mıknatıslarla tekbaşına mücadele edemez.Birde bu işin zulmani olan yönlerniden sonra nurani olan kısımları da vardır.:u da ayrı bir çekim unsuru olabilir.ve kişiye Haşa varlık duygusu verebilir.

Mühr-i Gül ;

Mühr-i Gül ;
Mühr-i gül , sâlike verilen ve başa takılan bir çeşit nişan özelliğini taşır . Her tarîkatta farklı özelliklerde olan mühr-i gül , kısaca gül diye ifade edilir . Başa giyilen arakiye ve takyelere yerleştirilen gül ayrıca “ Celcelûtiye vefki ” olarak da isimlendirilir .
Rivâyete göre “ el öpme ” esnasında mürîdler arasında meydana gelen cezbe üzerine , Ahmed er-Rifâî parmağıyla vefkteki harfleri kuma yazmış , kumu avucuna almış ve müridlerine koklattırmıştır .
Müridler ancak bu şekilde kendilerine gelebilmişlerdir . Rifâîlikte gül takma âdeti bu menkıbeye dayanır . Ma’rifîliğe göre tarikatta bende olup “ şerbetli ” , “ bîatlı ” , zükûr ” (erkek) inâs ” (kadın) ve “müfred ” olan herkese istediği takdirde mühr-i gül verilebilir .
Tarîkat nişanı olan mühür damgasının (gül) ortasındaki dâirede yer alan oniki tîğ , oniki imâm efendilerimize işarettir . Etrafındaki yedi harf; fe, cîm, şîn, se, zâ, hâ ve ze’dir. Her bir harfin kendine has esması mevcuttur . “ Yedi harf ” ve “yedi esmâ”nın “ kevâkib-i seb’â ” üzere olduğu eserden anlaşılmaktadır .
Sırasıyla işaretlerin resmi ve anlamları şunlardır ;
Birinci ; “fe” harfi ve esmâsı Ferdün’dür .
İkinci; “cîm” harfi ve esmâsı Cebbârun’dür .
Üçüncü; “şîn” harfi ve esmâsı Şekûr’undür .
Dördüncü; “se” harfi ve esmâsı Sâbit’undür .
Beşincisi; “zâ” harfi ve esmâsı Zahîr’undur .
Altıncısı; “hâ” harfi ve esmâsı Habîr’undur .
Yedinci; “ze” harfi ve esmâsı Zekiyy’undur .
Yâ dervîş , “Kur’ân-ı ‘azîmu’ş-şân yedi hurûf üzere nâzil olmuştur ” dedin idi . Bizim başımız Kur’ân ‘azîmu’ş-şân’a bağlıdır .
Başımızda gül gibi taşırız . ” demektedir .
Mühr-i gülü kimileri fesinde içinde gizlerken , kimileri de aşikâr kılar .
Mühr-i gül tarikât ehli olmayana karşı gizlenirken ve erbabına aşikâr hale getirilir .
Mânevî hallerin göstergesi olarak değerlendirilen gül, “ Meydân-ı Ma’rifî’de meclis-i irfânda zikir esnâsında , kalben Allah Teâlâ’ya merbûten vahdet-i vücûde girildiğini tasdiken ” hâlin tahakkuk ettiğine işarettir . . ...!!!...
Hazret-i Seyyid Ali Sâbîd er - Rifâİ el - Ma'rifî .