ABDÜLAZİZ BEKKİNE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABDÜLAZİZ BEKKİNE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2021 Cuma

ABDÜLAZİZ BEKKİNE HAZRETLERİ

Yakınları arasında "Hoca Efendi" denilen bir bayan öğretmen Abdülaziz Bekkine hazretlerine gelir ve "Emekli olmak istediğini" belirtir.Hazret gerekçesini sorar:Bayan öğretmen;"Okulda olduğum zamanlar başımı açmak zorunda kalıyorum.Namazlarımı vaktinde kılamıyorum, eve gelince kılıyorum.Emekli olursam namazımı vaktinde kılacağım,başımı açmayacağım" der.

Hazret şöyle der:"Siz emekli olup okuldan ayrılınca sizin yerinize nasıl bir öğretmen geleceğini bilmiyorsunuz.Din düşmanı bir öğretmen gelirse , o yavrucakları zehirlemeye kalkarsa , onun vebalini nasıl taşıyacak, hesap vereceksin.Siz uzun yıllar öğretmenlik yapacak yaştasınız.Şükür sıhhatiniz de yerinde.Bak beni dinle kızım, okulda kılmadığın öğlen ve ikindi namazlarını eve gelince , akşam namazı ile birlikte kılarsın.Başını da okuldan çıkınca örtersin.Baş örtmekten dolayı elde edeceğin sevap , dersi terk etmenin vebalini karşılamaz.Başını açmaktan dolayı sana gelecek olan günahı Allah bana yazsın.Sen işine devam et.Emekli olman için sana izin yok" 

NURETTİN TOPÇU MANEVİYAT ARIYOR

 Maneviyat arayışında olan Nurettin Topçu'yu arkadaşı önce Celal Hoca'ya sonra Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı'ya götürür.Topçu bu zatların bilgilerini beğenir .Ancak arkadaşından şunu ister:"Ben tasavvufun ilmini değil, kendini arıyorum.Ruhuma gıda olacak şeyi bulmak istiyorum"

Fransa Borbon'da okumuş Nurettin'i Abdülaziz Bekkine hazretlerine götürecektir ancak "Ben seni bir yere götüreceğim, ama titizlenmek yok.Orada yere oturmak var.Tahta kaşıkla yemek var".der.Nurettin kabul eder.Abdülaziz Bekkine hazretlerinin kuralıdır:"Kafiri getir bana, kibirliyi getirme".

O akşam Hoca efendinin vazife yaptığı Zeyrek camisine gelirler.Caminin imam evinde Aziz Efendi anlatmaya başlar:

"Avrupa uleması ile bizim ulemayı kıyaslıyorlar.Orada felsefe okurlar.Felsefe aklın şüphelerine cevap arama ihtiyacından doğmuştur.Bir filozofun tamam dediği şeye , bir başkası hayır, tamam değil diyebilir ve karşı çıkabilir.Nitekim çıkıyorlar.Çünkü bakış açıları farklıdır.Felsefe şüphe üzerine kurulu farklı düşünce sistemleridir.Oysa insan sadece akıl sahibi değil, aynı zamanda kalb zahibidir.İnsanın kalbi güven ister, istikrar ve huzur ister.Ve böylece mutlu olmak ister.Aklın ihtiyacı ile kalbin ihtiyacı birbirinden farklıdır.Kalp inanmak ve imanın verdiği güvenle mutlu olmak ister.İnsanı mutluluğa götüren şey , kalbindeki imandır.İman olmadan, yakin olmaz., yakin olmadan da mutluluk olmaz.Aklın esas görevi , imana giden yolu açmaktır.Yoksa aklın durmadan değşen gel-gitlerine ayak uydurmakla mutluluk elde edilemez.Ebedi ve değişmez hakikatı bulmak ve ona bağlanmak lazım.Herkesin aklı aynı olmadığı gibi kendi aklımız da her zaman hep aynı akıl olarak kalmaz.Akıl aynı yerde durmaz , sürekli değişir ve gelişir.Bir kırk-elli yaşına geldiğimiz zaman , onbeşyaşındaki aklımızla düşünmeyiz.Çünkü onbeş yaşındaki aklımız , o yaşla birlikte bizi terk edip gitmiştir.O eski akıl artık bize çok yabancı kalır.O eski aklımızı zaten bizde beğenmeyiz.Bu kadar değişken olan bir şeyle ebedi ve değişmez olan hakikatı nasıl bulacağız.? Oysa kalbimiz, sabit ve değişmez hakikatlara bağlanma ihtiyacındadır.Bunu da bize ancak saf ve samimi iman sunabilir.Zaten iman, kalbin, her türlü şüpheden kurtulup , ebedi ve değişmez hakikata bağlanması demektir.İslamda şüphe yoktur,şüpheyi kesinlikle redederiz.  

13 Kasım 2019 Çarşamba

ABDÜLAZİZ BEKKİNE HAZRETLERİ

İki nokta arasından bir doğru geçer. İkinci bir doğru geçmez. İnsan doğum ve ölüm arasında bu tek doğru üzerinde yürümelidir. Bu doğrunun adı Sırat-ı Müstakîm. Allah’ın Müslümanlara tarif ettiği tek doğru yoldur. Ve Müslümanların da ayrılmaması gerekli tek doğrudur.” Doğmakla ölmek arasındaki istikametimizi böyle açıklıyordu Abdülaziz Bekkine. Dosdoğru olmak, istikametten milim sapmamak… Bu yoldan sapmak çamura saplanmak, hedeften uzaklaşmak, yolda kalmak anlamına gelir. Bu iddialı cümleleri kurmak kolay gözükebilir. Zor olan bu cümleleri yaşamak, pratize etmek. Hem söylemek hem de yaşamak.

 İstanbul’un Zeyrek semtinde ufak bir mescitte imamlık yapıyordu. Mescit ufaktı ama mescidin imamının ilim ve irfanı ummanlar gibiydi. Sohbetine katılanlar, sözlerinin etkisiyle kendisine bağlanırlardı. Sohbet halkasında profesörler, sanatçılar, din adamları, siyasetçiler, bürokratlar yer alırdı. Küçük mescitte büyük dünyalar düşlenir, düşlerin sahiciliğinde olgunlaşılırdı.
Sohbet halkasında yoğunluğu üniversiteli gençler oluşturuyordu
Nakşibendî tarikatının Halidiye koluna bağlı Gümüşhânevi dergâhı şeyhi Abdülaziz Bekkine, 1895’de İstanbul-Mercan’da doğdu. Aslen bugün Tataristan’ın başkenti olan Kazanlı. Kazan’dan göç ederek İstanbul’a yerleşen tüccar Halis Efendi’nin oğlu. Küçük yaşlarda Arapça ve din dersleri alanında eğitim aldı. On beş yaşına geldiğinde ailesiyle tekrar Kazan’a göçtüler. İlerleyen zamanlarda Buhara’ya giderek âlimlerden dini ilimler okudu. Babasının ölümü sonrası İstanbul’a yeniden döndüler. Bir süre ticaretle uğraştı. Sonra Beyazıt Medresesi’ne devam etti. Bu dönemde arkadaşı Mehmed Zahit Kotku ile Gümüşhânevi dergâhına intisap ettiler. Tekirdağlı Şeyh Mustafa Feyzi Efendi’den icazet alarak irşada ve Râmuzu’l ehadis kitabından dersler yapmaya başladı. İstanbul’un çeşitli camilerinde imamlık yaptı. On üç yıl İstanbul-Zeyrek’teki Çivizâde Ümmü Gülsüm Camii’nde görev yaptı. Tekkelerin kapatılması sonrasında irşat görevine evinde devam etti. 1950 yılında ölümünden sonra irşad vazifesini ve cami imamlığını Mehmed Zahit Kotku sürdürdü. Bekkine’nin mezarı Edirnekapı'da, Sakızağacı Şehitliği’nde.

Aynı zamanda şeyhin tekkesi Türk siyasi hayatında önemli yeri olan bir hareketin ilk nüvelerinin atıldığı yer olmuş. Milli Görüş lideri rahmetli Necmettin Erbakan, Bekkine’nin bağlılarından. Erbakan Hoca’nın Abdülaziz Bekkine Hazretleri’ne, ‘Müslümanların partisi ne zaman kurulacak?’ şeklindeki soruyu sorduğu zaman dilimi 1950’ler Türkiye’si. Sonraki akışa baktığımız zaman, bunun bir niyetten çok, belki ileriye yönelik bir ümit ve merakla alakalı olduğunu söyleyebiliriz.” Ayrıca şeyh efendi üniversite öğrencilerine üniversitelerde kalıp akademisyen olmalarını tavsiye ediyor. “Üniversitede kalın, hoca olun.” diyor.

Ruhlarımızın önünde yürüyen o büyük varlığı kaybettim”
Abdülaziz Bekkine’nin çok önemli bir müridi daha var: Nurettin Topçu… Topçu, Sorbon Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan ilk Türk’tür. Felsefe, mantık, sanat tarihi, sosyoloji, ahlak alanlarında eğitim almıştır. Ülkemize döndüğünde çeşitli liselerde felsefe hocalığı yapan, onlarca kitap yazan Topçu, kafasındaki sorulara, çelişkilere yanıt bulamaz. Teorik olarak birçok şeyi bilir ama pratik anlamda zihni itminana erememiştir. Uzun gelgitlerin sonucunda Abdulaziz Efendi ile tanışır. Onunla sohbetleri sonrasında zihin dünyasına yeniden yön verir. Şeyh Efendi’nin dizinin dibinde sükûneti yakalar. Hatta Bekkine’nin ölümü sonrası yaşadıklarını Taşralı kitabındaki ‘Yıldırımın Huzurunda’ bölümünde şöyle anlatır: "Ruhlarımızın önünde yürüyen o büyük varlığı kaybettim. Acılarım, zamanın ve kaderin kollarıyla kucaklanmayacak kadar engindi. Onun, bende şimdi muamma olan son bakışında melek masumluğu ile İlahî bir emir birleşmiş gibiydi. Hicap ile ihtarın bir bakışta böyle birleştiğini ömrümde görmemiştim. Peygamberane sakalının üstünde namutenâhiye kolayca dalan mavi gözler de kapandıktan sonra, sahipsiz kalmıştım. Sanki hakikat ve aşk âleminden atılmış da, gölgeler ve yoksul mücrimler dünyasına sığınmıştım."
Zahirde bir cami imamı olarak görünen ama gönüller fatihi olan Hacı Aziz Efendi iki defa Hacca gitmiş. Ölümü ikinci Haccından sonra. Hac dönüşü hastalanıyor ve vefat ediyor. Zaten “Bu dünyaya kiracı gibi yerleş. Ev sahibi gibi yerleşirsen gitmesi zor olur.” diyerek bu dünyanın faniliğini, geçiciliğini vurgulamıştı. “Mü’minin nazarı öyledir ki, dünyadaki zevk ü sefaya bakar, arkasında Cehennemi görür. Meşakkat ve hizmete bakar, arkasında Cenneti görür. Yani mü’minin nazarı bu dünyaya takılmaz.” uyarısıyla, neye nazar etmek gerektiğini söylemiştir. “Dünyada her şeyin bir ölçüsü, tartısı vardır. Sevginin tartısı da fedakârlıktır. Fedakârlık yapmayanların sevgisine inanılmaz.” sözü de onundur.
M. Orhan Okay, “Kazan Türklerinden Bir Veli” 

  • Şahsında fazilet, feragat, diğerkâmlık gibi erdemleri cem eden Abdülaziz Bekkine’ye binlerce rahmet… Sevgili Peygamberimize komşu olur inşallah.