21 Nisan 2020 Salı

ŞEYHLER MÜFTÜ OLMAZ

İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin şeyhi olan Osman Fazlı Atpazari hazretleri fetva için kendisine müracaat eden kişilere "Şeyhler müftü olmaz" diye taleplerini geri çevirmiştir.

HÜDAİ HAZRETLERİ

Hz.Hüdai sadat-ı kiramdandır.Şecereleri zayi olması nedeniyle yeşil sarmaktan  çekinir,beyaz sarık sarar idi.Zamanı mükaşefelerinde ,Cenab-ı Kibriya efendimiz (sav) tarafından sadattan oldukları ve alametleri olan yeşil sarık sarmalarını emretmeleri üzerine yeşil sarık sarmıştır.Sandukasının başındada yeşil sarık vardır.
Kudumün rahmet ü zevk u sefadır Ya Resulallah
Zuhuru nderd-i uşşaka devadır Ya Resulallah


Nebi idin dahi adem dururken ma vü tin içre
İmamı enbiya olsan revadır Ya Resulallah


Kemali zümre-i kümmel senin nurunla bulmuştur
Vücudun mazhar-ı tamm-ı Huda'dır Ya Resulallah


Seninle irdiler zata dahi enva-ı lezzata
İşin erbabı hacata atadır Ya Resulallah


Hüdayi'ye şefeat kıl eğer zahir eğer batın
Kapuna intisap etmiş gedadır Ya Resulallah

HACI BEKTAŞ-I VELİNİN NESLİ

Zile'de medfun Şeyh Nusret efendinin Velayetnamesinde yazdığı üzre, Hünkar Hacı Bektaşi Veli Hz. Abdülkadir evladındandır. Cenab-ı Gavs'ın oğlu İbrahim'in kızı Saide Hatun çocuğudur.

BEKTAŞİYYE SİLSİLESİ

Bektaşiliğin Hz.Ali efendimize ulaşan silsilesi olduğu gibi Hz.Ebubekir efendimize ulaşan silsilesi de vardır. Hz. Ebubekir efendimize olan silsilesi şu şekildedir:
Hz. Ebubekir-i Sıddık
Hz. Selman-ı Farisi
Hz. İmam Cafer
Hz. Beyazid Bestami
Şeyh Ebül Hasan Harakani
Şeyh Ebu Ali Faremendi,
Şeyh Yusuf Hemadani
Şeyh Ahmet Yesevi
Şeyh Lokmani Horasani
Cenab-ı Pir Hacı Bektaşi Veli

SADİ DERGAHLARI

Sadi dergahları İstanbul, Anadolu ve Suriye'de olmak üzere 33 adet olduğu  belirtilir. Tekkelerin kapatılması ile alakalı olarak sadece İstanbul'da kapanan tekke sayısı 380 nin üzerindedir.

BİR MECZUBTAN TALEPLER

Osmanlı saray memurlarından üçü bir meczubun sohbetinde bulunur.Üç kişi bu sohbetten çok memnun kalır. Meczup onlara:"Gönlünüzde ne arzunuz varsa söyleyiniz, talep ediniz, himmet edeyim" der. İki kişi mevki ve mansıpla alakalı isteklerini söyler. Meczup maksatlarının husulü için himmet ve fatiha etmiş. Şeyh Süleyman Sıdki hazretleri olan diğerini sen de iste deyince hazret:"Son derece fakru mezellet i ihtiyaca giriftar olup, her kapıdan kovulduktan sonra bir şeyhi kamile vasıl olarak, tarik-i fakr u fena da kaim ve hizmeti ubudiyyette daim olayım" demiş, cevaben "Behey evlad niçin öyle divanelik edersin, sen de arkadaşların gibi bir şey iste" buyurunca, Süleyman efendi eski isteğinde ısrarcı olmuş. Meczub ona da himmet ve fatiha etmiş. Sonrasında Kırım'a cihad daveti olunca Süleyman efendi Kırım harbine katılmış, harp esnasında nasılsa askerden uzak kalmış, fakru zaruret halinde, üstünü bit kaplamışken keşif erbabından bir zat  onu alıp, üzerini temizlemiş ve o civarda bir şeyhin hizmetinde bulunmuş. Bir zaman sonra şeyh efendi ona:Oğlum senin ikmalin İstanbul, Eyüp'te taşlı burunda bulunan Şeyh Abdurrahman efendi yanındadır ona hizmet et deyince İstanbul'a dönmüş ve şeyh efendiyi bularak hizmetinde bulunmuştur. Bilahare hilafet almış ve İstanbul'da bulunan Sadi tekkelerinin yarısı Şeyh Süleyman efendiye intikal etmiştir...

SADEDDİN CİBAVİ HAZRETLERİ

SADİYYE kolunun Piridir. 114 yaşında iken Şam'da sırlanmıştır. Zamanın kutbu zamanıdır. Evradı Usbuiyyes mevcud olup 12 esma üzerine talim ve teslik usulü mevcuttur. Sadilerde olan bu on iki esma:LA İLAHE İLLALLAH, ALLAH, HU, HAK, HAYY, KAYYUM, KAHHAR, VAHİD, AHAD, VEHHAB, MÜHEYMİN...

NİYAZ İSTEKLERİ

Ebubekir Nessac hazretleri bir gün münacaatında:"Ya Rabbi, Benim yaratılışımdaki hikmet nedir?" deyince, " Hikmet odur ki , ayine-i ruhunda cemalimi temaşa edeyim ve muhabbetimi gönlüne ilka edeyim"  suretinde manevi ilham gelmiştir.
Ebubekir Nessac hazretlerine sormuşlar:"Didarı mutlakı görmek ne ile mümkün olur?"
Cevabında:"Ayinei talebde dide-i sıdk ile. Zira suyun tasavvuru susuzluğu; ateşin tefekkürü harareti def edemediği gibi, davayı taleb de matlaba eriştirmez. Ta ki bu mevhum varlık yanmalıdır. Gönül gözü, gayreti mücahede ile, ağyara bakmaktan fariğ olmalıdır. Mevtten sonra can halvethanesi, canan tecelliyatı şemiyle ruşena olur. Ekilmiş yere tohum saçılmaz. Yazılmış kağıda yazı yazılmaz.

20 Nisan 2020 Pazartesi

SULTAN AHMET HANIN HZ.MEVLANA TARİFİ

Padişahlar Hazret-i Mevlana'ya bendelikten iftihar etmişlerdir.Üçüncü Sultan Ahmet dahi bu yolda hürmet arz etmiştir:
Mesnevi'sin işitüp Hazret-i Mevlana'nın
Güşvar oldu kulağımda kelamı anın

Def ü ney nale edip Mevleviler etti sema
Eyledik yine sefasın bugün devranın

Emr-i Mevla ile bir himmet ede Mevlana
Gele ayağıma hep kelleleri a'danın

Ceddi alalarıma himmet ide gelmiştir
Ben de umsam yeridir lütfunu ol sultanın

Bahtiya bendesi ol Hazret-i Mevlananın
Taht-ı manada odur padişahı devranın

MECZUBUN CEZBEYE GELMESİ

Kan dökücü Moğollar Nişabur'u işgal ettiklerinde Feridüddin Attar hazretlerini de esir etmişlerdi. Bir Moğol askeri hazreti, esir pazarında satmak istedi. Hazreti tanıyan birisi Moğol askerine 1000 altın teklif etti. Hazreti Attar:"Ben Müslümanların ulusuyum. Bundan daha fazla bedel ile beni satın alırlar" dedi. Moğol akşama kadar bekledi akşam üzeri çarşı dağılırken birisi devesi ile geldi ve devesindeki bir saman çuval karşılığında satın almak istedi. Hz.Pir:"Tamam şimdi değerimi buldum" deyince Moğol öfkelendi ve Hz. Attar'ı şehit etti. Bu hali gören bir meczub ateşi cezbe ile Cenab-ı kibriyaya niyaz ederek:"DİN BÜYÜKLERİNİN EFENDİLERİ VE HAKKAL YAKİN DERECESİNE VASIL OLANLAR, TEKER TEKER MOĞOL ASKERİNİN ELİNDE ESİR VE TELEF OLDULAR. SEN İSE DÜNYA GAYRETİNDESİN. BU REVA OLMAZ. İŞTE BEN DE COŞTUM" deyip elinde kılıç meydana hücum edince, meczubun bu gayretini  görenler ellerine ne geçirdiler ise gayrete gelip Moğol keferelerine hücum ile cümlesini kılıçtan geçirip ümmeti Muhammedin üzerinden böyle bir büyük bela kaldırdılar.

CENNETTEN GELEN HIRKA

Rivayet olunur ki cennetten çıkan bir hırka Şeyh Abdülkadir Geylani hazretlerine giydirilmişti. Ahirete intikalin yakın Hz. Şeyh vasiyet edip:"Benden sonra mağribden bir azizül vücud zat zuhur edecektir. Bu hırkayı ona teslim ediniz" buyurmasıyla Şeyhül ekber Cenab-ı Muhyiddin zuhur ettiğinde bu hırka ona teslim edilmiş ve hazret o hırkayı Sadreddin Konevi hazretlerine emanet etmiştir. Bu hırka bir asır öncesine kadar Sadredin Konevi hazretlerinin türbesinde mevcut iken çalınma korkusuyla oradan alınıp Sultan Selim Camii şerifinin kütüphanesindeki bir kasaya konularak muhafaza edilmektedir....

BÜYÜK LOKMA

Kübreviyyeden ayrılan Nurbahşiyye şubesi şeyhlerinden Şeyh Muhammed Şiri-iMağribi hazlerleri hafi, üveysi meşrep bir zat olup kulluk makamından naz makamına yükselmesi ve öyle bir cil beyan etmesi olmuştur ki, evliyaullah'dan herkes bu kudret helvasını ne yiyebilir ne de yedirebilir.
"Senin zuhurun bendendir, benim vücudum senden
Ben olmasaydım sen zahir olamazdın, sen olmasaydın da ben olmazdım"

NEFSLE CİHAT NE ZAMAN BİTER

Kafa teneşire vuruncaya kadar nefsle cihat devam eder. Nefisle cihadın sulhü yoktur. Dayanabilenler, nefsin hücumlarına müdafaa ile cihat etmişlerdir. Ama öyle yiğitler mevcuttur ki nefs onların yaptıkları cihat oyunundan "el Aman" demişlerdir. Nefs hiç istemediği halde biyolojik ölümü istemiştir tek kurtulayım diye...

ORDU ŞEYHİ

Osmanlı döneminde Sefere çıkan Orduya fiilen iştirak eden ordu Şeyhi ünvanında bir makamı temsil eden Tasavvuf ehli zat bulunur idi, Akşemseddin hazretleri İstanbul'u fetheden ordunun ordu Şeyhi idi. İsmail Hakkı Burvesi hazretleri Balkanlarda cihada kalkan orduya iki sefer ordu şeyhliği yapmıştır. Osmanlı -Avusturya savaşında yaralanmıştır. Gazi olarak Bursa'ya dönmüştür. Halveti mürşidi Şemsettin Sivasi hazretleri bir ordu şeyhi idi. Kanuni'nin Zigetvar savaşına Ordu şeyhi olarak Merkez efendi diye bildiğimiz Hazreti Muslihiddin iştirak etmiştir. Bu müessese, Osmanlı'nın tasavvufa verdiği değerin bir başka yansımasıdır...

DERVİŞ OLAYIM DERSEN

Şeyh Vefa hazretleri derviş olmak isteyenlere kuralları belirtmiştir;
OL TEVHİDİ ZİKR ET,SONRA CÜRMÜNÜ FİKR ET
VARYOLUNA DOĞRU GİT, DERVİŞ OLAYIM DERSEN

     BİR ŞEYHİ KAMİL ARA, NİÇİN OLDUN AVARE,
     NEMAN SÖZ TUT Bİ-ÇARE, DERVİŞ OLAYIM DERSEN.

RÜYAYA YALAN KATMA, ELDEN SÖZ ALIP SATMA
VAKTİ SEHERDE YATMA, DERVİŞ OLAYIM DERSEN

     HER YERDE AYAK BASMA, İHSANDAN ELİN KESME
     ÇOK SÖZE KULAK ASMA, DERVİŞ OLAYIM DERSEN

GAFLET İLE ÇALIŞMA, ÇOK GEZMEYE ALIŞMA
HİÇBİR ŞEYE İLİŞME DERVİŞ OLAYIM DERSEN

     HAK SÖZE İNAD ETME, REFİKSİZ YOLA GİTME
     EYVALLAHI TERK ETME, DERVİŞ OLAYIM DERSEN

ŞEYHLİKDE KUSUR GÖRME, MECLİSİNDE ÇOK DURMA
NAFİLE YERE YORMA, DERVİŞ OLAYIM DERSEN

     HARAM LOKMAYI YUTMA, HİÇ KİMSEYE KİN TUTMA
     ŞEYH VEFA'YI UNUTMA , DERVİŞ OLAYIM DERSEN

ŞEYH VEFA HAZRETLERİ

Tarikatı Zeyniyyedendir. Bir gün zahir ulemasından birisi kendsine İbni Arabi hazretlerinin bir kanaati hakkında soru sorar:"İbni Arabi hazretleri, Firavun hakkında "TEMİZ OLARAK ÖLDÜ" sözü hakkında "siz ne buyurursunuz" demiş. Hazreti Vefa:"Keşke, bizim hakkımızda da böyle şehadet eden iki mümin bulunsaydı" cevabı hikmeti nisabını vermiştir. Keza bir seferinde "Mansur Enel Hak " demiş ne buyurursunuz diyenlere:"Ya , enel-batıl mı desin" şeklinde zarif bir cevap vermiştir.
Şeyh Vefa hazretleri  her nereye başvursa, her ne talep ve arzu etse, lihikmetillah, maksadına nail olurdu. Bir müddet Mısırda bulunmuş, o sene bereketsizlik olmuştu. İnsanlar Şeyh Vefa'ya müracaatta bulundular, hazret dergahı izzete niyazda bulundu bereket eserleri süratle tecelli etti ve Mısır hükümdarı dergahına kadar gelip sohbet etti.
Hac farizası nedeniyle yolculuk yaptıkları gemiyi Rodos korsanları ele geçirip hazreti ve kız kardeşini esir ettiler. Durumu haber alan Karaman emiri İbrahim Bey, Rodos korsanlarının elinden Şeyh efendiyi para vererek satın aldı.
Zahiren celalli bir zat olup aksine sohbetlerinde gayet mülayim ve güleç bir hale bürünürmüş.
Yak beni aşk ateşine Ya Vedud
Kül olunca cümle aza-yı vücud
****
Yazdığın çün ki ezelde dost tağyir eylemez
Her ki ariftir bu remzi bildi tedbir eylemez
"AÇ KAL,BENİ GÖRÜRSÜN;HALKTAN UZAK DUR,BANA ULAŞIRSIN" mealindeki hadisi kutsiyi şu şekilde ifade etmiştir:
TECEVVA' TERANİ; TECERRED, TASIL
SANA BEN GEREKSEMSİVADAN KESİL
Şeyh Vefa hazretlerinin türbesi İstanbul Vefa semtinde olup, mahalle ismini hazretten almıştır.

HIRISTİYANLARA BİR HEDİYE:PASKALYA GÜNÜNÜN TARİFİ

Şeyh Vefa hazretleri (ismi Şeyh Muslihiddin Mustafa Vefa olup Konyalıdır. Musluhiddin b. Vefa diye bilinir. Edirne'de vefat edip kabri şerifi Debbağlar Mah. Şeyh Şücaettin vaviyesine yakındır Tasavvufa, fıkha, musikiye ,şiire ilmi havastan ilmi nücuma vukfiyeti vardır.
Şeyh Vefa hazretlerinin zamanında Hristiyanlarca, Paskalya'nın gününün tayininde ihtilaf çıkmıştı. İlmi nücumdaki ihtisası nedeniyle  kendisine müracaat ettiler ve bu günün belirlenmesini istedilir. Hazret:" Mart ayı içinde giren arabi ayının on beşinden sonra gelen Çarşamba'nın pazara, Paskalya günüdür"demiştir. Bu hesap hiç şaşmamıştır. İla nihaye bir düsturdur. Mart ayını Rumi mart ayı olarak bilmek gerekir, efrenci değildir. Hazreti Şeyhin Hristiyanlara tarihi ve ebedi bir yadigarı ilmisi olmuştur...

BİR CENAZEYE DAVET ŞEKLİ

Bursa da Zeyniler mahallesinde medfun Şeyh Mahmud Hayran-ı Zeyni hazretleri çarşıya çıkmış cümle ihvanını dolaşmış ve "Tekkeye buyurun, bir fakir cenazesi var, hizmetinde bulununuz"demiş, cemaat toplanmış  Ortada bir cenaze görünmeyince beklemeye başlamışlar. O gün kendisi vasılı rahmet-i rahman olmuş, hazır olanları ağlatmıştır...

BİR TEVBE ŞEKLİ

Zeyneddin Hafi hazretlerinin kurduğu Zeyniyye tarikatın mensup Şeyh Abdurrahman Zeyni hazretleri için Hafi hazretleri:BİR AŞK KÜTÜĞÜNÜ YAKTIK, DİYARI RUM'A ATTIK" demiştir.
Manzumesinden dir:
TEVBE YA RABBİ HATA YOLUNA GİTTİKLERİME
BİLÜP ETTİKLERİME BİLMEYİP İTTÜKLERİME

AHMED SENUSİ HAZRETLERİ

Şazeliyyeden ayrılan bir kol olup Mısırda yer etmiştir. Senusiler, hilafet makamına o kadar bağlı idiler ki Trablusgarp İtalyanlar tarafından işgal olunca Osmanlı askerleri ile birlikte can siparane bir şekilde çarpışmışlardır. Ahmet Senusi hazretleri bu nedenle Osmanlı nezdinde hususi bir muhabbete vesile olmuş olup, Padişah kendisini bir denizaltı ile Teryeste limanına getirmiş, oradan gizlici Viyana tarikiyle İstanbul'a getirtilmiştir. İstanbul'da olduğu zaman, Sultan Vahdettin'in tahta çıkışına rastlamış ve padişaha kılıç kuşatmıştır. Sonra Anadoluyu gezmiş irşad faaliyetlerinin yanısıra Devletin düşmana karşı savunulması için çalışmanın İslamiyetin bir emri olduğunu ifade buyurmuştur. 1924 yılında tekrar vatani aslilerine dönmüştür. İhvani müslimin teşkilatının bağlı olduğu tarikat Senusiliktir. Bu tarikatta zikir ve evraddan ziyade sünnete bağlılığı tavsiye ederler.

NASİHAT'I İBRAHİM DESSUKİ

Derviş olan kimse zahiri azalarını (el-/ayak-dil-kulak-göz) zahir şeriatla temiz ve kalbini gafletten tenzih etmek lazımdır.Günahtan kaçınmak zaruri olduğu gibi , hamili Kur'an olanların dillerini şeriatın men ettikleriyle pislemek uygun olmaz. Cümle dervişan ve fukara nazarında muhterem olmalıdır. Siz de ey evlatlarım, onlara muhabbet edip, öyle nazar ediniz. Arifler hasenatını(iyiliklerini) kusurdan addederler. Ebedi saadeti isteyenler her hususta alçak gönüllü olmalıdırlar. Başlangıçta olanlar ruh kapıları açılana kadar açlığı tercih etmelidirler.
Zahiri şeri şerif şeriata aykırı olmadıkça , bir dervişin hal'u şanına ve giyimine ve yediklerine ve içtiklerine itiraz etmeyiniz. Zira dervişleri inkar ve onlara itiraz, muris-i vahşettir. Vahşet ise tarikattan kesilmeyi gerektirir. Şeriat asıldır, hakikat onun Fer'idir. Şeriat, şeri şerifinin hükümlerinin zahiri, hakikatse batını hükümleridir. Evliya makamı bu ikisinde iç içedir. Her ikisine mahsus insanlar vardır.Kamil bu ikisinin arasını cem edendir.
Şeyhlik iddia edipte, Rabbına asi olmaktan sakın. Çünkü o vakit Cenab-ı Hak sana:"Sen ne hayasız adamsın ki bir yandan bana yakınlık idida ediyor, bir yandan da onun tamamen ters işleri yapıyorsun.Bana yakın olmak için o kirli elbiseni yıkamak lazımdır; dava ne vakte kadar karnını haram ile dolduracaksın, adımlarını günahlarına atacaksın .Daha ne kadar uyuyacaksın ki, benim sevgililerim kıyamdadır. Sen müddei yalancı bir iddia sahibisin"buyurur.

İBRAHİM DESSUKİ HAZRETLERİ

Doğum tarihi ihtilaflıdır. Miladi  1206, 1235, 1255 tarihlerinden birisi olabilir. Mısırda dünyaya teşrif etmişlerdir. Şaban ayının son gecesi doğmuştur. Doğumun ertesi günü Ramazan hilaline tesadüf etmekle, keşif sahibi evliyadan olan Şeyh Muhammed b. Harun hazretlerine sual edilmiştir: Bugün ramazanın birinci günü olup olmadığı hususu. Hazret Seyyid İbrahim hazretlerinin ilk kerametini ve kadrini anlatmak için;Varın gidin annesine sorun.Yeni doğmuş İbrahim o gün meme emip emmediğini öğrenin. Annesine sorulduğunda fecr vaktine kadar emiyordu, ama fecirden sonra emmiyor" deyince Şeyh:Annesine varın mahzun olmasın, akşam iftar vaktinde meme emer. Sonra ahaliye haber verin bugün oruçlu olsunlar.

95 YIL SONRA

Tekkeler kapatılalı 95 yıl oldu. En büyük sivil topum/din kuruluşu idi. İnanmak, insanın hücrelerine program edilmiş ilahi bir ihtiyaçtı. Bu ihtiyacı doğru yoldan, doğru vasıtalarla gidermek mesele idi. Derler ki tekkeler zaten kendilerini kapatmışlardı. 95 yıl  önce işlevsiz kalmış, kangren olmuş uzuvlar kesilip atıldı. Bu devrime rağmen inanma ihtiyacının önüne geçilebildi mi? değil. Siyasi irade, merkezi otorite ile bu ihtiyaç giderilemez. Giderilmek istense de ortaya garabet  çıkar. Ekonomik geri kalmayı dine bağlayanlar başarısızlıklarına bahane arayanlardır. Tekkeler kapatılmakla kaynak kurumuş mu? hayır. Necib Fazıl nasıl Abdülhakim Arvasi hazretlerini bulmuşsa, Nurettin Topçu Abdülaziz Bekkine hazretlerini bulmuşsa kıyamete dek mürşit/mürit ilişkisi devam edecektir. Dini şekil ve kıyafete hasreden, yaptığı hac ve umrelerle cennetteki yerini sağlamlaştırdığını ifade edenler sahibüzzamanın zuhurundan sonra şeklin kaldırıldığı ve tarikatların teke inip vaktin sahibine tabi olmanın asıl olduğu bir zamana uyumda zorlanacaklar belkide ilk önce kendileri direneceklerdir. Amelsiz ve riyazatsız zamane çocuklarının "Hakikat" tan başlayacakları bir devir, sanırım Cemal sıfatlarının değil Celal sıfatlarının tecellisi ile tesis olunacaktır. Bugün nasıl ki bu ülkenin bir çok aydını korkudan dolayı konuşamıyorsa belki o gün dahi şekil, suret Müslümanları suret ve kisvelerini terk etmek zorunda kalacaklar, din adına bir istismar(maddi yahut manevi) kalmayacağı içi hakiki dini yaşamak mümkün olacaktır. Ortada sadece Allah ve Resulü kalacak ve onun temsilcisi bir idareci riyasetinde dünya yeni bir yaşama kucak açacaktır. Türkiye bu sistemde merkezde ve belirleyici konumda olacaktır....

ABDULHAMİT'İN ŞEYHİ

Cennetmekan Sultan Abdülhamit Han hazretlernin şeyhi,Şazeliyye tarikanının bir şubesi olarak ayrılan Zeyniyye şubesine bağlı Şeyh muhammed Zafir efendidir.Trablusgarp doğumludur.Kardeşi Şeyh Hamza,Pertevniyal Valide Sultan'ın iltifatına mazhar olmuş,Valide sultan, intisap etmek isteyince şeyh Hamza; Kardeşi Zafir'in ehli kemal birisi olduğunu beyan edip,kardeşini istanbul'a getirmiştir.Sultan Abdülhamit şehzadeliği sırasında bu zata intisap etmiş Unkapanı civarında üç sene ikamet ettirmiş ve tebdili kıyafetle buraya gelip gitmiş.Sultan Abdülhamit, tahta çıktıktan sonra Şeyh Zafir efendi için Beşiktaş'da yıldız yokuşunda bir dergah inşa ettirmiş ve Şeyh efendinin memleketine avdet isteğine muvafakat etmemiştir.Şeyh Zafir efendi 1903 yılında ahirete intikal ettiğinde bu dergaha sırlanmıştır.Hazreti Şeyhin bir manzumesi:
"Bir iş sana havale edildiği zaman , bunda hayır bulursun,
Bu havalede her salike sirayet eden bir sır vardır.
Tedbiri bırakda , şöyle böyle diyen kişinin sözüne kulak ver;
"Ey dost! Hiç bir tedbir alma ki, her şeyin tek maliki kalasın.
Bu malikiyet sez ve fiildedir.Böylece endişelenmekten sakın"

19 Nisan 2020 Pazar

NİL NEHRİNİN KENARINA KADAR TAKİP

Vaktinin süper gücü Firavun'un Hz. Musa ve onun getirdiklerine iman edenleri toptan yok etmek için tüm kuvvetleri ile Nil nehrine kadar takip etmeleri ve son anda mucize ile nehir yahut denizin yarılıp mucize ile inananların kurtulması her devirde gerçekleşecek mucizelerdendir. Bu durumu bugünde Müslümanlar yaşayacaktır. Müslümanlığı hakikat üzre yaşamak isteyenlere gerek içerideki gerek dışarıdaki düşmanlar hücum edecek amma onların kurtuluşu tabi oldukları peygamberin önderliğinde ilahi mucize ile mümkün olacaktır. İçinde bulunduğumuz vakitte, bir virüs tüm dünyayı dize çöktürmüştür. Zenginliğin acziyetlerini, çaresizliklerini önleyemediği görülmektedir. Bu dalganın arkasından daha büyük bir belanın geleceğini Necib Sultanım ifade etti. Hak Teala'ya ziyadesiyle yalvarmamız gerekir ki bu ikinci bela üstümüzden kaldırılsın.Yalvarmak nasıl olur? Kuru kuruya dildeki kelam ile değil. Hak Teala'nın verdiklerinden infak ile, sıkıntı içinde olanlara yardım ile, paylaşma ile olmalıdır...

HAK DAVANIN İŞARETİ

Peygamberler, davetlerinden dolayı insanlardan ücret, ecir ve karşılık istemezler. Bu nedenle ahiret ile alakalı konuşanlar, asla kendileri için maddi talepleri olmayacaktır. Maddi talep içinde bulunanlara şüpheli yaklaşmak gerekir  biir.
Kendilerin fazilet sahibi, maneviyat ehli, kurtulmuş, cennetlik ehli, ibadetten azad edilmiş olduğunu iddia edemezler ki, örneğimiz Cenab-ı Resulullah son nefesine kadar ibadet ve taat konusunda kulluktan asla vazgeçmemiştir, ikii.
Dünya ve dünyanın alaiş ve zevklerine karşı isteksiz olup,yarını düşünmeyen insanlardır. Asla, dünya ile alakalı isteklerini kullardan istemezler. Göz önünde bulunmayı, siyaset içinde olmayı, insanları kendine daveti Allah adamlarında göremezsiniz üüç.
Bu rakamlar çoğaldıkça çoğalır.

HAK TEALA'NIN BİZE TERS GELEN İŞLERİ

Hak Teala, delaleti iman haline getirebilir. Firavunun sihirbazları gibi. İbadetleri yakıp boşa çıkartabilir Rahip Bersisa örneğinde olduğu gibi. O halde "Ben doğruyum, ben hak yoldayım, ben müminim"gibi iddiacı duygu sahiplerini ters köşe işlerinin varlığını geçmiş örneklerde görmekteyiz .Hiç kimse kendi taat ve ibadetinin hayrına itimat etmemelidir. Karşıdaki bir insanın günahı nedeniyle yargılayıp(cehennemliktir, kafirdir v.s) bir hüküm vermemelidir. Bu duygu nefsimizin şaşırtması olup, kendi noksanımızı görmemize manidir. Hak Teala gizli lütuf sahibidir. Mağfiret için günah ve masiva gerekir ki afv ve keremi tecelli etsin...

18 Nisan 2020 Cumartesi

BİZ ŞERİATIN MÜDAFİİYİZ DİYENLER

Şeriatın müdafiiyiz diyenlerin güç eline geçtiği anda nerelere savrulduğunu görmekteyiz. Öye bir savruluş ki, hayat hakkı tanımamak anlamında her türlü baskı. Rakip olacaklara en galiz ifadeler. Hak Teala dini korumaya kadirdir. Haşa ortada Hakk'a rakip olan bir düşman yoktur ki. Sadece dünya leşinden ben fazla yiyeceğim sen yeme diyen köpeklerin savaşı vardır. İlahlık davası eden Firavun için dahi Hz.Musa ve Harun'a "Firavuna yumuşak ve mülayim sözler söyleyin"(Taha 20/44) buyrulur. Nefislerinin esareti bu efendileri Hak Teala'nın bu emrini görmekten kör eder.
Neden böyle? Çünkü, düşmanı dışarıda aramaktalar. Firavunun kendi mülkünü yeksan edecek bir çocuğu sarayında kendi elleri ile beslediği gibi şeriat müdafileri kendi nefislerini beslemekteler...

HAKK'I NEFSİNDE BULMAK

Mürşid-i kamile mülaki olup onun terbiyesi altında nefsani sıfatlardan temizlenen kişi ruhunun yardımıyla nefsinde gizli olanı bulur.nefsinde seyr-fillah ve seyr -maallahda bulunur ve ruhuyla bu vuslattan dolayı Hakk'a hamd ve sena eder.
Ben bilmez idim, gizli ayan hep Sen imişsin
Tenlerde vü canlarda nihan hep sen imişsin
Senden dü cihan içre nişan ister idim ben
Ahir bunu bildim ki , cihan hep Sen imişsin.

KARŞIDAKİ İNSANIN DOĞRULUĞUNU ANLAMAK

Kişinin kalbi temizlenmiş olursa (nefsani kirlerden -kin, hased, şehvet, öfke, v.s)karşısında konuşan bir insanın konuştuğunun yalan mı? doğru mu? olduğunu anlar. Bu mü'mine verilmiş bir özelliktir. Niçin mümin ?diyoruz. Çünkü, Hakk Teala'nın razı olduğu din islam olduğu için.
Eğer kişinin kalbi sıfatı nefsaniyye hicabı içinde ise  böyle bir kalb, illetli ve hastalıklı olduğu için onda doğru bir temyiz olmaz. Öyle bir kalb ruhanilerin doğruluktan ibaret olan  sözlerini yalan veya hile olarak telakki eder. Hatta ruhani olan kimselere bunlar insanları etki altına alıp onları sömürmek peşinde olan sahte kişiler olarak telakki ederler...

MÜMİNİN NİYAZI NİÇİN GEÇ VERİLİR

Hak Teala acz içinde kendisinden niyaz (dua)edilmesini ister. Aslında tüm insanlar Hakk'dan isteyicidir. Hak müminin isteğini geç verir. Sebebi ise, insana en büyük perde sıhhat ve mal imiş. Sıhhati yerinde olan, Hakk'a yalvarma noktasında temsel olurmuş. Keza malı, parası yerinde olanın da aklına Hakk'a yalvarmak gelmezmiş. Bu hal insan oğlunun nefsinin bir özelliği imiş. Bu nedenle Mümin olanların niyazlarına geç cevap verir iken, mümin olmayanların seslerini kesmesi için çabuk verir imiş. Hasta olanın, fakir olanın kalbi hep Hakk Teala ile meşgul olur,"Ya Rabbi" diyerek niyazda bulunur. Zengin olan, sıhhat problemi bulunmayan ise nefsinin hazlarına döner, Hakk'a niyaz hatırına gelmez. Ahiretin sonsuzluğunu ve nimetin genişliğini bilen Rabbım, müminin geçici olan bu dünyevi isteğin geç vererek aslında ona lütfedermiş. Tabi ki anlayana. 
Bülbül ve güzel sesli öten kuşları sesinin güzelliğinden dolayı kafes içinde tutarlar. Kafeste tutmasalar, uçar gider. Karga gibi sesi çirkin olan, kafeste hiç tutulmaz.

17 Nisan 2020 Cuma

GÜZEL SES İÇİN

Cenab-ı Peygamber buyurmuştur:"Mü"min düdük(ud-mizmer) gibidir. Sesini ancak karnının boşluğu sebebiyle güzel çıkarır".
Bu hadiste bahsedilen karnın boş olması,müminin aç, fakir, ihtiyaç sahibi olmasından kinayedir. İnsan aç kalıp fakrü zarurete düştüğü vakit Hakk'a yalvarıp ihtiyacını arz eder. Nimete kavuştuğu vakit ise nimeti vereni düşünmez, şükür ve duaya hacet görmez, benim çalışmamla, hünerimle bu kazanıldı der. İnsan hevai nefsani ve gıllu guş ile dolu olursa, ondan ilhama müstenit marifi ilahi ve hakikatlar husule gelmez. Nefsani sıfattan boş olur, Celali ve cemali sıfatlarla hoş olursa Hakk'ın zatının sarhoşu olabilir...

İNSANA ACZİNİ VE CEHLİNİ BİLDİRMEK

Hak Teala , kulunun  aczini ve cehlini bildirmek , alemi gayba imanını kuvvetlendirmek ve onu hayrete düşürmek için kulun isteklerini talep ettiği ve tamah ettiği yerden değilde bambaşka bir yerden vermesidir. Bu hal onun ilmindeki garip hikmetlerdendir.İnsanın cismaniyeti kendi muhitinin etkisinde kalır ve bir cihete meyl eder ve o maksadının husulünü ister.İnsanın batını ve aynı sabitesi , istidadı hasebiyle onun zahirini nistediği bu halin zuhurunu istemez.Bu nedenle o kulun isteği olmaz.Muteber olan batının ve aynı sabitesinin istediği şeylerdir.Eğer kulun zahiren istediği şey, batının ve hakikatının istediği şeye muvafık ise istek husule gelir.Muvafık değilse , batının isteği olur.Kendisinden dua talep olunan bir veli "Oğlum! Çok edilmedik dualar vardır ki , kabul olunmuştur" demiştir

DELAİLÜL HAYRAT KİTABI

Şazeli şeyhlerinden Şeyh Ebu Abdullah b.Süleyman el-Cezuli hazretlerinin bir kitabı olup bu kitaba şerh yazan Kara Davut nakl ediyor::
Süleyman Cezuli hazretleri bir gün abdest almak maksadıyla bir kuyunun başına gider fakat kuyuda su çekecek bir kova ve ip olmadığından telaş içinde iken bir kız, şeyhin bu halini gördüğünde sebebini sormuş. Hz.Şeyh keyfiyeti söylemiş. Kız:"Efendim cümle alem sizi keramet ile övüyorlar. Halbuki suyu kuyudan çıkarma hususunda mütehayyir kalmanıza taaccüb ediyorum" demiş ve kuyunun başına gelip üfürdüğünde Hak Teala'nın izniyle kuyunun suyu taşmış ve şeyh abdest almış."Kızım bu keramete nasıl nail oldun?" diye sorunca kız : Resululah efendimizin sayesinde nail oldum"demiş. Hazreti Şeyh salavatı şerifeye şiddetle devam etmiş .Bir gece uykusu kaçmış gece yarısından sonra hanımının yataktan kalkıp giyinip dışarı çıktığını görmüş, merakla arkasından gitmiş, karısını takip ettiğinde iki arslanın onun yanı başında refakat ettiğini görür ve su kenarına gelince hanımı su üzerinde yürüyerek ıssız bir adaya gider teheccüd namazını kılıp geri evi döndüğünü müşahede eder. Bir kaç gün bu hal devam edince Hanımına bu işin sırrını sorar. Hanımı senelerden beri salavatı şerifeye devam ederek bu hale ulaştığnı söyler. Hazret:Hangi selavatı söylediğini sorsa da hanımı, bu hali kaybetmemek için söylemez. Bunun üzerine hazret, Cenab-ı Resulullah'dan sadır olan tüm salavatları, kitaplardan araştırıp, salavatlardan oluşan bir kitap yazar ve hanımına takdim ederek"Bu salavatın bu kitapta olup olmadığını sorar. Hanımı kitabı tetkit edip kitabın bir kaç yerinde bulunduğunu söyler amma şudur diye söylemez.
Hazretin virdi bu salavat olmuş. Süleyman Cezuli hazretleri rivayete göre on iki bin yüz atmış beş zat yetiştirmiştir..

SULTAN ABDÜLHAMİD'İN ŞEYHİ

Cennetmekan Sultan Abdülhamid Han'ın şeyhi Zarif efendi olup Şazeli tarikatına bağlı idi. Dergahı Beşiktaş'tan Yıldız'a giden yolun ortasında olup zikir günü Cuma günü idi...

HASAN ŞAZELİ HAZRETLERİNDEN

"Fuhşiyyatın ve menhiyyatın külli ve cüzisinden  ve manen ve maddeten dünyaya inhimak etmekten sakın.Arif ol da nasıl istersen ol.Nasın hayrından, şerrinden kaçtığın gibi kaç.Çünkü onların hayrı kalbine, şerri ise bedenine isabet eder.Kalbe isabet eden ise , elbette bedenine isabet edenden daha zararlıdır..İnsanlara ikramı arzu et, onların ikramını isteme.
Sufilere isabet eden ilmi hakikatın kaynağı , terki ihtiyar ve şeri hükümlere itibardır.Terki dünya hususunda ifrata varma.Çünkü, bir çok himmet sarfıyla dünyadan çıktıktan sonra , belki bir gün fikrü niyyet ve yahut bir nevi irade ve hareketle tekrar onun kucağına yüz döndürmeyesin.Tariakta dahil olmak istersen , her şeyin Allah'dan olduğunu kalben hıfzedip , lisanen halk ile muamelede olduğunu izhar eylemelisin.
Cenabı Hak bir kulunun zilletini murad ederse, o kul kendi ayıplarını görmez.Bir kulun izzetini murad ederse , tevbekar olmak ve içtinap etmek çün ayıbını kendisine gösterir.Hakk7ın senden razı olmasını ister isen , kendi nefs ve iktidar ve kuvvetinden teberri edip , herhalde Cenab-ı hakk'a iltica etmelisin.

ŞEYH EBU MEDYEN HAZRETLERİ

Mısırda zuhur etmiş. Meşhur olması üzerine Endülüs'e hicret etmiştir. İbni Arabi hazretlerinin şeyhidir. Mısırda iken şöhreti aleme yayılınca, halk ziyaretlerine gelirdi. Herkes bereket olsun diye mübarek ellerine yüzlerini ,gözlerini sürerler idi."Nefsinizde bundan dolayı bir övünme hissi duyuyor musunuz?" diye sualde bulunanlara:"Benim halim, Hacerül evsede benzer. Peygamberler ve evliyalar onu takbil ettiler; halbuki onun taşlığı asla değişmez" cevabını vermiştir.
Birisi şeytanı rüyasında görmüş ve sormuş:"Ebu Medyen ile nasılsın?" Şeytan ise:"Benim onu saptırmaya kalkışmam, köpeğin denizlere işemesi gibidir."

EBÜL ALEMEYN

Seyyid Ahmed Rüfai'nin lakablarındandır. Gavsı azam Hz. Abdülkadir Geylani vefat ettiklerinden sonra gavsiyyet dahi kendilerine tevcih buyurulmuş ve bu suretle kutbiyyet ve gavsiyyeti cem eylemiş ilmi zahir ve batında vaktinin feridi olmasından dolayı bu lakab verilmiştir.
Hazret hazreti peygamberin emri üzre siyah sarık sarmıştır. Cenabı Resulullah Mekke'nin fethi günü siyah sarık sararak Mekke'ye girmiştir. Ramazan ve Kurban bayramlarında giydiği siyah bir sarığının olduğunu Cabir (ra) rivayet etmiştir.
Siyah tülbent sarınmak hakikatte, tecelli-i Celal'e mazhar olup ,fenayı külliye vasıl olanların sıfatıdır.

HAİN OLURUM

Hazreti Ahmed er- Rufai buyurdular:"Benden sırrı- Leylayı sordular. Keenne ben bilmiyormuşum  gibi, red ile cevap verdim."Sen onun eminisin; sırlarına vakıf olduğun aşikardır. Herhal de söyle " diye ısrar ettiler."Onun sırlarından haber vermiş olursam, emniyeti suiistimal etmiş, belki hain olmuş olurum" dedim.
Bu sözün zahiri ve batıni hakikatleri vardır.
Zahiri budur ki :Bir kimse, bir kimseyi emin addeder,mahremi esrar makamına kor da ona başındaki ahvali haber verirse, o kimse onu başka şahıslara ifşa etmemek gerekir, ederse na-merddir.
Batıni si şudur ki:Leyla'dan maksat zat-ı Hak olup , onun harimi inayetine dahil olan evliyaullah , derecei tevhidde vakıf oldukları esrarı naehle ifşa edemezler. Na-ehil olanlar o esrara tahammül getiremezler. Delalete düçar olurlar. Rububiyet sırrının keşfi küfürdür.

TECRÜBE EDİLMİŞ BİR İSTEK

Seyyid Ahmed er-Rufai hazretlerinin halifelerinden Ebubekir El-Hivari hazretlerinden nakledilmiştir ki:Her kim bir hacetten dolayı sıkılr ise kurtulmak için iki rekat namaz kılıp yüz kerre selatü selam getirsin ve bunu tenha olan bir yerde yapsın. Peygamberimize ve ashabına fatiha okuduktan sonra ayakta iken Seyyid Ahmed Rufai hazretlerinin kabirlerinin bulunduğu Basra'de bulunan türbesine dönüp tam bir itikat ve gönülden (*) duayı okuyup hacetlerini zikretsin. Ruhu şerifine, evlat ve halifelerine ve müridanına okusun. Tecrübeyle sabittir maksad hasıl olur.
Dua (*):EY EBUL ALAMEYN ! SENİN HİMMETİN HAZIR, SIRLARIN VE İNAYETİN AÇIKTIR. CEDDİN MUSTAFA HAKKI ÇİN, BABAN ALİYYÜL MÜRTEZA HÜRMETİNE VE ANNEN FATIMATÜZ ZEHRA KERAMETİ İLE BANA RAHMETİNİ İNDİR, İNSANLARIN EN HAYIRLISI OLAN CEDDİNE YÖNELT. HACETİMİN YERİNE GELMESİNİ SAĞLA. AKLIM KARMAKARIŞIK OLDU, BANA VESİLE OLAN YOLLAR KAPANDI, ÇAREM TÜKENDİ. BANA YETİŞ, EY VELİLERİN AHMED'İ; EY MÜTTEKİLERİN NURU; EY DUALARA İCABET EDEN; EY İYİ KORUYUP GÖZETEN; EY AHMED ER RÜFAİ. BANA RAHMETİNİ İNDİR, BANA RAHMETİNİ İNDİR, BANA RAHMETİNİ İNDİR"

SEYYİD AHMED RÜFAİ'NİN TALEBİ

Cenab-ı Resulullah'ın türbesini ziyarete geldiğinde "es-Selamü aleyke ya ceddi" deyince "ve aleyke's-selam  ya veledi" cevabı alınmıştır.Bu karşılıktan hasıl olan vecd ü şevk, Hazret-i Rüfaiyi Cenabı peygamber'in mukaddes elini öpmek ricasına cebr ve sevk ettiğinden,
Naibim olup zemin-i hücreni takbil için
Ruhumu irsal ederdim hal-i bu'dide şeha
Hazır oldu şimdi ieşbu devlete cismim dahi
Sun elin bus edeyim cana lebim bulsun safa
"Ya Resulallah, sureta uzak olduğum zamanlar hak-i pak-i ravzanı takbil için manen ruhumu gönderir idim.Şimdi ise , müşahede-i cismaniyye nimeti nasip olmuştur.Mübarek elini uzat ki ,leb-i hasretim behre-yab-ı hazz u sürur olsun"
Cenab-ı Resulullah bu talep üzerine kabrinden eli uzandı, Hazret-i Rufai bu eli öptü.
Bu hadiseye o kadar çok kişi şahit oldu ki reddi mümkün değildi. Hazret-i Rufai, babüsselam kapısının önüne yatarak insanların üzerine basarak dışarı çıkmasını istedi. Avamı nas üzerine bası, ziyaretçilerin havassı başka kapılardan çıktı.

KASİDE-İ TAİYYE

İbni Fariz hazretlerinin 750 beyitlik. Seyrü süluku, şeyhlerin ahvalini ve hakikat zevklerini ihtiva eder. Rüyasında Cenab-ı Resulullah (sav) bu eserin ismini "Nazmüs Süluk koy" demiştir. Bu kaside hakikat nazarında pek mühimdir. Hazreti Sadettin konevi hazretleri, Kur'an gibi, her mecliste bir beyit okurlardı. Halifesi Eyki hazretleri derdi ki:"Sufiyyuna, bunu ezberlemek farzdır." Suriye ve Mısır'daki aşık sufiler bunu ezberlerdi.

BÜLBÜLLERİN YUVADAN UÇMASI

Haydar Baş, Seyyid idi. Necib Sultanımın ifadesidir. Siyasi partiler içinde Seyyid bulunan bir diğeri Hüdapar imiş. Bu neslin siyasetle uğraşması ayrı değerlendirilmesi gereken bir konu. Bloğun önceki yazılarında da geçtiği gibi Vakit geldiğinde-ki bu vakitten anladığım sahibüz zamanın geliş vakti olsa gerek-tüm tarikatlar teke inecek, tarikat meşayıhı kalmayacak hususu idi. Son yüzyıl içerisinde irfan dünyamızı aydınlatan çerağların ebedi aleme göçmesinden sonra yerlerini dolduracak kimselerin gelmemesi ilginçti. Gelecek olan Zat'a tabi olmak hususunda kargaşa olmasın diye bu hikmete mebni bu tecelli olmakta imiş. Şu anda irfan dünyamızı aydınlatan zatlarda sanırım dünyasını değiştirecekler ve yerlerine yenisi yetişmeyecek. Sistem değişikliğine kimler kendini adapte edebilecek.yahut bir başka anlatımla yeni geleni tanıma ve kabullenme noktasında ehli şeriat ve ehli tarikat nasıl bir imtihan verecek...

AHMET YÜKSEL ÖZEMRE

Hatay Dörtyol'da bulunan mimar Ömer Özel anlattı. İstanbul Fen fakültesinde okuyorum. Memlekete döneceğim, bir valiz lazım oldu. Valiz almak için Kapalı çarşının mercan bölgesine gittim. Valiz satan dükkanların önünde delallar bağırarak müşteri celb etmeye çalışıyorlardı. Bir dükkanın önünde taburesinde oturan elinde teşbih çeken ancak müşteri çağırmayan birisi dikkatimi çekti. Dükkanına girdim alışveriş yaptım. Adamın dış görünüşünden inançlı birisi olduğunu anladım ve kendisine:Kusura kalmazsanız bir soru soracağım dedim. Adam:Buyur evlad dedi."Ben bir gazetede tasavvufla alakalı bir haber okudum. Bana tasavvuftan bahseder misiniz?"deyince adam sevinç içinde bana: Ben bilmiyorum ama bilen birisini hemen çağırayım dedi. Birazdan dükkana üç kişi geldi. Okuduğum okulu sordular:Ben İstanbul Fen Fakültesi deyince dediler orada Ahmet isimli bir hoca var. Bir de bir asistan ismi söylediler. Ben:Ahmet hoca bizim atom fiziğine gelir, tanıyorum dedim. Adamlar benim tasavvufu sormamdan neşe duydular.
Ahmet Yüksel Özemre, bir gün nötronların difüzyonu dersinde :"Bu gün size nötronları göstereceğim" dedi. Laboratuvara indik, deney aletleri hazırlanmıştı.Hoca:Şu levhada nötronların sesini duyacaksınız dedi. Gerçekten de söz konuş levhada sesler duyulmaya başlandı.Gözün gördüğünü kulak duymuyordu.
Ömer Özel, kırk yıl sonra Ahmet Yüksel Özemrenin ne olduğunu, Trabzonda,liseden talebeleri olan öğrencilerin kendisini Trabzon'a davetlerinde Melami şeyhi olduğunu öğrenmiş...  

İKİ HATADAN SONRA DOĞRUYU BULMAK

Sülukun başlangıcında salik iki hata içindedir. Birisi Hakk'ın vücudunu ayrı görmek, ikincisi kendi vücudunu ayrı görmek. Birincisinde Hakk'ın vücuduna bir sınır koymak olur ki bu hatadır. Kendi vücudunu müstakil görmek ki ikiliktir(şirktir). Hakk'ı uzakta gören ona ulaşmak için sefere çıkar. İkinci hata dahi budur.Zira kur'an da VE NAHNÜ AKREBÜ İLEYHİ MİN HABLİL VERİD"(Biz ona şah damarından daha yakınız"(Kaf 50/16) buyurur.Salik bu iki hata ile süluktan sonra maksud olan Hakk'ın beraberliğini insanı kamil terbiyesi altında zevkan ve halen anlar. Ondan sonra der ki "Eğer bilse idim bu beraberliği, bu seyrü sefere çıkmazdım.
Seyrü seferi iki türlü anlamak gerekir. Birincisi dünyada insanı kamil bulmak için yapılan sefer. Buna afakta sefer denilir. Diğeri ise mürşidi bulduktan sonra onun terbiyesi ile nefsin emmareden başlayarak yukarı doğru yaptığı sefer ki buna enfüste seyir derler. Belki bu iki seferi de yapmak gereklidir...

"NEREDE OLSANIZ HAK TEALA SİZİNLE BERABERDİR" AYETİ

Hadid suresi 57/4 ayetidir. Hak Teala, vücud-i vehmi sahibi ola nbu alem-i kesafette "Nerede olsanız Hak Teala sizinle beraberdir" buyurdu. Velakin bu beraberliğin nasıl olduğu anlaşılmamak için kalbi ikilik aleminde müstağrak(sarhoş) olan aklı cüz'i ile mühürledi. Ve bu manayı aklı cüzi mührü ile mühürlenmiş olan kalbin kulağına makus ve ters gelsin ve müstakim (doğru) gelmesin diye söyledi. Zira hakikatten gafil olan bir kalb bu sözü işittiği vakit, Hakk'ın beraberliği onun vücudu mutlakının kendi şuunatı ile beraberliği, yani sıfat ve esmasıyla beraberliği  olduğunu idrak edemez; ve Zat-ı Hakk'ı hadisatı kevniyyeden sırfen tenzih için kelam ehli gibi Hakk'ın ilminin beraberliğine kani olur ve Hakk'a ve eşyaya ayrı ayrı birer varlık ispat eder. İmam Rabbani rahmetüllah bu zümredendir ve Mektubat isimli kitabında bu manayı ispat için beyhude yorulmuş, Ebul Hasan Harakani, İbni Arabi, Hz.Mevlana efendimize itiraz etmiştir.

KAL EHLİNE,KİTABİ OLANA,KONUŞMAYI ESAS ALANA

Hz.Pir Mevlana Efendimiz, Divan-ı Kebir'de buyurur:"Ey dilin sözü! Ne vakit ben senden müstağni olup marifet güneşi olan şah-ı hakikinin ve Hakk'ın sayesine gelmiş olayım! Ya Rab! ecelden evvel beni ilimden ve bu ilm-i zahir ile amelden ve hususiyle bütün ağızlarda dolaşan ilm-i mantıktan fariğ et".
Necmeddin-i Kübra hazretleri dahi başlangıcında zahir ilimlerde tek ve emsalsiz iken sonunda şu rubai'yi söylemiştir:
"Bir kaç zaman ilim ve akıl ile çalıştım; ilim kasdında ve tedrisinde bulundum. Bildim ki, hem akıl düğüm ve hem ilim hicab idi. Her ikisinden dahi bizar oldum."

ARANILANI KENDİNDE BULMAK

Avamı nas Hakk'ı bulmak için seferlere çıkar. Seyahatler eder. "Biz onlara ayetlerimizi afakta ve nefislerinde göstereceğiz"(Fussilet 41/53) ayetinde bulunan tertip üzre Hakk'ı evvelen afakta ve kendi nefsinin haricinde arar; insanı kamilin terbiyesi ve nazarı ile sonra nefsinde bulur. Aşık Yunus bunu şöyle belirtmiştir:
Dervişlik baştadır, tacda değildir
Kızdırmak oddadır, sacda değildir
Ararsan Mevla'yı kendinde ara ;
Kudüs'te Mekke'de hacda değildir.

UMMADIĞI YERDEN RIZIKLANMAK

Bu kavramdaki"rızıklanmak" maddi ve manevi olabilir. Talak suresi 65/2-3 ayetinde belirtilir:"Allah'dan korkup maasiden perhiz eden kimse için Hak Teala bir mahrec ve bir mahalli halas yaratır ve ona zannetmediği yerden rızık verir; Allah'a tevekkül eden kimseye o Allah yeter,Muhakkak Allah emrini eriştiricidir. Allah Teala her şey için muayyen bir miktar yarattı"
Anlatılır ki "Mücahitlerden birisi çok yıllar gece uykusunu feda etmiş ve Hakk'ın tecellisini bekler vaziyette olmuş. Muradı bu kadar mücahedeler neticesinde hasıl olmamış ve bir gece uyku bastırdığından yastığı çekip uyumuştur.Ve bu uyku esnasında muradı olan tecelliye mazhar olmakla , o yastığı yanında taşımıştır. O zamandan sonra devamlı uyku içinde olmaya çalışır imiş.

KİTABİ OLANLAR

Bu tabirden kastedilen her şeyin Kitapta yazılı olduğunu ve bu yazılanlara riayet edildiği takdirde maksadın hasıl olunacağını sanıp, yola tek başına çıkanlardır. Hakikat yolundan agah olmayan bir kimse bu itikad ve dava ile bu yolda yüz sene gitse ve çeşitli mücehedat içinde kendi kendine çalışsa, körlük üzerine gider ve onun bu gidişi bu hakikat yolunun hesabından değildir ve hakikat yoluna gitmiş sayılmaz. Belki hayal yolunda çırpınır durur. Zira insanı kamilin rehberliği olmaksızın kendi kendine mücahede edenlere nefis ve şeytanın birçok hayalat gösterdiği ve bunlarında o hayalatı hak ve hakikat zannettiği evliya menkıbelerinde anlatılmıştır. Bu haller "Biz kitap ve sünnet dairesinde gidiyoruz" diyerek kendilerini mürşidi kamilin rehberliğinden ve irşadından müstağni gören ahyar ve ebrar zümresinin halleridir. Bu nasihatlar bu zümre ehline tesir etmez, hatta nefret ederler. Ahyardan Muhammed Birgivi 'nin Tarikatı Muhammediyye isimli kitap, bunların şahididir.
Zahir uleması kendi ilim ve amellerinin Hakk'a ve hakikata vasıl olacağı fikrinde olup, kendilerini bir mürşide tabi olmaktan müstağni görürler...