KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
17 Eylül 2017 Pazar
SÜLUKUN VE VUSLATIN MANASI NEDİR?
Bu soruya şöyle cevap verilmiştir:Sülukun manası huyları, amelleri ve marifetleri süslemektir.Bu da zahiri ve batını imar etmekle meşgul olmaktır.Kul tüm bunları yaparken nefsini Rabbiyle meşgul eder.Ayrıca vusyata ermek için batınını temizlemekle meşgul olur.Vuslat ise kişiye Hakk7ın açık bir şekilde keşf olması ve kişinin O'nda müstağrak hale gelmesidir.Bu kimse marifetine baksa Allah'dan başkasını bilmez.Kalbindeki niyet ve düşüncesine baksa Allah'dan başka bir düşünce ve niyet bulamaz.Kul müşahedede ve düşünce bakımından bütünüyle tamamen Allah ile meşgul olur.Bu duruma eren kimse artık zahirini ibadetle batınınıda ahlakını güzelleştirmekle imar etmek için nefsine iltifat etmez.Bunlar taharettir ve taharet de başlangıçtır.Nihayet ise kişinin külli anlamda nefsinden sıyrılıp soyutlanmasıdır.Böylece "o., sanki O'lur"İşte vüsat da budur.İmam Gazali hazretleri böyyle ifade etmiştir.
ŞERİAT/HAKİKAT MUKAYESESİ
Kaf suresinin 8.nci ayetinde "Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık)"buyrulmuşturAyette belirtilen "tebsıra" ve "zikra" kvramları için Alimlerden biri şöyle der:"Tebsıra" kişinin Allah Teala'nın kendisi üzerindeki lütufları bilmesidir."Zikra " ise kişinin her halde Allah Teala'nın kendisine olan muamelesinden her birine ibretle bakma şükrüyle meşgul olması için her an nefsine bu nimetleri sayıp dökmesidir.
ODemişlerdir ki:"Tebsıra ve zikra" şeriat ve hakikat şeklinde iki isimdir.Tebsıra hakikat, zikra ise şeriattır.Şeriat vasıta hakikat ise mükaşefe ile olur.Şeriat şart üzere hizmettir.Hakikat ise müşahedeye dayanan yakınlık tır.Şeriat kötülük yapmamak, hakikat ise kendini kaybetmek, kendinden geçmektir.Şeriat ehli emirleri yerine getirip günahlardan kaçınanlardır.Hakikat ehli olanlar ise kendinden kaçıp birliğe koşanlardır.Şeriat ehlinin kıblesi Kabe'dir, hakikat ehlinin kıblesi ise arşın üstüdür.Şeriat ehlinin durağı hesap meydanıdır.Hakikat ehlinin durağıise Hazret-i Sultan'dır.Şeriat ehlinin semeresi cennet, hakikat ehlinin semeresi ise Rahman'ın rızası ve likasıdır.
ODemişlerdir ki:"Tebsıra ve zikra" şeriat ve hakikat şeklinde iki isimdir.Tebsıra hakikat, zikra ise şeriattır.Şeriat vasıta hakikat ise mükaşefe ile olur.Şeriat şart üzere hizmettir.Hakikat ise müşahedeye dayanan yakınlık tır.Şeriat kötülük yapmamak, hakikat ise kendini kaybetmek, kendinden geçmektir.Şeriat ehli emirleri yerine getirip günahlardan kaçınanlardır.Hakikat ehli olanlar ise kendinden kaçıp birliğe koşanlardır.Şeriat ehlinin kıblesi Kabe'dir, hakikat ehlinin kıblesi ise arşın üstüdür.Şeriat ehlinin durağı hesap meydanıdır.Hakikat ehlinin durağıise Hazret-i Sultan'dır.Şeriat ehlinin semeresi cennet, hakikat ehlinin semeresi ise Rahman'ın rızası ve likasıdır.
16 Eylül 2017 Cumartesi
BÜYÜK İŞLERDE KÜÇÜK ADAMLARDAN YARDIM İSTEMEK
BÜYÜK İŞLERDE KÜÇÜK ADAMLARDAN YARDIM
İSTEMEK
Altı yıl önce suriyede işler karışıp
insanlar kaçışmaya başlayınca bir can ,Azizim NecibSultanıma bu konuyu
sormuştu.Sultanımın o günkü beyanı”Evlad ! Esed’ebir şey olmaz”.Bu sözü Devlet
Başkanı Hafız esed’in makbul bir kişi olduğu şeklinde algılamamak gerekir.Sosyal
olaylarda,Li hikmet’in denilen hikmet gereği olan şeyler ceryan eder.Bunları
ise ancak HakTeala’nın aziz kulları görebilir ve müsaade edilen miktarca ehline
söylenilir.Bu nedenle bir ulusun kaderini ilgilendiren zahiri konularda mutlaka
idarecinin ,millet adına karar verirken maneviyatla birlikte istişare ve
hareket etmesinde yarar vardır.Aksi halde dayak yiyeyerek gerçekleri öğrenmekte
bir yoldur amma hiç tercih edilmemelidir.Çünkü yenilecek dayak,en hafifinden siyasi
hayata mal olabilecektir.Bugünkü haberlerde Cübbeli,Meclisin savaş kararı
aldığı rüyasını gördüğünü ifade etmiştir.Be mübarek! radar ve görüntü makinenen
etkinse daha ötesini de söylesen ya.Nasıl
olsa Peygamberi ve getirdiği kitabı yalanlayanlar hemen söyliyecekler:”Rüyalarla
devlet idare edilir mi?kafayı yemiş! Gibi bir yığın hezeyanlar olacak.Sabırla beklemek
gerek.Çünkü Reisimiz çok büyük laf etmişti:Tekkeye mürit aramıyoruz
diye.Aradığını sabırla bekleyelim.
Hükemadan Büzürcümhür’e “Sasaniler’in
içinde senin gibi birisi olduğu halde nasıl oldu da işleri bu şekilde karıştı?”
diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:”Büyük işlerde küçük adamlardan yardım
istediler.Dolayısıyla işleri bu halegeldi.”
Şeyh Sa’didemiştir ki:
Ey Padişah,eğer nasihatımı dinlersen,
Hiçbir kitapta bundan daha iyi nasihat
yoktur.
Memuriyet akıllı insan işi değilse de ,
Sen akıllıdan başkasına memuriyet verme.
Hallacı Mansur hakkında da kafa
karışıklığına düşmüşler, hakikatı yalanlayıp katline fetva vermişlerdi.Dolayısıyla
da işleri darmadağın olmuştu.O kadar ki , vezirin makamı yakılmış ve vezir
katledilmişti.Sonra iş halifeye kadar ulaşmış, ona da yapılacak olan
yapılmıştı.
Alimlerin sultanı
Hz.Mevlana CelaleddinRumi’nin babası hakkında kafakarışıklığına düşmüşler, onu
Belh’den sürmüşlerdi.Akibet Cenab-ı Hakk’da onları yerlerinden sürgün etti.,
onların köklerini kazıyacak bir düşmanı musallat edip acı bir azap tattırdı.
GÖZÜ KUVVETLENDİREN ŞEYLER
Cenabı Hakk gözlere daha münasip olduğu için semayı yeşilyaratmıştır.Çünkü yeşile bakmak gözü güçlendirir kibu bir hikmettir.Allah’ın yarattığı her şey alemde bulunanlara bir hikmet ve fayda içindir.Hadis-i Şerifte şöyle buyurulur:”Üç şey gözü kuvvetlendirir:Yeşiyle, akarsuya ve güzel yüze bakmak”
İbni Abbas (r.a) şöyle söylemiştir:Uyurken göze sürme çekmekve –beyaz hariç- diğer ernkler gözün bakışını kuvvetlendirir
KURAN HATMETMENİN MAKBUL ŞEKLİ
Bu usul (Hz.OSMAN (r.a)’IN TERTİBİ)dir.
Rivayet olunur ki Kuran-ı kerim’i Haccac zmanında otuz cüze taksim ettikleri zaman yedi kısma ayırmışlardı.Selefi Saylihinden glen bir rivayette denir ki:Kim Kuran-ı Kerimi zikredeceğimiz surette hatmeder de dua ederse duası makbul olup haceti kendisine verilir.Bu Hz.Osman (r.a)’nın tertibidir.Cuma günü Kuranı Kerimin başından ENAM SURESİNE KADAR,Cumartesi günü Enam suresinden Yunus Suresine kadar,Pazar günü Yunus suresinden Taha suresine kadar,Pazartesi günü Taha suresinden Ankebut suresine kadar,Salı günü Ankebut suresinden Zümer suresine kadar,Çarşamba günü Zümer suresinden vakıa suresine kadar,Perşembe günü de Vakıa suresinden sonuna kadar okur.
ASIL MİNNET SAHİBİ
“Onlar İslam’a girdikleri için
seniminnet altına sokuyorlar.De ki .Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın.Eğer
doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size
lütufta bulunmuştur”(Hucurat 17)
Zahirlerini sana teslimetmeleri ile seni
minnet altında bırakmaya çalışıyorlar.De ki:Siz Müslüman olmanızı; yani
zahirinizi bana teslim etmenizi başıma kakmayın, çünkü bu sizin serkeş
nefislerinizin tabiatından değildir.Bilakis asıl minnet sahibi size hidayet
edip imanı nasip eden Allah’dır.Çünkü kalplerinize iman yazısını o
yazmıştır.Böylece iman nuru kalplerinizin kandilinden nefislerinizin fanusuna yansımış da
nefisleriniz İslam nuru ile nurlanmış ve
aydınlanmıştır.Sizin zahirdeki islamınız Allah Teala’nın batınınıza koyduğu
iman ağacının bir dalıdır.
ALLAH HUZURUNDA DAVALAŞMAK
Umumi davalaşmak;Mümin olsun Kafir olsun tüm insanların dünyada iken aralarında geçenlerle alakalı olarak birbirleri ile Rabblerinin huzurunda davalaşmalarıdır.İlk Davalaşacak olanlarla alakalı olarak
1-Hz.Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:”Bu ümmetten Rab Teala’nın huzurunda ilk davalaşacak olan Ali ve Muaviye’dir.
2- Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:”Kıyamet günü birbiri ile ilk davalaşacak olan kadın ile erkektir.Vallahi ,Kadının dili konuşmayack, ama el ve ayakları kendi aleyhine olmak üzere , işlediği yüz kızartıcı şeylere şahitlik edecektir.Erkeğin el ve ayakları da eşine yaptığı eziyetler hakkında aleyhine şahitlikte bulunacaktır.
3-Yine Hazreti Peygamber (sav)şöyle buyurmuştur:”Rab Teala’nın huzurunda Osman b. Affan7ın hakkını arayan kimse ben olacağım !”
Ebu Said Hudri demiştir ki:Biz, Rabbimiz bir,dinimiz bir, kitabımız bir olduğu halde bizim davalaşmamız acaba nedir?derdik.Hz.Osman şehid edilince,Sıffın savaşı gerçekleşipte bir kısmımız bir kısmımıza kılıç çekince “Evet işte o bu imiş” dedik.
Hatta Ruh ve cesedin huzuru ilahi’de birbiri ile davalaşmasıda olacağı söylenir.Cesed ruha:”Ben yere atılmış bir kütük mesabesinde edim.,hiçbir şeye gücüm yetmezdi” der.Ruh da:”Ben de sadece bir rüzgar idim.Hiçbir şeye gücüm yetmezdi” diye cevap verir.Bunun üzerine onlara şu kör ve yatalak misali verilir:Kör yatalağı taşımakta , yatalak ta köre yol göstermektedir..Yatalak gözü ile yol gösterirken , kör de ayakları ile onu taşımaktadır.
BİR EFENDİYE BAĞLI KÖLE,BİRDEN ÇOK EFENDİYE BAĞLI KÖLE
Kuran ayetlerinin güncelliği hususu önemlidir.Bu güncelliği ise zahirde dindeki mücedditler ile batında ise kalbi temizliği yapmış olanlara Cenabı Hakk’ın ilhami yaptığı güncellemedir.Buna bir anlamda “fabrika ayarlarına dönmek” de denilebilir.Zümer suresinin 29 ayetinde bir örnek verilmiştir.”Allah, çekişip duran bir çok ortakların sahip olduğu bir adam(köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir.Bu ikisi eşit midir?Hamd Allah’a mahsustur.Fakat onların çoğu bilmezler”buyurulmuştur.
Köye kime denir.Bugün hukuksal anlamda kölelik yoktur.Ancka duygu ve düşünsel ve ekonomik anlamda vardır.Asıl kölelik Fert anlamında,kişiye hakim olan içsel efendilere sahip olmaktır.İçsel efendiler nefsin sahip olduğu kuvvetler olup bunlara heva denilir.Kişinin bedenine bu duygular hakim ise o kimsenin cesedi bir köledir.ve bu kölenin ayetin belirttiği birden çok efendisi mevcut demektir.Sadece Allah’a yönelen ve ona kavuşmayı dileyen bir kimse ise Tek efendiye sahip bir köledir.Efendisi çok olanın halide zordur.Efendiler arasındaki zıtlıklar o köleyi zora sokar.Ama Efendisi Tek olan ve Yüce olan ise sonunda o köleyi nimetlere ulaştırır.
Ayette,dünya,aile ve diğer muhtelif meşgalelerin ve dağınık düşüncelerin kendisini cezbettiği kimse ile Kendisini sadece Allah’a veren ve O’ndan başkasının kendisinde hiçbir pay sahibi olmadığı,dünya ile de hiçbir alakası olmayan , ahiretten(sırf cennet arzusundan) uzak kalmış,Allah’a yakın ve O’na yönelmiş kimsenin denk olmadığı işaret edilmiştir.Dünyaya rağbet eden kişiyi muhtelif şeyler meşgul eder.Bu nedenle kendisini Rabbine ibadete tam olarak tahsis edemez.İbadette bile olsa kalbi dünya ile meşgul olur.Dünyay değer vermeyen zahid ise dünyanın tüm meşgalelerinden geçmiştir,hem korkarak hemde ümid ederek ibadet eder.Arif ise her iki cihandan geçmiştir.O, Rabbine kavuşma şevki ile ibadet eder.Bu yüzden tembeller ve talibler ,yolda kalanlarla Hakk’a vasıl olanlar birbirine denk değildir.
KAYIPLARIN EN BÜYÜĞÜ
Hikaye edilmiştir.Bir Müslüman eşeğini kaybetmişti. Onu aramaya çıktı.O sırada bir Mecusi karşısına çıktı.Mümin onun yanından hemen uzaklaşarak şöyle dedi:”Allah’ım! Ben bineğimi kaybettim, bu adam ise dinini kaybetmiş.Onun musibeti benimkinden daha büyük.Benim musibetimi onun musibeti gibi kılmayan Allah’a hamd olsun! “
FARKINA VARILMAYAN YERDEN GELEN AZAP
Zümer suresi 25 ayeti “Onlardan öncekiler (peygamberleri)
yalanladılar da farkına varmadıkları bir yerden onlara azap çattı”
buyurulmuştur.”Farkına varmadıkları bir yer” kavramı tehlikenin gizli bir yerde
olmasıdır ki zahiren bu insanın nimet içinde eminlik içinde bulunduğu bir durum
içine gizlenmiş tehlikedir.Zenginlik,saltanat insan nefsinin rahat olduğu,emin
olduğu, hoşa giden bir durum olmakla,o durumun hep devam edeceği duygusuuyla
kişiyi aldatıp gaflete sokup dünyaya insanı daha çok balayan ve Hakk’dan
uzaklaştıran bir durum olmakla kişi nimetin altındaki tehlikeden
habersizdir.Azap onlara sıhhat, nimet ve sevinç
görünümünde gelir.Hiç kimse bunların azap olacağının farkına
varmaz.Kalbe en çok acı veren ayrılık beklenmedik ayrılıktır.
15 Eylül 2017 Cuma
ALLAH TEALANIN KULU KENDİNE ÇEKİŞİ
Alemlerin Rabbi olan Allah
ürküp kaçmış olanı lütuf kemendi ile din din yoluna çekmek istediğinde , önce
onun SADRINA nazar eder kisinesi hevadan ve bidatlardan arınsın ve sünnet
caddesinde sapasağlam dursun.Sonra onun KALBİNE nazar eder ki onu dünya
pisliklerinden ve kendini beğenme ,
hased,kibir,riya,hırs,düşmanlık ve ahmaklık
gibi beğenilmeyen huylardan temizlensin ve vera yoluna girsin.Sonra onun
FUADINA nazar eder ve onu halktan ve
dünya ilişkilerinden keser.Onun gönlüne ilim ve hikmet pınarı açar.Hidayet
nurunu onun gönlünün hediyesi kılar.Şöyle buyurur:”O, Rabbinden bir nur
üzeredir.”.Sonra onun ŞEGAFINA nazar eder.Onu su ve topraklıktan çıkartır, fena
mahallesine kor.
Nur üç kısımdır:Biri
dilde, diğeri gönülde, bir diğeri ise tendedir.Dilin nuru Tevhid ve
şehadettir.Tenin nuru hizmet vetaattir.Gönlün nuru ise şevk ve
muhabbettir.Dilin nuru cennete ulaştırır.Tenin nuru Firdevse ulaştırır.Gönül
nuru dosta kavuşmaya ulaştırır
TECESSÜS ÖRNEKLERİ
Hz.Ömer (r.a) bir gece dışarıda dolaşıp şüpheli şeyleri teftiş ediyordu.Bir kapının aralığından gelen ışığa baktı ve içerideki duruma muttali oldu.Bir topluluk oturmuş şarap içiyordu.Nasıl yapacağını bilemedi.Mescide girip Abdurrahman b. Avf (r.a) ‘ı çıkardı ve o kapıya getirdi.O da içeri baktı.Ömer (r.a)ona, ne yapalım diye sordu.O da şöyle cevap verdi:Vallahi biz Allah’ın nehyettiği bir şey yapmaktayız.Çünkü biz tecessüs edip kendilerini bizden gizleyen bir kavmin ayıbına muttali olduk.Allah7ın setrettiğini ortaya çıkartmamız doğru olmaz.Hz.Ömer “Çok doğru söyledin.” Dedi.ve akabinde oradan ayrıldılar.
ZANNIN GÜNAH OLANI
Hucurat suresi 12 ayeti “Ey İman edenler! Zannın çoğundan kaçının.Çünkü zannın bir kısmı günahtır.Birbirinizin kusurunu araştırmayın…”
Süfyanı Sevri (r.a9 şöyle der:Zan iki türlüdür;birincisi günahtır ki bir zanda bulunup onu dile getirmendir.İkincisi günah değildir; bir zanda bulunup dile getirmemendir.Zannın bazısının günah olmasından murad , dile getirdiğin ve konuştuğun zannın günah olmasıdır.
BİLEREK VE İBLMEYEREK İŞLEDİKLERİMİZ
Efendimiz (sav) buyurmuştur :”Allah’ım
bilerek bir şeyi sana ortak koşmaktan yine sana sığınırım.Bilmediğim şey için
de senden mağfiret dilerim.”Bütün peygamberler vahiyden önce de vahiyden sonra
da günahtan masumdurlar.Bir alışkanlık olarak kelime-i şehadet getirmenin küfrü
ortadan kaldırmadığı;dolayısıyla da Allah’ın rızası olmayan söz ve fiiled kasdı mahsusla rücu etmek
gerekir.
ADALET ÜZERİNE
ADALET ÜZERİNE
Hak Teala’nın buyurduğu
Kur’an ayetlerini dinle,
Ey Davud! Şeklinde hitap
olarak gelen ayetleri,Ki sana halifelik verdik,
Halk içine bu sebeble
gönderdik,
Mülke adaletten bir temel
kurasın diye,
İnsanlar arasında adaletle
hükmedesin diye,
Kimde adalet ve kanun
yoksa
Halifelik makamından
uzaktır.
Şeytandan zulüm dersi alan
kişiye ,
Nasıl gerçek halife
denilebilir?
O, Allah’ın emirlerinin
zıddını meslek edinmiştir.
Şeytan’a vekil olmuştur.
Hak Teala padişahlardan
adaletten başka bir şey istemez.
Gök ve yer adaletle ayakta
durmaktadır.
Padişahın bütün halk için
çoban gibi olması gerekir.
Koyun sürüsüne kurt
gelince,
Çobanın bağırması,
Sürü kurttan kurtulsun
diye olur..
Çoban kurt ile işbirliği
yapmışsa
Bu durum sürü için büyük
felaket olur.
Kimin gönlü adalete
meyilli ise ,
İnsanların malına tamah
etmeyi bıraksın.
Tamah ve adalet ,ateş ve
su gibidir.,
Her ikisi de bir yerde
nasıl durabilsin?
Allah’ın halifesi olmaktan
,
Kötülüğü emreden nefis
doymaz, tatmin olmazsa ,
Altın ve gümüşten doyması
daha zordur,
Bazen duldan, bazen
yetimden çeker alır.
(Silsiletü’z-zeheb)
HELAK EDEN ÜÇ ŞEY
Bir hadiste buyurulmuştur ki:”İnsanoğlunu helak eden üç şey vardır ki , bunlar;Boyun eğilen cimrilik, tabi olunan heves ve kişinin kendini beğenmesidir.”Hevesler öyle mükemmel saptırıcıdır ki bu mükemmellik başka hiçbir şeyde bulunmaz.Çünkü heveslerin , peygamberleri , Allah yolundan saptırmak suretiyle bu zatlarda bile tasarruf etme ihtimali vardır. Ki bu, Allah Teala’nın Davud’a “heveslerine uyma, sonra bu, seni Allah’ın yolundan saptırır”buyruğundan anlaşılır.
Padişahlık nasıl zor bir iştir.Hz.Davud (a.s) peygamberlik derecesinin kemaline ve celaline rağmen , böyle bir işin yüklerini taşımakla memur olarak şöyle bir hitabı işitmenin ağırlığına muhatap oluyor:”İnsanlar arasında hak ile hükmet”.İnsanlar arasında adalet ile hükmet, adalet ve insaf ile hükmü icra et, ayağını doğru yere bas , batıl yolla nefsin arzusuna uymayı , Hakk’ın muradına uymaya tercih etme.Çünkü bu durum seni,bizim rızamıza uyma yolundan saptırır.
İNSANIN HALİFELİĞİ MEVZULARI
İnsani ruh , Allah’ın hem zatının hem de sıfatlarının halifesidir..Zatının halifesidir;çünkü O’nun taşkın ve cömert varlığı sayesinde vasıtasız olarak vücud kazanmıştır.Bu bakımdan onun varlığı , Allah7ın varlığnın halifesi olmuştur.Sıfatlarının da halifesidir;zira ruhun sıfatları ,Allah’ın sıfatlarının cudundan vasıtasız olarak oluşmuştur.Şu halde halifenin varlık sahnesin çıkışından sonra ki bütün varlıkvücud) ve sıfatlar da zat ve sıfatları itibarıyla Allah’ın halifesinin halifesi olmaktır.Bu durum,Allah’ın halifesi oluş keyfiyeti insan bedeni , mevcudatın esfeli safilini ve feyz-i ilahiyikabule elverişli en son şey ve halifelikten en az nasibi olan şey haline gelinceye dek sürüp gidecektir.
Allah insanı yeryüzündeki halifesinin halifesi kılmayı murad edince , ruhunun halifesi için konaklamasına elverişli bir konak yaratmıştır ki o “beden”dir.;kendisinin (c.c) , hükmünü icra edeceği(istiva)bir arş hazırlamıştır ki o da “kalp”tir. Ve halifesine bir hizmetkar tayin etmiştir ki o da “nefis”tir.Şayet insan,Allah’ın insan cinsini yaratmış olduğu fıtrat özellikleri üzere kalabilmiş olsaydı, ruhu ,Hak’dan feyzab olur ve Hakk’ın halifeliğini kalb arşına akıtır; kalb, ruhun halifeliğini nefis hizmetkarına;nefis kalbin halifeliğini bedene,bedende nefsin halifeliğini Allah’ın arzına, yani dünyaya akıtırdı ve böylece bütün bu sebeb ve vasıtalar sayesinde ruh, Allah’ın arzında ,O’nun hüküm ve emirlerini şeriatın fermanlarına göre uygulayan bir “halifetullah” olurdu.
HALİFE KILINAN ÜÇ KİŞİ
HALİFE KILINAN ÜÇ KİŞİ
Hz.Adem (a.s).Hz.Davud
(a.s) ve Hz.Ebubekir Sıddik (r.a)
Halifelik insanın kendi
kendine iktisap ettiği bir şey olmayıp
,dilediğine fazlından ihsan ettiği bir özelliktir.Halifelik istidadı yalnız
insana mahsustur.Her insan potansiyel olarak halifeliğe istidatlı yaratılmış
olsa da halifelik derecelerine bilfiil sadece ender şahsiyetler mazhar
olabilir.
14 Eylül 2017 Perşembe
HAZRETİ DAVUD'A VERİLEN HİKMET VE HÜKÜMRANLIK
Sad suresi 20 nci ayeti “Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş, ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik”buyurulmakla,Hz.Davud’a verilen “hikmetle alakalı” şunlar denmiştir.
İbni Abbas (r.a) der ki:Bir kimse birisi hakkında “Benim sığırımı çaldı” diye bir iddiada bulunmuş,fakat delil getirememişti.Allah daDavud’a çaldığı iddia edilen kişiyi “öldür”diye vahyetmiş.O da durumu adama bildirince , adam şöyle demiş:”Doğru söylüyorsun, ey Allah’ın peygamberi! Allah beni bu çalma yüzünden değil, bu adamın babasını hileyle bir yere götürmek suretiyle öldürmüş olduğum için cezalandırıyor.”Bu itiraftan sonra Davud (a.s) adamı katlettirmiş,bunu duyan insanlar da “Hergangibiri günah işlediği zaman , Allah bunu ona bildiriyor” diye düşünerek ondan korkmaya başlamışlar ve böylece insanların gönlüne saldığı heybet daha da artmış.
Hikmet iki türlüdür:1-Konuşulup anlatılan hikmet ki bu şeriat ve tarikat bilgisidir 2-Sükut geçilen , anlatılmayan hikmet ki buda avam alimlerin-kendileri için zararlı ve helak edici olacağından- gerektiği şekilde muttali olamadıkları hakikat sırlarıdır.
İŞRAK/KUŞLUK NAMAZI
Sad suresinin 18 nci ayetinde geçer.Hz.Davud peygamber kılmıştır.Efendimiz SAV Mekke’nin fethi günü Ebu Talib’in kızı Ümmühani’nin evine gelmiş,su istemiş,gusül abdesti alarak güneşin doğup etrafı ısıttığı bir vakitte bu namazı kılmıştır.Kuşluk namazı olarak anılır.Bu namazla alakalı olarak Efendimiz sav buyurmuştur:”Her kim sabah namazını cemaatle kılar , sonra güneş doğana kadar Allah’ı zikreder, sonra da iki rekat namaz kılarsa , kendisine tam bir hac ve tam bir umre sevabı verilir.”
Kuşluk namazı iki ,dört,on iki rekat olabilir.Dört rekat kılınıyorsa fatihadan sonra ilk rekatta Şems suresi,ikinci rekatta Leyl suresi,üçüncü rekatta Duha suresi dördüncü rekatta inşirah sureleri okunur.
HAZRETİ DAVUN'UN ORUCU VE NAMAZI
Cenabı Hakk'ın hoşuna giden oruç türü Hz.Davud (a.s)’ın tuttuğu oruç şekli idib:ir gün oruç tutar diğer gün tutmazdı.Bu şekilde tutulan nafile oruç şekline savm-u Davud denir.Yine bu şekilde oruç tutmanın güç olduğu ifade edilir.Bir hadisi şerifte Efendimiz (sav) buyurur ki:”Oruçların Allah’a en sevimli gleni Davud’un tuttuğu oruçtur.O, bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı.(Nafile) namazların Allah’a en sevimli geleni ise, yine Davud’un kıldığı namazdır.O, gecenin yarısını uyuyarak geçirir, üçte birinde ayakta olur,altıda birinde yine uyurdu.”
Böyle bir namazın Allah için en sevimli namaz olmasının sebebi , nefsin gecenin üçte ikisinde uyuması durumunda daha hafif ve ibadete karşı daha istekli olmasından ileri gelmektedir.
SABIR ÜÇ UNSURDAN OLUŞUR
SABIR ÜÇ UNSURDAN OLUŞUR
1. Şikayeti bırakmak,
2. Gerçekten hoşnut olmak
3. İlahi hükmü gönül hoşluğu ile kabul etmek
ÖLÜMÜ ÜÇ KİŞİ İSTER
Sehlh b. Abdullah Tusteri
(k.s) der ki:Ölümü ancak şu üç kişi ister:
1. Ölümden sonra neler olacağını bilmeyen,
2. 2. Allah’ın güç dairesinden kaçan,
3. 3. Allah’a ulaşmayı şiddetle arzulayan bir Allah aşığı”
13 Eylül 2017 Çarşamba
KAFİRLERİN KALPLERİ
Kafirlerin kalpleri,Hakk’ı
unutma hastalığı yüzünden mizacları bozuk olduğundan değişmiş olan akıl
dengelerine göre onlara sihir gibi göründü.Dosdoğru sözlü biri de yalancı gibi
göründü.Mümine nübüvvet ve velayetin kabulü kolaydır.Kafirin kalbi Allah’dan
yüz çevirmeğe alışmış olduğundan
Peygamber ve Veliler hakkında ileri geri konuşmak,onlarla harbetmek onların ayrılmaz bir parçası olmuştur
BİR GÜNAHTAN DOLAYI AYIPLAMA
"kİM BİR MÜMİNİ TEVBE ETTİĞİ GÜNAHTAN DOLAYI AYIPLARSA, MUHAKKAK ALLAH tEALA ONU O GÜNAHA MÜPTELA KILAR VE DÜNYA VE AHİRETTE O MEVZUDA ONU REZİL EDER."
Fıkhi bakımdan mesele şöyledir:Eğer bir adam salih bir kimseye;ey fasık,ey facir, ey habis, ey muhannes, ey mücrim, ey ibahacı, ey cife/leş, ey aptal, ey habis kadının oğlu, ey facir kadının oğlu, ey hırsız, ey kafir, ey zındık, ey kahpe çocuğu, ey fücura razı olanın/kahtaban oğlu, ey luti, ey sübyancı, ey faiz yiyen, ey şarapçı, ey deyyus, ey beynamaz, ey münafık, ey hain, ey zinakarların sığınağı, ey hırsızların barınağı, ey haramzade" derse kendisine tazir cezası verilir.
Kim iblisin sözünden ve fiilinden tevbe etmeyip kendi nefsine ucub ile , başkasına hakir gözle bakarsa işte onlar zalimlerin ta kendileridir.İblis ile beraber lanet ve tard yoluna grmişlerdri.Cenabı Hak buyurur:"Bilin ki, Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
Fıkhi bakımdan mesele şöyledir:Eğer bir adam salih bir kimseye;ey fasık,ey facir, ey habis, ey muhannes, ey mücrim, ey ibahacı, ey cife/leş, ey aptal, ey habis kadının oğlu, ey facir kadının oğlu, ey hırsız, ey kafir, ey zındık, ey kahpe çocuğu, ey fücura razı olanın/kahtaban oğlu, ey luti, ey sübyancı, ey faiz yiyen, ey şarapçı, ey deyyus, ey beynamaz, ey münafık, ey hain, ey zinakarların sığınağı, ey hırsızların barınağı, ey haramzade" derse kendisine tazir cezası verilir.
Kim iblisin sözünden ve fiilinden tevbe etmeyip kendi nefsine ucub ile , başkasına hakir gözle bakarsa işte onlar zalimlerin ta kendileridir.İblis ile beraber lanet ve tard yoluna grmişlerdri.Cenabı Hak buyurur:"Bilin ki, Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
HAZRETİ SAFİYYE'NİN ŞİKAYETİ
Efendimizin hanımlarından Safiyye binti Huyey (r.a)ağlayarak Resulullah (sav)'e geldi.Ya Resulallah bana "Ey Yahudinin kızı Yahudi"diyorlar".Efendimiz sav ona şöyle buyurdu:"Onlara deseydin ya "Benim babam Harun,amcam Musa, eşim de Muhammed aleyhisselamdır"
Her türlü lakap takmanın fısk olduğu ve böyle bir şey ile imanın bir arada blunmasının çirkin olduğudur.Buna göre Yahudi Zeyd,Hırıstiyan Amr,Kafir Bekir,Fasık Halid gibi ifadeler bu kabildendir.Bu sözler Hucurat suresinin 11 ve 12 nci ayetlerinin kapsamına girer
"...birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir.."
Her türlü lakap takmanın fısk olduğu ve böyle bir şey ile imanın bir arada blunmasının çirkin olduğudur.Buna göre Yahudi Zeyd,Hırıstiyan Amr,Kafir Bekir,Fasık Halid gibi ifadeler bu kabildendir.Bu sözler Hucurat suresinin 11 ve 12 nci ayetlerinin kapsamına girer
"...birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir.."
GIYBET ETMEK BAŞKALARININ AYIPLARINI ARAŞTIRMAK ÜZERİNE
hUCURAT SURESİNİN 11 VE 12 NCİ AYETLERİ insanların ayıplanmaması hakkındadır.Gıybet etmemek ve başkalarının ayıplarını araştırmamak esestır.Fasıktan bahsetmek bu hükme dahil midir?Dahil olmadığı söylenmiştir ancak bazı incelikler mevcuttur.Efendimiz (sav)"Facir kimseyi içinde bulunduğu durumla birlikte anın ki, insanlar ondan uzak dursunlar." buyurmuştur.Hadisteki gerekçe, facirin ayıplarını zikretmenin ancak bu maksadla caiz olacağını gösterir.O gerekçe de insanların ondan uzak durmasıdır.Değilse dili tutmak gerekir.Zira bu tür şeyleri söylemekle temiz lisan kirletilmiş olur.Yine bu meyanda bazı meşayihlerin şeytanı hiç lanetlemediği rivayet olunur.Çünkü böyle bir şeyin dili gereksiz şeylerle meşgul etmek dışında bir faydası yoktur.Ona düşman olmak sadece lanetlemekle değil , ancak ve ancak muhalefet etmekle olur.Efendimiz sav buyurmuştur ki:"Başkalarının ayıplarıyla uğraşmayacak kadar kendi ayıbıyla uğraşana ne mutlu!"
AĞIZDAN ÇIKAN SÖZ
İbni Mes'ud'dan şöyle noklonulmuştur:"Bela ağızdan çıkan söze bağlıdır." Ben bir kelp(köpek) ile alay edersem kelbe çevrilmekten korkarım.Çünkü mmin yaratılana değil , yaratana bakması gerekir.Mahluk onun eseridir, kendi elinde güzellik, çirkinlik vb.hususlarda hiçbir şey yoktur .Lokman (a.s)'a denildi ki:"Yüzün ne çirkin!" O da şöyle cevap verdi:"Sen bu sözünle nakşı mı yoksa Nakkaşı mı ayıplıyorsun?"
MARUFU KERHİ HÜRMETİNE..
Maruf-u Kerhi bir gün talebesi Seriyyi Sakati 'ye(k.s)demiştir ki:"Eğer senin Allah katında bir ihtiyacın olursa O'na benimle yemin et."Zamanında mektupların üzerine "Ma'ruf-u Kerhi hürmetine.."şeklinde bir ifadenin yazılması adeti buradan gelmektedir.Allah en iyisini bilendir.Bağdatlılar der ki:"Marufun kabri mücerrep(tecrübe edilmiş) bir tiryaktır(ilaçtır).yani orada yapılan duaların kabul edildiği tecrübe ile sabittir.
DOST NEDİR?
Bu soruyu bir filozofa sormuşlar:Dost nedir? O da cevap vermiş:İsmi olup cismi olmayan şey.
Fudayl bin İyaz,Süfyan-ı Sevri’yededi ki:Meyledip dostluk kuracağım birini bana göster.O da şöyle karşılık verdi:Bulunmayan bir yitiktir bu sorduğun
İnsanlar arasında en uzak yola çıkan , salih bir kardeş bulmak için yola çıkandır.
Kardeşlik Efendimiz (sav) tarafından konulmuş bir sünnettir.Efendimiz (sav)muhacirler ve ensar arasında kardeşlik ilan etmiştir.
DİN KARDEŞLİĞİ HUKUKUNDAN
Din kardeşliği hukukundan bazıları şunlardır:Kendin için istediğini kardeşin için de istemen, onu sevindiren şeyin seni de sevindirmesi, onu üzen şeyin seni de üzmesi, onu senden yardım istemek zorunda bırakmaman,Eğer isterseona yardım etmenZalimde olsa, mazlum da olsa ona yardım etmen.Zulmüne mani olmak da ona yardım etmendir.Hadiste şöyle geçer:
“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir.Ona zulmetmez, ona hakaret etmez. Kim kardeşinin ihtiyacı olduğunda onun yanınd olursa böyle kimsenin ihtiyacı anında Allah’da onun yanında olur.Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir.Kim bir Müslümanın kusurunu örterse Allah da kıyamet günü onun kusurunu örter.”
Din kardeşin günah işlediğinde onun adına da tevbeedeceksin.Hasta olduğunda ziyaretine gideceksin
NESEP KARDEŞLİĞİ/DİN KARDEŞLİĞİ
Nesep kardeşliği ancak nutfelerin menşei
aynı sulb olduğnda gerçekleşir.Aynı şekilde din kardeşliğnin nutfelerinin
menşei de nübüvvet sulbüdür.Nutfelerinin hakikatı ise Allah’ın nurudur.Onların
aralarını düzeltmek , kalbin yüzeyinden beşeriyet perdelerini kaldırmakla
olur.Böylelikle nur, nur ile buluşup tek bir nefse dönüşürler.Hadis-i şerifte
şöyle buyurulur:”Müminler tek bir nefis gibidirler, eğer tek bir uzuv
rahatsızlanırsa cesedin diğer bölgeleri ateş ve uyksuzluk ile ona iştirak
ederler.”
CİHAD MEVZULARI
Batında heva ve hevesle cihad,dışarıda din düşmanları ve kafirle cihad.Hak ve hakikatın açıklanmasında hüccet ve delilleri koymakla yapılan cihad.
Kafirleri def etmek için yapılana cihad denir.”Bizim yolumuzda cihad ediniz”(Hac 22/78) ayeti bu üç durumu açıklar.Zahirde cihad edenin nasibi rahmettir.İctihad ile cihad edenin nasibi ismettir.Ha7t ile cehd edenin nasibi ise kavuşma ikramıdır.Her üç kimse için gerekli şart şudur:Allah için, Allah yolunda gayret eden kimsenin hil’atı hidayettir.
Kafirleri def etmek için yapılana cihad denir.”Bizim yolumuzda cihad ediniz”(Hac 22/78) ayeti bu üç durumu açıklar.Zahirde cihad edenin nasibi rahmettir.İctihad ile cihad edenin nasibi ismettir.Ha7t ile cehd edenin nasibi ise kavuşma ikramıdır.Her üç kimse için gerekli şart şudur:Allah için, Allah yolunda gayret eden kimsenin hil’atı hidayettir.
HİDAYET MEVZULARI
Hidayet Vehbi ve kesbi olmak üzere iki kısımdır.Vehbi olan hidayet , Allah’ın bir hibesidir.Bu kesbi olana göre daha önde gelir.Kesbi hidayet kulun çalışması ile elde edilir ve Vehbi olana göre ikinci derecede yer alır.Allah Teala’nın “Bizim uğrumuza mücahede edenleri…”ayeti (ankebut 69)mevhibe hidayetinin kulun uğraşmakla elde ettiği hidayetten öncelikli olduğuna işaret eder.Kulun gayret sarf etmesi , bu tohumun meyvesidir.Vehbi hidayet tohumu , Allah'ın inayeti ile kulun tabiat arzına ekilmeseydi , gayret ve uğraşma bitkisi o yerde bitmezdi.Bu ekilen şey kulun mücahedesini artırıp-yetiştirmeseydi, kesbi hidayet mahsulü ile semere vermezdi.
Hafız der ki:
Bir kısmı çalışıp çabalamakla dosta kavuşmak istediler
Bir kısmı da işi takdire havale ettiler
Bazı büyükler demiştir ki:Nübüvvet ve risalet saltanata benzer; ilahi bir vasıf olup kulun kesbine ve kazancına bağlı değildir.Velayet ise vezirlik gibidir.,bunda kulun kesbi söz konusudur..Dolayısıyla vezirlik nasıl ki, kesb ile elde ediliyorsa, velayet de kesb ile elde edilir.
BRAHMANLARIN,FİLOZOFLARIN MÜCAHEDESİ
Brahmanlar ve filozoflar nefisle mücahedeederler ancak onların bu mücahedesi , müşahedeye sebeb olmaz.Çünkü onlar mücahede yaparlar ama en önemli şartı unuturlar.O da “halis olarak bizim uğrumuzda” olma şartıdır.Onlar; heva,dünya, halk,riya,gösteriş(süm’a),şöhret,baş olma arzusu böbürlenme ve mahlukata tekebbür uğruna mücahede ederler.Allah için mücahede eden önce haramları terk etmekle mücahede eder.sonra şüpheli şeyleri terk etmekle uğraşır ,sonra da fuzuli işleri terk etmeğe gayret eder,sonra nefsi tezkiye için başka alakalardan kesilmeğe çalışır; sonra tüm vakitlerinde kalbini meşgul eden şeylerden arındırmağa gayret eder; kötü huylardan tahliyeye ve kalbi tasfiyeye çalışır.Sonra her iki aleme iltifatı terketmekle, dünya ve ukbadan kat-ı nazar ederek ruhunu ziynetlendirip yüceltmekle mücahede eder.Bu şekilde Allah’ın dışındaki şeylerden tamamen kesilerek mücahede edenler Allah’a vuslat v visal yollarına ulaştırılır.
CİHAD ETMEK
CİHAD ETMEK
Ankebut suresi 69 ayeti:”Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz.Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir” ayetinde “Bizim uğrumuza” ifadesi geniş manaya gelir.Bu kavram,Allah Teala’nın şeriatını yaşamak ve yaşatmaktan tutun en büyük cihad olan kendi heva ve hevesimize karşı koymak olan büyük cihadı içerir.Mücahede kelimesinin anlamı ile büyükler kendi mertebelerine uygun çeşitli beyanlarda bulunmuşlardır.Mücahede; gözü kapamak,dili tutmak ve kalbi havatırdan korumak.Bütün beşeri adet ve alışkanlıklardan çıkmak mücahedeyi eder”Niyet,kasd ve yönelişler de mücahedeye dahildir denmiştir.
Kim şeriatla mücahede ederse cennete ulaşır.Kim tarikatla mücahede ederse Hüda’ya ulaşır.Marifet ve masivadan uzaklaşmakla mücahede eden kimse Zat-ı Süphaniye vasıl olur ve onunla mülaki olur.
Biz onları bizi bulma yollarına ulaştıracağız.Bir hadisi kutsi de Allah Teala buyurur ki “Dikkat edin!Kim beni talep ederse beni bulur.Kim bana bir karış yaklaşırsa , ben ona bir zira yaklaşırım.
ZEBUR’DA DENİR Kİ:
Benim Ma’bud beni ararsan bulursun
Benim maksud; beni istersen bulursun
Eğer beni aramakta acele ederse
Muradını hemencecik elde eder.
Mesnevi’de der ki:
Ağır da hareket etse, hızlı da hareket etse
Arayan sonunda bulur
İki elinle birden aramaya çabala
Çünkü arayış, yolda iyi bir kılavuzdur.
ANEKDOTLAR
ANEKDOTLAR
*Kabenin bulunduğu harem
bölgesine şirke bulaşmış müşrikler giremediği gibi , kalp haremine de iddiaya
düşmüş bir iddiacı giremez.
*Kimin bakışı sahih ise
,hak şahidlerinden birini görünce onnla
Hakka istidlal eder ve rabbani ayetleri tekzip etmez.
12 Eylül 2017 Salı
BU DÜNYA HAYATI
“”Bu dünya hayatı sadece
bir eğlenceden bir oyundan ibarettir.Ahiret yurduna( oradaki hayata) gelince ,
işte asıl yaşama odur.Keşke bilmiş olsalardı”(Ankebut 64)
Dünya için senin dünyan ,
Rabb'inden seni meşgul eden şeydir denilmiştir.
Mesnevi de der ki:
Dünya nedir? Allah’dn
gafil olmak, kumaş, para, tartı, kadın değil,
Peygamber , din için
yüklendiğin mala “O ne güzel maldır” dedi.
İçindeki su gemiyi
batırır.Altındaki su ise gemiye destektir.
Malı mülkü gönlünden
kovduğu için Süleyman yoksul diye adlandır.
İçzi hava dolu kapalı
testi , deniz suyu üzerinde yüzer gider.
İçinde yoksulluk havası
olan insan dünya denizi üzerinde durabilir.
Tamamı onun mülkü olsa da
, bu mülk onun gönül gözünde bir hiçtir.
İBRAHİM ETHEM'İN ÜÇ MUTLULUĞU
İbrahim Ethem (k.s) ‘den şöyle anlatılır:Ömrüm boyunca dünyada üç mutluluk yaşadım.Bu üç mutluluk sebebiyle nefsimi kahır ettim.Antakya şehrine vardım.Başı açık yalın ayak yürüyordum.Herkes beni kınıyordu.Birisi “Bu efendisinden kaçmış bir köledir, efendisi nerede?” dedi.Bu söz nefsime çok hoş geldi.”Ey kaçmış firar etmiş köle !Barış antlaşmasını yapıpta efendinin yanına gideceğin zaman gelmedi mi?” dedim.
İkinci mutluluğum şu idi:Bir gemiye binmiştim.Topluluğun içinde maskara bir adam vardı.Benden daha hakir ve zavallı kimseyi görmüyordu.Sürekli gelir, omuzuma elini kor, sallardı.
Üçüncüsü : Matya şehrinde bir mescitte hasret dizine başımı koymuş , eksik ve noksanlık vadisine dalmıştım.Saygısız,edepsiz bir adam geldi ve bana hakaret etti.Nefsim o anda o hakaretten yok oldu,gönlümde bununla şad oldu.Bu mutluluğu , hakkımda Hakk’ın yüce dergahından saadet hediyesi, ikramı olarak kabul ettim..
BÜYÜKLERİN HİCRET NEDENİ
Allah Tealanın dinini daha iyi yaşayabilmek için zulüm ve baskının olduğu yerden çıkıp bir başka yere gitmek Peygamberler sünnetidir.Efendimiz SAV ve Hz.İbrahim (a.s) böyle yapmıştır.Hicretin bir başka yönüne de bir örnek şudur:
Ebu Said Harraz şöyle anlatır:Bir şehirde kalıyordum, adım orada meşhur idi.İşi o dereceye vardırdılar ki elimden kavun karpuz kabuğu düşmüş olsa onu yerden alır, birbirlerine yüz dinara satın alırlar veüzerine ekleyerek satarlardı.Kendi kendime burası bana uygun bir yer değil; benim hayat sürmeme de layık değildir dedim.Sonra oradan hicret ettim.Öyle bir yere gittim ki bana zındık derler ve beni her gün iki defa taşa tutarlardı.Ben oraya yerleştim.O sıkıntı ve belayı çektim; güzeldi de.
HAZRET-İ İSA(A.S)’IN HAVARİLERİNE VASİYETİ
Meryem oğlu Hz.İsa (a.s) havarilerine demiştir ki:”Ben gidiyorum.size, Faraklit yani Muhammed(sav) gelecek. O Hakk’ın ruhudur; nefs ve hevasından konuşmaz; anck vahyedileni size söyler ve hakla hükmeder.Olaylardan ve gaybdan haber verir.Ben ona şahitlik ettiğim gibi o da bana şahitlik eder.Ben size meseller getirdim; o size tevil getirir ve size herşeyi açıklar.
Olaylardan maksat Deccal’in çıkışı, dabbetül arz’ın zuhuru, güneşin batıdan doğması ve diğer kıyamet alametleridir.Gayblardan kastedilen ise Tevrat,İncil ve Zebur’da da zikredilen kıyamet günündeki ahvaldir; kulların hesabı, cennet ve cehennemin durumudur..Bunları Rasulullah (sav) haber vermiştir.
HIRISTİYAN VE YAHUDİLERİN HASEDİ:KUR’AN’IN EZBERLENMESİ
Ankebut suresi 49 ayetinde:”Hayır, o(Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin sinelerinde(yer eden) apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi , ancak zalimler bile bile inkar eder.” Buyurulmuştur.
Kur’an’ı ezbere okumak bu ümmeti merhumenin özelliğidir.Önceki ümmetler kitaplarını sadece bakarak okurlardı ve kapattıkları zaman peygamberlerden başkası onu anlayamazdı.Tevratın kağıt üzerindeki yazısı bozulunca şeriatı da bozulmuştur.Yahudi ve hırıstiyanlar, Kur’an’ın ezberlenmesine hased ettikleri gibi hiçbir şeye hased etmemişlerdir.
Bugün,Kur’an kursları yahut ilk okul müfredatında Kur’an la alakalı eğitime karşı çıkanlar tetkik edildiğinde mutlaka hırıstiyan ve Yahudilere hizmet eden birileri olduğu gözlemlenecektir.
RUHUN CESEDE BÜRÜNMESİ
Kadi İyaz , eş-şifa isimli
eserinde der ki:Hz.Peygamber (sav)’in gölgesi yere ancak ayaklar altında
kalmasın diye düşmemiştir.Denmiştir ki o mahza nurdur; nurun ise gölgesi olmaz.
Burada Cenab-ı Peygamber
(sav)’in kevni ve zılli vücudunun fani olduğuna ve zatının(s.a.) beşer
suretinde vücud bulmuş bir nur olduğuna işaret vardır.Ve yine beşer suretinde
tecessüd eden meleğinde gölgesi yoktur.İşte bu suretle bazı arifler, kutsi
ruhların cesede bürünmelerini bilirler.Habis ruhlar cesede büründüğünde ise gölgelerinin yoğunluğu(kesafeti) ve
zulmeti . diğer varlıkların gölgelerinden daha koyu olarak yere düşer.
11 Eylül 2017 Pazartesi
NAMAZIN MERTEBELERİ
NAMAZIN MERTEBELERİ
Namaz birkaç mertebe
üzerinedir.
1. Bedenin namazı , bilinen rükünleri yerine getirmektir.
2. Nefsin namazı, navf ve reca arasında huşu ve itminan
iledir.
3. Kalbin namazı,huzur ve murakabe iledir.
4. Sırrın namazı münacaat ve mükaleme(konuşma) iledir.
5. Ruhun namazı müşahede ve muayene(görme) iledir.
6. Hafinin namazı , münacaat(anlaşılmayan kelimelerle
söyleşme) ve mülatefe iledir.
Yedinci
makamda namaz yoktur.Çünkü o aynı vahdette fena ve muhabbeti sırf
makamıdır.Dolayısıyla şeklen(suri) kılınan namazın sonu,yakin sureti olan
ölümün zuhuruyladır.Nitekim Allah Teala buyurur ki:”Ve sana yakin(ölüm)
gelinceye kadar Rabbine ibadet et”(Hicr 15/99)
Hakikat
namazının sonu , hakkal yakin olan mutlak fena iledir.Her namaz kendi
mertebesindeki kötülüklerden nehyeder , sakındırır.
Bedenin namazı ,günah ve oyundan alıkoyar.Nefsin nmazı
, rezillik, alaka, kötü ahlak ve sızlanmalara engeldir.Gönlün namazı , boş ve
gereksiz şeylerin ortaya çıkması ve
gafletin artmasını önler.Sırrın namazı Allah’dan gayri masivaya iltifatı men
eder.Ruhun namazı,ağyarı düşünerek huzur bulmaktan nehyeder.Hafinin namazı ,
saliki isneyniyyetin şühudu ve enaniyetin zuhurundan geçirir.Yani ona hakikatın
yüzünü gösterir.
NECİB SULTAN'DAN
NECİB
SULTAN’DAN
Annemin
yaşlı bir şeyhi vardı.Kayseri pınarbaşın’dan Post uçuran Nurettin Efendi
denilen bu zat küçük çocukken evimize gelir bir ay kalırdı.Giderkende benim
başımı okşardı.Zaman ve vakitler geçti Seyyit Ali baba hazretlerinden şu sözü
işittim.”Evlat ben üçlerdenim.Bende olanı sana aktardım.Biz üç kişiyiz diğer
ikisinin birisi Kütahya’da,öbürüsü Sivasta’dır”.Bu haber üzerine oğlum Kütahya’da
astsubay olmakla Kütahyaya’ya gittim.Yanımda Osmaniye’de askerlik yapan
Başçavuş Hasan efendi var idi.Bir öğle namaz vakti Dönenler camisinde namaz
kılmak için içeri girdim.sünnet kılınmadan birisi hafif bir şekilde omuzuma
dokunduğunu hissettim.caminin dışına çıktığımda ihtiyar birisinin hemen cam
yanındaki bir çayhanede cama yakın bir masada oturduğunu gördüm masada iki çay
vardı ancak yalnız kendisi oturuyordu..tekrar camiye girip sünneti kıldım.Acaba
o zat aynı yerde oturuyormu diye camiden çıkıp baktım oturuyordu.içeri girip
farz namazı kıldım.sonra tespihden sonra da çıktım çayevine girip o yaşlı zatın
yanına oturdum.Masada üç çay vardı.Sonra yanıma Başçavuş Hasan efendi de geldi.Yaşlı
zat çayını bir dikişte bitirdi.Bende aynı şekilde onu taklit ederek çayı
bitirdim.Mübarek bana bakarak bu kadarmış dedi ve çıktı gitti.Kütahyalı olan
Başçavuş Hasan efendi bana döndü:”Necib efendi beni bayağı şaşırtıyorsun.Bu
adam kim biliyormusun.Çük zengin birisi.hiçbir Allah kuluna çay
ısmarlamaz.Camiye’de girmez.Sen bunu nereden tanıyorsun?”diye sorunca soruyu
duymamazlıktan geldim.
Üçlerden Sivasta olanı ise arama konusunda biraz tembellik
ettim.Orada askerlik yapan birisi vardı.Ona
dedim ki”Dörtyol ağzındaki yolun bir tarafı Ulucamiye gider diğer tarafı Adliye
tarafına yahut bıçakçılar çarşısına ,Karşıdaki dağ tarafından ihtiyar bir zat
gelip seni tanırsa,söylediklerini bana anlat”demiştim.O kişi şu hali
yaşamış.Aynı o mevkide beklerken yukarıdan bir ihtiyar zat gelip ona “Yaz kış yeşilinin bol olduğu memleketin adamı”diyerek
bir dükkana girdi,ancak adamdan bayağı korktum arkası sıra gidemedim dönüp
uzaklaştım.”.Daha sonra gidip bu zatla görüştüm.buyurdular.
KALBİN TAKVA İLE İMTİHANI
Hüseyin (k.s) şöyle der:Allah kimin kalbini takva ile imtihan ederse onun şiarıKur’an, elbisesi iman,siracı(kandili)tefekkür,kokusu takva,tehareti tevbe, nezafeti helal, zineti vera, iftarı cennette, topladıkları hasenat, hazinesi ihlas, susması murakabe ve nazarı müşahede olur.
Şeyhi Ekber Hz.Muhyiddin (k.s) buyurmuştur ki:”Takva seni ateşten koruyan bir ameldir.Seni ateşten korursa hicaptanda korur.Hicaptan korursa AZİZ ve VEHHAB’ı müşahede edersin
Rasulullah (sav) buyurmuştur ki “Allah’ın kalbini takva ile imtihan ettiği kimse hariç ademoğlunun kalbi her daim hırsla dolu olacaktır.”Ravi der ki,Rasulullah (sav)’in ashabından bir kişiyi , yetmiş yaşındo olduğu halde ,fersahlarca uzaktaki tarlasına bineksiz gittiğini gördüm.Rasulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet olunur:”Ademoğlunun kalbi belirli bir şeyin sevgisinde hep yenidir.Ancak Allah’ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimseler hariç ; onlar da azdır.” Yani bir şeyi sevme konusunda insanın gönlü her zaman yeni kalır.Birşeye bakıp gnül verme konusunda insanın iki engeli sadece yaşlılık ve acizliktir.Bir de Allah’ın kalplerini takva için imtihan ettiği ve dünya sevgisini çıkardığı kimseler vardır.”
AMELLERİN BOŞA GİTME ÖRNEKLERİ
AMELLERİN BOŞA GİTMESİ ÖRNEKLERİ
1.Amellerin
dünyevi olmasıdır.Bunlar kıyamet günü hiçbir şey ifade etmezler.Ayeti kerimede
bu hususa işaret vardır:”Onların yaptıkları bütün amellerine yöneldik ve onları
dağılmış zerreciklere çevirdik”(Furkan 25/23)
2. Amellerin
uhrevi olması ancak sahibinin bu amellerle Allah’ın rızasını
kastedmemesidir.Hadis-i Şerifte buyurulur:”Kıyamet günü bir adam getirilir ve
kendisine, dünyada ne ile meşgul olurdun diye sorulur.D da ‘Kuran okumakla’,
diye cevap verir.Kendisine,, ‘sana kıraat ehli desinler diye okurdun,’ denilir
ve bu kimsenin cehenneme atılması emrolunur.
3. Amellerin
salih olması ancak mukabilinde onları yok edecek seyyiatın da
bulunmasıdır.Terazinin hafif gelmesi şeklinde tarif edilen şey budur
VERİLENLER/ALINANLAR;ESKİLER VE YENİLER
Eskiler, bir hac ibadeti için uzun aylar boyunca çölde tehlikelerle iç içe seyahat ederek bu ibadeti yaparlarmış.Bu vaktin insanları ise bulundukları yerden uçakla kısa bir süre içinde Kabe’ye ulaşma imkanı içindedirler.Keza,bugünün insanı tekniğin verdiği imkan ve aletlerle eski insanların bir ömür sarfetmeleri gereken hususlara hemen kavuşmaktadır.Yani bugün zaman hızlanmıştır.Eskiden zaman yavaş meşakkat fazla idi.Eskilerin fedakarlıklarına,gayretine,tevekkül ve rızalarına bugünün insanı asla tahammül getiremez.Bu durumda bugünün insanın yapması gereken nedir?Muhabbeti artırmak.Bu da bir Allah adamını sevmek, onunla birlikte olmaya gayret göstermekle mümkün olur.Bu birliktelik fiziksel olabileceği gibi,kalbi olarak tefekkür süresini artırmakla mümkün olabilir.
ZITLIKLAR
Vehb b.MKünebbih der ki:”Dünyanın
tatlısı, ahiretin acısı; dünyanın acısı , ahiretin tatlısıdır. Dünya susuzluğu
ahirette suya kanma; dünyada suya kanma ahiret susuzluğudur.Dünya sevinci, ahiret
hüznü; dünya hüznü ise ahiret sevincidir.Kim, hayır ve şer olarak bir şey
gönderirse, onu bulur . İş, son durumdadır.
10 Eylül 2017 Pazar
RÜYADA VASİYET
İbni Abbas’dan rivayet edilmiştir:Sabit b.Kays b.Şemmas,kulağında ağırlık olan,sesi yüksek bir kimseydi.Konuştuğu vakit onun sesinden inciniliyordu.Hucurat suresinin 2 nci ayeti:”Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin süsinin üstüne yükseltmeyin.Birbirinize bağırdığınız gibi , Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gdiverir” ayeti indikten sonra ortadan kaybolmuştu.Efendimiz onu soruşturdu durumunu haber alınca huzuruna çağırıp meselenin ne olduğunu sordu.O da şöyle cevap verdi:”Ya Rasulallah ! bu ayet size inzal olundu.Ben ise yüksek sesli bir kimseyim.Dolayısıyla amelimin boşa gitmesinden korkuyorum.” Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:”Sen öyle değilsin.Muhakkak ki sen hayırla yaşar ve hayırla ölürsün.Sen kesinlikle cennet ehli bir kimsesin”Rasulullah (sav) doğru söylemişti.Gerçekten de Sabit(r.a)hayırla öldü.Müseylemetül Kezzap la olan savaş günü üzerinde zırh olduğu halde şehit oldu.
Sahabeden bir kimse vefatında n sonra Sabit (ra)’i rüyasında gördü. Ona şöyle dedi:”Bil ki Müslümanlardan filanca adam benim zırhımı çıkarıp götürdü.O adam askeriyenin falanca yerindedir.ve yanında bağlanmış otlayan bir at vardır.Zırhımın üzerine de toprak bir kap koymuştur.Halid bin Velid’e git , durumu haber ver ki ,benim zırhımı geri alsın.Yine Rasulullah’ın halifesi Ebu Bekir (ra) git ve benim falancaya borcum olduğunu söyle, borcumu ödeasin.Yine benim falanca kölem de hürdür.Adam Halid b.Velid (ra)’e haber verdi. O da gerçekten zırhını ve atı vasfettiği şekilde buldu.Zırhı geri aldı.Halid (ra) bu rüyayı Hz.Ebubekir’e haber verdi.Ebu Bekir (ra) de vasiyetini yerine getirdi.Malik b.Enes (ra) der ki:”Bu vasiyetin dışında sahibinin vefatından sonra uygulanan başka bir vasiyet bilmiyorum”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)