7 Haziran 2021 Pazartesi

AHMEDİN ŞEFAATI

Abdullah b. Ömer'den rivayet edilmiştir: Bir Yemenli Kab'ül Ahbar hazretlerine gelerek "Yahudi ulemasından filan alim beni sana bir kaç sual ile gönderdi" dedi. Kab,"Sualleri söyle" diye cevap verdi. Zair söze başladı:"O Yahudi alimi sana hitap ile :Bizim büyüğümüz, efendimiz,muti olduğumuz şerefli bir kimse değil miydin? Seni dinden çıkartıp Muhammedin dinine sokan nedir?" dedi. Kab Menzur ziyaretçiye dönerek :"Yine geri gidecek misin?" diye sordu."Evet" cevabını alınca :"Geri döndüğün zaman ona hitap ederken elinden kaçmaması için elbisesinin bir tarafını sımsıkı tut ve ona şöyle de:"Kab dedi ki;Hazret-i Musa (a.s) denizi yol edip Tevrat Levhalarını indiren Cenab-ı Allah'a kasem ederim ki, her nesne ilme Tevrat'da mevcuttur. Allah'ın kitabında görmedin mi ki, Muhammed ümmeti üç kısımdır.Bir kısmı cenneti alaya sualsiz, bir kısmı da kolay hesap vermeden sonra girer. Üçüncü kısmı da Ahmed'in şefaatıyla girer. Bunları onlara sor. Evet böyledir derler' Sen sözlerine şöyle devam et:'Beni bunlardan hangi kısma katarsa katsın'

DÜNYAYA HÜKMEDECEK 5 NCİ KİŞİ

Derler ki tüm dünyaya hükmeden dört kişi vardı. İkisi Müslüman, ikisi kafirdi. Müslüman olanlar; Hz.Süleyman ve Zülkarneyn hazretleri. Kafirler olanlar ise; Nemrut ve Buhtunnasır'dır. Gelecek zamanda bir beşincinin zuhur etmesi beklenilmektedir, bu da kıyamete yakın zuhur edecek Mehdi'dir.

6 Haziran 2021 Pazar

HEDİYENİN ÖLÇÜSÜ

Hüdhüd kuşu Hz.Süleyman'ı yemeğe davet etti .Hz.Süleyman tüm avanesi ile birlikte deniz kenarındaki Hüdhüd'ün makamında hazır oldular. Hüdhüd kuşu huzura çıkmadan evvel bir çekirge yakaladı ve çekirgenin başını koparttıktan sonra başını denize attı. Hz. Süleyman'ın huzuruna çıkarak : -Ya Nebiyyallah! Sana ve ordularına ziyafet olarak bir çekirge yakaladım.Bunu hepinize ikram etmek istiyorum.Buyurun! Kaşığına çekirge eti gelmeyenler çorbasından idare etsinler dedi. Hz. Süleyman ve askerleri güldüler.Bunun üzerine Hüdhüd kuşu: -Ya nebiyallah, Hediye ve ikram , onu verenin cirmi ile ölçülür. Eğer insana kadrü kıymeti ile münasip bir hediye vermek icab etse, dünyayı bile sana az bulurum. Bu cevaba Süleyman (a.s) memnun oldu. Hz.Süleyman Cenab-ı Hak'dan izin alarak bir günlüğüne bütün yaratılmış mahlukata ziyafet vermek istedi. Bir yanı deniz olan bir sahilde muazzam bir sofra hazırladı. Ziyafete her cins balık iştirak etti.Her mahluk yemeklerini yemek üzere iken denizi yararak büyük bir balık başını uzattı: -Ya Nebiyallah benim yemeğim nerede?dedi. Hz.Süleyman: -Hazırlandı, sahranın sonunda mutfak var git orada yemeğini ye dedi.O canavar Süleyman (a.s)'ın mahlukat için hazırladığı bütün yemekleri yiyip bitirip: -Ya nebiyallah, henüz doyacak kadar yemedim,diyerek şikayette bulundu.Süleyman (a.s) mahcub oldu.Canavar:"Binlerce yıldır yaşıyorum, bir gün aç kalmadım.Bugün aç kaldım.Beni kime havale edeceksin? Hz.Süleyman tevbe etti

KEHF SURESİ

Kehf suresinde üç hadise anlatılır. Bu üç kıssa, insan aklının almadığı ve tasavvur edemeyeceği üç olaydır 1-Ashab-ı Kehf kıssası Krallara yüce varlık diye tapıldığı bir devirde Allah'a inanan bir gurup insanın , bir mağarada yüzyıllarca çürümeden uyumaları ve uyanmaları hadisesidir.Yüzyıllarca uyuduktan sonra uyanılması,zamana yolculuk insanın aklının alamayacağı bir hadisedir. 2-Hz Musa-Hz.Hızır(a.s) Seyahatleri Bu seyahat esnasında Hz. Hızır gelecekten, önceden haberdar olması ile aldığı bazı tedbirler ve bu tedbirlerdeki hikmetler anlatılmıştır.Ledün ilmine sahip Hz. Hızır'ın geleceği bilmesi ve hadiseleri yönlendirmesi insan aklının kavraya bileceği bir şey değildir. 3-Zülkarneyn seyahatleri Bu seyahatler kolay yapılabilecek ve anlaşılacak seyahatler olmadığına işaret etmektedir.

NECİB SULTAN'DAN

Necib Sultanım anlatmıştı. Kilis'te .....isimli bir ahbabım var idi.....zata bağlı bir derviş ve esnaf idi.Askeri okula yeni girecek oğlum için kronometreli saat almak için o şehre gittim. Bu tür saatler kaçak olarak gelmekte idi. Şehre beni getiren otobüs, o ahbabımın dükkanı önünde durdu.ben gözükmek istemesem de o beni görmüş ki hemen gelip sahip çıktı. Bugün benim misafirimsin dedi.Evinde yemeğe aldı.Yemekte ben,ev sahibi ve ev sahibinin hanımı var idi.Ev sahibinin hanımı kocasının bağlı olduğu zattan ayrı bir başka zata bağlı idi.Yemekte karı koca,kendi aralarında olan bir hadiseden dolayı ayrılmaya karar verdiklerini dile getirdiler.Ben hadisenin ne olduğunu sordum.Dedi ki; Karımın şeyhinin bir paraya ihtiyacı olmuş, Eşim bunu duyunca kolundaki tüm bilezikleri çıkartıp şeyhine vermiş.Bu bilezikleri ben sıkıştığımızda sermaye olarak kullanmak üzere yaptırmıştım dedi. Ben dedim ki bu hareket hiç mesele değil.Şimdi sana soruyorum. Senin Şeyhin Osman Seraceddin hazretleri senden bir şey yapmanı isterse ne yaparsın? diye sordum. Ev sahibi bana:"Canımı bile veririm" deyince Senin canın bileziklerden daha az mı değerli" deyince karı koca arasındaki bu mesele sorun olmaktan çıktı ve karı koca arasındaki huzursuzluk Hak Teala'nın izniyle düzeldi.

İSTİKBALİN KEŞFİ

İbni arabi hazretlerinin istikballe alakalı keşifleri meşhurdur. İbni Arabi Ebul Abbas'a mektubunda şunları yazdı:"Azizim,Ben halka kıyamete kadar gelecek olan Kutupları ve Gavsları isim ve nesebleriyle ifşa edebilirdim.Ancak her asrın halkına, muhabbet ettiğim için bu sırrı gizli tuttum.Zira bilinen ve aşikar olan şeye itirazda bulunmak, kişiyi küfre ve felaketlere götürür vesselam" Hazret-i Muhyiddin Şamda bulunan kabrinin,Yavuz Sultan Selim Han Şam'a girince keşfettirip bulunacağı hususunda "İZA DAHALEŞ SİYNÜ FİŞŞİYNİ YAZHERU KABRÜ MUHİDDİN)SÖZÜNÜ SÖYLEMİŞTİ. Yine muhyiddin arabi "İki demir birbirine vurunca uzaktan ses gelir" diyerek telgrafın icadını, "İki demir yere düşerse uzak yakın olur" diyerek demiryollarının icadını yüzyıllar öncesinden haber vermiştir.

VELİ'NİN ÖZÜR DİLEMESİ

İbrahim Dessuki hazretlerinin dayısı şeyh Harun efendi bağdat'da kalkın kendisine hürmet gösterdiği kerameti zahir bir kişi idi.Şeyh Harun bir cuma günü evinden çıkıp Cuma namazına giderken ezana yakın bir vakitte sokak içinde ayı oynatan bir adama rastladı. Sokak içinde ayı oynatan adamın yanında bir çocuk duvara oturup ayaklarını yola uzatmış bir vaziyette oturmakta idi. Şeyh Harun geçerken çocuk ayaklarını çekmedi.Şeyh Harun'da ayaklarının üzerinden atlamak zorunda kaldı ve ağzından "terbiyesiz" lafı çıktı. Cuma namazından sonra arkasından bir kaç kişinin yürüdüğünü gördü halbuki cuma çıkışında yüzlerce kişi kendisinin arkasından yürürlerdi. Bu hal Şeyh efendinin dikkatini çekti ve Hal'inin üzerinden alındığını anladı. Feraseti ile belanın nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Düşünde mescide gelirken ayı oynatıcılarından başkası ile muhatap olmamıştı. Bu işin onlarla alakalı olduğunu anladı ve koşarak ayı oynatıcıyla karşılaştığı yere gitti. Ancak yoklardı. Sordu. Ayı oynatıcısının aşağı mahalleye gittiğini söylemesi üzerine hemen oraya seğirtti. Ayıcı şeyhin konuşmasına fırsat vermeden:"-Tövbe ettinmi ya Şeyh" dedi. Harun;"evet"dedi. Bunun üzerine ayıcı: -O zaman git çocuktan özür dile. Senin halini o aldı, verirse ne ala" dedi.Şeyh usulce çocuğun yanına yaklaştı.Çocuk Şeyhi görünce:"-Tevbe ettin mi ya Şeyh" dedi.hazret:"Evet "dedi.Benim halimi bana geri ver deyince çocuk:"Senin halin bende değil" dedi. Şeyh çocuğa :"Ya nerede ?" deyince çocuk:"Ayağımın üzerinden atladığın duvarın orada"deyince Şeyh şaşırdı:"Duvarın neresinde ?" deyince çocuk: -Yaslandığım duvarın orada dur, yüzünü duvara çevir ve "haris" diye bağır. Oradan sana bir kertenkele cevap verecek. Senin halini alıp o kertenkeleye verdim. Ona 'benim halimi geri vereceksin' de. Sana 'Tevbe ettin mi?' diye soracak "Evet" de. Sonra "Çocuktan izin aldın mı "diye sana soracak"Evet izin aldım, sana da selamı var" de dedi. Şeyh Harun söz konusu yere geldi duvarın önünde:"Haris " diye bağırdı.Kertenkele sözü bitmeden "Tevbe ettin mi? dedi. Şeyh:-Ettim dedi.Kertenkele:"Çocuktan izin aldın mı?" deyince Evet sana selamı var dedi.Kertenkele: -Aç ağzını ya şeyh!" dedi.Dilini çıkartarak şeyhin ağzına üfledi ve : -Ya Şeyh Sen sen ol, aslanı sık ormanlarda arama, seyrek ağaçların arasından da böyle bir arslan çıkabilir, dedi

SEYYİD İBRAHİM DESSUKİHAZRETLERİ

DESSUKİ HAZRETLERİ MÜRİTLERİNİ ALIŞ VERİŞ İÇİN İSKENDERİYEYE GÖNDERMİŞTİ. MÜRİTLERİNDEN BAZISI ORANIN YERLİ HALKI İLEBİRKAVGAYA TUTUŞTU. KAVGA ETTİĞİ KİMSELER, MÜRİTLERİ ORANIN KADI'SINA ŞİKAYET ETTİLER Kadı, İbrahim Dessuki hazretlerinin müritlerini zindana attırıp zindanda türlü eziyetler yaptırdı.Dervişler bu durumu mektupla hazrete bildirdiler .Dessuki hazretleri Kadı ya şu sözleri yazıp gönderdi: "Gece okları hedefe ulaşır.Huşu yayları ile atıldığı zaman,yay çekilip ok fırlatıldığında , kar etmez zırh ile korunmak. Bu mektup kadıya ulaşınca : -Şeyhleri bana mektup göndermiş, bak hele şunlara dedi ve ağzına gelen en ağır lakırtıları söylEyerek mektubu açıp okumaya başladı.Üçüncü satırı okurken, yani "Yay çekilip ok fırlatıldığında.."mısrasını; Kadı'nın göğsüne bir ok gelip saplandı.Kadı orada yere yığılıp öldü. Halk da galeyana gelerek zindandakilerin dışarı çıkmasını sağladı.

SALTANAT VEFASIZDIR

“Bâğ-ı âlem içre gerçi pek safâdır saltanat Vakf etsen bir kuru gavgâya câdır saltanat Bu zamânın devletiyle kimse mağrûr olmasın Kâm alırsan adl ile ol dem be-câdır saltanat Kesb eder mi vuslatın bin yılda bir âşık anun Meyl eder kim görse ammâ bî-vefâdır saltanat Kıl tefekkür ey gönül çerhin hele devrânını Geh safâ ise velî dâ’im cefâdır saltanat Bu cihânın devletine eyleme zerre tama’ Pek sakın İlhâmî zirâ bî-vefâdır saltanat” (3.Selim "İlhami mahlası ile yazmıştır. Bu padişah hal edildiğinde(padişahlıktan indirilip öldürüldüğünde cebinden çıkan yazı acıklıdır.Belki de kendisini idam edecek cellatları beklerken yazmış olabilir. Halledildiğinde, hırkasının cebinde Nevres-i Kadim’in “Kendi elimle yâre açıp verdiğim kalem/Fetva-yı hun-i nâhâkımı yazdı ibtida” beytinin yazılı olduğu bir kağıt çıktığı söyleniyor. Elimle açıp sevgiliye verdiğim kalem, evvela haksız yere kanımı dökme fetvasını yazdı Bugünkü iktidardakilerin saltanatı da bitecek. Zira daim kalan Hazret-i Allah'dır. Bu iktidarları sırasında kendilerini korumak için dünyevi akılları ile icad ettikleri müesseselerin kendi akıbetlerinde etkin rol oynadığını gördüklerinde belki aynı sözleri tekrar edeceklerdir. Zira tarih ders almayanlara daima tekerrürdür. Amma yüz yılda,amma iki yüz yılda yahut 20 senede.

5 Haziran 2021 Cumartesi

MISIR'IN YEDİ YIL KAYBOLAN KADISI

Mısır Kadısı Takiyüddin,Ahmet el-Bedevi hazretlerine karşı idi.Onun bir Veli vekutup olduğuna inanmıyordu.Çünkü Hazret'in camiye devam etmediğini duymuştu.Ancak halk, hazreti övdüğü için ona mürid olmağa can atmaktadıydılar.Bir gün hazretin huzuruna giden kadı,Bedevi hazretlerine "Bazı halleriniz var şeri şerife uygun değil.Cemaatle namaz kılmıyorsunuz.Camiye devamınız yok.Bu yol velilerin yolu değildir" şeklinde kelam eder.Hazret,Kadı'ya dönerek Sus, yoksa seni kaybederim" dedi ve bir tokat vurdu.Kadı kendindengeçti vekendini bir andaıssız bir adada buldu.Derin bir pişmanlık duydu.Ağlayıp sızladı.O esnada azametli heybet sahibi bir şahsın kendisine geldiğini gördü ve olan hadiseyi ona anlattı.O zat, senin bulunduğun şehirle bu adanın arası altı aylık yoldur deyince Kadı'nın elemi birkat daha arttı.Dehşet ve korku içinde :"Allah için sultanım beni bu adadan kurtar,evime çocuklarımagideyim merhamet" dedi.O zat:"Şu uzakta bir kubbe gözüküyor işte orada Ahmet el-Bedevi kırklarla toplanır, ikindiyi cemaatla kılar,o kimselere imamlık yapar sonra o kimseler kaybolur o esnada sen var ondan özür dile ki bu haline bir çare versin.dedi.Devamla"Benim sana yardımım bu kadar,Bedevi hazretlerinin yanına vardığın zaman Hızır'ın selamı var de " dedi ve ortadan kayboldu. Kadı söz konusu yere vardı.Gerçekten bazı garip kimseler gelmeye başladı.Kırklar meclisi toplandı.Tam bu sırada Kutup Seyyid Ahmet el-Bedevi kapıdan içeri girip selam verdi.Mihraba geçerek ikindi namazını kıldırdı.Yüzünü cemaata dönüp bir takım kelamlar etti.Ancak Mısır'lı Kadı bu konuşulanlardan birşey anlamadı.Cemaat kayboldu.Kadı hemen koşup Bedevi hazretlerinin eteğine sarıldı.Benden sadır olan hatamatevbe, bir daha hatamdan dönmem,cehaletimi ve kusurumu mazur gör,beni bağışla dedi.Bedevi hazretleri, adamın yüzüne donuk bir şekilde baktı.Kadının bir anda ümitleri söndü.Hazret gülümseyerek:Geldiğin yere geri dön.bir daha bilmediğin şeylerde fikir yürütme; evine çocuklarına git,dedi.Elini hafifce kadı'nın yanağına vurup"Var mısır'a git bakalım" dedi.Kadı, bir anda kendini evinin kapısının önünde buldu.Ailesinekavuştu.Çocukları bile büyümüştü; çünkü yedi senedir ıssız adada idi.Hadiszenindehşetinden uzun bir süre evinden çıkamadı.

NECİB SULTAN'DAN

Nakleden Mehmet Özoğul. 90 lı yıllarda Necib Sultan'ı Dörtyol'daki terzi dükkanında ziyaret etmiştim.Bana İstanbul Kadıköy'de avukatlık yapan dayımı sordu ve sonra beni tembihledi:Dayın derhal İstanbul'da Şeyh Osman Siraceddin hazretlerini ziyaret etsin.Çünkü vakti kalmadı".Ben bunu dayıma anlattım.Dayım Necib efendiyi de tanıyan birisi idi. Ancak dayım dedi ki bu hafta gitmeyelim diğer hafta sonu gidelim.Ancak o hafta içinde Osman Seraceddin hazretleri Hakk'a yürüdü. Dayım bu ziyareti yapamadı.

CORONA VİRÜS

Necib Sultanım anlattı."Zekatını tam veren ve özellikle sabah namazlarına ve diğer vakit namazlarına dikkat edenleri Hakk'ın izniyle bu virüs zarar vermez" buyurdu

KÜÇÜK ÇOCUKLARIN HASTALIK ŞİFASI

Necib Sultanıma gelen bir ziyaretçi özürlü iki çocuğundan bahsetti.Tıbben çaresizlik içinde olduklarını ifade etti.Sultanım kendi hayatından bir kesit anlatıp arkasında bir tavsiyede bulundu: "İki kız çocuğumdan sonra üçüncü olarak oğlum dünyaya geldi. Çocuklar için akika kurbanı kestirmek adetim olduğu için bu kurbanı kestirdim. Ancak çocuk halsizleşti. İskenderun'daki her iki hastanenin dahiliyecilerini tanıdığım için ikisine de çocuğu gösterdim. Her iki hekimde aşağı yukarı aynı ilaçları tavsiye ettiler. Ancak ilaçların faidesi olmadı. Çocuk erimekte idi. Hanımıma dedim ki tıp çaresiz ancak ben buranın yabancısıyım. Sen buralısın. Burada Evliya yok mu çocuğu ona okutalım dedim. Dörtyol Özerli mahallesinde Hacı Emin Efendi denilen bir zat var idi.köyün camisinde fahri imamlık yapardı.Bu zat hanımımı da uzaktan tanırdı. Çocuğu alıp imam olduğu camiye gittik. Cemaat öğle namazında idi. Çocuğu caminin yanındaki bir sedire yatırıp cemaatin dağılmasını bekledik. Cemaat gitti .Hoca efendi dışarıya çıktı. Hanımıma baktı. Hayırdır karakız dedi. Çocuğun durumunu anlattık. Emin efendi hiçbir şey demeden evine gittik. Meramımızı anlatma fırsatımız olmadı. Çaresiz ikindi vaktini beklemeye niyet ettik. Biraz sonra Hoca efendi geldi ve hanımıma hitaben:Kara kız kocan olan bu Konyalı'nın kıymetini bil, çocuğuna da güzel davran" dedi. Eşim Hocam çocuğa okur musun deyince Hoca kızdı okuduk ya" deyip camiye girdi.Biz vakit namazını kıldık ve evimize geldik o gün küçük çocuğum gözlerini açtı ve iyileşti. Daha sonra dördüncü çocuğumuz Ahmet Sinan dünyaya geldi. Ancak bu çocuk6 yaşına gelmesine rağmen ayağa kalkamıyor, oturamıyordu. Doktorlar çaresizde. Lübnan'a günü birlik giden insanlardan mama ve ilaç getirtsem de çare yoktu. Çocuğu sandalyeye etrafına minderler koyarak oturtmakta idik. Ben İskenderun'da terzilik yaparken aynı zamanda Pakistan merkezli İslamı yayma cemiyeti denilen dünya çapında islam propagandası yapılması için yurt dışına adam gönderen bir cemiyete yardım etmekte idim. Bu nedenle Türkiye'ye gelen ikisi yaşlı ikisi genç insandan oluşan dört kişi şehrimize geldi. Tebliğ cemaati denilen bu insanlar camide yatıp kalkarlar ve insanlara islamı anlatırlar idi. Ben yaşlı olanına dedim ki: "Böyle böyle bir çocuğumuz var ayağa kalkmayı bırak oturamıyor ve konuşmuyor dedi. Yaşlı olan adam genç olana git bir bak dedi. Ben genç olanı evime taksi ile getirdim. Küçük çocuğa baktı ve bu çocuğa balon şişirmeyi ve şişen balonu patlatmayı öğretin ve yemeğin sularından ağzına verin dedi ve gitti. Biz başladık balon alıp çocuğa verip şişirtip patlatma yapmasını öğrettik. Bir müddet sonra çocuk düzelmeye yemek yemeye başlayıp ayağa kalktı. Bu anektodu anlatan Necib Sultanım müşkülü olan arkadaşa dedi ki "Bir vakit Dörtyol'daki Ali baba dergahında otururken küçük bir çocuğu oturduğum yerde kucağıma bıraktılar. Bir şey söylemediler ve bende şaşırdığımdan soramadım. Beş dakika sonra çocuğu tekrar kucağımdan aldılar. Sonrasında öğrendim ki çocuk hasta imiş ve ana baba çaresiz kalmış. Çocuk iyileşmiş. Hak Teala'ya yalvardım. O gece rüyamda Kilis'te Canbolat camisinin yanındaki park içinde türbesi olan Muhittin Ensari hazretlerini gördüm ve benimle konuşarak hasta olan küçük çocukları kendi türbesine göndermesini söyledi. Konuşma burada bitti. Müşkülü olan delikanlı mesajı almıştı.

ZEKAT HİLESİ

Konyalıların eskiden güzel bir adeti var idi. Fakir, yetim kız erkek çocuklarını evlat edinir onları kendi evlatları gibi eğitir, yetiştirir, erkek ise askerden geldikten sonra evlendirir, dükkan açar, kız ise çeyizini temin ederler idi. Ancak bu güzel hasletin yanında şu kötü adetleri de var idi. Zekat vereceği parayı hesaplar, bunu bir bohça içine kapatır, evindeki beslediği(yetiştirdiği)o çocuğa verir ve ona derdi ki "Bu elindeki bohçayı bana kaça satarsın?. Çocuk içindekini bilmeden bir fiyat söyler, ev sahibi biraz daha çık der. Kafasındaki bir rakama gelince tamam satın alıyorum diyerek çocuğun dediği parayı ayarlar ve ileride evlenme ve işyeri açma amacıyla bu parayı evin annesi saklar idi. Bir anlamda besledikleri o çocuğa sermaye hazırlarlar idi. Ancak burada gerçek zekat miktarını vermeyerek daha düşük bir bedeli vererek bir anlamda hülle(hile) yaparlar idi. Hacı Veyis zade Mustafa Efendi hazretleri bunu bildiği için vaazında "Cemaat, siz Allah' mı kandırıyorsunuz, kendinizi mi?"demiş idi.

KUTUPLAR KİTABI

İmam Ahmet Şernubi hazretleri Osmanlı padişahı III.Ahmet'den iki yüz sene önce "Tabakatül Şernubi(Kutbül kebir) isimli kitabında Maneviyat dünyasında Vazife alacak kutupların isimlerini yazmıştır. Hatta Pir Muhammed Cerrahi hazretlerinin geleceğini de kitabında zikretmiştir. Pir Nureddin Cerrahi hazretlerinin 44 sene yaşayacağını, kerametlerini kitabının "Şakayık" bölümünde kayıt etmiştir. Nureddin cerrahi hazretleri Şernubi hazretlerinden bir kaç yüz yıl sonra geldiğinde hazretin Kitabını Süleymaniye Kütüphanesinde bulmuş ve isminin geçtiği yere mühür vurarak "El-Fakir Nureddin, ben geldim" yazmıştır. 91 Kutbu anlatan bu kitap 1895 'de Hüsameddin el-Mekki hazretleri ile biter. Bu kitap dört büyük kutup olan Abdülkadir Geylani, Ahmet er Rüfai, Ahmet Bedevi ve İbrahim Dessuki hazretlerinin manevi hayatlarından ve kerametlerinden bahseder Muhyiddin arabi hazretleri "Fütuhatül Mekki" isimli kitabında Hüsameddin el-Kutbi hazretlerinin son kutup olarak 700 evvel yazmıştır. Açıklamasında "Ümmeti Muhammed'e merhametimden Kutupları burada sonlandırdım. İstesem kıyamete kadar gelecek kutupları yazardım" buyurmuştur. Manevi nefes sahipleri bu işin gizlenmesini uygun görüp matbaanın keşfi ile bu işi sonlandırmışlardır

İstanbul Pirleri Hz.Pir Kuşadalı İbrahim-i Halveti

KURAN'DAN DELİL ARAMAK

Nefsi mutmainne mertebesi ve yukarı mertebelerde olan Evliyaullah'ın halleri ve sözleri ile alakalı olarak duyanlar Kur/an dan buna delil ararlar."Bu sözü edilen fiillerin fenasına Kuran-ı Azimüşşandan delil var mıdır?" derlerse "Kul küllün min ındıllah/De ki her şey Allah'dandır"ayeti kerimesi bu hususta açıkça ifade edilmiştir.

4 Haziran 2021 Cuma

HAZRETİ MUSA'NIN ÜÇ MÜŞKÜLÜ

Hazret-i Musa ile Hz.Hızır arasındaki hadisenin çok değişik manaları mevcuttur. Birisi de şudur. Hz.Musa'nın üç müşkülü vardı. 1-firavun,erkek bir çocuğun kendi saltanatını altüst edeceği endişesi ile tüm yeni doğan erkek çocuklarını öldürtmüştü. Ancak Hz.Musa'nın annesi yahut bir başka kadın küçük Musa'yı bir sandığa koyup nil nehrine bırakmıştı. Bu sandık Nil nehrinde nasıl batmamıştı? 2-Hz.Musa Firavunun adamlarından birisini öldürdü ve Musa'yı kovalıyorlardı. Hz.Musa, kaçarken "Acaba günahım var mı? diye kendi kendine söylenip düşünmekte idi, 3-Hz.Musa Medyen ülkesine Hz.Şuayb'ın kızlarının bulunduğu mahalle ulaşıp, koyunlarının sularının temin edildiği kuyunun ağzındaki taşı kaldırıp koyunları suladı ve bundan dolayı ücret almadı. Hz. Hızır ile seyahatinde bu üç müşkülü çözüldü. Birinci müşkülüne cevap Hz. Hızır'ın hasar verdiği gemi su almasına rağmen batmamıştı. Bu nedenle Nil nehrine bırakılan bir sandıkta Allah'ın izni olmaksızın batmamıştı. İkinci müşkülüne cevap ise Hızır tarafından öldürülen çocuğun asiliği idi.Hz.Hızır, çocuğu çıkarttıktan sonra kürek kemiğini çıkartarak Hz.Musa'ya uzattıve sen kürek kemiği ilminden anlarsın dedi. Musa baktı çocuğun ileride bozguncu ve fesatçı olacağını anladı. Hz. Hızır böyle kişinin öldürülmesinde sakınca yoktur. Benim yaptığım iş senin Firavunun adamını öldürdüğün gibi bir iştir. İkinci müşkülünün cevabı idi. üçüncü müşkülünün cevabı ise Hz.Hızır Sen Şuayp'ın kızlarından ücret almadan kuyu ağzındaki taşı kaldırdın ve koyunlarını suladın" sorusudur.

BİR TOPLUMUN SESSİZ KALMASININ NEDENLERİ

Muhafazakâr toplumun haksızlıklara sessiz kalması, müdahil olmaması, onaylaması, ayrıntılı irdelenmesi gereken bir konudur. Tarihin birçok döneminde olduğu gibi, günümüzde de iktidar cenahında yolsuzluklar almış başını gitmiş, tek adam yönetimi egemen olmuş, demokratik kurumlar alaşağı edilmiş, zengin daha zengin, fakir daha fakir olmuşken muhafazakâr toplum niye sessiz kalmakta, iktidarı genel olarak desteklemektedir? Oysa tarihi, sosyolojik, psikolojik ve dini nedenleri vardır. a) Peygamberler tarihi ve son Peygamber Hz. Muhammed’in hayatı ve mücadelesi incelendiğinde dini tebliğin en önemli meselesinin o toplumdaki ekonomik, sosyal, dini çürüme olduğu görülür. Peygamberlerin mesajı, toplumsal yaşamı etkilemiş, karşı çıkanların ise buna gerekçesi, düzenlerinin bozulmaması gerektiği olmuştur. Toplumu her açıdan sömürenler, Peygamberlere en çok karşı çıkanlar olmuştur. Zalim yöneticiler, para muktedirleri ve dini otoriteyi ellerinde tutanlar, en fazla karşı çıkanlardı b) Dinin, şekli unsurlarının özüne inilmemiş, özündeki cevher küller altında kalmıştır. Aslında bu öz, örnek bir fert, güzel ahlak, öte dünyada Allah’ın rızasına endekslenmiş bir hayattır. Bu unutulunca iktidarların çürümesi de önemsenmemektedir. Ama günümüzde, muhafazakârlar tarafından bu gerçek ya bilinmemekte ya da umursanmamaktadır. Ses çıkarmamaktadırlar yayılan zulümlere c) Her insanda var olan vicdan duygusunun çeşitli nedenlerle zayıflamaya başlaması, vicdan sızlatan çürük iktidar pratiklerine mazeretler üretilmeye çalışılması çok zor değildir artık. Aslında peygamberin mücadelesinde en ihtimal verilmeyen kişilerin Müslüman olması, hep o kişilerin vicdanlarının harekete geçmesiyle mümkün olmuştur. d) Güç, söz vd. etkenlerin üstüne çıkan vicdan hakikati, şu anda muhafazakâr toplumda çok zayıflamış, din, siyaset bir futbol takımı taraftarlığı meselesi olmuştur. Taraftara, vicdani irfani meseleleri anlatmak adalet talep etmek çok güçtür. e) Otoriter iktidarların korkutması da muhafazakârları çürütmektedir. Oysa sadece bu dünya gerçeklerini değil, inandığı öte dünyanın tedirgin edici ihtimallerini de düşünmelidir f) Günlük maslahatçılık: Günlük düzeninin bozulmaması, rahatsız eden kafa karıştıran sözleri duymak istememesi anlamında maslahatçılık, toplumda uyuşma ve suskunlaşma nedeni oluyor. g) Ortadoğu toplumlarının kendisini demokratikleştirememesi, feodal ilişkilerin genetik bir hal almasından dolayı lidercilik önemli bir sorundur. Bir otoriteye bağlanma, süpermen arama veya var olanı süpermenleştirme hâlâ giderilemeyen bir hastalıktır. Liderler ilahlaştırılmakta ve tutkusal ilişki değiştirilmek istenmektedir. Bu da demokratikleşmeyi engellemekte, liderler sorgulanamaz güç olmaktadır. Lider, bir şekilde yönetimden uzaklaştırılırsa toplum kaosa düşmekte çünkü lidersiz bir adaletli, sistemli yaşam pratiği oluşturulmamıştır. Liderler başta olduğu müddetçe bu akıntıyı devam ettirmekte ve kendileri de toplumu demokrasiden uzaklaştırmaktadır. h) Demokratik eleştiri kültürünün olmaması j) Yozlaşma normalleştirilmiştir. “Herkes çalıyor” denilerek çürüme normalleştirilmiştir.j) Yozlaşma normalleştirilmiştir. “Herkes çalıyor” denilerek çürüme normalleştirilmiştir. k) İç ve dış politikadaki gelişmeleri, muhafazakârın şekli din anlayışına göre yorumlayan siyasetçilerin gücü. l) İnsan hakları kavramından uzak olma: Hak deyince kendisiyle ilgili haksızlıklara odaklanmak, insan hakları kavramından uzak olmak, başörtüsü, sakal, takke, sarık, cami vs’den başka hak bilmemek m) Dini argümanlarla kolay aldatılabilmek. n) Kutuplaştırıcı dile kolay ikna olmaları: Ezilmişliğin getirdiği anlayışla hep siyah-beyaz yorumlayan anlayış. o) Toplumsal hayatta kendisini lokomotif değil vagon gibi gören bir içgüdü hali (ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU)

MÜRŞİT MÜRİT İLİŞKİSİ

Hazret-i Hızır (a.s), Hz. Musa'ya birlikte seyahatleri için şart koşmuştu:"Yaptıklarımdan herhangi birisinin iç yüzünü kendim anlatmadan bana sormayacaksın" Mürşit mürit terbiyesinde bu kural geçerlidir.Çünkü, mürit(salik),efendinin yaptığını kavrayamayabilir.Tekamülü buna müsait olmayabilir."Şu şahısla görüşme " diyebilir. Görüşmemesi gerekir.Çünkü çocuk, kar ve zararın nerede olduğunun idraki içinde değildir. Çocuğu kandırmak mümkündür.

HAZRET-İ MUSA'NIN BALIĞI

Hz. Hızır'ı aramak için çıktıkları seyahatte Hz. Musa ve Yuşa (a.s) yanlarına yiyecek için bir balık almışlardı.Yolculuklarında mola verdiklerinde bu balığın yarısını yemişlerdi. Sonrasında bu pişmiş balık canlanarak sepetten sıçrayıp suya dalmış ve kaybolmuştu. Bu Balığı Hak Teala dirilttiğinden bir tarafından bakılınca incecik derisinin arkasında iskeletleri görülür. Yarım başlı vetek gözlüdür. Bir tarafını görenler ölü zannederken diğer tarafını görenler canlı zannederler.Tam teşekküllü bir balıktır.Bu balığa Hutti Musa(Huttül hayz ) balığı da denir. Bu balık hayzlı kadının bulunduğu gemiye veya kayığa yanaşmaz.Yırtıcı bir balıktır. Bu balığın kanı da diğer balıklarınki gibidir.Yani temiz değildir.Balık kanı kuruyunca beyaz olur.diğer hayvanların siyah olur. Fahrettin Razi ve diğer ulemanın hükmüne göre, bu balığın kanından saralı bir kimsenin burnuna damlatılırsa Allah'ın izniyle sarası geçer. Ciğeri kurutulduktan sonra bir kap içinde dövülüp toz haline getirilirse yarada akan kanı hemen durdurur.Yara ne kadar büyük olursa olsun kapanmasını sağlar.Yara üzerinde hemen et biter.Tecrübe edilmiştir.Rüyada hattül halz balığını görmek gayrimeşru birleşmeye işarettir.

3 Haziran 2021 Perşembe

NECİB SULTAN'DAN

Necib Sultanım Adana Acıbadem hastahanesinde prostatdan ameliyat olmuştu. Doktorun başarılı dediği ameliyat sorun çıkarttı. İlk ameliyattan çıktıktan sonra biz taburcu olmasını beklerken hazret: İşimiz daha bitmedi demişti. Akabinde ani bir tıkanık derhal ameliyatın tekrarını gerektirdi. Çünkü doktor içeride parça unutmuştu. İkinci ameliyat, uzayan süreç ve ücretli hastahanenin oda fiyatları v.s nedeniyle hazret buyurmuştu; Çifte minare camisindeki yoksullara para dağıtmamız, yahut Zillibaba'nın hadimi kadına para vermemiz gerekti, ihmal ettik dağıtacağımız paranın kat kat fazlası hastaneye ödendi". Boşuna denmemiştir:"Az ver çok yalvar, çok ver hiç yalvarma"

ALLAH'I MI KANDIRIYORSUNUZ?

Necib Sultanım söylemişti;Hacıveyiszade Mustafa Efendi hazretleri kürsüye çıktığında Konya halkına böyle söyerdi. Ey Cemaat Allah'ı mı kandırıyorsunuz,kendinizi mi?"Bu zekatla alakalı insanların yaptıkları yorumlar üzerin söylenmişti. .... kazasında bir bayan şöyle demişti:Ben altınlarımı kuyumcuda tarttırdım. Şu kadar zekatı tutmakta idi. Ancak benim elimde zekat parasının bir miktarı vardı onu verdim. Kalan zekat parasını aynı miktardan mı ödeyeceğim yoksa o parayı ödeyeceğim zaman altını yeniden mi değerlendireceğim?Bir diğer konu altın değeri hesaplanırken kuyumcunun satış fiyatından mı? alış fiyatından mı hesaplama yapılacak? Tüm bu hususlar nefsin devreye girebileceği konular.İnsanın kalbinin mutmain olması gerekir.Nefsin mutmainliği düşük fiyatın tercihidir.Zekat hususu ihmal edildiği sürece toplumsal felaketler devam edecektir.

HZ.HIZIR VE MELEKLERİN SÖYLEMLERİ

Hz. Ali efendimizden gelen bir rivayette şöyle denir: Her akşam olduktan sonra Cebrail, Mikail, İsrafil ve Hızır(a.s) bir araya gelirler. Cebrail (a.s) şöyle der: "Maşallah la kuvvete illa billah. (Allah'ın dilediği olur, kuvvet ancak Allah'ındır" Buna karşılık Mikail şöyle der: "Maşallah külli nimeti feminallah"(Allah'ın dilediği olur, her nimet Allah'dan gelir) İsrafil ise şöyle der:" Maşallah, el-hayru külluhu minellah. (Allah'ın dilediği olur her hayır Allah'dandır) Hızır (a.s) ise şöyle der; "Maşallah layedfeuşşerre illallah.(Allah'ın dilediği olur. Şerri ancak Allah def eder) bundan sonra ayrılırlar. Ertesi akşama kadar bir araya gelmezler.

HAZRETİ HIZIR'IN ÜÇ ÖZELLİĞİ

Kehf suresi 65 ayetinde mealen:"Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki; kendisine katımızdan bir rahmet vermiş,tarafımızdan ona ilim öğretmiştik" buyrulur. Bu şahıs Hz.Hızır'dır. Bu zatın üç özelliği: KULLUK SIFATI ALLAH'DAN GELEN RAHMET, LEDÜNNİ İLİM.

NYAZİ MISRİ HAZRETLERİ

Hazret-i Pir Muhammed el-Mısri hazretleri ilim cihetiyle MISRİ, mahlas münasebetiyle NİYAZI, süluku yüzünden UŞŞAKİ, veladeti münasebetiyle MALATİ (Malatyalı), ikamet tarikiyle BURSAVİ,Tarikat nisbetiyle HALVETİ, meşreben KADİRİ'dir. EVLİYAYA EZİYET BİR DEVLETİN SONUNU GETİRİR.Nitekim Niyazı Mısri hazretleri Toplam 16 yıl süren sürgün hayatına giderken "Yedinki kat semaya kazığı çaktım.Al-i Osman'ın varsa adamı onu gidip çıkartsın" dedi. Niyazi Mısri'nin mezarının nakli için çok başvurular yapılmıştır.Ancak Hazret'in türbesinin rahibelerin hizmetinde olduğu ve Yunanlı gemicilerin Hz. Aziz'e bir uğur olarak hürmet gösterdiğini, rahibe kızların her cuma ,hazret-i aziz'in sanck-ı şerifini açtığını , oranı halkı tarafından bilinmektedir. Niyazi Mısri hazretleri çok sır ifşa etmiştir.Cümle veliler divanlarını süluklarından evvel yazmışlardır.Ancak Niyazi Mısri hazretleri divanını sülukundan sonra yazdığı için çok sır ifşaatları vardır.Divanı meşhurdur. Sakallar ve saçlar uzayıp sınırı aştıkları için kesilirler.Kirpik ve kaşlar ise sınırlı uzayıp sınırı aşmadığı için kesilmezler.Sırları ifşada ileri gidenler mutlaka bir imtihana tabi tutulmuşlardır.

2 Haziran 2021 Çarşamba

ALLAH'IN ÖZEL KULLARININ DÖRT ÖZELLİĞİ

Allah'ın ebdal denilen özel kulları şu dört özellikleri sayesinde ebdal olmuşlardır: Açlık,uykusuzluk, sükut, uzlet. Zira onlar ölmeyecek kadar yerler, dayanamayınca uyurlar, mecbur kalmadıkça konuşmazlar, gerekmedikçe insanlarla görüşmezler.Tüm bu özellikler Ricalül gayb mensuplarının ortak özellikleridir. Yeryüzünün her heri onlar için bir adım mesafede olup diledikleri gibi yeryüzünü dolaşabilirler. Tayyi mekan ve tayyi zaman onların ihtiyaç duyduklarında makam araçlarıdır.

1 Haziran 2021 Salı

MANEVİ İDARECİLER

Allah (c.c) yedi(kıta) ikilimi yedi ebdal kulları ile korur, yedi semanın ruhaniyeti bunlara bağlıdır. Her ebdal gücünü yedi kat semada bulunan peygamberlerden alır. Bunlar İbrahim,Musa, Harun, İdris,Yusuf, İsa ve adem ayrıca Yahya da İsa ile Harun arasında elçilik yaparak bu peygamberlerden aldığı manevi hakikatleri yedi ebdalın kalbine indirir. Haftanın yedi gününde, yedi iklimde olacak olaylar yedi peygamber vasıtasıyla ebdalların tasarrufuna verilmiştir

KUTUP DEĞİŞİMİ

Bir derviş mürşidi ile birlikte camiye girer.Mürşid cami kubbesinin tam orta yerinde durur,dervişde arkasındadır. Namaz edasından sonra cemaat çıkar. Dervişin biranda keşfi açılır. Efendi hazretleri kubbeye doğru yükselmeye başlamıştır. Bir an geldi vücudunun yarısı kubbenin dışında,yarısı kubbenin içinden oturduğu yere kadar uzamıştı.Sonra Mürşidin bedeni küçülmeye başladı o kadar küçüldü ki halının oturduğu cami halısının altında kayboldu. Bir müddet sonra eski normal hale avdet edince camiden çıkıp dergaha geldiler. Derviş merakından bu hali sordu.Efendi anlatmaya başladı: -Evladım keşfinde doğru görmüşsün.O anda alemin kutbu göçtü, kutbun tacı gökyüzünde dolaştırılmaya başlandı.Bütün dünyada yaşayan veliler kutbun tacını giymek için başlarını uzattılar.Ben de caminin kubbesinden başımı gökyüzüne uzattım. Ancak bize nasip olmadı.Müslümanlığını gizleyen bir papazın başına kutbun tacını getirip koydular. Bu sefer papazın külahı boşta kaldı onu giydirecek birini arayıp gezdirmeye başladılar.Bütün veliler gökyüzünden başlarını yere indirdiler. Bende halının altına saklandım.Devrin kutbu papaz oldu, dedi.

KUTUP NASİHATLARI

Dervişin birisi, bir mağarada ziyaret ettiği bir zat'a sordu: -Efendim benim kalbimde masiva hastalığı var .Gönlüme sitem mühürü vurulmuş bana bir dua buyursanız, Efendi talep sahibinin gözlerine donuk bir şekilde baktı ve; -Başkaları ile ünsiyet etmekten sakın.Onların gözünden düş. Birkenara çekil, benlik ve şöhret peşinde koşma, buyurdu. Adam isteğine devam etti: -Bir nasihat daha etseniz -Ölüm korkusu ile kalbini hariçte gezdirip durma. Bedendeki zaaf ve uyuşukluk, tefekkür ile yok olur. -Bir nasihat daha etseniz, -Bir kimse karanlıklarla ünsiyet ederse, yakın zamanda kendisine fütuhat kapıları açılır. -Bir nasihat daha etseniz, -Bir kimse takvaya başvurmadan zikrullah ile meşgul olursa yanlış bir yol tutmuş olur,dedi ve sustu

ÖLÜNÜN ARKASINDAN AĞLAYANLAR

ÖLÜLERİNİ GÖMÜNCE AĞLAYAN İNSANLARIN AĞITLARI İKİ TÜRLÜDÜR. BAZILARI SEVİNÇTEN AĞLAR BAZILARI GÖNÜLDEN AĞLAR. BUNLARI NASIL AYIRIRSINIZ DİYE BİR ERENE SORMUŞLAR. HAZRET CEVAP VERMİŞ: - OĞLUM SEVİNÇTEN AĞLAYANIN GÖZYAŞI TATLI OLUR. HAKİKATTEN, CİĞERDEN AĞLAYANIN GÖZ YAŞI ACI OLUR.

ŞEHVETİN BİR DİĞER TÜRÜ

Evliya nezdinde bir şey sorulmadan konuşmak sözün şehveti olarak kabul edilirmiş. Padişahın sırrını taşıyanlar devamlı bir tehlike içindedir. Onun sırrını açığa vuran, ya ipe, ya kılıca gider. Her gördüğünü ayna gibi söylemek olmaz. Büyüklerin yükünü bir zaman taşıyanlar büyüklük mertebesine erişir.

VELİLERİN HUZURUNDA

Allah velilerinin yanına edeble giriniz. O SİZİ DIŞ GÖRÜNÜŞÜNDE HOŞ VE GÜLER YÜZLE KARŞILASA BİLE, ONLARIN KALPLERİ SAHİPLİDİR. NEFİSLERİ TAM BİR MAHKUMİYET ALTINDADIR. AKILLARI BİLDİĞİNİZ AKIL GİBİ DEĞİLDİR. KENDİSİ DAHİ DIŞTAN GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR. Çok önemlidir ki edebinize dikkat ediniz. Çok küçük gördüğünüz bir saygısızlığa dahi darılabilirler ve manevi tokada uğrarsınız. Herkes ilmine ve haline göre konuşur. Gayb erenleri ve Hz. Hızır'ın her devirde seçtiği yardımcıları genelde bir kenarda duran ümmi zatlardır. Ümmi meşayıhı ve kenarda duran fukarayı hor görmemek gerekir. Belki ilmi ledün onlardadır. Hakk'ın yüzünü görmek isteyenler her yüzü Hakk bilsinler. Hızır(as)'ı bulmak isteyenler her gördüğünü Hızır bilsinler.

DİLİNİZE HAKİM OLUNUZ

Şeriat ehli ile konuşurken dilinize hakim olunuz.Zira onlar esma ve sıfat huzurunda kapıcıdırlar. Veliler ile otururken de kalbinizi korumak size düşer.Zira bunlarda zat huzurunda kapıcıdırlar. Abdülkadir Geylani hazretleri oğluna vasiyet eder:-"Velilerin ve meşayihin(şeyhlerin) sözlerine teslim ol.Onların haline rıza göster.Sakın karşı gelme. Muhakkakki yaptıkları ve işledikleri işlerinde büyük hikmetler gizlidir."

MASİVANIN İLACI

BAĞDAT'A BİR TABİB GELDİ. Tellallar davul vurdu.Halkı bir yere topladılar. Tabib dedi ki: -Her türlü hastalığınızı bana söyleyin ,şifası bendedir. Halkın içinden bir meczup elini kaldırarak; -Efendim, bende masiva hastalığı var, ilacı var mı? Tabib: -Masiva hastalığına ilacım yok, dedi. Şaşırdı düşünceye daldı.Sonra deliye:-Sende var mı? diye sordu. Deli; -Evet efendim var. Önce istiğfar yaprağını kalb havanına koyup Kelime-i Tevhid tokmağı ile döversin Sonra onu pişmanlık gözyaşı ile sularsın. Sabır eleği ile eleyip kanaat güneşi ile kurutursun.Bu ilaç masivaya bire birdir.dedi.

GAYB ÇEŞMESİNDEN TESTİ DOLDURMAK

İnsanımız meraklıdır; bir dua okuyayım hastalığım iyileşsin, yahut bir dua öğreneyim bu dua sayesinde hasta olanlar şifa bulsun, bir ilim öğreneyim kısa zamanda zenginleşeyim, yahut Hak Teala bana rüyamda göstersin ki at yarışlarında hangi at birinci olacak, yahut loto çekilişi indeki rakamları bileyimde zengin olayım. Maneviyatı dünyaya işinde kullanmak. Gayb çeşmesinden testi doldurmak. Gayb çeşmesinin kaynağını bulmak istiyorsan seher rüzgarıyla arkadaşlık yapmak gerekir(uykusuz kal). Kendini benlik tahtından aşağı at. Aklını beş paraya sat. Kalbindeki heva kuşunun kanadını kopart, söz kuşunun boynunu kes.

SUFİLİK

Sufilik; servet sahiplerine değil!Fukaraya hizmet için kurulmuş bir müessesedir. Derneğinde ve sofranda fukara yoksa, fukaranın feryadında kulağın yoksa Ashabı suffede ne oturuyorsun?

ADEM KİME DERLER

Kime Adem derler? Şu Adem dedikleri el, ayakla baş değil Adem mana’ya derler, suret ile kaş değil.

ZAMANDAN VE MEKANDAN KURTULMAK

ZAMAN VE MEKAN KAYDINDAN KURTULMAK Yarısında güneşin doğduğu, yarısında güneşin battığı bir alemde devamlı aydınlıkta kalmak istersen, heva kuşunun kanatlarını kopart, söz kuşunun boynunu kes, zaman ve mekan kaydından kurtul. Dervişlik olsa idi taç ile hırka, alırdık onu biz otuza kırka.

DECCALİN BULUNDUĞU YER

DECCAL İÇİMİZDEDİR. Bütün peygamberler ümmetini Deccalin zuhuru ile korkutmuşlardır. Oysaki peygamberler haşa abes söz kullanmazlar. Davud'un kılıcını, Hz.İsa’nın yeryüzüne inip, onunla Deccali katledeceği söylenir.İnsanın kıyametinin kopması dünyevi hayatının ölümle sonlanmasıdır. Oysa ki Deccal kıyamet öncesinde mevcut olacaktır.Biz öldükten sonra var olacak Deccal’den bize ne?Deccal bizim içimizde mevcuttur.içimizdeki nefis Deccaline karşı mücadele gerekir. Hz.İsa’nın Deccali Davud’un kılıcı ile katletmesi, Hz. İsa gibi mücerred yaşamayı,dünyaya ait yetki güçle-ki bu Davud’un kılıcı olsa gerek- nefis Deccalinin katli mümkün olacaktır. Kıyamete ilişkin bütün zuhur edecek olaylar birer remz’dir. Cahiller kıyametin zuhurunu bekler.

SÖZE DİKKAT ETMEK GEREKTİR

İnsan ne çekerse dilinden çeker imiş. En kötüsü de Allah adamlarına dil ile sataşmaktır. Gerek huzurlarında, gerekse gıyaplarında dil ile olan dokunma çok tehlikelidir.Sahibini gayrete getirir. Denmiştir ki:”Söz vadisinin uçurumlarına dikkat et. Allah dostlarının tokadının sedası yoktur. Devası yoktur. Davası yoktur.”

BATININ ARAŞTIRDIĞI İLİM

Tayyi zaman,tayyi mekan Müşrikler son iki asırdır zamanda ileri /geri gitmek yahut Mekandan mekana geçmek(Boyut değiştirmek) konusu üzerinde çalışsalarda bu konuda ilerlemeleri bir hiçtir ve hüsrandır.1930 lu yıllarda Nikola tesla başkanlığında bir gurup bilim adamı on yıllık çalışma sonucunda Gökkuşağı Projesi deney aşamasına gelmiş, gemiyi yeşil bir dumanın kaplaması ile mürettebatı ile kaybolması, 600 Km uzakta bulunması ve mürettebatından yarısından fazlasının öldüğü. Kalanlarında akıldan ve azalarından sakat kaldığı haricinde bir sonuç alınamamıştır.Birçok insanın ölmesi sonucunda NikolaTesla projeden ayrılmış ve şüpheli bir şekilde ölmüştür. Batı, Hazret-i Süleyman’ın sahip olduğu muhteşem gücün peşindedir.Cinleri ve ifritleri(fizikötesi varlıkları) çalıştırmak,onları emir altına almak bunların arasındadır.ancak,Hak Teala’nın mahrem sınırına girmek ancak O’nun izniyle mümkündür. İsa peygamber, evrenin hakikati hakkında sorulan soruya şöyle cevap vermiştir:”İki kere doğmayan cevahir-i eşyayı anlayamaz, nefsini ve hakk’ı tanıyamaz” Bu iki kerre doğmanın ilki anasından, diğeri ise kendinden doğmasıdır. “BANABİR İLİM KEŞFOLUNDU SENİN HÜSN-Ü HİTABINDAN YÜZ BİN ALİM ACİZDİR ONUN BİR BAB-I FASLINDAN.

BUGÜNKÜ MODERN BİLİM

Bugünkü modern bilim, ihya etmek(yaşatmak) üzerine değil imha etmek üzerinedir. İhya zordur, ancak imha etmek kolaydır. İnsan madde itibarı ile zayıf mana itibarı ile kudretlidir. Madde hayatının üstünde bir mana hayatı vardır. İnsan aslında bunun için yaratılmış ve görevlendirilmiştir. Manevi hayat insanın hakiki servetidir. Her türlü hakiki saadet bu hayatın içindedir. Bu hayatın en büyük iki vasfı; ebedi olması, fazlalaştıkça zevk ve saadetin artmasıdır. Bu vasıflar maddi zevklerde yoktur. Manevi alem, madde alemi ile elde edilemez. İnsanı bu mana hayatına uçuran kanat aşktır. Aşkta her şey güzeldir. Çirkin ve fena yoktur. Çünkü kainatı inceleyenler her hadisenin bir hikmet zinciri ile birbirine bağlandığını, çirkinin kötünün ancak güzel ve iyiyi değerlendirmek için fani bir varlık olduğunu, daha açık ifade ile güzel ve iyinin bir unsuru olduğunu görür.

MAAŞIN KARŞILIĞI,

Abbasi Halifesi, bir ilim meclisinde İmam Muhammed’e sual sordu. Hz. İmam “Bilmiyorum” dedi.Halife;”Bilmiyorsun amma hazineden maaşını almayı biliyorsun” dedi.Bunun üzerine İmam Muhammed;”Ben bildiklerim için maaş alıyorum.Bilmediklerime, Abbasinin hazinesi yetmez.

PEYGAMBERLERİN MESLEKLERİ

*Hz.Adem (a.s)”ÇİFTCİ” *Hz.İdris (a.s) “terzi” *Hz.Hud (a.s) “Tüccar” *Hz.ibrahim (a.s)”Sütçü” *Hz.İshak (a.s) “Çoban” *Hz.eyyüb (a.s) “Çiftci” *Hz.Yusuf (a.s)”Saatci,Tüccar” *Hz.Musa (a.s) “Çoban” *Hz.Şit (a.s) “Dokumacı” *Hz.Nuh (a.s) “Marangoz” *Hz.Salih (a.s) Deveci” *Hz. İsmail (a.s) “Rehber” *Hz.Hud (a.s) “Tüccar” *Hz.Yakub (a.s) “çoban” *Hz.Şuayp (a.s) “Ciftci” *Hz.Harun (a.s) “vezir” *Hz.Zülküf (a.s) “ekmekçi” *Hz.Lut (a.s) “Katip” *Üzelr (a.s) “çiftçi” *Hz.İlyas(a.s)”Çoban” *Hz.Davud (a.s)”Demirci” *Hz.Süleyman (a.s) “Hükümdar” *Hz.Lokman (a.s)”Tabib” *Hz.İsa (a.s)”Marangoz” *Hz.Yunus (a.s) “Balıkçı” *Resulullah (sav) “Çoban ve Tüccar)

ÖĞRENMEK SORU SORMAKLA OLMAZ

Ledünni hakikatler soru sormakla öğrenilmez. Bilmediğin bir konuda soru sormak yerine teslimiyet göstermek gereklidir.Kulağın duymasıyla iş bitmez.eğer böyle olsa idi Hz. İbrahim'in “Ya Rabbi bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demezdi.göz ile görmek kalbi mutmain eder. Hz. İbrahim kalbi yatışsın, huzura kavuşsun diye bu istekte bulunmuştur.

TAYYİ ZAMAN/TAYYİ MEKAN KAVRAMLARI

Tayy kelimesi kelime anlamı ile bükmek, dürmek, geçmek, açmak çıkarmak anlamını taşır Tayyi Mekan; mesafeyi an içinde geçmek, mekan içinde mekanın oluşu ,mekanın dürülmüşe ve mekanı ortadan kaldırmak manalarını taşır Tayyi Zaman ise zamanı an içinde geçmek, zaman içinde zamanın halk olunması, zamanın dürülmesi ,zaman mevhumunun ortadan kaldırılması manalarını taşır. Tasavvuf geleneğinde , belirli bir eğitim ve olgunlaşma süreci sonunda manevi bir mertebeye ulaşmış kişilerin zaman ve mekan kaydından kurtulmasıdır. Tayyi Zaman ve Tayyimekan kavramlarındaki bu hadise İsra suresinde zikredilen efendimiz (sav)’in miraç hadisesinde yaşanmış olup delilleri Kur’anda mevcuttur. Kehf suresinde zikredilen Ashab-ı Kehf tabir ettiğimiz insanların hali.Bir mağarada 309 yıl kaldıktan sonra sanki bir gün gibi kaldıklarını insanların hali.Bu süreç içinde bedenleri yaşlanmamıştır. Keza Üzeyir (a.s)’ın hali. Kudüs-ü Şerifte bir uykuya dalıp yüzyıl sonra uyanması,kendi bedenini sağlam, yiyeceğinin bozulmaması,bindiği merkebin ölüp kemiklerinin dağılması hadisesi. Tayyi Zaman örneklerindendir.

ALLAH'IN İNSANDA MİSAFİRLİĞİ,

Davud (a.s)’a Zebur’da Allah (c.c); -Ya Davud! Evinin bir odasını temizle de orada gelip kalayım, buyurdu.Hz.Davud: -YaRabbi ! Senmekandan münezzeh değilmisin, nasıl benim evimde kalacaksın? Dediğinde allah (c.c); -Kalbini temizle ya Davud! Buyurmuşlardır

ALTIN VE GÜMÜŞ

Altın gümüşe göre değerlidir. Yansıtma itibarı ile gümüş altından daha temiz ve saftır, bütün akisler gümüş aynalardan yansır. Ayinedir bu alem her şey hak ile kaim Mirat’ı Muhammedden Allah görünür daim.

TUZ MADENİ

Tuz iki madenden meydana gelmiştir. Bu maddeler tek olarak kullanılırsa zehirler ve öldürür. İkisi karıştırılırsa ki o zaman yemeklere ve ağza tat verir. Allah ve Muhammed (a.s) da böyledir. Allah ile Musa (as) da misal olarak böyledir. Allah ve isa (a.s) da misal olarak böyledir. Bu ilmin sahibini bulup ona tabi ve teslim olunmazsa insanı zehirler, neticesinde öldürür. Hz. Musa’nın Hz. Hızır’ı bulup teslim olması gibi. Hz. Musa, Hızır’ın ilmini idrak edemeyeceğini, Hızır’ı kaybettikten sonra anlamıştır.