Cenab-ı Peygamber (sav) sahabeleri arasında fazilet ölçüsü olmuştur.Zor zamanda,yoksulluk içinde iken kuvvetli,zengin ve sayıca çok kafire karşı beden imtihanı verebilmek hep fazilet olarak addedilmiştir.Mekke fethinden öince,Mekkenin fathi hususunda hazırlık yapıldığını Sare isimli şarkıcı bir kadınla müşriklere bir mektup gönderen Hatıb b.Ebi Beltea isimli sahabenin bu hareketini Hz.Cebrail Efendimiz Sav’e haber verip durum ortaya çıknca bu sahabi hatasını kabul edip “Mekke’de kalan ailesinden dolayı “ bu hareketi yaptığını söylemesi üzerine dayanamayan Hz.Ömer “Ey Allah’ın Resulü ! bu münafığın boynunu vurmama izin ver”dedi.Bunun üzerine Resulullah (sav)”Ey Ömer !Hatıp Bedir savaşında bulunmuştur.Ne biliyorsun, Allah teala , işleyecekleri bütün hataları kesin olarak bildiği halde , dilediğinizi yapın ben sizi bağışladım, demiş olabilir” buyurması üzerine Hz.Ömer (r.a)’in iki gözünden yaşlar boşanmıştır.
KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
8 Ekim 2017 Pazar
ACİZLERİN MEZHEBİ
Anlatıldığına göre
el-Milel ve’n-Nihal adlı kitabın sahibi Muhammed eş-Şehristani, kelamcıların
sayılı büyüklerin ve akıllılarından dı.Kelam ilmi konusunda çok büyük
araştırmaları vardı.Genellikle onun araştırdığı konuları , onun gibi araştırıp
onu geçecek kimse bulunmazdı.Bütün bu geniş konulrı kesinlik kazandıktan sonra hazırladığı kitapta bir araya toplamış,
sonuçta Allah Teala’nın yüce zatı konusunda hayret ve acze düşerek , bu gibi
hususları Allah’a havale eden acizler mezhebine dönmüş ve “Bu konuda size yaşlı
kadınların dindarlığı gibi dindar olmayı tavsiye ederim.Çünkü o hediyelerin en
değerlilerindendir.”demiş ve şu şiiri
söylemiştir:
Bu kelam konularının tamamını gerçekten dolaştım
Bu ilim konuları arasında asil atımı koşturdum.
Sonunda, şaşakalmış kimsenin elini çenesin koyduran,
Ve boşuna uğraşmaktan pişman olandan başka kimse
görmedim.
Bonra da yol varsa o da
şudur,diyerek açıklamasına şöyle devam etmiştir:Kul, Muhammed (sav)’in getirip,
davet ettiği ve kendisine yöneldiği şekliyle
din inanıp bağlanacak, bu itikadına aklının görüşünden en ufak bir şey
sokmayacak.Gerek tenzih gerek bir benzetme buna bir şey eklemeyecek.Aksine
Allah’ın zatı ve sıfatları konusunda gelen bütün ayetlere inanıp ilmini, bu
ayetle yüce satını vasıflayan Allah’a bırakacak.İşte bu selamet ve esenlik
yoludur.
Araştırıcı akıllı kimsenin
varacağı nokta burasıdır.Kim kendi görüş ve içtihadının verdiği sonuçta
kalırsa bu, Peygamberimiz (sav9’in
getirdiği görüş kesinlikle değildir.Çünkü bu kimse buraya kendi açıklaması ve
görüşü ile elde ettiği sonucu sokmuş ve kendi görüş ve aklına dayanıp
güvenmiştir.
7 Ekim 2017 Cumartesi
DUALARDAKİ SAYI
Dualarda istenen sayıdan fazla olması israf, az olması ihlaldir.Zikirde isimlerdeki hususlar, anahtarın dişlileri gibi önemlidir.Anahtarın dişlileri eksik veya fazla olması halinde kapıyı açmadığı gibi, dualara icabet kapılarını buna kıyas etmek gereklidir.
EL MUSAVVİR İSMİ ŞERİFİNİN HÜLASASI
“Musavvir” ismin hassası:hayret verici sanat eserlerinin ve benzerlerinin ortaya çıkmasına yardımcıdır.Hatta çocuğu olmayan erker veya kadın, oruçlu bulundukları yedi günün güneş batımından sonra ve iftar etmeden önce her gün yirmi birer defa bu ismi zikrederlerse o kısır kadının kısırlığı gider ve Allah’ın izniyle rahminde çocuk şekillenir.
EL BARİ İSMİ ŞERİFİ
Bu yüce ismin hassası , felaketten korunmak için her gün yüzer defa olmak üzere yedi gün kesintisiz okumaktır.
Sühreverdi der ki:Bu mübarek ismi zikreden için zenginlik, izzet ve afetlerden esenlik kapıları açılır.Ziftten bir tabaka üzerine yazılıp mecnun olana asıldığında ona faydası olur.İyileşmesi zor olan diğer hastalar içinde böyledir.
EL MÜTEKEBBİR İSMİ ŞERİFİ
Bu yüce ismin hassası hayır,iyilik ve bereketin ortaya çıkmasıdır.Öyle ki eşi ile beraber olacağı gece ,cinsel ilişkiden önce bu ismi on kez okuyan kimseye Allah Teala salih ve erkek bir oğlan çocuğu bağışlar
EL HALIK İSMİ ŞERİFİ
Bu ismi şerifin
hassası gecenin bir saatinde veya daha
fazla O’nu zikretmektir.Bu yüce ismi zikredenin kalbi ve yüzü aydınlanır.
Sühreverdi şöyle
demiştir:Bir daha elde edilmesi ümitsiz olan yitik eşyanın bulunması için bu
yüce isim beşbin defa okunur.
EL AZİZ İSMİ ŞERİFİ
Bu yüce ismin hassası ; kişinin izzet,şeref,kıymet ve varlık ve zenginlik sahibi olmasıdır.Bunlar şekil itibarıyla olabildiği gibi gerçek olarak ve manen de olabilir.Bu yüce ismi kırk gün kırkar defa zikreden kimseye Allah Teala yardım eder.Allah onu aziz ve şerefli kılar.Onu yarattıklarından hiçbir kimseye muhtaç etmez.
Sühreverdi (r.h) der ki:Bu yüce ismi yedi gün aralıksız ve her gün bin defa olmak üzere okuyan kimsenin düşmanı mahvolur.Askerlerin yüzüne karşı yedi kez okuyup eliyle işaret eden kimse için düşman askerleri mağlup edilir.
EL MÜHEYMİN İSMİ ŞERİFİ
İmam Sühreverdi , bu yüce
ismi okumağa devam eden kimsenin ezberleme gücü artar ve unutkanlığı gider
demiştir.
Bu yüce ismin özellikleri
;kulunun iç alemine ve sırlarına muttali
ve vakıf olmaktır.Bu yüce ismi boy
abdesti alıp namazdan sonra yalnızlıkta uyanık kalple yüz kez okuyan kimse
dileğine kavuşur
MELİK İSMİ ŞERİFİNİN HASSASI
“Melik” ismi celilinin hassası; kalp saflığı ,fanilik idrasi , kılavuz edinmek ve benzeri hallerdir.Bu ismi her gün zeval vaktinde yüz defa okumağa devam eden kişinin kalbi saflaşır, üzüntüsü gider. Sabah namazından sonra yüz yirmi bir defa okumağa devam eden kimseyi ise Allah sebebli veya sebebsiz zengin kılar.
KİMİN MÜLKÜ EN BÜYÜKTÜR.
Ebu Yezid Bistami (k.s) bir münacaatı sırasında şöyle demiştir:”İlahi benim mülküm senin mülkünden daha büyüktür.Çünkü Allah Teala Ebu Yezid’in meliki,sultanıdır.Halbuki Ebu Yezid fanidir, ömrü sınırlıdır.Ebu Yezid ise Allah’a sahiptir.Allah ise Baki ve ebedidir.”
BEDEN ÜLKESİNİ YAHUT BİR ÜLKEYİ YÖNETMEK
İmam Gazzali (k.s) şöyle
demiştir:Kulun kendisine aid ülkesi , kalbi ve kalıbıdır. Ordusu;şehveti,heves
ve gadabdır. Emrindeki raiyyesi ve
yönettiği halkı; lisanı, iki gözü ve iki eliyle diğer organlarıdır. Kul bunlara
sahip olup onların emrine girmediği zaman hükümranlığı, bir melikin kendi
halkını yönetmesi seviyesine ulaşmış olur.
Şeyh Sa’di (r.a) şöyle
demiştir:
Senin vücudun iyi ve kötü
ile dolu bir şehirdir.
Sen onun sultanısın, akıl
da bilge veziri.
Bu şehirde başıboş
alçaklar vardır,
Bunlar kibir, sevda ve
hırstır.
Sultan kötülere meylü
muhabbet ederse ,
Akıllı insanlarda rahat ve
huzur nasıl kalır?
Bir de onun başarılı
yönetimine insanların hiç birine muhtaç olmaması, aksine insanların ona uzun ve
kısa vadede ihtiyaç duyması eklenecek olursa
o alem-i arzda melik sayılır.Bu,peygamberlerin rütbesidir.Çünkü
onlar,ahiret hayatını mamur etmenin yolunu bulmakla Allah’dan başka her şeyden
müstağni olur,hiç kimseye ihtiyaç duymazlar, aksine herkes onlara muhtaç olur.Bu
sultanlıkta peygamberleri, varisleri olan alimler takip eder.Alimlerin
saltanatları,Allah’ın kullarını irşat etmeğe
ve aydınlatmağa güçleri yettiği
ve kendileri irşada muhtaç olmaktan uzak bulundukları kadardır.Bu
saltanat , kula mülkünde ve gerçek saltanatında ortağı bulunmayan gerçek Melik
Cenab-ı Hak tarafından verilmiştir.Aksi halde kulun hiçbir sultanlığı olmaz.
6 Ekim 2017 Cuma
ALLAH'IN NURUYLA BAKAN YANILGIYA DÜŞMEZ
Mesnevi-i şerifte buyurulmuştur:
Onun rehberi levhi mahfuzdur,
Neden mi mahfuzdur? Hatadan mahfuz.
Bu ne yıldızname, ne fal, ne de rüyadır.
Allah'ın vahyidir ve en doğrusunu Allah bilir.
Avamdan gizlemek için konuşurken
Sufiler buna gönül vahyi derler.
Sayki gönül vahyidir, zaten gönül onun baktığı yerdir.
Gönül ona ağah ise nasıl hata eder.
Ey Mü'min ne zaman ki, "Allah'ın nuruyla bakar" oldun?
Hata, yanılgı ve şüpheden kurtuldun
(Hz.Mevlana)
Onun rehberi levhi mahfuzdur,
Neden mi mahfuzdur? Hatadan mahfuz.
Bu ne yıldızname, ne fal, ne de rüyadır.
Allah'ın vahyidir ve en doğrusunu Allah bilir.
Avamdan gizlemek için konuşurken
Sufiler buna gönül vahyi derler.
Sayki gönül vahyidir, zaten gönül onun baktığı yerdir.
Gönül ona ağah ise nasıl hata eder.
Ey Mü'min ne zaman ki, "Allah'ın nuruyla bakar" oldun?
Hata, yanılgı ve şüpheden kurtuldun
(Hz.Mevlana)
BUGÜN HAZRETİ HÜSEYİN OLABİLMEK
İYİLİĞİ EMRETMEK-ZALİME KARŞI HAKKI
SÖYLİYEBİLMEK
Namaz, oruç vs. ibadetler kul ile Allah
arasındadır. Rabbim dilerse hesabını sorar, dilerse “Ey kulum seni affettim”
der. Ama iyiliği emretmek ve iyilerden olmak, kötülüğe karşı durup kötüleşmemek
bizim “İnsan” makamına çıkmamızın ilk basamağıdır. Namaz kılmak, ibadet etmek
tek başına iyi insan olmaya yetmez.
Hz. Hüseyin iyiliği emretme uğrunda şehit
oldu.
Hz. Hüseyin canla başla, hatta hayatını da
hiçe sayarak gördüğü kötülükleri düzeltmek için şehit oldu.
Hz. Musa’ya da “Sen haklısın ey Musa,
ama rızkımızı Firavun veriyor” dememişler miydi. Bunu diyenler menfaatleri
elden gider diye korkuyorlardı, rahatları bozulur diye korkuyorlardı,
oturdukları koltukları sallanır diye korkuyorlardı. Halbuki rahatları da
bozuldu, keyifleri de kaçtı. Zira zulme rıza zulümdü. Zalime her meyledene ateş
dokunacaktı. Ateş onlara da dokundu.
Hz. Hüseyin haksızlık karşısında susmadığı
için, dilsiz şeytan olmadığı için şehit oldu.
Hakkı hak bilip, Hakka tabi olmak, batılı
batıl bilipte batıldan, şerden, haksızlıktan, zulümden, adaletsizlikten
kaçınmak, “Hak bildiğinden korkuyorum, çekiniyorum” diyenlerin harcı olmasa
gerek. Bu olsa olsa hakkı hak bilip
âyette dediği gibi “Benim âyetlerimi az bir dünya menfaati uğruna satmayın“
manasının bir tecellisi olarak hak ve hakikati az bir dünya menfaati uğruna
satmaktır.
Hz. Hüseyin
Rabbimin âyetlerini az bir dünya menfaati uğruna satmadığı için şehit
oldu.
Hz. Hüseyin “Bir hayat için yalana tenezzül
etmediği” için şehit oldu.
Hz. Hüseyin zulme, zalime meyletmediği için
şehit oldu.
Hz. Hüseyin’e; “Küfe’ye gitme.
Küfe’liler sana ihanet eder, seni yarı yolda bırakır” dediklerinde Hz. Hüseyin’ de “Ben kimseye güvenip de yola
çıkmıyorum, büyük bir zulüm, büyük bir adaletsizlik var. Eğer ben bu yola
çıkmasam korkarım ki benden sonra kimse adaletsizliğe, zulme, haksızlığa
başkaldırmaz. Adaletsizlikle savaşmaz.“ dedi.
Hz. Hüseyin hak, hukuk, adalet uğrunda şehit
oldu.
Her zamanın Musaları ve Firavunları,
Hüseyinleri de Yezitleri, iyileri ve kötüleri olmuştur ve olacaktır. Ve
Hüseyinler, Musalar, iyiler her daim rahmetle anılırken lânetler Yezid’e ve
Yezit misallere, kötülere olacaktır.
Önemli olan bizlerin kimin tarafında yer
aldığımızdır. Zira “Kişi sevdiği ile beraberdir.” Hadisi sırrınca yarın
mahşerde Hz. Hüseyin ile de haşrolmak var Yezit ile de.
Nemrut, Hz. İbrahim’i ateşe atmak için
odun toplatırken makam, mevki bekleyen, menfaati olan şehrin ileri gelenleri, Nemrut’a yalâkalık
yapmak için, yandaş olduklarını belli etmek için Nemrut’un önünden geçerek
büyük büyük odunları taşıma yarışına girmişlerdi. Diğer tarafta da karınca
ağzında bir damlacık su ile Hz. İbrahim’in ateşini söndürmeye gitmekteydi.
Birinin derdi Nemrut beni görsün, diğerinin derdi Allah beni bilsin.
Bizlerin de derdi hak, hakikat, hukuk,
adalet ise haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmamalıyız.
Yok menfaatimize dokunur, doğruyu
söylersem, haksızlık karşısında durursam bende zarar görürüm, “Seni ben
biliyorum, sen masumsun, ama korkuyorum kardeşim” diyorsan o zaman sende
Hüseynî değilsin, Hüseyin’den olamazsın kardeşim. Zarara kendi rızası ile
gidene merhamet edilmez. İlla ki ateş sana da dokunacaktır.
Unutmamak gerektir ki ahirzamanın
Kerbelâ’sında Yezit olmaktansa Hüseyin olmak, zalim değil mazlûm olmak evlâdır.
Haksız, hukuksuz, adaletsiz zulme uğrayan her kim varsa bilsin ki o
Hüseyin’dendir, Hüseyin ondandır.
Kerbelâ ve bütün zulme uğrayanlar için
çok güzel bir teselli.
PEYGAMBERİN ŞAHSINDA ÜMMETE HİTAP
Kutsal kitaplarda Cenab-ı hakk'ın peygamberlerin şahsına yaptığı hitap aslında ümmete yapılmış hitaplardır.Kur'an da Efendimiz SAV 'e seslenirken asıl hedef başkalarıdır.
"Eğer Allah'a ortak edinirsen, yemin olsun ki amelin boşa gider..."(Zümer 65)
""Ey Peygamber Allah'dan kork, kafirlere ve münafıklara boyun eğme..."(Ahzab 1) anlamındaki hitaplar,peygamberin şahsında onun ümmetine yönelik beyan ve emirlerdir.
"Aman gıybetçilerle oturup kalkmayınız, koğucularla dostluk kurmayınız.Allah Teala Hz.Davud'a şöyle vahiyde bulunmuştu:
"Ey Davud ! Günahkarların durdukları yerlerde durmayanlara, alaycıların meclislerinde oturmayanlara, gıybetçilerle hemdem olmayanlara, koğucularla samimiyet kurmayanlara muştular olsun.
Ey Davud ! İnsanların kusurlarını diline dolayanı veya buna yelteneni kıyamet günü mahlukatın huzurunda rezil ederim.
Ey Davud! Haramlara bakmayan, edep yerini koruyan, dilini koruyan katımdaki gözdelerdendir."
Ey Davud birisini sevdiğimin alameti kişinin az konuşması, çokça istiğfarda bulunmasıdır.
"Eğer Allah'a ortak edinirsen, yemin olsun ki amelin boşa gider..."(Zümer 65)
""Ey Peygamber Allah'dan kork, kafirlere ve münafıklara boyun eğme..."(Ahzab 1) anlamındaki hitaplar,peygamberin şahsında onun ümmetine yönelik beyan ve emirlerdir.
"Aman gıybetçilerle oturup kalkmayınız, koğucularla dostluk kurmayınız.Allah Teala Hz.Davud'a şöyle vahiyde bulunmuştu:
"Ey Davud ! Günahkarların durdukları yerlerde durmayanlara, alaycıların meclislerinde oturmayanlara, gıybetçilerle hemdem olmayanlara, koğucularla samimiyet kurmayanlara muştular olsun.
Ey Davud ! İnsanların kusurlarını diline dolayanı veya buna yelteneni kıyamet günü mahlukatın huzurunda rezil ederim.
Ey Davud! Haramlara bakmayan, edep yerini koruyan, dilini koruyan katımdaki gözdelerdendir."
Ey Davud birisini sevdiğimin alameti kişinin az konuşması, çokça istiğfarda bulunmasıdır.
GÖKÇEKİN SÖZLERİNİN İŞARET YORUMU
Dün geceki Erdoğan-Gökçek görüşmesinin akabinde Gökçek sosyal medya hesabından:Erdoğanla,sarayın karşısına inşa edilecek tarihi eser müzesi ile alakalı görüştüklerini belirtmişti.Bu bir latife olsa da acaba,sarayda oturanların akıbetinin yahut hükümdarlardan arta kalanların tarihi müzelerde teşhir hususunu dile getirmiş olmasın.
HİCRET NEDİR?
Hicretin kıyamete kadar olan karşılığı şudur:
"Hicret iki özellik taşır.
Birincisi günahları terk etmek,diğeri Allah ve Resulüne hicret etmektir.Hicret tevbe kabul olunduğu sürece sona ermez.Tevbe de güneş batıdan doğuncaya kadar makbuldür.Güneş batıdan doğunca artık her kalb bulunduğu hal üzere mühürlenir.İnsanlar işledikleriyle kalır"(Abdullah İbni Amr ibnül As(Ahmet b.Hanbel)
"Hicret iki özellik taşır.
Birincisi günahları terk etmek,diğeri Allah ve Resulüne hicret etmektir.Hicret tevbe kabul olunduğu sürece sona ermez.Tevbe de güneş batıdan doğuncaya kadar makbuldür.Güneş batıdan doğunca artık her kalb bulunduğu hal üzere mühürlenir.İnsanlar işledikleriyle kalır"(Abdullah İbni Amr ibnül As(Ahmet b.Hanbel)
AKIL/KALP/RUH VE NEFİS KELİMELERİNİN İKİ MANASI
Akıl,nefis,kalp ,ruhtan her birinin ikişer manası vardır.Akıl;insanda bulunan ve algıladıklarını onunla algılayıp idrak ettiği bir gücün adıdır.Ayrıca, dünya ve ahiret işlerinde bedene hizmet eden ,insanın hakikatı olan rabbani bir latife,ilahi bir güzelliğin de adıdır.İnsanın bu hakikatı alim,arif ve akıllı olmak ve yine cahil,noksan ve gafil olmak gibi vasıflardır.Nefis de böyledir.İnsanda bulunan , kötü huyları içinde toplayan ve şehvetleri çağıran ,heva ve felaketlere sebeb olan bir sıfata isim olduğu gibi bilinen latifenin adıdır.Nitekim fazilet ehli bazı kişilerin şu şiirde söyledikleri gibi:
Ey bedene hizmet eden; ne kadarda onun hizmetine koşuyorsun.
İçinde zarar ve hüsran olan yerden rüzgar istiyorsun!
Nefsine dikkat et, onun erdemlerini ikmal et.
Çünkü sen bedeninle değil nefsinle insan bulunuyorsun
Kalb de diğerleri gibi , insanın vücudunda bulunan bir et parçasıdır.Ayrıca insandaki latifelerden birine de kalp denir.
Ruh latif cinsin adı olduğu gibi , zikredilen rabbani latifenin de adıdır.
İşte bu dört kelimenin her biri, aslında konuşan , başkasına muhatap olabilen, sevap kazanan, cezalandırılabilen insan nefsi için kullanılabilir.Nefse tabi olmakla da onun bir kafesi durumundaki cesede sevap ve azap verilir.Bu durumda meydana gelen farklı kullanımlar itibaridir.Mesela nefis , bir şeyin nefsi ve zatı olması itibarıyla nefis adını alır.Kalbe bir şeyden diğer bir şeye inkılap edip değişime uğraması itibarıyla de kalpdenir.Kendisine uygun olan şeyle rahatlaması ve ondan zevk alması itibarıyla ruhtur.Bunların diğer manalarına göre olan değişim ise hakikidir.
Bu açıklamadan sonra nefis, ya heva ve hevesine tabi olur, bu takdirde nefsi emmare olur.Organlarına aşırı bir şekilde kötülük etmelerini emrettiği için bu vasfı alır.Bundan dolayıdır ki nefsin zikri “La ilahe illallah” tevhid kelimesidir.Veya Allah Teala ona insaf;yani yaptığı kusurlarından pişmanlık duyma ve kaçırmış olduğu önemli fırsatları telafi etme anlayışı verir de , yapmış olduğu kötülüklerden dolayı kendi kendini levmedip kötülediğinden , tenkit edip ayıpladığından dolayı “levvame” vasfını alır.Bundan dolayı bu dairenin zikri “Allah” ismidir.Hak yönüne inkılab ettiği , döndüğü için bu daireye kalb dairesi denir.
Nefis ayrıca Hak’ta itminan ve huzur bulup taatte karar kılar, ibadetten zevk ve lezzet alır:Allah sevgisiyle O’ nun emri altında bulunmaktan itminan ve huzur bulduğundan “mutmainne” olur.Bu daireye “Ruh”dairesi denir.Allah’a ibadet, kullukta ve zikrinde rahat ettiği ve O’na şükür etmekten zevk ve lezzet aldığı için bu adı alır.Bu dairesinin zikri de “Hüve” dir.
Müptedi durumuna nispetle tevhid kelimesi , ateşiyle nefis aynasını cilalar, ortaya çıkarıp gösterir.Bu sebeble de saliki kalp dairesine ulaştırır.Allah kelimesi ise nuru ile kalbi aydınlatır.bu sebeble onu ruh dairesine ulaştırır.Hüve kelimesi ruhu parlatır da Allah’ın dilediklerini sır dairesine ulaştırır.Sır, meşayihin hakikat için tercih edip seçtikleri lafızdır.O hakikat ki şeriatın hülasası olan tarikatın semeresidir.Tarikat her müminin itirazsız kabul etmesi gereken bir kavramdır.Tarikat ya Resulullah(sav)’in Allah Teala’dan naklederek bildirdiği şu sözünden alınmıştır:”Benimle kulum arasında bir sır vardır o sırra mukarreb hiçbir melek ve hiçbir Mürsel nebi vakıf değildir.”Veya insanların çoğuna gizli olduğundan şeriatın levazımı ve gereklerinden değildir.Buna göre tarikat , Allah’ın dilediğine bağışladığı bir lütuftur.Allah son derece büyük lütuf ve ikram sahibidir.Allah her yarattığı şeyde müşahede edilir.
KELİME-İ TEVHİD:LA İLAHE İLLALLAH
İmam Muhammed Gazalinin kardeşi Şeyh Ahmed Gazali şöyle demiştir:
“Kalplerin açılması La ilahe illallah sözüyledir.Ruhların açılması Allah ismi celiliyledir.Sırların açılması hüve kelimesiyledir.La ilahe illallah kelimesi kalplerin azığıdır.Allah ismi celili ruhların azığıdır, hüve de sırların azığıdır.Böyle olunca La ilahe illallah kelime-i tevhidi kalplerin mıknatısı ve cazibesidir.Allah kelamı ruhların mıknatısıdır.Hüve de sırların cazibesi ve mıknatısıdır.Kalp,ruh ve sır hukka denilen zarfın içindeki inci kabının içinde bulunan bir incidir.”
Meşayihin biri şöyle demiştir:Vecdin şiddetiyle kendinden geçmiş birini gördüm.Kendisine “adın nedir?”dedim.”Hüve”dedi.”Sen kimsin?”dedim.”Hüve”dedi. “Nereden geliyorsun?” dedim.”Hüve” dedi.”Hüve sözüyle kimi kastediyorsun?” dedim.O yine “Hüve” cevabını verdi.Ona ne sorduysam “Hüve” cevabını verdi.Bu sözle Allah’ı kastediyor olmalısın “ dediğimde bir çığlık kopardı ve oracıkta canı çıktı, ruhunu teslim etti.
SEKİZ ŞEYDEN ACİZ OLAN SEKİZ ŞEYİ YAPMALIDIR
1. Uyuduğu halde gece namazı fazileti isteyen, gündüz
isyan etmesin
2. Yiyip içtiği halde nafile oruç sevabı dileyen,
dilini boş sözlerden korusun.
3. Alimlerin faziletini dileyen tefekküre devam etsin.
4. Evinde oturduğu halde mücahit ve gazi fazileti isteyen
şeytanla mücadele etsin
5. Veremediği sadakanın faziletini isteyen ilimden
bildiğini insanlara öğretsin
6. Gidemediği hac sevabını isteyen cumaya devam etsin
7. Çok ibadet edenlerin faziletini isteyen insanların
arasını düzeltsin
8. Kahramanlar fazileti isteyen kendisi için istediği
şeyleri kardeşi için de istesin
5 Ekim 2017 Perşembe
ALLAH’I UNUTMA VE ALLAH’IN İNSANA KENDİNİ UNUTTURMASI
Haşr suresinin 19 ayeti:
“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” (Allah’ı unuttular)cümlesi ile Allah’ın haklarını unuttular,O’nu gereği gibi takdir etmediler, O’nun emir ve yasaklarına hakkıyla ve gereği gibi riayet etmediler.İşte bu sebeble de Allah onları kendi kendilerini unutanlar haline getirdi.Onlar artık kendilerine faydalı şeyleri işitmez,nefislerini kurtaracak işleri yapamaz oldular.
Sehl b.Tusteri (rh)der ki:”Günah işleme anında Allah’ı unuttular, Allah’da onlara af dileme ve tevbe etme esnasında kendilerini unutturdu.”
TAKVA
Takva, işlemekten veya
terk etmekten dolayı insanı günaha sokan bütün şeylerden kaçınmaktır.
Keşfül esrar’da
buyrulmuştur ki:Birincisi takvanın esasına,ikincisi onun kemaline
işarettir.Birincisi avamın takvasıdır ki haramlardan uzak durmaktır.İkincisi ise
havasın takvasıdır ki Hak’dan başka her şeyden içtinap etmektir.
Bazı büyükler demişlerdir
ki:Takva dünyada ahirette zarar verecek bütün şeylerden sakınmaktır.O halde
halkın takvası ,fiillerin zararından sakınmak, havassın takvası, sıfatların
zararından sakınmak,ahassül havasın takvası da masivallahdan yani Allah’dan
başka her şeyden sakınmaktır.
FIKIH İLMİ:AKIL
Rağıp demiştir ki;Fıkıh, zahir ilim aracılığı ile bilinmeyen gayb ilmine ulaşmaktır. Dolayısıyla bu, bilinen fıkıh ilminden daha özel bir bilgidir. İlim, bir şeyi gerçek yönüyle kavramak ve algılamaktır. Bu ilim,nazari ve ameli olmak üzere iki kısma ayrıldığı gibi akla ve işitmeye dayalı olmak üzere de iki bölüme ayrılır.Akıl ise ilmi kabullenmeye hazır olan kuvvete denir.Bu güçle insanın kendisinden faydalandığı ilme de akıl denir.Bundan dolayıdır ki Müminlerin halifesi HzAli (kv) manzum olarak şöyle demiştir:
Akıl: tabii ve işitilmiş olmak üzere iki kısımdır.
İşitilmekle elde edilen akıl olmayınca tabii akıl fayda vermez.
Göz ışığı engelli iken güneş ışığının fayda vermediği gibi.
Birinci kısım akla Peygamberimiz (sav) şu hadisi şerifiyle işaret etmiştir:”Allah teala akıldan daha değerli ve şerefli hiçbir şey yaratmamıştır.”
İkinci kısım akla şu mübarek sözüyle işaret etmiştir:”Hiç kimse kendisini hidayete götüren veya bir felaketten uzaklaştıran akıldan daha üstün hiçbir şey kazanmamıştır”.Bu tür akla “Bunları ancak , alim olanlar akleder”(Ankebut 39/43) ayetinde işaret edilmektedir.
Kafirlerin akılsızlıkla yerildikleri her ayeti kerime de ikinci kısım akla işaret edilmiştir,birincisine değil.Aklı bulunmadığı için kuldan mükellefiyetin kalktığını bildiren her yerde de birinci kısım akla işaret edilmiştir.Hadis-i Şerifte:”Akıl kalpte bir nurdur ki , onunla hak ile batılın arasını ayırır”buyrulmuştur.
YAHUDİLERLE MÜCADELEDE OKUNACAK AYETLER
Haşr Suresinin 13 ncü ve
14 ncü ayetidir:
“Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah’a olan
korkularından daha şiddetlidir.Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.”
“Onlar müstahkem şehirlerde veya siperlerin arkasında
bulunmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar.Kendi aralarındaki savaşları ise
çetindir.Sen onları derli toplu sanırsın , halbuki kalpleri
darmadağınıktır.Böyledir,çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur.
Bu ayeti kerimede ,Yahudilerle
savaşmaları hususunda müminlerin kalplerine cesaret ve güç vermekte ; müminlere yakışanın ve layık
olanın , manen ve maddeten ittifak,birlik ve beraberlik içinde bulunmak olduğu
vurgulanmaktadır.İttifak, birlik ve kuvvettir.Ayrılık ise parçalanmak mahvolmak
ve felakettir.Düşman olan İblis Müslümanların ayrılığa düşüp parçalanması ile
muradına erer.
Milyarlık İslam alemi,üç
milyon yahudinin elinde oyuncak olmaktadır.Hak Teala , yahudinin durumunu
bildirmektedir.Yahudi ‘de kendi bekasının Müslümanların parçalanmasında
olduğunu bildiği için İslam dünyasını sürekli olarak parçalamanın planı
içindedir.
4 Ekim 2017 Çarşamba
Hoşgeldim
Hoş
geldim hoş gördüm
Geçti
gitti onca günüm
Hoş
geldim, hoş gördüm
Nice
haller gördüm nice
Esaret
bitti günü gelince
Gece
gitti gün doğunca
Hoş
geldim, hoş gördüm
Mekandı
bize o zindan
Gördük
hem, kimdir insan
Anladık
bir de öte yandan
Hoş
geldim, hoş gördüm
Geldik
dost yüze hasret
Lakin
ettik çokça hayret
Duamdır
kalksın bu gaflet
Hoş
geldim hoş gördüm
Zanlar
zanları doğurdu
Belli
ki bu hal bizi yordu
Terk
edip zindanı yurdu
Hoş
geldim hoş gördüm
04.10.2017DİLİN AFETLERİNDENDİR
Şeyh İzzettin b. Abdüsselam,dilin afetlerini anlatırken şöyle demiştir: Batıl ve yanlış sözlere dalmak ve günah sözler söylemek dilin belalarındandır.Cinsel ilişki hallerinden , şarap oturumlarından , zalimlerin yaptıkları haksızlıklardan ve sapık mezheplerden bahsetmek gibi.Ashab-ı Kiram arasında geçen ihtilafları anlatmak ta böyledir.
İmam Gazzali hazretleri(r.h) şöyle demiştir:Gerek vaizlerin gerekse başkalarının Hz.Hüseyin (ra)(ın şehid edilişini rivayet veya hikaye etmesi, ashabı kiramın aralarında geçen çekişmeleri ve husumeti anlatması haramdır.Zira bu gibi şeyleri anlatmak ,dinde önder olan bu gibi kimselere kızgınlığa ve dil uzatmaya teşvik eder.Onların aralarında geçen çekişmleri,onların durumlarına uygun bir şekilde yorumlamak gerekir.İçtihat hatası olabilir.
Birde Cenab-ı Hakk’ın hikmet gereği takdirleri vardır ki bu incelikleri herkes anlıyamaz.
BEYAZİD-İ BESTAMİNİN MAHCUB OLDUĞU SORU
Ebu Yezid-i Bistami (k.s)
şöyle demiştir: Belh'lilerden bir genç beni şu soru ile yenmiş ve mahcub
etmiştir.O genç bana:”Size göre zühdün sınırı nedir?” diye sordu.Ben de:”bulduğumuzda
yer, bulamadığımızda sabrederiz”dedim.Genç bu sözüme:”Bize göre bunu Belh’in
köpekleri de yapar.Biz, bulamadığımız zaman şükrederiz, bulduğumuzda da
başkalarını kendimize tercih ederek ikram ederiz” diye karşılık verdi.
Tasavvuf ehlinin
ahlakındandır ki , başkasını tercih, işar ve ikram ederler.Onları buna yönelten
sebeb , yaratılışları itibarıyla şefkat ve merhametlerinin fazlalığı ve dini
hükümlere kayıtsız şartsız bağlılıklarıdır.
HİKAYE
Anlatılır ki bir hükümdarla veziri arasında şöyle bir konuşma geçer,Hükümdar der ki:”Alimlerin ahlakı dervişlerden daha güzel , kalbleri daha temizdir.”Veziri ise ,bunun aksini söyler ve “Bunları iki konuda imtihan edelim der”.Vezir hazırladığı bin dirhemi birinin eline vererek , onu görevlendirir.Gidip bu parayı medrese hocalarından faziletli ve üstün olanına vermesini tembihler.Görevli kişi medreseye gider ve “Sizin en üstün ve en olgun olanınıza bu parayı vermekle görevliyim, kime vereyim?”diye sorar.Hocalardan hiçbiri kendisinden üstün birini kabul etmez.Her biri kendisinin üstün olduğunu , “ben üstünüm” diyen diğerlerinin yalan söylediğini iddia eder.Bunun üzerine görevli “ben hanginizin üstün olduğunu tespit edemedim” der ve parayı vermeden gidip durumu vezire söyler.Vezir bu sefer derviş tekkesine aynı görevliyi gönderir oradaki yoksullar alimlerin yaptıklarının tersini yaparlar.
Bu defa görevlinin eline bir kılıç verir ve “Git onların reisinin başını kes gel”der.Görevli gider ve “Reisiniz kimse onun boynunu vurmakla görevlendirildim” der.Tekkedeki dervişler her biri arkadaşının hayatını kendi hayatına tercih eder ve onların yaşaması için kendini feda ederek “başkan benim, başkan benim”der.Görevli “ben reisinizin kim olduğunu ayıramadım”der ve durumu gidip vezire anlatır.Vezir bu kez aynı görevliyi kılıçla medreseye gönderir .ama alimler, dervişlerin yaptıklarının tersini yaparlar.Vezir bu durumu hükümdara delil olarak gösterir
TAMAMI CÖMERT OLAN TOPLULUK:ENSAR
Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler” şeklinde Allah Tealanın değerlendirdiği bu topluluk Medine’de bulunan Ensar dır. Cömertleri arasında cimrileri bulunmayan hiçbir toplum yoktur.Ancak ensar bundan müstesnadır. Çünkü, onlar arasında hiç cimri bulunmayan , tamamı cömert olan bir topluluktur.
Yahudi Nadiroğullarının malları sadece Muhacirlere taksim edilmişti.Ensar’a verilmemişti.Ensar:”Ey Allah’ın Resulü Biz hem mallarımızdan muhacir kardeşlerimize verir, hem de ganimet konusunda , onları kendimize tercih eder ve ganimetlerde onlara iştirak etmeyiz.”demeleri üzerine Haşr suresinin 9 ncu ayeti inzal olmuştur.
KUR'AN'DAN SAYILANLAR:RESULULLAH YASAKLARI
Cenab-ı Peygamberimiz (sav)’in yasakladığı şeylerde Kur’an’dan sayılır.Zira ,Efendimiz (sav) Cenab-ı Hakk'ın emriyle hareket eden bir vasıtadır.Bunun Kur’an daki delili :”Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının” (Haşr suresi 7).
Abdullah b.Mesud(r.a)”Bedenine döğme yaptıran ve yapan kadınlara,kıllarını yolan ve yolduran, güzelleşmek için dişlerini törpületip seyrekleştiren ve Allah'ın yarattığını değiştirmeye çalışan kadınlara Allah lanet etsin” deyince Esedoğullarından Ümmü Yakup isimli kadın buna karşı çıkmış ve kur’an da bu hususta bir ayet olmadığını beyan etmesi üzerine İbni Mesud bu ayeti okumuştur.
FİTNE MERKEZİ:İDARECİLERİN KAPISI
Huzeyfe (ra)’ın bir sözü:”Aman sultanların kapılarında durmayın, çünkü buraları fitne merkezleridir.
Meymun b.Mihran7ın görüşü:”Hükümdarlarla sohbet büyük bir tehlikedir, çünkü dediklerine baş eğersen dinini;karşı koyarsan nefsini tehlikeye atmış olursun.Selamet senin onu onun da seni tanımamasındadır.”
DÜNYA SEVGİSİ
Fudayl b.İyaz (rh) şöyle
diyordu:”Allah Teala şerrin tamamını bir evin içine tıkmışanahtarını da dünya
sevgisi yapmıştır.Hayrın da tamamını bir evin içinde yaratmış bunun anahtarı
olarak da dünyaya karşızahitlik göstermeyi belirlemiştir.
Dünya sevgisi gönülden
imanın tadını çıkartır.
3 Ekim 2017 Salı
ZAHİTLİK ÜÇ SINIFTIR
İbrahim b.Ethem (rh)şöyle
diyordu:”Zahitlik üç sınıftır:
1-Farz olan zahitlik, bu
,haramlarda olur.
2-Vacib zahitlik, bu da
şüpheli nesnelere karşı gösterilir.
3-Sünnet olan zahitlik, bu
da helal nesnelerde gösterilen zahitliktir.Bu yüzden başkanlık hususunda
gösterilen zahitlik altın ve gümüşe karşı gösterilen zahitlikten daha
zordur.Çünkü altın ve gümüş başkanlık elde etmek için harcanır.
Yahya b.Muaz’ın gözlemi:”Zahitliğin
tamamı nefsi yormaktır.zahit dünyada rahatlığa yöneldiği anda zahitlikten sıyrılmış
olur.”
KUR'AN DAN ETKİLENMEK
Cabir b.Mutim şöyle demiştir:”Resulullah (sav)ile Bedir esirlerini hakkında konuşmak için Medine’ye geldim.Allah Resulü (sa.)sabah namazında Tur suresini okuyor, sesi ta mescidin dışına taşıyordu.Ne zaman ki “İNNE AZABEKE LEVA GIUN”ayetine geldi ,işte onu duyduğum an sanki kalbim duracak gibi oldu ve kalbime gelen ilk düşünce İslamiyete girmek olmuştu.Üzerine azabın indirilme korkusuyla hemen Müslüman oldum.Öyle ki Müslüman olmadan yerimden kıpırdadığımda azabın bana ulaşacağını zannediyordum.
Bu çeşit etkilenme Hz.Ömer efendimizin islamiyete girişinde de vuka gelmişti.Hz.Ömer ,Erkam’ın evine gittiğinde Rasulullah (sa)Taha suresini okurken duydu.kalbi yumuşayıp Müslüman oldu.İslamı kabullenmeye hazır olan kalbler en küçük bir şeyden etkilenirler
Okuyan Resululah (sav) yahut onun müstakim yoluna uyan onun varislerinden biri olursa bu etkilenme aşikaren görülür.
KABE’NİN GÖKTEKİ KARŞILIĞI:BEYTİ MAMUR
Beyti mamur ,Kabe’nin gökteki bir
gölgesi niteliğindeki bir mabeddir.ki buranın mamur olmasından murad , her gün
yetmişbin meleğin toplulukar halinde gelip orayı ziyaret etmesindendir.Öyle ki
bu melekler burayı tavaf etmekte,namaz kılmakta ve bir defa tavaf ettikten
sonra ikinci defa kendilerine sıra gelmemektedir.Beyti Mamur’un semadaki
hürmeti yeryüzündeki Kabe’ye olan hürmet gibidir.Zira hatırı sayılı insan
kalabalığı gece-gündüz orayı ziyaret eder.Bu yüzden kalbin Beyti mamur’dan
yaratılmış olduğuda söylenir Başka bir görüşe göre de insanın içi Beyti mamur
gibi olup nefeslerin vücuda girip çıkması da meleklerin hareketine
benzemektedir.
Bir rivayete göre Beyt-i Mamur ,Kabe’den
anca onun mevziine indirilmiş yakuttan bir ev iken Adem (a.s)ve zürriyeti onu
Tufan zamanına kadar tavaf etmiş, tufan olunca da göğe çekilmişYeryüzünde
bulunan Kabe’nin hizasındaki her gök tabakasında bir evin bulunduğu sabit
olmuştur.
HİZBULLAH
Allah tarafında olanlar demektir.Mücadele suresinin 22 nciayetinde geçer.Karşısında babası,oğlu,kardeşleri yahut akrabaları(aşireti) de olsa Allah ve Resulüne düşman olmaları halinde onlardan vazgeçip Allah ve Resulü tarafını tercih edenlerdir.Kendilerine bu ismi takıp saltanat ve iktidar mücadelesi içinde olanlar bu isme layık değildir.İsimler,müsemma dediğimiz o ismin maksadına ulaştırmaz.Hacca gitmemiş bir kimseye “Hacı”,yalancı olana “Sadık”korkak olana “Cesur” yahut “Arslan”,dünya sevgisine garkolmuş müteahhit kimseye “Mücahit” isminin takılması o kişiyi bu isimlerin müsemmasına ulaştırmaz.
Sehl b.Abdullah Tusteri (ks)şöyle demiştir:İmanını sağlamlaştırıp tevhid temeline dayalı dinini ihlas temeline oturtan bir kimse bidatçı ile arkadaşlık etmez, onunla oturup yiyip içmez, onunla sohbet etmez aksine ona karşı içinde düşmanlık ve kızgınlık ortaya çıkar.Allah Teala böyle bir bidatçıya yağcılık ve yakınlık gösterenin gönlünden sünnetleri yerine getirmenin zevk ve tadını söker alır.Dinde olmayan şeyleri dindenmiş gibi gösteren bidatçılara dünyada bir şeref ve itibar kazanmak veya bir menfeat sağlamak maksadıyla , sevgi gösterisinde bulunursa , Allah onu kazandığı bu şeref ve elde ettiği zenginlik sebebiyle zillete düşürüp alçaltırBu gibi kimselere güler yüz gösterenin kalblerinden iman nurunu söker alır.
Ama dine zarar vermeyen normal alışveriş işlemleri, komşuluk ve arkadaşlık ilişkileri haram değildir.gerektiğinde bu gibi davranışlar müstehaptır.
İbnüşşeyh der ki:Allah’ın düşmanlarını dost edinmekle iman bir arada bulunmaz
ŞEYTANIN YANDAŞLARI
Şeytanın yandaşları,şeytanın etkiledikleri kimselerdir.”Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu.İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır.İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar”(Mücadele 19)
Şeytanın yandaşları insan cinsinden olanlardır,Allah Teala’nın makamlarını yükselttiği bazı meşayıh şöyle demiştir:Bir kulu şeytanın etkisi altına almış olmasının belirtisi ; yiyecek ve giyeceklerini düzeltmek ve süslemekle kalbini Allah’ın kendisine verdiği nimetleri düşünmekten , şükrünü ifa etmekten engellemesidir.Yine ona gıybet,iftira ,boş söz ve yalan söyleterek Rabbini zikretmekten meşgul etmesidir.Ve yine saçma sapan ve boş söz dinletmek suretiyle onu Hakk’ı duymaktan oyalamasıdır.
Siiyasilerin arkasından gidip onları alkışlayan,metheden ve onlarla tüm gğünlerini geçiren kimseler bu ayetin kapsamında kalıp kalmadıklarını düşünmelidirler.
HER SORU KARŞILIĞI SADAKA VERMEK
Mücadele suresinin 12 ve
13 ayetleri
“Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir
Şey konuşacağınız zaman konuşmanızdan önce bir sadaka
veriniz.Bu sizin için daha hayırlı ve temizdir.Şayet bir şeyi bulamazsanız,
Bilinki Allah bağışlayandır,esirgeyendir.
Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten
çekindiniz mi?Bunu yapmadığınıza ve
Allah da sizi affettiğine göre artık namaz kılın, zekatı verin Allah’a ve
Resulü’ne itaat edin.Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Rivayet olunur ki “sadaka
veriniz”şeklindeki 12 nci ayetin hükmü 13 ncü ayet ile neshedilmiştir ve
aralarında on gün vardır.
Resulullah efendimiz
insanların soruları ile bunaltığı vakit 12 nci ayet inmiştir.Fakir olanlar
soramamış,zengin cimri olanlar da sorularını soramamıştır.
“Gizli konuşma” kişinin
şahsi hukuku ile alakalı meseledir.Bu bir rüya olabilir.Yahut dünyevi yapacağı
bir işte karar olabilir.Tereddütte kaldığı bir tercih olabilir.Böyle bir
durumda kişi,tabi olduğu bir zata bu hususta görüş soracağı zaman öncesinde
sadaka vermesi halinde bu sadaka bir şifre ve anahtar gibi iş görür.Ayet umum
yönünden neshedilmiş ancak özel olarak yaşanabilir.Çünkü sadaka nefse ağır
gelen hallerdendir.
2 Ekim 2017 Pazartesi
ÜÇ İLA ALTI SAYISI
Mücadele suresinin yedinci ayetinde geçer.Bu nedenle müşavere etmek, karşılıklı akıl danışmak ekseriyetle üç kişiden altı kişiye kadar olan bir heyet arasında olur.Çünkü bu durumda az lafla daha isabetli ve doğru görüş elde edilmiş olur.Gizli olması ve sırrın saklanması açısından bu sağlıklı bir yoldur.Bu sebeble Hz.Ömer (r.a)öleceğini anlayınca hilafet meselesini çözmeleri için altı kişilik bir şuraya bırakmıştır.Yani halifelik altı kişinin müşavereleri ve fikir birliği yapmaları sonucu gerçekleşecektir.
Üç sayısında ruh, sır ve kalbe;beş sayısında ise bu üçle birlikte bunlara ilave edilen nefis ve hevaya işaret vardır.
Üç sayısında ruh, sır ve kalbe;beş sayısında ise bu üçle birlikte bunlara ilave edilen nefis ve hevaya işaret vardır.
İDARECİLERE BÜYÜK TEHDİT
Mücadele suresinin 5 nci
ayetinde:”Allah ve Resulüne karşı
gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır..”
buyrulmuştur.”karşı gelmek” kavramı
Allah ve Resulüne muhalefet, emir ve nehiylerin sınırlarını çiğnemektir.Burada
şeriatın çizdiği sınır ve hükmüne aykırı olarak hüküm ve sınır koyup adına
kanun ve benzeri isimler veren kötü hükümdarlara ve idarecilere çok büyük
tehdit vardır.
Allah Teala’nın
yasakladığı içkiyi,zinayı,milli piyangoyu,toto ve lotoya karşı çıkıp bunları
kaldırma mücedelesi vermeyenler bu ayetin tehdit sınırları içindedir.Velevki
secdeye gitsinler yahut camiler yaptırsınlar.
EY TEMİZ HUYLU ZAHİT-HAFIZ ŞİRAZİ
Ey Temiz huylu zahit,rintleri ayıplama
Başkalarının günahını yazmayacaklar ki sana.
İyiysem de
kötüysem de sen git kendi işine bak
Herkes kendi
ektiğini biçecektir sonunda.
İster ayık ister sarhoş, herkes yâre taliptir.
Her yer aşk evidir, isten mescit ister havra.
Ezeli lütuftan ümitsiz kılma beni
Ne bilirsin kim
güzel kim çirkin perde ardında
Takva perdesi dışına sadece ben düşmedim
Ebedi cenneti elinden kaçırmıştı babam da
Ey Hafız ecel
günü bir kadeh geçirirsen ele
Seni meyhaneden
cennete götürürler doğruca
(Hafız Şirazi)
REZZAK İSMİ ŞERİFİ
Er-Rezzak “ Allah’ın kulu, Allah7ın kendisine rızkı genişletmesi sebebiyle diğer insanlara tesirde bulunan ve O’nun direktifleri doğrultusunda insanlara rızkı bollaştıran kimsedir.Çünkü xAllah O&’nun makamını genişleme, rahatlama ve bereket karargahı kılmıştır.Oraya her ne gelirse çoğalır, hayırla dolup taşar.Allah’ın bu Rezzak isminin hususiyetlerinden biri de ismi celili her sabah namazından sonra kıblenin sağından başlayarak imkanı ölçüsünde evin her tarafına onar defa okursa rızkı genişlerBu okunanlara ilaveten :”Sübhaneke ya rabbe külli şey7in ve varisehu ve razikahu”yani “her şeyin rabbi , varisi ve rızık vereni olan Allah, bütün noksan sıfatlardan pak ve uzaktır”zikrini söylemenin iyi olacağı belirtilmiştir.
SÜNNETE UYMANIN ZİRVESİ
İmam Ahmed b Hanbel’in hiç karpuz yemediği, bunun sebebini
soranlara;Resulullah (sav)’in karpuzu nasıl yediğini bilmediği için bu işi
terkettiğini söylediği bildirilmiştir. .
Rasulullah (sav)’in karpuz yemesinin şekliyle ilgili bir bilgi eline ulaşmadığı
için karpuz yemeyi terk etmiştir.Ümmetimiz alimlerinin diğer ulemanın önüne
geçmesine sebeb olan pek çok hadiske vardır.
İBADETLER ON KISIMDIR
Namaz, zekat,hac, oruç, Kur’an kıraati,
her halükarda Allah’ı zikir, helali talep etmek, Müslümanların ve birlikte
yaşanan kimselerin haklarına riayet etmek, dokuzuncusu emr bil maruf nehy anil
münker ve onuncusu da saadetin ve muhabbetullahda fena bulmanın anahtarı olan
sünnete ittibadır.Bu hususta Allah Teala:”De ki:Eğer Allah’ı seviyorsanız bana
uyun ki , Allah da sizi sevsin…”
ÇİFT YARATILMA
Zariyat suresinde "Her şeyden de çift yarattık ki düşünüp öğüt alasınız"(Zariyat 49) buyurulmuştur.Bunlar erkek-dişi, sema-arz, gece-gündüz, güneş-ay, yaz-kış, kara-deniz, ova-dağ, insan-cin, nur-zulmet, beşaz- siyah, dünya-ahiret, iman-küfür, saadet-şekavet, hak-batıl, tatlı-acı, ölüm-hayat, yaş-kuru, hareketsiz-hareketli, çorak-mümbit, konuşan-susan, hilm-kahr, cömertlik-cimrilik, utanma-zillet, kudret-acz, kuvvet-zaaf, ilim-cehalet, sıhhat-hastalık, zenginlik-fakirlik, gülmek-ağlamak, sevinç-üzüntü, üst-alt, sağ-sol, güney-kuzey, ön-arka, sıcaklık-soğukluk,daha pek çoğu
1 Ekim 2017 Pazar
MECZUBİYET HALİ
Meczuplar hallerine göre üç mertebeye ayrılırlar.
Birincisi:Kendisine Allah tarafndan füyuzat kuvveti gelen kişidir ki , ona gelen bu güç,kendisinde bulunan kudretten dha üstündür.Öyle ki bu füyuzat ona hakim olup bütün ahvaline galebe eder.Bu suretle o kimse bu füyuzat halinin tasarrufu altına girer ve bu hal üzerinde kaldıkça nefsinde herhangibir tedbire ihtiyaç duymaz.
Meczupların ikinci kısmı,aklı bu füyuzat halinde tutukluk yapanlardır ki böyleleri ancak hayvani bir akıl üzerinde kalıp yer,içer tedbirsiz olarak tasarrufta ve ru'yette bulunur.Böyle kimselere de diğer canlılar gibbi tabi bir yaşam sürdürdüğü için "mecnunların akıllıları" adı verilir.
Üçüncü guruba gelince bunlar, füyuzat halinde daim olmayanlardır.Bu kısım insanlarda bu hal kısa sürede kaybolup onun aklı normal insanların aklına dönüşür.Bu nedenle bu kimse işlerinde tedbire , söylediği ve kendisine söylenilen şeyda da aklına müracaat edip tedbir ve ru'yetle tasarrufta bulunmayı esas alır.Bu zaten insanların ortak halidir.
Bu üçüncü mecnunluk hali Muhammedi mertebe sahibi olan kimselerde bulunur.Zira Peygamberimiz (sav)vahiy inerken nefsinden bu akıl alınır, daha sonra bu şekilde geceleyin çeşitli yerlerde dolaştırılıp kendisine vahyedilecek hususlar ilka edildikten sonra insanların yanına döneceği zaman bu dünyevi akıl tekrar ona verilir
Meczuplar Alla hTeala'dan gelen ve birden ortaya çıkan büyük füyuzat sebebiyle akılları gittiği için şeri adabı gözetmek onlardan talep edilemez.
Hakk'ın kadehinden bir yudum içen kimsede
Ne edep, ne akıl ne de iz'an kalır.
Birincisi:Kendisine Allah tarafndan füyuzat kuvveti gelen kişidir ki , ona gelen bu güç,kendisinde bulunan kudretten dha üstündür.Öyle ki bu füyuzat ona hakim olup bütün ahvaline galebe eder.Bu suretle o kimse bu füyuzat halinin tasarrufu altına girer ve bu hal üzerinde kaldıkça nefsinde herhangibir tedbire ihtiyaç duymaz.
Meczupların ikinci kısmı,aklı bu füyuzat halinde tutukluk yapanlardır ki böyleleri ancak hayvani bir akıl üzerinde kalıp yer,içer tedbirsiz olarak tasarrufta ve ru'yette bulunur.Böyle kimselere de diğer canlılar gibbi tabi bir yaşam sürdürdüğü için "mecnunların akıllıları" adı verilir.
Üçüncü guruba gelince bunlar, füyuzat halinde daim olmayanlardır.Bu kısım insanlarda bu hal kısa sürede kaybolup onun aklı normal insanların aklına dönüşür.Bu nedenle bu kimse işlerinde tedbire , söylediği ve kendisine söylenilen şeyda da aklına müracaat edip tedbir ve ru'yetle tasarrufta bulunmayı esas alır.Bu zaten insanların ortak halidir.
Bu üçüncü mecnunluk hali Muhammedi mertebe sahibi olan kimselerde bulunur.Zira Peygamberimiz (sav)vahiy inerken nefsinden bu akıl alınır, daha sonra bu şekilde geceleyin çeşitli yerlerde dolaştırılıp kendisine vahyedilecek hususlar ilka edildikten sonra insanların yanına döneceği zaman bu dünyevi akıl tekrar ona verilir
Meczuplar Alla hTeala'dan gelen ve birden ortaya çıkan büyük füyuzat sebebiyle akılları gittiği için şeri adabı gözetmek onlardan talep edilemez.
Hakk'ın kadehinden bir yudum içen kimsede
Ne edep, ne akıl ne de iz'an kalır.
MUSA/FİRAVUN 'IN İŞARİ ANLAMLARI
Hz.Musa insandaki kalbdir.Firavun ise insandaki nefs tir.Allah (Teala, kalp Musasını bir hüccet yani apaçık olan kelimei tevhid ile nefs firavununa göndermiştir.Kelimei tevhid asası,nefis firavununun sihirbazlarının batılı hakla karıştırıp ortaya koydukları sihirleri ve nefis firavununu sıfatlarını yutmasıdır.Nefis firavunu bu mucizeyi görmemekten ve kalb Musasının tüm vasıflarına iman etmekten yüz çevirdi.Bu sebeble de Allah onu en değersiz bir denizde, kahr ve celaliyle helak etti
UTANMA DUYGUSU(HAYA)ÜZERİNE
Malik b. Dinar (rh)anlatıyor:Allah Teala’nın bir kalbe verdiği en büyük ceza kendisinden utanma hissini çekip almasıdır.”
BÜYÜKLERİN MAİŞETLERİ ÜZERİNE
Azizim Necib Sultan anlatmıştı.Fukarayı sabirin bir adam varmış.Karısı ise ailesi yönünden zenginmiş.Bu kadın evlendikten sonra kocasının fakirliğine sabır göstermiş.Kış günü evlerinde kömür ve soba yokmuş.Yatağa girip yargan altında birbirlerinden ısınırlarmış.Soğuk bir gece adam karısına demişki:Evde üzerimize örtecek ne var:Karısı bir yorgan daha var deyince onuda üstümüze at.Bir zaman sonra adam:Başka ne var üzerimize örtecek:Kadıncağız bir çuval var:Adam:onuda üzerimize at.Böylece üç dört nesneyi üzerlerin attıktan sonra kadın dayanamayıp bu eşyaların ağırlığından bunaldım.soğuksa soğuk deyip yataktan çıkmış.O esnada sabah ezanı okunmuş .adam kalkmış abdestalıp camiye gitmiş 2 saat sonra geldiğinde bakmış ki nahımı sevinçli kahvaltı sofrası hazırlamış ki üzerinde bal,tereyağı,yumurta zeytin emvai türlü yiyecekler.Adam şaşırmış.Düşünmüş bu yiyecekler evlerinde yok. Babasıgilden getirdi ise onların evi çok uzakta iki saatte gidilip gelinecek yer değil.Sükut etmiş .Kadın anlatmaya başlamış Sen gittikten sonra evin kapısı çalındı.Baktım bir adam bu yiyecekleri indirdi.Sordum :Hayırdır diye.adam dedi ki:Ben köyden pazara satılacak yiyecek getiren birisiyim.Köylünün ürettiklerini kendilerinden toplar pazarda satarım.içinden karımı alır adamlara paralarını veririm.Dün gece hava çok soğuktu .ben arabanın üzerinde donacaktım.o esnada birisi üzerime bir yorgan attı.Sonra üzerime bir çuval attı.Sonra üzerimize bir başka battaniye attı.bunlarla donmaktan kurtuldum.Bana dedi ki benim evim filan yerde senin hemen yolunun üzerinde olan filan evdir diye.Bende soğukta donmaktan kurtulduğuma şükredip bunları size getirdim afiyet olsun”demiş.
Büyüklerin maişetlerinin temini konusunda aklın ötesinde bazı sır durumlar vardır.Bir arkadaşımız anlatmıştı.Necib Sultan terzi dükkanında otururken dışarıdan bir ihtiyaç sahibi gelir ve sultanımızdan talepte bulunur.Necib Sultan duvarda asılı olan ceketinin cebindeki cüzdanına bakar içinde para yok ki ihtiyaç sahibine " biraz sonra gel" der.adam bir saat sonra tekrar gelir.Sultan tekrar ceketinin cebindeki cüzdanını çıkartır.Bu sefer içinde bir para vardır.Çıkartır ihtiyaç sahibine verir.Bu şekilde Hak Teala’nın velilerinin ihtiyaç ve isteklerini karşıladığı sır vakıalar mevcuttur.Ancak insanlar sanırlar ki şu, bu getirip yardım ediyorlar diye düşünürler.İnsanların bu şekildeki düşünceleri onların çileleridir.
NAMAZ KILDIN MI DİYE SORMA!
Bir adam bir kerresinde
Ali el-Havvas hazretlerine :”İkindiyi kıldınız mı?”diye sormuş.Efendi susmuş,
bu soruya bir anda cevap vermemişti.Sonra adama:
-Bir daha bana böyle bir
soru yöneltme.çünkü beni yalanın içine düşürürsün, zira namaz hareketine ‘ namaz
‘ denilebilmesi için , kulun namazının içinde , başından sonuna kadar Rabbi ile
birlikte bulunmalı ve o sırada hatırında Allan sevgisi dışında bir şey
olmamalıdır..Sadece Allah7ın huzurunda olduğunu , kıraatini, rüku ve secdesini
düşünmelidir, dedi.Adam:
-Peki size bu türden
soruyu nasıl yönelteyim?
-Bana, “insanlarla
birlikte vaktinde oturup kalktın mı?”diye sor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
