7 Eylül 2016 Çarşamba

SIRATI MÜSTAKİM NEDİR?

Fatiha suresinde ,Cenab-ı Hakk'dan talepte bulunruz:"Bizi sıratı müstakim'e(doğru yola )ilet"diye.Nedir bu doğru yol?Doğru yol yorumları şunlardır:1-Marifete erip hidayete ulaştıktan sonra,şehvet e gadap,istek ve düşünce,mal infakı konusunda ifrat ve tefritten uzak,orta yola ulaşmayı istemektir.
2-Kişi her ne kadar marifeti ilahiyye ye bir delil ile vasıl olmuş ise de daha başka deliller vardır."Bizi doğru yola ilet " demek bize senin zatına,sıfatına ve fiillerine delalet eden her şeyi öğret demektir
3-)"İşte benim doğru yolum budur"(Enam 6/153)ayeti gereği ,nefsin direnmesine rağmen masivadan yüz çevirmeyi istemek ve bütünüyle Allah'a yönelmeyi dilemektir.Bu öyle bir yöneliş olmalı ki Allah Teala , İbrahim (a.s)gibi kendisine oğlunu kurban etmeyi emretse tereddütsüz yerine getirmeli,İsmail gibi kesilmese bile ,kesilmek için boyun vermelidir.Yunus gibi denize atabilmelidir.Masa gibi yüksek derecelere ulaşsa bile kendisinden Hızır'a talebe olması istenince derhal kabul etmelidir.Yahya ve zekeriyya peygamberler gibi testereyle ikiye ayrılarak öldürülecek olsa bile , emri bil maruf nehyi anil münkerden geri durmamalıdır.
orta yolu emreden pek çok ayet ve işaretler vardır."Eli sıkı olma,Büsbütün eli açık da olma"(isra 17/29)ayetinde Hakk teala,israf ile cimrilik arasında ortayolu emretmektedir."Namaz kılarken sesini pek yükseltme.O kadar da kısma.ikisinin ortasında bir yol tut"(isra 17/110)."Onlar ki harcadıkları vakit savurganlığa gitmez cimrilikte etmezler;bu ikisi arasında dengeli olurlar"(Furkan 25/67).

6 Eylül 2016 Salı

NEBİLERİN VE VELİLERİN EN ÖNEMLİ DİLEĞİ

Hidayet üzre sabit kadem olmak en önemli ihtiyaçtır.Bu nedenle Nebilerin ve Velilerin  en önemli dileği şudur ki:Yusuf (a.s)Beni Müslüman olarak öldür",dediği gibi,Firavunun sihirbazları da "Bizi Müslüman olarak öldür demişlerdir.Sahabiler de "Bizi ebrar(iyiler)ile birlikte öldür"diye dua etmişlerdir.Zira insan işin dış görünüşüne aldanmamalıdır.Çünkü sonunda o hal değişebilir.Nitekim İblis de,Bel'am bin Baura'ya ve Bersisa'ya böyle olmuştur.
Hz.Mevlana buyur ki:
Cihanda İblis ve Belam gibi yüzbin
Melun gizli ve aşikar olarak zahir olmuştur.
Lakin Cenabı Hakk dünyada ikisini meşhur etti.
Ki bu ikisi Diğer me'unlara şahit olsunlar,
Diğer mel'unlar bunların halinden ibret alsınlar"

SÜFYAN-I SEVRİ' NİN NAMAZDA BAYILMASI

ANLATILDIĞINA GÖRE SÜFYAN SEVRİ,AKŞAM NAMAZINDA BİR CEMAATA İMAM OLUR.FATİHA'YI OKURKEN "ANCAK SANA KULLUK EDER,ANCAK SENDEN YARDIM DİLERİZ"AYETİNE GELİNCE BAYILIP DÜŞER.KENDİNE GELDİĞİNDE BAYILMASININ SEBEBENİ SORARLAR.DER Kİ:"ANCAK SANA KULLUK EDER ANCAK SENDEN YARDIM DİLERİZ"DEYİNCE ,ÖYLEYSE NİYE DOKTORLARIN VE SULTANLARIN KAPISINDA KOŞUP DURUYORSUN ?DENİLMESİNDEN KORKTUM.

"BEN ADİL MELİK NUŞİREVAN ZAMANINDA DOĞDUM"

Bu sözün Efendimiz SAV ait olduğu rivayet edilir.Nuşirevana ait bir çok hikayeler söylenir bunlardan birisi şudur:Adaletiyle ünlü Nuşirevan adamları ile ava çıkar.adamlarından ayrılır bir bahçeye girer.Bahçede bulunan çocuktan kendisine bir Nar vermesini söyler.Narın taneleri bol ve suludur.Nuşirevan,sulu narla susuzluğunu gidermeye çalışır.Bahçe ve nar hoşuna gitmiştir.Bu bahçeyi sahibinden satın almayı düşünür.Çocuktan bir nar daha ister.Ancak ikinci narın suyu daha azdır.Melik Nuşirevan bunun sebebini çocuktan sorar.Çocuk:"Belki de melik haksızlık ve zulum yapmak istemiştir"deyince Nuşirevan kalbine gelen bu düşünceden vazgeçer ve tevbe eder.Çocuktan bir nar daha ister.Bu seferki hepsinden daha hoştur ve tatlıdır.Bunun üzerine çocuk:"Melik tevbe etti galiba"der.Aklını başına alan Nuşirevan bu olaydan sonra zulüm ve haksızlıklardan tevbe eder ve adı adaletle anlır.Hatta Resulullah efendimiz (SAV):"Ben adil melik (Nuşirevan)zamanında doğdum"diye onun devrinde doğmaktan övündüğü rivayet edilir.

RÜYANIN SATIN ALINMASI

Muzaffer Ozak efendinin aktardığı bir rüyadan bahsedilir.Bir çingene,bir sufi şeyhine gelirmiş.Çünkü bu şeyh genellikle ona her gelişinde ufak bir harçlık verirmiş.Bir gün çingene şeyh efendiye entrasan bir rüyasını anlatmış .O sırada ,yüksek bir memurun oğlu de her zaman olduğu gibi şeyhe gelmiş çünkü;ana babasnın isteğiyle ,haftalık harçlığını şeyhten alırmış.Şeyh ona ,harçlığı ile çingenenin rüyasını satın almak istemezmisin diye sormuş.Oğlan istemeye istemeye razı olmuş.Daha sonra öğrenmiş ki ,Çingene rüyasında sadrazam olduğunu görmüşmüş.Çingene bu rüyayı şeyhin emri ile sattığı için,rüyayı satın alan genç daha sonra ,Said Paşa adıyla bu makama getirilmiş

SADIK RÜYA GÖRMENİN USULÜ

Abdest alıp yatıldığı vakit sadık rüyalar görülebilir.Dış temizliğe iç temizliğinde eklenmesi gereklidir.Çünkü yalnızca iyi ve dürüst olan biri sadık rüyalar görebilir.Yatağa yatıldığında önce kıbleye dönmeli kısa namaz surelirden 91 den 94 'e kadar olanlarla 109 ila 112 sureler ve 113 ve 114  sureleridir.Bundan sonra hayırlı bir rüya görmek için dua edilmelidir.Daha sonra sağ taraf üzerine yatılmalıdır.Bir hadis-i Şerifte hayırlı rüya görmek için şu dua tavsiye edilir:"Ya Rab ! Kötü rüyalardan sana sığınır ,uyanıkken ve rüyalar içinde iken Şeytanın hilelerine karşı senin korumanı ararım"
Yine Hz.Aişe validemize ait olan bir dua vardır:"Allahım,bana iyi bir rüya bağışla,sadık olsun yanıltıcı olmasın,salih olsun zararlı olmasın,hatırda kalsın ve unutulmasın"
Yine Cafer'i Sadık hazretlerine atfedilen meşhur bir dua vardır:"Tanrım,ruhumu sana teslim ettim.Yüzümü sana çevirdim.Meramımı sana anlattım.Sırrımı sana yasladım.Özlem ve korku içinde senden kaçıp kurtulmak değil ,kaçışı ve kurtuluşu sende bulmak için indirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberine inanırım.Sen mübareksin yücesin.Sen zenginsin biz yoksuluz.Senden bağışlama diliyorum,doğru bir rüya göreyim,yanlış değil;hayırlı,sevinçli bir rüya,üzüntülü değil;yararlı bir rüya,zararlı değil"

ZITLIKLARDAKİ HİKMET

"Sizin hoşlanmadığınız şeylerde belki de hayır vardır"(Bakara 2/216)
Hayır görünen şeyde şer,Şer ve sıkıntı görünen şeyde hayr gizlenmesi Hakk'ın bir mekridir.Ahmek insan zahire bkar,Akıllı ise işin öznü arar.Hiç bir bela ve sıkıntı yoktur ki ,altında lütuf ve rahmet bulunmasın.Ancak az bir hayr için çok hayrı terk etmek büyük bir şerdir.Zorluklar,ruhları bedene aid bağlardan kurtarıp temizlemek içinder .Şeytanın varlığı , kulları içinde muhlis olanları ortaya çıkarmak içindir.Tahkik erbabının hali de ,Musa (a.s) ile Hızır kıssasında olduğu gibi zahire değil ,hakikatlara sarılmaktır.İnsan tabiatının hoşlanmadığı bir çok şeyde gizli bir takım sırlar ve hikmetler olabilir

FATİHAYI OKUMA USULÜ

Muhyiddin İbni Arabi hazretleri Fütuhat-ı Mekkiyyesinde derki:
"Fatiha'yı okuduğun zaman besmeleyi ona bitiştir.Besmele ile Fatiha arasını açma.vaslet ! Nitekim Hz.Peygamber (sav)yemin ederek Cebrail'den,o yemin ederek Mikail'den,o yemin ederek İsrafil'den,o da yemin ederek Allah'dan şöyle buyurduğunu nakleder:"Ey İsrafil,izzetime,celalime,cud ve keremime andolsun ki Fatiha'ya bitiştirerek besmeleyi bir kerre okuyanı bağışlarım.Şahid olun ki ; iyi amellerini kabul eder,kötü amellerini görmezden gelirim.Onun dilini ateşte yakmam.Ve onu kabir  azabımdan da kıyamet gününün azabından da kurtarırım.O bana enbiyadan ve evliyadan önce kavuşur" 

BESMELENİN HİKMETLERİNDEN

Anlatıldığına göre Rum meliki kayser,Hz.Ömer7e bir mektup yazar:"Başımda dinmek bilmeyen bir ağrı var.Eğer sizce malum bir ilacı ve aresi varsa bana gönderin.Zira buradaki doktorlar ,buna bir çare bulamadılar". Mektubu alan hz.Ömer,kaysere bir başlık önderdi.Kayser bunu giyince ağrısı kesiliyor çıkartınca ağrı tekrar başlıyordu.Merak etti.Acaba bu başlıkta ne vardı ki baş ağrısını kesiyordu.Başlığı çıkartıp iyice kontrol edince içinde üzerinde BESMELE yazılı kağıdı buldu.

MÜRŞİDİN OLMAZSA OLMAZLIĞI

Mevlevilikte,Mürşidin olmazsa olmazlığı hususunu Hz.Pir efendimiz Mesnevi-i Şerifte şu beyitlerle izah etmektedir:
Bir Pir ele geçirdin mi hemen teslim ol;Musa gibi Hızır7ın hükmüne girip yürü.Ey münafıklık nedir,bilmeyen ! Hızır'ın yaptığı işlere sabret ki Hızır 'Haydi git ayrılık geldi '(Kehf 18/78)demesin.Gemiyi kırarsa ses çıkarma;çocuğu öldürürse saçını başını yolma.Mademki Hakk,onun eline:'kendi elimdir ' dedi(Yedullahi fevga eydihim-Fetih,48/10)hükmünü verdi;şu halde Tanrı eli,onu öldürse de yine diriltir.Hatta diriltmek nedir ki?Ona ebedi hayat verir.Bu yolu,nadir olarak yapayalnız aşan bile yine ,Pirlerin himmetiyle aşmış,varacağı yere onların himmetiyle ulaşmıştır.Pirin eli kısa değildir,gaiptekilere de erişir.Onun eli,Tanrı kabzasından başka bir şey değildir ki "
Sufiler arasında meşhur olmuş hadis-i Şerifte:"Topluluğu içierisinde mürşit,ümmeti içinde peygamber gibidir" buyrulmakla Hz.Mevlana bu hadise dayanarak Mesnevi'de buyurmuştur:"Peygamber,'maneviyatta ilerlemiş bir şeyh,kavminin arasında peygambere benzer ' dedi" buyurmuştur.Hz.Peygamber ile sahabeler arasındaki ilişki bir seyri süluktur.Mesnevide ifade edilir ki:
"Bunun için (gizli hileyi anlamak müşkül olduğundan) bazı ashab,Peygamber'den azgın ve hilekar nefsin hilesini sorarlar;'nefs,ibadetlere ve candan gelen ihlasa gizli garazlardan ne karıştırır ?"derlerdi.Peygamber'den ibadetin faziletini ve sevabını arayıp sormazlar;'apaçık ayıp hangisidir?'diye kötü huyları sorarlardı.Gülü kerevizden fark edercesine kıldan kıla,zerreden zerreye nefis hilesini tanır,bilirlerdi.Ashabın kılı kırk yaranları,umumiyetle o vaaz ve beyana hayran olurlardı(Mesnevi ı/366)

ALLAH'A GİDEN YOLLAR

Necmeddin-i Kübra hazretlerine atfedilen bir söz vardır:"Allah'a giden yollar yaratılmışların nefesi adedincedir"Bu ifade insanlardaki tavır ve meşrep farklılıklarına delalet eder.Meşhur tasnife göre Allah'a giden yolların yolcuları meşrepleri bakımından üç kısma ayrılırlar.
Birinci gurup taife tarik-i ahyar denilen daha çok ibadetleri esas alarak ahlaken kemale ermeyi esas almış olanlardır.
İkinci gurup tarik-i ebrar denilen ,ibadetlere sarılmaya ilaveten riyazeti de kendilerine esas alarak hakikate ulaşmayı hedef edinmiş olanlardır.
Üçüncü gurup ise tarik-i şüttar denilen aşıklar yoludur ki ibadet ve riyazetlerden farklı olarak bunlarla erişilenlere kendilerindeki cezbe kabiliyeti ve muhabbete meyyal tabiatla iştirak ederek uzun zamanlara muhtaç pek çok hali kısa vadede tahkik etmiş olanlardır.
Hz.Mevlana efendimiz üçüncü guruptandır.Mesnevi'de buyurur ki:"Ben öyle bir aşka gark olmuşum ki evvel gelenlerin aşkları da benim bu aşkıma batmış,yok olmuştur,sonra gelenlerin aşkları da." Bu husus, O'nun yardımı ile mümkündür.Aksi halde sarfedilen gayret ne kadar çok olursa olsun faidesizdir.Çünkü bir hadis-i Şerifte buyrulmaktadır ki:"Hakk'ın cezbelerinden bir cezbe ,insanların ve cinlerin tüm ibadetlerinden hayırlıdır".

5 Eylül 2016 Pazartesi

İSMİ A'ZAM

"ALLAH"  kelimesi tercih edilen görüşe göre İsmi A'zamdır.Ancak birisi kalkıp derse ki:"İsm-i A'zam ,Allah'ın dua edildiğinde icabet ettiği,bir şey  istediğinde verdiği isimdir.Biz "Allah"ismiyle dua ediyoruz,bazı şeyler istiyoruz,fakat çoğu kere icabet edildiğini görmüyoruz"diyen birine verilecek cevap şudur:
"Namaz gibi,duanın da kabulü için gerekli bir takım adab ve şartlar vardır.Bunlardan ilki,helal lokma ile iç dünyamızın ıslah edilmesidir.Nitekim bu konuda "Dua semanın anahtarıdır.Bu anahtarın dişleri helal lokmadır"denilmiştir.Duanın son şartı ise ihlas ve huzuru kalbtir.Nitekim Allah Teala:"Allah'a,dini yalnız O'na has kılarak dua edin"(Gafir 40/14) buyurmaktadır.Huzuru kalb olmadan insanın dili ile bağırıp çağırması ,dua etmesi,kapıya gelen kimsenin içeriye bağırrak seslenmesine benzer.Fakat huzuru kalb ile yapılan dua,insana şefaatçı olur."

Müeyyeddin Cendi (KS)der ki:Adı yaygın,haberi hoş,gizlenmesi gerekli,yayılması yasak olan İsm-i Azam için hakikat ve mana aleminden ,suret ve lafız aleminden işaretler vardır.İsm-i Azamın hakikat ve kemali ,bütün hakikatların cem olduğu "Ahadiyyet"makamıdır.Manası ise her asırda gelen ve ilahi emaneti taşıyan Allah'ın halifesi Kutbul Aktab olan insan-ı Kamildir.Onun sureti bulunduğu asrın en kamil suretidir.İlmi,diğer ümmetlere yasak ve gizlidir.Çünkü hakikat-ı insaniyye,en kamil surette ortaya çıkmıştırHakikatı insaniyyenin zuhuru ,her asrın kamilinin kabiliyeti ölçüsünde devam edecektir.İsm-i Azamın manası ve sureti Resulullahın vücuduyla var olmuştur.Allah Teala bu ilmi ona ve ümmetine ikram etmiştir.

CİNLER GAYBI BİLEBİLİR Mİ? HAYIR !

İmam Gazali hazretleri için insin ve cinnin müftüsüdür derler.Birgün cinlere "Alemde neler olup bitmekte"diye sual sordu.Cinler:"Zemahşeri ,tefsire dair mühim bir eser kaleme alıyor.Şu anda eserin yarısına kadar geldi" dediler.Gazzali,cinlere "Onun yazdıklarını bana getirin"dedi.Cinler de Zemahşeri'nin yazdıkları kısmını alıp getirdiler.Gazzali yazılan eserin bir nüshasını çıkarttı.Cinler de asıl nüshayı alıp geri yerine koydular.Bir ara Zemahşeri,Gazzali'nin yanına geldiğinde Gazzali bu nüshayı ona gösterdi.Zemahşeri şaşkına döndü ve hayretle şunları söyledi:"Eğer bu eser benimse buraya nasıl geldi?. Çünkü ben onu kimseye göstermedim.Eğer başkasının ise lafız,mana ve tertipte bu kadar benzerlik aklen mümkün değildir".Bunun üzerine Gazzali şu karşılığı verdi:"Evet bu senin yazdığın eserdir.Bize Cinler aracılığı ile ulaşmıştır.".Bu cevap karşısında Cinlerin bu tür hizmetleri hususunda tereddütleri olan Zemahşeri,onların varlığını itiraf etmek zorunda kaldı.Buradan ,cinlerin gaybı bildikleri anlamı çıkmaz.Çünkü Allah Teala:"Cinler,eğer gaybı bilselerdi,çalışmanın verdiği bu horlayıcı sıkıntı ve o küçük dşürücü azap içinde kalmazlardı"(Sebe 34/14) buyurmuştur.
Şeytanların erkekleri ve dişileri vardır.Doğumla çoğalırlar ölmezler.ebedidirler.Cinlerin erke ve dişileri vardır.Doğumla çoğalırlar fakat ölürler.Meleklerin erkek ve dişisi olmadığı için çoğalmaları doğumla değildir.(Ravzaatül Ahyar isimli eserden)

İNSANLARA NE ZAMAN ÜZELMELİYİZ

Eğer bir insan size hakaret ediyorsa dövmediği;dövdüyse yara açmadığı;yara açtıysa da ölümünüze sebebiyet vermediği için ona müteşekkir olabilirsiniz.Zira o insan cahildir.İnsanı hayvandan ayıran özellikleri öğrenememiştir. Bu nedenle burnun dikine ,kendi doğru bildiği yola devam eter.
Eğer komşunuz sizin bahçenize müdahele ediyorsa bunda sizin bir kabahatiniz yoktur. Diyelim ki taşla sopayla saldırdı ve camlarınızı kırdı. Ne olmuş yani ?Sizde mi o camlarla beraber kırıldınız.? Hayır siz bir eşya değilsiniz ki kırılasınız; siz, hür iradeye sahip insanlarsınız. Eğer bir vahşi hayvan olsaydınız siz de komşunuza karşılık verir ve onu yaralamaya, intikam almaya kalkardınız. Oysa bu hayvanların davranış tarzıdır, insanların değil. Sizin vazifeniz ona aynı şekilde karşılık vermek midir ?Öyle yaparsanız siz de vahşi bir hayvanın vasıflarına sahip olduğunuzu söylemiş olursunuz.Bir at iyi koşmazsa at olmaktan çıkar; horoz gibi ötemediği zaman değil! Horozda ötemediği zaman horozluk vasfını kaybeder; at gibi koşamadığı zaman değil! Bir köpek köpeklik vasfını uçamadığı zaman değil; iyi koku alıp avın izini süremediği zaman kaybeder. Peki ya İnsan ?O ne zaman insanlık vasfını kaybeder? Vahşi hayvanlarla kavga edip onları boğazlıyamadığı zaman mı? Ya da kocaman sütunlu heykelleri tek kolla kaldıramadığı zaman mı?Tabi ki hayır.İnsanın doğası bunlar için.Onun insan vasfını kaybetmesi için doğruluk,dürüstlük,erdem gibi ahlaki özellikleri yitirmekle olur.Eğer başlarına bir şey geldiği için insanlar için keder duyacaksak;bu vasıflarını kaybettiklerini işittiğimiz zaman onlara üzülmeli ve onları bahtsız olarak adlandırmalıyız.Yoksa bu hayattan ,eninde sonunda terk edecekleri bedenlerinden ayrıldıkları zaman değil !(ePİKTETOS)

İMPARATORLUĞA MERSİYE

İMPARATORLUĞA MERSİYE
-Rumeli ve Balkanlara dair-

Bin yıl oldu toprağına basalı
Hayli oldu kılıçları asalı
Bülbüllerin onun için tasalı
     Sazlar kırık ayar tutmaz telleri
     Biz neyledik o koskoca elleri
Yol görünür hakan emir verirdi
Dalga dalga ordularım yürürdü
Hamlemizden dağlar taşlar erirdi
     Dolu dizgin aştık nice belleri
     Biz neyledik o koskoca elleri
Yıldız doğar tarihimiz belirir
Sabah olur ulufeler verilir
Bir seferde dört krallık serilir
     Al al ettik kara kara tülleri
     Biz neyledik o koskoca elleri
Ferman çıkar,dal kılıçlar takınır
Meydanlarda Rabba dua okunur
Göğsümüzden bütün cihan sakınır
     Andırırdık çoşkun akan selleri
     Biz neyledik o koskoca elleri
Kosovalar Plevneler bizsizdir
Yosun tutmuş camilerin ıssızdır
Boynu bükük minareler öksüzdür
     Açmaz olmuş kızanlığın gülleri
     Biz neyledik o koskoca elleri
Hali görür geleceği sezerdik
Bir zamanlar ta Vistül'de gezerdik
Haritayı biz kendimiz çizerdik
     Fetheyledik deryaları çölleri
     Biz neyledik o koskoca elleri
Rodopların akbaşları yaslıdır
Serdengeçti gönül artık usludur
Rüzgarları bile matem seslidir
     Zafer zafer der eserdi yelleri
     Biz neyledik o koskoca elleri
(Osman Yüksel Serdengeçti)

4 Eylül 2016 Pazar

TASAVVUFTA İNSANIN TARİFİ

Yaratılışında bir ilahi cevher taşıyan,
Ulvi ve Kudsi sırlara mahzen olan,
Maksadı özünde gizli bir mahiyettir.Bu ilahi cevher,ezelde saf ve berrak bir halde iken ,bir kafes hükmündeki bedene girmek suretiyle türlü kederler ve kusurlarla hemhal olmuş,bu sebebten ötürü ruhu yine asli saflığına eriştirmek için onu bedeni,dünyevi,nefsani niteliklerden birer birer arındırmak gerekmiştir.Tasavvufi faaliyetin merkezine oturtulan bu gereklilik ,Kur'an-ı Kerimde ilahi rahmetin bir vesilesi olarak peygamberler gönderilmesinin hikmeti olarak gösterilir.Bu arındırma faaliyeti  Kuran'ın beyan buyurduğu üzere "aşağıların en aşağısına indirilen " yani bedeni-dünyevi-nefsani şartlar içine itilen insanın "en güzel kıvam"diye belirlenen zaman öncesi saflığına,ezeldeki haline tekrar kavuşmasıdır.Bu yüzden tasavvuf bitmek bilmez bir faaliyet olarak,sonsuz bir mana sahasına açılan manevi eğitime,seyri süluka yaslanır ve ondan nemalanır.Sülukun nihayeti Allah'a kavuşmadır.İnsanın kendini Allah'da bulmasıdır.
Alemde gizli merdivenler vardır,basamak basamak ta göğe kadar.Her sınıfın başka bir merdiveni vardır,her gidişin başka bir göğü.Her biri ,öbürünün halinden bi-haberdir.Geniş bir ülkedir ne başı var,ne sonu (Mesnevi)

GÜNÜMÜZDE MEVLEVİ KÜLTÜRÜNÜ ÖĞRENEBİLECEĞİMİZ KAYNAKLAR

1.İsmail Rusuhi Ankaravi -Minhacul fukara ve Nisabül Mevlevi-Risale-i Usul-i Tarikat ve Biat
2.Sakıp Dede-Sefine-i Nefise-i Mevleviyan
3.Trabzonlu Kösec Ahmet Dede-et-Tuhfetül-Behiyye fi't Tarikati'l Mevleviyye
4.Sahih Ahmet Dede-Mecmuatüt Tevarihül Mevleviyye
5.Abdülgani Dede-Dürrü'l Berzahi'l-Manevi fi Esrari Ahrufil Matbahil Mevlevi
6.Mustafa Vahyi Efendi-ed-Dürretül Aziziyye fil Fevaidil Kaviyye
7,Hüseyin Azmi Dede -Nuhbetül Adab
8.Ahçı İbrahim Dede-Risalei Tercümei Ahçı Dedei Nakşi el-Mevlevi
9.Mehmet Ziya Bey(İhtifalci)-Yenikapı Mevlevihanesi
10.Tahirül Mevlevi(Olgun).Çilehane Mektupları
11.Veled Çelebi İzbudak-Hatıralarım
12.Asaf Halet Çelebi-Mevlana ve Mevlevilik 
13.Muhittin Celal Duru-Tarihi Simalardan Mevlevi
14.Mehmet Zeki Pakalın-Osmanlı Tarih deyimleri ve Terimleri sözlüğü
15-Abdülbaki Gölpınarlı-Mevlevi Adab ve Erkanı ,Mevlanadan sonra Mevlevilik
16-Hamit Zübeyir Koşar-Mevlevilikte Matbah Terbiyesi
17-Mehmet Önder-Mevlana ve Mevlevilik
18-H.Hüseyin Top-Mevlevi Usul ve Adabı
19-Sezai Küçük-Mevleviliğin son yüzyılı

AKRABALIĞIN BİTTİĞİ VAKİT

Müminun suresi 23/101 ayeti:"Sura üfürüldüğü zaman aralarında akrabalık bağı kalmaz" buyurulmuştur..Kişi,şeriat dairesinin dışına çıkmadan bu bağdan nasıl kurtulabilir ? Altın da,kadın da,evlatta bir bağdır.Lakin şeriat mertebesi dışına çıkmadan bu bağlardan kurtulmak gerekir."Şu ne der ? Bu ne der ?endişesi , içindeki kafirdir.İçinde bu kafir varken müslüman gibi görünmek münafıklık değilmidir ?

SAHTE ŞEYHLER DECCALİN BİRER NÜMUNESİDİR

Gönlü bir olmayan kalabalıklar başlarına hal ehli olmayan şarlatanları getirdikleri için durumları her devirde perişanlıktır.Deccalin keyfiyeti de bunun gibidir.Sahte şeyhler deccalden birer nümunedir.Bunlar,eşeğine eşeği habbas olan deccalden farksızdır.Peygamber efendimiz bu yalancıların gelişi hakkında halkı uyarmış ve ahir zamanda yalancıların çoğalacağından bahsetmiştir.

ZÜNNAR (Hıristiyan azizlerinin bellerine taktıkları kuşağın manası)

Hırıstiyan din görevlilerinin bellerine taktıkları özel kuşağın ismine ZÜNNAR denir.Belinde bu kuşağın sallandığı görülen bir kimse hırıstiyan bir din görevlisi olduğuna hükmedilir.Tasavvuf ıstılahında bu kuşağı saran bir kimse dünya işlerini terk ettiğini göstermektedir.Bir müslümanın zünnar kuşanmaktan bahsetmesinin manası nedir ?Bu hem hizmete bağlanmak hem de insanların ne söyleyeceğini umursamamak demektir.Çünkü dünyayı terk eden ,dünya ehlinin sözlerinden endişe duymayı da terk etmiştir.Dünya ehli,puttan ve zünnardan bahseden sufiyi küfürle ve dinden çıkmakla itham edebilir lakin onun içinden çıktığı şey küfrün ve dinin var olduğu varlığın kendisidir.Varlık kaydında kalmış olanların tevhit dedikleri şey ise esasen puta tapmanın ta kendisidir.Dünya ve içindekiler birer surettir.Alem denen varlığı olmayan varlığa hakikat diye bağlanan ile puta hakikat diye bağlanan arasında sufi taife fark görmezler.Tüm eşya Hakk'ın bir mazharıdır.Eşya Hakk'ın isim ve sıfatlarının bir tecelligahıdır.Şu halde put denilen şeyde Hakk'ın bir tecelligahıdır.(Gülşen-i Raz-Mahmut Şebüsteri)

15 SORU

1318 tarihinde Emir Hüseyin'in elçisi Şebüster'e gelir.15 sorudan oluşan bir mektubu vardır ve Mahmut Şebüsteri hazretlerine kalabalık bir cemaatın içinde iken bu soruları cevaplanması dileği ile sorar.Bu on beş soru HAKİKATLARA İLİŞKİN sorulardır.Bu soruları Mahmut Şebüsteri hazretleri düşünmeksizin ve şiir diliyle cevaplar.Bu cevapları çok güzel ve hoş bulun insanlar hazretten rica ederlerde cevapları biraz daha açarak bunu kitaplaştırırlar.Bu kitabın ismine GÜLŞEN-İ RAZ ismini verirler.Sorulan on beş soru şunlardır:
1-TEFEKKÜR DENİLEN ŞEY NEDİR ?

2-YOLUMUZDA ŞART OLAN DÜŞÜNCE NEDİR ?
Hangi düşünceler ibadet,hangi düşünceler günahtır ?)

3-BEN KİMİM ? NEDEN KENDİNDEN SEFER ETMEK GEREKİR ?

4-YOLCU KİMDİR ? YOL GİDEN NASIL BİLİNİR ?
Kime işte bu kamil insandır denilir ?

5-VAHDET SIRRINA ERMİŞ KİMSE KİMDİR?BU ADAM NEYİ ANLAMIŞTIR ?

6-ARİF VE MARUF O BİR OLAN TEMİZ ZAT İSE ŞU BİR AVUÇ TOPRAK NİÇİN YE'SE GİRİFTAR OLMAKTADIR?
Arifin ve marufun(arif olduğu şeyin)bir olduğunu bilen çokluk diye beliren bir hakikat olmadığını sezen kimse "iyi ama öyle ise bu benlik kaydı,bu benlik ıstırabı nerden kaynaklanıyor ?Bir avuç toprak dediğimiz insanın başındaki bu dert neyin nesidir?

7-KİMDİR O "ENEL HAKK"DİYEN NASIL BİR SÖZDÜR BU? BÖYLE DİYEREK HALLAC HATA MI BUYUR DU?BU "ENEL HAK"SÖZÜ KEŞF-İ ESRAR-I MUTLAKTIR.EVET,LAKİN HAKK'TAN GAYRİ KİM "ENEL HAKK"TIR ?

8- MAHLUKA VASIL DEMEK HANGİ HİKMET İLEDİR ? Kİ SEYR-İ SÜLUKU ONUN, NASIL VE NİCEDİR ?
Mademki mutasavvıflar "iki"manasına gelecek her şeyi "La"süpürğesi ile süpürecek kadar"iki"sayısından rahatsızlar,şu halde "vasıl olmak" derken neyi kastediyorlar ?Zira vasıl olmak,ulaşmak,kavuşmak öncesinde ayrılık gerektirir ve hatta bu ikilik demektir.Bu takdirde vahdet ehli nasıl olurda vasıl olmaktan,yoldan ve yolcudan bahsedebilir ?

9-BİR YOLCULUKTAN BAHSEDİLDİ.BU YOLCULUKTA YAKINLIK,UZAKLIK,ÖNDE OLMAK,GERİYE DÜŞMEK GİBİ İFADELER BULUNDUĞUNDAN BUNDAN NE ANLAMAMIZ GEREKİR ?

10-VARLIK DENİZİNİN DALGALARININ SAHİLE TAŞIDIĞI İNCE MERCAN GİBİ SÖZLER NASIL BİR ŞEYDİR ?

11-)İNSAN ALEMDEN BİR PARÇADIR.FAKAT NASIL OLABİLİR DE PARÇASI OLDUĞU ŞEYDEN DAHA BÜYÜK OLUR ?

12-HADİS,KADİMDEN NASIL OLDU DA CÜDA,BİRİSİ ALEM OLUVERDİ DİĞERİ HÜDA ?Hadis ,Kadimden ayrılmamıştır.hadis olan alem yalnızca bir zuhurdur.Kalıcı olmayan bir beliriştir.Şu an gördüğün şeyler hakiki bir varlıkla var değiller.

13-MANA EHLİNİN İBARELİ SÖZLER SÖYLEMEKTEN MURADI NEDİR Kİ DİLLERİNDE "KAŞ","DUDAK","GÖZ"KELİMELERİ DÜŞMEMEKTEDİR ? MANALARA EHİL OLMUŞ O HAL SAHİBİ CİVANMERTİN "YÜZDEN SAKALDAN ZÜLÜFTEN"BAHSETMESİ NEDENDİR ?

14-ŞARABIN,MUMUN VE GÜZELİN MANASI NEDİR ?MEYNANE EHLİNDEN OLMANIN DAVASI NEDİR ?

15-PUT ZÜNNAR VE TERSALIK KÜFÜR İŞARETİDİR.DEĞİLSE SÖYLEYİVER BUYURKİ SUALİMDİR
(Gülşen-i Raz-Mahmut Şebüsteri)

BOZKIR ŞİRİ (Osman Yüksel Serdengeçti)

Hayalimde yemyeşil bir alem kuru kura
Giriyordum gün görmüş bağrı yanık bozkıra

Sabır,çile,tevekkül burada sonsuzlaşır
Cihet,eb'at silinir insan mekansızlaşır

Hep aynı ses,aynı renk,aynı şekil,aynı hat
Topraktan ve güneşten gelen sonsuz saltanat

Bozkır sükun,bozkır ruh,bozkır bir derviş gibi
Kendi kendinden geçmiş Allah'ı görmüş gibi

"Biz dem7i topraktan yarattık2 diyen din
Adını ilan eder her sabah Muhammed'in

Yangış yağız çehreler,yürekler nur içinde
İnanan seven insan sonsuz huzur içinde

Bozkırlarda "şimdi"nin,"acele"nin işi yok
Motor sürat asrının korkunç keşmekeşi yok

Bir meydan okuyuş var derinde ,çok derin
Asya dile gelirken kağnı tekerlerinde

Kendini vere vere insan toprak anaya
Yavaş yavaş kavuşur sükuna Mirnerva'ya
Osman Yüksel Serdengeçti

HAPİSHANELERİN BUGÜN YAPTIĞI GÖREV

Fetö soruşturması kapsamında soruşturulan 250.000 insan..bu soruşturmalar neticesinde işten el çektirilen ,memuriyetten ihraç edilen,soruşturmalara dahil edilip adli kontrolle serbest kalan ve tutuklanan insanlar ile elkonulan şirketlerin sahipleri,çalışanları ve çevresi düşünüldüğünde rahat bir şekilde Beş milyon insan topluluğu..Ki bu insanları mağduriyet ve ıstırap bir araya getireceği için kenetlenmeleri daha sıkı.
Siyasi iktidar kendi bağırsaklarını temizlemezse bu işin faturası her geçen gün büyüyerek kesilecek.Çünkü,mağdur olan insanımızın %90 lık kısmı ,siyasi iktidarın büyüttüğü ve imkan verdiği hiyanet içinde olanların mağduru.
Devlette yükselmenin,işe girmenin,devletle iş yapmanın kapısı olarak cemaat yapılanmalarının herhangi biri gösterilirse, inanmaya ve güvenmeye meyli ziyade olan Türk insanını kusurlu görmemek gereklidir
.

İlk günden beri iddiam:Amerika Fetö'yü iade etmeyecektir.Yunanistan kendisine sığınan darbeci hainleri iade etmeyecektir.Çünkü Ehli salip ve siyonizm işin içindedir.Bu nedenle kandırılmış kendi insanımızın üzerine gidilirse kurşunu kendi ayağımıza sıkmış oluruz.Temiz kalmak istiyorsak,seçimle işbaşına gelmiş milletvekili,Belediye başkanı ve Meclis üyeleri üzerine gidilip idare derhal bunlardan temizlenmelidir.Bu yapılmadığı takdirde masanın bir ayağı topaldır.Kandırılmış insanlarımızdan ibadet katmanında olanlar asla tutuklanmamalıdır.İşinden ve aşından edilmemelidir.Sorgulansın,ifadesi alınsın..ancak bu bir anlamda "Devlet seni biliyor.Ancak kandırılmış olabilirsin..Artık bundan böyle kendine dikkat et "anlamında bir ikaz olmaktan öteye gitmesin..
Kaldırılan dokunuzmazlık akabinde henüz hiç bir işlem yapılmadı.Millet unutmuş değil..Bir gazeteye zorla ,utanma pahasına yaptırılan bir aboneliği bahane ederek içeri tıkılan bir insan,terörist cenazesine katılan,bölücü bayrağı sallayan ve onları meclis çatısı altında öven insanlardan daha mı tehlikeli..Bekliyoruz.."EL- ADL "Cenab-ı Hakkın bir sıfatıdır.Hapishaneler ,mevcut rejime karşı bir enerji biriktirme yeri olmaktan derhal çıkartılmalıdır.Müşterek kusuru gözlemleyerek insanımız kolayca kaybedilmesin..Mevkiler,makamlar ve iktidarlar birer emanettir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

DİN VE MEZHEP HÜKMÜNÜN BİTTİĞİ YER

Gözden perdenin kalktığı anda insan din ve mezhep hükümlerinden düşer.Din ve mezhep hükümleri "Sen" ve "Ben"diyenler içindir.Sen ve Ben kelamları aradan çekilince söz,Kabe,Kilise ve Havra biter imiş.

3 Eylül 2016 Cumartesi

İLMİ ÖLÜMSÜZDEN ALMAK

Velilerin söyledikleri aynıdır.Biri doğuda biri batıda olsa aralarından binlerce Km.mesafe olsa ve yine yaşadıkları devir olarak arlarında bin yıl olsa her ikisininde söyledikleri birbirini teyit ederler.Filozoflar öyle değildir.Aynı vakitte yaşayanlar dahi birbirlerini nakzederler.Bu nedenle Beyazid-i Bestami hazretleri buyurmuştur:"Onlar ilmi bir ölüden aldılar,biz ise ölümsüz olandan"

KURANIN SON SURESİ "NAS-İNSAN"

Kuran'ın son suresinin ismi Nas yani insan suresidir.Üç mevlut yani üç doğum(Cemadat,Nebatad,hayvanat) varlığın üç mertebesidir ve sonunda İnsanın inişi ile Kur'an ayetleri  son bulmuştur.

CEBEL KA VE CEBEL SA ŞEHİRLERİ

Hakka suresi 69/38-39)ayetlerinde:"Fe-la uksimu bima ecsam ve ma la tubsırun"Andolsun ki gördüklerinize ve görmediklerinize ki..ayette gaflet ehlinin görmedikleri bir alemden bahsedilir.Görünmeyen mana aleminin Cebel Ka ve Cebel Sa isimli iki şehri vardır."Cebel Ka" doğuda,"Cebel Sa " ise batıdaki şehrin ismidir,Bu isimlerden Gayb ve Şehadet alemi arasında iki şehir olduğunu,Cebel Ka ile kastedilen şehir insanın mana tarafı,Cebel Sa ile kastedilenin sıfatlar alemi olduğunu anlamaktayız.
Alemde iki Batı ,iki doğu olmadığına göre Kur'an da "Doğular ve Batılar"denmesinin sebebi nedir ?"O Allah ki yedi kat gök yaratmış;yerden de bir o kadarını..Aralarında emir inip duruyor"(Talak suresi alet 12).İbni Abbas "Şayet bu ayetin ne manaya geldiğini söylesem beni taşlar yahut kafir derdiniz" buyurmuştur.
Bütün bu görülenler bir uykudan ibarettir,mahşer sabahı kul uyandığında işin aslına şahit olacaktır.

MUTLAK VAR'IN YOKLUĞA AKSETMESİ

Yokluğa bir ayna dersek gözümüzün önüne bir resim getirelim.Bu resimde bir insanın aynadan kendisine baktığını hayal edelim.Mutlak varın yokluktaki aksi,insanın aynadaki aksi gibidir.Nasıl ki aynadan insan görünüyorsa ,yokluktan da alem belirir.Ayna ve insan resmini geçici bir süre gözümüzün önünden kaldıralım ve yokluktan akseden alemi düşünelim.Şüphesiz ki insan da o alemden bir parçadır.Şimdi o alemi bir insan suretinde düşünelim.Alem insan olunca insandaki alem ,o insanın nesi olur ?"gözü olur".İnsan alemin gözüdür.Fakat alemin gözü olan insan görmek için neye muhtaçtır ? Göz ve göz nuruna.İşte insandaki bu göz ve o gözün nuru O'dur.Yani Mutlak var,yokluktan aksediyor.,o akisten alem zuhur ediyor ve o zuhurdan da insan zuhur ediyor.Alem insansız kör,insanda gözbebeği ve nuru olmadan kör.İnsan o nur ile görüyor.Neyi görüyor ? Kendi aksine bakanı..Fakat insan göremez dedik.Zaten gören insan değil çünkü nur O dedik.Yani O kendi kendini görüyor.

Yokluk aynadır,alem ise insanın aksi

insan akisle gözdür ve göz içinde gizli

Gözü sen aynadaki aksin,göz nuru ve de
Bebeği "O" ki görür kendini bu göz ile

Alem insandır dostum,insan ise alemdir
Bundan daha güzel kelamı kim diyebilir

Bir nazar et ki aşikar olsun aslıyla iş
Gören de O,görülen de ,göz de kendisiymiş,

Zaten kutsi hadis bu manayı söylemiştir
"Salik Hakk ile görür ve Hakk ile işitir"

Şu alem her bir zerresi ile ayinedir
Ki her bir zerresinde yüzbin güneş belirir

Bir katrenin  yarsan yüreğini hele bir sen
Yüzbin temiz okyanus zahir olurdu bilsen

Ah bir bak şu her bir cüze,sen iyice bak bir
Ki her bir cüzünden bin Adem görünmektedir

Sivrisinek ve fil yok bir fark azalarında
Biri nil diğeri katre;bir esmalarında

Bir habbe içinde gizli yüzlerce harman var
Bilsen buğday tanesinde bile asuman var

Sivrisinek kanadında bir neşv-ü nüma
Ve bir gözün bebeğinde ,ne büyük bir sema

Ya yüreğindeki o küçük ve siyah nokta
İki alemin Rabbinin menzili var orda

Öyle bir nokta ki cem olmuş her iki alem
Bazen şeytan eyler insanı,bazen de Adem

Bir bakta gör ki her şey nasıl da birleşmekte
Melek şeytanda gizli ,şeytan ise melekte

Ağaç tohumda,tohum ağaçta beraberdir
Kafirden mümin çıkıyor ve müminden kafir

Cem olmuş hep bir noktada bir çok zamanlar var
Bir an içinde günler,haftalar,aylar,yıllar

Ezel Ebedle aynı şey O'nun huzurunda
İsa'nın son inişi,Adem'in zuhurunda
Düşün her şey yine başa döner bir devirde
Her noktası başka bir şekilde belirir de

Her bir nokta,her noktası devr-i daim olur
Nokta O'dur bu dönüşte ki devir de O'dur.

Şayet bir zerreyi dahi yerinden oynatsan
Bir baştan bir başa dek bozulur asuman

Her bir şey nasıl da sermest olmuş bu düzenden
Bir zerrecik bile adım atmıyor haddinden

Var olan ne varsa cüz-i aleme mahpustur
Hepsi külli alemin hasretiyle meyustur

Bir devir içinde hapsolmuş dönmektedirler
Evvel soyunur varlıktan sonra giyinirler

Hareket hep daim,varlık aleminde sakin
Görünmez başlangıcı ve sonu hiçbirinin

Hepsi her daim ,kendi varlığından ağahtır
Ve her birinin yolu o mübarek dergahtır

(Gülşen-i Raz-Mahmut Şebusteri hazretleri)

DÜŞÜNCENİN SINIRLARI


Aklın sınırları düşüncenin sınırlarıdır.Yani Cenab-ı Hakk Zat'ı hakkında düşünmememizi ister.Zira akıl bunu idrakton yoksun olduğu için bu hususta düşünmek yasaklanmıştır.Düşünce,düşünemeyeceği şey hakkında düşünmekten men edilmiştir.Çünkü,aklın sınırları dışındaki alanda insan bir zanna kapılır .Bu zannı,düşüncesinin neticesi kabul ettiği için spekülasyon alanıdır ve kişinin aklen ulaştığını sandığı şey zannıdır.Bir hayale,hakikat diye sarılır,doğru yolu ararken yoldan büsbütün çıkmış olur.Cenab-ı Hakkın Zatı ile alakalı koyduğu bu yasak aklın kendine koyduğu huduttur ve tabiatın bir kanunudur.Aklın sınırları içinde kalan bir hususu düşünmemekte Hakkın bir hediyesini geri çevirmek demek olur ki aklın bütün kapasitesini kullanmak üzerimize vaciptir.Hakkın sıfatlarını ve nimetlerini düşünmek bir ibadettir.Zatı hakkında düşünmek günahtır.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

SİYAHTAKİ TECELLİ

Aynanın arkası siyahtır.Bu siyahlığı,zıtlar ve menfiler olarak telakki edersek tüm kötü,günah ve küfür aynanın arka yüzünde toplanmışsa bundan maksat önyüzdeki güzellik içindir.Çünkü siyahlık olmasaydı güzeli görmek belki de mümkün olmayacaktı.

TEFEKKÜRÜN TARİFİ

Tefekkür,batıldan yani çokluktan,karmaşadan,kaostan vahdete,tekliğe,uyuma yönelmektir.Şeylerin varlık sebebini o şeylerde değil,ona varlık verende aramaktır.Bu "Her bir parçada o mutlak "BİR" 'i görmektir.".
Akılla Allah Teala bulunmaz derler.Çünkü mantık dediğimiz yöntemde iki şey kıyas edilir.Benzetilen ve benzeyen iki ayrı nesne gereklidir.Cenab-ı Hakk'ın benzeri olmadığı için mantık bu sahada çamura saplanır.Nasıl ki Hz.Musa'ya vadiyi eymene gelince asanı bırak,nalınlarını çıkar emredilmişse vahdet meydanında dünyevi tecrbelerden yahut taklitten elde edilmiş tüm fen ve sanatların terki gerekir.Mantık ilmi bu sahada iş görmeyecektir
Maha ehli,vahdete şahit olmuş kişilerdir.Filozoflar,vahdeti tatmadıkları için söylemleri hep taklitte kalır.Çünkü mana ehli ,baktığı her şeyde önce Hakk'ı müşahede gayretindedir ki buna keşif derler.Nefsin tezkiye ve gönlün tecrit edilmesiyle ulaşılan bu halde kulun acziyetinin ikrar edildiği bu anda Hakk'ın yardımı yetişir.Onu kayıs bataklığından kurtarır.Bilmedikleri kapılar açılır.Çünkü eşyanın hakikatını bilmek için insanın yegane zorladığı kapı zihin kapısıdır.Halbuki zihin kapısını açıp dışarıya çıkmak bile aklı terktir.Bir şeyi zıddı ile anlamak kuralına mahkum olan akıl,benzeri ve zıddı olmayan Hakk'ı anlamak noktasında acizdir.Tohum meyve zamanının bilmediği gibi çiçek yahut fidan olduğu zamanı hiç bilmez bile.
Şey dediğimiz ayrı,hakikat dediğimiz ayrı değildir.Şey ile hakikat arasındaki ilgi ve alakayı çözmek asıldır.Çünkü şey ile hakikatı ayrı görmek kişiyi şirke düşürür.Çünkü Tek varlık vardır.Alemin Nuru olan Cenab-ı Hakk'ın nurunun şiddetinden nurun sahibini görmek mümkün olamamaktadır.Bu kadar parlaklığı şiddetli bir ortamda akıl mumu ile varlığın sahibini aramak sadece bedbahtlıktır.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

2 Eylül 2016 Cuma

MİM'İN MUMU

AHAD kelimesi Cenab-ı Hakk'ı temsil eder.AHMED kelimesi Efendimizi temsil eder.Mim harfi,gizlenirse AHAD,açığa çıkarsa Ahmed ortaya çıkar.Bu nedenle Cenabı Hakk,bu alemde meydana çıkmağı dilediği için MİM de gizlenmiş ve zahir olmuştur.Yani Efendimiz'de zuhura gelen hakikatta AHAD'dır.MİM, iki alem (Batın ve zahir)arasında her iki tarafı aydınlatan Mum vazifesini yapmaktadır.ve bu aydınlatma MİM'in sevdasına kapılanları,aşk ateşi ile uyandırıp(yandırıp)alemleri aydınlatan MUM'a dönüştürmekdedir.Varis-i Muhammedi olan Veliler,bedenlerini mum haline getirip Efendimizden ışıklarını tutuşturmuşlardır.
EHAD,Ahmed'den görünmeyi murat etmiş ve onun "mim"inden zuhura gelmiştir.
Bu incelikleri bilen evliyalar,muhataplarının kabiliyetine göre menzillerden bir nişane vermişlerdir.Bu yaparlarken farklı görünen kelamlar etmişlerdir.Kimi daldığı birlik denizinin dalgalarından mest olup "Enel Hak"demiş,kimi üzerinde seyrettiği gemiye takıldığı için uzaklıktan yakınlıktan söz etmiştir.Bazıları varlık derdine düşüp mana ehli olmayanlara küfür gibi görünen hallerde bulunmuş,kimi sadece zahirde kaldığı için deniz kenarında bile kuru sözler söyleyebilmiştir.Deryaya dalıp inciyle dönenler çeşitli kınamalara uğramış ,kimi de inciyi bırakıp sedeften yani her şeyin kabuğundan ,dış anlamlarından bahse dalmışlardır.Artık "Şu hadistir bu kadimdir"diye tartışanlar mı istersin,o cemalin sarhoşluğundan her yerde zülüflerden ,gamzelerden bahsedenler mi,yoksa şarabı mumu dilinden düşürmeyenler mi?İşte bütün bu kelamlar mütekellimin bulunduğu makama işarettir.Halbuki Hakikatsa tektir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

CAN KİMDİR? YAHUT CAN NEDİR?

Can tek kişiliktir.Sayıları binler olsa dahi keyfiyette sadece BİR'dir.Bu nedenle Hz.Pir Mevlana efendimize muhabbet duyan,ona aşık olan ve onun yolunda gidenler farklı memleketlerde,farklı ırklardan,farklı mekanlardan ,farklı zamanlardan olsalarda hepsi BİRDİR.Bir Alman profesör olsa da Annemarie Schimmel (Cemile KIRATLI),Bir Fransız profesör olsada Eva de vitray Mayeroviç (Havva) birer CAN olması hasebiyle bizden farksızdır.Biz oyuz.Onlar Biz.Üzüm salkımı,Taneler halinde  iken ayrılıklarımız vardı,ama suyu sıkılınca Canlar birlik oldular.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

FETÖ SORUŞTURMASINDA BİR GÜZEL İNSAN

Halit İNCİROĞLU. İskenderun Hakimi iken tutuklandı, açığa alındı ve meslekten ihraç edildi. Bugün üçüncü ziyaretim. "Allah şahittir ki ne talebeliğimde, ne de meslek yaşamımda cemaatle zerre bir alakam olmadı" dediğinde cevabım "Siz kalbinizden bu kadar eminseniz bu musibetin başınıza gelmesinde mutlaka bir kader sırrı vardır"oldu. "Kuru"lar arasına katılmış bir "yaş", bu durumun hikmetini  ancak daha sonra anlayacaktır. Dua istedi. Dedim ki 'siz benden daha temizsiniz, biz sizden dua isteyelim'. Acaba, kurban edilen bu iyiler, Hz. Musa'nın doğumu için mi?. Çünkü binlerin içinde bir kişi de olsa var olacak bir  "mazlum"; olur da o üzülürse; Cenab-ı Hakk bir memleketi mahvetmekte hiç beis görmezmiş. Cenab-ı Hakk, bir mazlum sevgilisi için;
"Bu şehr-i İstanbul ki bi misli bahadır
Bir sengine cümle acem mülkü fedadır" diyen  Osmanlı Lale devri şairi Nedim'den geri kalmayacaktır...

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

TASAVVUF AKADEMİK ANLAYIŞA KAPALIDIR

Tasavvuf bir "Hal"halidir.Yaşanır,hissedilir.Bunun yazıya dökülmesi durumunda anlatılanlar yaşananın parça bölükleridir.Bu nedenle Akademik kariyerlere ulaşanların tasavvuftan nasipleride parça buçuktur.Üstelik Akademik kariyer,bir ümmi zatın dizinin dibinde hizmeti tercihe de manidir.Tıpkı Laylanın köyüne gitmek niyetiyle deveye binen ve bir müddet yol aldıktan sonra kendin geçen Mecnunun bu mest halini fırsat bilip, yuları gevşeyen devenin,geride bıraktığı yavrusuna kavuşma arzusu ile geriye dönmesi gibi bir durumdur.Tabiatlardaki zıtlık bir birlerini iter.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

1 Eylül 2016 Perşembe

EUZÜ ÇEKMEK NEDİR?

EUZÜ ÇEKMEK,huzura girmek için kapıyı vurup izin istemeye benzer derler.Kur'an okumaya başlayan kimse Allah ile konuşacağından,öncesinde dilini dedikodu,çekiştirme ve lisani kirlerden temizlemek olan Euzü'yü çeker."Euzü çekmek"Nahl suresindeki ilahi emre sarılmaktır:"Kur'an okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın"(Nahl 16/98).Euzü,Kur'an okunmadan çekilir.Euzü çeken kimse Hem itikatta olan kötülüklerden Allah'a sığınır,hemde ameller ve bedende olan kötülüklerden(hastalık,yangın,suda boğulma,fakirlik,körlük gibi sayısız belalardan)Allah'a sığınmış olur.

Hz. Mevlana'nın Şemse yazdığı Mühteşem şiiri: Bensiz gitme...

ŞEYHLER MÜFTÜ OLMAZLAR

Bu söz İsmail Hakkı bursevi hazretlerinin şeyhi olan Osman Fazlı Atpazari hazretlerine aittir.İbni Arabinin kabrini ziyaret için Şam'a giden İsmail Hakkı'ya ikamet ettiği üç yıl içinde  şam valisi ve şam halkı çok itibar göstermişler ve müftülük teklifinde bulunmuşlardır.Bu teklif üzerine Bursevi hazretleri Şeyhinin bu sözünü onlara hatırlatmış "Bütün dünyaya malik olacağımı bilsem kabul etmek ihtimalim yoktur"diyerek bu vazifeyi kabul etmemiştir.

OSMANLI-DERVİŞ DEVLET


Batılı tarih yazarları  Osmanlıyı "DERVİŞ DEVLET"denecek boyutlarda değerlendirirlerdi.Devlet ricalinin,Padişahların ,paşaların,ilmiye sınıfının ,seyfiye(askeri)sınıfının,esnaf ve halk kesiminin tasavvuf ekolüne yakınlık duyarak bir dergaha bağlanması bu fikrin en ciddi örneğidir.Osmanlı ilmiyesinin yetiştiği medresenin ilk kurucusu Davudi Kayseri,İbni Arabi ekolüne bağlı bir sufidir.İlk Osmanlı Şeyhülislamı Kabul edilen Molla Fenari bağlı olduğu bir tarikatın yanı sıra İbni Arabi Ekolünün temsilci Sadreddin Konevi hazretlerinin eserlerine şerh yazmıştır.Seyfiyye sınıfı olan Askeriyeyi temsil eden Yeniçerilik teşkilatı Hacı Bektaşı Veli hazretlerinin temsil ettiği Bektaşiliğe bağlıdır.Esnaf ve halk kesimi ise meslek guruplarına göre Ahi zaviyelerine bağlı bulunmaktaydılar.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

HADİSELERİN DİLİ

Allah ile kul arasındaki imtihan sualleri gökten inmezmiş.Hadiselerin dili ve eli ile tahakkuk edermiş.Bu nedenle Hadiselerin doğduğu mihrakı akletmek ve tefekkür etmek gereklidir ki bu bir anlamda kendimizi araştırmaktır.Çünkü İyilik llah'tan,kötülük sizin nefsinizdendir denmiştir.

HAZRETİ ALİ (KVH) 'NİN İNSANA HİTABI

DEVAÜKE FİKE VE MA TEŞ'UR
VE DAÜKE MİNKE VE MA TEBSUR
VE ENTE'L-KİTABÜ7L-MÜBİN ELLEZİ
BİYAHRUFİHİ YEZHARU'L-MUZMER
ETEZAU ENNEKE CİRMÜN SAGİR
VE FİKE İNTEVA ALEMÜ'L-EKBER
FEMA HACETE LEKE MİN HARİC
FEFİKRÜKE FİKE VE MA YESTUR"

NE SANDIN ŞİFAN SENDEDİR
NE DİYE ARIYORSUN HASTALIĞIN DA SENDEDİR
SEN ÖYLE AÇIK BİR KİTAPSIN Kİ
GİZLİLİKLER HARFLERİYLE AŞİKAR OLUR
SEN KÜÇÜK BİR ŞEY OLDUĞUNU MU SANIYORSUN
SENDE BÜYÜK BİR ALEM DÜRÜLMÜŞTÜR
SENİN HARİÇTEN BİR ŞEYE İHTİYACIN YOKTUR
SENDE YAZILAN VE SENİN HAKKINDAKİ FİKRİM SANA YETER

ESKİ KAVİMLERİN İLAHLARI

Eski Mısır,Babil,Maya kültürlerindeki ilah resimlerine bakan kimseler ilk etapta şu sözleri söylerler:"Aman Ya Rabbi.İnsanlar peygamber gelmeden önce ne kadar ilkeldi.".Bu söz bugün için doğrudur.Ancak,değerlendirmeyi o zamana göre yaptığımızda:Bize bugün manasız görülen o ilahlar o zamanın insanları için duydukları korku,heybet ve hicaplarını göstermişlerdir.Ancak bu gün için iptidai olan bu durum o gün belkide en zirve davranış şekli idi ve hepsinin temelinde İlaha (Yaratıcıya)saygı ve korku vardı.Bu korkularını,saygılarını ve hayretlerini bu şekillerle ifade etmişlerdi.Peygamberler,bu iptidai hususları,karanlık şekilleri temizlediler,bizlere apaçık bir din sundular.Kendisini ,yarattıklarından gizlemeyen bir Allah'ı anlattılar.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

MEYVELİ VE MEYVESİZ AĞAÇLAR

Meyve vermeyen ağaçlar vardır.Bu ağaçlara,o türün "erkeği"tabir edilir.çak iştahlıdır.Çabuk gelişir ,yaprakları,boyu v.s hep farklıdır.Meyveli olanlar ise boy ve cesamet bakmından daha küçüktür.İnsanların meyveli ve meyvesizleri de böyledir.Tüm sermayesi sadece konuşmak olan,işin ses ve resminde kalanlar parlk,hareketli v.s görünürler.Hal yaşayanlar ise meyveli olanlardır.Cefa ve yük çektikleri için sessiz ve zayıf olurlar.Bu değerlendirme gözü açık olanlar içindir.Ahiret alemi kaygısı içinde olmayanlar gazetenin ya seyahat sayfasına,yahut moda ekleri ile spor konularını önce okumayı tercih ederler.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

NOKSANLARIMIZ NERDEN GELMİŞTİR

Çamurlu bir ortamda yürüdüğümüzde anlarız ki "Allah insanı topraktan yaratmış ve bu topraktan oluşan çamurdan da insandaki noksanlığı algılarız.

MÜLKİYET DUYGUSUNUN ALDATIŞI

Eşyaya olan Mülkiyet duygusu insanın ayağını bağlıyan,uçmasına mani olan ,kanatlarını çamura bulayıp uçamaz hale getiren en büyük engellerdendir.Halbuki bir hayale bağlanmaktayız.Benim evim,benim arabam.Bitmeyecek gibi yok olmayacak gibi bir duyguyu insana vermekte olduğundan mülkün sahibinden gafil kılmaktadır.Ölümle birlikte en sevdiğimiz eşyadan,en sevdiğimiz insanlardan ve mekanlardan ayrıldığımız bir vakıa iken nedense bu gerçek bir türlü içimizde hayat bulamamaktadır.Cisimleri ve eşyanın bize olan nisbeti o kadar izafi ve itibaridir ki biz farkında dahi değiliz.Onlara temellük etme uğruna verdiğimiz mücadelenin değersizliğini ancak gayb perdelerinin açılma anı olan ölüm vaktinde anlaşılabileceğini yaşayanlar son söz olarak ifade etmişlerdir.Bu nedenle büyük şahsiyetlerin son sözleri çok önemlidir.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN

Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

BEN DERVİŞİM DENİR Mİ?

Yunus Emre hazretleri "Ben Dervişim"diyenleri azarlar.Çünkü dervişlik söz ile değildir,öz iledir.Öz'ün ise tarifi olmaz.Bu nedenle hazret buyurmuştur:
"BEN DERVİŞİM DİYENE GÜLESİM GELİR
ÇAĞIRIP ENSESİNE BİR TOKAT VURASIM GELİR"
buyurmuştur.Ancak insanlar bildiği yolda yürümeği tercih ettiklerinden başkalarının yolunu tereddütlü görürler.

DÜŞMANI TANIMAK

HAYVANLAR KENDİLERİNE ZARARLI OLAN YAHUT FAYDALI OLANLARI KOKULARINDAN TEŞHİS ETMEKTEDİR.BU TEŞHİS İÇİN DAHA ÖNCE BİR TECRÜBE YAŞAMLARI GEREKMEMEKTEDİR.CENAB-I HAKKIN,HAYVANATA BAHŞETTİĞİ BİR LÜTFU İLAHİDİR.
BU TANIMA SİSTEMİ İNSANDA MEVCUT MUDUR?   CENAB-I HAKK'IN HAZİNESİNDE OLMAYACAK ŞEY YOKTUR Kİ.MUTLAKA BU TEMYİZ ETME FARKETME İNSANDA DA MEVCUTTUR.ANCAK BU SİSTEMİN DÜĞMESİNİN AÇIK VAZİYETTE OLMASI GEREKİR.ENERJİSİ KAPALI SİR SİSTEM ÇALIŞMAZ.SEVGİ VE İYİLİKLE DOLU OLAN KİMSELERDEN NEŞR OLUNAN (YAYILAN)BİR TILSIM ,BİR VİBRASYON.BİR NEŞE KARŞIDAKİ İNSANDA HİSSEDİLİR.BU NEDENLE KUR'AN'DA ""EY İMAN EDENLER SALİHLERLE BİRLİKTE OLUNUZ"HİTABI MEVCUTTUR.SALİH OLAN KİMSELER,KENDİLERİNE MUHABBET EDEN KİMSELERE HAL AKTARIRLAR Kİ BU SÖZSÜZ BİR AKTARIMDIR.

Mevlana Vakfı  İSKENDERUN
Av.Şemsettin KESER
semsettin.keser@hotmail.com

TRABZONLU KÖSEC AHMET DEDE

1781 yılında Konya’da dergahta vefat etmiş bu zatın hayatı cezbe ve muhabbet hikayesidir.Bu cezbe ve muhabbetle Konya’ya seyahati ,sanki dönüşü olmayan tek yönlü bir seyahat olmuştur.Bu zatın Mevleviliğe intisabı hakkında şu menkıbe anlatılır:
“Bir gün Ebubekir Çelebi hazretleri halvethanesinden çıktı  ve dervişlerdin iki kişi huzuruna çağırdı.Konya’nın İstanbul yönünde bulunan Sille köyüne gitmelerini emretti ve onlara ‘Orada tarikat fukarasından Şeyh Ahmet Kösec trabzoni  denilen bir kimse bulacaksınız..Hazret-i Hünkarı ziyaret amacıyla memleketimize gelmek üzeredir.Ona söyleyin doğru bizim eve gelsin .Matbaha girmek ve hizmette bulunmak niyetinden vazgeçsin .O kamil ve mükemmil bir zattır.Hizmete ihtiyacı yoktur.Siz onu hemen bana getirin’buyurdu.
Hakikatı anlaşılamayan ve terkine de imkan bulunmayan bu garip emir karşısında dervişler şaşırdılar.Kendilerini gönderen Çelebi Hazretlerinin hal ve şanını  bildikleri ancak karşılamak üzere gönderildikleri Kösec Ahmet Efendinin haline herhangibir vukufiyetleri olmadığından bu emir keşfü keramet kabilindenmidir  yahut bir remz ve işaretmidir ,anlıyamadılar .Sille denilen yere vardıklarında o zatı buldular.Gördüler ki ağlıyor,bayılıyor ah ile feryad ediyor,bazen secde ediyor ,bazen de kendini toparlayıp iyileşiyor.Kah darlaşıyor kah geniş nefes alıyor.Hz.Hünkarın türbesini gördükçe  “Allah,Allah”deyip kendini ve herşeyi kaybediyor..Çelebi hazretlerinin gönderdiği o iki zattan biri şöyle dedi:”O zata kavuşup selam verdiğimde bana öyle bir nazarla baktı ki üzerime gelen halin şiddetinden helak olacaktım.Bir müddet kendilerinden geçip daha sonra toparlandıklarında:”Ya Şeyh,bizimle gelmeyi kabul ediyormusunuz ?Çelebi hazretleri sizi istiyor,bizi bu işle vazifeli kıldı”dedik.Çelebi hazretlerinin huzuruna getirdik.Bir gün yahut daha az Çelebi hazretleri halveti mahsusalarına aldı.Mevlevi kisvesiyle çıkarıp fukarayı mevleviyyeden kamillere mahsus adap ve rüsum ile hücreyi teşrifini dergahın halifesine emretti.Kösec Ahmet efendi bu merasim icra edildikten sonra dervişlerle musafaha ederken ağlıyor “Beni kabul edin “diye şimdiki kabrinin blunduğu yeri işaret ederek “Buradan bir mezar yeri verin”diyor adeta altı ay sonraki irtihal edeceği tarihi tayin ediyordu.Nitekim dediği gibi oldu.Vasiyeti de yerini buldu

MESNEVİ NEDİR?

Birinci cildin Dibacesinde(önsözünde)Hz.Pir Mesnevi’nin mahiyetini tarif etmiştir.”ALLAH’A VÜSUL VE YAKİN SIRLARININ  KEŞFİNDE DİNİN ASILLARININ ASILLARININ ASILLARIDIR.”.
Ahmet Avni Konuk,önsözde  üç defa zikredilen usul kelimesi ile alakalı şu açıklamayı yapar:
Üç usulden birisi ,bu alem-i zahire taalluk eden şeriatın esaslarıdır.Ve ikinci usul dahi ,tarikatın esaslarıdır ve üçüncü usul dahi hakikatın asıllarıdır..Zira tarikat şeriatsız ve hakikat,tarikatsız bulunmaz.İmdi bu Mesnevi-i Şerifte hem Şeriatın,hem de tarikatın ve hemde hakikatın esasları gösterilmiş olduğundan ,hakikata vüsulün ve yakinin keşfi olur .
Mevleviliğin manevi eğitimi ; ham ve nakıs bir insandan aşk ateşiyle pişerek olgunlaşmış,varlığı idrak etmiş,can olmuş,hakikata ayılmış zengin ruh dünyasına sahip kamil insanlar elde etmeyi hedeflemektedir.



MEVLEVİHANELER


Mevlevihaneler,Mevlana’nın ‘fikir ve duygu hazinelerinden hikmet ve irfan aşısı almış,ham,durgun,dağınık ve işlenmemiş insan yığınları,cevval,uyanık,aktif ve bilhassa bir müşterek gayeye bağlı ,yapıcı merkezler olarak cemiyet içine yayılmıştır..Mevlana,kitleleri şevk ve iman potasında birleştirdikten sonra bu şevk ve imanı beşeriyetin müşterek enerji kaynağı haline getiren merkezi otoritedir.bu gaye uğrundada sanatını ,imanını,hülasa nesi varsa nesi yoksa seferber etmek suretiyle etrafına güzelliğin,iyiliğin ve kemalin zevkini tattırmış;beşeri ve nefsani duygular altında ezilip uyuklıya kalmış ruhani ve manevi kudreti dürtüp faaliyete geçirmek suretiyle de ferdi egoizmi musaffa bir enerji haline getirmeyi beşeriyete karşı borç bilmiştir’(Samiha Ayverdi-Abide Şahsiyetler)