1 Ârifler Takvâ, Din ve Salâh Yolunu Tutarlar-İş Ârif İçindir Zîrâ Ârif Şaşı Değildir Âriflerin tüm çabaları takvâ, din ve güzel işleredir. Zîrâ her iki âlemde de yüz aydınlatacak işler bunlardır. Ârifler bu işlerde “Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır.” (Bakara, 2/197) ayetine mazhar olarak gayret gösterirler. Bu noktada ârif iş adamıdır, Hakk’ın işlerine nazar ederler, bu noktada iltifatları ezelî takdîrâtadır, kendi tedbirlerine değildir. Kendilerinden sudûr eden her türlü taât ve hayrâtı inâyet-i ilâhîden bilir, şükrederler, bu sebeple kalplerinde asla kibir ve ucûb bulunmaz.
KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
25 Eylül 2022 Pazar
ARİF , HAVF VE RECADAN KURTULMUŞTUR.
Ârifler Ma’rifete Vâsıl Olmadan İçinde Bulundukları Havf u Recâdan Ma’rifetle Kurtulmuşlardır “Ârifde ârif olmadan evvel havf u recâ (korku-ümit hâli) vardı ancak işin önünden haberdar olduğundan bu bilgi her ikisini de kaldırdı, yok etti.” Mercimek ekenin mercimek hasat edeceğini bilmesi gibi, ârif aşk-ı ilâhî vasıtasıyla kendine ne olacağını müşâhede eylemiştir. Bu suretle uhrevî ahvâl endişesi olmaksızın taât ve ibadetle meşgul olmuş, cennet ve cehennem düşüncesinden âzâd olmuştur.
ARİF SUSKUNDUR
Âriflerin Dilleri Suskundur, Sırları İfşâ Etmezler “Ârifân Hak Teâlâ’nın aşk ve muhabbet şarâbını içmişlerdir, sırları bilmişler ve örtmüşlerdir. Kime işin sırlarını öğretmişlerse, onun dilini mühürlerler, dikerler.” Hz. Mevlânâ’nın ârife dair yaptığı bu tavsif, “Hakkı bilenin dili lâl olur” sözü çerçevesinde kendinden önceki mutasavvıflar tarafından da ifade edilmiştir. Bu konuda Vâsıtî: “Allah hakkında ma’rifet sahibi olan her şeyden ilgiyi keser, hatta dili tutulur.” derken, Sehl b. Abdullah “Ma’rifetin gayesi ikidir: Dehşet, Hayret. Bu sebeple ârifler ahrâz gibidir, çok az konuşurlar, sükûtu ve tefekkürü tercih ederler demiştir.
ARİFLERİN NİŞAHI KUDRETSİZLİKTİR.
Âriflerin Nişânı Kudretsizliktir “Azıksızlık azığı, her şeyden vazgeçiş ârifliğin nişânıdır, zîrâ altının sarılığı sarrafın yüzü aklığıdır.” Âriflik ifnâ-yı vücûddur. Bu beyit “Ârifliğin nişânı vücûdsuzluk vücududur.” şeklinde de okunmuştur ki ârifde beşeriyet ve kötü ahlâk emâresi bulunmadığını ifade eder. Altının sarılığı, altının gerçekliğine nasıl işaret ediyorsa, ârifin hâli de onun mertebesine işaret eder.
ARİF HAKK KİMYAGERLERİDİR
Hz. Hakk’ın Ârifleri Kimyagerlerdir “Fakat Allah ârifleri kimyâger olmuşlardır da onlara mâdenler bile değersiz görünür.” Hakk’ın ârifleri nazarında dünya ve içindekilerin kıymeti yoktur. Zîrâ dünya içindekilere kıymet vermek, çocukların aklî olgunluğa erişmemelerinden dolayı, oyunlarında biriktirdikleri kerpiç ve taş parçalarını kıymetli mücevher yerine koyarak, oyun icâbı kendilerini padişah, asker, emir zannetmeleri gibidir. Bu sebeble ârifler kendilerine sunulan yatay hayat içerisinde bir hayat sürmekle birlikte, halvet ve uzlet hâlini de ihtiyâr etmişler ve mümkün mertebe yüzlerini dünyadan döndürmüşlerdir.
ARİFDE GAM KARAR ETMEZ
Âriflerin Gönlünde Gam Karâr Eylemez Âriflerin gönlü sularının coşkulu ve hızlı aktığı bir nehire benzer. Nehirde suyun coşkusu su üzerinde hiçbir çerçöp bırakmadığı gibi, her daim Hudâ’nın tecellilerine mazhar olan ârifin gönlünde de ancak Hakk’ın aşk ve muhabbeti sığar ve bu istiğrâk ve müşâhede hâli ârifi gönlünü dünya gamından uzak eyler. Hz. Mevlânâ’nın ârife dair yapmış olduğu bu tespitler Ebu Türâb Nahşebî, Bâyezid-i Bistâmî, Şiblî, Hüseyin b. Mansur Hallac ve Ebû Yâkub Sûfî ve Yusuf bin Ali’nin tariflerini hatırlatır.
ARİFİN NİŞANI TAKVA VE HAMDDİR
Takvâ ve Hamd Ârifin Nişânıdır Hz.Mevlânâ’ya göre ârifin hamdi Allah içindir. Onun hamdi yalnız lisanı ile değil tüm âzâları iledir. İbadetlerini bu idrak ile yapan ârifi, hamdi dünya sevgisine dair kayıtlardan kurtarır. Ârif, “Takvâ elbisesi hepsinden hayırlıdır.” (A’râf, 7/26) ayetinde zikr edilen takvâ libâsını kuşanmıştır. Ârif âriyet olan fânî cihandan çıkmış, pınarları cariye olan ibadet ve tecelliyât pınarlarında sâkin olmuştur. Sadıkların makamı olan “mak’ad-ı sıdk” olanların mertebesine işaret eder. Onların hamdine binlerce şâhid olup, onların hamdi sadefdeki inci gibi apaçıktır.
ARİFİN MARİFETİ DAHA ÖNCE DEVAM ETTİĞİ ZÜHDÜN MEYVESİDİR
1. Ârifin Ma’rifeti Daha Önce Devam Ettiği Zühdünün Meyvesidir Hz. Mevlânâ’ya göre ârif elde ettiği ma’rifet nurunu, öncelikle zühd ziraati ile yetiştirmiştir. Konuyla ilgili olarak: “Şerîatin cânı da âriftir, takvânın cânı da. Ma’rifet, geçmiş zamanlarda ki zâhidliğin mahsulüdür. Zâhidlik ekmeye çalışmaktır. Ma’rifet de o ekinin bitmesidir. Şu hâlde çalışmak ve inanmak, bedene benzer. Bu ekmenin cânı da biten mahsuldür, onu devşirmektir.”
Bu ifâdelere göre ârif ma’rifet adına neye ulaşmışsa onu seyr ü sülûkunun bidâyetinde meşgul olduğu derin zühde borçludur. Hz. Mevlânâ âriflerin ma’rifet nuruna erişmeleri öncesi yaşadıkları zühd ve riyâzetin temel dayanağını ise Mesnevî’de bir bölüm başlığı olarak ele aldığı; “Rabbimin katında gecelerim, Rabbim beni yedirir, içirir.” ve “Açlık, Allah Teâlâ’nın taâmıdır. Ol taamla Allah hazreti sıddıkların bedenlerini ihyâ eder.” hadisleriyle izah eder.
ARİF-ALİM
“Lügat i’tibariyle âlim âriften daha âlîdir; çünkü Hudâ’ya “âlim” derler, ammâ “ârif” demek caiz değildir ve ârifin ma’nâsı odur ki evvelce bilmez idi, fakat sonra bildi. Bu ise Hudâ hakkında layık değildir. Fakat örf i’tibâriyle ârif efdaldir. Zîrâ ârif bir şeyi delilden hâric olarak bilenden ibarettir. Âlemi müşâhede ve muâyene ile görmüştür. İşte örfen “ârif” buna derler.” Ârifi diğer sûfî tâifeleri ile mukayeseye tâbî tuttuğu yukarıdaki tasniflerden başka Hz. Mevlânâ Mesnevî’de “ârif” lafzını bizzat kullanmak suretiyle onun vasıflarını da bizlerle paylaşmaktadır.
ARİF-ZAHİD,
“Zâhid, hizmet etmeyi ve ibadet etmeyi sever; ârif ise hizmet edileni sever. Zâhid yaralıdır, ârif ise cerrahtır.”. “Zâhid odur ki âhiri görür, ehl-i dünya ahırı görür; velâkin ehass ve ârif olanlar ne âhiri ve ne ahırı görür. Onların nazarı evvele vâki’ olur ve her şeyin mebdeini görür.” “Ârif her ân pâdişâhın tahtına kadar ulaşır. Zâhitse yürür, yürür, bir ayda tam bir günlük yol alır. Zâhidin de şerefli bir günü yok değildir, vardır. Vardır; ammâ onun günü nereden elli bin yıl olacak? İş erinin ömründe her gün bu cihân yıllarınca elli bin yıldır.” “Ârif’in kıblesi, visâl-i ilâhî nûrudur; felsefînin aklının kıblesi hayâl. Zâhidin kıblesi berr ü mün’im Yezdân’dır. Tama’kârın kıble ve maksudu altın kesesi.” “Zâhid, işin sonunu düşünür. Soru, hesap günü hâlim ne olacak?” diye dertlenir. Ârifler başlangıçtan, önden haberdardırlar; sonu düşünme derdinden de kurtulmuşlardır.”
MESNEVİ'DE ARİF VE ÖZELLİKLERİ
Mesnevî’de “Ârif” ve Özellikleri Tasavvuf dilinde “irfan”; ma’rifet, keşf, ilham, sezgi ve ma’nevî ve rûhî tecrübe ile elde edilen tecrübî bilgiye karşılık gelirken; “ârif”; Hak Teâlâ’nın kendi zâtını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşâhede ettirdiği kimse şeklinde tanımlanmıştır.Tasavvuf klasiklerinin pek çoğunda “ârif” ve “ârifin nitelikleri” ele alınmıştır. Bu tanımlamalara bakıldığında ârifin bilgi vasıtasının keşf, müşâhede ve temâşa gibi zevkî ve tecrübî olması yönüyle âlimden ayrıldığı dile getirilir. İlk dönem mutasavvıflarından itibaren ârifin nitelikleri ile ilgili birbirini nakz etmeyen hacimli bir tanım ve tavsîf literatüründen bahsetmek mümkündür. Genelde Mevlânâ Hazretleri’ne ve özelde Mesnevî’ye döndüğümüzde Hz. Pîr’in “Ârif kimdir?”, “Ârif mi âlim mi üstündür?”, “Ârif’in belli başlı özellikleri nelerdir?” gibi sorulara Mesnevî’si başta olmak üzere eserlerinde cevaplar verdiğini görürüz. Nitekim klasik dönem mutasavvıflarına sorulan bu sorular, Hz. Mevlânâ’ya da sorulmuştur. Pîr’in bu sorulara verdiği cevaplardan ilki Menâkıbu’l-Ârifîn’de Şeyh Salâhaddîn Zerkûb’a ait bölümde yer alır. Rivayete göre bir gün Hz. Mevlânâ’ya “Ârif kimdir?” diye sorarlar, Hz. Mevlânâ “Ârif, sen sustuğun halde senin sırrından bahseden kimsedir. Bu da Şeyh Selahaddîn’dir.” cevabını verir. Yine aynı eserde bu sorunun Hz. Mevlânâ’ya bir başka derviş tarafından tekraren sorulduğunu görürüz. Bu sefer Hz. Mevlânâ’dan şu cevap sâdır olacaktır: “Ârif, hiçbir bulanıklık olmayan temiz olan meşrebini bulandırmayan kimsedir. Çünkü ârif değişmez ve ona gelen her bulanıklık durulur.” Hz. Mevlânâ bu tanımlarında ârifin sûretten sîrete açılan bir bakışa sahip olduğuna dikkat çekerken, hiçbir ahval değişikliğinin ârifin gönül dünyasında bir dalgalanmaya sebep olmadığına da dikkat çekmektedir. Hz. Mevlânâ’nın ârife dair yaptığı birinci tanımın, Ebû Osman Mağrîbî’nin “ârif” tanımına muvafakat ettiği görülürken, ikinci tavsifin Ebû Türâb Nahşebî’nin yapmış olduğu “Hiçbir şey ârifi kederlendirmez, bulandırmaz, her şey onunla saflaşır, durulaşır.” tanımıyla örtüştüğü görülür. Sûfîler, “ârif-âbid”, “ârif-âlim”, “ârif-zâhid”, “ârif-evliyâ”, “ârif-mü’min” şeklinde kimi zaman mukayese ve tahlillere gitmişlerdir. Ancak tahlillerdeki bu farklar bu taifelerin birbirinden tamamen farklı ve birbirine zıt şeyler olduğunu göstermez, ârif aynı zamanda âlim, zâhid, âbid, velî ve mümindir. Ona ârif denmesi baskın niteliğinin ma’rifet ve irfân ehli olmasındandır. Buradan hareketle Hz. Mevlânâ da kendinden önceki sûfîler gibi “ârif”i kimi zaman diğer sûfî tipleriyle mukayese eder. Bu ikili tahlilleri şu şekilde sıralamak mümkündür:ARİF-ZAHİD,ARİF-ALİM,
4 Ağustos 2020 Salı
ARİF KİMDİR?
Hikmet-i dünya ve mafiha bilen arif değil,
Arif oldur bilmeye; dünya ve mafiha nedür?
(Biliniz ki dünya ve içindekilerin hikmetini bilen kimse arif değildir.Arif, dünya ve içindekilerin ne olduğunu bilmeyen(bunlarla gönül alakası olmayan) kimsedir)
15 Nisan 2020 Çarşamba
MÜŞAHEDENİN ALAMETİ
Aynı Veliyye hatun demiştir ki:Hak Sübhanehu ve Teala'yı müşahede mertebesine ulaşayım diye amel eden kimse ariftir, Allah beni müşahade ediyor, diye amel eden kimse de ihlas sahibidir...
7 Eylül 2018 Cuma
ARİFİN DİNİYOKTUR
Muhyiddin ibniArabi hazretleribuyurur ki:"Allah bir Resul gönderdi kendisinden, kendisiyle, kendine.Resulü gönderen, Resul ve Resulün getirdikleri ve Resulün geldiğikavim bir kavimdir."Bu ifadelertevhidle ilgili ifadelerdir.İnkar etmemek gerekir.Bu sırları Zat-iNak'ta mahrem-iirfan olanlar anlar
15 Ağustos 2018 Çarşamba
CAHİL/ARİF
Arifin zineti haşyet ve heybet yani korku ve saygı duymaktır.Kişi Allah'ın azametini tanıdıkça ona olan saygısı da korkusu da artar.Peygamber (sav)bunu açıklama babında şöyle buyurmuştur:"Ben içinizde Allah'ı en iyi bilen ve ondan en çok korkanızım."
Arifin azığı marifeti ve irfanı; zenginin azığı ise gönlünün sevdiği ve yakınlık duyduğudur.