7 Mayıs 2021 Cuma

HAKİKATTE İMAM İNSANI KAMİLDİR

Zahirde mesciddeki imam ya da cemaat a namaz kıldıran kişi, fasık bile olsa ona uymak caizdir.Yani onun arkasında kılınan namaz geçerlidir.ve namazda ona uyulur. Hakikatte ise imam, insanı kamildir. ONDA GAYRİYAT BULUNMAZ. ÖZÜN TAHSİLİ MÜRŞİD-İ KAMİLDEN YAPILIR. Bu sır gayrıya açılmaz, anlatılmaz.Tüm salikler bundan men edilmiştir.

KUR'ANDA BAHSEDİLEN NAMAZIN ÜÇ TÜRÜ

1-Salat-ı Vakit:Vakit namazı ki, kastedilen beş vakit namazdır.Kur'an da beş vakit namaz vurgusu yoktur."Namaz vakitleri belirlenmiş olarak, müminler üzerine farzdır".Efendimiz (SAV) in sözleri ve davranışları Kur'anın tefsiri olmakla beş vakti o kılmıştır. 

2-Salat-ı Vusta(Orta namaz):"Namazları ve orta namazı koruyun"(Bakara 238) Orta namaz tevhidde Tevhid-i Zat makamıdır. 

3-Salat-ı Daim:Devamlı olan namazdır."Onlar ki namazlarında daimdirler"(Mearic 23)Tevhidde yeri makamı bekabillahtır. Salatı vusta ve salatı daim batın yani hakikat namazlarıdır.Onları ancak muvahhidler eda ederler.

ZİKİR NEDİR?

Anlak, hatırlamak, anılmaktır.Bu nasıl olur. Şeriatta ve tarikatlarda bu zikir için namazlar, Kur'an okumaları, tevhid kelimesini, Allah'ın isimlerini anılış zikir olarak tarif edilir. Doğrudur. Hakikate gelince zikir farklıdır. Kamilden mayalanmaktır. Kamilden nefesini al, sıdku sedakatle hizmet et.

YALVARMAK NEDİR?

Yalvarmak nedir? Yalvarmak bir ihtiyaç ifadesidir ve aynı zamanda içinde ikilik, gayrıyat barındırır. Tevhidde yeri tevhid-i efaldir. Zira orası şeriat makamıdır.İlim orada tahakkuk eder.Bu makamda olan salik, Allah'ı hem tenzih ederek bilir, hem teşbih ederek bilir.İkisini cem ederek de tevhid eder."O'nun misli yoktur" ayeti tenzih'e,"O,işitir ve görür" ayeti teşbihe işarettir.Zira sıfatlarını benzetti.Kime? İnsana ve benzeri vasıfta olanlara.İkisini de cem et tevhid olur.

6 Mayıs 2021 Perşembe

AŞIK FATMA AHISKA'NIN KENDİ SESİNDEN-4

BÜTÜN MADENLERİN ASLI ALTIN'DIR

Madenlerin manasına ilmi ledün açısından bakıldığında hepsinin aslı altın idi. Altının üzerinden uzun bir müddet geçince gümüşe, gümüşün üzerinden uzun müddet geçmekle gümüş bakıra, bakır üzerinden uzun müddet geçince bakır kalaya, kalay demire, demir civaya dönüşüp en son toprak oldu. Kimyagerler bilirler ki toprağın aslı altındır, çeşitli kimyevi maddeler kullanıp o toprağı yeniden asli unsurları olan altına döndürmeye çalışırlar. Cennet için toprak ifadesi kullanılmaz.cennette hep kıymetli mücevherlerden,altından söz edilir.ki bu asli unsura işaret eder. Bu seyir insanda da vardır.İnsan başlangıçta asli vatanında (Allah'da) idi.sonra asli vatandan ayrılıp altınlığını gün be gün kaybetmeye başladı. Aşağıların aşağısına indi. Mürşidi kamil çeşitli reçeteler yazarak talibi tekrar altın seviyesine yükseltirler.

AŞIK FATMA AHISKA'NIN KENDİ SESİNDEN-3

AŞIK FATMA AHISKA'NIN KENDİ SESİNDEN-2

AŞIK FATMA AHISKA'NIN KENDİ SESİNDEN-1

MÜMİN ALLAH'IN YARDIMCISIDIR

"Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olunuz"(Saf/14) Bir kul Allah'a nasıl yardımcı olur. İman eden bir kul Allah'a yardımcıdır. Kulun Allah'a yardımcı olması, Allah'ı zuhura-zahire çıkarmasıdır. Bunu ancak iman eden bir kul yapar. Neye iman etmiş: Afakta ve enfüste, sükun ve harekette Allah'dan başka olmadığına, Allah'ın zatı, sıfatı, esma ve efali ile bütün alemleri ihata etmiş olduğuna ,iman etmiş, hakkel yakine ermiş kişidir. Bu zevki ilahidir. Allah Teala, zatını zuhura çıkartan kuluna hayrandır. Böyle bir kul alemi asgar iken alemi ekber olmuştur. Ayağı belki arzdadır, amma başı arşı geçer. Bedeni ile maddedir amma manası ile sonsuz olmuştur.

HALİD-İ BAĞDADİ HAZRETLERİNİN SÜLUKU

Nakşibendiyye tarikatının Halidi kolunun Şeyhi Halid-i Bağdadi hazretleri zahir ilimlerde alim ve şöhretli bir zat idi.Henüz tarikata girmemişti.Bir ara Hacca niyetlendi.Orada ehlullahtan bir zat bulup tasavvuf ilmini tahsil etmek istiyordu.Medine'ye geldi. Mescidde namaz kılmak için abdeste niyetlendi.Baktı birisi abdest almakta ancak abdeste ayağından başlamış, sonra yüzünü yıkıyor, oradan başını mesh ediyor.Halid içinden;"Bu adam abdestin kurallarını bilmiyor"diye geçirir.Adam Halid'e döner ve:"Mekke'ye gidiyorsun , orada çok daha garip şeylerle karşılaşacaksın, sakın itiraz edeyim deme" der.Halid şaşırır.Sonra Mekke'ye varır. Beytullahda bakar ki bir adam Kabe'ye karşı ayaklarını uzatmış oturuyor.İçinden:"Bu adam da kabe'ye karşı saygılı davranmıyor" diye geçirir.Adam Halid'e döner ve :"Medine'deki nasihatı ne çabuk unuttun" der.Halid, adamın eline sarılır ve :Maksudum, aradığım sizsiniz" der. Adam ayağının birini yerinden kaldırır ve bak bakalım der. Halid bakar, Hindistan'ı görür. Sonra o zat der ki:"Senin aradığın Delhi'de Abdullah Dehlevi dir" der. Hac farizası bittikten sonra Halid ailesinden izin alarak Hindistan'a giden bir kervana katılır.Meğer kervandakiler de Abdullah Dehlevi hazretlerini ziyarete giden bir grupmuş. Kervan Delhi'de hazretin dergahına ulaşınca Abdullah Dehlevi haber gönderir:"Halid kalsın, diğerleri hediyeleri ile birlikte geri dönsünler. Halid kabul edilir ve kendisine tuvaletleri temizleme görevi verilir. Halid gece gündüz vazifesinin başında. Henüz şeyhi görmemiş. Aradan aylar geçer. Bir akşam yorgun bir vaziyette nefsi ayaklanır. Nefsi Halid'e şöyle der:"Deli midir Veli midir bilmediğin bir adamın sözüne uydun buralara geldin. Sen ki allame bir zatsın, şu düştüğün hallere bak. Sultanlar senin sohbetine gelirken şeyh olacak kişi bunca zamandır yüzünü dahi göstermedi. Bir de senin gibi birine tuvalet temizlettiriyorlar.".Halid bir anda kendine gelir :Ey nefs, şu taşları değil su ile sakalımla dahi temizlerim" der ve işine devam eder.Abdullah Dehlevi hazretleri penceresinden kendisini izlemektedir.Huzuruna alır oturtur ve:"Oğlum! Namın cihanı tutmuş. İlminden dolayı nefsinin gururu vardı onu da bugün kırdın. Bu andan itibaren halifemizsin" der ve beş tarikattan( Nakşibendi,Kadiri, Rufai,Kübrevi,Ceşti)icazet vererek memleketine gönderir.

ŞİİR NEDİR? İLAHİ NEDİR?

Sen, sen olarak, senliğin ile yazarsan şiir olur.Senden senliksiz olarak Hak söyler ve bu söyleneni de kayda geçirirsen, senden söylenen ve kayda geçirilen ilahi olur.Zira söylenen ve kayda geçirilen ilaha aittir,sana değil.

KURAN SADECE MUSHAF MIDIR?

Kur'an sadece Kuran olan kitap değil imiş. Muvahhidler üç tür Kur'an beyan ederler: 1-Lafzi Kur'an:Yani iki kapak arasındaki mushaf. Efendimiz (sav)'e indirilen kitap. 2-Suveri kur'an:Kainat, yani bütün mümkünat-ı alem. Cemadat(cansızlar), nebatad(bitkiler), hayvanat, insanlar, atmosfer, sema ve içindekiler, deryalar ve içindekiler vb sonsuz mahlukat ve mevcudat,evren. 3-Maani Kur'an:Bütün bunların zahir ve batınıyla özü, manası.Bu da Allah'ın Zatı,esması ve efalidir. Maani-i kur'an insanı kamilde cem olmuştur. Maani Kuran kimdir dersen;insanı kamildir deriz. İnsanı Kamili bulursan Rahman'ı bulmuş olursun.O sana gerçek Kuran'ı okutur ve yaratılmış olursun.

NEFS RUH FARKI

Nefsle Ruh'un farkı şudur.Kişi Hak'la oldu mu ruh sahibi, Hak'la olmazsa nefs sahibidir.Vahdette olursan ruh sahibisin. Kesrette olursan nefs sahibisin Ruhla nefsi birbirinden ayıran gafletmiş, uyku imiş. Uyandın mı ruh sahibisin. Sır dır ki uyanana ebedi uyku yoktur.

NEFS'İN RUHA TEBDİL OLMASI

Nefs nasıl ruha tebdil olur.Nefsin ruha tebdil olması için , mürşidi kamile ihtiyaç vardır.Onsuz olmaz.Güneş ne kadar gök yüzünde parlarsa parlasın, bulut kümeleri önünü kapattımı, arz da yaşayanlar güneşi göremezler.Güneşin önündeki bulutların dağılması için ne lazımdır?Rüzgar lazımdır.Bu rüzgar bulutları sürer götürür.Kamilin nefesiyle, salikin gönlünde ve zihninde bulunan gayrıyat bulutları defedilir ve Zat-ı ilahi güneşi aşikar olur.

KIYAMET ALAMETİ:GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI

"Güneş batıdan doğmadıkça, kıyamet kopmaz" hadisi şerifinde kastedilen nedir?Çünkü Sünnetullah'da güneş daima doğudan seyrine başlar.İsra suresi 77 ayeti:"Bizim yasamızda sapma bulamazsın" denmiştir. Güneşin batıdan doğması bu kurala uygun gözükmediği için Batı'dan güneşin doğmasını farklı anlamak gerekir. Kişinin doğusu Ruhtur. Batısı nefs dir. Güneş şu dört yerden doğar, dört yerde de dolanır, yani batar. 1-Afakta:Güneş afakta doğudan doğar, batıdan dolanır. 2-Enfüste:Güneş ruhtan doğar, nefisten dolanır 3-Kesrette: Güneş mürşid-i Kamil'den doğar , ehli inkardan dolanır. 4-Vahdette: Makamı cem de doğar, hazretül cem'de dolanır. Güneş Zat-ı ilahidir. İşte süphanın Zat-ı ilahi olan güneşi doğdu mu, bütün zulmet-gayriyat bulutları yok eder. Bir kendi kalır."Bugün mülk kimindir,Vahit ve kahhar olan Allah'ındır"Mümin 16.ayeti sabit olur. Zira mülkün hakikatı zahir olmuştur ki, Hakk'dır. Güneşin nefs olan batıdan doğması, nefsin ruha tebdil olması demektir. Nasıl ki nefs ruha tebdil oldu, işte o zaman güneş batıdan yani nefsden doğmuş olur ki, işte kıyamet budur. Nefs nefs olmaktan çıkmış ruh olmuştur. Hakikatte güneş hiç batmaz.

5 Mayıs 2021 Çarşamba

METLİ DEDENİN KABRİ VE GÜZERGAHI


 Metli Sultan'ın kabri saadetlerinin  Konya'da bulunan Üçler Kabristanındaki konumuna ilişkin kayıttır.

FATMA AHISKA'NIN ÇOCUKLARI

Sol Baş: Sebahat HAYTOĞLU

Sağ baş : Serap HAYTAOĞLU

Erkek: Cumhur HAYTAOĞLU

Küçük Çocuk:Muzaffer

Fotoğraftaki yetişkinler  Aşık Fatma Ahıska Sultan'ın çocuklarıdır. Cumhur'un kucağında olan ufaklığın hikayesi bloğun üç önceki yazısında anlatılan Saniye ERÇUBUKÇU'nun Nurten isimli kızından olup çocuğu olmayan ağabeyi Mustafa Erçubukçuya verilen torunu Muzaffer'dir..

İNSAN KENDİ BAŞINA RİYAZET YAPMAMALIDIR

Dergahların yaygın olduğu devirde her şeyh efendinin terbiye usulleri farklı olduğundan, şeyhin birisi müritleri arasında olan bir kişiyi göremeyince dervişlere nerede olduğunu sorar. Dervişler dağda bir mağaraya inziva için çekildiğini söyleyince ertesi gün ziyaret maksadı ile o dervişi ziyaret amacıyla o mağaraya gider. Dervişin riyazetten beti benzi zararmış. Müridin yanına yaklaşır ve:"Oğlum, ben istiyorum ki, sen alaca bir doğan olasın, sense kör bir yarasa olmayı yeğliyorsun" der.

İHTİYARİ ÖLÜM

Zorunlu (biyolojik) ölüm gelmeden ihtiyari ölümle ölenler, insan-ı Kamilden kendilerine ruh üflenen kimselerdir. Kimdir insanı kamil? Varlığını Hakk'ın varlığında yok etmiş, Allah'ın varlığı ile dirilmiş var olmuş, ölümsüz olmuş, varlığın Hakkın varlığı olduğuna arif olmuş kişidir. Daha açık bir ifade ile fena-i tam ile fenafillah olmuş, bekayı tam ile bekabillah olmuş,"Enel Hakk" sırrına ermiş kişidir. Hayal aleminde bir Allah yoktur.Gerçek olan Allah karşında durmaktadır. Çünkü Hakk Teala'nın altıncı tecellisi insan-ı kamildir.İnsanı kamilin nefhası ile ihtiyari ölüm mümkündür.Nefsin istenmeyen sıfatlarından o nefes yardımı ile kurtulunabilir.

Ne Ağlarsın Ey Can Söndüyse Mumun - Alp Arslan

METLİ DEDE'NİN YOLUNU DEVAM ETTİRENLER: SANİYE(SENİHA) ERÇUBUKÇU

Seniha  Anne ile Aşık Fatma Ahıska Metli dedenin dergahında karşılaşmışlardır. Saniye Anne Trabzon'un tanınmış ailelerinden birisine mensuptur.iki çocuğu vardır.Erkek olan çocuğu Mustafa, Kız olan çocuğu Nurten'dir. Bir zaman sonra oğlunu evlendiriyor ancak Mustafa'nın çocuğu olmuyor. Her türlü çareyi araştırıyor amma nafile. Konya'da Metli Baba'nın ismini duyuyor. Ve bu derdine çare için Metli Dede dergahına gidiyor.orada Aşık Fatma Ahıska ile tanışıyorlar. Metli Dede, Aşık anneye Saniye ile ilgilenmesini istiyor. Ancak Saniye Anne ile Metli dede arasında bir konuşma olmuyor. Manevi konuşma oluyor. Metli Sultan,Aşık anneye "Kuzum bu bayan çok feyizli Cenab-ı Allah ona iki torun verecek ancak oğlunun çocuğu olmayacak.Kızı Nurten'in iki çocuğu olacak. İlk çocuğu erkek olacak İkinci çocuğu kız olacak. Erkek çocuğunu abisi Mustafa versin ismini Muzaffer koysun.Kız çocuğunun adını Canan koyun. Aşık Anne ile Saniye anne birlikte Trabzon'a dönerler. Feyizler açılır, aşk alevlenir ve Metli Dede, Saniye Anne'yi Trabzon'un irşadı için görevlendirmiştir. Saniye anne hiç konuşmaz, mazlum,sessiz,sedasız gözükse de görgüsü ve zikri çok farklı birisi idi. Fakirlerin ve yetimlerin hamisi idi. Dertlilerin dermanı olmuştur. Evli olan kızına (Nurten'e) Hak Teala iki evlat vermiştir. İlk çocuğu Muzaffer'i abisi Mustafa Erçubukçu'ya vermiştir. Sonra ikinci çocuğu olmuştur.Adı Canan konulmuştur.

4 Mayıs 2021 Salı

TEVHİDİ GÖRME VAKTİ

Zatın birisi rüyasında kendini Hz. Adem ve Hz. İbrahim'in kabirleri arasında oturur görür. Onların ruhaniyetlerine dua eder. Bu ara kabirlerden bir ses işitir"Allah'ın güzel isimlerini oku". Adam başlar okumaya. Doksan dokuz esmai hüsnayı okur, bitirir. Kabirden yine aynı ses:"Allah'ın güzel isimlerini oku".Adam yine okumaya başlar.Peşinden yine aynı hitap.adam şaşırır.Yine esmaül hüsnayı okurken kabirden bu sefer:Allah rençberdir, Allah marangozdur, Allah demircidir v.b ifadeler peş peşe tekrar edilirken adam rüyasından dehşet ve korku içinde uyanır. Sabah olur doğru Abdülgani Nablusi hazretlerinin yanına gider ve rüyasını anlatır. Hazretin verdiği cevap:Senin tevhid görme vaktin gelmiş, otur dersini vereyim" der.

İNSANDA MEVCUT OLAN ÜÇ GÖZ

Göz bir sıfattır. Allah'ın sübut olan sıfatlarından biridir. Sübuti sıfatlar:Hayat, ilim,İrade , Kudret,Semi', Basar , Kelam . Su sıfatlar ruhun açılımıdır.Ruh ilk defa kendini hayatla gösteriyor. Hayatın belirtisi ise harekettir.Demek ki hakikatte göz, Allah'ın bir sıfatı imiş.İnsanda üç göz olduğunu Seyyid Nizamoğlu hazretleri şöyle açıklar: "İnsanda üç türlü göz vardır Hakk'ı görmeye Bu gözlerle sırr-ı Hakk'a ermeye. Biri baş gözü biri kalb gözü biri can gözü Baş gözü kalb gözüne eyler nazar Kalb gözü can gözüne eyler nazar Can gözü ise açmıştır gözlerini Hiç kırpmadan Hakk'a nazar eyler. Baş gözü surettir, sureti görür. Kalb gözü ilim, irfaniyettir. Can gözü ise tatmak, lezzetlenmektir yani zevktir."Benden görüp işiteni bildim ki ol canan imiş. Göz Hakk'ı nasıl görür? İbretle görür.İbretle bu mevcudatın Hakk'ın efali olduğunu müşahede edecek, efalin sıfatın mazharı olduğunu idrak edecek. Sıfatsa zattan gelir. Hakk'ın efalini, sıfatını müşahede etmeyen ne görür: Cemad, nebad, Hayvan,insan eşya görür.Şu ayet bu müşahedeyi yapamayanlar içindir:""Biz insan ve cinlerin bir çoğunu cehennem için yarattık ki , onların gözleri vardır görmezler, kulakları vardır duymazlar,Onlar hayvanlar gibidirler, belki de daha da aşağıdırlar.(Araf 179).Evet gözleri vardır ancak eşyayı görüyor Hakk'ı görmüyor.

ALLAH DOSTUNU SEVMEK

Allah Dostu kimdir? "Öyle erlerdir ki onlar görüldü mü Allah hatıra gelir"hadisi şerifinin muhataplarıdır.Bir Allah dostunun muhabbeti ile , gönlü dolu olanın, bilinsin ki gönlü,Allah'ın Zatının nuru ile doludur.Bu sırdandır ki , Allah'a ulaşmaya yol, Allah dostlarından geçer.Sünnetullah budur.Kanuna riayet edenin gözlerinden âmâlık ebedi olarak kalkar. Yer çekiminden kurtulanın güneşi, ebedidir.

İNSANI KAMİL HALK İÇİNDE NASIL GÖRÜNÜR?

İnsanı kamil, avamın arasında şeriatı ile görünür,hakikati ile görünmez. Hakikati aşikar etmez, örtüyü kaldırmaz.Avamın arasında bulunurken onlarla sohbet eder.Tevhid kovasını salar, tutunan olursa, çeker kuyudan çıkartır tutunanı.Kıyamete yakın nefis ruha tebdil olarak kıyamet yaşanır

ZÜLKARNEYN'İN SEFERLERİ

Kehf suresi 83-98 ayetlerinde İskender-i Zülkarneyn'in seferleri anlatılır.Birinci seferi:Güneşin battığı yer olarak tarif edilir.Bu konumda bulunan kavme Allah'ın emir ve nehiylerini bildirmiştir.Sonra Güneşin doğduğu yere olan seferi anlatılır.Bu konumdaki kavim çıplak olan bir kavimdir. İskender bu kavme bir şey söylemedi.Sonra üçüncü seferi anlatılır.İki set arasında hiç söz anlamayan bir kavimdi.O kavim Yecüc ve Mecüc'den şikayetçi idi. İskender o kavim ile yecüc mecüc arasına bir set yaptı.Kıyamet vakti geldiğinde bu set yıkılacaktı. Zülkarneyn'in yaptığı bu seferlerle alakalı tasavvufi izahlar mevcuttur. İlk yapılan seferde bulduğu kavimde Hak batın,Halk zahir olup sıfat makamı olup Kesret hakimdir.Buradaki insanlara Hakikatin şeriatını tebliğ etmiştir. İkinci yaptığı seferde Vahdet makamı, ruh makamında olanlara yolu uğramıştır.Bu makam sahipleri üryandır.Bu makamda hak zahir,halk batındır."Enel hakk" sedası bu makamdan yükselir. Üçüncü seferde karşılaştığı kavim ehli şeriat makamındakilerdir. Tabiat mertebesi ile nefs mertebesi arasındadırlar.Yani marifetullah ile ve hakikati anlamazlar.Şikayet ettikleri Yecüc ve Mecüc ise, ehli hakikattir. Ehli şeriatın(zahir) ehli hakikate karşı hiç tahammülleri yoktur.Onlara yaşama hakkı tanımazlar.Ama karşı karşıya da gelmek istemezler.Onların ilim, irfaniyet ve ahlakları karşısında ezilirler.Bu hal ehli hakikate olan kinlerini artırır.Ehli zahir, ehli hakikate karşı tamamen kapalıdırlar.Ne zaman ki ehli zahirin üzerine kıyamet kopar, hakikat aşikar olur, set o zaman yıkılır.Ehli zahir, ehli hakikatin arasına giremez, zira o seddi aşamaz.Ehli hakikat, ehli zahirin arasında bulunur,ona set yoktur.Ancak ehli zahir içerisinde hakikatları ifşa ederse Hallac'ın başına gelenler gelir.

İNSANI KAMİLE SECDE ETMEK

Hakk'a kul olmak istiyorsan, Adem'e , yani insanı kamile secde etmen lazımdır. Secdeden kasıt itaattir. İtaat eden yaklaşır."Secde et, yaklaş"(Alak 19).Adem'e secde etmeye yanaşmazsan Hak'dan uzak düşersin.Bu ne gibidir?"Kim Resul'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur"(Nisa 59.Bugün Resul'ün makamında bulunan kişi, insan-ı kamildir. Hz. Mevlana Divanı kebir'de :"Bugün Ahmed benim, ama dünkü Ahmed değil"diyerek gerçeği açıklamıştır.Üstadı Şems-i Tebriz için "Ey aşıklar peygamberi ,dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli" ifadesiyle bu gerçeği ortaya koymuştur.İnsan-ı Kamiller arz da Hakk'ın halifeleridirler. Niyazi Mısri bu gerçeğin daha da ilerisine giderek bu sırrı aşikar eder: "Hak yüzü insan yüzünden görülür/Zat-ı Rahman şeklen insan eylemiş.

3 Mayıs 2021 Pazartesi

HİKMETİ ANLAMAK İÇİN

Musa peygamber bir münacatında der ki:"Ya Rabbi halkı yarattın, kimini zengin,kimi fakir ettin.Zengin neyse şu fakirin çilesine bak.Onları da hazinenden zengin etsen olmaz mı?.aradan bir zaman geçer Hz.Musa'nın evinin bir duvarı yıkılır.Tamir için amele pazarına gidip bir usta çağıracaktır.Pazara gelir.Birisine :"Ustam evin duvarı göçtü, gel orayı tamir et te ücretin neyse vereyim" der. Usta:Baba senin işin gücün yok mu. Ne yapayım senin vereceğin üç beş kuruşu.Benim paraya ihtiyacım yok" der.Pazarı dolaşan Musa, herkesten aynı cevabı alır.Adamlar zengin olmuş para pula ihtiyaçları yok.Sonra duasını hatırlamış ve tevbe edip:"Ya Rabbi senin hikmetinden sual olunmaz" demiş. Dikene gül gibi sarılmamak gerekir.

KALBİN SECDESİ,KALIBIN SECDESİ

Kalbin secdesi nedir?Kalb secdeye nasıl varır. Kalb ilahi tecellilerin mazharıdır.Yani tecelliler kalbe gelir.Bu tecelliler ya Celali, ya Cemali tecellilerdir. O yönlerden gelir. Bir salik, sadakatle mürşidi kamile intisap ederse, o kamil salikin nefsi ile ruhunu nikahlar. Bu nikahtan zevk hasıl olur, bir çocuk doğar. İşte bu doğan çocuk irfaniyettir. Bu irfaniyet kalbe gelen tecelliyi tanır ve bilir. Kalbe gelen bu tecelli nefisten midir yoksa ruhtan mıdır?Yani gelen tecelli Celali mi Cemali mi?.arif bunu bilir. Bu irfaniyetle tecellileri Allah'dan kabul eder ve kalbi secdeye varır. Kalbin secdesi budur. Cemal tecellisinin hemen yanında celal tecellisi zuhur eder. Bir gül açsa, yanında diken mevcud olur. Her şey zıddı ile kaim olur. Bu zıtlıklar evrende itici güçtür. Hayatın bir safhasında bir güzellik zuhur ettiğinde bakarsın hemen onun peşi sıra bir acı, keder, üzüntü zuhura gelir.Aşık bu durumu değerlendirirsen "Lütfun da hoş, kahrın da hoş" der.

DİRİLMEK-İHTİYARİ ÖLÜM

Kur'an da bir ayet vardır:"Siz ölüler idiniz de O sizi diriltti.Sonra yeniden öldürecek yeniden dirileceksiniz.Sonra da O'nun huzurunda haşredileceksiniz"(Bakara 28). Bu ayet hakikatte insan-ı kamille olan diyaloğu anlatır.Şöyle ki:Siz her ne kadar yaşayan bir varlık olarak diri olsanızda, sizin bu diriliğiniz gerçek bir dirilik değildir.(Enfal 24).Ne zaman ki gerçek bir mürşidi kamilin huzuruna vardınız.O sizi kabul etti ve size hakikat iksirinden (sırrı zikir) bir kadeh içirdi ve seni sana bildirdi, yani zikri hakikiyi ( ki ehlullah lisanında buna Maye-i Muhammediyye denir) sana telkin etti.İşte şimdi dirildin. Sonra seni öldürür.Ne ile? Tevhid ile.Sen, varlığını kendinin zannediyordun. Efal, sıfat, Zat benimdir diyordun. Bunların senin olmadığını , senin sadece bir mazhar olduğunu,Hakk'ın varlığına sahip çıktığını , mürşidi kamil sana bildirir ve varlığı sahibine iade eder fenafillah olursun.İhtiyari ölümün tahakkuk eder.Ölünün efali, sıfatı, zatı var mıdır? Yoktur. Sen de bunların hakiki sahibini idrak edince, sen de ölü oldun.Zira sende bunlar kalmadı. Cenab-ı Peygamber buyururlar ki :"Ölmeden evvel ölünüz ki , bir daha ölüm görmeyesiniz.Sonra mürşidi kamil saliki yeniden diriltir.Nerede? beka makamlarında.Ne ile? Yine tevhid ile.Artık sana bir daha ebedi ölüm yoktur.Ne zaman ki bu alemde insanı kamil kalmaz, dış içe, iç dışa döner kıyamet kopar.Kime?Kıyameti kopmayanlara.Yani "Ölüm gelmeden evvel ölmeyenlere".Zira ihtiyari ölümle ölenlerin kıyameti sağlıklarında kopmuştur.

MERATİB-İ VÜCUD(VARLIK) MERTEBELERİ

Ehli hakikatin beyanına göre Zat-ı ahadiyyenin külliyat itibarıyla altı mertebesi vardır.Vahdet-i vücud bahsinde buna meratib-i vücud derler.Bu mertebeler: 1-La-taayyün mertebesi:Zat'ın öz,halis,saf yani Zat-ı sırf mertebesi .Bu mertebe Hak teala'nın künhüdür.Onun üstünde hiçbir mertebe yoktur. 2-Vahidiyet mertebesi:Bu mertebenin ismi Allah'tır. 3-Ervah mertebesi;Ruhlar.Bu aleme alem-i emir, alem-i galb,alem-i ulvi, alemi melekut(batın,hakikat alemi) tabir edilir. 4-Alem-i misal mertebesi:Alem-i ervahda olanların, alemi ecsamda yani cisimler aleminde bürüneceği bir suretin benzeri bu alemde belli olur.Yani zahir olur.Bu aleme alem-i berzahta denilmştir. 5-Alem-i şehadet mertebesi:Zat-ı Mutlak'ın kesret alemi olan bu alemde zuhurudur. 6-Mertebe-i Cami-i Hazreti İnsan:Allah ismi şerifinin mazharıdır. Her alt mertebe bir üst mertebenin zahiri,her üst mertebe bir alt mertebenin batınıdır. İşte bütün mertebelerin aslı birdir.Bu seyir, insanı kamilden tahsil edilir. Ne acayip sihirdir ki alemi şehadette yabancılar görünür.Örtüyü kaldırdığında Hakk'dan başka bir şey yoktur.Kesretten vahdete geçince , suretlerin altında sevgilinin vechi peyda olur, görünür. Niyazi Mısri bu hususu tam merkezden ifade eder: Zat-ı Hakk'ı anla zatındır senin Hem sıfatı hep sıfatındır senin Sen seni bilmek necatındır senin Gayra bakma sende iste sende bul

ASR'A YEMİN OLSUN Kİ

Namazlarımızda sıkça okuduğumuz "Vel-Asri" suresidir."Asr" nedir.zaman ölçüsü içinde her yüz yıla bir asr denir. Her yüz yılda bir insan-ı kamil gelir bu aleme ve o asrı tenvir eder yani aydınlatır. Eğer insanlar o kamili bulur(veya onun vekillerinden birini bulur) ona iman ederse hüsrandan kurtulurlar.Ve ancak ona iman ettikten sonradır ki, işte o zaman amelleri salih olur. Salih amel işlerler. Allah'ı bildirecek, bulduracak delil odur. Delilsiz Allah'a ermek muhaldir.Yasa da budur. Büyük meşayihden Şeyh Sadeddin Hamavi hazretleri buyururlar ki;"Efendimiz SAV den önceki dinlerde veli yoktu,veli ismi de yoktu. Allah'a yakın olan kişilere genel olarak peygamber derlerdi.Veli ismi Muhammed dininde ortaya çıktı". Mürşit bir güçtür, enerjidir.Vazifeli kişidir. Mürşidin vazifesi seni sana bildirmektir.Mürşid senin aşk fitilini ateşleyendir. Aşk,cennetten inen bir buraktır. Efendimiz miraca burak üzerinde yükselmiştir.İnsanda aşk ile miracını gerçekleştirir.

2 Mayıs 2021 Pazar

GAYRI NEDİR?

Bu kavramı aşıklar ilahilerinde söylerler:"Ey gönül gel gayrıdan geç".Gayrı nedir?Günlük hayatta şu şundan gayrıdır,o ayrı,bu ayrı ifadeler çok kullanılır.Şeriatta bu böyledir. Yani Allah ayrı, kul ayrıdır.Tarikatta da böyledir.zira tarikat şeriattan ayrılmaz.Onların en bilgilisi "Alem, Allah'ın gölgesidir.Marifet makamında olanlar ise;"Alem; Allah'ın isim ve sıfatlarının zuhur yeridir" der. Hakikatte ise gayrı yoktur. O da O'dur. Yani Hakk'tır. Zira gayrı ifadesi hakikatte: Senin Allah'ı müşahede edemediğin yerdir. Demek ki anlayışlar farklı. Kişiye göre değişiyor, mana da bulunduğu yere göre değişiyor. Senin Hakk'ı yani Allah'ı müşahede edemediğin her yer senin masivandır. Bu ifadeleri idrak için 'irfan mektebine' girmen gerekir. Orada "Tevhid dersi" görüp gayrıdan geçmen lazım.

GAYB İLİMLERİ İLMİNİ TAHSİL EDENLER

Miftah-ı ulumil gayb(Gayb ilimleri anahtarı" ilmini tahsil eden tasavvuf tarihindeki erenlerden Bedrettin Simavi hazretleri,Niyaz-i Mısri hazretleri ve Muhammed Nurul Arabi hazretleri tahsil etmiştir.

HAKİKAT İSİMSİZDİR

Ehli hakikat kendilerini bir isimle anmazlar.Her isim bir kayıttır ve hedeftir.Esmalar arasında rekabet kaçınılmazdır ama her esmanın müsemması birdir. İbni Arabi hazretleri Fütühat-ı Mekkiyye nam eserinde buyurur:"Allah'a dua ederken Frenkler;"ey Kribatur", Acemler; "Ey Huday", Türkler; "Ey tanrı", Habeşler; "Ey Vak", Rumlar; "Ey Siya", Ermeniler; "Ey Asfac", Araplar;"Ey Allah" diye seslenirler.Fakat bu değişik lafızlar aynı manaya delalet ederler. İsimler değişik müsemma aynı.

SEYYİD ALİ BABA HAZRETLERİ

Ali Baba (K.S.) Hazretleri mana ehli görevlilerinden olup irşada alakalı bir vazifesi olmadığından kimseye manevi ders vermemiş, intisap edip inabe almaya gelenlere fıtratına göre farklı zatları tavsiye buyurmuş olup, nev’i şahsına münhasır riyazetle dolu bir hayat yaşamıştır. Bu hayat tarzı her insanın kaldırabileceği bir yaşantı değildir. Hele insanlara örnek olan tebliğ vazifesinde bulunan insanlar daha itinalı olmak zorundadır. Bir Allah dostundan ister hayatta ister ölümünden sonra istifade etmek için o zatla asgâri müşterekte birliktelik lazımdır. Bu, ya Hal, ya Zat, ya da sıfatının birinde olmalıdır. Ali Baba (K.S.) den istifade etmek için onun en önemli vasfı olan ömür boyu açlık ve hiç su içmemesi susuzluğundan dolayı biraz aç ve biraz susamış olarak huzura varmak istifadede en kestirme yol olduğu tecrübe ile sabittir. Bu sözler bir kitabın Takdim yazısından alınmıştır. Kırıkhanlı Mahmut Durusoy Beyefendi, daha önce yazmış olduğu “Sultanü’l Ârifîn BAYEZİD-İ BİSTAMÎ -Kuddise Sırruh- Hayatı, Sözleri, Nasihat ve Duaları” adlı kitaptan sonra Ali Baba ile ilgili de bir kitap yazdı. İstanbul’da 2005 yılında basılan “Belenli Şeyh Ali Baba (Kuddise Sirrûh)” adlı kitap 72 sayfadır. İsteme adresi: Kanatlı Cad. No: 190 Kırıkhan/Hatay’dır. Kitap, Belenli Ali Baba Hazretlerinin Hayatı, Kerametleri, Mübarek Sözleri, Ali Baba’nın (K.S.) Türbesinden Görüntüler ve Ali Baba’nın (K.S.) Sevdiği Dost ve Ahbaplar bölümlerinden oluşmaktadır. Ali Baba’nın hayatından kesitler kitapta şöyle geçmektedir: “Belen’in Benlidere köyünün mütevazı bir evinde 1879 yılında dünyaya gelen Ali Baba Hazretleri aslen Kahramanmaraş’ın Elbistan kazasının içmeleriyle ünlü Cela köyü, yeni adıyla Ekinözü beldesindendir. Ali Baba Hazretleri’nin babası Hanifi Bey, annesi Hafize hanımdır. Öğrenebildiğimiz kadar biri kız üç kardeş olup kardeşlerinin ismi; Mustafa Koklar (Kehler), kız kardeşi Zeynep Ünüvar’dır. Ailenin Osmanlı döneminde lakabı Kehler’dir. Kehler, olgunlar manasını taşımaktadır. Babası Hanifi Bey Osmanlı döneminde kaza olan Belen’e tayinle gelen bir Osmanlı subayı olup; Asayişle alakalı Jandarma Alay komutanı olup, Miralay rütbesinde idi. Harbi Umumi’de Yemen’e gönderilen subaylardan olup, Yemen’de İngilizlere karşı çarpışarak şehit düşmüştür. Yakın zamana kadar babasının şehit maaşını kız kardeşinin çocukları alırdı. Ali Baba Hazretleri Belen İlkokulundan sonra baba mesleğini devam ettirmesiyle alakalı Halep Askeri Rüştiyesine gönderilmiş, oradan başarıyla mezun olmuştu. Orduda Yüzbaşılığa kadar yükselmiştir. Ali Baba Hazretleri harp esnasında komutanlarının teveccühünü çekemeyenler “Düşmana cephanenin yerini bu söyledi” deyip iftira etmişler. Bunun üzerine İstiklâl Mahkemesi’nin ilk sanıklarından olmuş ve mahkemece suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakılmış. Komutanı da “Evladım biz senin suçsuz olduğunu ve asıl suçlu kim olduğunu biliyorduk. Fakat senin mahkemece aklanıp bu suçsuzluğunun onaylanması gerekiyordu” demiş. Ali Baba Hazretleri harplerden sonra cihat hizmeti kalmayınca kendi isteğiyle askerden Yüzbaşı iken ayrılmış memleketine dönmüş. Benlidere’de münzevi bir hayata geçmiştir…. nerede öğrendiğini bilemediğimiz tatlıcılığa Belen’de dükkan açarak başlamıştır. Bu tatlıcılığı Kırıkhan’da da Kanatlı Caddesi’nde dükkân açarak kendisine özgü üçgen biçiminde ince açkıyla yapılan bir tatlı çeşidini de geliştirerek baklavacılıkla beraber yürütmüştür. Bir müddet sonra manevi bir işaretle Adana’nın Ceyhan ilçesine gitmiş orada bir tatlıcı dükkânı açmış ve burada bir hanımefendiyle evlenmiştir. Bu evlilik uzun sürmemiştir. Bu evlilikten bir kız çocukları dünyaya gelmiş. Altı aylıkken ayrıldığı kızını 14-15 yaşlarında Adana’da adliyenin yanından geçerken gördüğünü “Ben onu tanıdım o beni tanımadı yollarımıza devam ettik” diyerek dünya gözüyle bir defa gördüğünü kendisini tanıyamayacağından dolayı kızına sahip çıkamadığını beyan etmiştir. Tatlıcılığı bırakmış seyahate başlamıştır. İlk seyahatlerinde Belen merkez olup Konya’ya Mevlana Celâlettin Rumi Hazretlerine, Şam’da Sahibu-z Zaman Şemsu-s Şumus (Güneşler güneşi) Mevlana Halidi Bağdadi ve Şam’daki diğer Allah dostlarını ziyaret şeklinde olmuştur. Her birinin gidiş mesafesi 500 km civarında olan bu yolculuklarını hep yaya olarak yapmıştır. İlim ehlinin teslimiyetinin zor ama irşadının kolay olduğunu, cahilin teslimiyetinin kolay irşadının zor olduğunu beyan eder.” (s. 9, 10, 14, 15, 16, 22) Ali Baba’ya ait güzel sözlerden birkaçı şöyledir: – Önce aklı ve kalbi doyurmak şart, aklı olmayana iman vacip değil. – Bu devirde para ile hurileri (kadınları) ekseri Müslümanlar aşamıyorlar. Bu iki putu aşmak lazım, aşan menzile ulaşır. – Başsız insanın uyuz köpeğe bile gücü yetmez. – İnanmayanın önüne güneşi koysan karanlık der. Belenli Şeyh Ali Baba’yı tanımak isteyenler bu kitaba başvurabilirler. “Bizim toparlayabildiğimiz onun hayat kırıntılarından başka bir şey değildir.” diyerek manevi dünyamızla ilgili bir şahsiyeti anlatan bu kitabı hazırlayarak tarih, kültür ve manevi mirasımıza sağladığı katkıdan dolayı Sayın Mahmut Durusoy’u kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

TEVHİD ZİKRİ İLAHİSİ:TAŞTI DAHMET DERYASI

Taştı rahmet deryası Gark oldu cümle asi, Dört kitabın manası: La ilahe illallah. Budur manasının hası Siler kalbinden pası İsm-i a’zam duası La ilahe illallah. Gönül burcundan doğar, Aleme rahmet yağar Hakk’ın birliği öğer La ilahe illallah. Kitaplarda yazılıdır, Gönüllerde gizlidir. Söylenecek söz budur; La ilahe illallah. Cennetten çıktı Adem, Dünyaya bastı kadem, Bunu der idi müdam: La ilahe illlallah. Erenlerin burağı, Yakın eder ırağı, Arşın kürsün direği La ilahe illallah. Gönüllere yol eyler. Dağı taşı kül eyler, Sultanları kul eyler, La ilahe illallah. Yunus da bunu dedi, Yanar yürek aşk oldu. Mevla’nın güzel adı La ilahe illallah.

ELEST MECLİSİNİN BUGÜNKÜ KARŞILIĞI

Elest meclisinde iki gurup insan vardır.Münkirler ve muhipler. Muhip; seven demektir. Münkir; inkar eden demektir. Bu manevi mecliste Cenab-ı Hakk'ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"sorusu karşısında inkara düşenlere münkir, ikrar edenlere de muhip ve mürid denmiştir.İnkarın sebebi cehalet, ikrarın sebebi ise bilgidir.İnsanın nefsini bilmesi daha doğrusu hakikat bilgisini nefsine yedirmesi cehaletini giderir. Onun içindir ki "Nefsini bilen Rabbini bilir" denmiştir. Elest meclisinin bugünkü temsili insanı Kamilin varlığı ve görevidir. Cenab-ı Hakk'ın halifesi insanı kamil olmakla insanı kamil'i seven, ona tabi olanlar Hak Teala'nın sorusuna EVET diyenlerdir. İnsanı kamilden uzak kalıp inkar edenler ise münkir konumundadır.

CAN(RUH)SIRRI NEDİR?

İnsanın süluk yoluyla gerçekleştirdiği ikinci defa doğuşta canımıza mürşid-i hakiki olan Rabbimiz tarafından nefh edilen-yahut edilecek olan- ruh-ı kudsi dir. Bu sır yaşanmadan insanın Hakk'a dost olması ve aslını idrak etmesi mümkün değildir.Layık olan kişiler bir gün bu sırrı yaşayıp velayet defterine kaydolacaklardır.Cenab-ı Hakk dostlarına bu sırrı vahyedeceğini şöyle bildiriyor: "Fe evha ila abdihi ma evha./Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti."Necm /10)

BİR PAPUÇLA İMTİHANI KAYBETMEK

Eski insanlar soğuk iklimde ayaklarının sıcak tutulması için mest giyerlerdi.Bu mest bir papuçla(lastik ayakkabı) ile giyilirdi.Yakın dönemin büyük mutasavvıflarından Yakupzade Hafız Mustafa Halveti(ö:1973 Uşak),kıdemli dervişlerinden birisine bir Cuma günü namaz vaktine kadar terki dünya ve terki ukba(ahiret) muhabbeti yapar. Bir müddet sonra cuma vakti girer. Birlikte camiye girerler. İkisininde ayaklarında aynı numara mes papuçları vardır. Dervişin papucu yeni, Yakupzade hazretlerinin papucu eskidir.Namazdan sonra Yakupzade muhabbeti dalgınlığa verip yeni papuçları giyip camiden çıkar.Derviş arkada papuçlarını arar bulamaz.Kendisini kaybetmiş bir şekilde , yüksek sesle başlar papuçlarını aramaya:"Papuçlarımı kim aldıyysa çabuk getirsin! Bu sırada hazret dışarıda kıs kıs gülerek sakalını sıvazlayarak dervişini beklemektedir. Derviş içeride eski papuçtan başka bir şey bulamaz. Çaresiz bu eski papuçları giyer, dışarıda bekleyen şeyhinin yanına varır. Yakupzade hafif bir tebessümle :"Ülen oğlum, papucunu ben giymişim.Al değiştirelim! der. Derviş imtihanı kaybetmiştir.

DÜNYA SEVGİSİNİN ÖLÇÜSÜ NEDİR?

BU SORUYU SORANA VERİLECEK CEVAP ŞUDUR:"NEFSİNE KİFAYET EDECEK ŞEYLE YETİNMEKTİR. BİR ŞEYİN FAZLASI DÜNYALIKTIR. BU SEVGİNİN KALPTEKİ İŞARETLERİ İSE "AYIPLANMAKTAN ÇEKİNMEK","ÖVÜLMEKTEN HOŞLANMAKTIR". Tur dağında Hz. Musa'ya hitap olan "ayakkabılarını çıkar!" hitabı izzeti, dünya sevgisini terk et anlamındadır.(Ya Musa, şüphesiz ben senin Rabbinim. Ayakkabıların çıkar çünkü sen kutsal vadi olan Tuva'dasın (=birlik makamına doğru yükseliyorsun, oraya varlık ve benlikle yükselmen mümkün değildir.)(Taha 12)

MADDİ PERDELER

Hakk yolunda insanı engelleyen hicablar(perdeler)mevcuttur.Bu hicablar insanın nefsine sevdirilmiştir ki imtihan unsuru olabilsin."Kadın,oğul,birikmiş altın ve gümüş, güzel atlar,hayvanlar ve ekinlerin sana sevdirildi. Halbu ki bunlar dünya hayatının geçici faydalarından ibarettir"(Ali imran 14). Düny hayatı için Hak teala buyurur:"Muhakkak ki dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma gayretinden ibarettir"(Hadid /20) Dünya sevgisiyle birlikte gelen hırsın Hakk'ı talep etmeye engel olacağını bilen Resulullah efendimiz :"Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir" buyurmuştur.

1 Mayıs 2021 Cumartesi

AŞKDAN DOĞANLAR

İnsan nefs ve akıl merhalelerinde kalırsa hayvanlıktan kurtulamaz. Hayvan insan, gazap, kin,kibir, şehvet, riya ve hile gibi sıfatlarla donanan kişidir.İnsan, aşk ile yaratılan varlığa denir. Hz. Mevlana "Aşktır bizim anamız" buyurur. Yunus "Aşk anadan doğmadı kimseye kul olmadı" buyurur. Aşk ile doğanlar aşkın kaynağı olan insanı kamile tam teslim olup, onun tavsiyeleriyle hem-hal olurlar.İnsanın hakikatte yaratılışı bu sözlerin kabulüyle başlar.Aşk ile doğanlar diri, aşksız olanlar ölüdür. İnsanın terbiyesi insanı kamilin nasihatini kabul etmekle başlar. Yoksa o kişi herhangi bir taştan veya hayvandan farklı değildir

AKP SEÇİME GİDECEK

Necib sultanım ifade etti."AKP seçime gidecek. Başka çıkış bulamayacak. Ancak yerine gelenin durumu daha kötü olacak. Bugünkü kötü durum %50 daha artacak. Ona göre "tedbirini al" diye tavsiye etti

METLİ DEDE'NİN YOLUNU DEVAM ETTİRENLER

 


AŞIK ANNE,BÜYÜK VE KÜÇÜK HAFIZ ANNELER,ŞAYAN ANNE

TECELLİ

Tecelli, Cenab-ı Hakk'ın esma, ef'al ve sıfatlarından salikin gönlünde bir anda görünmesidir. Zat tecellisi olursa orada ikinci bir varlıktan ve benlikten söz edilemez. Canın aslına ulaşması zat tecellisinden ibarettir. Salikin, Hakk'ı enfüsünde bulmadan eşyada bulması mümkün değildir.Yolcu evvela enfüste derinleşmeli, sonra da afaka yönelmelidir.Tıpkı Hazreti Zülkarneyn gibi. Hz.Zülkarneyn önce batıya, sonra da doğuya düzenlediği seferleriyle anılır(Kehf 83-101) Hz.İbrahim döneminin kamil insan modellerinden biri olan Zülkarneyn de tek yönlü değildir. Zülkarneyn'in güneşin battığı yere kadar ulaştığı seferden nefsin hüküm sürdüğü yerler, sonra güneşin doğduğu yere olan seferi ise ruhun bulunduğu yer olarak ehli tasavvuf tarif eder.

30 Nisan 2021 Cuma

HAKKA AÇILAN KAPI:İNSANI-I KAMİL

İnsan-ı kamil olan mürşid Allah'ın yeryüzündeki halifesi ve kulların Hakk'a açılan kapısıdır. Hakk'ın cemali insanı kamilin suretinden başkabir şey değildir. Zira Cenab-ı Hakk insanı kamili kendi sureti üzere halkettiğini beyan etmiş ve yine cemalini onun yüzünde cem edip zat nurunuda alnına yerleştirmiştir.

GÜNEŞİN SECDESİ

Hz.Yusuf'un rüyasını Hak Teala anlatır:"Bir vakit yusuf babasına şöyle demişti:babacığım ben rüyada on bir yıldızla güneşive ayı gördüm.Gördüm ki onlar bana secde ediyorlar.Yusuf'un babası dedi ki Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir hile kurarlar.Çünkü şeytan insana açık bir düşmandır.İşte bu rüyanın delalet ettiği gibi Rabb'in seni seçecek ve sana rüya tabirini öğretecektir"(Yusuf/4/6) Tabiatıyla Rabb'in seçtiği Adem-i mana olan insana secde edilir. Yiğitbaşı Ahmet Marmaravi hazretleri (ö:1685) şöyle der: "Güneşin özelliklerinden biri hararettir.Güneş gökten yeryüzünde bir taşa yansısa, taşa sorulsa, taş güneşi gördüm der.Fakat güneş taşı yaksa tekrar taşa sorulsa "ben güneşim" der.Taşın vücudu yerde, güneşin vücudu göktedir.Taş esasında güneş olmamıştır, ancak güneş taşın hükmünü yani soğukluğunu yok edip kendi hükmünü icra etmiştir.İşte bu duruma "Mahv","gark","sırf" demir.Hallac'ın hüve hüve "O,Odur"dediği yerdir burası.Salik yolculuğu sırasında nefsini süfli alemden semavi aleme çıkarmadıkça alem meclisinin nur kaynağı olan mum misali insanı kamile muhtaçtır.Ne ki şems veya ay da olsa o bu mum etrafında dönüp devrini tamamlamaya (pervane olmaya) mecburdur

ŞEYH TÜRLERİ

Rahmetli Aşki (Muzaffer Özak) Efendinin neşrettiği bir mâna vardır: 1-Kal Şeyhi (Söz ustası): Bu şeyh kitabi bilgiler konusunda âlidir.Konuşmaya başladığında hayran hayran dinlersin.Bilgisinden istifade edilir. 2-Tekke Şeyh:Bu zatlar Tekkeleri idari yönden çok iyi yönetirler 3-Avrat Şeyhi: Batıni bilgilerini kadınları etkilemekte ve yer yer istismar etmekte kullanırlar. 4-Hal ve Sohbet Şeyhi:işte burada durmak gerek.Bu şeyh pek konuşmaz kendini belli etmez ama halinden belli olur.haliyle bulunduğu ortamın enerjisini değiştirir.Onunla karşılaştığında kırk yıllık dostunu görmüş gibi olursun. Hakiki şeyh sohbet şeyhidir, hem O’nun kalbi ile müridin kalbi arasında vasıta yoktur. Doğrudan doğruya birbirlerine bağlıdırlar Hazreti Pir’in Bir damla akıl verdin bana huzurundan, Denize ulaştır, kurtar beni bu damlalıktan. Niyazının kabul olduğu bir dostluktur bu Hz. Şems’in sohbet şeyhliği ile başlayan.