HİLYE YAZMAK
Medeniyetimizde Hilye geleneğimiz
vardır.Bir hattatın hayatında en büyük hayallerinden biri hilye yazmaktır.
Nedir hiye? Hz.Peygamber’in yazıyla tasviridir.Bu tasvirden bir heykel
çıkartılabilir ama bunu yapmaktan imtina ediyoruz.
KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
HİLYE YAZMAK
Medeniyetimizde Hilye geleneğimiz
vardır.Bir hattatın hayatında en büyük hayallerinden biri hilye yazmaktır.
Nedir hiye? Hz.Peygamber’in yazıyla tasviridir.Bu tasvirden bir heykel
çıkartılabilir ama bunu yapmaktan imtina ediyoruz.
Mevlânâ’nın beyaz gülü andıran nurlu bir yüzü, dolunayı kıskandıran pâk alnı vardır. Hilâl kaşları güzellik sarayının kapısında bekleyen iki hâcip (bekçi) gibi durmaktadır. Siyah mürekkeple yazılmış iki mısraya benzeyen muntazam kaşlarının arası açıktır. Huten ahûsunu imrendirecek güzellikte iri elâ gözleri, yüz kitabına gümüş bir elif gibi yazılan hoş ve düzgün bir burnu vardır. Bakışları bir siyah taşı yakuta çevirecek kimya kaynağıdır. Kumral sakalları onun pürüzsüz yüz levhasına altın bir çerçeve, parlak bir hâledir. Sakalının üst kısmı Hz. Ebubekir’inki gibi seyrek, uzunluğu ise göğsünün üst tarafını örtecek şekilde sünnet-i seniyyeye uygundur. Bıyıklarını da sünnete uygun olarak kısa kesmiştir. Aşk ateşi ve riyâzât onun pâk tenini saf altın gibi sarartmıştır. Yüzü yeni açmış taze bir gülü andırır. Bu güzellikle o sanki ikinci bir Yusuf’tur. Fahr-i Kevneyn boylarında, hoş endamlıdır. Ne zayıf ne kiloludur, vücûdu tüysüzdür. Önceleri kilosu varsa bile cehd ü riyâzât ile zayıf düşmüş sanki hilâl olmuştur. Resûlüllah Hazretleri gibi önüne meylederek yürür. Bu yürüyüş bol meyveli taze bir fidanın eğilmesi gibi tevâzu ve teslimiyet içinde olduğunu îmâ eder
lim, kültür ve sanat dilimizde hilye, Peygamber-i Zîşân’ın yaradılışını, güzel vasıflarını, bu vasıflardan bahseden manzum-mensur eserleri ve hat levhalarını ifade etmek için kullanılır. Dinî-Tasavvufî edebiyatımızda hilye türü zaman içinde Hz. Peygamber’in sûret ve bazen de sîretini konu alan hilye-i nebî geleneğinden doğan hilye-i enbiya, hilye-i haseneyn, hilye-i çâr-yâr, hilye-i aşere-i mübeşşere ve hilye-i evliya ile zenginleşmiştir.1 İrfan geleneğimizde Allah Resûlü’ne kesintisiz bir silsile ile bağlı bulunan tarîkat büyükleri Resûl-i Ekrem’in manevî otoritesini ve rehberliğini devam ettiren Peygamber varisleri olarak görülür. “Yüzleri Allah’ı hatırlatan”2 Hak dostlarına duyulan muhabbet ve bağlılıkla, onların hatıralarını canlı tutmak arzusunda olan sâlikler, şeyhlerinin hilyelerini kaleme almışlardır.
Tasavvufî gelenek Anadolu’da XIII. asırdan itibaren sosyo-kültürel hayatın içinde geniş bir şekilde yer almasına rağmen tespit edilen sadece 6 evliya hilyesi mevcuttur . Bunlardan üçü Mevleviyye tarîkatinin pîri Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî için, diğerleri ise Nakşibendiyye tarîkatinin pîri Bahâeddin Nakşibendî, Bayrâmiyye tarîkatinin pîri Hacı Bayram Velî ve Şâzeliyye tarîkatinin pîri İmam Ali eş-Şâzelî için yazılmıştır.