KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
31 Ağustos 2024 Cumartesi
ALLAHIN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRİRKEN DİĞER EMİRLERİ ÇİĞNEMEK
Enfal suresi 60 ncı ayetinde buyprulur:"Allah7ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutupcaydırabilmeniz için elinizden geldiğince güç kuvvet, savaş atları(savaş araçları,tank,top,uçak ve her türlü savaş malzemesi) hazırlayın".
Ayette ifade buyrulan bir EMİR dir.
Bu emir nasıl yerine getirilir.)Şüphesiz aklımıza en önce Para gelir. Parayı bulursak, bir başka ülke ve ülkelerden bu malzemeleri satın alıp yığınak yapabiliriz. o zaman parayı hemen bulmak gerek.Nasıl buluruz? Ülkenin kaynaklarını yabancılara satarak mı? Ülke bütçesine göz dikip ihaleleri yandaş insanlara verip onların ihale bedellerinden komisyon alarak mı?
Ama ayet "Hazırlayın" diyor..Hazırlamak bir çabanın, fiilin,çalışmanın ifadesidir.Türk insanı aptal değildir.Batının zeki insanlarının üstünde bir zekaya sahiptir.Üstelik bir ahiret inancına sahiptir ki ruhu da devreye girer.Tarih boyunca yapılan keşif ve icatlara baktığımızda müslümanların çoğunlukta olduğu gözükür.Bu nedenle "hazırlık" için öncelikle insanın temelinden başlamak gerekmez mi? Helal lokmadan helal düşünce doğar,helal düşünceden olumlu sonuçlar doğar.Gemilerini karadan yürüten Fatih Sultan Mehmet'e bu fikir nereden gelmiştir. "Hazırlayın" emrinin içinde taklitçilik, hazır satın alma yoktur.Kendimiz üreteceğiz.Kıtalararası nükleer füzelere sahip Kominist Kuzey Kore,Türk insanından daha mı kabiliyetlidir?
Her tür malzememiz var ama yemek pişirecek ustamız yok..
HAYVANA YAPILAN EZİYET
Bektaşi Veysel Baba nakletti.Beli iki büklüm bir Mecid amcımız var idi.Birisi sordu "Amca sen çubuk gibi birisi idin belin niye böyle bükül ? .Mecid amca dertlendi. üzüntülü bir şekilde hikayesini anlattı.İskenderun Tren istasyonu yapılırken biz Hassa'dan iskenderun'a geldik.Bir katır satın aldım.Katır sırtında taş taşımaktayız.Taş sayısı ve ağırlığınca pada alıyoruz.Ben insafsızlık yaptım o katırın sırtına biraz daha fazla para akazanayım diye fazla yük yükledim.Üç ay sonra belim büküldü ve öylece kaldım.Katıra gösterdiğim merhametsizlik beni böyle duruma getirdi..
KASİDE-İ BÜRDE'NİN HİKAYESİ
İmam Busiri miladi 1211-1296 yıllarında Mısırda yaşamıştır.Hz.Peygamber için yazdığı kasideler içinde Kaside-i Bürde 161 beyittir.Kuzey Afrikalı ve Şazeli tarikatına mensup olan Busiri hayatının sonlarına doğru felç olmuştur.Bir akşam elini açıp canü gönülden Allah7a niyaz eder ve hastalığına şifa vermesi için yalvarır.O gece rüyasında Hz.Peygamberi görür.Resulü Ekrem ondan kendisi için yazdığı kasideyi okumasını ister.Busiri :"Ya Resulullah ben sizin için birçok kaside yazdım, hangisini istersiniz?" der.Hz.Peygamber kasidenin ilk beytini söyler.Bunun üzerinre Busiri kasideyi okumaya başlar.Efendimiz sonuna kadar dinler.Bitince de hırkasını(Bürde) çıkarıp şairin üstüneörter ve eliyle felçli kısmı sıvazlar.Busiri uyanınca , vücudunda felçden eser kalmadığını görür.Bu kaside daha sonra "Kaside-i Bürde" adıyla meşhur olur.
26 Ağustos 2024 Pazartesi
AKSARAY EVLİYALARINA
Memleket Hasreti
Nice âlim evliya yetiştiren bu şehrin
Cezb eden her varında bir heykel gibi durdum
Durduğum her bir durak gözüme geldi zerrin
Zergerân gevher sunar ben kelimât kondurdum
Cami-i kebîr ile başladım muhabbete
Azm-i Millî’de nagâh efsunlu gibi durdum
Duydum ki başlamıştı Cemâleddîn sohbete
Zinciriyye’de bir dem Fenârî’yle oturdum
Ordan çıkınca vardım yanındaki hamama
Suyu ısıtmak için külhânî gibi durdum
Odun atmadım diye inanmayın zemmama
Gönül ateşi ile kaynatıp da coşturdum
Sonra çıktım dışarı nehr-i kebire doğru
Debbağlar köprüsünde bir debbağ gibi durdum
Biteyazan suyunda tabaklayıp ruhumu
Nehri gerisin geri gözyaşımla doldurdum
Vilâyet konağını, Orta köprüyü geçip
Başköprü’de Şeyh Hasan Rızâyî gibi durdum
Tîrpazar mescidini, medresesini seçip
Hamamının önünde zamanımı dondurdum
Dondurdum çünkü korkum var benim ol mahalde
Âh Eğri Minare’de püştîban gibi durdum
Bir avaz bir niyazla direndim ben de hem de
“Ya Hayy!” dedim zamanı zaman içre ondurdum
Karışmıştı zamanım birdi yarın, bugün, dün
Hallac’ın makâmında hercümerç gibi durdum
Mıhlacıyla yayının arasındayken yün yün
“Ene’l-hak” diye diye sırrımı konuşturdum
Ordan çıkınca vardım Hakîkî hankâhına
Onu mutaf belleyen şuarâ gibi durdum
Bir lehle ile girdim azizin bargâhına
Bezlesini söyleyip diz kırıp edep durdum
Bayrâm-ı Hakîkî’ye meylettim temcidinde
Tahtnişinin yanında hâknişin gibi durdum
Türlü hediye verdi mübarek mescidinde
Hamd olsun letâifi şol heybeme koydurdum
Heybemin nakışları bir çulha elindendir
Çulhanın tezgâhında ben ki suf gibi durdum
Çulhanın ismi nedir acep ol kimlerdendir
Derken can ü gönlüme Fergânî’yi duyurdum
Sonra çıktım oradan şehirde yer tükenmez
Çipkilik’e meylettim rindâne gibi durdum
Çevirdi yoldan beni aldı Emîr Terlemez
Bezminde Ekmeleddîn Baba ile oturdum
Ordan döndüm geriye Mescid-i Leylâ için
Ol binanın yanında Buhârî gibi durdum
Başçeşme akıyordu, ünledim; için, için
Feriştah mescidinde su için şükre durdum
Bayram Baba yanından selam verdim geçmişe
Ol cennetten vadide bir nokta gibi durdum
Bedr Muhtâr dua etti elinden su içmişe
Karnımı zemzem ile kana kana doyurdum
Geride Hasan dağı kucak açmış bakıyor
Kapıldım cezbesine pervane gibi durdum
Beride Kızıl tepe ciğerimi yakıyor
Bağrında erenlerle halvette zikre durdum
Biri Hırkalı Sultan, biri Cavlâkî Baba
On binlerce ervâhın indinde gibi durdum
Biri Kuddûsi oğlu, biri de Hamza Baba
Ve Hamîd-i Velî’yle Hızırlık’ta oturdum
Ordan çıktım tepeye Kılıçarslan tahtına
Seyrettim Aksaray’ı ol Sultân gibi durdum
Sultan’ın gözleriyle baktım şehrin bahtına
Sonra methiyesini ulemâya sordurdum
Ol an beliriverdi Kazvînî ve Şirâzî
Huzurlarında hemen saraydâr gibi durdum
İsfahân, Nîşâbur ve Gence’ye denk arazi
Diyen ol burhânlara yekta bir sofra kurdum
Sofrada Molla Cami, Şeyhî ve Has Halvetî
Belirdi birden bire Meftûnî gibi durdum
Onlar ise Bağdat’a eş tuttular bu beyti
“Burc-ı evliyâ” denen şehri hürmete durdum
Nakış nakış işlendim renk renk boyandım ben de
İlmek ilmek dokunan halılar gibi durdum
Kandil lambası gibi yandım seyir yerinde
Ruhları bu zamakta manzûmumla doyurdum
Solumda Hasan dağı, sağım cennet vadisi
Aksaray’ım karşımda kucaklar gibi durdum
Sırtımı yasladığım Aksaray’ın bânisi
Tapusunda edeple el-pençe divan durdum
Saymakla tükenmiyor bu şehrin nûr paresi
Piri Mehmed, Pir Ali, Zenbilli gibi durdum
Said’i ve Yûnus’u, Şücâ’sı, Hüdâyî’si
Yedi, yirmi dört, yetmiş binleri konuşturdum
Azîzî adım adım gezdin cennet şehrini
Yûsuf’unu bekleyen ol Yâkup gibi durdun
Bir hayal bile olsa giderdin özlemini
Memleket hasretini bak âleme duyurdun.
Ahmet Kuşsan
HAYVANATA OLAN ŞEFKAT ÖRNEKLERİ
Ahmet er Rifai hazretleri hayvanata karşı çok şefkatli idi.Şeyh Mikdam(k.s) şöyle anlatır:" Bir gün sabah namazı vaktinde Hz.Pir'in evinden çıkmasını bekliyorduk.Elleri uzanmış vaziyette ve kendileri hareketsiz idiler.Sebebini anlamak için yaklaştık , gördük ki; ellerinin üzerinde bir sivrisinek Hz.Pir'in kanını emiyordu.Bunun için oturduklarını anladık, sineği kaçırdık.Hz.Pir bu yüzden canı sıkıldı ve öfkelendi:"Cenab-ı Hakk sizi affetsin.Cenab-ı Hakk onun rızkını bizim vücudumuzdan nasıp etmişti, siz bu rızka engel oldunuz".
Hz.Pir bir gece mutafağa girer ; orada köpeklerin ekmek sepetinden ekmek alıp yemekle meşgul olduklarını aynı zamanda birbirleriyle çekiştiklerini görür ve şöyle der:" Ey mübarekler, yiyiniz, susunuz ve hırlaşmayınız.Sizin bu gürültünüzü birisi işitirse , korkarım ki bu nimetten sizi alıkoyar"
23 Ağustos 2024 Cuma
KEMAL KILIÇDAROĞLU,
CHP 7’nci Genel Başkanı Kemal
Kılıçdaroğlu, devleti adaletle yönetmenin önemine vurgu yapıyor. Kamu Özel
Sektör İşbirliği Modeli’yle yürütülen projeleri işaret ederek “KÖİ modeli, bu
haliyle Türkiye’de kamu kaynaklarının belli kesimlere aktarılmasında bir araç
haline gelmiştir” uyarısında bulunuyor.
Sevgili dostlarım; devlet adaletle yönetilmezse, ahlaksızlık kurumsallaşır.
İnsanlık tarihi bir anlamda, toplumun oluşturduğu ahlaki temeller üzerinde adaleti arama tarihidir. Bunun içindir ki adaleti sağlamanın güvencesi olarak hukuk normları oluşturulmuştur. Bu bağlamda sürekli gelişen demokrasi anlayışı, ahlaki değerleri büyütür ve oluşan hukuk normlarıyla kökleşir.
Devleti yönetmek için iktidar olanların
ahlaktan ve adaletten sapmamaları için başta Anayasa olmak üzere –imzalanan
uluslararası sözleşmeler de dahil -oluşturulan hukuk normları hiyerarşisine
uymak zorundadırlar. Bu zorunluluk sadece yazılı bir metin olarak ifade
edilmemiştir. Ülkeyi yönetecek kişinin ayrıca Anayasaya uyacağına halkın önünde
“namusu ve şerefi üzerine” yemin etmesi de gerekmektedir. Bu yemini etmeden
kişinin göreve başlaması mümkün değildir.
DEVLETİN AMAÇ VE GÖREVİ…
İktidar sahipleri yönetecekleri devletin
temel amaç ve görevlerini bilmek ve gereğini de yapmak zorundadırlar. Bu
bağlamda isterseniz önce Anayasamıza bakalım. Anayasanın 5. maddesi devletin
temel amaç ve görevlerini tanımlar. Anayasaya göre; kişilerin ve toplumun
refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayan, siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak,
insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmak devletin temel amaç ve görevi olarak tanımlanmıştır. Demek ki neymiş?
İktidar sahipleri alacakları her kararda toplumsal çıkarı gözetecek, adalet
ilkeleriyle bağdaşmayan hiçbir kararın altına imza atmayacak ve ayrıca
kendilerinden önce adalete aykırı uygulamalar varsa, bu uygulamaları da
kaldıracaklardır.
DEVLETİ SOYULACAK ORGANA DÖNÜŞTÜRMEK…
Biliyorum, bazı okurlarımız ara başlığı
okuyup diyecekler ki, “devletin anayasal kurumları var. Yasama, yargı ve
yürütmeyi esas alan güçler ayrılığı ilkesi var. Yine Anayasada “hiçbir kişiye,
aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” hükmü var. Kamu harcamalarını
TBMM adına denetleyen Sayıştay var. Buna benzer pek çok yasal düzenlemeler var,
dolayısıyla devleti soyulacak organa hiç kimse dönüştüremez…” Üzülerek ifade edeyim
ki bugün Ak (!) Parti iktidarı, 22 yıllık yönetiminde Türkiye’yi soyulacak bir
organa dönüştürmüştür.
Bu soygunun en acımasızı “kur korumalı
mevduat” uygulamasıydı. Tam bir “ekonomik soykırım” uygulaması… Bir önceki
yazımda bu konuyu işlemeye çalışmıştım. (Ahlaksızlığın Kurumsallaştırılması –
5, Cumhuriyet - 03 Temmuz 2024) Bu yazımızın konusu ise bir başka soygun alanı…
Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) Projeleri ve bu projelere dayanılarak soyulan devlet…
KAÇ KÖİ PROJESİ VAR?
Türkiye’de Kamu Özel İşbirliği (KÖİ)
projeleri uygulaması kapsamında 2003 sonrasında toplam 198 proje hayata
geçirilmek üzere imzalanmıştır. 1986’dan 2002’ye kadar imzalanan projelerle ise
toplam sayı 270’i bulmaktadır.
Model farklılığına göre KÖİ
sözleşmelerinin dağılımı ise şöyledir:
1. Yap-İşlet-Devret (YİD; 127 adet),
2. İşletme Hakkı Devri (İHD, 120 adet),
3. Yap-Kirala-Devret (YKD, 18 adet) ve
4. Yap-İşlet (Yİ, 5 adet) adı altında
farklı modeller kullanılarak uygulamaya konmuştur.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe
Başkanlığı (CSBB) KÖİ sözleşmelerinin tutarını kullanılan modele göre farklı
şekillerde kayıt altına almaktadır. İHD modelinde “işletme hakkı devir bedeli”
dikkate alınırken; YİD, YKD, Yİ gibi modellerde ise “toplam yatırım tutarı”
dikkate alınmaktadır. Bu çerçevede İHD, YİD, YKD ve Yİ gibi farklı KÖİ
modellerinin toplam sözleşme büyüklüğü 205 milyar doları bulmuştur. Evet, 205
milyar dolarlık bir büyüklükten söz ediyoruz… Zaman içinde artan farklı KÖİ
modellerinden de anlaşılacağı üzere Saray iktidarı soygun düzeni için firmasına
göre model geliştirmeye özen göstermiştir.
NİÇİN KÖİ YATIRIMI?
Devleti soyulacak organa dönüştürmek
istiyorsanız, yapacağınız işin denetim dışında kalmasını sağlayacaksınız. Saray
iktidarı da bunu yapıyor. İşi Saray’dan alanlar kamu denetiminin dışında, hesap
vermeksizin dilediklerince devlete fatura kesebiliyorlar… Ben bunlara “5’li
çeteler” diyordum… 5’li çetelerin KÖİ yatırımlarını tercih etmelerinin temel
nedenleri şunlardır.
1. KÖİ projeleri 4734 sayılı Kamu İhale
Kanunu kapsamında yapılmamaktadır. Daha doğrusu KÖİ’de bizim anladığımız
anlamda bir ihale yoktur. Belirleyici tek organ BOP Eşbaşkanlığı yapan Saray,
yani Erdoğan’dır.
2. Şirketlerin görevlendirilmesiyle,
yetkili komisyonların seçimi, çalışma usul ve esasları ile değerlendirme kriterleri
konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Gerek de duyulmamıştır. Çünkü 5’li
çetenin talepleri ve bu taleplere dayanak gerekçeler 5’li çete tarafından
hazırlanmaktadır.
3. Bu projelerde görevlendirmelerin
neredeyse tamamı aynı şirketlere dönüşümlü olarak verilmektedir. Yani kimin,
kimden sonra hangi işi alacağı bilinmektedir. Dolayısıyla bu işin aktörleri
arasında asla bir rekabet söz konusu değildir.
4. İmzalanan sözleşmeler ise ticari sır
gerekçesiyle kamuoyu ile paylaşılmamaktadır. Çünkü devletin nasıl soyulduğunu
kimse bilmemelidir. Soyguncuların hep maskeli olduğunu hepimiz biliriz.
5. Sözleşmelerde sıklıkla ve ihaleyi
fesada uğratacak şekilde değişikliklere gidilmektedir. Bu değişiklikler de
şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmamaktadır. Doğrudur. Çünkü hiç kimse
“ben devleti şöyle soyacağım” diye açıklama yapamaz.
6. Bu projeler kapsamında kamu ve özel
sektör arasında dengeli bir risk paylaşımı yapılmamaktadır. Görevlendirmeler
“kârlar özel, zarar kamusal” mantığıyla gerçekleştirilmektedir. Bu zaten
soygunun ana mantığı… KÖİ Projesi alıp da zarar eden bir şirket var mı? Biz
boşuna mı 5’li çeteler diyoruz. Dolayısıyla kamunun üstlendiği riskler kurum ve
proje bazında önemli farklılıklar göstermektedir. Bu da soygunun doğası
gereğidir.
7. Finansman şartları, Hazine gibi bu
alanda teknik yeterliliği olan bir kurum tarafından değil, projeyi uygulayan
kurumlarca belirlenmektedir. Bu da soygun anlayışının bir gereğidir. Çünkü
Hazinedeki liyakatli bürokratlar – yurtseverler, bu soyguna asla izin
vermezler.
8. Ancak Hazine’nin görüşüne
başvurulmayan projelerin “kredi garantileri” ise yine Hazine’nin omuzuna
yüklenmektedir. Nitekim mevcut veriler çerçevesinde (2022 sonu itibariyle),
Hazine’nin bu projeler nedeniyle “borç üstlenim taahhüdü” 14 milyar dolar
civarındadır. Düşünün, yabancılar da bu soygunu biliyor, ancak kredilerin geri
ödenmesinde soygunculara güvenmiyorlar. Yabancılara güvenceyi de soyulan
devletin hazinesi veriyor.
9. Daha acı olanı ise önemli tutarlara
ulaşan bu harcama kalemleri bütçenin ve dolayısıyla TBMM denetiminin dışında
tutulmuştur. Bugünkü Parlamentonun ne denli işlevsizleştirildiğini anlatacak
bundan daha güzel bir örnek bulamazsınız. Ak(!) Parti ve MHP Milletvekilleri
gelecekte çocuklarının yüzüne nasıl bakacaklar? TBMM’ye bu yapılanları acaba
nasıl açıklayacaklar?
PEKİ, ERDOĞAN NE DİYORDU?
25 Mart 2016 - “Devletin kasasından,
kesesinden 1 kuruş çıkmadan yapılmış olan projedir. Bizim cebimizden para
çıkmıyor. Bizim cebimizden 1 kuruş çıkmıyor.”
18 Mart 2018 - “Bunu bildiğiniz gibi
yap-işlet-devret anlayışıyla yapıyoruz. Burada cebimizden para çıkmayacak.”
21 Şubat 2018 – “Çıkmış diyor ki ‘nerede
bunun kaynağı’ diyor. Ya kaynağı ne yapacaksın ya? Cebimizden bir kuruş
çıkmadan biz bu yatırımı yaptırıyoruz.” (11. Kalkınma Planı Tanıtım
Toplantısında yapılan açıklama)
5 Kasım 2021 - “Bizim cebimizden 1 kuruş
çıkmaz. Ben ekonomistim. Bay Kemal’in kafası bu işlere basmaz. Anlamaz bu
işlerden”
Kuşkusuz BOP Eşbaşkanı Erdoğan doğru bir
şey söylüyor. “Bay Kemal bu işlerden anlamaz.” Çünkü Bay Kemal ahlak sahibidir.
Devleti soyma kültürüne asla sahip değildir…
KUZU KURDA TESLİM
BOP Eşbaşkanı bir ara “devleti şirket
gibi yönetmeyi başarırsak netice alırız” demişti. Meğerse bunu derken devleti
beşli çetelerin şirketleri adına yönetmeyi kast ediyormuş. Devleti yöneten
AK(!) Parti kadrolarıyla bu şirketler arasındaki “duygusal” bağları artık
Mısır’daki sağır sultan bile duydu. İşte en son eski Ulaştırma Bakanı’nın
durumu. Bu zat Karayolları Genel Müdürlüğü ve Danıştay üyeliğinin ardından
emekli olup Kuzey Marmara Otoyolu Projesini yürüten şirkete CEO yapılıyor.
Ardından sarayın görevlendirmesiyle CEO’luktan Ulaştırma Bakanlığına atanıyor.
Bakanlığı zarfında daha önce CEO’su olduğu Otoyolu Projesini işleten şirket
lehine sözleşme tadillerine gidiyor. Yetmiyor bu şirketin milyarlarca dolar
kredi borcu için Hazine’yi kefil yapıyor. Yani önceden CEO’su olduğu şirket
lehine kamuyu milyarlarca dolar ilave yükün altına sokuyor. Bakanlıktan
alındıktan sonra ise bu şirkete milyonluk maaşla yeniden CEO olarak geri
dönüyor. Kuzunun kurda teslim edildiği böylesine yoz bir düzen dünyanın hiçbir
yerinde olamaz. Ama bu yozlaşmış saray rejiminde olabiliyor.
SONUÇ
Esasen bir yatırım tedarik yöntemi olan
KÖİ modeli, ne yazık ki bu haliyle Türkiye’de kamu kaynaklarının belli
kesimlere aktarılmasında bir araç haline gelmiştir. Nitekim bütçeye tek kuruş
yükü olmayacak denen bu projelere 2016’dan bu yana (2024 Mayıs itibariyle),
başta karayolu ve sağlık sektörlerinde verilen garantileri karşılamak üzere,
bütçeden yapılan ödemeler 15,8 milyar doları bulmuştur.
Kütahya Zafer Havalimanı gibi
kullanılmayan havalimanlarının garanti yükleri ise bu rakamlara dahil değildir.
Kullanılmayan havalimanlarında, 2016-2023 döneminde, garanti altı yolcu
gerçekleşmeleri nedeniyle DHMİ kasasından çıkan kamu kaynağı ise 1,1 milyar
doları bulmaktadır.
Mevcut KÖİ projeleri nedeniyle
önümüzdeki yıllarda da kamu mali dengelerine ciddi yükler bineceği
anlaşılmaktadır. Nitekim TEPAV tarafından yapılan gelir garantilerine ilişkin
projeksiyonlar, bu projeler nedeniyle 2024-2045 döneminde kamunun sırtına
binecek kümülatif yükün 130 milyar doları aşacağını göstermektedir.1
İşte ben tüm bu yaşananlara
“ahlaksızlığın kurumsallaşması” diyorum. Bu ahlaksızlığa sebep olanların kim
olduğu ise bellidir. Ahmet Arif’in deyişiyle:
Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar;
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır.
SELAVATI MELEVAN
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin mahtelefel melevani ve teakabel asarani ve kerraral cedidani vestekbelel ferkadani ve belliğ ruhahu ve ervaha ehl-i beytihi minnat tahiyyete vesselame verham ve barik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslimen kesiran kesira. Ve belliğ ruhahu ve ervaha ehli beytihi minnet tehıyyete ves selam. Verham ve barik ve sellim aleyhi kesiran kesiran ila yevmil haşri vel karar.
Sabah Akşam 7 kere en bereketlisi
Salavatı Melevan Duasının Manası
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve O’nun aline, gece ve gündüzün devamı, sabah ve akşamın birbirini takibi, gece ve gündüzün tekrar edip durmaları, Kutup Yıldızlarının karşılaşmaları süresince salat eyle. O’nun ve ehl-i beytinin ruhlarına bizlerden selam ve esenlikler ulaştır. O’na merhamet eyle. O’nu mübarek kıl ve O’na haşr ve karar gününe kadar bol bol selam eyle.
Salavat-ı Melevan Duasını Okumanın Fazileti Nedir?
Rivâyete göre maddi sıkıntıya düşen bir derviş rüyasında Peygamber Efendimizi görmüş, halini arz edince kendisine Gazneli Mahmud’a giderek sıkıntısını giderecek maddî yardımı istemesini tavsiye etmiştir. Derviş “Efendim padişah beni kapısından kovar, ona ne diyeyim ki benim ihtiyacımı görsün, kapısından kovmasın?” deyince Efendimiz; O’nun bana yatmadan evvel otuz bin, yataktan kalkarken de otuz bin salavât getirdiğini haber ver” demiş.
Gazneli Mahmud dervişin bu söylediklerini duyunca ihtiyacından fazlasını ona hediye etmiş. Derviş çekildikten sonra padişahın etrafında bulunan devlet erkânı hükümdara, sürekli yanında bulunduklarını, bu kadar salavâtı ne zaman ve nerede çektiğini sorarlar. O’da “ulemâ-yı ehl-i yakînden duyduğuna göre aşağıda yazılı salavâtı her kim bir defa okursa on bin defa salavât çekmiş gibi olduğunu, kendisinin de yatmadan önce üç defa, kalkarken de üç defa çektiğini böylece otuzardan altmış bin defa okumuş gibi olduğunu söylemiştir.
22 Ağustos 2024 Perşembe
FERİİDÜDDİN ATTAR HAZRETLERİ
Evliyaullah’ın sözlerini ve hallerini dergi yazılarımızda işlemekteyiz.Bu işin nedenini Feridüddin Attar hazretlerinin Evliya menkıbeleri,sözleri ve halleri üzerine olan TEZKİRETÜL EVLİYA isimli kitabında önsöz olarak belirttiği ifadeleri nakletmeyi uygun bulduk.
Şeyh
Ali Dekkak aziz hazretlerinden sordular : hiç
erenler sözünü işitmekten faide var mıdır? Sorusu üzerine Şeyh buyurdu ki: erenler
sözünü işitmekten iki faide vardır; biri
odur ki; eğer dinleyen kişi talip ise
himmeti kuvvetlenip talebi çoğalır. istediğini bulur muradına nail olur,
ikinci faide odur ki; şayet bir insan
kendisinde bir benlik görürse bu benliğini ve gururunu kırar.İşidenin gönlü ruşen olur ve şeytan vesvesesini ve
dünya hırsını, masiva sevgisini anın içinden çıkarır, sadık ve kazibi fark eder
eğer kör değilse;
Şeyh Mahfuz (k.s) buyurur : (latezenil halka bimizanike vezzin
nefseke bimizanil kavm) ““Halkı kendi terazin ile tartma , kendini yakin
sahiplerinin terazisiyle tart ki onların erdemini, kendi müflisliğini
anlayabilesin” demişti.
Evliyanın bazısı hazreti Adem
sıfatlı ve bazıları hazreti İbrahim ve hazreti Musa ve İsa aleyhisselam sıfatlı
ve bir nicesi Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhi vesellem selavatullahi ve
selamuhu aleyhim ecmain
sıfatlıdırlar. Bu meşayihi izamın birçoğu marifet ehlidir,
bazıları muhabbet ehlidir, ve bir çoğu da muamele ehlidir ve tevhid ehlileri olup
bir nicesi bisıfattır, şerh eylemeye gelmez.
Hz.Cüneyd Bağdadi’ye sordular :”Bu
hikaye ve rivayetlerde yani kıssa vemenkıbelerde mürit için ne fayda
vardır.Cevap verdi:”bunların sözleri , Aziz Ve Celil olan Allah’ın ordusundan
bir askerdir(Fetih suresi48:4,7 ; Müddessir 74:31) Şayet müridin kalbikırılır
vemorali bozulursa kuvvetlenir, o askerden medet bulur.Hak Teala’nın “Biz
Resullerin haberlerinde kalbin sebat verecek olanları sana hikaye ediyoruz (Hud
11:20)buyurmuş olması bunun delilidir.
Peygamber Efendimiz(SAV) “İyiler
anılınca gökten rahmet iner” buyurmuştu.
Bir insan üzerine rahmet yağan bir sora
kurarsa mümkündür ki ona bir fayda sağlamadan eli boş geri çevirmezler.
Kur’an ve hadisten sonra sözlerin en
iyisi olarak onlarınki ni gördüm.Evliyanın sözleri tamamıyla Kur’an ve hadis’in
şerhinden ibarettir.Her ne kadar onlardan değil isem de hiç değilse onlara
benzemiş olayım2 diye kendimi bu meşguliyetin içine attım.Çünkü Hadis-i şerifte
“Bir zümreyebenzeyen ondan sayılır” buyrulmuştur.
Cüneyd demiştir ki “Davacılara iyi
muamele ediniz kihakikat ehli olsunlar, ayaklarını öpünüz.Çünkü himmetleri yüce
olmasa idi pek ala başka şeyi dava edebilirlerdi.(Bu nedenle , hakikatın
peşinde olabilmeleri için iddiacı ve taklitçi sufilere ilgi ve yakınlık gösterin).
Kur’an ve hadisi anlıyabil.mek için ,
sözlük, sözdizimi,dilbilgisiilimlerini bilmek gerekir.Oysa halkın çoğu
bunlardan habersizdir.Oysasufilerin bunları açıklaması mahiyetindeki
sözlerinden halkda, aydınlar da nasibi almaktadır.
Zahir bakımından görüyoruz ki biri
aleyhinde aslı olmayan bir söz söylese o sözden dolayı söyleyene kinlenir,
yıllarca bu sözün tesiri devam eder.Batıl bir söz sende bu kadar çok etki
meydana getirdiğine göre açıktır ki farkına varmasan da hak söz bunun bin katı
fazla bir etki vücuda getirecektir.
Nitekim Abdurrahman Ekkaf’a
sordular:”Kur’an okuyan, ama okuduğunu anlamayan birisinin okuduğu şey onda bir
etki yaratır mı?
Şöyle dedi:” Bir insan bir ilaç içse
ancak içtiği şeyin ne olduğunu bilmesebunun üzerinde bir etkisi olur da kur’an
ın hiç etkisi olmaz mı?Kur’anın etkisi çok daha fazladır.Bir de bilerek
anlayarak okursa o zaman durum nasıl olur, varın siz kıyaslayın! Kim bilir kaç
bin çeşit faydası olur.Bir de anlamı bilir, onunla amel eder, gözünden nedamet
yaşları akıtırsa Hak teala onların hürmetine lütfuyla bir damla yaş için bir
günahkar bağışlar”.
İmam Ebu Yusuf Hemadani’ye Şu zaman
geçer ve bu taife perdenin arkasına çekilip gizlenirse selamette kalabilmek
için biz ne yapalım? Diye sorulmuş.O da “Her gün onların sözlerinden sekiz
sayfa okuyunuz.İmdi ben gaflet ehlinin böyle bir vird edinmesinin Allah’ın
doğrudan verdiği emir olarak görüyorum.” Diy cevap vermiş.
Hayrın şer sayıldığı zamanda olduğumuzu
gördüm.Bu zamanda kötü kişiler hayırlı insanları unutmuşlardır.Zamanımızda hüsranda
kalanlar , devlet ehli bahtiyar insanları unutmasın, kendi köşesine çekilip
inziva hayatı yaşayan kişileri araştırsın, rağbet göstererek onlar bakımından
esen devlet rüzgarı sayesinde ebidi saadete ersin diye tezkire hazırladım ve
“Evliya tezkireleri” adını verdim.
, dünya ehli, ahiret ehlini unutmayalar
ve rağbet edeler. Bu kitapta birkaç türlü faide vardır evvel oldur ki dünyayı
ademilerin gönlünden soğutur ikinci ahirete rağbet ettirir, üçüncü hak dostluğu adamın gönlünde belirir,
dördüncü: ahiret azığını çok ettirir bu gibi sözleri cem
eylemek cümle vacibattandır. Zira Kur'an
ve hadis şerhidir bundan yekrek kitap yoktur.Denilebilir ki ; bu kitap
iğdişleri ve eşcinselleri er yapar; erleri erkeklerin şahı yapar, erkeklerin
şahı olanları tek ve eşsiz er yapar.Tekleri derdin ta kendisi haline getirir.
Yarın kıyamet günü (hal tercümelerini
anlattığımsufiler belki bu vesileyle bu acizin haline bakıp şefeaat
ederler.Ashab-ı Kehfin köpeği gibi varlığım tamamıyla kemikten ibaret kalsa da
beni eli boş ve ümitsiz çevirmezler.
Naklederler ki Cemal Mevsili hazretleri
, Efendimiz SAV in kabrinin civarında aynı hizada olan bir yerde tek bir mezar
yeri bulmak için ömrünü harcamış.Maksadına ulaştıktan sonra mezar taşına şu
sözlerin yazılmasını vasiyet etmiş” Köpekleri ön ayaklarını toprak üzerine
yaymış bir haldedir”(Kehf suresi 18 ayet.
Rabbim!Bir köpek , dostlarının izi sıra
birkaç adım attı.Bu yüzden köpeği sahipleriyle aynı muameleye tabi tuttun.Aynı
şekilde ben de dostlarının dostu olduğumu ve onları sevdiğimi iddia
ediyorum.Kendimi onların eğerinin ipine bir torba gibi bağladım.Onların sözleri
ile meşgğul oluyor ve bundan vazgeçmiyorum.Rabbim ve benim ey ulu sultanım!
Gerçi bu sözlerimin hiçbir kıymeti yoktur.Ve bu yolun yolcularının yanında bir
hiç olduğumu da biliyorum.Ama onların sözlerini , hallerini, remizlerini ve
işaretlerini seviuyorum.Kayyumiyetinin vahdaniyyeti ve mutlak hakimiyetinin tebliği hakkı için
nebi ve resullerin tertemiz ruhları, Allah’a yakın melekler, yüce katında
değeri bulunan veli, arif ve alim kullar hakkı için bu zavallı gerip ileşu
zümre arasına perde çekme.Bu kitabı sana yakın olma derecesine ulaşmam için
vesile kıl.Senden uzak olma çukuruna düşmeme vesile kılma.Şüphesiz sen
yakarışları karşılıksız bırakmazsın “
Feridüddin
Attar hazretleri, bitkisel ilaç olabilecek malzemeleri sattığı için bu ismi
almıştır.Hz.Mevlana Efendimiz, babasıyla birlikte Belh’den Anadolu’ya doğru
yola çıktıklarında Nişabur’da Attar ile tanışmıştır.Henüz beş yahut yedi
yaşında olan Hz.Mevlana’ya “Esrarname” isimli kitabını hediye etmiştir.Attar’ın
şehadeti ile alakalı şu anlatılır.Çok ileri yaşlarda idi.Moğollar ,Anadoluya
kadar olan istila hareketinde bulunduğu şehri kuşatmışlar ve insanları esir
almışlar idi.Bir Moğol askeri, onu esir diyeköle pazarında satlığa
çıkarttı.Köle niyetine satılan Attar’a talip olanlar oldu, talip olan kişinin
verdiği fiyat için “Bu para az, benim değerim daha fazladır” diyerek satıştan
vazgeçirdi.Gün içerisinde bir çok alıcı talebi olsada hep aynı şeyi söylemekte
idi(“Benim değerim daha fazla ,bu fiyata satma” diye9.Akşam vakti yaklaşır iken
ortalık tenhalaşmış idi.Hamallık yapan bir kürt geldi satın almak için talepte
bulundu.Moğol askeri:”Karşılığında ne vereceksin? Deyince Alıcı Devesinin üzerindeki bir çuval samanı
gösterip bunu vereceğim dedi.Bu esnada Attar hazretleri söze karıştı:” Tamam
dedi.Benim değerim budur.hemen sat” deyince Moğol askeri kızdı, sabahtan beri
boşuna beklediğini anlayarak öfkelendi ve kılıcını çekip Attar hazretlerini
şehit etti.
İÇ KARGAŞA
Necib Sultanım buyurmuştu:"İnşaallah insanımız sokakta birbirine düşemez"
Bloomberg bir analizinde şu ifadeyi kulanmıştır. “Önümüzdeki bir yıllık süre zarfında iç kargaşa çıkma riski en yüksek ülke olarak Türkiye”
Ekonomik sıkıntıların zirve yapması ile ,AKP nin kalesi olan şehirlerdeki ciftçilerin traktörle eylem yapması hayra işaret değil.Mecliste alanen sille tokat sahneleri hayra alamet değil.Devlet Bahçelinin 17/25 vaktinde duran saatini sübliminal mesaj olarak vermesi hayra alamet değil.Yüzük göstermek ve dosya göstermek nin ardından yükselen bir tehdit modu..Dışgüçlerin bir ülkeyi işgal için aradığı en etkili durum iç kargaşadır.Her gün onlarca genç öldürülürken bu hali bir günde ortadan kaldıran 12 Eylül darbesinin meşru görülmesinin nedeni iç karışıklığın bitirilmesidir.
Şüphesiz birileri derin planlar içinde olsalar da Hak teala salih kullarını yeryüzüne varis kılacaktır.
18 Ağustos 2024 Pazar
17 Ağustos 2024 Cumartesi
14 Ağustos 2024 Çarşamba
KÖPEK KATLİAMI/ERTUĞRUL ÖZKÖK
Hayırsızada Sürgünü” yazın…
Karşınıza Türkiye tarihinin en acı hatıralarından birinin hikayesi çıkacak.
Bu hikâyenin adı şudur:
“Köpeklerin Laneti…”
Şimdi ben aradan çekiliyorum ve o hikâyeyi size Vikipedia’dan aktarıyorum:
80 BİN KÖPEĞİN TAMAMI O HAYIRSIZ ADADA IZDIRAPLAR İÇİNDE ÖLDÜ
“Hayırsızada Sürgünü, 1910 yılında İstanbul'da yaşayan 80.000'den fazla sokak köpeğinin toplu bir şekilde İstanbul açıklarında bulunan Sivriada'ya gönderilmesi olayıdır. Adaya bırakılan köpeklerin tamamı açlıktan veya birbirlerini yiyerek ölmüştür.
Köpeklerin adaya bırakılmasından iki yıl sonra Marmara Denizi'nde büyük bir deprem meydana gelmiş ve çıkan Balkan Savaşları neticesinde büyük bir toprak kaybı gerçekleşmiştir.
Pagan inançlarında olan doğal afetleri bir olayla ilişkilendirmeye benzer şekilde, bazı insanlar yaşanan felaketleri adada ölen "köpeklerin laneti" olarak yorumladıkları için bu olayı Hayırsızada sürgünü olarak isimlendirmiştir.”
SİVRİADA NASIL HAYIRSIZADA OLDU
Köpeklerin adaya gönderilmesinden iki yıl sonra Marmara Denizi'nde şiddetli bir deprem meydana gelmiş, İstanbul ve Tekirdağ gibi çevre illerde ciddi zarara neden olmuştur. Aynı yıl başlayan Balkan Savaşları'yla Osmanlı'nın Balkanlar'daki en büyük toprak kaybını yaşamıştır. Bazıları başlarına gelmiş olan bu iki felaketin adaya sürülen "köpeklerin laneti"ne bağlayarak adayı, Hayırsızada olarak isimlendirmeye başlamıştır.
Açlıktan ölüme mahkûm edilen köpeklerin canhıraş feryatları ta İstanbul kıyılarından duyuluyordu.
Bir Fransız gazeteci, hayvanların ızdırabını ayrıntıları ile anlatmıştı.
Ondan iki yıl sonra başlayan Balkan Savaşı, 600 yıllık Osmanlı devletinin sonunu başlatacaktı.
Hayırsızada katliamı, Türkiye’nin kollektif hafızasında derin bir utanç olarak kaldı.
İKİNCİ KÖPEK SÜRGÜNÜNDE DE HALK AYAKLANDI VE KÖPEKLER GELDİ
Halk bütün bu katliamlarda devletinin değil, o biçare hayvanların yanında durdu.
Daha önce İkinci Mahmud ve Sultan Abdülaziz döneminde de sokak köpeklerinin toplanarak Sivriada'ya nakledilmesine yönelik karar verilmiş ve köpekler toplanarak adaya gönderilmişti.
Ama her ikisinde de halkın tepkisi üzerine köpekler tekrar şehre getirilmişti.
VE 2012’DE O MEZALİM ADASINA MAZLUM MÖPEKLER ANITI DİKİLİYOR
Bu kollektif utanç, 2012 yılında Hayırsızada’ya dikilen bir “Meçhul Köpek Anıtı” ile noktalandı.
2012 yılında, ölen köpekleri anmak amacıyla Sivriada'ya bir anıt dikildi…
O anıtın dikildiği yıl iktidarda AKP Hükümeti vardı.
Başbakan Tayyip Erdoğan’dı…
O TÜRKİYE ŞİMDİ DÖRDÜNCÜ KÖPEK KATLİAMINI BAŞLATTI
Aradan 12 yıl geçti…
Şimdi Türkiye’de dördüncü köpek katliamı dönemi açıldı.
AKP’li belediyelerden her gün vicdanımızı allak bullak eden katliam manzaraları geliyor.
Tıpkı Hayırsızada köpeklerinin feryatlarını işitir gibi aynı vicdan sızısıyla yaşıyoruz artık.
Hayırsızadaya o köpek anıtını, Mustafa Sütlaş adlı bir vatandaş dikmişti.
Hatta bir de “Hayvan Partisi” kurmuştu.
Anıtın üzerinde şu yazıyordu:
“1910 yılında bu adada ölüme terk edilen on binlerce köpeğin anısına…”
Osmanlı’nın üç katliamını devlet yaptı…
Halk karşı çıkmıştı.
Dördüncü katliam şimdi başladı.
Ve iktidarda o anıtın dikildiği yıl gibi hala AKP var…
DÖRT KÖPEK KATLİAMININ HEPSİ BİZE AYNI GERÇEĞİ ANLATIYOR
Türk tarihinin 4 köpek katliamı dönemi bize hep aynı hikâyeyi anlatıyor.
Devletin başındaki iktidar zayıflamaya başladığı zaman çözümü hep iki aynı şeyde arıyor…
İnsanlar üzerinde baskı ve zulüm…
Hayvanlar üzerinde baskı ve zulüm…
İLK ÜÇÜNDE SAVAŞLAR KAYBEDİLİYORDU DÖRDÜNCÜDE SANDIKLAR KAYBEDİLİYOR
İlk üç köpek katliamında Osmanlı’nın başındakiler Avrupa’daki son savaşlarımızı ve topraklarımızı kaybediyordu.
Bugün ise iktidar sandıkta seçimleri kaybediyor.
Geçen pazar günü, İzmir’de genç bir kadın Instagram’ın kapatılmasını yeren sözler söylediği için, önce gözaltına alında, sonra tutuklanarak cezaevine kondu.
Osmanlı sultanları yüksek duvarlar arkasındaki saraylarında halkın tepkisini görmüyordu.
Ama bugün Instagram bu tepkileri 57 milyon Trük vatandaşına taşıyor.
İKİNCİ MAZLUM KÖPEKLER ANITI BAKALIM NE ZAMAN NEREYE DİKİLECEK
Birinci katliam anıtı Hayırsız bir adaya dikildi.
Bakalım ikincisi nereye dikilecek…
Yerini bilmiyoruz ama bildiğimiz bir şey var.
Bir gün o anıt mutlaka dikilecek…
Üzerine de şu yazılacak:
“2024 katliamında katledilen köpeklerin ve hapislere atılan köpek severlerin anısına…”
O anıta bakan herkes de bir fotoğrafı hatırlayacak…
Hani köpekleri öldürme kanunu için oy veren AKP’lilerin Gazi Meclis’in başkanlık divanı önünde gülerek çektirdikleri o meşum kareyi…
Odatv.com
(Yaratılmışa merhamet göstermeyene merhamet edilmez.sonucunu bekleyin)
10 Ağustos 2024 Cumartesi
7 Ağustos 2024 Çarşamba
3 Ağustos 2024 Cumartesi
31 Temmuz 2024 Çarşamba
İDARECİLERİMİZİN İDARE YÖNTEMLERİ:HAVAS İLMİ
Birisi bir söz seyledi inanmak istemedim.Güya Cumhurbaşkanlığı külliyesinin içinde havas ilmi ile ilgilenen bir birim kurulmuş.Yapılacak işlerde onların bilgilerinden faydalanmakta miş.Halk arasında "Üfürükçülük ve muskaclıık" tabir edilen, bazı insanların cinlerle alakalı hususlarda günlük hayat içinde iddialı olduklarını ifade ederler.Sihir v.s gibi havas ilimleri yasaklı olarak tabir edilir.Çünkü bu ilimler için avama müsade yoktur.Firavun ve Nemrut zamanlarında istikbale ilişkin bu ilimleri padişahlar kullanmışlardır. Kendi saltanatlarının devamı uğrunda , bu ilimle tespit edilenleri yerine getirmişlerdir. Hz.Musa'nın doğacağı ve Firavunun saltanatını yıkacağı bilgisini kahinler bildirmiş ve firavun İsrail oğullarının yeni doğan tüm çocuklarını öldürmüştür. Ancak yine de muvaffak olamamıştır. İstikbale ait bu hususlar Hak Teala'nın yasak sahasına girer." Destursuz bağa girmek yasaktır" kavli gereğince bu hususları avam hep merak etmiştir.Çalışmadan maddi birikime sahip olmak, hazine bulmak,Bir kimsenin sıhhatine ve mal varlığına karşı sihir yapmak nefsi celbeden şeylerdir. Ak Parti iktidarının, bu tür kaynaklardan yararlanmak istemesine de çok hayret etmemek gerekir.
4 Temmuz 2024 Perşembe
HACI BEKİR UZUN
Necib Sultanıma 40 sene hizmet etmiş Hatay Dörtyol'da yaşayan Hacı bekir Uzun amca anlatmıştı.Yaşadığı bazı haller ile alakalı olarak:
* Denizin ortasında ahşaptan bir evim var imiş.Cenab-ı Peygamber gelip ziyaret edecek diye bekledim.Mübarek gelmedi"
*"Sahabelerden Bilal Habeşi hazretlerini gördüm.Üzeri tamamıyla madalyalar ile dolu idi".
30 Haziran 2024 Pazar
SABIR
Sabır kelimesinin , İslam ilim ve araştırmalarında beş mana arz ettiği buyrulmuştur:
1-) Acı ve darbelere karşı dayanmak, kaderimizin bize sundukları; kaçamayacağımız darbelere karşı dayanmak, aynı zamanda Allah'a yönelerek bu acı ve darbelere karşı bize kolaylık vermesi için duada dirayetli olmak.
2) Üzerimize farz olan ibadet ve vazifelerimizin tamamlanmasında sebat göstermek: Namaz, oruç, uğraş ve helal kazanç'ta. Vücud ve ruhun eğitimiyle bağdaşarak Allah'ın (c.c) bize bahşettiği gücü ve nimeti sarfetmek.
3) Nefsimizin ihtirasları olan yasak ve haramlardan uzaklaşmak ki, biz bunlara karşı tedbirli ve ancak müsade edildiği kadar izin vermeliyiz ki burada sabrın büyük gücü elzemdir dayanıklılık ve gayret açısından.
4)Savaşta , düşmanla savaş esansında yiğit duruş sergilemek , korkuyu yenerek ileriye doğru düzgün adımlar atarak , kalbindeki iman ve kaderindeki din ile ilerlemek.Allah yolunda kendi hayatı için endişe etmemek.Çünkü ölüm yoktur.Ecel gelmeden o en son belirlenen anda , korku alanında mümin kalbinden korkuyu atmak zorundadır.Bu da düşmanın kendisi kural dışı saldırdığında kendisnin sergileyeceği vakar ile anlaşılmaktadır.
5)Huzurda, her daim ilim ve ilimde zirveyi talep etme gayretinde ve çabasında bulunmak , dolayısıyla uygun çevreyi bulup kendi yaşam varlığımızın bekasını temin etmek gerekir.Bu , özellikle gençler için önemlidir,Vaktinde gençliklerini değerlendirmeleri açısından ilim ve eğitimleri tamamlamaları açısından .Aksi halde gayretsizliklerinin bedeli olarak ileriki yaşlarda gençliklerinin değerinin özlemiyle yüz yüzekalırlar.
BİR ASALET ÖRNEĞİ
Bosnalı Mesnevihan Hacı halif Hacımuliç hiç evlenmemişti.Vefatından bir süre önce bir bayan gazeteci kendisi ile bir röportaj yapar ve "hoşgörünüze sığınarak size bir soru soracağım?" der.Hacımuliç "Sor " der.bayan gazeteci şu soruyu sorar:"Evlenmek Peygamber efendimizin süneti siz niçin evlenmediniz?" deyince der ki:"Bu güne kadar bunu hiç kimseye açıklamamıştım.Artık açıklamam farz oldu.Ben sosyalist Yugoslavya zamanında sık sık polis nezaretine atılmaktayım.İslamın gerçeğini konuştuğum için, mevcut rejimi eleştirdiğim için.Benim nezarette olduğum günler yediğim yemeklere konulan ilaçlar nedeniyle evlat sahibi olma özelliğimi yitirdiğimi farkettim.Bunu da evleneceğim bir hanımefendiye söyliyemezdim.Söylemesem, gizlesem bu banayakışmazdı.Ahlaki bulmazdım.Çünkü her hanımefendi anne olmak ister.Benimde onun anne olabilme hakkını elinden almak gibi bir hakkım olamaz.Ben bu duygularla dedim ki bu benim kaderim.Bunun için evlenmedim"
29 Haziran 2024 Cumartesi
HACIMULİÇ' DEN SÖZLER
"Büyük insanlar alçakgönüllükten kendilerini takdir ettirmezler.Değerlerini kimse bilemez.Sadece kaybolduklarında değeri anlaşılabilir.Büyük insanlar başkaları için yaşar , kendilerini düşünmezler".
"Mesnevi ,imanı zayıflayan müminlere etkisi ve Allah'ın yardımıyla imanlarını kuvvetlendirmelerine vesile olur.İhtiyarlıkta, , hastalıkta ve ölümde sabırla, teslimiyetle rıza göstermek ile geleceğe hazırlar.Öyle ki Mesnevi bizi büyük yolculuğa hazırlamaktadır.
"Mesneviyi araştırmak , manevi zevk almak demektir.mesnevi, susamış olduğumuz ve hasret duyduğumuz parlak abı hayat kaynağıdır.
Mesnevi acip ve fevkalade bir eserdir.İnsanın dirilişini sağlayan , , onu delaletten doğru yola sevk eden bir eserdir
O'nu(Mevlana'yı) keşfettiğimde , bütün diğer çalışmalarımdan vazgeçtim.Çünkü onun eserinde sonsuzluğu gördüm.Herşeyi bırakıp onunla ilgilenmeye başladım ve vaktimi bu şekilde harcadığım için pişman değilim"
"Çalışan eller, dua eden ellerden çok daha değerlidir.Çünkü çalışmak ayrıca ibadettir"
MANEVİ BÜYÜKLERİN YOLUNDAN GİTMEK
İbnülemin Mahmut Kemal Beyefendi buyurmuştur:"Bizden evvel ecdadımızın eserlerini ve hallerini inceleyenler onların hayatını manen uzatmış ve sonrakilerin fikirlerini de nurlandırmış olurlar ki bu güzel hizmet .i insanlık alemini o hizmet gören hakkında övgye yöneltir.Manevi büyüklerimiz olan geçmişlerimize karşı hürmet hissi ve sevgiyle dolu olmayan kalpler yüce duygularla dolamayan katı kalpler hükmündedir ki böyleleri vatan aşkıyla dolu olan kıymet bilir ümmetin nezdinde reddolunmuş ve eleştirilmişlerdendir.
HER DAİM GENÇ KALMAK İÇİN
Saraybosnalı Mevlevi ve Mesnevihan Hacı hafız Halid Efendi Hacımuliç anlatır "Elimde 3.000 dinar (o zaman bir muallim maaşı) vardı ve ders kitapları almak için evden ayrılmıştım.Bir yere geldim ki orada başı yemeni ile örtülü bir hatun gördüm.Hatun ağlamaklı bir halde idi.Elini bile uzatmadı, dilenmedi; sakince orada öyle duruyordu.Ona yaklaştım ve elimdeki tüm parayı verdim.Kadın o kadar sevindi ki bana şöyle dua etti:' Bu gençliğin üzerinde daim olsun' Hakikaten hayatımdan bu kadar yıl geçmesine rağmen ben halen genç görünmekteyim ve hala bir genç insanın enerjisine ve takatine sahibim.
27 Haziran 2024 Perşembe
TEFEKKÜR NEDİR?
Tefekkür, batıldan yani çokluktan, karmaşadan, kaostan,vahdede, tekliğe, uyuma yönelmektir.Şeylerin varlık sebeblerini o şeylerde aramaktan vazgeçip ona varlık verende aramaktır.Yani "Her bir parçada o mutlak 'Bir'i görmek" tir. Bu varlık alemine ait akıl ve mantıkla edinilen ilmi , kabiliyetleri ve dayandığı bütün sebebleri savurup atmak gerekir.zira Vadi-i Eymen7e Hz.musa'nın asa ile ve ayağındaki nalınlarla girmesine müsade edilmemiştir..Sebeblerin müsebbibini arayan Vadi-i
Eymende mantık ilmiyle dolaşmaya çalışırsa , orada birbirine kıyas edeceği hiçbir şey yoktur.İnsan saf bir düşünce için nefsini tezkiye ve gönlünü tecrit ederse Hak Teala kulunun bu mahviyeti ve acziyetini ikrarı karşısında şimşek ziyasına benzetilen bir ışık gönderir ki bunun adı "keşif" tir.
Bütün alem Hakk7ın nurudur.İşte O bu kadar aşikar olduğu için böyle gizli durmaktadır.Çünkü o nurun kesafetinden nurun sahibini görmek mümkün olmamaktadır
26 Haziran 2024 Çarşamba
UYUŞTURULMANIN BİR NEV'İ :DUA
Din adına ortayaçıkan ve genellikle tarikat kisvesi altında olan bazı şahsiyetler yılın 365 gününü bir dua demetiyle geçirmeyi tavsiye ederler ve her duanın dünyevi ve uhrevi karşılığını anlatırlar;dünyevi olanı rızkın ve bahtın açılması,işlerinin rast gitmesi, uuhrei olanı ise cennetteki nimetlerin çeşitliliği..Şüphesiz dua ibadetin iliğidir denir.Ancak , bugünkü şahsiyetlerin görüntüsü insanları bu dua demetleri ile uyuştuurmak ve tembelliğe çekmektir.Manevi tehlikesi ise hucurat suresinde geçen "Allah'a dinini mi öğretiyorsunuz?(Hucurat suresi) " azarına muhatap olmaktır. Kulluğu, ibadeti sevap biriktirmek şeklinde bir algı yaratılırsa, İslama girmelerinden dolayı Cenab-ı Peygamberin başına kakan bedevilerin durumuna düşülür ki İbadeti Hakk'ın başına kakmak anlamına gelir.Diğer bir anlatımla ibadet ,tesbih vedualarımıza bakıp "Ya rabbi ben senin için şunu şunu yaptım,yoruldum,maly dağıttım buna karşılık Sen de şunu şunu yap !" demek gibi bir şeydir.Muhtaç olan biziz.Allah Teala muhtaç değildir.Tüm varlık onundur.
Asıl dua, belli kelimeleri tekrarlamak değil, acziyeti, ihtiyacı hissedip O' nun takdirine razı olmaktır.
HANGİSİ KIYMETLİ?
bİR fIKRA OLARAK ANLATILIR.aNTEPLİ hASIRCI-ZADE mEHMET aĞA, BİR GÜN BİR MECLİSTE Sadrazam Keçecizade Fuat Paşanın parmağındaki yüzüğe dikkatli baktı.Paşa sordu: "-Taşıma mı bakıyorsun"?
-"Evet paşam, ne taşı diye bakıyorum". ":lmas" der.Mehmet ağa devam eder:"Affederseniz amma paşam bir şey soracağım:Bu taş size kaç lira gelir getiriyor?". Paşa:"Hiç" der.Hasırcızade hafif gülümsedi ve "Benim de dede yadigarı bir çift taşım var amma, her sene bana elli altın getirir"..Paşa hayretle sorar:"Ne taşı bunlar böyle?"..Mehmet ağa :"Değirmen taşı, paşam!"
22 Haziran 2024 Cumartesi
TARİKATLARDAKİ TIKANMALAR
Tarikat , yol demektir.Hakk Teala'ya vasıl eden yol diyebildiğmiz gibi içsel temizliği temin eden yol da diyebiliriz. Manevi bir öğretmen önünde yaşayarak yürünür.Manevi bir neşe hakimdir.Bu yolun münevi öğretmeni dünyadan çekilince mutlaka o yalda bir sarsılma olur.Aslında bu sarsılma bir imtihandır.Sağlamların ve çürüklerin imtihanıdır.Ancak son asır içinde olan bu sarsılmaların bir başka hususiyeti vardır ki tüm çeşitliliklerin ortadan kaldırılıp tek yola inmesi işidir.Necib Sultanım buyurmuştu tüm tarikatı aliyeler(12 s tarikat tabirini kullanmıştı) tek bir yolda birleşyecek ve oradan devam edecek".
Bu yol Mevlevilik yoludur.Günlük hadiselerde duyduğumuz tarikat için mücadeleler bahsedilen doğumun işaretleridir.Mevlevilik neşesi tüm toplumu kucaklıyabilen , en geniş hoşgörünün gözüktüğü bir yoldur.Bugün bel evlatları temsil makamı olarak zahirde gözükseler de manevi neşenin üretim merkezi olmak apayrı bir husus olup Hak Teala'nın lütfudur.
6 Haziran 2024 Perşembe
YAŞANAN BAZI HALLER
90 yaşına girmiş Hacı Bekir Uzun amca anlattı.Necib Efendi ile en az 25 yıl birlikteliğimiz olmuş mutlaka öğle yemeğini birlikte yemişizdir.Aramızda mürşit -mürit ilişkisi olmamışsa da kardeş gibi bir davranış sergilemiştir.Girilmesi yasak olan bir odaya rüyamda girmişim.ortada ağzına kadar mücevher ile dolu bir sandık.Odanın duvarlarında ise tüm peygamberlerin resimleri mevcut.Hz.adem'den başlayarak hepsine baktım en son olarak Resulullah efendimizin resmini gördüm.Çok çok yakışıklı idi.Resmin gözleri oynamaya başlayınca büyük bir korku ile uyandım.
2 Haziran 2024 Pazar
EVLİYA'DAKİ FARKLILIKLAR
Evliyaullah , muhataplarının kabiliyetine göre konuşur.ve bu menzillerden9 nişane verirler.bunu yaparken birbirlerinden farklı görünen kelamlar ederler.Kimi daldığı birlik denizinin dalgalarından mest olup "Enel Hakk" demiş , kimi üzerinde seyrettiği gemiye takılıp kaldığı için uzaklıktan yakınlıktan bahsetmiştir.Bazıları varlık denizine düşüp mana ehli olmayanlara küfür gibi görünen hallerde bulunmuş , kimi sadece zahirde kaldığı için deniz kenarında bile kuru sözler söyleyebilmiştir. Deryaya dalıp inciyle beraber dönenler çeşitli kınamalara uğramış , kimi de inciyi bırakıp sedeften yani her şeyin kabuğundan , dış anlamlarından bahse dalmıştır.. Artık "Şu hadistir bu kadimdir" diye tartışanlar mı istersin , o cemalin sarhoşluğundan her yerde zülüflerden , gamzelerden bahsedenler mi , yoksa şarabı mumu dilinden düşürmeyenler mi ? İşte bütün bu kelamlar mütekellimin(konuşanın) bulunduğu makama işarettir. Halbuki hakikatse tektir.
İşin aslının ne olduğunu mutlak surette ortaya koyan pek azdır.
SAHTE ŞEYHLER
Deccalden nümunedir. Cenab-ı Peygamber ahir zamanda yalancıların çoğalacağından haber vermiş ve halkı uyarmıştır.Hal ehli olmayan laf getirip laf satan şarlatanlar her devirde var olmuştur.Mesnevi-i şerifin bir çok yerinde sahte şeyhlerden bahseder.
Şeyhlik şöhrettir.uzak durmak gerekir.
ZÜNNAR
Zünnar , bilindiği üzere Hırıstiyan din görevlilerinin bellerine taktıkları özel bir kuşaktır.Belinde bu kuşağın sallandığı görülen bir kimsenin Hıristiyan bir din görevlisi olduğuna hükmedilir.Tasavvuf lisanında bu kuşağın sembolik değer vardır.Bu kuşağı saran bir kimse dünya işlerini terk ettiğini göstermektedir.
Put, insanı Hakk'dan koyan her şeydir.Müslüman, puta tapıyor diye hıristiyanı rededer.Dünya ehli Puttan ve zünnardan bahseden bir hırıstiyanı dinden çıkmakla itham eder. Varlık kaydında kalmış olan tevhid ehli esasen puta tapmaktadır farkında değil. Hıristiyanın putu aşikar iken, tevhid ehlidenilenin putu gizlidir, içindedir. Put bir surettir.dünya da içindekiler de bir surettir.Alem denen varlığı olmayan varlığa hakikat diye bağlanan ile putahakikat diye bağlanan arasında bu taifenin nazarında bir fark yoktur.
NESEP
HEM ŞU NESEP DEDİĞİN DE NE NE OLUYOR SENİN?/BIRAK BUNLARI DA HAKK'A OLSUN ÜNSİYETİN.
KİM YOKLUK DENİZİNE DALAR , BULUR TECELLİ / O "ARTIK AKRABALIK BAĞI KALMAZ" AYETİ. "Sura üfürüldüğü zaman aralarında akrabalık bağları kalmaz"(Müminun 23/101)
HANGİ NİSPET Kİ ZUHURA GELMİŞTİR ŞEHVETLE/ O KİBİRDEN VE GURURDAN BAŞKA VERMEZ MEYVE.
ZATEN O ŞEHVET DEDİĞİMİZ ŞEY OLMASAYDI / NESEB DEDİĞİMİZ O ŞEYDE ANCAK BİR MASALDI.
ESASEN ARADA İŞİ HEP ŞEHVET GÖRDÜ DE / BİRİSİ BABA OLDU, ÖBÜRÜ DE VALİDE.
ANNE BABA DEDİĞİN DE KİM OLUYOR DEMEM/ GEREKİR ONLARI SAYMAN VE İYİ GEÇİNMEN.
LAKİN BİR HASET EHLİNE BİRADER DEMİŞSİN / ANCAK BİR AKLI EKSİK, O KIZ KARDEŞ DEDİĞİN.
NE TUHAF ŞEY DÜŞMANINA OĞUL DEMEKTESİN / ADINI AKRABA KOYDUN, EL OLAN HERKESİN.
BARİ BANA DE Kİ AMCA DEDİĞİN KİMLERDİR? / SANA DERTTEN BAŞKA , KEDERDEN BAŞKA NE VERİR.
AH BİR ANLASAYDIN ŞU YOLDAŞ DEDİKLERİN KİM / SENİNLE ALAY İÇİN GELİYORLAR KARDEŞİM? .
BİR AN CİDDİ BİR MESELE KONUŞMAK İSTESEN / NASIL DA DEĞİŞİRLER , AH BOŞUNA NE DESEM ! .
YANİ Kİ SÖZLERİ HEP MASAL, EFSUN VE ZİNCİR / HÜDA İLE ARANDA BİR HİCABTIR; PERDEDİR.
ERLİK ET, KENDİNİ KURTAR, ERLİKLE HİCAPTAN / YALNIZ KİMSEYİ İNCİTMEDEN VE HİÇ KIRMADAN
BİR DAKİKACIK ŞERİATTAN GAFİL OLURSAN / VAKİ OLUR HER İKİ ALEMDE DİNSİZ KALMAN.
SAKIN TERK EYLEME HUKUKUNU ŞERİATIN / KENDİ HAKKINI DA BİLİP UNUTMAMALISIN.
ANCAK DERT VE KEDER VERİR ALTIN VE KADIN / TERK ETTİĞİ GİBİ ET, MERYEM OĞLU İSA'NIN.
HANİFLERDEN OL VE MEZHEP BAĞLARINDAN GALİP / İBADET EVİNE GİR , NASIL GİRERSE RAHİP .
ŞAYET GÖZÜNDE HAKK'DAN BAŞKALARI BELİRİR / SEN MESCİTTE BİLE KİLİSEDESİN DEMEKTİR.
LAKİN GÖZLERİNDE GAYR DEDİĞİN ŞEYLER YOKSA / SANA MESCİTTİR O YER, KİLİSE BİLE OLSA .
NEREDE OLURSAN OL, ŞUNU BİLMELİSİN / AKSİNİ YAPACAKSIN NE DİYORSA O NEFSİN .(Nefsinin söylediğinin aksini yap.Sana itibarını korumanı söyleyen de nefsin.Put, zünnar, çan adetleri terk eylemenin sembolleridir.Sen 'Şu ne der? bu ne der?' kaygılarını boş ver.İstersen sana kafir desinler önemli değil lakin içinde bir kafir varken Müslüman gibi görünmemektir asıl dikkat etmen gereken.
PUT VE ZÜNNAR, TERSALIK VE ÇAN BİRER SURETTİR / ADETLERİ TERK EYLEMEK İÇİN İŞARETTİR .
HAS KULLAR ARASINA GİRMEK DE İSTİYORSAN / SIDKA ULAŞMAK İÇİN HEP İHLASLA HAZIRLAN .
YÜRÜ DURMA Kİ KURTAR KENDİNİ SEN KENDİNDEN / HER VAKİT BAŞKA BİR İMANA BÜRÜN YENİDEN .
NEFSİN KAFİR DURURKEN , SENİN O BATININDA / SURETA İSLAM OLMAYA SAKIN RAZI OLMA.
VE İMANI TAZELE , HER AN YENİ BAŞTAN / VE MÜSLÜMAN OL SEN, MÜSLÜMAN OL SEN, MÜSLÜMAN!.
NİCE İMAN VARDIR Kİ DOĞUŞU KÜFÜRDENDİR / VE İMAN DOĞURAN KÜFÜR DE KÜFÜR DEĞİLDİR. Sahte dinden usanıp isyan etmekle İslam'a gelmiştir.Hakiki dine götüren böyle bir küfür küfür değildir.
SEN DE BIRAK RİYAYI , KİBRİ, NAMUS KAYDINI / ÇIKAR ŞU HIRKAYI , KUŞAN HİZMET ZÜNNARINI
KÜFÜRDE PİR GİBİ OL SEN, KÜFR-Ü FERDİ İLE / YİĞİTSEN VER O GÖNLÜNÜ , KAMİL BİR YİĞİDE.
İKRARI DA BIRAK, İNKARI DA SEN BU YOLDA / VER GÖNÜLÜNÜ , TESLİM OL, O TERSANIN OĞLUNA.
PUT EVVEL, TERSALIK SONRA , NURUN ZUHURUNDA / HER ZAMANIN KAMİLİ DE , ZUHUR EDER BUNDA .
... ... ... ...(Gülşen-i Raz-MAHMUT ŞEBÜSTERİ HAZRETLERİ
25 Mayıs 2024 Cumartesi
İMAN
İman üç kısımdır.Biri iman-ı taklidi, deiğeri iman-ı istidlali üçüncüsü de İman-ı tahkiki dir.İmam Gazali hazretleri ihya isimli kitabının tevhid kitabında imanın çeşitleri ile alakalı şu misali getirir.Ceviz meyvesi misalinde cevizin dışındaki yeşil kısım taklidi iman dır.ne yenir ne yakılır.çünküacıdır.hiçbir işe yaramaz.Belki zararı vardır.
İstidlali iman cevizin ikinci , yanu kuru olan kabuğu gibidir.yenmez velakin ateşe koysan yanar.Eğer şeytan bunubozmaz ise son nefeste bir işe yarar, bozarsa hiçbir işe yaramaz.
Tahkiki iman ise cevizin içi gibidir.her şeye yarar.
24 Mayıs 2024 Cuma
ABDÜLHAMİTİ TAHTDAN İNDİRENLER
Abdülhamit'in hal(tahttan indirme) karını tebliğ eden zevata baktığmızda;Arif Hikmet Paşa, Dıraç(Arnavut) mebusu Esat Paşa, Selanik mebusu Karasu(Yahudi) efendi,ve Aram(Yahudi) efendi'dir.Abdülhamit hal kararının tebliğine gelenlerin kim olduğunu öğrenince "Bir Türk padişahına, bir islam Halifesi'ne hal kararını bildirmek için bir Arnavut, bir Yahudi,bir Ermeni'den ve bir nankörden başkasını bulamamışlar mı?demiştir.
YUSUF KAMİL PAŞA
"İcra-yı hakk için geçer adem hükümete
Haktan ziyade hükmünü icrayı sa'y eder"
"İnsan, hak ve adaleti sağlamak iddiasıyla iktidara gelir.Ama hak ve adaletten ziyade kendi hükmünü icraya çalışır".Yusuf Kamil Paşa'nın bir beytidir.
Hep böyle olağelmiştir.Ancak,saltanatı kendi iradesi ile terkeden zevat pek nadirdir.İbrahim Ethem gibi..Hak, doğruyu söyliyebilmektir güçlünün yüzüne vebu hal için en büyük cihad denmiştir.
19 Mayıs 2024 Pazar
18 Mayıs 2024 Cumartesi
12 Mayıs 2024 Pazar
EVLER DERGAHTIR" HÜSEYİN FİKRİ METLİ HAZRETLERİ
Metli Dede hazretlerinden yetişmiş Hüseyin Fikri Metli hazretlerine birisi sordu:"Efendi Ben Etibank'tan emekli olacağım.Alacağım tazminatla Fikri Baba hazretlerinin dergahının bulunduğu yeri alsam,tamir ve bakım yapsam nasıl olur ?2 diye sual sorar.hazret Yanında bulunan sonrasında da İzmir'de halifesi olan Abdullah Efendi'ye dönerek " Bu efendi dergahın başına ben geçeyim, sizde ara sıra bu dergaha gelseniz " demek istiyor anlamında bir şeyler söyledi.Ve Bugün için dergah evinizdir" buyurdu. bu hadiseyi anlatan kardeşimiz yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlattı:Adıma kayıtlı bir arsam var idi.Ben bunu dergah yapmak üzere Hakk'a satmak istedim.Arsa üzerine yapılacak bina için yardım toplama gündeme gelince dervişan içinde bir soğukluk oldu: Kendisine beleş yer yaptıracak" diye.Bir soğukluk hasıl oldu.Bu soğukluk dervişan arasında bölünmeye sebeb oldu.
Kurumsallaşan dergahlar için bu sıkıntı her zaman yaşanmaktadır.
Şüphesiz insanda en son çıkacak duygu "Baş olma isteği" imiş.Maddi dünyada olduğu gibi manevi dünyada da bu duygu var imiş.bugün ülke genelinde bazı tarikatların düştüğü durumu görmekteyiz.Bölünmeler ve arkasında güç mücadelesi.Altında maddi birikimler ve imkanlar yattığından mürid olduğunu söyleyen kimselerde gıybet diz boyu.
Belki bugünkü durum Hak Teâlâ'nın yeni bir devri başlatmış olması nedeniyle eskilerin bitmesi için bir gereklilik olabilir. Manevi atmosferin içine maddi şatafat girdiğinde sonuç bölünmedir.İnsanların kalbine her şey gelir:" Bu değirmenin suyu nereden geliyor?" sorusunu nefisleri sürekli sorarlar.
Hüseyin Fikri Efendi bir tarihte Karamanda birisini ziyaret etmek ister ve müritlerine üç kişiden fazlası gelmesin der.Ancak dervişan mübareği görmek amacıyla gideceği yere biraz kalabalık gelirler.Hazret ziyaretten önce hediye olarak çay şeker ve çay bardağı satın alır.Ziyaret edilecek zat fukarayı sabirindendir.ancak üç bardağı vardır.Belki de çay ve şekeri bile kalmamıştır.Ev sahibi dışarı çıkar kalabalığı görünce içinden bu insanlara ben nasıl çay ikram edeceğim"diye endişelenir ve gözlerinden yaş akar.Hazret, ev sahibinin halini keşfettiği için çay,şeker,bardak sıkıntı olmasın hepsi var.Tüpün var mı? deyince hane sahibi var der.Fikri Efendi ayrılırken ev sahibine tüp parasını da bırakır.
27 Nisan 2024 Cumartesi
HAKK'IN İSİMLERİ
Zatın birisi kendisini rüyasında hazreti İbrahim ile Hz.Adem'in kabirleri arasında görür.Ya Adem'in yahut İbrahim'in kabrinden bir nida gelir:"Allah'ın güzel isimlerini oku". Bu zat da başlar Allah'ın bilinen doksandokuz ismini okumaya ve tamamlayınca yine aynı ses :"Allah'ın güzel isimlerini oku" .Zat düşünmeye başlar ve "İşte okudum" der.Bu defa aynı ses "Hayır tamamen okumadın, hani Hüvettaci-ü, vez-zariu, vel-haris-u(o ticaret yapıcı, çiftçilik yapıcı,sanat icra edici).Bunları duyan zat korkmaya ve vücudu titremeye başlar, derhal kalkıp camiye gelir.Mısır'da Abdülgani Nablusi hazretlerini bulur ve ona rüyasını anlatır. Rüyayı dinleyen Abdülgani hazretleri ."Senin tevhid görme zamanın gelmiş olduğu anlaşılıyor" diyerek ona tevhid telkin eder.
İşte hazreti adem, gerek "Esmai hakikiyye" olan alim, semi,basir,kadir,kayyum gibi isimler olsun, gerek "Esma-i halkiyye" yi mesela tacir( ticaret eden) , zari (ziraat ve çiftçilikle meşgul), haris (sanat işiyle meşgul ) gibi isimleri camidir.Amma Hak ticaret yaparmı ? Hak çiftçilik yapar mı? diye sorular akla gelebilir. Ya Hakk'ın kudreti olmasa bir şey olur mu, olmaz.
MEHDİNİN ZUHURUNUN ALAMETLERİ
"Nedir Kur'an'ın esrarı , nedir esrarın envarı/Nedir Mehdi'nin etvarı haber ver sırr-ı esradan" Niyazi Mısri hazretlerinin bir beytidir.Mehdi (as) kıyamete yakın Medine'den zahir olur.Zuhurunun üç alameti vardır: Birincisi Fırat nehri taşarak Basra şehrini harab eder. İkincisi tevhid ehli çoğalır ve bunlar onun zuhurunda askeri olurlar. Üçüncüsü ay, ondört ve onbeşince geceleri devamlı olarak tutulur.
Kendisinin alametleri : Orta boyludur, dişleri seyrektir sağ yanağının üst kısmında siyah bir beni vardır.
TARİKATLARDAKİ BÖLÜNMELER
Baş olma isteği insanda en son çıkacak duygu imiş.Keza, tarikatların dünyevileşmesi ve maddi imkanlar bu kurumları bitiren nedenlerin başındadır.Babadan oğula nakil ise o kurumlara zarar vermektedir.Evliyalık kesbi değil vehbidir derler.Şüphesiz hak edebilmek için çalışmak gereklidir.Ancak Hak Teala'nın takdiridir.Bazı büyükler, kalb keşfinin açılmasını tehlikeli gördükleri için müridlerini kapalı götürürler imiş."oldum" havası ve iddiası manevi terakkiye mani duygulardır.
Bölünmeyi çabuklaştıran şey gıybettir.sinsi olan bu duygu, gıybet yapana "hakikatları anlatmak(!) "şeklinde bir duygu verdiğinden , işin o boyutunu düşünemez bile.
bUGÜNKÜ TARİKAT BLÜNMELERİNİ "tARİKAT MÜESSESESİNİN " artık manen lağvedildiğini gösterir.Yeni bir dönem, yeni bir söylem vakti başlamaktadır.
23 Nisan 2024 Salı
HANGİ ADEM ?
muhyiddin İbniArabi hazretleri hac farizalarında Kabeyi tavaf esnasında bir zat ile selamlaşır.Bu zat kendisine " Bizlerde sizin gibi vaktiyle nice yıllar önce burayı tavaf ederdik" "Kaç yıllar önce" deyince "yüzyirmibin yıl önce" cevabını alınca "Fakat efendim Hz.adem'in zuhuru altı-yedi bin yıl olarak biliniyor" dedi.O zat "Sen hangi ademden bahsediyorsun, sizlere yakın olan adem'den mi, uzak olan adem'den mi? Nice Ademler yaratılmıştır, Biz senden önceki Adem'e mensubuz" demiştir."
20 Nisan 2024 Cumartesi
AŞK HALİNİ ANLAYABİLMEK
Zevk ve taatla meşgul olan kimse aşkın halini anlamaz. Yani abid ve zahid ibadet zevkini bilir, aşk zevkini duymaz, yani ibadet ve taatten zevk alamaz, o ancak tevhidden zevk alır.Abid de tevhidden zevk alamaz
ÜMMETİ MUHAMMEDDEN ÖLÜYÜ DİRİLTENLER
Bunlar üc kimsedir. Abdurrahman Molla Cami, Abdülkadir Geylani ve Beyazid-i Bestami hazretleridir.
Molla Cami Belh'de saray hocası idi.Melikin gayet güzel olan bir oğluna ders vermekte idi.Çevresindekiler Molla Cami'yi kıskandıkları için ona iftira attılar."Hoca oğlunuza aşık olmuştur, ahlakını bozacak , onu fena huylu yapacak" derler.Melik Molla Cami'yi daha önce denemesine rağmen etraftakilerin de onu tanımaları için bir yemek tertip eder ve sarayın vekil harcına Mollanın önüne daha önce ölmüş bir tavuğun kızartılarak konmasını istedi.Molla Cami sahanın kapağını dahi açmadı.Melik "Efendim neden yemiyorsunuz?" deyince Molla Cami sahanın kapağını açıp önünde ölü iken kızartılmış tavuğa "Kış" dedi.Tavuk dirilmiş ve yemek salonunda uçarak dolaşmaya başlaması üzerine iftirada bulunanlar utanç içinde kaldılar.Tevhid ehlinin önüne haram bir şey konulduğu vakit kalbinin daimi zikri durur.Molla Cami de kalbinin zikrinin durmasıyla önünekonan yemeğin , daha önce ölmüş bir tavuk olduğunu anladı.
Abdülkadir Geylani hazretleri bir kediyi diriltti .Oturduğu evin komşuları ona eziyet etmek için kediyi öldürüp geçeceği yolun üzerine koydular. Hazret öldürülmüş kediyi görünce "Ya dürre" diye seslenince kedi dirildi ve kalkıp tekrar evelce olduğu gibi ayakları arasında dolaşmaya başladı.
Beyazid-i Bestami hazretleri bir defasında Hırıstiyan papazlarla bir gemide seyahatta iken papazlara , hazret-i İsanın uluhiyetine ne sebeble inandıklarını sordu. Onlarda ölüyü dirilttiği için " diye cevap verdiler. Onlara onun yaptığı gibi ben de ölüyü diriltirsem benim de Hz.İsa olduğuma kail olmanız gelir. Papazlar "evet" dediler.Hazret orada dolaşmakta olan bir karıncanın başını kopardı ve tekrar birleştirip üfürdü.karınca dirildi ve tekrar dolaşmaya başladı.
Bu ümmetten bu üç zat ölüleri diriltti. Ancak her bir Veli ve Kamil insan diriltmeğe muktedirdir, yalnız bu husus kevni bir keramet olduğundan iltifat etmezler.
