https://www.facebook.com/nur.cihan.963
***
KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
Hatay Dörtyol'da yaşayan Hacı Bekir uzun şu vakıasını anlattı.Mana aleminde ben, Necib sultanım ve Nakşi Şeyhi Ziya efendi hazretleri,Ziraat bahçesinin kapısında ,teftiş için bahçeye gelen Ladikli Hacı Ahmet efendiyi bekliyoruz.Mübarek kapıdan dışarı çıktı bize doğru geldi ve Necib Sultanla sarılarak birbirlerini öptüler.Yürümeye devam ettiler ancak ne bana nede Ziya efendiye bakmadılar.Yürüyerek gider iken sağ tarafta bir tarlanın haymesi üstünde necib Sultan uzanmış yatmakta.Ziya efendi bana elini uzatarak elinin içini öpmesini istedi.Bende el içi öpmenin manasını bilmeyerek elini öptüm.Necib Sultanım bana kızdı niçin elinin öptüm diye.Ben binbir özür getirip ayaklarını öperek gönlünü almaya çalıştım.Sonra yolun solunda dinlenme tesisi gibi bir yerde Ladikli Ahmet efendi ve bir takım dervişler oturmaktalar.Ben yere diz çöktüm ve hale girdim.Ancak hertarafı görmekteydim.önümü arkamı sağımı solumu.Etraf çok küçük bembeyaz kumcuk şeklinde çakılla dola idi.o kadar düz idi ki ne dağ var ve ne deniz.Bir müddet sonra secdeden kalkarken "!Şebekeyi Resulullah" dedim.Ladikli Ahmet Ağa'nın yanında bir zat var idi.ben secdeden kalkerken o "Dünyaya secdeli gelmiş" dedi.Yaptığım secdeden dolayı alnım parçalanmış kan akmakta idi..Zikir bittikten sonra LadikliHacı Ahmet Efendi elini uzattı ve avucunun içini öptürdü.
ANADOLU'DA TEVHİD VE AŞK ÇIRASINI YUNUS EMRE HAZRETLERİYAKMIŞTIR. Hakk erenlerinin tamamıda çırasını ondan yakmıştır.Tanrı, nefesini ondan üflemiştir.
DİLSİZLER HABERİNİ KULAKSIZ DİNLEYESİ/DİLSİZ KULAKSIZ SÖZÜ CAN GEREK ANLAYASI ...
KO ÖLMEK ENDİŞESİN AŞIK ÖLMEZ BAKİDİR/ÖLMEK SENİN NEN OLA ÇÜN CANIN İLAHİDİR.
GAYRIDIR HER MİLLETTEN BUBİZİM MİLLETİMİZ/HİÇ DİNDE BULUNMADI DİNÜ DİYANETİMİZ
BU DİN Ü DİYANETTE YETMİŞ İKİ MİLLETTE / BU DÜNYA OL AHRETTE AYRIDIR AYATımız
Yunus Emre
Melamilik islam toplumunda hicri 100, Miladi 700 lü yıllara nispet edilir.Oysa başlangıcı yoktur.İlk temsilcileri olarak "EBU ALİ SİNDİ, BEYAZİD-İBESTAMİ, EBU HAFS HADDAD, HAMDUN KASSAR, EBU KASIM GÜRKANİ, RABİATÜL ADEVİYE, AHMET HADRAVEYH, EBU TURAB NAHŞEBİ, HALLAC-I MANSUR, EBU BEKİR ŞİBLİ, HABİB-İ ACEMİ, EBUL HASAN HARAKANİ, EBU SAİD HARRAZ, EBUL HÜSEYİN NURİ, YUSUF BİN-İ HÜSEYİN RAZİ hazeratı gösterilir.
İkinci dönem Melami Piri olarak Hacı bayram Veli vehalifesi Ömer Sıkkıni( Bıçakçı Ömer dede) hazretleri anılır.
Üçüncü dönem Melami piri olarak da Seyyid Muhammed Nurul Arabi hazretleri anılır.
Bu tür alametler hakikatın tarikata dönüşmesinin alametleridir.Zira hakikatın dönemi yoktur.
İlmi ledün olanlara Melami denilebilir.
Melami olmayan bir yol, bir kişi kuralların kuludur.Bu kurallar din ve tarikatın kurallarıdır.Özgürlük yoktur.Melami ise hür ve özgürdür.O Allah da fani olandır.Allah kendinde olunca kendi baki olur.
Hakikat , varlığın Hakk'ın varlığı olduğunu idraktir.Bu sırra erenler variyetlerinden kurtulanlardır.Melami bunu başarmış olandır.Melamilik dinler üstü hakikattır.Lüğat manası kınanmış , ayıplanmış olarak tanımlanır ki ; bu ifadeler gayriyat sahipleri tarafından onlara verilmiş vasıftır.
Hakikatta Melami Allah'ta fani (fena fillah) olan demektir.Onlar mutlakta yaşarlar . Sözleri ilahidir. O mazhardan ilahi söyler.Onlar ilahi ruh sahibidirler .İlahi ruh ise ilaha aittir.
Hakikat dava işi değildir.Bir iş değildir ki davası olsun,sen ben pazarı olsun.
Hakikatta silsile yoktur.Ehli hakikat dersi Hakk'tan alır.İnsan isme ve resme kutsal vasfı vermeye , kutsal icad etmeye müsait varlık olmakla bazı Melami adını alanlar, melamiliği tarikata dönüştürmüşlerdir.
Hakikat zahiri batından, batını zahirden ayırmaz.Mana suretlerin altında gizlidir.Bunu idrak eden surete gereken değeri verir.Suretler geçicidir amma öz (mana) ezeli ve ebedidir.
Dadarsan aşk dadından geçesin zahir dinden
Ayrılığın odundan ol vaktin kurtulasın (yUNUS eMRE)
Niyazi Mısri hazretleri Mısırda bulunduğu 30 lu yaşlarda "Miftah-ı ulumi'l gayb"(Gayb ilimleri anahtarı) ilmini tahsil etti.bu ilmidaha önceki yıllarda Şeyh Bedrettin Simavi hazretleri tahsil etmişti.Son dönemde ise bu ilmi , Mısır'da tahsil eden kişi Muhammed Nurul Arabi hazretlerini görmekteyiz
Hakikatte silsile (manevi soy-sop) yoktur.Doğmak ölmek zahire has olan tabirlerdir.Hayat sıfatı ebedidir, ezelidir.Mutlak; hakikattir ve o ne ise O'dur.Söylenen ve yazılanlar ise mutlak açısından hakikat değil hatadır.Zira mana, gönlün derinliklerindedir..Kim gönle dönerse onun derinliklerine iner.Hal kal ile anlatılmaz, anlatılamaz.Bir gülün güzelliğini, bir çınar aağacının haşmetini , semayı hangi kelimelerle anlatabilirsin.Onlar bizatihi güzeldir.Kesret aleminde bir şeyler söylemek lazımdır ama vahdetten gaflet etmeden.
Hakikat isimsizdir.Ehli hakikat kendilerini bir isimle anmazlar.Her isim bir kayıttır ve hedeftir.Esma'lar arası rekabet kaçınılmazdır amaher esmanın müsemması birdir.
İbni arabi hazretleri Fütahatı Mekkiyye isimlieserindeder."Allah'a dua ederken FRENKLER;Ey kribatur, ACEMLER ; Ey Huday , TÜRKLER ; Ey tanrı, HABEŞLER;Ey Vak, RUMLAR;Ey Siya (Theo), ERMENİLER ;Ey Asfac, ARAPLAR; Ey Allah diye seslenirler.Fakat bu değişik lafızlar aynı manaya delalet eder.
Derler ki Bütün dinler körlerin elindeki asa mesabesindedir.İnsanlar kördür.Asa kör insana yol gösterir.Gerçek gözlüler Allah ile görenlerdirki bunlara tevhid-erimuvahhidlerdir.Kim tevhide erdi , 'ere,erilen,eremk' O oldu.Var olan O' dur, varlık dahi O'dur.Varlığın özü O'dur.Varlıkların zahiri değişse de , O hiç değişmeden olduğu hal üzeredir.O her yerde ve herşeydedir.O yaşayan bir varlıktır.
Hakikatte yaşayan O' dur.Kişileşmeler mazharlardır.O kişileşmelerle beraber kişilik ötesi hayat sahibidir.Mutlaktır; mukayyet oldu 'kul' adını aldı.Mutlak da , mukayyet de O' dur."O zahirdir, O batındır"(Hadid suresi 3).Bilen,irade eden, kudret, duyan, göre ,konuşan,zuhurda(tekvin) olan O' dur."Evvel O dur, ahir O'dur".O nasılsa öyledir.İzahlar, kıyaslar kesret alemi içindedir.Kesret, vahdetin kesretidir.Tevhide erenlerdekıyas kalkar. Hakikate erende ahdet, kesret anılmaz olur.Zira kişilik yok olmuştur.
Şunu bil kisen de O' sun.O ve sen, ben bir varlıktır.Senin ne evvelin vardır ne de ahirin olacaktır.
Mutlak dinler üstü hakikattir. Tüm dinleri kapsar.Hakikate erenin meyli yoktur.Zira O'nda kıyas yapacak bir ikinci yoktur.Bununla beraber o her mertebede bulunur..Cemad olur, bebad olur, hayvan olur, insan olur.İnsandan alem-i ekber olur, evren olur.Evreni dahi aşan olur.Evren senin vücudundur ama sen vücuda sığmayan bir varlıksın.Zatını , sıfatlarını düşün.
Gönlün gözün değil vücudunu , evreni dahi aşmadadır.Onlara kayıt yoktur.Bu sırları idrak et.Sonraki idrak dahi senden yok olur.Seni kendisine bağlı kılacakhiçbir şey kalmaz.Özgürlük senin asli özündür.Özgür olansa evreni ve içindeki tüm varlıkları ( ki, aslı bir varlıktır)kendi olarak görür.Tüm mükevvenat bir "Ben" dir.Mutlak "Ben" den ayrı kendini bir ben kabul edersen , mutlak tarafından hedef olursun.Tüm varlıklar gözüne bir har(diken) olarak görünür.Öyle de olur.Varlığına bürünen ayrıştırır.
Evren bir varlıktır .O bir ise hiç bir kimse değildir.Suretlere takılma , onlar geçicidir.İnkar da etme.Herkes aynı idrake sahip değildir.
Her rahmetin bir zahmeti vardır. Dünya
hayatı zor bir sınavdır. Yalan dünya boştur. Ancak yanıltıcı görüntüsü hoştur.
Yaradan’ın da koyduğu kurallar vardır. Bu dünyadaki nimetlerin haramı vardır.
Helali vardır. Ahirette de hesabı vardır. Mehmet Zahit kotku hazretleri dilinden hiç
eksik etmezmiş. “Haramın azabı vardır. Helalin de hesabı vardır. Bana göre,
“ayaklarınızı denk alın” demek isterdi. Gerçek âlimler bir rehberdir. Allah’ın
koruyucu melekleri gibidir. Mürşitler birer paratonerdir. Bu halkaya katılan
insanları korumak onların doğal bir görevidir.
Gerçek âlimlerin zaman ve mekân tanımayan güçleri vardır. Bu Allah’ın onlara verdiği bir lütuftur.
1- Bu dünyada en büyük felaket imansız olarak yaşamaktır. En büyük bahtiyarlık da bu dünyayı kâmil bir imanla terk etmektir. İçerisinde zerre kadar imanı olan kimse cehennemde kalmayacaktır.
Ehli iman günahları nedeniyle cehenneme gitse bile, cezasını tamamladıktan sonra, kendisini cennette bulacaktır. Halbuki iman etmeyenlerin gidecekleri yer doğrudan cehennem olacaktır.
Geliniz ev ev merhamet şebekeleri kurunuz... İnsanları bu felaketten kurtarınız.
2- Bu memleketin başına gelen felaketlerin en büyük sebebi rızık korkusudur. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” veya “viran olası hanede evladüiyal (eş ve çocuklar) var” safsatasıdır.Doğrusu şudur: Rızkı veren Allah’tır. Rezzak olan Allah’tır. Rızık konusunda Allah’ın sözü vardır. Şüphesiz Allah sözünde durandır.”
3- Bütün dünya Müslümanların karşısında olsa, hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Yeter ki, Allah bizimle beraber olsun. Hz. İbrahim Aleyhisselam’ı ateşe attılar. Rabbimizin emriyle bu yakıcı ateş, gül bahçesine dönüştü. Ateş bir mahlûktur. Allah’ın yarattığı bir şeydir. Rabbimizin izni olmaksızın, hiçbir şey yapamaz.
Unutmayınız ki, kuvvet ve kudret sahibi
sadece Allah’tır.
Alimlerden biri, talebesi ile gezerken, bir tarlanın yanındaki ağaçlardan birinin altında eski bir çift ayakkabı gördüler. Belli ki civarda çalışan birisinin ayakkabısıydı.
Talebe :
"Hocam bu ayakkabıyı saklasak da, sahibi geldiğinde ayakkabısını bulamayınca, o anki halini seyretsek, ne dersin ? " dedi.
Hoca:
"Sevincimizi başkalarının üzüntüsü üzerine kurmak doğru değildir. Gel şöyle yapalım; sen zengin bir ailenin çocuğusun, bu ayakkabının içine bir miktar para bırak, sahibi gelip bunu gördüğü zamanki sevincini seyredelim" dedi.
Talebe bu teklifi daha güzel buldu ve adamın yakkabısının içine bir miktar para koydu.Hocası ile görünmeyecek şekilde bir ağacın arkasına saklandılar.
Bir müddet sonra, ayakkabının sahibi geldi. Elbiselerini değiştirdi, ayakkabısını giyerken içinde bir şey olduğunu farketti. Baktığında bunun para olduğunu gördü. Bir müddet etrafına bakındı, hic kimseyi göremeyince, dizleri üzerine oturdu ve ellerini açıp:
" Ya Rabbi, eşimin hasta, çocuklarımın aç olduğu
Sence malumdur, verdiğin bu nimet için Sana sonsuz şükürler olsun," deyip gözyaşlarına boğuldu ve uzun bir süre ağladı. Bunu gören Hoca ile talebesi de göz yaşlarını tutamadılar...
Sonra Hoca talebesine döndü :
" Bu ilk tekliften daha güzel olmadı mı , şu an daha mutlu değil misin?" dedi.
Talebesi:
" Evet Hocam, daha sevinçliyim. Şimdi, daha evvel anlamadığım şu cümlenin manasını anladım : Verdiğin zaman, aldığın zamankinden daha mutlu olursun”.
Hocası dedi ki:
"Evladım! Güçlü ve haklı olduğunda affetmek: Vermektir."
"Yokluğunda kardeşine dua etmek: Vermektir."
"Haksız iken özür dileyebilmek: Vermektir."
"Başkasının ırzına kem gözle bakmamak: Vermektir.
"İnsanların gönüllerine sevinç ekmek: Vermektir...
Sevincimizi başkalarının üzüntüsü üzerine değil sevinci üzerine kurmak dileğiyle.
Alıntı
Hacı Bekir Uzun amca yaşadığı bir hali anlatı.""Ahmet Yesevi hazretlerinin türbesini ziyarete gittim.Hazret türbesinden çıktı konuştuk.O sırada annemiz olan hanımıda ayağa kalktı.Ben ona 50 Lira para verdim.Niçin verdiğimi hatırlamıyorum.ancak Ahmet Yesevi hazretlerinin şeklini unuttum ancak hanımının şekli halen gözümün önünde".
Hacı Bekir Uzun amca anlattı.Hatay/Dörtyol özerli'de yaşamış seyyidlerden Şıh Hasan(ince) çok hastalanmıştı.Kanserin artık kemiklere sıçradığını morfinin artık ağrısını kesmediği bir devrede idi.Ölücü gözüyle bakılmakta idi.zİYARETİNE GELEN KİŞİLERE "EMEKLİYEREK TUVALETE GİTMENİN NE BÜYÜK NİMET OLDUĞUNU " SÖYLEMEKTE İDİ.İskenderun'da bir bayan doktor bir ilac yahut yöntem tavsiye etti Şıh Hasan iyileşti. Bu ara hanımı vefat etmişt.Yeniden evlendi ve 5 sene daha yaşadı.
Cenab-ı Peygamber efendimizin sünnetini öğrenip tutanlara Hak teala tarafından dört büyük mertebe verilir:
1- Kalbi temiz olan müslümanların kalbine sevgisini koyar.Müminler onu canı gibi severler
2- Fasık ve facir münafıkların kalbine de bu kimsenin heybetini düşürür.Bu kimseyi gördüklerinde korku düşer.
3- Bu kimsenin geçinmesini kolaylaştırır ve rızkına genişlik verir.
4- Din yoluda kavi, sağlam olur.Bu kimsenin dini kuvvetli olur.
Cenab-ı Resulullah'a tabi olmanın gereği olup,sünnet şunlardır:"Şeriat kavlimdir, Tarikat fiilimdir, hakikat halimdir, marifet sırrımdır, zikrullah eniimdir" hadisi şerifidir.Şeriat sünnetlerden biridirAllah'a ve Resulüne itaatın şartı tüm ayetleri kabul tüm sünnetleri kabuldür.Kur'anın içinde şeriat, tarikat,hakikat ve marifetin hepsi vardır
Efendimizden rivayed edilen bir hadis-işerifte" Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak biri hariç hepside cehenneme girecektir.Kurtulan kimlerdir? ya Resulullah diye soranlara "Ben ve benim ashabım ne itikatta ise ondan ayrılmayanlardır" buyrulmuştur.
73 fırkanın hepsi Muuhammed ümmetidir.Farklılık neden kaynaklanmıştır.Bu fırkalar içerisinde kimisi mezar telkinini, kimisi şefaati, kimisi tarikatı, kimisi ashabe buğz eder, kimi dört halifeyi ayırır üçüne buğz eder,kimisi iradeyi inkar eder, kimisi zikrullaha itiraz eder, kimisi evliyanın kerametini inkar eder.kİMİSİ VARDIR Kİ, HADİSİ ŞERİFE NE LÜZUM VAR,ZATEN MEVCUT HADİSLERE yalan karıştırılmıştır.Biz kur'ana bakalım derler.Birkısmı Sahabe arasındaki ihtilaflarda taraf olur.Kimisi Hak teala'nın hikmete mebni konularına itiraz eder.
Hz.İsa (a.s) ölüye okur, ölü drilirdi.Şakirtlerinden birisi, Ya İsa, bu duayı bana da öğret diye rica etti.Hz.İsa, o duayı ona öğretti.O şahıs o duayı bir başka ölüye okudu ancak ceset dirilmedi.Bu durumu Hz.İsa peygamber'e bildirince İsa (a.s) buyurdu ki:"Dua aynı duadır, fakat ağız İsa'nın değildir" dedi.
İtikatlı kamil bir müminin kalbi, sağlam bir silah gibidir.Münkir münafığın kalbi , ağızı, bozuk bir silah gibidir.İş görmez
Hacı Bekir Uzun amca bir şahsiyeti anlattı.Bu şahıs Hatay'da yaşamakta iken Dörtyol'a gelir ve üç çocuğu olan dul bir kadınla evlenir.Devir 1940 yılların kıtlık devridir.Adam, ağaç kökü sökerek geçimini temin eder ve ailesine bakar.Evlendiği kadından iki de çocuğu olur.Uzun yıllar yaşar ve ihtiyarlayınca köy içinde çınarların bulunduğu yerdeki bir bahçede bulunan bir oda evde tek başına yaşar.Aile kendisini reddetmiştir.Köyde bulunan bir kahveye gelir ve söverek içeriye gider.Köydeki insanlara sövmektedir.Günlerdir aç kalmıştır ve Bir somun ve helvayı canı çekmiştir.orada bulunanlardan Ziraatbahçesinden emekli olmuş birisi yanındaki mahir isimli oğluna hitaben "oğlum eve git somun ve Helva getir" der.Çocuk istenileni getirir ve bu adama verirler.Adam gelen nevaleyi yer.Ancak o gece vefat eder.Ertesi gün, Afganlı hocadenilen bir zat mezarlıkta defin sonrasında talkın vermeye hazırlanırken Özerli'de bulunan Hacı Emin Efendi gelir ve müsade istiyerek talkını verir.Sonrasında Hacı Emin Hoca şunu söyler:"Dün ,evliyalar arasında muazzam bir kalabalıkla bir toplantı yapıldı.Bu cenaze, o toplantıda su dağıtmakta idi.Acaba bu hali nasıl kazandı" der.Halbuki Hataylı Bostan namaz abdest yok.ara sıra kahvede kağıtta oynardı.Düşündüm, kıtlık devrinde üç cocuklu dul bir kadınla evlenip o çocukların maişetini temin ettiğinden dolayı Hak teala ona bu mertebeyi layık görmüş
Tevekkül şudur ki;"bir kimse, iman edip, Allah (c.C)'a ibadet etmeye ,Cenab-ı Hakk'ın rızasına ve dostluğuna kavuşmak izinde çalışırken bu yolda başına gelen her türlü sıkıntılara karşı hiç kimseye halini şikayetçi olmayıp , her halini, her işini Allah (c.c) 'a havale veher işine vekil edip , her işini O'na ısmarlayıp O' nun her işi yapacağına inanıp, sabırla beklemektir.
Amel-i Salih ; kulun yaptığı işte sadece Hakk'ın rızasına hoş gelmesini düşünüp başka gaye ve maksatlardan temize çıkarmasıdır.
HER KİM İSTER OTURA ALLAH İLE / DAİM OTURSU EHLULLAH İLE
KİM KELAM ETMEK DİLERSE HAK İLE / ÖMRÜNÜ GEÇİRSİN İLLALLAH İLE.
BULMAK İSTERSEN BEKA ENDER BEKA / AŞİNA OLVAR FENA FİLLAH İLE.
MUSTAFA'NIN ŞER'İNE KIL İNKIYAD / SOHBET İSTERSEN RESULULLAH İLE.
NEFSİN İSTERSE CEHENNEMDEN HALAS / DURMA TEVHİD EYLE SEYFULLAH İLE
HAKİKAT SIRRI ESRARIN CİHANDA EHLİ HAL ANLAR/AVAM OLAN NE BİLSİN HALET-İ AŞKI VEBAL ANLAR
GÖRÜR MÜ HER TEHARETSİZ SANIRSIN ALEMİ KALBTE/ GÖNÜL SEYRİN BEYAN ETSEN BASİRETSİZ HAYAL ANLAR.
OKURLAR LEVHİ MAHFUZUN KİTABIN EHLİ AŞK OLAN / KALAN ZAHİRDE BİLLAHİ HEMAN BİR KIYL-U KAL ANLAR
BAKA CAM-I ŞERABINDAN MÜYESSER OYLMAYAN ŞAHSA/ CİHANIN ZEHRİNİ NUŞ İDÜBEN BİÇARE BAL ANLAR
TEFEKKÜR EDER Mİ SEYFİ ,RUMUZ-I AŞKIHER ADEM / HAKİKAT SÖZLERİN HER ŞAHIS NE BİLSİN HOŞ HİSAL ANLAR
Kalp bir santral gibidir, altı yönden gelen vardır;
*Cenab-ı Hakk'dan gelen var
*Melekten gelen var
*Ruhtan gelen var
*Akıldan gelen var
*Nefisten gelen var
*Şeytan'dan gelen var
En tehlikeli olanı nefisten ve şeytandan gelenlerdir.bu gelenler kalbi ele geçirmek isterler.bu nedenle nefis ve şeytandan gelen hayal ve arzuları ve iğvaları(vesveseleri) ile yapılan bir harp vardır ki ehli yakin, ehli vera ve ehli takva olanlar , her an mücadele ve harptedirler.
Yakin üçtür, Aynel Yakin, İlmel yakin,Hakk'al Yakin..Yakin hasıl edip yakinen inanmak, ancak halis müminlere mahsusturİman edecek şeylere tamamen yakinen inanmak , ancak yakin ilmini üstazından , şeyhinden öğrenenlere yakin hasıl olur.
Hadisişerif buyurur:"İlm-i Yakin öğreniniz.Kuran-ı Kerim ilmini öğrenir gibi öğreniniz.Hatta onu iyice bilesiniz, ben de öğreniyorum"
Meşayihler dualarında ELHADÜLİLLAHİLLEZİ CEALNA MİN EHLİL YAKİN (Allah tealaya hamdolsun, bizleri ehli yakinden eyledi" derler.
Hz.Ali efendimiz buyurmuştur:"İl-i batın, Allah (c.C) sırlarından bir sırdır ve Allah(c.c) hikmetlerinden bir hikmettir.Bunu dilediği kulunun kalbine koyar
"bENİM ÜMMETİMİN ULEMASI(ALİMLERİ), bENİ iSRAİL'İN PEYGAMBERİ GİBİDİR" hadisi şerifinde belirtilen ulema (alimler) kimdir?.
Diyanet her ne kadar bunu namaz memurları olan cami hocaları olarak telakki etse de, yahut Diyanet teşkilatının üst katmanlarındaki kurulları işaret etsede o değildir.Yahut kerameti kendinden menkul, sarığı , cübbesi büyük olan , yarım noksanlar değildirEnes bin. Malikden rivayet edilir:"İlim ikidir.Biri kalpte sabit olan batın ve ledün maneviyat ilmidir.En menfeatlı ilim budur.Bir ilimde dilde, lisandaki ilimdir, kitaptır.Bu da Hak Teala'nın hüccetidir" diye buyurmuştur.Ulema-ı ümmet .bu iki ilimle çalışıp huzura erenlerdir.
Farzların edasından sonra Cenab-ı Hakk7ın ziyade sevdiği amel, Müslim bir kimsenin kalbini mesrur eylemektir.
Canana gönül vereli candan usandım
Düşeli onun derdine dermandan usandım.
Çün zamane ihvandan , bulmadım derdime bir deva,
Yüzleri kabil dost, özleri düşman olandan usandım.
VELİ OLMAZ KİŞİ TAŞLANMAYINCA,DÜNYA ENDİŞESİ KALPTEN BOŞLANMAYINCA.
İBADDET ÇOKLUĞUNA İTİBAR YOKTUR, KULUNDAN HALIK'I HOŞLANMAYINCA.
Vasıl olmaz Hakk'a kimse cümleden dur olmadan/Kenz açılmaz her gönülde ta ki pür nur olmadan
Sür çıkar ağyarı gönülden Hakk tecelli ede sana/ Padişah konmaz saraya ta ki hane mamur olmadan,
Gizli küfür ikidir.Birisi ehli zikrin aleyhine kötü konuşmaktır.İkincisi ise Allah'ın emriyle evlenen kimselerin hakkında kötü konuşmaktır.
Hatay Dörtyol'da yaşayan Necib Sultan'ın 35 yıllık hizmetkarı Hacı bekir Uzun ağabey anlattı.13 kardeşinden birisi Sultan isimli kızkardeşi.Kocası ölmüş,çocukları olmayan ve tek başına yaşayan bir bayan.Yaşı 80 'e yaklaşmış..Manevi dünyadaki yaşadıkları halleri anlattı:
"Bir kandil gecesi idi.İbadetimi yaptım. Secade üzerinde iken bir ihtiyar geldi.bana "nereyi görmek istersin?" dedi.Bende "Çanakkaleyi" dedim.İhtiyar zat beni takip et dedi.O önde ben arkada yürüyerek çanakkaleye gittik.Şehitliğe girer girmez bütün yerdeyatanlar ayağa kalktılar.Ben şaşırdım.Nedir bu? deyince bunlar senin için ayağa kalktı" dedi.ben üç gün ağladım Ben buna layık değilim diye..
*
Her cuma günü sabahları evimin önünde bulunan ve bakımını yaptığım çiçeklerle konuşurum.onlara "Bana hakkınızı helal edin .Size bakım görevini layıkıyla yerine getirmiş isem" derim onlarda başlarlar sallanmaya.Bir tanesi sallanmıyor.Baktım kökü dışarıda kalmış.Ben çiçeklerle konuşurken evde bulunan kayın validem,Kayınpedernime "Bu gelin dışarıda kiminle konuşuyor? baksana" demesi üzerine dışarıya geldi ve bana sen kimilne konuşuyorsun dedi.Bende çiçeklerle konuşuyorum deyip onların zikir çekerek sallandıklarnı söyledim.".Evimize akrabalardan birisi gelmiş bunu kayınvalidemden duyunca avluya geldi ve bana "Söyle bir daha sallansınlar" dedi.o lafını bitirince çiçekler sallanmaya başladım.kadın hayretle bana sarıldı".
*
Komşularımızdan Bostan Gözübenlinin oğlu Ahmet Gözübenli, Dörtüyol'daki Nakşi şeyhi Ziya efendiye devam ederdi.Bir Cuma günü, bana dışarıdan seslenerek " Gelin.Ben ziyaefendiye zikre gidiyorum gelince benim halimi sööyle dedi.O akşam seccade üzerinde iken o ihtiyar geldi ve bana ne istiyorsun? dedi.Bende Filanın halini görmek istiyorum.dedi.Hadi gel deyince ben arkasına düştüm.Bir camiye geldik.Birisi yüksek bir yerde vaaz ediyordu.minberin iki basamak altında iki kişi oturmuştu.Yüksek yerde vaaz eden için "Bu kim?" dedim. Bana, bu yüksek okulu bitirmiş bir öğretmen dedi.Aşağıda olan iki kişi için "Ah bunların dilleri olmasa" dedi.daha aşağıd koyun sürüsü gibir bir çok insan oturmuştu.Ertesi Gün Ahmet Gözübenli geldi:"ben nasıldım ?" diye sorunca ben cevap vermedim,söyliyemem dedim.Üç sene geçtikten sonra öğretmen olan hanımını bana gönderdi ve o vakitteki gördüklerimi sordu.Bende "Ah dilleri olamsa idi" sözünü naklettim ve bunu sebeb nedir diye o ihtiyara sormuştum.O da bana :Evladım burda hayır yapıyorlar biraz gittikten sonra o hayırlarını yere döküyorlar.Ah dilleri olmasa" dediğini anlattım.Öğretmen olan o kişi bana sarıldı dili tutulmuş gibi konuşamadı.
*
Bir ara çok darlandım.Evin üstündekikiremitler kırılmış, kiremit altındaki ağaçlar eskimişti.Ustalara konuştuğumuz parayı verecektim ancak 200 liram eksikti.Kimseden alma imkanımda yoktu.Ben namazdan sonra kendikendime "Ey Yahyanın oğlu Hacı Bekir,yetiş" dedim.biraz sonra Hacı bekir kardeşim geldi ve bana sormadan 200 TL verdi ve işim görüldü.
Ne çok şeyi yükleniyorsun farkında bile değilsin,
Oysaki arınmak, durulmak ve yüklerini bırakmakla
Hafifleyecek, gerçek huzura erececeksin.
Sıratından şimşek hızıyla geçivereceksin belki de. :)
Dedikodu kültürünle biriktirdiğin
Düşüncelerin sana yük bindiriyor,
Sana secde ile emredilen varlıkları
Şeytanlaştırıp uzaklaştırıyorsun kendinden
Düşmanlaştırıyorsun ötekileştirdiklerini
Öyleyse bir an düşünüp bakıver geçmişine
Ne çok şeyi şeytanlaştırıp uzaklaştırmışsın kendinden
Sevmeyi öğrenememiş olmanın yetersizliği ile.
Vesselam....
İmralıda tutuklu bebek katili Abdullah Özalan, delikanlılığında sıkı bir Necip Fazıl hayranı olduğu söylenir.Evlendiği Kesire Öcalan7ın ,Diyarbakır Mit başkanının kızı olduğu ifade edilir.Acaba derin mahfiller tarafından kendisine verilen misyonunun sonuna mı gelindi?. Kürt hadisesi , siyasi iktidar ve ortağı tarafından başka bir evreye mi çevriliyor.Muhtemelen..Ancak birliğimizi oluşturan harçta,milletimizi oluşturan harçta inançlı kürtlerin etkin varlığı yadsınamaz..Planlı bir şekilde kürt varlığı ayrıştırıcı sahaya çekildi.
Hacı Bekir Uzun amca anlattı. "Hayırdır inşallah rüyamda Kara, Hava, Deniz kuvvetleri hazırlanıyormuş. İnşallah ülkemiz için bir olumsuzluk olmaz" buyurdu.
Mevlânâ Celâleddîn-î Rûmî’nin yedinci kuşak torunu olan Sultan Dîvanî Afyonkarahisar’da dünyaya gelmiş, yaşamış ve hayata burada veda etmiştir. Sultan Dîvanî yaşam tarzı, yazdığı şiirler ve alçak gönüllülüğü ile Afyonkarahisar halkına kendini sevdirmiştir. Sultan Dîvanî ve yakınlarının türbesinin bulunduğu Karahisâr-ı Sâhip Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi müze haline getirilmiştir. Günümüzde Mevlânâ ve Sultan Dîvânî sevgisini taşıyan kişiler ve meraklılar tarafından ziyaret edilmektedir. Karahisâr-ı Sâhip Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi’nin cami, türbe ve müzeden oluşması ziyaretçi sayısını artırmaktadır. Müzenin düzenlemesi esnasında mevlevîhâneye ait eşyalar kullanılmıştır. Karahisâr-ı Sâhip Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi’nde ve müzede sergilenen eşyaların sadece sayıları görevliler tarafından tespit edilmiş, eserlerin ayrıntılı bilgisine kayıtlarda yer verilmemiştir. Bu eşyalar arasında dival işlemeli puşide levhaları, puşideler ve sandukaların önüne asılan bohçalar yer almaktadır
https://landprofit.best/?flow_hash=PAbdC0vx&clickid=cs6iac6n6s0s73d2iub0&data1=20957724&data2=57759032
Necib Sultanım sahibüzzamanın geliş vakti olarak 2023 yılını işaret etmişti.Ancak Sahibüzzaman'ın kim olduğunu bilmek ehline ait bir konu olup bilenlerde zaten ifşa etmezler.Kerameti kendinden menkul din adına TV lerde boy gösterenler zaten bunu kabul etmezler.Gelen amanın kodlarını bilmeyenler zaten insanları sevap,hangi saatte hangi tesbihin çekilmesinin daha dereceli olduğu hususları ile uyutacaklar.Yeni dönemin yeni kurallarına eskiler direnç gösterip reddedecekler.Asıl zorluk çıkartacak olanlar bunlar olacak.Diyanet toptan reddedecek..Arayış içinde olan ve Hak Teala'nın kalp donanımlarını kuracağı 30-35 yaşlarındaki nesil,muhtemelen 2035 yılında birlik oluşturup İslam bayrağını burçlara dikecektir.
Hacı Bekir uzun abimiz, Necib sultanımla alakalı anılarından anlatımları:Necib Sultan, ben, Dörtyol'da yaşamış Nakşi şeyhlerinden Ziya Bölükbaşı sık sık seyahatlere gider idik.Bu ziyaretler günü birlik olurdu.Bir keresinde Ökkeşiye hazretlerine gittik.Kömürlerdeki köy yolundan gitmekte idik.Bindiğimiz araba Anadol taksi idi.Traktörler toprak yolda giderken çamurda derin izler yapmışlardı.Bu durumda gitmekte zorlanıyorduk.Ziya Efendi dönelim dedi.biz arabadan indik düşe kalka Ökkeşiye hazretlerinin bulunduğu tepenin eteklerine geldik.Kar yağmıştı.arabayı oraya bırakıp yaya olarak türbenin bulunduğu yere vardık.Kubbe eski idi ve yağmurdan akıntı yapmakta idi.ince bir hasır üstünde iki rekat namaza durduk.Necib Sultan yanımda idi.Namaz esnasında vücudu titremeye başladı.O kadar şiddetli idi ki mafsallarının titremekte oluşan şakırtı sesleri duyulmakta idi.Namazı bu hal üzere tamamladı selam verdikten sonra Ziya Efendi ninde orada olduğunu anladı ki namazdaki halinden dolayı utanarak benim duyacağım bir sesle " Ayıp oldu.Ziya Efendiye" dedi.
Yine aynı şekilde Kilis te yaşayan tahrirat katipliğinden emekli Durmuş efendi'nin ziyaretine gittik.Mübarek damadına ev yaptırmakta idi.evin bulunduğu sokak başında beklemeye başladık.Ziya Efendi en önde idi.Yanında ben vardım en sonda Necib Sultan vardı.Durmuş efendi ileriden gözüktü, yürüyerek Ziyaefendi ve benim önümden selam vermeden geçti.Sanki bizi görmüyordu doğru Necib SultaNın bulunduğu yere vardı ve ona " Sultanım " diye sarıldı.ZiyaEfendi bu hale bozuldu.Necip Sultanımda utanarak Durmuş Efendi'ye " ziya efendi de burada diyerek hazreti ayıktırdı.
Durmuş efendi , Osman Seraceddin hazretlerinin haliflerinden idi.Bu ziyarette Necib Sultanım bir ara ortadan kayboldu,Manen ,Durmuş efendinin mutfağında misafire ikram edecek bir şeyin olmadığını keşfedince hemen pazardan erzak tedarik edip mutfağa bırakmıştı.Durmuş efendi bundan memnun kaldı.