KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
12 Eylül 2020 Cumartesi
HAL ÜÇ ÇEŞİTTİR
Manevi dünyaya ait zevki yaşayanlar üç çeşittir.Birinci guruptakilere bu hal, talepsiz ulaşır , yaşar,tekrar ister amma ikinci kez gelmez, yaşayamaz.İkinci guruptakiler ise terbiye edilmiş doğan kuşu gibi , çağırdığı vakit gelir, salıverdiği vakit gider.Bu makam ilkinden yüksektir,Üçüncü gurupta olanlar ise bu şahıslar hal'in kendisi olmuşlardır.Kimya yardımı ile altına dönüşmüş bakır gibidirler.Böyle kimse kamil olur ve "onlar için korku ve tehlike kalmaz" buyrulur( Bakara suresi 2/112)Bunlar pek nadir kimselerdir.İkilik kalmamıştırYeryüzünün kutbudurlar.
YUNANİSTAN İLE SAVAŞ OLUR MU?
Akdenizdeki krizden dolayı yUNANİSTAN VEYA Fransa ile türkiye savaşa girer mi?Sorunun cevabı :Girer.Yunanistanın tüm AB arkasında ve dahi Amerika'da.Erdoğan 6 ay evvel "Beka meselesi" dediği ancak muhalefete inandıramadığı şey bu olabilir.Olursa ne olur:Bahçeli ve Erdoğan iç siyasette bunu malzeme olarak kullanmak ister ama ülke bunu kaldırabilir mi? Ekonomi, işsizlik ortada.Merkez Bankası eksi de.Sıcak bir temas her şeyi bitirir ve arkasında tekalifi milliye başlar.
Demokrat partinin son dönemindeki yolsuzluklar üzerine Osman Bölükbaşı'nın şöyle dediğini Necib Sultanım ifade etmişti:Menderes! sen ipe gidersin gitmeye amma olan bu millete olur !
Üç dönem sonunda Menderes'in geldiği nokta:Kendisi yememiş olsa bile etrafı Devlet malına aç kurt gibi saldırmışlardı.
EVLİYANIN SOHBETİ-EŞKİYANIN SOHBETİ
Evliyanın sohbeti insanı veli ettiği gibi, eşkiyanın sohbeti de eşkıya eder. Çünkü ruhlar birbirlerinden hırsızlık ederler, renk alırlar, nasıl ki demişlerdir ki:"Enkür ze enkür hemmi gird renk" Meali:"Üzüm üzüme bakarak kararır." Üzümler cansız oldukları halde birbirlerinden renk kaparlarsa canlı olan ruhların birbirlerinden huy kapması kaçınılmaz olur.İnsanlar alaca ve uyuz hastalığına tutulanlardan , hastalıkları bize geçmesin diye ürkerler ve kaçarlar. Fani cisimlere perhiz ne kadar lazımsa baki olan ruhlara yüz kat daha fazla lazımdır.Bundan dolayı demişlerdir ki:
"Kötülerle az konuş(hiç konuşma) ki, sen ne kadar temiz olursan ol,onların sohbeti seni pis eder
Evliyanın sohbeti, itaatlerin en büyüğü, ibadetlerin en faydalısıdır. İtaatin yokken bile onların makbulu olsan makbulsun. Dünyanın taati sende olsa onlar tarafından reddedilmiş olsan, reddedilmişsin! İblisin haminden örnek almak gerek. Hz.Adem'e baş eğmediği için ebedi lanetlik oldu.
Salihin sohbeti seni salih, fasığın sohbeti seni fasık eder
11 Eylül 2020 Cuma
ŞARABI TANIYANLAR
Veliler, şarabın konulduğu kaplar gibidir.cam,şişe bardak gibi çeşitli kalıplarda bulunan aşk,marifet ve Hakk'ın yüzünü tanıyanlar yanılmazlar ve kalıplar farklı da olsa görünce tanır ve onu şarap olarak kabul eder. Ancak şarabı bilmeyen,tiryaki olmayan kimse onu ancak belli kalıplar içinde olursa kabul eder. Şarabı tanımayan der ki"Allah adamı uzun sakallı,sarıklı, cübbeli olmalıdır. Bu şekilde olmayanları temkinli yaklaşır ve kabul etmez.
AKIL'A SURET VERİLSE İDİ
Bir hadis-i şerif vardır:Eğer akla suret verilse idi nurunun ışığı yanında güneşin nuru karanlık denecek kadar sönük kalırdı."
Eğer Ahmaklık da tasvir edilse idi , alacağı şekil şu olurdu:"Karanlık gece onun zulmeti karşısında güneş kadar parlak görünürdü"
ÖLÜNCEYE KADAR BAŞKANLIK
CUMHURİYET HALK FIRKASI İSİMLİ PARTİ KURULDUĞUNDA Genel başkanı Mustafa Kemal idi ve kaydı hayat şartıyla bu başkanlığı devam edecekti. Vefatından sonra parti kurucuları yeni başkanın kim olacağı hususunda tüzüğe hüküm koymayı unutmuşlardı. Mustafa Kemal'in vefatı sonrasında önce tüzük değişikliği yaptılar ve bu kez İsmet İnönü'yü kaydı hayat şartı ile genel başkan yaptılar.
TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI
Kurtuluş savaşını veren askeri paşaların kurduğu bir parti idi. Halk fırkasından(Sonraki CHP) istifa ettikten sonra kurulan bu parti halk nezdinde itibar görmesi M.Kemal'in canını sıktı. Bir yıl sonra bu partinin merkezlerinde arama yapılıp parti kapatıldı, aleyhe yayın yapan gazeteler kapatılıp yazarları tutuklandı. İzmir Suikastı neden gösterilerek bu vesileyle tüm muhaliflerin üzerine gidildi. Kazım Karabekir tutuklanıp İzmir'e sevk edildi ve Nihayetinde İstiklal mahkemelerince verilen kararlar sonucunda Mustafa Kemal gücünü zirveleştirdi. Muhalefet kalmamıştı. Devrimlere geçebilirdi. Birlikte yol aldığı cephe arkadaşlarından çoğunluğu tasfiye edilmişti. Güç muhalefet istemiyordu. Silah arkadaşlığı da önemsizdi. Çünkü Terakkiperver partisini oluşturan kesim münevver ve elit kesimdi.
KUZEY IRAK-BARZANİ
1926 ANKARA ANLAŞMASI İLE GELECEĞİ ASKIDA BIRAKILAN MUSUL meselesinde Ankara hükümeti, Musul'u Fransız mandası olan Irak'a terketti. Bu bir anlamda Fransa'ya terk idi. Bugün aynı topraklarda büyük Barzanistan emeliyle yanan Rus ordusunda Albay rütbesine kadar yükseltilen Molla Mustafa Barzani'nin oğlu ve torunu bulunmakta. Kesinlikle Fransızlarla işbirliği içindeler. 12 Milyar Dolarlık ticaret nedeniyle Barzaniye dokunamayız. Habur'u kapattık. Irak merkezi hükumeti ile muhatap olduk. Kaç gün sürdü? Molla Mustafa Barzani, Kurtuluş savaşında doğu cephesinde bu ülkeye ihanet etmişti. Torunlarına ve oğullarına asla güvenilemez.
HAKEM OLARAK EFENDİMİZİ TERCİH ETSELERDİ KURTULACAKLARDI
Hendek savaşından sonra Efendimiz (sav) zırhını çıkartmadan Medineye 12 km mesafede Kurayza yahudilerinin üzerine yürümesini Hak teala vahyetti. Çünkü, buradaki yahudiler anlaşmaya ihanet etmişler, Medine'nin savunmasına katılmamışlar, civardaki yahudilerin de Mekke'lilere yardım etmesini istemişlerdi.bu ihanet üzerine onların üzerine yüründü ve 20 günlük bir kuşatma ile teslim oldular. Teslim olduktan sonra Resulullah, kendileri hakkında kimin hüküm vermesini istediklerini sordular. Kureyza yahudileri Saad b.Muaz hazretlerinin kendileri hakkında hüküm vermesini istediler. Bu tercih üzerine Saad b. Muaz, Tevrattaki kuralı uyguladı ve ihanetlerinden dolayı malları,kadınları ve çocukları esir, erkekleri kılıçtan geçirilecekti. Bu hüküm uygulandı. Eğer Resulullah efendimizin hakemliğini kabul etselerdi Alemlerin Efendisi merhametinin ziyadeliğinden dolayı belki onların canlarını bağışlayacak sadece sürgün cezası verecekti.
HİLAFETİN KALDIRILMASINA BİR BAŞKA AÇIDAN BAKIŞ
Kurtuluş savaşından sonra Mustafa Kemal'in uygulamaları, devrimleri,görüşleri bir şekilde eleştirildi.Ancak geniş açıdan bakılırsa nasıl değerlendirmek gerek: Bloğun önceki yazılarında kısmen bahsedilmişti Hak Teala'nın muradı ne idi. Allah adamları zahirde zuhura gelene itiraz etmezler. Çünkü her şeyi halk edenin "O" olması nedeniyle vukubulan hiçbirşeye itiraz etmezler. Zira o an için bu zulüm gözükebilir. Sabırla sonuç beklemek gerek.Bu sonuç hemen tahakkuk etmeyip uzun bir zamanı gerektirebilir. Nasıl ki şeriatı yaşamak bugün toplum hayatımızda bitmişse (ki gerçeğini yaşayan pek az), Tarikat hadisesi 'de bitme aşamasında son günlerini yaşıyorsa, Halifeliğin de kalkması gerekmekte idi. Yani Vakti sahibi olan zat geldiğinde ortada ne halife olmalı, ne hoca olmalı ne de şeyh olmalıydı. Zira bunlar, sahibüzzamana ayak bağı olacak kimselerdi.
Mustafa Kemal'i bu noktada değerlendirirsek aleyhine bir şey konuşmamamız gerekir. Hakkı'ın emri ile küçük çocuğu öldüren Hz.Hızır gibi, Hakk'ın muradına aracı olmuştur. Hadiseye bu noktadan bakan bin de bir kişi bulunur.Yüz yıl önce mağdur edilenlere gelince Hak Teala adalet sahibidir. Bu dünyadaki çekilen eziyete karşılık ahirette mükafat vereceğini haber vermektedir. Ahirette mutlaka bir "ödeşme" yapılacağı fikrinde olanlardanım.
YASTIK ALTI ALTINLARLA ALAKALI PLAN
Hükümet, vatandaşın yastık altı altınlarını kamu bankalarında toplamak amacıyla yetkili kuyumcuları aracı kılarak bu 5.000 ton miktarındaki bu altınların peşinde. Fiziksel kısmını kuyumcularla halledilecek bankaya hesap açılacak. Güven ilişkisi olan bu hadise gerçekleştirilemez.Zira vatandaşın Banka'ya olan güveni, hükumet uygulamaları nedeniyle yok. Yastık altı tasarrufunu ekonomiye kazandırmak için şimdiye kadar ancak 100 ton altın toplanabilmiş.Vatandaş hissetmekte ki hükumet bir düzenleme yaparak bu mevduata kısıtlama getirebilir. Geçmişteki tekalifi milliye unutulmadı. Ekside seyreden Merkez Bankası rezevrleri ortada. Bu nedenle fikir parlak uygulama sıfır. Çare; altın alım satımını yasaklamak(!). 80 öncesi dövizin bulundurulmasının yasak olduğu gibi.
9 Eylül 2020 Çarşamba
TARİKATLAR ÜZERİNDEKİ
Uluslararası ve ulusal güçlerin tarikatlar aleyhindeki sürekli desiseleri piyasada çok sayıda “mürşidsiz şeyh”in türemesine sebep oluyor. Uyduruk icazetlerle nice kişi, özellikle maneviyata susamış yerlerde, cahiliyenin eşiğinde bir yapı içinde şeyhlik yapmaya kalkışıyor. Bunların bir bölümü ise kesinlikle “şeyh” olmaktan öte, İslamî kesimler aleyhine çalışan derin yapıların öne sürdüğü tiplerdir. 1990’lı yılların başında İslamî hareketlerin atağa geçtikleri bir dönemde pek çok şehirde bu tür “mürşidsiz şeyh” enflasyonunun yaşandığı malumdur. Devlet otoritesinin sivil yapılarını anlamsızlaştıracak şekilde tarikatlar aleyhinde harekete geçirilmek istendiği son dönemde hâlâ o günlerin bakiyelerini bugünkü amaçlar için kullanmak isteyen yapıların var olduğu da muhakkaktır. Bu tür tipler, gereksinim duyuldukça sosyal medyanın ağzına atılarak onlar üzerinden bütün tasavvuf ehli aleyhine algı oluşturuluyor.
SOSYAL MEDYADAKİ PROPAGANDAYI KİM ÖRGÜTLÜYOR?
Sosyal medyada İslam aleyhindeki propagandayı yöneten güçlerle tarikatlar aleyhindeki propagandayı yöneten güçler aynı kişilerdir. Bu propagandanın arka cephesi yukarıda anlatılanlardan bağımsız değildir. Ön cephesinde ise çoğu ne yazık ki belli bir kesime mensup Marksistler vardır. Bunlar, İslam’a ve geleneksel toplumsal yaşama yönelik bütün kinlerini bu tür propagandalara alet olarak döküyorlar.
Burada abes olan ise kimi dindar insanların da piyasaya sürülen kirli tiplerden beri olduklarını ispatlama kaygısıyla bu propagandaya katılmalarıdır. Halbuki her propaganda, nihayetinde stratejisine hizmet eder.
SOSYAL MEDYADAKİ PROPAGANDAYI KİM ÖRGÜTLÜYOR?
Sosyal medyada İslam aleyhindeki propagandayı yöneten güçlerle tarikatlar aleyhindeki propagandayı yöneten güçler aynı kişilerdir. Bu propagandanın arka cephesi yukarıda anlatılanlardan bağımsız değildir. Ön cephesinde ise çoğu ne yazık ki belli bir kesime mensup Marksistler vardır. Bunlar, İslam’a ve geleneksel toplumsal yaşama yönelik bütün kinlerini bu tür propagandalara alet olarak döküyorlar.
Burada abes olan ise kimi dindar insanların da piyasaya sürülen kirli tiplerden beri olduklarını ispatlama kaygısıyla bu propagandaya katılmalarıdır. Halbuki her propaganda, nihayetinde stratejisine hizmet eder.
İZMİR'İN KURTULUŞU
9 Eylül 1922 İzmir'in kurtuluş zaferi tüm dünyadaki Müslümanlarda coşku uyandırmıştı. Filistin'de, Şam da, Tunus'da, Hindistan Müslümanları arasında, Yemen'de, ve hatta Etiyopya'da Adis Ababa'daki Müslüman halk arasında düzenlenen gösteriler bir umuttu. İşgal altındaki Halife ve Payitaht kurtarılacaktı.
ASIL TAKİYYECİ KİMDİR?
Kurtuluş savaşına kalkılırken vatanı kurtarmak , hilafeti yüceltmek hedef gözetilip Anadolu halkı bu yönde motive edildi. Şayet dense idi ki bizim fikrimizde Hilafeti kaldırıp yerine Cumhuriyet idaresini tesis edeceğiz, saltanatı lağvedip Osmanlı hanedanını yurt dışı yapacağız. Bu söylense, M.K.Paşanın arkasına kimse takılmazdı. Dini değerler günlük konuşmalarda hep ön plana çıkartılarak kurtuluş savaşı verilmiş,ancak zafer kazanılıp meclis oluşturulup ayaklar yere bastıktan sonra içteki asıl niyetler ortaya konulmuştur. Bugün ortada sandık mevcut olup seçim demokratik usulle icra olunurken 100 yıl öncesinde seçimler daima şaibeli olmuştur. Tek adamın belirlediği insanların aday olması, açık oy gizli tasnif. Denilebilirki Kurtuluş savaşı verenler din hususunda takiyye yapmışlardır.
İSTANBUL DEĞİL DE NİÇİN ANKARA?
İstanbul niçin Başkent yapılmadı? İngilizler ve galip devletler Osmanlı'nın başkenti olması nedeniyle İstanbul'un başkent olmasını asla istemediler. Zira, İstanbul başkent olsa idi Osmanlının devamı olabilecekti. Anadolu'da müstakil bir Türkiye'nin varlığını kabul yeni devleti kuranları eskiden uzaklaştıracaktı. Anayasa'ya Başkentin değiştirilmemesi yönünde hüküm koymanın gerekçesi başka şekilde izah olunamaz. Çünkü İstanbul'un başkent yapılması arkasından bir çok eski müessesenin canlanması anlamına gelecekti ki bu İngilizin işine gelmiyecekti. En fazla korkulan husus Hilafetin tekrar canlandırılmasıdır. Hilafet kilit konumundadır.
150 LİKLER
Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkartıldıktan sonra Padişahın yakınları, Kuvveti inzibatiyyeye dahil olanlar, Sevr anlaşmasını imzalayanlar,Çerkez Ethemin avanesi, Kurtuluş savaşı aleyhine yazı yazanlar, polisler, mülki ve askeri amirler ve çeşitli meslek guruplarından oluşan 150 kişilik bir liste mensupları sınır dışı edilip vatandaşlıktan çıkartıldı. 1.6.1924 tarihinde alınan bu kararla sürgüne giden bu şahısların affedilip Türkiye'ye dönmeleri 1938 yılıdır.
KEFEN PARASINDAN SONRASILAR
Varlık fonuna kamu sigorta şirketleri devredildi. Çünkü, cash paranın daima mevcut olduğu yerler. Bireysel emeklilik sisteminin paraları. Her ne kadar BES paraları Ülkenin finans sistemi içinde olsa da(Hazine bonosu,tahvil v.s) Hükümet sahipleri olan kişilere bakmaksızın bunu varlık fonu içine aldı.İşsizlik fonunda biriken paraların kullanımı gibi,sigorta şirketinde biriken paraların da kullanımında yetki sahibi oldu ki hesap vermemezlik ve denetimsizlik devletin mali çöküşünü hazırlamaktadır.İnşaat şirketlerinin ayakta tutulması gayreti gün gelecek ki belki vatana ihanetle denk olacak. Tıpkı Amerika'da yaşanan mafya babasının işlediği suçlar içinde bulunan değersiz bir vergi borcundan dolayı tutuklanıp ömrünü hapiste tüketmesi gibi bir şey.
7 Eylül 2020 Pazartesi
REÇETE SUNAMAMAK
Problemleri herkes dile getirebilir. Mağdur olanlar şikayetlerini söyler. Beğenmeyenler eleştirir. Ancak reçete sunan az olur. Bir de sunulan, tavsiye edilen reçetenin isabetliliği de önemlidir. En doğru, en isabetli reçete Allah Dostlarının reçetesidir. Nefsani olan insanlara bu reçete ağır gelir. Allah dostlarının reçetesinin kaynağı Kur'an, Sünnet ve ilmi ledündür. Geçmiş tarihlerden verilen örnekler ise bu zamane uygun olmayabilir. Eleştiri yapıp reçete sunmayanlara, sunduğu reçeteyi yaşamayanlara itibar edilmez.
6 Eylül 2020 Pazar
SON PADİŞAH ABDÜLMECİD'İN MEZARI
3 Mart 1924 de hilafetin kaldırılması ve Osmanlı hanedanının Türk vatandaşlığından ebediyyen çıkartılması ve hanedanın yurt dışına sürülmesi kanunu üzerine hemen ertesi gün Sultan Abdülmecid trenle yurt dışı yapılmıştır. Abdülmecid'le birlikte yurt dışı yapılan hanedan üyesi ve hizmetlilerin sayısı 234 dür. İsviçrede fazla kalamayan Abdülmecid 1944 yılında Paris de vefat etti. Türkiye'ye gömülmesini vasiyet etmişti. Bu maksatla cenazesi Paris camiinde 10 yıl bekletildi. Sonuç alınamayınca naaş Medine'ye gönderildi ve Cennetülbaki kabristanına defnedildi.
MİLLETVEKİLİ MAAŞININ İLK ARTIRIMI
Mecliste Cumhuriyet'in ilanını Mustafa Kemal birlikte mücadele ettiği silah arkadaşlarından habersiz yapar. 291 azası olan mecliste oylama esnasında 158 kişi mevcut olup 133 kişi yoktur. Geceleyin durum 101 pare top atışıyla kutlanır. Gazi Paşa ödül olarak milletvekillerinin maaşını 350 TL na çıkartarak ödüllendirir. Maaş ve erken emeklilik daima milletvekillerini ödüllendirme unsuru olarak kullanılmıştır. Nasılsa ödeyen millettir.
TÜRKLERE NİÇİN İSTİKLALİYET TANIDINIZ?
Lozan anlaşmasından sonra İngiltere avam kamarasında Türklerin istiklalini ne için tanıdınız? diye yükselen itirazlara Lord Gürzon'un verdiği cevap: İşte asıl bundan sonra ki Türkler bir daha satvet ve şevklerine kavuşamayacaklardır Zira biz onları maneviyat ve ruh cephesinden öldürmüş bulunuyoruz"cevabını veriyor.
Lozan görüşmelerine Mısır hahambaşısı olan Yahudi Hayim Naum'un heyete dahil edilmesi enteresandır. Kendisi "müşavir" sıfatıyla bu heyete dahil edilmiştir.Hayim Naum evvela Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türk'ün maddesini serbest bırakmalarını, buna mukabil ruhunu, ta içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Lord Gürzon'da bir Yahudi idi.
İngiltere'nin Hilafetin kaldırılmasındaki ısrarı şu idi: Britanya imparatorluğunu teşkil eden nüfusun dörtte birinin Müslümanlardan teşekkül etmesiydi. Müstemlekelerindeki Müslüman nüfusu hilafetten yoksun bırakmaktı. Bu nedenle Mustafa Kemal'in yaptığı iş İngiliz politikasına uyumlu idi.
Lozan görüşmelerine Mısır hahambaşısı olan Yahudi Hayim Naum'un heyete dahil edilmesi enteresandır. Kendisi "müşavir" sıfatıyla bu heyete dahil edilmiştir.Hayim Naum evvela Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türk'ün maddesini serbest bırakmalarını, buna mukabil ruhunu, ta içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Lord Gürzon'da bir Yahudi idi.
İngiltere'nin Hilafetin kaldırılmasındaki ısrarı şu idi: Britanya imparatorluğunu teşkil eden nüfusun dörtte birinin Müslümanlardan teşekkül etmesiydi. Müstemlekelerindeki Müslüman nüfusu hilafetten yoksun bırakmaktı. Bu nedenle Mustafa Kemal'in yaptığı iş İngiliz politikasına uyumlu idi.
MUHAFAZAKAR ORTA SINIF NASIL DELİR Dİ?
İsmail Kılıçarslan ne güzel anlatmış!
Muhafazakâr orta sınıf nasıl delirdi?
Kolay olmadı. Seküler orta sınıfın delirmesinden daha acıklı da olmadı aslında.
Öncelikle bir adet muhafazakâr iktidar gerekti. O iktidarın açtığı alanda “yeni bir yaşam kültürü inşa etmek mümkün” cümlesinin dolaşıma girmesi gerekti. Bu cümlenin çeşitli görünür görünmez etkileri oldu. Bu etkiler zamanla büyük bir toplumsallık üretti ve muhafazakâr orta sınıfla seküler orta sınıf el ele vererek tertemiz delirdiler.
Birinciliği tüketim kültürüne verelim tabii ki. Parası çoğalan muhafazakar orta sınıfın “eee, şimdi ne yapıyoruz?” sorusuna şahane cevap verdi tüketim kültürü: “Beni takip et, ben yolu biliyorum.”
Nargile kafelerden babyshower partilerine, instagram tesettürcülerinden çay romantizmine kadar bir dünya “garabet” tam bu boşluktan sızdı hayatımıza. Tıpkıbasım hatlarla, ederinden fazla ödenen tespihlerle, değersiz ebrularla devam etti yoluna.
“Dolandı, kıvrıldı” falan derken Kâbe’nin önünde evlilik teklifleriyle, hayatı “romantik ve dini” bir şeymiş gibi kurgulayan “pempe dindarlar”la, “abdest suyunu şalımla kurulamak istiyorum” cümleleriyle, duvarlarında hat levhaları asılı çikolata kafelerle, moda haftalarıyla, romantik Bosna turlarıyla, ultra romantik Kudüs gezileriyle devam etti o yol.
Çukurambar’da, Başakşehir’de falan başlayan o yaşam kültürü bugün Fatih’inden Üsküdar’ına, Çankırı’sından Samsun’una her yere sirayet etmiş; kendi tüketim kültürünü de, kendi yaşam formasyonunu da üretmiş bir “sosyal gerçeklik” olarak yoluna devam ediyor.
Delirmenin aslan payı burasıdır.
İkincilik şüphe yok ki kendi iktidar alanlarını canlarından çok seven popüler vaizlerin geliştirdiği din diline gider. Ne anlattıklarını bilemediğimiz, sistematik olmaya inanmak yerine “tık almaya” inanan -dahası buna hiç inanmıyormuş gibi yapan- popüler vaizlerin din anlatımları “sağlıklı olanı” yavaş yavaş şehirden kovdu. En dipteki hadis ve fıkıh meselelerini bilen ama “her gün yaşadığı hayatı” nasıl yöneteceğine dair tek bir oryantasyon parçasına sahip olmayan mat bir zihinsel dünya üretti bu vaizler. Günün sonunda geldiğimiz yer felsefenin şirk kabul edildiği, tekfir edilmek için neredeyse hiçbir şey yapmanız gerekmeyen, Ehli Sünneti yahut Kur’an’ı savunuyorum ayağıyla kendi “matlaştırıcı iktidar alanı”nı savunan adamlarla dolu bir vasat oldu. Acıklı bir vasat…
Hiç de azımsanmayacak bir katkıları vardır bu delirmede.
Bir pay da medyaya elbet… “Burası cephe, mevzi, kavga yeri” diyerek başlayan cümleler giderek “böyle inceliklere burada yer yok” durağına uğrayıp şöyle finalledi kendini: “Sen şimdi eleştiriyorsun ama bu eleştirin kime yarıyor bir düşün?”
Daraldı, daraldıkça salt gündelik politika dilinin içine hapsoldu, hapsolma durumu sürdükçe çölleşmeye benzer bir durumun ortaya çıkmasını sağladı medya. Bugün, gündelik politika konuşmak dışında hiçbir şey yapmadığı için beyni süngerleşmiş milyonlara sahibiz. Çarpılmış, hatta çarpıtılmış bir zihinsel düzleme geldik oturduk. Asıl meselenin ne olduğundan habersiz, herhangi birini her an “hain” ilan etmeye hazır, hakikatin tek sahibinin kendisi olduğunu düşünen milyonlar.
Hiç şüphe yok ki bu delirmede güzide medyamız da elinden geleni yaptı.
Liste daha uzun aslında… “Abi kariyer havuzunuza cvmi attım” cümlesini kurabilmek için STK’cılık yapan gençlik STK’larımızdan bugüne mesaj vermekten başkaca numarasını görmediğimiz tarih dizilerimize, düşünür olacak derken sosyal medya fenomeni olan adamlarımızdan mizah yapıyorum adı altında kanalizasyon ifrazatı üreten yapılarımıza, trol çalıştırmayı marifet zanneden bakanlarımızdan kültür ihale etmeyi iş sayan belediyelerimize kadar herkes bu delirmeye ufak-büyük katkılar sağladı.
Başımıza geleni konuşmanın bile “risk almak” anlamına geldiği tuhaf bir yere geldik. Şundan eminim: Yola çıkarken buraya geleceğimize hiçbirimiz ihtimal vermemiştik.
İsmail Kılıçarslan
Muhafazakâr orta sınıf nasıl delirdi?
Kolay olmadı. Seküler orta sınıfın delirmesinden daha acıklı da olmadı aslında.
Öncelikle bir adet muhafazakâr iktidar gerekti. O iktidarın açtığı alanda “yeni bir yaşam kültürü inşa etmek mümkün” cümlesinin dolaşıma girmesi gerekti. Bu cümlenin çeşitli görünür görünmez etkileri oldu. Bu etkiler zamanla büyük bir toplumsallık üretti ve muhafazakâr orta sınıfla seküler orta sınıf el ele vererek tertemiz delirdiler.
Birinciliği tüketim kültürüne verelim tabii ki. Parası çoğalan muhafazakar orta sınıfın “eee, şimdi ne yapıyoruz?” sorusuna şahane cevap verdi tüketim kültürü: “Beni takip et, ben yolu biliyorum.”
Nargile kafelerden babyshower partilerine, instagram tesettürcülerinden çay romantizmine kadar bir dünya “garabet” tam bu boşluktan sızdı hayatımıza. Tıpkıbasım hatlarla, ederinden fazla ödenen tespihlerle, değersiz ebrularla devam etti yoluna.
“Dolandı, kıvrıldı” falan derken Kâbe’nin önünde evlilik teklifleriyle, hayatı “romantik ve dini” bir şeymiş gibi kurgulayan “pempe dindarlar”la, “abdest suyunu şalımla kurulamak istiyorum” cümleleriyle, duvarlarında hat levhaları asılı çikolata kafelerle, moda haftalarıyla, romantik Bosna turlarıyla, ultra romantik Kudüs gezileriyle devam etti o yol.
Çukurambar’da, Başakşehir’de falan başlayan o yaşam kültürü bugün Fatih’inden Üsküdar’ına, Çankırı’sından Samsun’una her yere sirayet etmiş; kendi tüketim kültürünü de, kendi yaşam formasyonunu da üretmiş bir “sosyal gerçeklik” olarak yoluna devam ediyor.
Delirmenin aslan payı burasıdır.
İkincilik şüphe yok ki kendi iktidar alanlarını canlarından çok seven popüler vaizlerin geliştirdiği din diline gider. Ne anlattıklarını bilemediğimiz, sistematik olmaya inanmak yerine “tık almaya” inanan -dahası buna hiç inanmıyormuş gibi yapan- popüler vaizlerin din anlatımları “sağlıklı olanı” yavaş yavaş şehirden kovdu. En dipteki hadis ve fıkıh meselelerini bilen ama “her gün yaşadığı hayatı” nasıl yöneteceğine dair tek bir oryantasyon parçasına sahip olmayan mat bir zihinsel dünya üretti bu vaizler. Günün sonunda geldiğimiz yer felsefenin şirk kabul edildiği, tekfir edilmek için neredeyse hiçbir şey yapmanız gerekmeyen, Ehli Sünneti yahut Kur’an’ı savunuyorum ayağıyla kendi “matlaştırıcı iktidar alanı”nı savunan adamlarla dolu bir vasat oldu. Acıklı bir vasat…
Hiç de azımsanmayacak bir katkıları vardır bu delirmede.
Bir pay da medyaya elbet… “Burası cephe, mevzi, kavga yeri” diyerek başlayan cümleler giderek “böyle inceliklere burada yer yok” durağına uğrayıp şöyle finalledi kendini: “Sen şimdi eleştiriyorsun ama bu eleştirin kime yarıyor bir düşün?”
Daraldı, daraldıkça salt gündelik politika dilinin içine hapsoldu, hapsolma durumu sürdükçe çölleşmeye benzer bir durumun ortaya çıkmasını sağladı medya. Bugün, gündelik politika konuşmak dışında hiçbir şey yapmadığı için beyni süngerleşmiş milyonlara sahibiz. Çarpılmış, hatta çarpıtılmış bir zihinsel düzleme geldik oturduk. Asıl meselenin ne olduğundan habersiz, herhangi birini her an “hain” ilan etmeye hazır, hakikatin tek sahibinin kendisi olduğunu düşünen milyonlar.
Hiç şüphe yok ki bu delirmede güzide medyamız da elinden geleni yaptı.
Liste daha uzun aslında… “Abi kariyer havuzunuza cvmi attım” cümlesini kurabilmek için STK’cılık yapan gençlik STK’larımızdan bugüne mesaj vermekten başkaca numarasını görmediğimiz tarih dizilerimize, düşünür olacak derken sosyal medya fenomeni olan adamlarımızdan mizah yapıyorum adı altında kanalizasyon ifrazatı üreten yapılarımıza, trol çalıştırmayı marifet zanneden bakanlarımızdan kültür ihale etmeyi iş sayan belediyelerimize kadar herkes bu delirmeye ufak-büyük katkılar sağladı.
Başımıza geleni konuşmanın bile “risk almak” anlamına geldiği tuhaf bir yere geldik. Şundan eminim: Yola çıkarken buraya geleceğimize hiçbirimiz ihtimal vermemiştik.
İsmail Kılıçarslan
65 YAŞ ÜSTÜ KİM DEMEKTİR?
Bugünlerde habire "65 yaş üstü" deniyor ya!.. Bizler ilkokulda yurt bilgisi, lisede mantık, sosyoloji, psikoloji, felsefe okuyan; ilkokul, ortaokul ve liseyi karne notu kaç olursa olsun bitirme sınavlarına girerek bitiren bir nesiliz...
Onun için biz, "Kim Milyoner Olmak İster" yarışma proğramında 15.000 lirayı hiç joker kullanmadan %90 kazanabilen bir nesiliz. Biz her dönem 3 yazılı, bir sözlü sınava tabi tutulan bir nesiliz. Sınavlarda kopya çeker ama sınav öncesi kopya hazırlarken çıkacak soruların cevaplarını da öğrenen bir nesiliz...
Biz yaşlanan anne ve babasını bakım evine terk etmeyen, yakınlarının, dostum ve arkadaşım dediklerinin cenazesine "şimdi tatildeyim" diye gitmeyen bir nesil değiliz.
Biz, şahsiyet sahibi olmak için herşeyden sorumlu tutulan, kendine güvenen, sevgiyi, saygıyı, fedakarlığı, dostluğu, vefa duygusunu, yeri gelince başkalarının huzuru için kendi yaşam tarzından fedakarlık edebilen bir nesiliz.
Gençliğinde psikolog ve pedegoglara ihtiyaç duymayan, kişisel sorunlarını aile ve mahalle ilişkileri içinde bedava çözebilen; anne, baba ve ailesi için egosundan fedakarlık edebilen, maddi ve manevi yönden yardıma muhtaç olanlara kolkanat geren bir nesiliz...
Biz bugün kırk yıllık arkadaşlarını köşe bucak arayan, onlarla birlikte olmaktan zevk alan, öğretmenlerinin elini öpmek için adeta yarışan bir nesiliz...
Biz mahalle terbiyesi görmüş, büyüklere saygı küçüklere sevgiye dikkat eden, hatır gönul bilen bir nesiliz. Misketi, çemberi, uçurtmayı, birdirbiri, topacı, uzun eşeği, kuklalı saklambacı, üçtaşı, beştaşı, dokutaşı, gazoz kapağı, sigara kağıdı ile ceviz oyununu, kovalamacayı, ip atlamayı, sekseki, üçgen (şeytan uçurtması) uçurtmayı, çivili futbolu, yakartop oyununu bilen; futbolu, voleybolu, basketbolu ve yüzmeyi tüm imkansızlıklara rağmen spor olarak yapabilen bir nesiliz.
Dışarıda yemek yemenin nadiren görüldüğü, yemek yerken ağız şapırdatmanın ayıp sayıldığı, herkesin kendi önünden yediği, lokmaların eşit paylaşıldığı, çaya atılan şeker karıştırılırken kaşıktan ses çıkmasının ayıp sayıldığı, damak tadı güzelim Türk Mutfağı'na göre ayarlanmış bir nesiliz.
Anne babalalarımızın öğretmenlerimize 'eti senin kemiği banim' diye teslim ettiği, öğretmenlerimizin de kendilerine teslim edilen emanetleri gözlerinden sakınarak koruduğu, kulağımızı çeken öğretmenimizi evde şikayet edemediğimiz, şayet şikayet edersek ebeveynimizden de ayrıca bir azar işiteceğimizi bilen bir nesiliz...
Şimdilerde şahit olduğumuz öğretmenin çoçuğa bir siteminde anne, baba, hala, dayı, teyze, enişte, bacanak cümbür cemaat okul basıp 'sen bizim çocuğumuzun psikilojisini nasıl bozarsın' diyerek öğretmen döven zamane nesli ile hiçbir benzerliğimiz yoktur.
Lise muzunu arkadaşlarımızın bugünkü üniversite mezunlarının yanında doktora yapmış bir bilgi ve kültür donanımına sahip olduğu bir nesle mensubuz...
Siz bizim neslimizi hor görmeyin. Çünkü biz öyle yetiştirildik ki maskemizi de takar mesafemizi de koruruz; temizliğe de dikkat eder, kalabalıklara da girmeyiz. Böylece hem kendimizi hem de sizleri korumasını biliriz.
Bence siz her şeye rağmen bizim nesli örnek alın. Bunu yaparsanız hiçbir şey kaybetmezsiniz. Aksine çok şey kazanırsınız...
Onun için biz, "Kim Milyoner Olmak İster" yarışma proğramında 15.000 lirayı hiç joker kullanmadan %90 kazanabilen bir nesiliz. Biz her dönem 3 yazılı, bir sözlü sınava tabi tutulan bir nesiliz. Sınavlarda kopya çeker ama sınav öncesi kopya hazırlarken çıkacak soruların cevaplarını da öğrenen bir nesiliz...
Biz yaşlanan anne ve babasını bakım evine terk etmeyen, yakınlarının, dostum ve arkadaşım dediklerinin cenazesine "şimdi tatildeyim" diye gitmeyen bir nesil değiliz.
Biz, şahsiyet sahibi olmak için herşeyden sorumlu tutulan, kendine güvenen, sevgiyi, saygıyı, fedakarlığı, dostluğu, vefa duygusunu, yeri gelince başkalarının huzuru için kendi yaşam tarzından fedakarlık edebilen bir nesiliz.
Gençliğinde psikolog ve pedegoglara ihtiyaç duymayan, kişisel sorunlarını aile ve mahalle ilişkileri içinde bedava çözebilen; anne, baba ve ailesi için egosundan fedakarlık edebilen, maddi ve manevi yönden yardıma muhtaç olanlara kolkanat geren bir nesiliz...
Biz bugün kırk yıllık arkadaşlarını köşe bucak arayan, onlarla birlikte olmaktan zevk alan, öğretmenlerinin elini öpmek için adeta yarışan bir nesiliz...
Biz mahalle terbiyesi görmüş, büyüklere saygı küçüklere sevgiye dikkat eden, hatır gönul bilen bir nesiliz. Misketi, çemberi, uçurtmayı, birdirbiri, topacı, uzun eşeği, kuklalı saklambacı, üçtaşı, beştaşı, dokutaşı, gazoz kapağı, sigara kağıdı ile ceviz oyununu, kovalamacayı, ip atlamayı, sekseki, üçgen (şeytan uçurtması) uçurtmayı, çivili futbolu, yakartop oyununu bilen; futbolu, voleybolu, basketbolu ve yüzmeyi tüm imkansızlıklara rağmen spor olarak yapabilen bir nesiliz.
Dışarıda yemek yemenin nadiren görüldüğü, yemek yerken ağız şapırdatmanın ayıp sayıldığı, herkesin kendi önünden yediği, lokmaların eşit paylaşıldığı, çaya atılan şeker karıştırılırken kaşıktan ses çıkmasının ayıp sayıldığı, damak tadı güzelim Türk Mutfağı'na göre ayarlanmış bir nesiliz.
Anne babalalarımızın öğretmenlerimize 'eti senin kemiği banim' diye teslim ettiği, öğretmenlerimizin de kendilerine teslim edilen emanetleri gözlerinden sakınarak koruduğu, kulağımızı çeken öğretmenimizi evde şikayet edemediğimiz, şayet şikayet edersek ebeveynimizden de ayrıca bir azar işiteceğimizi bilen bir nesiliz...
Şimdilerde şahit olduğumuz öğretmenin çoçuğa bir siteminde anne, baba, hala, dayı, teyze, enişte, bacanak cümbür cemaat okul basıp 'sen bizim çocuğumuzun psikilojisini nasıl bozarsın' diyerek öğretmen döven zamane nesli ile hiçbir benzerliğimiz yoktur.
Lise muzunu arkadaşlarımızın bugünkü üniversite mezunlarının yanında doktora yapmış bir bilgi ve kültür donanımına sahip olduğu bir nesle mensubuz...
Siz bizim neslimizi hor görmeyin. Çünkü biz öyle yetiştirildik ki maskemizi de takar mesafemizi de koruruz; temizliğe de dikkat eder, kalabalıklara da girmeyiz. Böylece hem kendimizi hem de sizleri korumasını biliriz.
Bence siz her şeye rağmen bizim nesli örnek alın. Bunu yaparsanız hiçbir şey kaybetmezsiniz. Aksine çok şey kazanırsınız...
LOZAN ANLAŞMASINA RET OYU VERENLER
Lozan Antlaşması Mecliste oylanmış 14 mebus "Hayır" oyu vermiştir. Hayır oyu verenlerden 5 tanesi bir daha milletvekili yapılmamış,9 kişi ise CHP kanadından milletvekili olmuş bazıları bakanlık dahi yapmışlardır. Hayır oyu verenler:
Şükrü Kaya (1927 den Atatürk'ün ölümüne kadar İçişleri Bakanlığı ve CHP genel sekreterliği yapmıştır.
Kılıç Ali. Atatürk'ün en yakınında olmaya devam etmiştir. İstiklal mahkemesi başkanı yapılmış.Atatürk'ün ölümünden sonra Şükrü Kaya ve kılıç ali CHP tarafından mebus yapılmamıştır.
Yahya Kemal Beyatlı (Elçi ve milletvekili olmuştur)
Şeyh Saffet Yetkin(Urfa), Besim Özek(Mersin),
Vasıf Çınar (Manisa)iki defa Milli Eğitim Bakanlığı yaptı)
Faik Öztrak ((1950 yılına kadar Tekirdağ milletvekili ve bir süre İçişleri bakanlığı)
Hoca Esad Efendi(Muğla)
Damar Arıkoğlu (1946 ya kadar Adana milletvekili)
Mustafa Necati (İzmir-Milli eğitim bakanlığı yaptı)
Ali Cenani Bey (Antep-Ticaret bakanlığı yaptı)
Necib Bey(Mardin)
Şükrü Kaya (1927 den Atatürk'ün ölümüne kadar İçişleri Bakanlığı ve CHP genel sekreterliği yapmıştır.
Kılıç Ali. Atatürk'ün en yakınında olmaya devam etmiştir. İstiklal mahkemesi başkanı yapılmış.Atatürk'ün ölümünden sonra Şükrü Kaya ve kılıç ali CHP tarafından mebus yapılmamıştır.
Yahya Kemal Beyatlı (Elçi ve milletvekili olmuştur)
Şeyh Saffet Yetkin(Urfa), Besim Özek(Mersin),
Vasıf Çınar (Manisa)iki defa Milli Eğitim Bakanlığı yaptı)
Faik Öztrak ((1950 yılına kadar Tekirdağ milletvekili ve bir süre İçişleri bakanlığı)
Hoca Esad Efendi(Muğla)
Damar Arıkoğlu (1946 ya kadar Adana milletvekili)
Mustafa Necati (İzmir-Milli eğitim bakanlığı yaptı)
Ali Cenani Bey (Antep-Ticaret bakanlığı yaptı)
Necib Bey(Mardin)
Niyazi Ramazanoğlu (Mersin),
Faik Kaltakkıran (Edirne-daha sonra milletvekili oldu)
İÇKİ YASAĞI KANUNU
Men'i müskirat(İçki yasağı) kanunu 14 Eylül 1920 tarihinde Mecliste kabul edildi. Uygulaması nasıl yapıldı bilinmiyor. Bu Kanunun meclisten geçirilme gayesi, Kur'an hükümlerine uyan bir meclis ve idare görüntüsünü vermekti. Çünkü Mustafa Kemal asla içmekten vazgeçmemiştir.
Bugün bu günah devlet eliyle işlenmektedir. Devlet bu iptilayı bir gelir kapısı olarak telakki edip vatandaşların kendi içkisini imal etmesine müsaade etmemektedir.Bu yasak niçin? İçkinin, insana ve topluma verdiği kötülükle mücadele gayesi yok, devletin para kazanması var...
Bugün bu günah devlet eliyle işlenmektedir. Devlet bu iptilayı bir gelir kapısı olarak telakki edip vatandaşların kendi içkisini imal etmesine müsaade etmemektedir.Bu yasak niçin? İçkinin, insana ve topluma verdiği kötülükle mücadele gayesi yok, devletin para kazanması var...
DİN KARŞITLIĞININ NEDENİ
İsmet Paşa-Kazım Karabekir görüşmesi:
Karabekir, İsmet Paya'ya din karşıtı havanın Lozanla alakalı olduğunu söylemesi üzerine İsmet paşa; Macarlarla Bulgaristan aynı saflarda İtilaf devletlerine karşı harp ettikleri ve mağlup oldukları halde istiklallerini muhafaza etmiş olmaları Hristiyan olduklarından, bize istiklal verilmemesi ise İslam olduğumuzdan ileri geldiğini, İslam kaldıkça müstemlekeci devletlerin ve bilhassa İngilizlerin daima aleyhimizde olacaklarını iddia etmiştir.Mustafa Kemal ve İsmet paşa, Kazım Karabekir'in evine geldikleri bir zamanda İsmet Paşa:"Hocaları toptan kaldırmadıkça hiç bir iş yapamayız.Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak, başka hiç bir zaman yapamayız" demiştir.
Bugünkü AKP iktidarı,100 yıl öncesinin Mustafa Kemal'in gücünden daha güçlüdür.
Karabekir, İsmet Paya'ya din karşıtı havanın Lozanla alakalı olduğunu söylemesi üzerine İsmet paşa; Macarlarla Bulgaristan aynı saflarda İtilaf devletlerine karşı harp ettikleri ve mağlup oldukları halde istiklallerini muhafaza etmiş olmaları Hristiyan olduklarından, bize istiklal verilmemesi ise İslam olduğumuzdan ileri geldiğini, İslam kaldıkça müstemlekeci devletlerin ve bilhassa İngilizlerin daima aleyhimizde olacaklarını iddia etmiştir.Mustafa Kemal ve İsmet paşa, Kazım Karabekir'in evine geldikleri bir zamanda İsmet Paşa:"Hocaları toptan kaldırmadıkça hiç bir iş yapamayız.Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak, başka hiç bir zaman yapamayız" demiştir.
Bugünkü AKP iktidarı,100 yıl öncesinin Mustafa Kemal'in gücünden daha güçlüdür.
KİŞİNİN "AMİN" DEMESİ, MELEKLERİN "AMİN" DEMESİNE DENK GELİRSE"
Cemaatla Namaz kılarken,Açıktan sesli okunan Fatiha sonrası "Veleddallin" kelimesinden sonra cemaat içinden yahut cehri "Amin"çektiğinde hadisi şerifde buyrulur ki Meleklerin "Amin" demesine insanların "Amin" demesi denk gelirse Hak Teala o kimsenin günahlarının affedileceğini belirtmiştir.
ŞEYH AHMET SENUSİ'YE REVA GÖRÜLENLER
Milli mücadele başladığında Türkiyeye getirilen ve Maneviyatından istifade edilen Şeyh Ahmet Sünusi hazretleri, zafer kazanılıp hilafet kaldırılıp, "kurtarıcıların" gerçek yüzlerini gösterip niyetlerini aşikar etmekten çekinmeyenler, zaferden sonra Tarsus'un bir hırıstiyen köyünde mecburi ikamete tabi tutulmuştu.1926 yılında Şeyh Senusi'den Türkiye'yi terk etmesi istenmiştir.Şeyh Senusi önce Şam'a gitmiş ancak Fransız manda idaresi tarafından 24 saat içinde terk etmeye mecbur edilmiştir.Oradan Filistin'e geçmiş bu sefer İngilizler bu zatın orada bulunmasından rahatsız olmuşlardır. Senusi'nin son durağı Medine olmuştur. Senusi hazretleri 10 Mart 1933 tarihinde vefat etmiştir.Vefatı üzerine Libya'daki İtalyan işgal kuvvetleri komutanının açıklaması şudur:"Seyyid Ahmed eş-Şerif Hicaz'da ölmüş bulunmaktadır.Onun ölümüyle Afrika'da ki tüm korku ve endişelerimiz ortadan kalkmıştır
İNSANI PUTLAŞTIRMAK
“Allah’a vermekle mükellef olduğun vasfı bir parti başkanına bir lidere veriyorsun al oldu bu sana put. Öyle bir hoca, öyle bir şeyh profili var ki senin zihninde; benim şeyhim her şeyi bilir. Allah aşkına bu cümleyi sahabe Resulullah’a kurdu. Allah Resulu ‘sus, sen ne fena hatipsin, bu cümle söylenir mi? Ben yarın kendi nefsime Allah’ın nasıl muamele edeceğimi bilmiyorum. Nasıl ben her şeyi bilin birisiyim’ dedi. Allah Resulu bunu diyor ama bugün gelip yanımıza övgüyle şirke düşenleri duymuş olmamıza rağmen nefsimizin hoşuna gittiği için bir şey demiyoruz.
Firavunlar analarından firavun doğmadılar. Firavunları yanlarındaki yardakçılar firavun etti. Ey sen ne güzel adamsın, sen beysin, paşasın, sen olmasan olmaz. Sen olduğun için oluyor. Ne varsa güzellikler sen olduğun için oluyor. Sen olmasan bu memleket yanar, bu millet yanar. Senin vesilenle bu cemaati Allah yeryüzünde dinini ikame etmek için seçti. Biz seçilmiş cemaatiz, seçilmiş grubuz… Bunları diyoruz, diyoruz… Söylediğimiz her cümle şirk.
Niye Allah bize rahmetini göndermiyor? Niye inayet kapıları bizde kapalı? Amellerimizde şirk var. Şirkin olduğu yerde bereket olmaz. Şirkin olduğu yerde de Allah istenilen oranda o toplumda, o cemaatte, o yere asla rahmetini indirmez.”
ŞEYH AHMET SENUSİ HAZRETLERİNİN HUTBESİ
Milli Mücadeleye manevi olarak katkıda bulunmak için Adadoluya davet edilen Kadiri Şeyhi Şeyh Ahmet Senusi hazretleri Anadoluya gelmiş,Büyük millet Meclisinde bulunmuş ve doğu cephesindeki mücadeleye katkıda bulunmak için Diyabrbakır'a gelmişti.Ulu Cami'de hutbe okudu ve Cuma' namazını kıldırdı.Hutbesinin bir bölümü:
"Ey Anadolu'nun kahraman İslam mücahidleri! Siz olmasaydınız bina-yı İslam yıkılırdı.Siz bugün Kur'an'ı yaşatıyorsunuz.Her tarafınızı düşman sarmışken hiçbir şeyden yılmayarak gaza meydanlarında can veriyor , İslam'ı müdafa ediyorsunuz.Bu, ne büyük bir şereftir! Hak yolunda mücahede eden , Hak uğrunda sabır ve sebat eden Müslümanlar mutlaka galip gelecektir.Allah'ın yardımı sizin üzerinizdedir.Sakın düşmanların çokluğundan kalbinize fütur hasıl olmasın.Sizin dayanacak yeriniz Allah'dır.Allah ise Hak yolunda mücadele edenlerle beraberdir."
"Ey Anadolu'nun kahraman İslam mücahidleri! Siz olmasaydınız bina-yı İslam yıkılırdı.Siz bugün Kur'an'ı yaşatıyorsunuz.Her tarafınızı düşman sarmışken hiçbir şeyden yılmayarak gaza meydanlarında can veriyor , İslam'ı müdafa ediyorsunuz.Bu, ne büyük bir şereftir! Hak yolunda mücahede eden , Hak uğrunda sabır ve sebat eden Müslümanlar mutlaka galip gelecektir.Allah'ın yardımı sizin üzerinizdedir.Sakın düşmanların çokluğundan kalbinize fütur hasıl olmasın.Sizin dayanacak yeriniz Allah'dır.Allah ise Hak yolunda mücadele edenlerle beraberdir."
SÖYLENENLER VE YAPILANLAR
Büyük Millet Meclisinin Memleket Beyannamesinden alıntılar.""Allah'ın laneti düşmana yardım eden hainlerin üzerine olsun ve rahmet ve yardım halife ve padişahımızı, millet ve vatanı kurtarmak için çalışanların üzerinden eksiketmesin"
İlk Meclis açılırken Padişaha sunulan Mustafa Kemal imzalı mektup:"Şanı yüce halifemiz efendimize sadığız".Mektupta arz edilen husus:"Padişahımız! Kalbimiz hissi sadakat ve ubudiyyetle dolu, tahtınızın etrafında her zamandan daha sıkı bir rabıta ile toplanmış bulunuyoruz.Toplantısının ilk sözü Halife ve Padişahımıza sadakat olan Büyük millet Meclisi son sözünün yine bundan ibaret olacağını yüce eşiklerine en büyük tazim ve huşu ile arz eder."(Hakimiyet-i Milliye, 1 mayıs)
Söz ve davranışlar bu iken tecelli eden şey çok garip.Eşiği öpülen bir padişah ailesinin 3 gün içinde İstanbul'u terk etmesi kararı.Kadınları,çocukları ve damatları dahil.
İlk Meclis açılırken Padişaha sunulan Mustafa Kemal imzalı mektup:"Şanı yüce halifemiz efendimize sadığız".Mektupta arz edilen husus:"Padişahımız! Kalbimiz hissi sadakat ve ubudiyyetle dolu, tahtınızın etrafında her zamandan daha sıkı bir rabıta ile toplanmış bulunuyoruz.Toplantısının ilk sözü Halife ve Padişahımıza sadakat olan Büyük millet Meclisi son sözünün yine bundan ibaret olacağını yüce eşiklerine en büyük tazim ve huşu ile arz eder."(Hakimiyet-i Milliye, 1 mayıs)
Söz ve davranışlar bu iken tecelli eden şey çok garip.Eşiği öpülen bir padişah ailesinin 3 gün içinde İstanbul'u terk etmesi kararı.Kadınları,çocukları ve damatları dahil.
5 Eylül 2020 Cumartesi
DENİZLİ MÜFTÜSÜ AHMET HULUSİ EFENDİ
Yunanlıların İzmir'e asker çıkartması üzerine Bu durumu protesto için Ulu Cami deki sancağı alıp halkı altında topluyor ve tekbir getirerek yürüyüşe geçiyor.Belediye önünde miting düzenliyor:"Cihadı mukaddes fetvasını ilan ve tebliğ ediyorum.Cihad herkese farzdır.Elinizde hiçbir silah olmasa dahi üçer taş alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlaka fiili mukavemette bulununuz".
SULTAN VAHDETTİN'İN KIZININ ANLATTIKLARI
Sultan Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan,Cumhuriyet dönemi başbakanlarından Suat hayri Ürgüplü'ye şunları anlatmıştır:
Padişahla Mustafa Kemal'in aralarında mutabık kaldığı konular vardı: Evvela birbirlerini tanımıyor, mutabık kalmamışlar, ayrı ayrı iş göreceklermiş gibi hareket edilecek; iş hangi yönden selamete götürülürse sonra birleşecekler.Yegane gaye vatanın selameti ve kurtarılması ve istiklali olacaktı.Babam sonradan M.Kemal Paşa'nın sözünü tutmadığından, kendisini ve imparatorluğu hain insanlar gibi göstermesinden çok ama çok müteessir olmuşve bunu asla hazmedememiştir".
Vahdettin "Biz her şey olabiliriz.Cahil , tecrübesiz, hatalı bir siyasete katılmış olabilir ve zararlar da verebiliriz., amma Osmanoğlu olarak nasıl vatan haini olabiliriz?Bizi en iyi tanıyan Mustafa Kemal paşa bunu nasıl söyler?" demiştir
Padişahla Mustafa Kemal'in aralarında mutabık kaldığı konular vardı: Evvela birbirlerini tanımıyor, mutabık kalmamışlar, ayrı ayrı iş göreceklermiş gibi hareket edilecek; iş hangi yönden selamete götürülürse sonra birleşecekler.Yegane gaye vatanın selameti ve kurtarılması ve istiklali olacaktı.Babam sonradan M.Kemal Paşa'nın sözünü tutmadığından, kendisini ve imparatorluğu hain insanlar gibi göstermesinden çok ama çok müteessir olmuşve bunu asla hazmedememiştir".
Vahdettin "Biz her şey olabiliriz.Cahil , tecrübesiz, hatalı bir siyasete katılmış olabilir ve zararlar da verebiliriz., amma Osmanoğlu olarak nasıl vatan haini olabiliriz?Bizi en iyi tanıyan Mustafa Kemal paşa bunu nasıl söyler?" demiştir
FAHRETTİN PAŞANIN DEĞERLENDİRMESİ
Şerif Hüseyin'e ait kuvvetleri püskürten Medine Müdafası komutanı Fahrettin Paşa 'nın beyannamesinden:
Tarihi ve milli düşmanlarımız ve bunların işbirlikçileriyle hayat ve memat meselesine atıldığımız bir zamanda,İslam'ın güçlerini bölerek Müslümanlar arasında kan dökülmesine sebeb olan asilerin bize hala Müslümanlıktan ve İslam birliğinden söz etmesi hayret vericidir.İslam aleminin mevcudiyeti ve bekası için cihad ilanına mecbur kalmış olan devletimiz yanında; Cezayir, Fas, Trablusgarp, İran, Hindistan ve Rusya Müslümanlarının can verdiği şu tarihi günlerde, İslam'ın beşiği olan mukaddes toprakları, Hazret-i Peygamberin mukaddes kabrini İngilizlere çiğneten , altın ve paraya ibadet eden bu hainlerden her şey umulur.."
Bu sözler bir kez daha göstermiştir ki Mukaddes toprakları Suud işgal etmiştir.Mukaddes topraklar ümmetin malıdır ve günü geldiğinde tekrar alınacaktır.
Tarihi ve milli düşmanlarımız ve bunların işbirlikçileriyle hayat ve memat meselesine atıldığımız bir zamanda,İslam'ın güçlerini bölerek Müslümanlar arasında kan dökülmesine sebeb olan asilerin bize hala Müslümanlıktan ve İslam birliğinden söz etmesi hayret vericidir.İslam aleminin mevcudiyeti ve bekası için cihad ilanına mecbur kalmış olan devletimiz yanında; Cezayir, Fas, Trablusgarp, İran, Hindistan ve Rusya Müslümanlarının can verdiği şu tarihi günlerde, İslam'ın beşiği olan mukaddes toprakları, Hazret-i Peygamberin mukaddes kabrini İngilizlere çiğneten , altın ve paraya ibadet eden bu hainlerden her şey umulur.."
Bu sözler bir kez daha göstermiştir ki Mukaddes toprakları Suud işgal etmiştir.Mukaddes topraklar ümmetin malıdır ve günü geldiğinde tekrar alınacaktır.
İNGİLİZE KARŞI KAZANILMIŞ İKİ SAVAŞ
Birincisi Çanakkale,ikincisi Kut'ül Amare.Halil (Kut) paşa idaresindeki Osmanlı ordusunun Kutulamarede İngilizleri mağlup etmiş,ordu ile birlikte inglizlerin komutanı Genarel Charlesb Towshend esir alınmıştı.Halil Paşa zaferden sonra orduya şu mesajı yayınladı:
Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken , bende hepinizin pak alnından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 Subay ve 10.000 erini şehit vermiştir.Buna karşılık bugün Kut'ta 13 General, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum.Bu teslim aldığmız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir.Şu iki farka bakılınca , cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük fark görülür.Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zafer Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz.
İngiliz tarihçi James Morris Kut ul amare mağlubiyetini "Britanya askeri tarihindeki en aşağılık teslim " olarak nitelemiştir.
Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken , bende hepinizin pak alnından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 Subay ve 10.000 erini şehit vermiştir.Buna karşılık bugün Kut'ta 13 General, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum.Bu teslim aldığmız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir.Şu iki farka bakılınca , cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük fark görülür.Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zafer Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz.
İngiliz tarihçi James Morris Kut ul amare mağlubiyetini "Britanya askeri tarihindeki en aşağılık teslim " olarak nitelemiştir.
OSMANLI'YA İHANETİN BEDELİ
Şerif Hüseyin Osmanlı'ya ihanet etmişti.İngiltere Kralının Mısır'daki yüksek asker temsilcisi Henry Macmahon ile yaptığı bir dizi görüşme sonucunda İngilizler Kuzeyde Adana-Mersin, Batı daKızıldeniz, Doğuda basra Körfezi, Güneyde Aden'i dışarda bırakmak kaydıyla Hint okyanusuna uzanan büyük arap krallığının vaad edilmesi üzerine Şerif Hüseyinin iki oğlu Faysal ve Abdullahla beraber Osmanlı'ya başkaldırdı.Kendisini Hicaz Emiri ilan etti.1924 de hilafet kaldırılınca kendini halife ilan etti ancak hilafetini kimseye kabul ettiremedi.İngilizlerle arası açılan Hüseyin'e karşı Suudiler devreye sokularak ihtilal yaptırıldı ve Şerif Hüseyin tahtını bırakıp kaçtı.İngilizler Hüseyin'i bir süre Kıbrıs'ta tuttular.Sonra Ürdün kralı oğlu Abdullah'ın yanına Amman'a gitti 1931 de öldü.Oğullarının hiçbiri yatağında ölmedi.
İNGİLİZ SİYASETİNİN ÜÇ GÖRÜNTÜSÜ
İngiliz siyaseti üç görüntüye bürünerek ortayaçıktığı gözlemlenecektir.
Birincisi tamamen politik makamların, kişilerin, günlük tansiyonu da gözden ırak tutmayarak ortaya koydukları esnek ve sorumsuz siyaset İngiliz siyaset adamlarının söz ve davranışları bu çerçevede değerlendirilebilir.
İkincisi , teknisyenlerin yani Dışişleri, Harbiye nezareti ve askeri yetkililerin yürüttükleri ölçülü ve teknik politikadır.
İngiliz siyasetinin asıl rengini ise , üçüncü görüntüyü oluşturan istihbarat teşkilatının yapıp ettikleri vermektedir
İngiltere politikası "İmparatorluğa zarar verebilecek tehlikeleri çok uzaktan sezmek ve ona karşı tedbir almak prensibi üzerine kuruludur.
Birincisi tamamen politik makamların, kişilerin, günlük tansiyonu da gözden ırak tutmayarak ortaya koydukları esnek ve sorumsuz siyaset İngiliz siyaset adamlarının söz ve davranışları bu çerçevede değerlendirilebilir.
İkincisi , teknisyenlerin yani Dışişleri, Harbiye nezareti ve askeri yetkililerin yürüttükleri ölçülü ve teknik politikadır.
İngiliz siyasetinin asıl rengini ise , üçüncü görüntüyü oluşturan istihbarat teşkilatının yapıp ettikleri vermektedir
İngiltere politikası "İmparatorluğa zarar verebilecek tehlikeleri çok uzaktan sezmek ve ona karşı tedbir almak prensibi üzerine kuruludur.
SALTANATIN KALDIRILMASININ BİR ANLAMI
Saltanatın kaldırılmasının görünürdeki anlamı dışında sembolik bir anlamı da şu idi:Ankara hükümeti böylece Osmanlı mirasının davacısı olmayacağını net bir şekilde göstermiştir.Zaten Son Osmanlı Padişahı Vahdettin uzaklaştırıldıktan sonra Lozan Konferansı 20 Kasım 1922 de toplanmıştır.
YAKIN TARİHİN KAPALI KONULARI
Bazı hadiseler var ki sebebi izah edilmemiştir.Yahut yapılması gerekli iken yapılmamasının sebebleri irdelenmemiştir.Mustafa kemal, "ordular ilk hedefiniz Akdeniz"İleri" komutu arkasında Yunanlılar İzmir'de denize dökülünce , Mustafa Kemal işgal altındaki İstanbul'a yönelip, İstanbul'un kurtarılması yönünde çaba sarfetmemiştir.Belki İngilizler İstanbul'u savunacaklardı.Ancak İstanbul'un kurtarılması, Padişahın kurtarılması anlamını taşıyacaktı.Bu da Anadolu'daki harekatı yüceltecekti.İstanbul - Ankara ayrılğı İngilizerin işine gelmekte idi.Çünkü,Halifenin güç kazanması,İngiliz sömürgeciliğinin önündeki engellerden birisi idi.Mustafa Kemal İstanbul'a yönelse ve şehre girse idi Ya Padişaha bağlılığını sunacaktı yahut Padişahı ihanetle suçlayıp ortadan kaldırması gerekecekti."Padişahın Hain olduğunu" geniş kitlelere anlatmakta zorluk yaşanacaktı.Bu düşünüldüğünde en elverişli yol bir şekilde padişahın İngilizler eliyle İstanbul'dan uzaklaştırılmasıydı.Nitekim öyle de oldu.Her türlü ölüm tehdidi altında bulunan Sultan Vahdet'tin bir İngiliz gemisiyle İstanbul'dan çıkmak zorunda kalmıştı.Aslında bu bir ihanet değil,bir mecburiyetti.Padişahın İstanbul'da kalması Mustafa Kemal'in işine gelmezdi.
Ankara yönetiminin İstanbul'daki temsilcisi Refet Paşa'nın Padişahın İngilizler tarafından İstanbul'dan uzaklaştırılması konusunda söyledikleri ilginçtir:Padişah'ı İngilizler kaçırırsa , Türk Milleti hiçbir gün Vahdettin'in bu hareketini affetmeyecektir.Biz tutar ve yakalarsak, bu sefer, millet bizi affetmeyecektir"(Münevver Ayaşlı:İşittiklerim..Gördüklerim..Bildiklerim )
Ankara yönetiminin İstanbul'daki temsilcisi Refet Paşa'nın Padişahın İngilizler tarafından İstanbul'dan uzaklaştırılması konusunda söyledikleri ilginçtir:Padişah'ı İngilizler kaçırırsa , Türk Milleti hiçbir gün Vahdettin'in bu hareketini affetmeyecektir.Biz tutar ve yakalarsak, bu sefer, millet bizi affetmeyecektir"(Münevver Ayaşlı:İşittiklerim..Gördüklerim..Bildiklerim )
TAKTİKLER HEP AYNI
İktidardaki güç sahiplerinin, iktidarlarının devamı hususunda planlı tertipleri üç aşağı hep aynıdır. Bunlar ya gündem değiştirmek için, yahutta birtakım muhalifleri bu olaylara monte ederek cezalandırmak içindir. Mesela Mustafa Sagir isimli bir Hintli Mustafa Kemal'i öldürmek için Ankara'ya gönderilmiştir. Dolaylı olarak ihbar edilerek asılmıştır. Bu kişi, nasılsa kurtarılacağı ümidiyle her şeyi itiraf etmiştir. Bu ismin idamı ile İngiliz siyaseti gizlenip Ankara güçlendirilmiştir. Bu suikastla alakalıdır diye birçok şahıs tutuklanmış ve takibata maruz bırakılmıştır. Muhalefeti susturmak için dahiyane bir taktiktir.
İçişleri Bakanı "İŞİD'in Türkiye imamı suikast planlarıyla birlikte yakalandı" diye lanse ettiği şahıs daha önce en az on kez gözaltına alınıp bırakıldığı anlaşılınca acaba yüz yıl önce yaşananların tekrar edileceği düşünülebilir.
İçişleri Bakanı "İŞİD'in Türkiye imamı suikast planlarıyla birlikte yakalandı" diye lanse ettiği şahıs daha önce en az on kez gözaltına alınıp bırakıldığı anlaşılınca acaba yüz yıl önce yaşananların tekrar edileceği düşünülebilir.
EKSEN DEĞİŞİKLİĞİNİN YÜZ YIL ÖNCESİ
Milli Mücadeleyi başarıya ulaştıran gerçekçi siyaset ve strateji barıştan sonra terk edildi. Mustafa Kemal Camilerde hutbe okuyarak bu mücadeleyi başlatmıştı. İlk mecliste tam 78 tane medrese kökenli mebus vardı. Camiler hareket merkezi olarak kullanılmıştı. 1.Büyük Millet Meclisinde en kalabalık gurup 21 mebusla müftülerdi. Onları 15 kişi olarak Müderrisler takip etmekte idi. 2 Ulema, 2 Kadı, 2 Din öğretmeni, 2 Vaiz mevcuttu. Ayrıca 6 medrese mezunu mebus vardı. 7 tane Şeyh mevcuttu.
İngilizler Kurtuluş savaşı sırasında camileri, mescidleri ve tekkeleri takip altında tutup bu mücadeleyi zayıflatmak istediler. Barıştan sonra ise camiler tahditli mekanlar haline getirildi. Tekkeler tamamen kapatıldı. Mücadele boyunca birleştirici olan dini üslup tersine döndü. Koyu bir din düşmanlığı başlatıldı. Dış düşmanın yerini iç düşman aldı. İç düşmanda zaferin kazanılmasında rolü bilinen din ve din adamları idi. İçeride bu muhtevaya uygun düzenlemeler ,"İnkılaplar" yapılırken, dış siyaseti etkileyen keskin adımlar atıldı. Mücadeleye fiilen katılanlar zafer sonrasında öz vatanlarında yabancı duruma düştüler. Örnek olarak İstiklal şairimiz Mehmet Akif'in durumudur.
Türkiye'nin zıddına dönüşü olarak tarif edilecek eksen değişikliği bütün dünyada hissedildi. Kurtuluş mücadelesinde maddi ve manevi yardımları olan tüm dünyadaki Müslüman toplumlar bu çöküşü hayal kırıklığı ile takip ettiler.
Bu değişiklik 100 yıl sonra AKP'nin 18 yıllık iktidarı sonunda aynen farklı şekilde yaşanmaktadır. İlk ortaya çıkıştaki heyecan, ümit, sıcaklık bugün bitmiş, bu harekete başlangıçta istekle katılanlar sükutu hayale uğrayıp kaderin tecellisini beklemeyi tercih etmişlerdir. Nasıl ki yüzyıl ince malum gücü din gayreti ile eleştirenler yok edilmişlerse de bugünde yanlışları hatırlatanlar sosyal medyada troller tarafından linç edilmektedir.
Belki bugün şeklin ve suretin karşılığı olan şeriatın bitişini yaşarken tarikatında bitişini yaşamaktayız. Zira Tarikat hususunda sahtelerin itibar görmesi, siyaseten destekleme ve iktidar imkanlarından nemalanma düşüncesi bu yolda da eksen kayması yapmıştır. Bu nedenle Hak Teala şeriatın ve tarikatın suretlerini bitirmektedir.
İngilizler Kurtuluş savaşı sırasında camileri, mescidleri ve tekkeleri takip altında tutup bu mücadeleyi zayıflatmak istediler. Barıştan sonra ise camiler tahditli mekanlar haline getirildi. Tekkeler tamamen kapatıldı. Mücadele boyunca birleştirici olan dini üslup tersine döndü. Koyu bir din düşmanlığı başlatıldı. Dış düşmanın yerini iç düşman aldı. İç düşmanda zaferin kazanılmasında rolü bilinen din ve din adamları idi. İçeride bu muhtevaya uygun düzenlemeler ,"İnkılaplar" yapılırken, dış siyaseti etkileyen keskin adımlar atıldı. Mücadeleye fiilen katılanlar zafer sonrasında öz vatanlarında yabancı duruma düştüler. Örnek olarak İstiklal şairimiz Mehmet Akif'in durumudur.
Türkiye'nin zıddına dönüşü olarak tarif edilecek eksen değişikliği bütün dünyada hissedildi. Kurtuluş mücadelesinde maddi ve manevi yardımları olan tüm dünyadaki Müslüman toplumlar bu çöküşü hayal kırıklığı ile takip ettiler.
Bu değişiklik 100 yıl sonra AKP'nin 18 yıllık iktidarı sonunda aynen farklı şekilde yaşanmaktadır. İlk ortaya çıkıştaki heyecan, ümit, sıcaklık bugün bitmiş, bu harekete başlangıçta istekle katılanlar sükutu hayale uğrayıp kaderin tecellisini beklemeyi tercih etmişlerdir. Nasıl ki yüzyıl ince malum gücü din gayreti ile eleştirenler yok edilmişlerse de bugünde yanlışları hatırlatanlar sosyal medyada troller tarafından linç edilmektedir.
Belki bugün şeklin ve suretin karşılığı olan şeriatın bitişini yaşarken tarikatında bitişini yaşamaktayız. Zira Tarikat hususunda sahtelerin itibar görmesi, siyaseten destekleme ve iktidar imkanlarından nemalanma düşüncesi bu yolda da eksen kayması yapmıştır. Bu nedenle Hak Teala şeriatın ve tarikatın suretlerini bitirmektedir.
4 Eylül 2020 Cuma
TEKALİFİ MİLLİYE(MİLLİ YÜKÜMLÜLÜK)
Bu uygulamada din adamları kullanılmıştır. Harp sırasında askeri bakımdan ihtiyaç duyulan malzemenin temini için "Tekalif-i milliye" denilen daha önce benzeri görülmeyen bir uygulama (mükellefiyet) getirilmiştir. Mesela her ev bir çift çorap vermekle mükelleftir. Halk elinde ki araçlar ile orduya ait malzemeyi ücretsiz taşıyacaktı. Halkın elinde bulunan silah ve cephaneye el konulacaktı. Halkın mal varlığının % 40'ı orduya vermeyi öngören bu ağır yükümlülüklerin yerine getirilmesi için her ilçede bir komisyon kuruluyor, başkanlığını da fiilen kaza müftüleri yerine getiriyordu. Köylerde kurulan heyetlerin başkanları ise köy imamları idi.
İHANET EDENLER
İhanet edenlere yüz yıl öncesinden başlamak gerekir. 23 Nisan Cuma günü Hacı bayram camiinde kılınan namaz akabinde önlerinde Sakalı şerif ve Sancak'ı şerif olduğu halde alimler ve şeyhler heyeti tekbir ve tehlil ile müminlerin kalplerine ruhani hazlar saçarak Büyük Millet Meclisinin kapısına varılmış, Kapı'da güzel bir dua ile kurbanlar kesilmiş ,akabinde herkes içeri girip Sancak'ı şerif ve sakalı şerif büyük bir saygı ile başkanlık kürsüsünün üstüne konulmuş, camide okunmakta olan hatmi şerif ve Buhari Şerif'in son kısımları uğur getirmesi için meclis binasında tamamlanmış halin ve zamanın gereklerine uygun bir dua ile Sinop mebusu Şerif Bey reislik mevkiine çıkarak Büyük Millet Meclisini açmıştır.
Meclisteki vekiller, Mustafa Kemal Paşa dahil "hilafet ve saltanat ile vatanın ve milletin kurtuluşu ve istiklalinden başka maksat gütmeyecekleri"'yemin etmişlerdir. TBMM nin ilk işi Halife Padişah'a sadakat arz eden bir bildiri yayımlamak olmuştur. Padişaha sadakat arz edenler çok kısa süre sonra Padişah'ı hainlikle suçlar hale gelmiştir.
Meclisteki vekiller, Mustafa Kemal Paşa dahil "hilafet ve saltanat ile vatanın ve milletin kurtuluşu ve istiklalinden başka maksat gütmeyecekleri"'yemin etmişlerdir. TBMM nin ilk işi Halife Padişah'a sadakat arz eden bir bildiri yayımlamak olmuştur. Padişaha sadakat arz edenler çok kısa süre sonra Padişah'ı hainlikle suçlar hale gelmiştir.
CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Darbe ile devrimin farkı nedir?
Cumhuriyet neden milletvekillerinin geniş katılımı ile değil de darbe şeklinde ilan edildi?
Devrimler Türkiyeyi ileri mi götürdü,geri mi? Böyle zorlayıcı, baskıcı bir süreç olmasaydı Türkiye daha müspet bir seyir içinde olabilir miydi?
Milli Mücadelede halk desteğini ve yaşatıcı değerlerimizi arkasına alarak zafere ulaşan yönetim Cumhuriyet'ten sonra neden halka ve köklü değerlerimize sırt çevirdi?
Cumhuriyet meşruti Osmanlı rejiminden daha ileri, demokratik bir rejim olarak mı ortaya çıkmıştır?
Anayasa ile korunan Devrim Kanunları ve Demokrat partinin çıkarttığı koruma kanunu var olduğu sürece bu sorular içtenlikle cevaplanabilir mi bilmiyoruz.
Cumhuriyet neden milletvekillerinin geniş katılımı ile değil de darbe şeklinde ilan edildi?
Devrimler Türkiyeyi ileri mi götürdü,geri mi? Böyle zorlayıcı, baskıcı bir süreç olmasaydı Türkiye daha müspet bir seyir içinde olabilir miydi?
Milli Mücadelede halk desteğini ve yaşatıcı değerlerimizi arkasına alarak zafere ulaşan yönetim Cumhuriyet'ten sonra neden halka ve köklü değerlerimize sırt çevirdi?
Cumhuriyet meşruti Osmanlı rejiminden daha ileri, demokratik bir rejim olarak mı ortaya çıkmıştır?
Anayasa ile korunan Devrim Kanunları ve Demokrat partinin çıkarttığı koruma kanunu var olduğu sürece bu sorular içtenlikle cevaplanabilir mi bilmiyoruz.
TARİKATLAR ÜZERİNE ÖN HAZIRLIK MI?
Diyanet işleri başkanlığı gündemde bulunan Uşşaki Tarikatının şeyhi diye kendini tanıtan şahısla alakalı açıklama yapabildi. Bu kişi, geçmişteki siyasi bağlantıları nezdinde iktidar partisinin adamlarını şoke etti. Bir çokları sosyal medyadaki kanıtları sildi ve sessizliğe büründü. İki tarafta bu diyalogdan memnundu.Ta ki olay patlak verdi. Bir yerde maneviyat kisvesi altında maneviyatı kullanan diğer tarafta siyasi güç için bu tipleri kullananlar. Kaybedeni ise saf bir duygu ile bu tiplere bağlananlar. Bu şekilde geçmişte onlarca örnek varken, bu toplum yenilerini de yaşayacak.100 yıl önce dergahlar işlevlerini yitirdikleri için kapatılmıştı. Bu kötü örnekler belki o günlerde de var idi. Bugün iletişimin gelişmesi "Tarikatta yol kesici" denilen manevi eşkıyaları tanıtmakta yararlı olsa da nihayetinde İslam zarar görmekte, yolun gerçek erlerine zül gelmektedir. Günlük hayatımızdan şeriatın kalktığı gibi, tarikatlarda kalkacak gibi.
3 Eylül 2020 Perşembe
İMTİHANSIZ ÜNİVERSİTEYE GİRMEK
Doktor Yücel Yalçın anlatmıştı:Türkiye'de üç lisenin mezunları, istediği fakülteye imtihansız girmekte idi. Biri Adana Erkek Lisesi, diğeri Kabataş erkek lisesi,diğerini hatırlayamadım. Bu liselerinin eğitiminin kalitesinden dolayı bu işlemler yapılmakta idi. Adana Erkek Lisesinden mezun olan 23 arkadaş İstanbul'a gittik.Bize dendi ki "O uygulama kaldırıldı.artık bu üç lisenin mezunları da imtihana girecek".Şaşırdık, sabahleyin imtihana girdik. Bize 400 soruyu ihtiva eden bir kitapçık verdiler. Öğleden önceki bu imtihanda 23 arkadaşımızın tamamı dört yüz soruya da doğru cevap vermişti.Öğleden sonraki imtihanda ise 300 soru sorulu imtihan yaptılar. 22 arkadaşımız 300 soruya doğru cevap vermiş birisi ise 298 doğru cevap verip iki soruya cevap vermemişti. Merak ettik kim diye? o arkadaşı bulduk. Niçin iki soruyu cevaplamadın dedik. O da "Lan sigaraya sıkıştım. Varsın iki soru eksik kalsın diye cevaplamadım, verip sigara için dışarı çıktım. dedi
Eğitimin kalitesi bu idi.
Eğitimin kalitesi bu idi.
TÜRKAN SAYLAN
Doktor Yücel Yalçın anlatmıştı. Türkan Saylan benden iki yıl önce Tıp fakültesine başlamıştı. Eğitimi esnasında omirilik veremine yakalandı sürekli yatakta yatması gereken bu hastalık esnasında yünden patik v.s örerek geçimini temin etti. Ben Tıp Fakültesini birinci,Türkan ise ikinci bitirmişti. Birinci olmam nedeniyle Doktorluk yeminini ben okudum. Dokuz tane ordinaryüs profesör huzurunda ben yemini okurken Türkan ağlamaya başladı hıçkırarak boynuma sarıldı. Prof heyeti içinde üç prof da ağlamaya başlamıştı
CİNSEL İSTİSMAR HABERİ
Bir Tarikat lideri ile alakalı olarak "mal bulmuş kıpti" gibi, İslamla sorunu olanlar, cinsel istismar konusu tutuklanan zevatın haberlerini keyifle verirken bir başkası "Görüyor musunuz, Atatürk niçin tarikatları yasakladı". diyor. Biliyorlar ki Kanunla yasaklanmasına rağmen bu ülkede tarikat ve tasavvuf gerçeğini bitiremediler.
Her maddenin sahtesi ve gerçeği vardır. Gerçek bir kıymet ifade ettiği için sahteleri ortaya çıkar. Bu işte ölçülerden biri de, tarikat adına ortaya çıkanların medya ile diyaloglarıdır. Medyada sık gözüken ve siyasal açıklamalar yapanlar bu işlerde kuşkuyla karşılanması gerekenleridir.
Uşşaki tarikatı lideri diye lanse edilen bu zevatın Uşşaki Tarikatının liderliğini kim vermiştir. Bu ünvanı o şahsa malum basın vermektedir. Hasan Hüsameddin Uşşaki hazretlerinin kutlu yolunu devam ettirenler mevcut olup onları basında göremezsiniz. Görünenler sahteleridir. Bir de bu tür haberlerde basının haberi ile kişi hakkında hüküm vermemek gerekir. Dikkatli bir şekilde hadiseye yaklaşmak gerekir.
Her maddenin sahtesi ve gerçeği vardır. Gerçek bir kıymet ifade ettiği için sahteleri ortaya çıkar. Bu işte ölçülerden biri de, tarikat adına ortaya çıkanların medya ile diyaloglarıdır. Medyada sık gözüken ve siyasal açıklamalar yapanlar bu işlerde kuşkuyla karşılanması gerekenleridir.
Uşşaki tarikatı lideri diye lanse edilen bu zevatın Uşşaki Tarikatının liderliğini kim vermiştir. Bu ünvanı o şahsa malum basın vermektedir. Hasan Hüsameddin Uşşaki hazretlerinin kutlu yolunu devam ettirenler mevcut olup onları basında göremezsiniz. Görünenler sahteleridir. Bir de bu tür haberlerde basının haberi ile kişi hakkında hüküm vermemek gerekir. Dikkatli bir şekilde hadiseye yaklaşmak gerekir.
1 Eylül 2020 Salı
ALİ BABACANIN HASTALIĞI
Bugünkü haberlerde Deva partisi Genel Başkanı Babacan'ın Covid virüsü nedeniyle hastahaneye yatacağını öğrenmiş bulunmaktayız. O kadar şüpheci olduk ki geçmişte Ecevit'in uzayan hastahane tedavisi arkasında karanlıkta kalmış hususları, Özal'ın kalp krizi geçirme ve akabinde yaşadığı karanlık olayları düşündüğümüzde babacan yatacağı hastahanede güvende olmayabilir. Kanaatimce yurt dışındaki bir hastahanede yatması tavsiye olunabilir.
İKTİDAR PARTİSİNİN TEŞKİLAT BAŞKANI ARAYIŞI
Tüm ilçe teşkilatının istifa ettiği Diyarbakır vilayeti için il başkanlığı sosyal medya aracı ile duyuru yapıp Teşkilatta görev almak isteyenlerin fotoğraf ve özgeçmişlerini talep etmiştir. Bir iktidar partisinin hele hele ideolojik amaçlı bir partinin teşkilat üyesini bu şekilde araması düşündürücü. Para gücü ile reklam ve organizasyon yaptırıldığını bilmekte idik. Dürüm dağıtarak siyasi parti mitinginin yapıldığına şahit olduk ve bu tavrın Genç parti için %5,5 oranında oy aldığına da şahit olduk. İktidar partisinin afiş ve el ilanlarının ücretli bir şekilde parti dışındaki profesyonel kişilere yaptırıldığını görmüştük. Medyada ilanla aday arayışları ise enerjinin bittiğini göstermektedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)