22 Eylül 2022 Perşembe

RÜYALAR BİLGİ KAYNAĞI OLABİLİR Mİ?

 Rüyalar Bilgi Kaynağı Olabilir mi? İslâm’da üzerinde ittifak edilen bilgi kaynakları üçtür: Doğru nakil, sâlim akıl ve tecrübe (duyular yoluyla elde edilen müsbet bilgi). Rüyaların -özellikle bir hükme medâr olacak şekilde- bir bilgi kaynağı olarak görülmesi zâhir ulemasına göre mümkün değildir.Mütekellimîn, muhaddisîn ve fukahâ rüya ile dinî bir hükmün sabit olmayacağı konusunda müttefiktir. Dinin esası ve ahkâmla ilgili olmayan konularda, rüya sahibinin kendi rüyasından yararlanabileceğini söyleyen bazı hadisçiler ise rüya ile bağlayıcı bir hüküm sabit olmayacağı gibi, hadis rivayet ve tashihinin de caiz olmadığı görüşündedirler.

Tasavvufî hayatta rüyalar çok merkezî bir rol oynar. Sufîlere göre rüya marifet ve hikmet kaynağı olabilir; sahibini irşad eder ve uyarır. Rüyalar seyr ü sülûkün önemli bir parçasıdır ve mürşidin öncelikle görevlerinden biri müridinin gördüğü rüyayı tabir etmektir. Rüyayı, bilgi yollarından biri kabul eden sûfîlerin bir kısmı daha da ileri giderek, rüyada hadis alınabileceğini veya tashih edilebileceğini iddia ederler. Aralarında Ebu Talib Mekkî, İbn Arabî, Konevî, İbn Hacer Heytemî ve Aclûnî gibi bilginlerin bulunduğu tasavvuf ehli, hadis rivayetinde rüyanın bilgi kaynağı olduğu görüşündedir. Bazı sûfî müellifler de eserlerini Resûl-i Ekrem’den aldıkları talimatla yazdıklarını ileri sürmüştür. Kaynaklarda bazı sûfîlerin virdlerini rüyada Hz. Peygamber’den aldıkları belirtilir. Muhyiddin İbnü’l-Arabî,  Muharrem’inde Dımaşk’ta Hz. Peygamber’i rüyasında gördüğünü, onun kendisine bir kitap uzatarak, “Bu Füsûsu’l-Hikem’dir, bunu al ve halkın faydasına sun.” dediğini, bunun üzerine kitabı alıp fazlasız ve noksansız halka sunduğunu ifade eder. Rüyaları uykuda mazhar olunan keşifler olarak gören Gazzâlî onlara bilgi kaynağı olarak önemli değer verir. Aynı şekilde Kuşeyrî rüyayı bilgi edinme yollarından birisi olarak değerlendirir. Sühreverdî ise insanın iç dünyasının nefsanî hevâ ve isteklerden, dünya sevgisinden temizlenmesinin, kin ve hasetten arınmasının sadık rüya görmeyi sağlayan bir temizlik olduğuna dikkat çeker. Rüyanın bir bilgi yolu olmakla beraber yorumunun mürşid tarafından yapılması gerektiğinin üzerinde durur. Rüyaya verilen büyük öneme karşın onu esbâb-ı ilimden saymayan sûfîler de vardır. Bazı tarîkatlerde “rüyâyı bırak ru’yete bak” anlayışı hakimdir. Hatta bazıları rüyaya “uyku pisliği” demişlerdir. Kur’an ve sünnetin çizdiği çerçevenin dışına çıkmayan büyük sûfîler zâhire zıt olan her bâtının bâtıl olduğunu söylemişler ve bu ölçü ile hareket edebilmek için gönüllerine doğan vâridâtın sağlamasını yapmadan söylememeyi prensip olarak kabul etmişlerdir. Ebu Süleyman Dârânî bazı keşfî bilgiler kırk gün kalbini sardığında iki şahit olmadan onların gönlüne girmesine izin vermediğini söyler. Onun ifadesi ile o iki şahit Kur’an ve sünnettir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder