Madde ile mânâ arasındaki makası açan modernizm, insanı tek kanatlı bir varlık kılmıştır. Modern insan, kalp gözü olmayan kalbinden sürgün insandır, vicdanın, müteâl duyguların kendisine oturmadığı bir makinedir. Tabiata daha çok hükmetmeye kilitlenen, çıkarı, başarıyı tek hedef bilen, ölüm dahi olsa hedefe giden her yolu mübah gören… Günümüzün manşetlerinden düşmeyen ekolojik facialar; kimyasal silahlar gerçeği; savaşın içinde kırılan ülke ve insanlar… Şiddet ve öldürme Kabil’den beri var ama bugün böylesi bir öldürücülüğün, modernizmin “değer”sizliği ile ilgili olduğu da bir gerçektir. İnsanın ruhî ve maddî olmak üzere iki tarihi vardır. Ruhî gelişimine dikey, maddî gelişimine ise yatay tarih denir. Dikey tarih diğer bir ifade ile enfüsî tarih, insanın manevî olarak tekâmülüne işaret eder. Yatay tarih yahut âfâkî tarih ise onun bu tecrübeyi yaşayacağı doğum ve ölüm arasında verdiği vesikalık fotoğrafı gösterir. Geleneğin inşa etmiş olduğu toplum ve tarihlerde insanın manevîliği merkeze alınmış, maddîliği buna bağlı olarak belirlenmiştir. Üstelik insanın dikey tarihi, hamlıktan olgunluğa doğru seyretmekle salt kendisinde sınırlı bir eylem olarak kalmamıştır. İnsanın içinde gerçekleşen dönüşüm ve olgunlaşma, doğal olarak davranışlarına ve ortaya çıkardığı şeylere akseder. Fiillerin iyi olması faillerin olmasına bağlıdır. Bu sebeple ananevî anlayış, kişinin dikey tarihinin olmasını merkeze almış ve buna göre insanın “iç”ten eğitilmesini esas almıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder