20 Temmuz 2026 Pazartesi

ALLAH'A VERİLEN SÖZ

iBRAHİM eTHEM HAZRETLERİ HAC ESNASINDA TAVAFTA İKEN GÜZEL YÜZLÜ BİR GENÇLE KARŞILAŞTI..Güzelliği vecemali insanları hayrete düşürmekte idi.İhrahim ethem o gence bakarak ağlamaya başladı.Arkadaşlarınadn birisi "Biz Allah7ın kullarıyız ca O'na dneceğiz"(Bakara 156) .Şüphe yokki şeyhin gönlüne gaflet düştü.dedi.Sonra : "Efendim ağlamanın karıştığı bu bakış nedir?" dedi.Hazret şöyle cevap verdi: " Kardeşim ! Ben Allah'a asla bozmaya muktedir olamayacağım bir söz verdim.Yoksa o genci yanıma yaklaştırır, ona selam verirdim.Çünkü o benim biricik oğlum ve gözümün nurudur.Ben onu küçükken terk edip Allah Teala'ya kaçmak/koşmak üzere vatanımdan çıktım.İşte gördüğün gibi o büyümüş , delikanlı olmuş,hacca gelmiş. Ben ise Allah içinh terk ettiğim bir şeye tekrar dönmek hususunda Allah'tan utanırım." dedi ardından şu şiiri söyledi:

Sevdan uğrunda bütün bir halkı terk ettim/Seni görmek için çoluk çocuğu yetim bıraktım.

Sevgi konusunda beni lime lime etip parçalasan/ Artık bu gönül senden başkasında sükun bulmaz / karar kılmaz 

19 Temmuz 2026 Pazar

RABİATÜL ADEVİYYE

 Bir gün hastalanmıştı.Ona hastalığının sebebi sorulunca : Cennete baktım.Rabbim beni tedip ve bana sitem etti.Bu sitemden dolayı bu hastalığa tutuldum" dedi.

PEEYGAMBER SAV 'E SADAKA VERMEK HARAMDIR

 Hz.Peygamber sav ve ailesine sadaka vermek haram kılınmıştır.Ç ünkü sadaka, sadakayı veren kişinin verdiği kişiye merhamet etmesinden kaynaklanır. Allah Teala  Nebisi sav kendisinden başkasının merhamet etmesini istememiştir. 

Bazıları selavat içinde VERHAM MUHAMMEDEN (Muhammed'e rahmet eyle) denilmesini edebe uygun görmezler.Çünkü, rahmet , ayıplanıp azarlanan bir şey sebebiyle olur.

Hz.Peygamber SAV in pak ruhuna fatiha okunmasını İmam Şafii ve arkadaşları men etmişlerdir.Çünkü asilerin ruhlarına fatiha okumak adet olarak süre gelmiştir.Öyleyse rahmet dileyerek dua etmekte küçük görme bulunduğu halde böyle dua edildiği zama npeeygamberlerin ruhlarıyla asilerin ruhları eşit tutulmuş olur.

Ebu Hanife ve arkadaşları peygamberlerin ruhlarına fatiha okumayı caz görmüşlerdir.Çünkü Hz.Peygamber sav bazı peygamberlere Allah'dan rahmet dileyerek dua etmiştir."Allah kardeşim Musa'ya rahmet etsin.Allah, kardeşim Lut'a rahmet etsin" diye dua etmiştir. Yine namazda iki secde arasında "Allah'ım beni bağışla ve bana rahmet eyle" diye dua etmiştir.

Namazda ve diğer hallerde Hazret-i Peygambere Selavat getirmek selavat getiren kimsenin Hz.Muhammed sav e gıyabda dua etmesidir.

SELAVAT GETİRMEK

 Efendimiz sav'in bedeni çürüyüp toprak olmaktan korunmuştur.Berzah hayatıyla diri ve canlıdır.Efendimiz sav in şu hadisi buna delalet eder: " Allah'ın gezici melekleri vardır.Bana ümmetimin selamlarını ulaştırırlar" Başka bir hadis-i şerifde de şöyle buyurmuştur: "Bir müslüman bana salat ve selam getirince , Allah ruhumu bana iade eder ve ben o selama karşılık veririm".Gece ve gündüz bu varlık aleminde Cenab-ı Peygamber'e salat ve selam getirilmeyen bir an yoktur. Efendimizin ruhu bedeniyle irtibatlıdır.Bir kimse bu mübarek ruhun sahibine selam ettiğinde , o kendi mekanında olduğu halde , o kimsenin selamına mukabele eder.

Namazda szon teşehüdde salavat getirmek Ebu Hanife ve İmam Malik7e göre sünnet; İimam Şafi'ye göre namazın caiz olması için şarttır.İmam Ahmed b.Hambel'e göre ise rukündür. Bu durumda İmam Şaf2i ve imam ahmed b.Hambel7e  göre kasden veya sehven salavatı terk edilse namaz batıl olur.Efendimiz sav buyurmuştur: "Namazda bana selavat getirmeyenin namazı yoktur" 

Salat ve selamların bazı önemli yer ve zamanları ardır:

1- Kişi ezanda Peygamber7in ismi şerifini işittiğinde selavat getirmelidir.

Ebu Bekir sıddık hazretleri,mescidde otururken Bilal Habeşi r.a ezan okumaya başladıEŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RASULULLAH denildiğinde iki el baş parmağının tırnaını gözlerin koyup KURRETÜ AYNİ BİKE YA RESULALLAH  (Gözümün aydınlığı seninledir ya Resulallah) dedi. Bilal ezanı bitirince Efendimiz sav  Ey Ebubekir , her kim senin yaptığını yaparsa Cenab-ı Hakk onun eski ve yeni günahlarını bağışlar, ister kasten ve ister hata ile işlediği günah olsun , fark etmez" buyurdu.

2- Ezandan sonra 

3- Abdeste başlarken salavat getirmeli

4- Kişi camiye girerken  ve camiden çıkarken salavat getirmeli

5-Caminin yanından geçerken, yahut gözücamiye ilişince,

6- Namazın son teşehhüdünde 

7- Duadan önce veduadan sonra

8- Cenaze namazının ikinci tekbirinden sonra,

9- Cuma hutbesinde salavat getirmenin hükmü imamlar arasında ihtilaflıdır.

10- Sabah ve akşam onar kere salavat getirilmelidir.

11-Sabah ve akşam namazından sonra yüzer kerre selavat getirilmelidir.

12- Kur'an hatmedildikten sonra

13- Münferid ve toplu zikirden önce selavat getirilmelidir.

14- Her önemli işe başlarken

15- Şaban ayının günlerinde ve gecelerinde

16- Cuma günü ve gecesi 

17- Bir vasıtaya binerken de selavat getirilmelidir.Oturuncada selavat getirilmelidir.

18- Mekke yolunda selavat getirilmelidir.

19- Kişi hacerül esvedi istilam ederken

20- Safa ve merve tepelerinde

21-Telbiyeyi bitirdikten sonra selavat getirilmelidir.

22-Müzdelifede vakfe zamanında selavat getirilmelidir. 

23- Medine yolunda salavat getirilmelidir

24- Medine görününce selavat getirilmelidir

25- Ravzai mutahharada dolaşırken

26- Peygamber sav in mübarek kabrine gğönelirken

27-Peygamber kabri ile mimberi arasında çokca,

28- Cenab-ı Peygamber sav in adı anıldığında

29-Hadis dersine başlarken

30- Vaaz ve nasihate başlarken

31-Mühim bir iş görüldüğü ve kaygı-tasa giderildiği zaman

32-Günahlarının bağışlanması ve keffareti talep edildiği zaman

33- Uyurken ve uykudan kalkıldığında,

34- Çarşıya ticaret için gidildiğinde

35-Müslümanlarla musafaha ederken

36- Yemeğe başlarken

37- Yemeğin sonunda,

38- Bir meclisten kalkarken

39- Bazılarına göre aksırınca

40- Kulak çınladığında 

41- Nikah hutbesinde 

42- Gül koklandığında 

43- Efendimiz hatırlanınca 

44- Unuttuğu bir şeyi hatırlamak için


 

SAİD B.CÜBEYR

 Hicrî 94 (713). Irak’ın en güçlü adamı Haccâc b. Yûsuf, Kûfe ile Basra arasında kurduğu karargâh şehri Vâsıt’ta atına binmek üzere ayağını üzengiye koymuştu. Önünde, zincire vurulmuş yaşlı bir âlim duruyordu. O anda Haccâc ölüm emrini soğukkanlılıkla verdi: “Vallahi, senin cehennemdeki yerini hazırlamadıkça atıma binmeyeceğim. Şunun boynunu vurun.”

Emir yerine getirildi. Boyun vuruldu. Kırk gün sonra Irak’ın o yenilmez valisi geceleri uykusundan sıçrayıp kendi ölümü için yalvaracaktı. Öldürülen adamın adı Said b. Cübeyr’di. Onun hikâyesi, iktidarın öldürebildiği ama satın alamadığı, boyun eğdiremediği bir vicdanın hikâyesidir. Dahası, İslâm siyaset düşüncesinde iktidarın hangi ölçüyle sınırlandırılacağı sorusuna yöneltilmiş en sarih itirazlardan birinin hikâyesidir.

KÖLELİKTEN İLMİN ZİRVESİNE

Said hür doğmamıştı. Mekke’de, Benî Esed’e bağlı bir ailenin âzatlısıydı; Habeş asıllı, siyahî bir köle olarak dünyaya gelmişti. Vahyin ışığında oluşan toplumsal düzen onu doğduğu yerden alıp ilmin en yüksek mertebelerine taşıdı. Çocuk yaşta Abdullah b. Abbas’ın ders halkasına katıldı. O kadar öğrenme iştiyakı vardı ki, yazacak malzemesi tükendiğinde duyduğu hadisleri avucuna, hatta ayakkabısına not alıyor, daha sonra bunları sahîfelere kaydediyordu.

Kur’an tefsirinin en büyük otoritelerinden kabul edilen hocası İbn Abbas gözlerini yitirince kâtipliğini üstlendi. En çok hadis rivayet eden ve en çok fetva sorulan sahâbîlerden Abdullah b. Ömer, miras hukukuna dair soruları ona havale ederdi. Kıraatte de otoriteydi. Tâbiîn neslinin önde gelen birçok ismi onun talebesi oldu. İslâmî ilimlerin ana damarlarından biri artık bu eski kölenin elinden geçiyordu. Çağdaşlarının ona “âlimlerin başı” demesi boşuna değildi. İmam Ahmed b. Hanbel’in şu sözü de bunu gösterir: “Said b. Cübeyr öldürüldü; yeryüzünde onun ilmine muhtaç olmayan kimse kalmadı.”

Fakat Said’i farklı kılan yalnız ilmi değildi. Hiçbir siyasî veya itikadî kampın adamı olmadı. Sonraki Şiî kaynaklar, Ehl-i beyt’e duyduğu sevgi ve Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn ile görüşmesi sebebiyle onu kendilerinden saydı. Oysa o, müstakil bir müctehiddi. Bu fikrî bağımsızlık, iktidar karşısındaki duruşunun da temelini oluşturdu. Kendi aklıyla hükmeden, sözünü esirgemeyen bir âlim, zulmü yargılamak için de başkasının iznini beklemezdi.

İKTİDARIN DEĞİŞEN MANTIĞI

Said’in iktidarla ilişkisi baştan sorunlu değildi. Haccâc Irak valisi olduğunda onu Kûfe’ye kadı ve imam tayin etti. Halife Abdülmelik de ondan bir tefsir yazmasını istedi ve Said ilk düzenli tefsirlerden birini kaleme alıp gönderdi. Kaynaklara göre bu görevleri, toplumu ıslah etmek ve zulmü içeriden sınırlamak ümidiyle kabul etmişti. Bu bile dönemin siyasî gerçekliğini göstermeye yeter.

Umut uzun sürmedi. Said bir mevâlîydi, yani Arap olmayan bir Müslüman. Yargıçlık ve imamlık fiilen Araplara mahsus sayıldığından Emevî taraftarları bir mevâlînin o makamda oturmasına tahammül edemedi; Haccâc onu kadılıktan aldı, ama görüşü alınmadan hüküm verilmeyen bir danışman olarak yanında tuttu. Yönetim, mevâlînin bilgisine muhtaçtı ama eşitliğine tahammül edemiyordu. Bu bile Peygamber’in ve Râşid halifelerin uygulamasından açık bir kopuştu. O dönemde âzatlı bir köle orduya kumanda edebiliyor, mescidde ezan okuyabiliyordu.

Bu kopuş bir kişinin tercihi değil, yeni bir iktidar anlayışının sonucuydu. Peygamber’den sonra halife ümmetin istişaresi ve hür biatıyla belirleniyordu. Muâviye’nin oğlu Yezîd’i veliaht ilan etmesiyle bu ilke terk edildi ve hilâfet babadan oğula geçen bir saltanata dönüştü. Bedeli ağır oldu. Hz. Hüseyin Kerbelâ’da katledildi, Medine yağmalandı, Mekke mancınıklarla dövüldü. Yezîd’in ölümünden sonra Abdullah b. Zübeyr, yönetimin bir hanedanın mülkü değil ümmetin tercihi olduğu iddiasıyla Mekke’de hilâfetini ilan etti ve İslâm beldelerinin büyük kısmı onu tanıdı.

Emevîler bu iddiaya orduyla cevap verdi. Abdülmelik b. Mervân önce Irak’taki rakiplerini ezdi, ardından Haccâc’ı Mekke’ye gönderdi. Haccâc kutsal şehri yeniden kuşatıp mancınıklarla dövdü ve hicrî 73’te (692) İbnü’z-Zübeyr’i öldürttü. Devlet yeniden tek elde toplandı; fakat bu, eski ilkenin ihyası değil, tasfiyesinin tamamlanmasıydı. Artık belirleyici olan ümmetin rızâsı değil, kılıcın hükmüydü. Ortaya çıkan düzen, Suriye ordusuna dayanan ve kendisini sorgulatmayan bir iktidardı. Düzenin kalbi ise artık Şam’da atıyordu. Irak fethedilmiş bir taşra gibi yönetiliyor, bu tahakkümün demir yumruğunu Haccâc temsil ediyordu.

Bu tahakkümün altında daha derin bir kırılma vardı. Fetihlerle İslâm’a giren Arap olmayan kitleler hukuken Müslüman sayılsalar da fiilen eşit kabul edilmiyorlardı. Devlet gelirleri azalınca Haccâc, Müslüman olmuş mevâlîden bile cizye almaya devam etti. Dahası onları ordugâh şehirlerinden çıkarıp yeniden köylerine gönderdi. İslâm’ın vaat ettiği eşitlik, hazinenin ihtiyaçlarına feda ediliyordu. Said’in itirazı bu yüzden yalnız ezilen bir toplumsal kesimin değil, din adına üretilen meşruiyeti sorgulayan hür bir vicdanın da sesiydi.

Bir üçüncü güç alanını ordugâh şehirlerinin kurrâ ve fakihleri oluşturuyordu. Henüz devletin maaşlı memurları hâline gelmemiş bu âlimler, toplumun ahlâkî önderliğini temsil ediyor ve saltanatın dünyevileşmesine giderek daha güçlü itiraz ediyorlardı. Said b. Cübeyr tam bu üç çizginin, yani Irak’ın siyasî direnişi, mevâlînin eşitlik talebi ve hür âlimin iktidarı vahyin ölçüsüyle yargılama iddiasının kesiştiği yerde duruyordu. Onu çağının vicdanı yapan da bu üç damarın birleşmesiydi.

İTAATİN SINIRI

Said’i nihayet iktidarın karşısına geçiren şey, bu tablonun toplamıydı. Hocası Abdullah b. Ömer’in tutumu, bu kararın ağırlığını gösterir. Hz. Ömer’in oğlu, ihtiyatıyla tanınan ve iç savaşlardan özenle uzak duran bu sahâbî, ömrünün sonunda Haccâc’a karşı savaşmadığı için büyük pişmanlık duyduğunu söylemişti. En temkinli vicdanın bile sustuğu için hayıflandığı bir zulüm karşısında Said, konuşmayı ve karşı durmayı seçti. Bu, başıboş bir isyan değil, zulüm karşısında susmayı vicdanına sığdıramayan bir âlimin tercihiydi.

İmkân beklenmedik yerden doğdu. Haccâc, Kinde krallarının soyundan gelen kumandan Abdurrahman b. Muhammed b. el-Eş’as’ı kırk bin kişilik bir orduyla Zünbil üzerine sefere gönderdi. Kumandan, kış yaklaşması nedeniyle harekâtı durdurmak isteyince Haccâc’ın seferi zorla sürdürme emri ve aşağılayıcı mektupları valinin sertliğinden bunalmış orduyu isyana sürükledi. İbnü’l-Eş’as askerlerini önce Haccâc’a, ardından halifenin kendisine karşı ayaklandırıp Irak’a yürüdü. Kûfe ve Basra’nın âlimleri, kurrâsı ve mevâlîsi de ona katıldı.

Bu, sıradan bir askerî başkaldırı değildi. Asıl dikkat çekici olan, İbnü’l-Eş’as’a verilen biatın muhtevasıdır. Askerler önce yalnızca “Haccâc’ı Irak’tan söküp atana kadar savaşmak” üzere biat ettiler. Ardından bu biat, “Allah’ın Kitabı ve Peygamber’in sünneti üzere dalâlet imamlarını azletmek” şeklinde derinleşti. Talep artık bir kişiyi değil bir ölçüyü esas alıyordu. İktidar, Kitap ve sünnetle kayıtlıdır ve dolayısıyla bu ölçüden sapan yönetici azledilebilir. İlim ehli topluca, hükümdarın kendisini haklı ilan etmesini yeterli görmedi. Onun dinin temel ölçülerinden uzaklaştığına hükmetti. Zulmün ne olduğuna karar verme yetkisini iktidar değil, vahyin ölçüsüne bağlı hür vicdan kendinde görüyordu. Hareket, hicrî 82’de (701) Kûfe yakınlarındaki Deyrülcemâcim ovasında bastırıldı.

Bu ayaklanmanın bastırılması, aynı zamanda büyük bir imkân ve fırsatın da yenilgisi anlamına geliyordu. Said’le aynı safta savaşan Âmir eş-Şa’bî çağının en tanınmış Kûfeli fakihlerindendi. Bozgundan sonra Haccâc’ın huzurunda pişmanlık dileyip affedildi ve eski itibarını yeniden kazandı. Said ise barışmadı. Hayatta kalmayı değil, doğru bildiği sözü korumayı seçti ve yıllar sonra bunun bedelini başıyla ödedi. Haccâc’ın affı zaten bir şarta, isyan ederek dinden çıktığını itiraf etmesine bağlıydı. Haccâc, itiraf edeni bağışlıyor, reddedeni ise öldürüyordu. Sistem, âlimi fikirleri yüzünden değil, bu itirafı reddettiği için cezalandırıyordu. Sonraki yüzyıllarda hangi yolun makbul sayılacağını büyük ölçüde hayatta kalanlar ve iktidarla uzlaşanlar belirledi. İtiraz tümüyle susmadı; ama biçim değiştirip etkisini yitirdi. Zalim yöneticiye “hak sözü” söylemek bir fazilet olarak anılmayı sürdürdü; fakat o sözü bağlayıcı kılacak yaptırım, yani yöneticiyi hesaba çekme ve gerekirse azletme hakkı, adım adım geri çekildi. Denetim bir yetki olmaktan çıkıp bir öğüt ödevine indi; zamanla, zulüm de işlese fiilen galip gelen iktidara itaat bir erdem sayıldı. Said b. Cübeyr’in trajedisi bu yüzden aynı zamanda, vicdanın iktidarı yargılama hakkının nasıl adım adım bir denetim yetkisi olmaktan çıkarıldığının tarihidir.

Ama bu susturmanın sebebi yalnız Haccâc’ın kılıcı değildi. Said ve arkadaşlarının ortaya koyduğu ölçü açıktı. Ne var ki bu ölçüyü sürekli işletecek bir usul geliştirilemedi. Böyle bir usul olmayınca yöneticiyi hesaba çekecek bir merci de oluşmadı. Sapmayı tespit edip azli yürütecek kurumsal mekanizmalar da kurulamadı. Böyle bir düzende doğal olarak itiraz ile boyun eğme arasında neredeyse hiçbir orta yol kalmaz ve her ihtilaf kolayca bir ölüm kalım meselesine dönüşür. Sonuçta ikisi de kaybeder: Susan vicdan ölçüyü terk etmiş olur, silahlı direniş ise yenildiğinde çoğu zaman savunduğu ölçüyü de beraberinde götürür. İslâm siyaset düşüncesinin en derin açmazı burada yatıyordu. Meşruiyetin ölçüsü vardı. Fakat o ölçüyü sürekli ve barışçıl biçimde işletecek usuller ile onları taşıyacak kurumlar geliştirilememişti.

KAÇMANIN BİTTİĞİ YER

Bozgundan sonra Said, on iki yıl boyunca Haccâc’ın takibinden kaçarak farklı şehirlerde yaşadı: İsfahan, Irak, Azerbaycan ve sonunda Mekke. Bu süre içinde her yıl hac ve umresini yerine getirdi. Mekke valisi değişip yakalanması an meselesi hâline geldiğinde dostları ona bir kez daha kaçmasını söyledi. Cevabı bütün hayatını özetliyordu: “Bu kadar kaçtığımdan ötürü Allah’tan utanıyorum. O’nun kaderinden nereye kaçabilirim?”

Aynı sükûnet teslim edilişine de sinmişti. Vâsıt’ta Haccâc’ın huzuruna çıkarılmadan önce kendisine bir kez daha kaçma fırsatı verildi ve o yine reddetti. Ölüme bu kadar yaklaşmışken bu kadar sakin kalabilmesi, korkusuzluğun değil korkunun yerini bilmenin işaretiydi. O, Haccâc’tan değil Allah’a vereceği hesaptan korkuyordu.

Haccâc’ın huzurunda geçen konuşma iki farklı iktidar ve vicdan anlayışının karşılaşmasıdır. Haccâc önce onu ikna etmeye çalıştı ve kendisine yaptıklarını hatırlattı: “Seni emanetime ortak etmedim mi? Seni vazifeye tayin edip yetkili kılmadım mı?” Bir başka rivayette bunlara mal da eklenir: “Sana yüz bin dirhem vermedim mi?” Mantığı açıktı: Seni ben yükselttim, sana ben verdim; öyleyse bana sadakat borçlusun. Said bütün bunları inkâr etmedi. Her soruya “evet” diye cevap verdi. Öyle ki oradakiler serbest bırakılacağını sandı. Reddettiği şey gördüğü iyilikler değil, o iyiliklerin vicdanını satın alabileceği fikriydi.

Sonunda Haccâc asıl sorusunu sordu: “Neden bana karşı ayaklandın?” Said boyun eğmedi: “Allah emiri ıslah etsin. Ben Müslümanlardan bir adamım. Bazen hata eder, bazen isabet ederim.” Haccâc onu, iki kez halifeye biat edip sonra İbnü’l-Eş’as’ın safına geçmekle suçladı. Said yine geri adım atmadı: “Ben boynumdaki o bey’atin gereğinden ötürü sana karşı çıktım.” Haccâc onu ölümle tehdit etti. Said’in cevabı ise Haccâc’ın elindeki son koz olan ölümü bile bir üstünlüğe dönüştürmesine izin vermiyordu: “Öyleyse ben de annemin bana verdiği adı hak eder, mutlu olurum.”

TARİHİN HÜKMÜ

Hikâye Said’in ölümüyle bitmedi. Kırk gün sonra Haccâc’ın ruhî dengesi bozulmaya başladı. Rüyasında Said’in yakasına yapışıp “Ey Allah’ın düşmanı, beni niçin öldürdün?” dediğini görüyor, uyandığında “Ben Said b. Cübeyr’e karşı ne yapacağım?” diye sayıklıyordu. Şiddetli ağrılar içinde, ölümü dileyerek can verdi. Rivayete göre ondan sonra bir daha kimseyi öldürmeye cesaret edemedi.

Said’in öldürüldüğü yıl, aynı zamanda Medine’nin büyük fakihlerinin de peş peşe vefatı sebebiyle sonradan “fakihler yılı” diye anıldı. Said ise onlardan farklı olarak kendi eceliyle ölmemişti. Said’in mezarı halkın ziyaret ettiği bir yer olurken Haccâc’a mezar olarak tahrip edilmesin diye sapa bir yer seçilmiş, üzerinden su geçirilerek gizlenmişti. Onun ölümünü duyan âlimler rahmet dilememiş; hatta kimi şükür secdesine bile kapanmıştı.

Burada Haccâc’ı yalnızca zalim bir zorba olarak görmek de eksik olur. Devletin resmî kayıtlarını Farsçadan Arapçaya çeviren, para sistemini kuran, hububat ticaretinde tek tip ölçüyü getiren, posta teşkilâtına çekidüzen veren, sulama kanalları açtırıp tarımı canlandıran, etkili hitabeleriyle ün salmış, Kur’an’ı her gece tilavet eden, ona büyük hürmet gösteren, hatta mushafın harekelenmesi ve noktalanması çalışmalarını destekleyen bir idareciydi. Ne var ki Kur’an metninin harflerine gösterdiği bu özeni, onu hayatlarıyla taşıyan kurrâya göstermedi. Aynı el, o hâfızları ölüme yolluyordu; Said de onlardan biriydi. İşte hükmünü ağırlaştıran da budur. Bir yöneticinin başarıları, hatta dindarlığı, onu adaletsizliğin hesabından muaf kılmaz. İcraat meşruiyet satın almaz. İslâm’ın siyasî vicdanı, hizmeti değil adaleti en yüksek ölçü sayar.

Ne var ki bu ölçüyü iktidar karşısında koruyacak kurumlar klasik gelenekte hiçbir zaman geliştirilemedi. Modern anayasal düzenler de özünde aynı arayışın ürünüdür: iktidarı kendi iradesinin değil, kendisini aşan hukukun sınırları içine yerleştirmek. Said’in itirazı bu yüzden yalnız geçmişe ait bir hatıra değildir; ortaya koyduğu mesele, İslâm dünyasının bugün de çözülememiş en temel hukuk ve siyaset meselesidir.

*Mustafa Yeneroğlu, İstanbul milletvekili.

18 Temmuz 2026 Cumartesi

eş-ŞEHİD İSMİ ŞERİFİ

 eş-Şehid ismi şerifinin hususiyeti batıldan hakka dönüştür.Hatta asi ve yaramaz çocuğun veya bu durumda olan bir zevcenin alnından tutulup seher vakti bu isim bin kerre okunsa hali düzelir

EDEP

 "Edep sözün sonu , halin başlangıcıdır.Hak Teala, Hz.Musta sav i önce edeple süsledi , sonra insanlara gönderdi.Nitekim Efendimiz sav buyurmuştur: " Beni Rabbim terbiye etti , terbiyemi de ne güzel eyledi" 

Avam halkın her görünen uzvu  için bir edep vardır. bu edebe uyumazsa helak olur.Havas yani seçkin kulların görünmeyen her uzvu için bir edep vardır.Onlarda buna uymazlarsa helak olurlar.Hassul has/en seçkinlerin ise her hal ve vaktinde ayrı bir edebe riayet etmeleri gerekir.

ER RAKİB ismi şerifi

 er-Rakib isminin özelliği kaybolan şeyleri bulmak, aileyi ve malı korumaktır.Buna göre bir şeyi kaybeden kimse bu ismi çok okur ve kaybettiğini bulur.Anne karnındaki ceninin düşmesinden endişe eden kimse bu ismi yedi kerre okur. Aynı şekilde yolculuğa çıkmak isteyen kimse ailesinin ve çocuklarının başına kötü bir şey gelmesinden endişe ettiğinde eendişe ettiği kişinin boynuna elini koyar ve bu ismi yedi kerre söyler.İinşaallah o kişi bela ve musibetlerden emin olur.

MİSAFİRLER DÖNÜŞ YOLUNDA

Suriyedeki Esat rejimine karşı başlayan 2011-2012 yılındaki hadiselerde, merkezi otoritenin kaybolması üzerine zuhur eden çıkar amaçl örgütler, insardan haraç istemeye başlarlar.Bu aileden biriside Halep'li BEDİNCKİ ailesi.Bu aile , neseben Abdülkadir Geylani hazretleri ile teyze çocukları imiş.Halep içinde camileri,dergahları mevcut olup başlarında Abdülkadir Bedincki ve kardeşi Muhittin buluunmakta iken çetelerin bir hafta içinde 100.000 Dolar vermeleri tehdidi üzerine alel acele eşleri,evli çocukları ile birlikte Türkiyeye geçiş yaparlar veİskenderun Arsuz mıntıkasında bir ev kiralarlar.bir müddet sonra İskenderundaki Mevlana vakfına yolları düşer.Dertlerini anlatırlar.onları 4 yıl misafir ettikten sonra 2016 yılında Mersin7e göçerler,ufak tefek ticaret alışverişi ile geçinmeye başlarlar.Dede Abdülkadir ve Dede Muhittin bir hafta ara ile vefat edip Mersin'e defnedilirler.Sonrasında Suriye'deki sıkıntıların azalması üzerine dönüş kararı verirler.Bugün manası aşağıda olan şu sözleri telefonda arapça olarak söylerler ve türkcesini iletirler.O sözlerin Türkçesi:

SEVDİKLERİM BENİ BAĞLARI KOPARMAYA HÇ ALIŞYTIRMADI; AKSİNE , ŞAYET BAĞLARI KOPARACAK OLURSAM BANA ULAŞACAKLARINI ÖĞRETTİLER" ve bu dizelerin devamı olan şu sözleri ilettiler:

[10:45, 18.07.2026] Muhittin Suriyeli: mam Şafii » Bizzat İşlediğin Fiiller Konusunda Başkalarına Vaaz Eden Kişi

Dize sayısı: 6

Ey bizzat işlediğin fiiller hususunda başkalarına vaaz eden kişi,

Ey ömrü nefes nefes sayılıp tükenen kimse:

Ağaran saçlarını, ona leke sürebilecek her türlü kirden koru;

Zira beyazlık, en ufak bir pislik izini bile hemen belli eder.

Sen, başkalarının giysilerini yıkayan birine benziyorsun;

Oysa kendi cübben pislik ve kirlilik içinde kalmış durumda.

Kurtuluşu arıyorsun ama ona götüren yolda yürümüyorsun;

Çünkü bir gemi kuru toprak üzerinde yol alamaz.

Cenaze tabutunda taşınmak, sana bir zamanlar bindiğin

Katır ve atlara binmeyi unutturacaktır.

Kıyamet Günü'nde ne malın ne de çocukların bir faydası olur;

Kabrin o sıkıştırıcı kucağı ise insana düğün gecesini unutturur.

[10:50, 18.07.2026] Muhittin Suriyeli: Memlûk Dönemi » El-Bur'î » İster haksızlık etsinler ister adaletle davransınlar, onlar sevgilidir

Dize sayısı: 37

İster haksızlık etsinler ister adaletle davransınlar, onlar sevgilidir;

Yüz çevirseler bile, onlardan başka sığınacak kimsem yoktur.

Başka her şeyin bir karşılığını bulabilirim,

Lakin onlar için... bulunacak bir emsal yoktur.

Kalbim onlara duyulan aşkla ağır sınavdan geçse de,

Ben yine de sevgilerine sadık kalır, yaptıklarından hoşnut olurum.

Susuzluğumu gidermek için o iffetli aşk kadehinden içtim,

Ve o tutkunun ta derinliklerinde tatlı bir haz buldum.

Ah, ne çok merak ediyorum; dünya yoldaşları birbirinden ayırırken,

Ve hayatın talihi durmaksızın değişip dönerken...

Bu uzun ayrılıktan sonra o yuva yeniden bir neşe mekânı olacak mı?

Ve o eski güzel günlerimiz bir daha geri dönecek mi?

Ey gittiğin her yere kalbimi de beraberinde taşıyan,

Ve nerede konaklarsan konakla kalbimin içinde yer eden sevgili:

Mahfelerinin içinde yol alan o ruha nazik davran;

O ruh ki, o aşk gününde develerinle birlikte yola çıkmıştı.


UĞURLAR OLSUN BEDİNCKİ AİLESİ.EFENDİMİZ SAV'İN HAMD SANCAĞI ALTINDA BULUUŞMAK DİLEĞİYLE.

Ben bir şey yapmadım.Hak Teala bana yaptırdı.Bundan dolayı rabbime sonsuz teşekkürler.

HIZIR A.S IN ÖĞRETTİĞİ ZİKİR

 Büyüklerden birisi şöyle demiştir: Güneşin doğması yaklaşınca kişi, müsebbat"ı aşereyi (yediişer kerre okunan on şey)okumaya başlar.Bunları Hızır a,s  İbrahim Teymi'ye öğretmiş ve onları Resulullah sav 'dan öğrendiğini söylemiştir.Bunları okumaya devam etmekle değişik bütün zikir ve duaların faziletlerini elde etmiş olur.Bunlar yedişer yedişer okunacak on şeydir:

1- Fatiha suresi

2- Felak suresi

3- nas suresi

4- ihlas suresi

5- Kafirun suresi

6- Ayetül kürsi

7- SÜPHANALLAHİ VELHAMDÜLİLLAHİ VELA İLAHE İLLALLAHÜ VALLAHÜ EKBER,

8- ALLAHÜMME SALLİ ALA MUUHAMMEDİN VE ALA ALİ MUHAMMED VE SELYLİM,

9- ALLÜMMAĞFİR Lİ VELİ VALİDEYYE VE Lİ CEMİİL MÜMİNİNE VEL MÜMİNAT (aLLAH'IM BENİ, ANA BABAMI VE BÜTÜN İMAN ERKEK VE KADINLARI BAĞIŞLA) diyerek istiğfar etmek

10- Yedi kerre  ALLAHÜMMEFAL BİNA VE BİHİM ACİLEN  VE ECELEN FİDDİNİ VEDDÜNYA VEL AHİRETİ MA ENTE LEHU EHLÜN VELA TEFAL BİNA VE BİHİM YA MEVLANA MA NAHNÜ LEHU EHLÜN İNNEKE ĞAFURUN HALİMÜN CEVADÜN KERİMÜN RAUFÜN RAHİM

 Allah'ım! Sen bize ve onlara şimdi ve gelecekte din, dünya  ve ahiret konusunda bizim hak ettiğimizi değil , ey Mevlamız sana yaraşan muameleyi yap.Çünkü sen çok bağışlayıcı , hilm sahibi, cömert, kerem sahibi , son derece şefkatli ve merhametlisin)

Rivayete gör İbrahim Teymi bunları Hızın a.s dan öğrenip okuduktan sonra rüyasında cennete girdiğini gördü , melekleri ve peygamberleri gördü ve cennet taamından yedi .Cennet taamından yediği için de dört ay hiçbir şey yemedi.

HACAMAT YAPTIRMAK

 Yahudiler Efendimiz sav 'e sihir yapıp hastalık/sihrinh tesiri O'nun mukaddes zatına ulaşınca , mübarek başından hacamat  yapılmasını emretti.İşte sihirden zarar gören herkes için hacamat yaptırmak , hikmet gereği ve en güzel tedavi yoludur. 

Bir hnadiste buyrulmuştur: " Baştan hacamat yaptırmak , delilik, baş dönmesi , cüzzam, abraşlık, uyuşukluk , diş ağrısı göz kararması gibi yedi hastalığa şifadır"

Efendimiz sav baş ağrısı ile kendisine gelene "Hacamat yaptır" çbuyurmuştur. Yine ayaklarından şikayet edenlere de " Kına yak" buyurmuştur.

17 Temmuz 2026 Cuma

İKİ OMUZ ARASI

 İnsanın iki omuzu arısnda kuş yuvası gibi siyah bir ben ve alamet vardı.Şeytan fil hortumu gibi uzun hortumuyla insanın kalbine sokar ve vesvese verir.Kişi Allah7ı zikrnedince şeytan hemen hortumunu çeker sinip pusuya yatar.Kalpte zikir nuru hasıl olunca İblis hemen geriye çekilir.

İki omuz arası şeytanın giriş yeri olduğu için Efendimiz sav iki omuzu arasına hacamat yaptırır ve bunu ashabına emrederdi.Şeytanın nüfuz ve müdahalesini zayıflatıp daraltmak için hacamatı Hz.Cebrail tavsiye etmiştir.Hz.Peygamber sav şeytanın vesvesesinden korunmuştur. 

16 Temmuz 2026 Perşembe

KORKU

 Büyüklerden birisi şöyle demiştir."Peygamberlerin korkusu itabdan/azarlanmaktan, evliyanın korkusu hicabdan/perdelenmekten, sıradan halkın korkusu ise azabdandır.

15 Temmuz 2026 Çarşamba

SEYYİDLİK İÇ İN DELİL SORMAK

 Rivayete göre Hz.Ali neslinden fakir bir kadın kızları ile birlikte Semerkand camisine varıp konakladı.Kızlarına yiyecek aramak için dışarı çıktı.Şehrin valisine uğradı.Ona Hz.Ali neslinden olduğunu  söyleyip bir gecemik yiyecek talep etti. Vali: " Hz.Ali neslinden olduğuna delilin varmı?" diye sordu.Kadın: " Bu beldede beni tanıyan yok "dedi.Bunu nüzerine vali ondan yüz çevirdi.Bu sefer kadın, şehrin belediye başkanı olan bin mecusiyeuğrayıp halini ona arz etti.. Mecusi kadının kızlarına haber gönderip onları davet etti.. Onlara yardım  ve ikramda bulundu.Şehrin Valisi o gece rüyasında sanki kıyametin kopmuş olduğunu gördü.Hz.Peygamberin(sav) yanında bir sancak ve yeşil zümrütten bir köşk vardı.Emir "v Ey Allah'ın Rasulü bu köşk kimin?" diye sordu.Efendimiz SAV: Mümin ve muvahhid olanındır" buyurdu.Vali: " Ben de mümin ve muvahhidim" dedi. Peygamber sav  " Senin mümin ve muvahhid olduğuna delilin var mı?" diye sordu.Vali ağlayarak yüzünü ve gözünü tokatlayarak uyandı.Hemen Hz.Ali neslinden o kadını sordu.. Onun mecusinin yanında misafir olduğunu söylediler..Vali kadını ondan talep etti. Ancak mecusi bu talebi reddetti..VAli: " Sana bin dinar/altın vereyim, sen de onları bana teslim et"dedi. Mecusi: " Böyle bir şey olamaz.Biz HZ.Ali'nin neslinden olan bu hanımın elinden müslüman olduk. Hz.Peygamber sav de o köşkün bize aid olduğunu haber verdi" dedi.

BAKIŞ

 Abdullah Ensari Herevi hazretleri şöyle buyurmuştur:Bakış iki türlüdür: İnsani bakış ve Rahmani bakış.İnsani bakış senin kendine bakmandır. Rahmani bakış (nazar) ise Hakk'ın sana bakmasıdır.Senin benliğinden insani bakış gitmedikce , Rahmani bakış kalbine inip yerleşmez.Ey miskin! Benlikle bulaşmış olan ibadetine niçin bakıyorsun? Onu ihtiyaçsızlık dergahı ile niçin ölüp mukayese ediyorsun? Haberin yok ki, dünyanın bütün sıddıklarının, yani samimi insanlarının amellerini ve  gökteki kutsi meleklerin tüm taatlarını toplasan , 
Celal sahibi Hak Teala terazisine (mizanına) koysan sivrisinek kanadı kadar ağırlık tutmaz.Ancak Hak Teala hiçbir ihtiyacı olmamakla birlikte , kulun kulluğunu beğenir ve kulluk yolunu ona gösterir."

EVLERİNİZDE OTURUN EMRİ

 Rivayet göre Hz.Peygamberin temiz hanımlarından Sevde bint Zem'a (r.a) Hz.ömer zamanında cenazesi evden çıkartılanakadar namaz,hac,umre için dahi olsa odasından dışarıya adımını atmamıştır.. Kendisine "Niçin hac ve umre yapmıyorsun?" diye sorulunca "Bize "Evlerinizde oturun (ahzab 33) buyruldu" demiştir. 

EFENDİMİZ SAV'İN HANIMLARININ İSİMLERİ

 Efendimiz SAV 'in Hz.Hatice validemizin vefatından sonra dokuz evlilik yapmıştır.Bu annelerimizin isimleri şunlardır:

1-) Aişe bint Ebubekir 

2-)Hafsa bint Ömer,

3- Ümmü Habibe (adı ; Ramle bint Ebu Süfyan,)

4-)ümmü seleme (Adı:Hind bint Ebu Ümeyye el Mahzumiyye)

5-) Sevde bint Zem'a el-Amiriye) 

bu hanımlar Kureyşten idi.

6- Zeynep bint Cahş el-Esidiyye ,

7-) Meymune bint Haris el- Hiulaliyye,

8-) Safiyye bint Huyeyb b.Ahtap el- Hayderiyye el Haruniyye,

9-) Cüveyriyye bint Haris el-Huzaiyye el Mustalikiyye 

Bunlar Kureyşten başka kabiledendirler


ALLAH'A VERDİKLERİ SÖZDE DURANLAR

 Ahzab suresinin 23 ncü ayetinde zikredilir: "Müminler içinde Allah7a verdikleri söözde duran nice erler vardır.İşte onlardan kimi , sözünü yerien getirip o yolda can vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir."

Bunlar Osman b. Affan, Talha b. Abdullah, Said b.Zeyd b.Amir b. Nufeyl, Hamza, Musab b.Umeyr,Enes b.Nadr ve diğerelridir.

Bunlardan bir kısmı cihad meydanlarında şehit olma sözünü yerine getirmişler, diğerleri beklemektedirler. Hz.Osman hilafeti zamanında şehid edilmiştir. Talha r.a,Uhud savaşında bedenini Efendimiz sav 'e siper olarak 24 yerinden yaralanmıştır.Cemal vakasında şehit düşmüştür.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

DOĞRULUK

 Demişlerdir ki doğruluk iki derecedir.Birisi zahiri, diğeri batını doğruluk.Zahiri doğruluk da üç şey iledir.Dini konularda sıkı ve tavizsiz olmak,hizmette sünnete tabi olmak,ve dünyevi işlerde Allah korkusu.Batıni doğrulukda üç şeyle olur.: Söylediğin şeyi yapman, gösterdiğin şeye sahip olman( göründüğün gibi olman), sahip olduğun şeyi de vermen ve ikram etmendir.

ALİ ÖZDEDE(BERBER ALİ)

Berber Ali efendi hazretleri, Metli Dede'nin mürşidi Sıtkı Dede'nin halifesidir. Hazret dünyayı değiştirdikten sonra bir çokları ortaya çıksa da Berber Ali efendi yolu devam ettirmiştir.sITKI dEDE'YE DEVAM EDEN BEŞ ON KİŞİ ,Dede'nin göçmesinden sonra Berber Ali efendi'ye devam etmişlerdir.

12 Temmuz 2026 Pazar

HİDAYETİN ÇEŞİTLERİ

Kafir'in hidayeti  imana erişmesidir. Fasık müminin hidayeti , taate yönelmesidir. İtaatkar müminin hidayeti , zühd ve sera'a  ulaşmasıdır.Vera sahibi zahidin hidayeti , marifete yükselmesidir. Arifin hidayeti vuslata nail olmasıdır.Vasıyın hidayeti ise husule erişmesidir.Husul gerçekleştiği zaman sarih ilhamın feyziyle kalb habbesi/danesi biter ki onun için kuruma yoktur.İşte insan-ı kamil , buradan baki bir dirilik içinde yaşamaya başlar. 

ÜÇ HASLET

Vehb b.Münebbih rh şöyle dediği nakledilmiştir: İsrailoğulları alimlerinden biri ilmi kitaplardan yetmiş sandık kitap topladı.Her sandığın boyu yetmiş arşın idi.Allah Teala o zamanın peygamberine şöyle vahyetti." O alime söyle ki : şu üç haslet sende var olduğu sürece , bu kitapların kat kat fazlasını da toplasan , o ilimlerdin hiçbiri sana fayda vermez.O üç haslet şunlardır: Dünya sevgisi, şeytana yoldaşlık etmek ve bir müslümana eziyet etmek.
Bu üç haslet insanı ilahi inhtikamın hedefi haline getirir. Allah'ın intikamı başkasının intikamına benzemez.

SECDE

 Büyüklerden biri şöyle demiştir. "İnisan, namazda secde dışında şeytandan korunmuş halde değildir. Çünkü o secdedeiken şeytan kendi günahını (Hz.adem7e secdeetmemesini) hatırlar , hüzünlenir ve kendi derdine düşer.Namaz kılan kimseden ayrılır.Kul secdesinden şeytandan korunmuş olsa da nefsinden korunmuş değildir.Secde de gönle gelen havatır/düşünceler, ya rabbanidir, ya melekidir,ya da nefsanidir.Secdede şeytan kendine yol bulamaz.Secdenen kalktığı zaman bu sıfat İblis'den kaybolur, hüznü gider ve seninle meşgul olmaya başlar"

ÖLÜM

 Ölüm meleği , iilahi muhabbetin bir tecellisidir. Çünkü o, ruhları insani sıfatlardan söküp alır, insani ruhun, Hak Teala'dan başkasına olan tallukunu kesmek için onu sevgiyle bağlandığı şeylerden öldürür. Böyölece ruh "Rabbine dön" ilahi hitabının cezbesiyle rabbine döner. Hakikat ehlinin ıstılahında ölüm, nefsin hevasına hakim olmaktır.Kim hevasından ölürse, hakiki bir hayat yaşar"

Cafer-i sadık der ki: "Ölüm tevbedir.Nitekim allah Teala şöyle buyurmuştur:"Onun için Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi(kötü duygularınızı) öldürün."(Bakara 54)  Öyleyse  kim tevbe ederse nefsini öldürmüş olur.

ÇİRKİN,GÜZEL

 ÇİRKİN VE GÜZEL KAVRAMLARI

 Secde suresinin 7 nci ayetinde zikredilmiştir. “O (Allah) ki , yarattığı her şeyi güzel yapmış ve …)  Allah Teala , yarattığı her şeyi , istidadı her neyi gerektiriyor ve hikmet neyi icabet ettiriyorsa ona göre hem şekil  ve hemde mana itibarı ile güzel bir şekilde yaratandır.

Allah Teala, gıdalarına kolayca erişsinler diye hayvanların ve kuşların ayaklarını  ve boyunlarını uzun yarattı.Aksi halde hayatlarını sürdürmeleri mümkün olmazdı..Aynen bunun gibi insanın her uzvu da hayatını kolayca sürdürmeye uuygun olacak şekilde yarattı.Şu halde bütün mahlukat güzeldir.Şekilleri farklı olsa da güzele ve daha güzele ayrılsa da.Nitekim Hak Teala : “Biz insanı en güzel bir kıovamda yarattık”(Tin 4)

Ruzbihan Bakli der ki: “ Çirkin imtihan yönünden çirkindir. Rahmanın emriyle yaratılmış  olması bakımından da güzeldir”

 

ÖLÜNÜN DİRİYE TELKIN VERMESİ,

 

ÖLÜNÜN DİRİYE TELKIN VERMESİ  

Rivayet edilir ki Necmeddin Isfahani k.s Mekke’de Salihlerden birinin cenazesinde bulundu.Cenaze defnedildikten sonra birisi telkın vermek için oturdu.Şeyh Necmeddin hiç adeti olmadığı halde güldü.Yanında bulunan dostlarından birisi , ısrarla gülmesinin nedenini sordu. Biraz geçtikten sonra  şöyle dedi: “ Telkın veren kişi kabrin başına telkin vermek için oturunca ,kabirde bulunan zatın şöyle dediğini işittim: “ Ölünün diriye telkin vermesine şaşırmıyormusun?

 

GAYB'A AİT HUSUSLAR

 

GAYBE  AİT HUSUSLAR

Lokman suresi 34.cü ayette gaybe ait beş konu zikredilmiştir.Ancak gaybi konular bu beş şey olmayıp, ayetin nüzul sebebi olarak çöl halkından Haris b.

Amr isimli şahıs bu beş hususu Efendimiz SAV ‘e sorması üzerine bu ayet iinmiştir.

1-KIYAMET HAKKINDAKİ BİLGİ

2- YAĞMUR

3- RAHİMLERDE OLAN ÇOCUK

4- YARIN NE KAZANILACAK

5- ÖLÜM NEREDE GERÇEKLEŞECEK

Bu beş şeye ait bilgi Hak Teala’nın hazinesindedir.

Kıyametle alakalı bilgi, insanlar dikkat ve hazırlık içinde olsunlar diye gizli tutulmuştur.

 

Yağmurun ne zaman, nerede ve ne kadar yağacağını yalnız Hak Teala bilir.

Rahimlerde olanı O bilir.Erkek mi? Kız mı?, Organları tam mı noksan mı? Güzel mi çirkin mi?, mutlu mu? Bedbaht mı?

İnsan hayır mı şer mi işleyeceğini, başarılı mı başarısız mı olacağını bilemez.

İnsan nerede öleceğini bilemez.Karada mı, denizde mi?, oüvadamı, dağda mı? Öleceğini bilemez.

Efendimiz sav :”Gaybın anahtarı beştir” buyurarak Lokman suresinin 34.ncü ayetini okudu ve sözlerine şöyle devam etti: Bu beş mugayyebattan bir şey bildiğini idida eden Allah Teala’yı inkar etmiş olur.

Cahiliyye halkı  müneccimlerin bunları bildiklerini iddia ederek onlara bu bilinmeyen şeyleri sorarlardı.”Bir kahine gelip onun söylediğini tasdik eden kimse, şüphesiz Allah Teala’nın Muhammed’e indirdiğini inkar etmiştir”

Müneccimde , gelecekle alakalı hadiseleri bildiğini iddia ettiği takdirde tıpkı kahin gibidir. Efendimiz buyurmuştur: “Arrafa bir şey soran kişinin kırk gün namazı kabul olunmaz”.ARRAF; çalınan bir şeyin  ve kaybolan bir malın bulunduğu yeri haber vren kimsedir.Arrnafa sormaktan maksat , verilen haberi tasdik etmek üzere soru sormak ve sorulan kişiyi yüceltmektir.Yani bir kimse kahinin Allah’dan ilham aldığına , veya cinlerin meleklerden çaldıkları bilgileri kendisine ulaştırdığına inanır ve onu tasdik ederse haramdır.

Peeygamberlerden, v elilerden,gaybı haber vermekle alakalı rivayet edilenler ya vahiy, ya ilham, ya keşif yoluyla Allah Teala’nın öğretmesi ile meydana gelmiştir.Bu durum gayb ilminin Allah’a mahsus olmasına ters düşmez.

Cin suresi 26-27 ayetinde Allah Teala buyurmuştur: “ Allah gaybı bilendir.O gaybına kimseyi muttali kılmaz. Ancak bildirmeyi dilediği peygamberler bunun dışındadır”

Gayb ilminde Hak Teala’nın zatına tahsis ettiği hususları hiçkimse bilemez.

 

11 Temmuz 2026 Cumartesi

YAĞMUR ÜZERİNE

 Efendimiz SAV BUYURMUŞTUR: " bir SENE, DİĞERİNE GÖRE DAHA ÇOK YAĞMURLU DEĞİLDİR.fAKAT BİR TOPLUM GÜNAH İŞLEDİKLERİ ZAMAN Allah Teâlâ ONLAR İÇİN TAKDİR ETTİĞİ YAĞMURU BAŞKALARINA GÖNDERİR. eĞER HEPSİ TOPLUCA İSYAN EDERLERSE Allah YAĞMURU ÇÖLLERE VE DENİZLERE YAĞDIRIR"

ALLAH İLE ALDANMAK

Ameli kötü olduğu halde O' nun hakkında hüsnü zan beslemektir.Bir hadis-i şerifde şöyle buyrulmuştur:; "Akıllı kişi, nefsini kontrol altında tutan ve ölümden sonrası için amel işleyendir.Aciz kimse ise nef    sini arzularının peşinde koşturan ve Allah'dan bağışlanma dileyen kimsedir" 
" Kurtuluşun yoluna girmeden kurtuluş bekliyorsun. Bilmelisin ki gemi, kuru yer üzerinde gitmez"

SABIR V E ŞÜKÜR

 Sabır ve şükür, müminin iki vasfıdır.Her müminde bu iki vasıf mutlaka bulunmalıdır.İiman iki kısımdır yarısı sabır, diğer yarısı da şükürdür.

Sabır zahirde beden gücü nisbetinde zorluklara katlanmaktır.Bu yürümek,taş taşımak gibi fiili durumlar için olabilir.Hastalığa , vurmaya kesmeye karşı olabilr.Bunlar sabretmek tam bir fazilet değildir. Asıl fazilet tabiatı ıslah  için şehvetlerden uzak durmaya ve nefsi ıslah için iibadetleri yapmaya sabretmektir.Sabır içinde fayda bulunan ilaç gibidir

Şükür,kalb ile nimeti düşünmek, dil ile nimet vereni övmek  ve azalarla hizmet etmektir.Ayeti kerimede önce sabır, sonra şükür zikredilmiştir.Şükür sabırdan daha üstündür.Çünkü sabreden , sızlanmayı açığa vurmayı terk eder.Şükreden ise , sabredenin sızlandığı hususlarda sevincini ortaya koyma seviyesine yükselmiştir.Büyükler, belaları nimetten sayar ki işte bu şükürdür.

Evliyanın vasfı hususunhda Sadi Şirazi şunu söylemiştir:

İster merhem sürsün , ister yaralasın;/ Ne hoştur O'nun gamıyla peşian olanların hali!

Sürekli elem şarabı içtikleri halde / Acılık görselerde ses çıkarmazlar./Dostun yadıyla olduktan sonra sabır insana acı gelmez/Sevgilinin kendi eliyle sunduğu acı şeker kesilir.

ZENGİNLİK İÇİN

 Bazı büyükler ,bazı virdleri söylemişlerdir.Zenginlik için söylenilen virdlere dikkat etmek gerekir.Eğer zenginlik istiyorsak "hayırlı olanı" murad etmek gerekir.Azgınlaştıran bir zenginlik, ahiretimizi bitirir.EL ERBAİNL İDRİSİYYE  eserde şöyle denilir:YA HAMİDEL FA'ALİ ZEL MENNİ ALA CEMİ'İ HALGIHİ Bİ LÜTFİHİ (Ey yaptığı işler sebebiyle nihayetsiz övgüye layık olan, lütfu ile bütün  mahlukatına sonsuz nimet ve ihsanlarda bulunan Allah'ım!" 

İmam Sühreverdi hazretleri " kim bu zikre devam ederse , zabtı mümkün olmayan mal ve mülke erişir."

KAFİRLER İÇİN

 Hak Teala Lokman suresi 24. ayetinde kafirler için buyurur: "Onları biraz faydalandırır, sonra kendilerini ağır bir azaba sürükleriz"

Hemencecik geçen kısa bir zaman için nimet ve mutluluk gibi nasipler veririz.

Dünya hayatı, ahiret hayatının sonsuzluğu karşısında kısacıktır.Kaldıki kendisine dünyevi mal,mensıp/mevki verilenler görünüşte imrenilecek refah içinde gözükürlerse de içlerindeki endişe her geçen gün artmaktadır. Bu endişeler " malların muhafazası","bir başkasının o mevkiye göz dikerek onu yerinden etmesi", değişen iktidarlar nedeniyle sürekli zenginliklerin el değiştirmesi", mafya v.s gibi zorba birimlerin tehditleri" dir..Kişi elindekilerin sürekli olarak kalmayacağını yaşayarak görür ve fakirlik korkusunu taşır. 

CENAB-I HAKK'IN VERMİŞ OLDUĞU NİMETLER

 Lokman suresi 20 nci ayetinde Hakk Teala "Allah'ın göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkanları)sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?.." buyurulur. 

Demek ki bu imkanlar ve nimetler ,gökte, yerde, açık,gizli durumdadır.Tefekkür ettiğimizde ;:

Gökte olan nimetler Güneş,ay,yıldızlar,rüzgarlar, bulutlar v.s olup göksel olan bu nimetler yeryüzündeki yaz,kış,sonbahar,ilkkbahar gibi zamanla alakalı işleri tazimle; bir kısmı da madenler, bitkiler, hayvanlar , insanlar gibi mekanla alakalı işleri tazimle vazifelendirmiştir.

Meleklerin emre verilmesi şöyledir.Allah Teala tüm işlerle alakalı melekleri vazifelendirmiştir.Lüğat manası kuvvet demek olan meleklerden her bir gurubu yapılması gereken işlerin birine vekil ve yardımcı kılmıştır.bir kısmı güneş ,ay, yıldızlar ve onların yörüngesinden sorumludur.Bir kısmı bulutlardan ve yağmurdan ,sorumludur.Bir kızmı denizler ovalar ve rüzgarlardan sorumludur. Amelleri yazan melekler olduğu gibi, önlerinden ve arkalarından Allah'ın emriyle onları koruyan takipçiler vardır.Hatta rahimler için dahi melekler tayin edilmiştir. 

İhlas, tevekkül, yakin, sabır, şükür vediğer kalbi ve ruhani makamları rabbani mevhibeleri insana amade kılmıştır.

Dağlar, sahralar; denizler, nehirler, hayvanlar,bitkiler,madenler, vasıtalar insanın emrine amade kılınmış nimmetlerdir.

Nefislerin arzında bulunan kibir, hased, kin,cimrilik,hırs, açgözlülük ,şehvet ve benzeri yerilmiş sıfatlar da insana amade kılınmış, ancak bunların amade kılınması her birinin manevi terbiye ve temizlenme ile zıddı olan güzel ahlak ile değiştirilmesi,onların bir bir geçilmesi , güzelliklerinden istifade edilip afetlerinden sakınılmasıdır.

İnsana verilen açık nimetler şekil güzelliği , boyun uzunluğu,azaların tamlığı,işitme, görme, koklama, tatma,dokunma, konuşma gibi açık,zahir olanlardır.dilin zikri , rızık, mal, makam, hizmetçiler, evlatlar, sağlık, afiyet, emniyet,günahları bırakmak, şerefin yükseltilmesi, güzel edep,zilleti ve zellesi/hatası olmayan bir nefis, kelimei şehadet getirerek iman edip müslüman olmak, namaz, oruc,hac,zekat ,Kur'an okumak ve ezberlemek, Resulullah sav e tabi olmak , evliyaullaha muhebbet etmek, dünyadan yüz çevirmek ,Allah7ın ayetlerini insanlara açıklamak , Allah'ın yardımı ,galibiyet insanların bildiği nimetlerdir.

Batıni nimetler ise bedene ruhun üflenmesi, onun akıl, idrak ve düşünce ile aydınlatılması, marifet, nefsin rezilliklerden tezkiye edilmesi  ve kalbin faziletlerle süslenmesi gibi nimetlerdir.Keza Resullullah'a muhabbet, hakkımızda takdir edilmiş ezeli saadet, göğsün açılması,nimet vereni müşahede etmek , cihad ve benzeri durumlarda meleklerin yardıma gelmesi, , dinin sıhhati , basiret ve hallerin temizliği, velayet, selim fıtrat, hakikatı talep etmek,, feeyzi kabule istidat , devamlı zikir halinde olmak , rıza, bağışlanma,gafletsiz bir kalb, illetsiz bir teveccüh,az olmayan bir feyz gizli/batın  nimetlerdendir.

Efendimiz sav buyurmuştur: "Ey İbh Abbas! Allah Teala şöyle buyurur: Mümin için üç şey takdir ettim.Ölüp ameli sona erdikten sonra müminlerin ona duası ile onun hatalarını bağışlarım.Hatasını telafi etmesi  için ona malının üçte birini vasiyet etme imkanı verdim.İnsanlara gösterecek olsam ailesinin ve başkasının kendisini terk edeceği kötü amellerini gizledim"

9 Temmuz 2026 Perşembe

HİKMET SAHİBİ BİRİSİ DEMİŞTİR:

 "Eğer atınla böbürlendi ise , güzellik ve maharet senin değil onundur.Elbise ve aletlerinle  büyüklük tasladınsa , güzellik senin değil o elbise ve aletlerindir.Ecdadınla böbürlendinse bilki fazilet sende değil  onlardadır.Bütün bunlar dile gelse idi şöyle derler idi:" Bunlar bizim güzelliğimiz ve meziyetlerimizdir.Oysa sende bir güzellik yoktur..Öyle ise övündüğün zaman sende bulunan bir güzellik ile övün : sende olmayanla değil.

Dünyadan bir şey hoşuna giderse senin ölüp onun kalacağını , yahut onun yok olup senin kalacağını  veya her ikinizin de yok olacağını düşün. Sana aid bir şey hoşuna giderse , eline geçtikten sonra kısa bir süre içinde elinden çıkacağını , sana tekrar dönüşünün uzun süreceğini; eğer Allah ve ahirete inanıyorsan onun için vereceğin hesabın uzun süreceğini düşün"

Şeyli bir hikaye anlatılır: Krallardan birisine , kıymetli taştan yapılmış , mücevherlerle süslenmiş ,eşi benzeri olmayan bir bardak getirildi. Kral son derece sevindi ve yanında bulunan hikmet ehli bir zata "Bunun hakkında düşüncen nedir?diye sordu. Adam: " Senin için bunu hemen gelecek bir fakirlik ve acil bir musibet olarak görüyorum"dedi. Kral : Bu nasıl olur? sorusuna ise şöyle cevap verdi: " Eğer kırılırsa tamiri mümkün olmadığından senin için bir musibet olur.Çalınırsa ona ihtiyaç duyarsın. Oysa sen o sana getirilmeden önce hem musibetten hem de muhtaçlıktan uzaktın." Gerçekten o hikmet ehli adamın dediği gibi bardak bir gün kırıldı ve bu krala pek büyük bir musibet oldu. Bunun üzerine : " O hikmet sahibi zat doğru söylemiş . Keşke bu bardak bana hiç getirilmese idi" diye ah çekip inledi.

MUHABBETİN GEREKLERİNDEN:BELA VE MİHNET

 Sadık bir mürit , Hakkı talep yolunda başına gelenlere sabretmelidir.Sabredeceği bu şeyler : Allah7ın kendisini imtihan ettiği zahiri ve batıni düşman korkusu,Nefse verilecek gıdanın azlığı karşısında zahir açlıktan sızlanma; çocuklardan ,ehlü iyaldan , kardeşlerden, dostlardan ve mücahedelerin semerelerinden ayrılmaktan doğan mal ve canların noksanlaşmasıdır.Bu durumlara sabredenler Rablerinden bağışlamalar ve rahmetin gelmesiyle müjdelenirler.

Keeşfül esrar isimli eserde Lokman a.s 'ın öğütlerinden birisi de şöyledir:" Ey oğul, başına iyi ve kötü bir iş geldiğinde kalbinde bunun kendi iyilik ve hayrına olduğunu bil"


7 Temmuz 2026 Salı

KALBİN İLACI

 İbrahim Kavvas k.s der ki: Kalbin ilacı beştir: Düşünerek Kuran Kerim okumak , mideyi boş bırakmak, gece ibadetien devam etmek, Seher vakitlerinde Allah Teala'ya yalvarıp yakarmak, Salihlerle oturup kalkmak.

İyi insanların peşinden koşmak gerek; bu saadeti talep eden mutlaka bulur.

Ama sen alçak şeytanın peşindesin; Bilmem salihlere nasıl yetişeceksin?

6 Temmuz 2026 Pazartesi

ANNE BABA HAKKINI EDA EETMENİN BİR BAŞKA YÖNTEMİ

bİR HADİS-İ ŞERİFDE BUYRULMUŞTUR: Kim perşembe gecesi akşam ile yatsı arasınad iki rekat namaz kılar, her rekatta bir defa fatiha, suresini beş defa ayetel kürsiyei , beş defa kulhüvellahü ahad suresini beşe rdefada felak nas suresini okuyup namazı bitirdiğinde onbeşkez Allah7a istiğfar edip sevabını anne ve babasına bağışlarsa , üzerindeki anne babasının hakkını eda etmiş olur.Anne Babasına asi olmuş olsa bile durum böyledir.Allah teal ona sıddıklara ve şehitelre veridğini verir" 

FİLİSTİNİN ŞEHİRLERİ

 Filistin, Şam ile Mısır arasındaki bölgedir. En önemli şehirleri Remle, Gazze ve Askalan'dır.Lokman a.s 'ın kabri Remle'de (bir rivayete göjre Remle'nin Sarfend köyündedir).Orada Hz.Lokman'dan sonra bir günde açlıktan ölen yetmiş peygamberin kabri vardır. İsrailoğulları onları Kudüs'ten sürüp çıkardı ve Remle'ye sığınmaya mecbur etti..Sonra onları orada kuşatma altında tuttu.ve açlıktan ölmelerine sebeb oldular.

LOKMAN A.S 'IN CEVAPLARI

 Rivayet edilir ki Lokman a.s bir öğle vakti uyurken kendisine " Ey Lokman! Allah Teala'nın seni yeryüzünde halife yapmasını ve iinsanlar arasında hak ve adalet  ile hüküm vermeyi istermisin?" Gelen sese şöyle cevap verdi:" Eğer rabbim beni muhayyer bıraktı ise ben afiyeti tercih ederim, belayı tercih etmem.Eğer benden bunu kesinlikle istiyorsa " işittim ve itaat ettim " derim.ÇCünkü biliyorum ki , bunu bana verirse bana yardım eder ve beni korur." Melekler kendisinin görmediği bir yerden " Niçin ey Lokman?" diye sorunca onlara şöyle dedi: " Hakimlik en zor  ve karışık makamdır. Hakimi her taraftan zulüm kaplar.Eğer veridği kararda isabet ederse kurtulması umulur.Eğer hata ederse , cennet yolunda hata etmiş olur.Kişinin yerine göre dünyada zelil olması , zahiren şerefli olmasından daha hayırlıdır.Kim ahirete karşı dünyayı tercih ederse , dünyayı da kaybeder ahireti de.bir şey elde edemez".Onun bu güzel konuşmasına melekler hayret etti.Sonra kısa bir müddet daha uyudu ve kendisine hikmet verildi.Uuyandığında artık o hikmet ile konuşuyordu.

Davud a.s kendisine verilen yeryüzü halifeliğini itirazsız kabul etti.Her ne kadar bağışlanmış olhsa da kendisinden bir takım zelleler meydana geldi.Lokman ,hikmetiyle Hz.Davud6'a yardım eder , vezirliğini yapardı.Davud a.s ona şöyle derki: Müjdeler olsun sana ey lOKMAN! sANA HİKMET VERİLDİ VE BÜTÜN BELALAR SENDEN UZAKLAŞTIRILDI.dAVUD7A HİLAFET VERİLDİ VE NİCE BELA VE FİTNELERLE İMTİHAN EDİLDİ. 

5 Temmuz 2026 Pazar

PEYGAMBER SAV EFENDİMİZİN HİKMETLİ SÖZLERİ

 1-Hikmetin başı Allah Korkusudur.

2-Az olup yeten, çok olup oyalayandan daha hayırlıdır.

3- Vera sahibi ol ki , insanların en abidi olursun.Kanaat sahili ol ki , insanların en çok şükredeni olursun.

4- Bela ağızdan çıkan söze bağlıdır.

5- Bahtiyar kişi başkasından öğüt alandır.

6- Kanaat, bitmez tükenmez bir maldır.

7- Yakin, tümüyle imandır.

Hikmet vahyin dengidir.Efendimiz sav "Bana Kur'an  bir deonun dengi verildi" buyurmuştur."Peeygamber onlara Kur'an ve hikmeti öğretiyor"(Cuma suresi 2) ayetinin delaletiiyle bundan maksat hikmettir.Peygamberle vahiy ihisan edildiği gibi evliyaya da hikmet ihsan olunmuştur.

" (XAllah) dilediğine hikmeti verir.Kime de hikmet verilmişse , gerçekten ona pek çok hayır verilmiştir"(Bakara 269)

Ardiisül Beyan isimli eserde denilmiştir: Hikmet üçtür.Kur'anın hakikatlarından ibaret olan Kur'an ın hikmeti.Marifetten ibaret olan imanın hikmeti.İşlerde Hakk7ın sanat inceliklerini anlamadan ibaret olan burhanın hikmetidir. Hikmetin aslı ilham yoluyla Hakk7ın hitabını idraktir.

Şeyh Şüca der ki: " Üç şey hikmetin alametlerindendir.Kendisini insanların seviyesinde, insanları da kendi seviyesinde görmek ve onlara akılları kadar öğüt vermektir.Böylece o peşin fayda verecek bir iş yapmış olur"

Hikmet ehli birisi şöyle demiştir:" Bedenlerin azığı yiyecek ve içecekler, aklın azığı ise hikmet ve ilimdir.Kula dünyada verilen en üstün şey hikmet, ahirette verilecek en üstün şey ise rahmettir.Bedenler için tıp ilmi ne kadar mühim ise, ahlak için hikmet de o kadar mühimdir.

Hz.Ali efendimiz şöyle der: "Kalbleri dinlendirin ve onlar için hikmetli hüş sözler araştırın. Çünkü bedenler yorulduğu gibi kalbler de yorulur"

LOKMAN A.S

İbrahim peeygamberin babası Azer'in oğlu Bahur'un oğlu Baur'un oğlu Lokmandır.Bin sene yaşadığı rivayet olunur.Lokman a.s 'ın şöyle dediği irvayet olunur: " Dörtbin peygambere hizmet ettim.ve onların sözlerinden sekiz tane seçtim:

1. Namazda iken kalbini

2. Yemek yerken boğazını

3. Başkasının evindegözünü

4.İnsanlar arasınad dilini koru.

İki şeyi hatırında tut iki şeyi de unut.Hatırında tutacağın iki şey Allah  ve ölümdür.Unutacağın iki şey ise senin başkası hakkında yaptığın iyilik ile başkasının senin hakkında yaptığı kötülüktür.

Lokman a.s peygamber edğil ancak kindisine hikmet verilen bir kimsedir.O Allah'ı , Allah c.c ise onu sevmişti.

 


HİDAYET ALAMETİ ÜÇ ŞEY

 Şeyh Şüca k.s şöyle der :"Şu üç şey hidayet alametidir:

1- Musibet anında istirca: "Allah'a yönelip:İnna lillah ve inna ileyhi raciun" demek

2- Nimet gelidğinde tezellül göstermek.

3- Birine yardım ettiğinde minneti terk etmek.

BEŞ BÜYÜK SARP YOKUŞ

 EFendimiz sav buyurmuştur:"İnsanlar önünde beş büyük yokuş vardır. Onları ancak (ibadet, riiyazat ve mücahededen) incelmiş , bir deri bir kemik kalmış kimseler aşabilir.

Hz.Ebubekir r.a "Onlar hangileridir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sorunca Hz.Peygamber sav şöyle buyurdu:"Birincisi ölümve onun acısı, İkincisi kabir ve onun yalnızlık ve darlığı , üçüncüsü münker ve nekir meleklerinin sorgusu ve onların heybetleri., dördüncüsü mizan ve sevapların hafif kelmesi korkusu, beşincisi sırat köprüsü ve onun iinceliği"

Bu sözleri duyan Hz.Ebubekir r.a o kadar çok ağladı ki yedi kat gök ve bütün melekler de onunla beraber ağlamaya başladı.Cibri a.s gelip şöyle dedi:Ey Muhammed! Ebubekir'e ağlamamasını söyle . O, Arabların  'ölüm hariç her derdin bir devası vardırsözünü duymadı mı? Sonra şöyle devam etti: "Kim sabah namazını kılarsa ona ölüm ve acısı kolay gelir.Kim yatsı namazını kılarsa onu sırat köprüsü ve onur inceliği kolay gelir.Kim öğle namazını kılarsa ona kabir ve onun darlığı kolay gelir.Kim ikindi namazını kılarsa ona münker ve nekirin sorgusu ve onların heybeti kolay gelir.Kim de akşam namazını kılarsa ona mizan ve sevapların hafif gelme korkusu kolay gelir"

2 Temmuz 2026 Perşembe

ATTAR/ İLAHİNAME

  

ŞEYH ATTAR’IN İLAHİNAMESİNDEN:

Dağ eteğinde , yılda kırk gün yumurtlhayan bir kuş vardı.Yeri Şam sınırındaydı.yumurtalarına da hiç mukayyet olmazdı.Kırk gün içinde yumurtlar,sonra halkın gözünden kaybolur giderdi.Yoldan yabancı bir kuş gelir, o yumurtaların üstüne oturur.Yavrular çıkıncaya kadar onları kanatlarının altında korurdu. O dadı , onları öylesine korurdu ki hiç kimse öylesine koruyamaz.Bir bölük yavru yumurtadan çıkıpta uçma çağına geldi mi , Birden yüzyüze gelirler, Analarıda derhal uçup yüce bir dağ tepesine konar, Tuhaf bir sesle uzaktan onlara seslenirdi. Yavrular analarını tanır, analarının sesini duydular mı , yabancı kuştan ayrılırlar .Analarına doğru uçarlar , o kuşu bırakıp giderlerdi.İblis , iki üç günceğiz seni kanadının altına aldıysa mazursun.Hak’tan hitap geldi mi , çaresiz İblis’ten ayrılıp gideceksin.

 

ŞİBLİ,

 

HAKK’TAN KOPARILMIŞSAN

Hikaye edilirki Şeyh Şibli bir gün dışarı çıktı. Arkadaşları onu bir ağacın altında ağlarken buldular. Ona neden ağladığı sorulunca şöyle dedi: “Bu ağacın yanından geçiyordum.Onun henüz yeşil olan bir dalı kesilmiş ve yere düşmüştü.Kökünden koparıldığından haberi yoktu.Kendi kendime: “ Ey nefs  Eğer sen Hak’tan koparılmışsan  ve bunu da bilmiyorsa nne yapacaksın ? diye sordum” Bunun üzerine arkadaşları da oturup ağladılar.

 

Denilir ki: “Allah nefisleri fetrete düştükten sonra iradelerde sadakat ile diriltir. Kalbleri gaflete düştükten sonra muhadaraların(mükaşefe ve müşahadenin başlangıcı) nurlarıyla diriltir. Ruhları hicaba düştükten sonra müşahedelerin devamı ile diriltir"”

 


AŞIK FATMA AHISKA


 

1 Temmuz 2026 Çarşamba

NEFSE MUHALEFET ETMEK

 Şeyh Ebu Ali Ruzbari k.s dan nakledildiğine göre :Dervişlerden bir topluluk onun yanına geldi.Onlardan birisi hasta oldu.Arkadaşları hizmetlerini görmekte idiler. Ancak hastalık epeyce uzayınca arkadaşları usandılar.Bir gün durumu Şeyh Ali'ye şikayet ettiler. Bu durum üzerine  Şeyh nefsine muhalefet etti  ve onun hizmetini kendisinden başkasının üstlenmemesi için yemin etti. Günlerce onun hizmetini bizzat kendisi yerine getirdi.Sonra o derviş öldü.Onu yıkadı , kefenledi , cenaze namazını kıldı ve defnetti.Kabirde arkadaşlarının yanında kefenin baş tarafını açmak istediğinde onun gözlerinin kendisine doğru açık olduğunu gördü.Kendisine şöyle söyledi: "Ey Ebu Ali! nefsine muhalefet edip bana yardım ettiğin gibi  mutlaka ben  de kıyamet günündeki makamım sayesinde sana yardım edeceğim." 

ANLAMLI BİR VİDEO


 

30 Haziran 2026 Salı

İNSANLARIN İŞLEDİKLERİ YÜZÜNDEN

 Rum suresi 41 nci ayette geçer."İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ........" ayetinde "insanların bizzat kendi işledikleri "şeylerden söz edilmesi , kesbin/kazanmanın kul tarafnıdan , takdir veyaratmanın iseAllah tarafından olduğuna işarettir.