Allah Teala, Hz.Yakub'u ,Yusuf'a karşı duyduğu sevgi ile imtihan etti.Bu imtihanı daha da şiddetlendirmek için Yusuf'u ondan uzaklaştırdı.Çünkü ilahi sevgi ço kıskançtır.Çünkü sevgi sultanı kendi mülkünde ortak istemez. Güzellik de kemal de Allah'a aiddir.Bu yüzden kimse, O'nun dışındakilerle (masiva) perdelenmemelidir.Evlad tuzağından daha güçlü bir tuzak yoktur.İşte Nuh'un durumu ortada.Kafirlere beddua ettiğinde Allah Teala kaafirleri boğar iken hiç kalbi yanmadı. Ama boğulma sırası oğluna gelince sabredemeyerek:"Şüphesiz ki oğlum da benim ailemdendir"(Hud 45) diye bağırmaya başladı.
MEVLEVİ
MEHMET FİKRİ
METLİ DEDE
KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
18 Şubat 2026 Çarşamba
17 Şubat 2026 Salı
HURUF-İ MUKATTAA
Hurufi mukattaa , ehil olmayanlara ifşa edilmesi haram olan gizli sırlardandır.Bazı alimlerin: "Bu harfler Kuran'ın müteşabihatlarındandır. Onların manasını Ancak allah bilir" şeklindeki sözleri , bu konuda en salim yoldur ve işi ehlien bırakmaktır.Ancak Allah teala onların manasını kamillerin kalbine akıtması , O'nun keremi açısından hiç de uzak bir ihtimal değildir.Şu kadar varki kamiller, kendilerinden alınan ahdi muhafaza etmek ve zayıf akıllılardan sakınmak için bu manaların hakikatlarını açıkca belirtmeksizin remz ve işaret yoluyla anlatırlar.
YUSUF SURESİ
Übey b.Kab'dan Resulullah efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.
"Kölelerinize Yusuf suresini öğretiniz.Çünkü hangi müslüman onu ailesine ve kölelerine yazdırır ve öğretirse, Allah Teala ölüm sekaratını kendisine kolaylaştırır,ona kuvvet verir vehiçbir müslümana hased etmemeyi başarır"
"Üzüntülü kiimse Yusuf suresin dinlerse mutlaka rahatlar"
CÜNEYD BAĞDADİ
Sufiler taifesinin seyyidi Cüneyd Bağdadişöyle anlatıyor." Dayım Sırrı Sakati bana insanlara nasihat etmemi söyledi.Bende buna layık olma konusunda nefsimi suçluyordum. Cuma gecesi Hz.Resul'ü rüyamda gördem..Bana :"- iNSANLARA NASİHAT ET "buyurdu.Hemen uyanıp dayımın kapısına gittim.Dayım:" Resulullah tarafından ikaz edilene kadar bizim doğru söylediğimize inanmadın, değil mi?" dedi.
Ertesi gün insanlara vaaz ve hasihat etmek üzere oturduğumda kimliğini gizleyen hırıstiyan bir genç yanıma oturarak: " Ey Şeyh. Hazret-i Peygamber 8a.s) ın " müminin ferasetinden korkun.Çünkü o Allah'ın nuru ile bakar" sözünün manası nedir?" diye sordu.Başımı öne eğdim, sonra kaldırıp. "Müslüman ol. artık müslüman olmanın vakti geldi" dedim.Genç de müslüman oldu.
İşte böyle bir bilgi ve insanların hallerine vakıf olma, ancak Allah Teala'nın haber vermesiyle mümkündür. Yoksa bütün veliler kendileriyle ilgili olsun , başkalarıyla ilgili olsun bütün konularda şaşkın bir durumdadır.
KALB
Kaşani (r.h) şöyle der: " Kalbin Ruh'a dönük bir yüzü vardır ki ona fuad denir. Bu "Fuad gördüğünü yalanlamadı"(Necm 11) ayetinde buyrulduğu gibi görme mahallidir.Kalbin bir de nefse dönük yüzü vardır ki ona da sadr derler.Bu ise ilimlerin suretlerinin bulunduğu yerdir.Arş şehadet alemindeki varlıkların kalbi olduğu gibi kalb de gayb aleminde ruhun arşıdır.
BİR MEMLEKET HALKININ YOK EDİLMESİ
"Halkı iyi kimseler olduğu halde Rabb'in haksız yere memleketleri helak etmez"(Hud suresi 117).
Hak Teala suçları yok iken , azsabı hak etmeden helak etmez.Hak Teal kendi haklarıyla ilgili olarak aşırı merhametli ve müsamahakardır.Bu sebeble fakihler: "Allah Teala ile ilgli haklarda kolaylık, kul haklarında ise ince eleyip sık dokuma esastır " derler.Hakların ber araya gelmesi durumunda kul hakkını öne alırlar.
Bir nesli kökten yok etme şeklinde bir azap , sırf bu nesil şirk ve küfür inancında olduğundan değil , aksine karşılıklı ilişkilerde birbirlerine hıyanet etmelerinden ,başkalarına eziyet ve zulüm peşinde koşmalarından dolayıdır.Sadece şirk koştular diye onlara azap etmemesi şirkin cezasının daha aşağısı değil ateş olmaması sebebiyledir.Allah onlara şirklerinin üzerine birde çeşitli masiyetler işledikleri içinazap etmiştir.Salih kavmini deveyi kestikleri için, Lut kavmine habis fiili işledikleri için , Şuayb'in kavmine ölçü ve tartıyı eksik tuttukları için ,Fiiravun'a Musa ve isirailoğullarına işkence ettikleri için azab etmiştir.Hatta bazıları " Devlet şirkle devam eder, fakat zulümle devam etmez" demiştir.
ARANANLAR VE BULUNANLAR
Ebubekir Verrak şöyle diyor:" Biz dört şeyi yıllarca aradık. Nihayet onların şu dört şeyde olduğunu gördük: Allah Teala'nın rızasını aradık , bunu O'na itaat etmekte bulduk. Geçimde bolluk aradık , bunu kuşluk namazında bulduk. Dinde selamet aradık , bunu dili korumada bulduk.Kabir aydınlığı aradık bunu gece namazında bulduk."
16 Şubat 2026 Pazartesi
ZALİMLERE MEYL ETME DAVRANIŞLARINDAN
Şunlar zalimlere meyletmeye dahildir: Zalimlerin söz ve davranışlarına rıza gösterip onlara müdahane etmek, onlarla birlikte ve beraber olmaktan hoşlanmak, fani debdebelerine bakakalmak, onlara verilen devşirmesi kolay nimetlere imrenmek, baki kalmaları için dua etmek, adları anıldığında tazim göstermek, mürekkep ve kalemlerini hazırlamak, ellerine kalem ve kağıdı vermek, arkalarından yürümek, kılık-/kıyafetlerini onlarınkine benzetmek, elbiselerini dikmek ve başlarının traşını yapmak.
Selefden bazıları , zalimlerin veridği selamı almaktan bile imtina etmiştir.Süfyanı Sevri, çöölde helak olmak üzere olan bir zalime su verilip verilmeyeceği sorulunca "Verilmez" denmiştir.
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: " Alimler, zalim sultan ile haşir neşir olmadıkları sürece , peygamberlerin Allah7ın kullarına tayin ettikleri eminleridirler.Haşir-neşir oldukları zaman ise peygamberlere hıyanet etmiş olurlar. Böylelerinden sakınıp uzak durun"
Bunu öğrendiğine göre şunu bil ki sana düşen, onların seni görmeyeceği, seninde onları görmeyeceğin şekilde onlardan uzak durmaktır. Çünkü kurtuluş ancak bundadır.Onların nler yapıp ettiğini araştırma, etrafındaki insanlara; işçileri ve hizmetçileri bir tarafa , imam ve müezzinleri gibi maiyetlerinde olanlara bile yaklaşma, onlardan uzak durup beraber olmadığından dolayı kaçırdığınız imkanlara teessüf etme.Hz.Peygamber SAV in şu sözünü hatırla:"Kişi Kur'an okur, dini ilimlerde ince bir kavrayışa sahip olur, sonra da sultanın elindeki imkanlara tama' edip yaltaklanarak bunların kapısına geldiği takdirde attığı adımlar ölçüsünde cehenneme girer".
Rivayete göre Allah Teala Yuşa b.Nun'a: " Kavminin hayırlılarından kırk binini, şerlilerinden ise altmış binini helak edeceğim" diye vahyetti.Yuşa (a.s) "Hayırlıların ne suçu var?" diye sorunca da şöyle buyurdu:
" Benim kızdığım şeye kızmıyorlar, şerlilerle birlikte yiyip içiyorlar."
Hükümdarların bozulma nedeni ilk olarak alimlerdirÇünkü kötü kadılarla kötü alimler olmasa idi hükümdar bozulmaya cesaret edemez bozulma nisbeti de azalırdı.
Hz.Peygamber sav buyurmuştur: "Kur'an okuyucuları, devlet ileri gelenlerien meyletmedikleri müddetçe bu ümmet Allah7ın kudret ile ve koruması altında olacakdır."
ŞEYH İZZUDDİNB.ABDÜSSELAM K.S
Şeyh İzzüddin b.Abdüsselam der ki:"Sufilerin yolu, dört esasa dayanır. Bunlar mücahede, süluk, seyr ve tayrdır.
Mücahede, imanın hakikatları ile tahakkuk, yani onların hakikatına ermektir. Seyr, ihsanın hakikatları ile tahakkuktur. Tayr, cömertlik ve ihsan yolu ile Melik ve Mennan olan Allah7ın marifetinecezb olunmaktır. Süluka göre mücahede , abdeste göre istinca gibidir.İstincası olmayanın abdesti yoktur.Keza mücahedesi olmayanın da süluku yoktur.Seyre göre sülukun yire ise namaza göre abdest gibidir. Abdesti olmayanın namazı olmadığı gibi süluku olmayanın seyri de yoktur. Bundan sonra tayr gelir ki o vuslattır.
Sufi yoluna intisabın en aşağı derecesi , mücahede eehline muhabbet beslemek, mebde ve meadın sırrına ulaşmış kişileri tasdik etmek, Kur'an hakikatlarına erenlerin değerlerini takdir etmek , onlara düşmanlık, nefret ve kızgınlık beslememektedir.
Bir kutsi hadiste buyrulmuştur:" Kim benim bir veli kuluma düşmanlık ederdse ona harp ilan ederim.""
İZDİVAÇ
Denilir ki Adem ile Havva arasında izdivaç vaki olduğunda İbslis'le dünya arasında da izdivaç vaki olmuştur.Birinci izdivaçtan insan nevi doğarken , ikincisinden heva doğmuştur.Bütün batın dinlerle kötü huylar işte bu hevanın tesirindedir.
Allah Teala ruh sultanını beden ülkesinde hükümdar yapıp aklı da onun veziri kıldığında , nefsi , ruhun dişisi kıldı.Nefis ise gidip hevaya aşık oldu.Ruh, vezirine nefsin durumunu sorunca akıl veziri ona şöyle dedi:"Padişahım , heva adlı bir varlık nefsi yoldan çıkardı". Bunun üzerine ruh hemen yakararak Allah'a yöneldi. Nefis böylece salihane bir şekilde ve güzel bir hal ile ruha teslim oldu.İişte nefislerini ıslah etmek isteyen , Kadir ve Müteal olan Allah7a yönelsin.
15 Şubat 2026 Pazar
KIRK YAŞ
İlahi ilim , ilk mükaşefe ve zuhurundan ancak kırk sene sonra kemale erer. Nitekim akıl da kırk yaşında kemale erer.Yanhi son mertebeye ulaşmak , ancak bu sürede gerçekleşebilir.Allah Teala adetini bu şekilde yürütmektedir.Bu süreden önce kimse bir şeye heveslenmesin. Çünkü ilim bu sınıra kadar artar .Sonra tahakkuk gerçekleşir.Allah'ın yardım ve izniiyle tabii ve nefsani sıfatların tamamı , boyunduruğu altına girer ve onlara hakim olarak eline gelir.Yolun ne kadar uzun , istenen şeyin ise ne kadar değerli olduğuna bir bak. Rab olan Allah'a ulaşana kadar kendin için bir kılavuz seç.
Mesnevi de şöyle denilir:
Kendine pir bul, çünkü bu yolculukta pirsiz olursan ,/ Pek büyük afetler, korkular, tehlikeler vardır.Çok defa geçtiğin bu yolda bile Kılavuzsuz gidersen şaşırır kalırsın.
Ya hiç görmediğin bir yolda ne olursun? / Aklını başına al da , kılavuzsuz olarak yola düşme.
Ey ahmak, eğer başında mürşidin gölgesi olmazsa , Gulyabani sesleri seni şaşırtır, yolunu saptırır.
ALLAH ZALİMİ KURTARMAZ
Allah Teala zalimi kurtarmaz, fakat mühmet tanır ve nefsinin eline bırakır.Nefsinin emmareliği sebebiyle de hem kendi nefsine hem de başkalarının nefsine zulmeder. Ancak Allah bir kuluna rahmet ve ihsan nazarıyla bakarsa , inayetinin nuru ile nefsinin emmareliğini yok eder.Böylece bu kulun nefsi , şeriatın emrini dinler hale gelirve ahiret azabından kurtulma , yüce derecelere ve yakınlıklarına erişme gayesi dışında hiçbir gaye ile hareket etmez olur.Bu bakımdan günah işleyenlerin Rablerinin yakalamasından çekinerek hemen tevbe etmesi , daha sonra yaparım , ederim demeyi terk etmesi gerekir.Çünkü bir hadiste "Daha sonra yaparım diyenler helak olmuştur" buyrulmuştur.
HAZRET-İ CEBRAİL'İN TALİMİ
Cabir b.Abdullah'dan rivayet olunur: " Hz.Peygamber sav in bulunduğu meclislerin birinde bulundum.Bir ara bembeyaz giysili, saçı ve teni oldukça güzel bir kimse çıka geldi veşöyle selam verdi:
"- es-selamü aleyke , Ya Rasulallah"dedi.Efendimiz sav :"-Ve aleykesselam" buyurdu. Adam:
"-Ey Allah'ın resulü dünya nedir?" diye sordu.
Efendimiz a.s: "-Dünya bir rüyadır, dünyadakiler ise yaptıklarının karşılığını göreceklerdir" buyurdu.
Adam : "Ey Allah7ın Rasulü , peki ahiret nedir?"
Efendimiz SAV :"- Ebedi hayattır.Bir gurup insan cennetlik bir gurup inisan ise cehennemlik olacaktır."
Bunun üzerine adam :"Cennet nedir?" diye sordu.
Hz.Peeygamber sav: " Öbür dünyanın taliplilerine nimetlerini ebedi olara kdöküp saçmasıdır" buyurdu.
Adam : "- Peki ya cehennem?".
Efendimiz :"- Ahirette Cehennemin , taliplerine döküp saçmasıdır,onlar cehennemden hiç ayrılmazlar , ebedi kalırlar".
Adam :" Bu ümmetin en hayırlıları kimlerdir?" deyince
Efendimiz SAV: "- Allah'a itaat üzere olanlardır". adam:"- orada insanlar nasıl olurlar?"
Efendimiz SAV "- Kafilesini arayan biri gibi çok gayretli olurlar." adam:"- orada ne kadar kalacaklardır?" deyince Efendimiz SAV: " Kafilesinden bir ihtiyac için geri kalan kişinin kaldığı kadar" buyurdu.
adam:"- Dünya ile ahiret arasında ne kadar mesafe vardır?" deyince
Efendimiz SAV: Göz açıp kapama vakti kadar bir süre" buyurdu.
Cabir anlatmaya devam etti:O adam gitti ve bir daha da gören olmadı.Hz.Peygamber SAV : " O cebrail idi.Sizin ahireti arzulamanızı, dünydan el etek çekmenizi sağlamak için geldi" buyurdu
VEDUD LAFZI
Vedud lafzı bütün mahlukat için hayırlı olanı seven ve tüm hallerinde onlara iyilik eden manasındadır.Dostlarını seven manasında olduğu da söylenir.
Kulun Ayyah'ın bu isminden alacağı pay, başkaları için kendisi için istediklerini istemek, gücünün ve imkanının elverdiği ölçüde başkalarına iyilik etmek , Allah7ın salih kullarını sevmektir.Başkalarını kendisine tercih etmek ise bundan daha yüce bir davranıştır. Nitekim bu özellikte olan bir zat şöyle demiştir:" Cehennem ateşi üzerinde mahlukatın eziyet duymadan , geçebileceği bir köprü olmak isterdim."
İNSANOĞLUNUN TABİATI
İnsanoğlunun tabiatında şeytanlık sıfatlarından olan kötülüklerde diretme ve kendini büyük görme özellikleri gizlidir.Kendisine yasaklanan şeylere haris olmakta onun tabiatında mevcuttur.Nitekim Hz.adem ,o ağacı yemekten men edilince onu yemek için çok şiddetli bir arzu duydu.İşte bu iki sıfat yüzündendir ki insanoğlu, kendisine bir şey emredildiği zaman kendini büyük görerek yüz çevirir. Kendisine bir şey yasaklandığında da onu yapacağım diye adeta yırtınır.Hele bu emir ve yasak kendisi gbi bir insanoğlundan gelmişse..Allah'a itaat etmek, mahluklara itaat etmeye nazaran çok daha kolay kabul edilen bir şeydir. Çünkü itaat etmekte nefsi benliği zelil kılma ve burnunu sürtme söz konusudur. Ayrıca yaradılan Yaratan'ı tarafından yüklenen vazifelere , kendisi gibi bir mahluk tarafından yüklenenlerden daha fazla tahammül gösterir. Bu sır dolayısıyladır ki Canab-ı Hakk, peygamberleri gönderip yaradılanlara itaat etmelerini emretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah7a itaat edin, Rasul'e ve sizden olan ulul emre(yöneticilere) itaat edin (Nisa 69)
Ezeli inayet sayesinde Allah tarafından başarılı ve muvaffak kılınanlar , kendisine emredilenleri yaparlar , yasaklardan kaçınırlar.,peygamberin getirdiklerine itaat ederler.İtaatleri de onları , mahluklara mahsus sıfatların karanlıklarından halıkiyyet sıfatlarının nuruna çıkartır. Kimin de ezelde şaki olacağına hükmedilmiş ise yüzüstü , kendi başına bırakılır, nefsinin ve tabiatının insafına terk edilir.Bu sebeble ne Allah'a, ne Rasulüne itaat eder, daveti kabule asla yanaşmaz.
TEVHİD MERTEBELERİ
Tevhid mertebelerinin ilki tevhid-i efal, sonra tevhid-i sıfat, sonra tevhid-i zattır.Çünkü zat sıfatlarlha, sıfatlar fiillerle, fiiller ise eserlerle ve oluşlarla gizlenmiş perdelenmiştir.İşte bu oluş hicaplarının ortadan kalkması ile kendisinde fiillerin tecelli ettiği kimse tevekkül eder. Fiil hicablarının ortadan kalkması ile kendisinde sıfatların tecelli ettiği kimse razı ve teslim olur.Sıfat hicablarının ortadan kalkması ile kendisinde zatın tecelli ettiği kimse ise artık vahdettedir.mutlak olarak muvahhid olur.
Mesnevide şöye denir:
Sen "La ilahe illallah" demedikçe/hakikate varan açık yolu bulamazsın.
Aşk öyle bir ateştir ki, alevlenince /Sevgiliden başka ne varsa hepsini yakar, yandırır.
"La" kılıcı, Hak'dan gayrısını keser , siler süpürür / Bir bakda gör, "La"(yok) dan sonra ne kaldı?
Ancak "illallah" kaldı, hepsi de gitti yok oldu. Ey şirki ortaklığı yakıp kandıran aşk, şad ol, yaşa!
KENDİNE VAAZ ET
El-ihya isimli kitapta şöyle denilir:" Allah Teala , İsa (a,s) a şöyle vahyetti: "Kendine vaaz et, şayet kendin o öğüdü alıyorsan , insanlara da öğüt ver.Aksi takdirde benden haya et"
Hafız Şirazi der ki:
Vaizler bu cilveyi mihrabda ve mimberde ederler
Yalnız kalınca o işi başka türlü yaparlar
Bir müşkülüm var , meclisin alimine sor
Başkalarına tevbe buyuranlar neden tevbede eksik kalırlar.
ÖLÇÜYÜ VE TARTIYI EKESİK YAPMAYIN EMRİNİN İŞARİ YORUMU
Ayette buyrulmuştur: Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın.Yani muhabbet ölçüsü ile talep tartısını eksik yapmayın.Muhabbetin bir ölçüsü vardır ki o, masivaya düşman olmaktır.Nitekim Hz.İbrahim a.s, dostluğunu ızhar ederken "Alemlerin Rabbi müstesna , onlar benim düşmanımdır(Şuara 77) demiştir.Allah Teala ile birlikte bir kimseyi veya bir şeyi sevdiğin zaman , Allah7ı sevme ölçüsünde eksiklik yapmış olursun.Ayrıca talebin de bir tartısı vardır ki o, şeriat ve tarikat ayakları üzerinde yürümektir.Nitekim şöyle denilmiştir:" İki adımda vasıl olursun" . Bu iki adım olmadan hareket edersen tartıyı eksiltmiş olursun.
Şu halde müride düşen, veli ve nebilerin terbiyesi ile terbiyelenip ayağını birinci yola koyarken kendisine emredilip şart koşulduğu üzere koymasıdır.
KÖTÜ AHLAKLAR VE SONUÇLARI
Hadis-i şerifde buyrulmuştur: Hıyanetin ortaya çıktığı bir toplulukta bulunanların kalplerine Allah mutlaka korku ilka eder. Zinanın alenen yapıldığı bir yerde mutlaka ölümler çoğalır. Ölçü ve tartının eksik yapıldığı yerde yaşayanların rızkını Allah mutlaka keser. Adaletsiz hüküm verilen bir toplumda mutlaka kan akıtma hadiseleri yaygınlaşır. Anlaşmaya bağlı kalmayan bir topluluğa da Allah mutlaka düşmanı musallat eder.
ALIŞVERİŞTE HİLE
Hiçkimse , alışxveriş ederken hile ve laf kalabalığı ile malını cazip gösterme yoluna gitmesin.Çünkü böyle yapmakla rızk artacak değildir.Aksine rızkın bereketi gider.Böyle yollarla azar azar biriktirenlerin malını Hak teala bir anda tamamen yok eder ve sahibine de malının her bir zerresinin mesuliyeti kalır.Anlatılır ki fazla gözüksen diye sütüne su karıştıran bir adamların inekleri bir sel felaketine uğrayarak telef olmuş küçük kızı adama şöyle demiş: " Babacığım süate karıştırdığın sular birikti birikti ve sonunda inekleri telef etti"
14 Şubat 2026 Cumartesi
EKSİK VERMEK
Hz.Şuayb a.s 'ın peygamber olarak gönderildiği Medyen halkı, ölçü ve tartıda hile yaparlardı.İki öölçek kullanırlar, başkalrından mal alırken tam ölçeği kullanırlar, kendileri başkalarına mal satarken eksik ölçeği kullanırlardı."Ey kavmim, ölçüyü tartıyı adaletle yapın , insanların eşyasını eksik vermeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın"(Hud 85). emri bunun için söylenmiştir.
"İnsanların eşyasını eksik vermeyin" kavramından sadece ölçülen ve tartılan eşyalar anlaşılmayıp ister değersiz olsun "eksik vermeyi" hitabı vardır.Şuayb a.s ın kavmi , szimsarların yaptığı gibi satılan her şeyden bir miktar komisyon alıp müşterilere o malın değerini azaltarak verirlerdi.Başkalarının malını eksik vermek fesaddır.Altın ve gümüş paranın kenarlarından eksilterek ağırlıklarnı düşürmek ve bazı şartlardan istifade ederek bu noksan akçeyi piyasaya sürmek gibi hareketlerde bozgunculuk fiillerindendir.Helal kazanç daha hayırlıdır.Allah Teala :"Allah faizin bereketini giderir, sadakaları ise bereketlendirir"(Bakara 276).
MECİD İSMİNİN MANASI
Mecid, zatı şerefli, fiilleri güzel, ihsan ve atası bol demektir.Zatı şerefli biri, bir de güzel davranışlara sahip oldu mu ona "mecid" adı verilir.
İNSANLAR SINIF SINIFTIR
İnsanlar yakınlık-uzaklık; seyr u süluk ve bunu bırakma hususlarında sınıf sınıftırlar:
Allah Teala kimi insanları hiçbir şey yapmadan, uğraşmadan kendisine ulaştırmayı tercih buyurmuştur. Böyleleri kendilerini maksatlarına ulaşmaktan alıkoyacak şeyleri def etmeye uğraşmaksızın, O' nun özel denetiminde bulunurlar.
Kimi insanlar da vardır ki , başkaları (ağyar) onları bir süre Allah' dan uzaklaştırıp meşgul eder.Bu kişiler Allah'ın muvaffak kılmasıyla masivanın varlığını ortadan kaldırmaya çalışırlar ve masivayı sonunda yok ederler. Kendileri için Allah Teala'dan başka varlık kalmaz.
Kimileri de yolda kalır, yaratılışları kendilerini istedikleri yere ulaştırmadığından dolayı en son hedeflerine varamazlar.
Bazı insanlar da vardır ki ne yolun ne de yola girmenin ne olduğunu bilemezler , tabii makamlarında öylece kalırlar.
Hafız der ki:
Bir topluluk dostun visalini ciddiyet ve gayretle elde ettiler./ Diğer bir topluluk ise takdire havale ettiler.
Birinci gurup , Allah Teala'nın şu sözünü kendilerine reehber edinmişlerdir:"Uğrumuzda mücahede edenleri , elbette yollarımıza ulaştırırız"(Ankebut 69)Buna göre Allah'a ulaşma(visal) çalışıp didinmeninde rol oynadığı bir şeydir. Tıpkı bir takım sebeblere bağlı olarak elde edilmesi mümkün olan vezirlik gibi.
İkinci guruptakiler ise O' na ulaşmayı , çalışıp didinmenin hakikatte hiçbir şekilde rol oynamadığı ilahi vergilerden kılmıştır.Buna göre o sultanlığa benziyor.Allah Teala şöyle buyuruyor:"De ki: Ey mülkün sahibi ! Sen mülkü dilediklerine verirsin"(Ali imran 26)."O, hikmeti dilediğine verir."(Bakara 269). "Allah'ın vermeyip te tuttuğu şeyi hiç kimse salıveremez"
CİİNS CİNSİ ÇEKER/CAZİBE
Efendimiz buyurmuuştur: "Bir mü'min bin kişinin yaşadığı bir kasabaya varsa ve bir kişi dışında kasabadakilerin tamamı kafir olsa, o müminin kalbi kasabadaki mümini bulana kadar sakinleşip rahat etmez.Bir münafık da bir kişinin yaşadığı bir kasabaya gelse ve biri dışında kasaba ahalisinin tamamı mü'min olsa , münafığın kalbi de kasabadaki münafığı bulana kadar kimseye ısınmaz"
BEY'AT
BEY'AT vermek birisine tabi olmak hussunda söz vermektir.Bey'at'ın aslı Hak Teala'ya verilen sözdür.Bir anlamda Ya Rabbi sana tabi olacağım,senin emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınacağım. Senin emirlerini ve isteklerini yerine getirirken asla tereddüt etmeyeceğim, isyan içinde olmayacağım demektir.
Kendisine beyat edilen , bey'at veren hakikatte Allah Teala'dır. Fakat bey'at alma ve sözleşme daha kolay olsun diye bir takım vasıta ve vesileler yaratarak peygamberleri, onların varisi olan şeyhleri, bu şeyhe bağlı sultanları beyat edilen kişiler olarak tayin etmiştir. Dnun için onlar koruma ve muhafaza altındadır.Günah olan bir şeyi kesinlikle emretmezler.Onların ahdi bozmaları asla düşünülemez.Onların kapısından ayrılmayan güzel netice ile mesud olacaktır.Aklı başında olan kimselerin, peygamber ve velilerin davet ettiği tevhid ve hakikatları konusunda şüphe ve tereddüt içinde olmaması gerekir.Aksine hakkın inceliklerine ulaşana dek ona tabi olmak gerekir.Çünkü şüphe ve tereddüt kafirlerin,kararsızlık ve bocalama ise günahkarların hallerindendir.
Bazı şahısların peygamber varisi ve Rablerinden bir delil üzere bulunan şeyhler arayıp bulamadıkları hadisesi , bu şahısların taleplerindeki zaaf ve tereddüt, inanç ve himmetlerindeki dağınıklık bulunmasındandır.Çünkü talib basiret üzere hareket etmediği zaman , basiret ehlini bulamaz.İisterse gözünün önünde olsun. Aksine hüsranı ve ziyanı artar.Ne güzel söylenmiştir:"kör görmese de güneyyine güneştir"
DUA ETMEK
Hz.Şeyh-i Ekber İbni Arabi hazretleri der ki:" Dua etmek uzaklığı çağrışytırıyor. Allah Teala ise yakındır.Yakın olduğuna göre niçin O'na dua ediyorsun?. Dua etmeyip susunca: " Niçin dua etmiyorsun, yoksa büyüklük mü taslıyorsun?" der.Geriye dilsizlere imrenmekten başkaçare kalmıyor. Onlar konuşamazlar.Sağırlar, dilsizler,körler. Nemutlu onlara ! Ahirette dönüp varılacak güzel yer de onların". İşte Allahı bilenlerin vasfı budur. Onlar hakkında : " Allah'ı tanıyanın lisanı bal olur"
EL MÜCİB İSMİ ŞERİFİ
Kulun, Allah'ın EL MUCİB esmasından alması gereken hissse , Rabbinin emredip yasakladığı hususlarda O' na icabet etmesi, Allah'ın kullarına nazik bir şekilde cevap vererek isteklerini karşılamaya çalışarak yardımcı olmasıdır.Kul Rabbin emirlerine müsbet cevap verdiği zaman , Allah da onun duasına icabet eder.Nitekim Efendimizin amcası Ebu Talib, Resulullah'a sav şöyle demiştir:" Rabbin ne kadar da istediğini hemen yerine getiriyor" . Peygamberimiz de ona " Amca! Sen de O'na itaat edecek olsan senin isteklerini de yerine getirir.
DÜNYA
Allah Teala dünyayı, oturulacak, karşılık görülecek bir yer değil, deneme ve göçüp gitme yurdu kılmıştır.O, dünyayı genellikle cahillerin , kafirlerin eline vermiş; peygamberleri, velileri ve ebdali ondan mahrum etmiştir. Yüce Allah dünyayı küçük ve hakir görmüş , dünyaya ve dünya ehline , dünyayı sevenlere buğzetmiş , akıllı insanların dünya sadece çıkacakları yolculuk için hazırlık yapmalarına rıza göstermiştir.
Dünyaya sövülmez.Hadis-i şerifde buyrulmuştur: "sövüp saymayınız.Çünkü o, mümin için gayet güzel bir binittir/araçtır.Mümin onun sayesinde hayra ulaşır, onun sayesinde şerden kurtulur.Kul: "Allah bu dünyanın cezasını versin!" diye lanet ettiği zaman dünya da ona şöyle der: " Allah Reblerine karşı gelenlerin cezasını versin" Bu hadis dünyaya sövüp saymanın ona lanet etmenin yasak olmasını gerektirir.
Ancak dünyanın lanetlenmesi mübah olan tarafı , Allah'dan uzaklaştıran yönüdür. Allah'dan uzaklaştıran mal ve çocuk kişiye felaket getirir.Ancak dünyanın Allah'a yaklaştıran , O'na ibadete yardım eden yönü ise herkes tarafından sevilmiştir.
KURTULUŞ RAHMETLE MÜMKÜNDÜR
Bir insan ne kadar amel yaparsa yapsın ve salih amel işlerse işlesin Allah7ın rahmeti olmadan kurtulamaz.Hud suresi 58 ayeti şu şxekildedir:
"Emrimiz gelince Hud'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azabtan kurtuluşa erdirdik" Ayette if ade buyrulan "tarafımızdan bir rahmet" ifadesi ile bu husus açıkca ifade buyrulmuştur.
ADALET Mİ? CESARET Mİ?
Anlatılır ki, Makedonyalı İskender , Aristo'ya sormuş:" Hükümdarlar açısından cesurluk mu daha gereklidir yoksa adalet mi?Aristo bu soruuya şöyle cevap vermiş:
"-Otorite sahipleri adaletli davrandıkları zaman cesur olmak zorunda kalmazlar."
13 Şubat 2026 Cuma
ÇOCUĞU OLMAYANLAR İÇİN
Hz.Hasan efendimize birisi şöyle dedi:" Ben çok malı olan biriyim ancak çocuğum olmuyıor. Bana bir şey öğret, belki Allah bana bi rçocuk ihsn eder" Hz.Hasan ona: "İstiğfara devam et"dedi. Adam çokca istiğfar etmeye başladı. O kadar ki günde yediyüz kere istiğfar ettiği bile oluyordu. Sonunda adamın on çocuğu oldu.
Bu olay Muaviye'nin kulağına gidince adama:" Bunu nereden öğrenip söylediğini sorsaydın ya" dedi. Bir başka zamanda aynı adam Hz.Hasan7a bunu nereden öğrendiğini sordu.Hz.Hasan cevaben "Hud (abz) Kuvvetinize kuvvet katsın " sözü ile Nuh a.s ın " mallarınızı ve çocuklarınızı artırsın"(Nuh suresi 72) şeklindeki sözlerini duymadınız mı?
Ayetin tercemesi:Ey kavmim Rabbi'nizden mağfiret dileyin, sonra da O'na tevbe edin ki, gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın.."
PEYGAMBERLER/VELİLER DİRİDİR
Hz.Nuh'un gemisi aaltı aylık bir hareketten sonra cudi dağına oturunca, Hz.Nuh bir bakarki şeytan gemisinin arka tarafında oturmaktadır.Nuh a.s İblis'e :" Yazıklar olsun sana! Yeryüzündekilerin tamamı senin yüzünden boğuldu, hepsini helak ettin" demiş.İblis de Hz.Nuh'a :" Peki ne yapabilirim? deyince Hz.Nuh:" Tevbe edebilirsin?" demiş.Bunun üzerine İblis: "Öyleyse Rabbine sor bakalım benim için tevbe imkanı var mı?" demiş. Hz.Nuh, Rabbine dua etmiş , Allah Teala Nuh a.s 'a : Adem'in kabrine secde edersen tevbe etmiş olacaksın" demiş.Fakat İblis:" Ben ona diriyken secde etmedim, ölüyken mi edeceğim" diye cevap vermiş
Burada mezardayken Hz.adem'e yapılan secdenin mezarda değilken yapılan secde gibi olduğuna işaret vardır.Çünkü Peeygamberler rableri katında diridirler.Kamil veliler de böyledir. Denmiştir ki:
Ölümleriyle gönül ehlinden meded beklemekten ümitsiz olma!
Çünkü ağah olan kamil kişinin uykusu aynen uyanıklık gibidir.
12 Şubat 2026 Perşembe
PEYGAMBER İİSTEĞİ
Bir Hadis-i Şerifde buyrulmuştur: "Rabbimden üç şey talep ettim. İkisini verdi birisini geri çevirdi.Rabb'imden ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini talep ettim.Bunu bana verdi.Ümmetimi suda boğulma suretiyle helak etmemesini diledim, bana bunu da verdi. Ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını da (yani savaş ve fitnelere düşmemelerini de) talep ettim.fakat bu geri çevrildi"
11 Şubat 2026 Çarşamba
EDİNİLECEK İLK AHLAK
İibni arabi hazretleri şöyle der:" Ahlak sahibinin edineceği ilk ahlak, yaratılanlardan gelecek eziyetlere sabırla katlanmaktır.Bunun yolu da onlardan eziyet duymamaktır.Çünkü o muvahhiddir.Onun gözünde kendisine kötülük yapan da iyilik yapan da eşittir.Bu ahlakın son derecesi , kötülük yapanı bile kendisine iyilik ediyormuş gibi görmesidir.Çünkü o herşeyin gerçek mahiyetini bilmektedir.İilahi tecelli ile tahakkuk bulmuştur.İşte bu hakikat ehli olmanın , yani tahkikin başlangıcıdır."
İNSANLAR ÜÇ SINIFTIR
Yahya b.Muaz şöyle der:
İinsanlar üç sınıftır.Bir gurup vardır ki ahiretleri kendilerini dünyadan alıkoyar. Bi rgurupta vardır ki dünyaları kendilerini ahiretten alıkoyar.Bir gurup daha vardır ki ikisiiyle birden meşgul olur.Birincisi kurtuluşa erenlerin derecesidir. İkincisi helak olanların derecesidir. Üçüncüsü ise durumu tehlikede olanların derecesidir.
GÜZEL AHLAK ÖRNEKLERİ
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:" Fakirleri ve miskinleri sevmek, nebilerin ve rasullerin ahlakındandır.Onlarla birlikte oturmak istememek ise münafıkların ahlakındandır."
HPz.Nuh'a kavmi karşı çıkarken "Biz seni de bizim gibi bir insan olarak görüyoruz ve sana bizim basit görüşlü ayak takımımızdan başkasının uymadığnı görüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunu düşünüyoruz"(Hud 27) ayetinden anlaşılmaktadır ki ,peygamberlere ve velilere uyanları, zengin ve aristokrat olmadıkları için ,inkarcılar aşağılamaktadırlar.
Mesnevi de şöyle denilir:
Peygamberlerle eşit olduğunu idida ettiler/ Velileri de kendileri gibi sandılar/ Dediler ki: İşte biz de insanız onlarda insan / Biz de uyumaya ve yemeğe bağlıyız onlar da / Onlar şunu bilmediler kikörlükleri yüzünden, / Aralarında uçsuz bucaksız bir fark vardır. / Her iki çeşit arı bir yerden gıdalandıkları halde ,/ Birinde yalnız iğne bulunur, diğerinde bal vardır./ İki çeşit geyik otladı, su içti. / Birinden fışkı ortaya çıktı , birinden halis misk / Her iki kamışta bir sulaktan su içti. Birinin içi bomboş, diğeri şekerle doludur.
SÜFLİ VARLIKLARI ULVİ ALEME DAVET ETMEK
Peygamberlerin ve onların yolundan giden velilerin davranışlarıdır.Nefis, süflidir.Tabiatı da bakışı da süflidir.Ruh ise ulvidir. Ruhun ulvi bir tabiatı, ulvi bir bakışı vardır.İşte bu ulvi ruhun özelliklerinden biri de başkalarını da kendi alemine davet etmektir.Bu ulvi bakış sayesindendir ki ruh, iibadetlerin ne kadar şerefli ve değerli olduğunu , ayrıca süfli davranışları ve onların ne kadar değersiz ve zelil olduğunu görür.Bu ulvi tabiatından dolayı da süfli varlıkları ulvi davranışlara davet eder.Sufli bir varlık olan nefis, süfli bakışından dolayı ulvi varlıkları göremez.Süli tabiatından dolayı ulvi davranışlara meyletmez.Aksine süfli davranışlara meyleder.Süfli bakışı yüzünden her şeyi süfli görüp başkalarını da kendi alemine çağırır.
Bu nedenle süfli insanlar peygamberlere ve velilere bakarlar , ama onları peygamber ve veli olarak görmezler , aksine onları yalancı, büyücü ve deli olarak görürler.Peygambere ve velilere tabi olanı da küçük ve hakir görürler.
PEYGAMBERLERİN AH VAH ETMESİ
Hz.Nuh a.s ın adının Şakir olduğu söylenir. Kendisi için çok ah vah ettiği için ona "Nuh" adı verilmiştir.Niçin ah vah ettiği konusunda ise üç görüş vardır:
1-"Rabbim, yeryüzünde bir tek kafir bile bırakma"(Nuh 26)diye beduda ettiği zaman merhametinin az olduğu içindir.Allah onun bu duasından hoşnut kalhmamıştır
2- Bi rköpeğin yanından geçerken " Ne çirkin bir yaratık" demiş olmasıdır.Bu davranışı üzerine Hak Teala;" Beni mi ayıplıyorsun, yoksa köpeğıi mi?" diyerek azarlamıştır.O da bununh üzerine kendisi için ah vah ederek çöllerde ve dağlarda dolaşmaya başlamıştır.
3- Hz.Nuh'un oğluna karşı aşırı meyli ve bağlılığı vardı.Ayette "Şüphe yok ki oğlum benim ehlimdendir" (Hud 45) diyerek Rabbine başvurması , Allah'ın da " Şüphesiz ki o senin ehlinden değildir" buyurmasıdır.Bunu nüzerine ya kendisi için ya da oğluna karşı şefkatinden dolayı ve kendisi için endişelendiği için ah vah etmeye başlamıştır.
Hz.Davud ve diğer bazılarında vaki olduğu gibi bazı zelleler, her ne kadar ah vah etmeye sebeb olursa da peygamberlerin ve velilerin ah vahları sadece Allah'ın celalinden ve kalblerini çekip alan O'nun heybetinden kaynaklanır.
Ah vah etmek , aşıkların sıfatlarından ve ariflerin özelliklerindendir.Yahya a.s bir günahı içinden bile geçirmediği için zamanında kendisinden daha çok ağlayıp ah vah eden görülmemiştir.Yakup a.s sın ağlaması sırf oğlu Hz.Yusufdan kaynaklanmamıştır.Aksine O'ndan ayrılması , bu ağlayışın zahiri olarak görünüşteki sebebi olmuştur.
Allah Teala bir kulunun ağlamısını ve ah vah edip kendisine yalvarmasını dilediği zaman o kulunu ayrılık , hastalık ve diğer sebeblerle imtihan eder.Bu , kalp ehli kişilere gizli değildir.
10 Şubat 2026 Salı
KÖR VE SAĞIR
Hud suresinin 24 ncü ayetinde Hak Teala ehli cennet ile eehli cehennemi kıyaslar iken "Kör ve sağır ile gören ve işiten hiç eşit olur mu?" buyurmuştur.
"Kör" hakkı hak, batılı da batıl görmeyip aksine batılı hak, hakkı ise batıl olarak görendir.
"Sağır" hakkı hak, batılı da batıl olarak duymayıp , bilakis batılı hak,hakkı ise batıl duyandır.
"Gören" hakkı hak olarak görüp ona uyan, batılı da batıl görüp ondan kaçandır.
"Duyan" ise Allah kendisinin kulağı olup da O'nunla işiten kimsedir.Allah'la gören Allah'dan başkasını görmez.Allah'la duyan ancak Allah'dan işitir. Varlık aleminde Allah'dan başka hiçbir varlığın kendisine hitap ettiğini görmez ve kendisine emredilen her şeyi yerine getirir.
DÜNYA KARŞILIĞI DİNİ SATMAK
Dünya karşılığında dinini satanlardan birisi de zahidlik ve şeyhlik yoluyla baş olmak ve nefsani hazlar elde etmek için Allah katında kendisinin rütbesinin/ derecesinin olduğunu iddia eden kimselerdir.Böyle bir kimse Allah'ın yeryüzündeki şahidleri olan velilerin diliyle lanetlenmiştir.Çünkü kendisini ulu kimselerin ve büyüklerin yerine koyarak zulmetmiş ve lanete hak kazanmıştır.
Bu iddiacıların özelliklerinden biri de şudur: Onlar şeyhlik ididalarıyla insanları kendilerine davet ettikleri ve onları Hakk7a ulaştıracak velayet szahibi kişilerin eteğine yapışmaktan alıkoydukları için Allah yolunu arayanlara bu yolu kapamaktadırlar.Ahireti gerçek manada inkar edenler bunlardır.Çünkü ahirete, Allah'a varacağına , hesaba çekileceğine , amellerinin karşılığının verileceğine inanan biri Allah'a karşı böyle davranışlara girmez.Dünyayı ve dünya liderliğini istemedikleri için onlara Allah yolundan sapma (delalet) azabı ve peşlerinden başkalarını da götürmek istedikleri içinde müridleri Hakkın yolundan saptırmak azabı vardır.Onlar kendi uğradıkları ziyandan, peşlerinden gidenleri uğrattıkları ziyandan ve en çok ziyan eden kişiler oldukları halde güzel bir şey yaptıklarını sanmalarından da hesaba çekileceklerdir.
9 Şubat 2026 Pazartesi
ŞÜKÜR VE SABIR İKİ BİNEKTİR
Hz.Ömer (r.a) ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:" Şükür ile sabır iki binektir ki hangisine binsen fark etmez"..
Sabır ve şükür yollarından her birinin Allah Teala'ya ulaştırdığına işaret vardır.
İMRENİLECEK ŞEY
fUDAYL B.ıYAR şöyle der: " Ne mukarreb Allah'a yakın kılınmış meleklere, ne peygamberlere ne de salih kullarına imrenirim.Bunlar da kıyameti ve o günün dehşetli durumlarını gözleriyle görmeyecekler mi? Bin sadece hiç yaratılmamış olan birine imrenirim.Çünkü böyle biri ne kıyametin hallerini görecek ne de dehşetli anlarını"
RIZK KONUSUNDA TEVEKKÜL
Hud suresi 6 ncı ayeti:"Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah7ın üzerine olmasın..." Meşayıha göre rızık ve diğer konularda gerçek tevekkül , Allah Teala'ya güvenerek sebeblerden tamamen vazgeçmektir. Yalnız böyle bir tevekkül anlayışı , havassa (seçkin kimselere ) ait bir anlayıştır. İnsanların genelinin ise sebeblere yapışmaları zaruridir.
İnsanın rızkı , hem cesedinin hem de ruhunun gıdasını içine alır.
Bir hadiste buyrulmuştur: " Aç ve muhtaç olup ta bunu insanlardan gizleyip Allah'a havale eden kimse için bir senelik rızk ihsan etmesi Allah üzerine bir borç olur"
8 Şubat 2026 Pazar
ŞERİAT HÜKÜMLERİ
"Bana müminlerden olmam emredilmiştir."(ayetiYunus 104)Organlarla yapılan bir cins amel olan ibadetten iilah vemarifete geçiş , inisanın zahirinin salih amellerle süslenmemesi durumunda iman ve marifet nurunun da kalmbde barınamayacağına delalettir.Çünkü Alla hTeala ,şeriat hükümlerini marifetin temeli kılmıştır.Temel yok olunca üzerine bina edilen şey de yıkılır.Yine amel marifetin elbisesidir.Marifet bu elbiseyi çıkardığı zaman rüzgara bırakılan bir kandil gibi ortada kalır.
İLİM SUDUR, AMEL TESTİ GİBİDİR.TESTİ KIRILINCA SU DA DÖKÜLÜR.
ALTI GÜNDÜR ALLAH İLE KONUŞMAYAN KİŞİ
Hz.Musa, Tur'a yöneldiğinde yolda evliyaullahdan bir veliye rastladı ve selam verdi.Fakat veli, Hz.Musa'nın selamın8ı almadı.Hz.Musa, Hak Teala ile münacat mahalline gelince şöyle didi:
"- Allah'ım kullarından birine selam verdim, ama selamımı almadı". Hak Teala hz.Musa'ya hitaben:"-Ey Musa, bu kul,altı gündür benimle bile konuşmuyor."
Musa : "Niçin ya Rab?" deyince Allah Teala şöyle buyurdu: "Çünkü Ben'den bütün günahkarları bağışlamamı, bütün isyankarları cehennem azabından azad etmemi istedi, ama bunu kabul etmedim. O da bu yüzden altıı gündür benimle konuşmuyor"
RABBİN İSTESEYDİ YERYÜZÜNDEKİLERİN HEPSİ MUTLAKA İNANIRDI"
Yunus Suresinin 99 ayetinde geçer."Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın" Devam eden ayette " Allah7ın izni olmadan hiç kimse inanamaz.Allah pisliği , akıllarını kullanmayanların üzerine kor"
Yaratma ve teşri; yani şeri hüküm koyma esaslarının bina edildiği hikmete aykırı olduğu için Allah bunu istemedi.
Allah, iki kabzanın; yani cemal ve celalinin hükmünü tamamlamak ve iki dünya; yani cennet-cehennem ahalisini oluşturmak maksadıyla iinkarı tercih etmeyeceğini bildiği kişilerin inanmasını istedi. İnanmayacağını bildiği kişilerin inanmasını ise istemedi, mükellefiyetin geçerli olması için herkesi istidatlı olarak yarattı. Hz.Peygamber (s.a) de kavminin inanması konusunda hırslıydı ve buna çok önem veriyordu.Çünkü kamil bir insanın yaratılışı , herkesin inanıp bağışlanmasından başka bir şey istemeyecek şekilde külli rahmet taşır.
Allah'ın adeti iman nuruyla tesdeklenen akılların tevhide ve Allah'ı tanımaya imkan ve yol bulması; İiman nurundan uzak olan akılların ise buunlara yol bulamaması şeklinde tecelli eder. " Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz.Allah pisliği, akıllarını kullanmayanların üzerine kor" ayeti(Yunus 100) filizofları reddeder.Çünkü onların imandan uzak akıllarında tevhid ve marifete yol bulabileceğini sanmaktadırlar.
İLAHİ AZABIN BİR KAVİMDEN KALDIRILMASI
Bu kavim Hz.Yunus'un kavmidir.Yunus a.s Dicçle nehrinin kenarında kurulu Musul'a yakın Ninova halkına peygamber olarak gönderilmişti.Bir süre Ninovalıları Allah7a davet etti.Ninovalılar ise Yuhus a.s ı yalanlayıpbunda ısrar ettiler.Yunus a.s ın buna çok canı sıkıldı ve şöyle beddua etti:"Allah'ım bu kavmim beni yalanlıyor, bunları azabına duçar et"
Hz.Yunus'un yaratılışında var olan acelecilik nedeniyle bu bedduayı yapmıştı.Peygamberliğin ağır yükü omuzlarında olduğundan bu yükün altında ezilmişti.
Hz.Yunus7a azabın üç gün yahut kırk gün içinde geleceği söylenmiştir.Yuhus a.s azabın geleceğin söyledikten sonra kavminin arasından çıktıbir dağın yarığında gizlendi.Vaadedilen zaman gelince Cenab-ı Hakk cehennem görevlisi melek Malik'e cehennemin zehirlerinden bir arpa miktarı o kavme göndermesini işaret etti.
Zehirler siyah bir bulut şeklinde kalın duman ve ateş kıvılcımlarıyla geldi.Ninova şehrinin etrafını kuşattı.Şehir halkı Yunus a.s ın doğru söylediğini bildiler ve şehrin hükümdarına başvurdular.
Hükümdar akıllı bir kimse idi.Yunus7a aramalarını emretti fakat bulamadılar.Hükümdar: Eğer Yunus gitti ise onun bizi davet ettiği ilah bakidir, herşeyi bilir ve işitir.Şimdi onun dergahına acziyet, boynu büküklük, tazarru ve niyaz etmekten başka hiçbir çare yok" dedi.Hükümdar başı açık, ayağı çıplak olarak üzerine eski bir aba aldı.Halkda aynı halde yürüyerek yüzlerini sahra tarafına çevirdiler.Erkek, kadın, büyük küçük hepsi feryat ettiler.Çocukları analarından uzaklaştırdılar. Yunus7un kavmi birbirlerine şefkat ve acımayla davranıp feryat ederek yüksek sesle dua ettiler, sesleri birbirine karıştıBunu, kalpleri daha rikkatli, dualarını daha ihlaslı ve kabul edilmeye daha yakın kılmak için yaptılar. Birbirlerine yaptıkları haksızlıklardan dolayı helalleştiler.Halis b.ir niyetle hepberaber ; "Yunus'un getirdiklerine inandık" dediler.Şöyle niyazda bulundular:
"Ey hiçbir canlı yokken diri olan, ölüleridirilten ve kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'ım! Günahlarımız hakikaten çok fazla , çok büyük, ama sen onlardan da büyüksün" diye dua ettiler."Sen bize Sana yaraşanı yap, bizim layık olduğumuz şeyi yapma" diye de eklediler.
GÖRÜNMEYENE İBADET
Mesnevi-i şerifde denilmiştir:
Görünmeyene ibadet etmek , kulluk etmek güzeldir.
Huzurda değilken de kulluğu korumak pek hoş bir şeydir.
Allah'a iman ve ibadet ancak şimdi makbuldür.
Ölümden sonra her şey meydana çıkınca inanmak manasızdır.
7 Şubat 2026 Cumartesi
DİNİ TİCARETİN EN KARLISI
Allah'ın ayetleri ister Kur'an gibi vahy yoluyla gelen ayetler olsun, ister ilahi marifetler gibi ilham ayetleri olsun onları tasdik etmek ticaretin en karlısıdır.
Onları yalanlamak ise insanların en çok zarar eden kazançlarındandır.Bu sebebledir ki arifleri birisi şöyle der:" Bu ilimden yani keşfe dayalı vehbi ilimden nasibi olmayanların kötü bir akibete uğrayacağından korkarım."
Bu ilimden bir kimsenin en az nasibi onu tasdik etmek ve ehil insanlarda bu ilmin bulunabileceğni kabul etmektir. Vehbi ilimleri inkar edenlerin çarptırılacağı en hafif ceza ise bu ilimden hiçbir nasib alamamaktır.Vehbi ilim sıddıkların ve mukarreb zatların ilmidir."
Şeyhi Ekber İbni arabi hazretleri der ki:" Peygamberlik ve velilik ilmi , akıl sınırlarının ötesindedir.Aklın düşünerek bu ilme erişmesi söz konusu değildir.Fakat akıl, özellikle hiçbir hayali şüphenin galip gelemediği aklı selim ancak bu ilmi kabul eder.Bize ancak şeriatın ortaya koyduklarını kabul etmek düşer.Aksi de öyledir. Herd şeye ince eleyip sık dokuyarak bakanlar , devamlı bir tavır üzere olamazlar.Bazen bir meseleden onun tam tersi ni savunmaya geçebilirler"
Mesnevi de şöyledenilmektedir.
Hayal alemi ruhlar alemine göre pek dardır./ Bu yüzden hayallere dalmak , gam ve kederlere sebeb olur.