5 Ekim 2026 Pazartesi

ZULÜM

 "RABBİN HİÇ KİMNSEYE ZULMETMEZ"(Kehf suresi 49)

Zulüm başkasının mülkünde tasarruf etmek yahut haddi aşmaktır."Kim bir zalime , zalim olduğunu bile bile , yardım ederse daireyi islamdan çıkmış olur"(Hadis)

Başka bir hadiste ise " Kim bir zalimin ardından ona yardım maksadıyla yedi adım yürürse , o kişi günah işlemiş olur" buyrulmuştur.

Semerkantta Dider Sultan bizzat kendisi medrese talyebelerini n düşük , orta,yüksek derece olanlarnı tespit maksadıyla ders hocası olan müderris dışında adil ve faziletli kişilerden bir heyet oluşturdu ki böylece imtihana girecekler arasında bir zulüm ve haksızlık olmasın. Çünkü bu zat, bu heyetin zulüm ve haksızlıklarını küfür sayardı

4 Ekim 2026 Pazar

DİLLERİ PEYGAMBER DİLİ,KALPLERİ FİRAVUN KALBİ

 Efendimiz sav buyurmuştur:Ümmetimin içerisinden bir takım kavimler çıkacak , diller ive konuşmaları peygamber dilleri gibi, kalpleri firavun kalpleri gibidir."başka bir hadis-i şerifde ise ."Kalpleri kurtların kalpleri gibidir., okun yaydan fırlayıp uzaklaştığı gibi bunlar da süratle dinden çıkıp uzaklaşırlar.Bilgisizce fetva verirler, kendileri de sapar halkı da saptırır" 


3 Ekim 2026 Cumartesi

İSTİKAMET

"ŞÜPHESİZ, RABBİMİZ ALLAH'TIR DEYİP SONRA DOSDOĞRU YOLDA YÜRÜYENLERİN ÜZERİENE MELEKLER İNER..2(Fussilet 30) bu ayette zikredilen 'dosdoğru yol' dan maksadın ne olduğu hususunda  Hz Ömer r.a  istikametin imanda sebat etmek olduğu, Hz.Osman'dan r.a ameli ihlasla yapmak olduğu, Hz.Ali 'den farazları eda etmek olduğu şeklinde rivayetler vardır.Bunlar istikametin teferruat açılımlarıdır.

Avamın istikameti zahirde emirlere sarılıp yasaklardan sakınmalarıdır.Batın gönül dünyasında ise iman ve tesdikten ibarettir.Allah7ın seçkin kullarının ise zahirdeki istikameti dünya sevgisinden arınmak , dünyanın süs, zinet ve şehevatını terk etmektir.İç alemde batın , gönül dünasında ise cennet nimetlerinden feğrağat edip Hak Teala'nın zat ve cemaline kavuşma arzusu ile onlardan ir    fan ve marifet istemektir.

"BİZ ONLARA BİR TAKIM ARKADAŞLAR MUSALLAT ETTİK.."

 Fussilet suresinin 25 nci ayetin başıdır.

Keeşfül Esarar isimli tefsirde denir ki: " Alla hTeala bi rkuluna hayır murad ettiği zaman , o kulu taate davet  ve teşvik eden, bu konuda ona yardımcı olan bir takım dostlar sardırır.Bi rkula da şer ve kötülük murad ettiği zamaN nonu isyan ve menhiyata teşvik eden dostlar sardırır.İşte şeytan da bu kötü dostlardandır.Zira şeytan insana vesvese vererek musallat olur.İnsan her vesileyle çokca kötülüğü emreden nefis , şeytandan daha kötü ve zararlıdır.Bu dünyada nefis hem kendini hem kulu helaka götürecek şeylere çağırır.Yarın ahirette kulu davet ettiği şer konusunda aleyhine şahitlik edecektir.

MELEKLERLE MUSAFAHA

Ey musa! Diyeceklerime kulak ver, gerçek, benim söylediklerimdir.: Düşkün fakir birisine karşı büyüklük taslayanları kıyamet günü toz şeklinde haşrederim.; alime tevazu gösterenleri dünyada da ahirette de yüceltirim.Her kim bir müslümanın gizlisini saklısını açığa çıkarmaya çalışırsa,Ben de onunkini yetmiş katıyla ortaya dökerim.; Her kim bir müslümanı alçaltmaya çalışırsa savaşta Benimle teke tek dövüşüyor demektir.Her kim Bana iman ederse , dünyada da ahirette de melekler kendisiyle açıkca musafaha eder.

PEYGAMBERİ CANINDAN ÇOK SEVMEK

 İmanın kemale ermesinin işaretidir.Resul-ü Ekrem kendisinin elini tuttuğu bir sırada Hz.Ömer " cYa Resulallah! Sen bana kendim hariç her şeyden daha sevgili geliyorsun" deyince ,"Hayır ey Ömer! Canımı elinde tutan zata yemin olsun ki bizzat kendinden bile sevgili olmam gerekiyor" demiştir, bunun üzerine Hs.Ömer "Şu anda vallahi sen bana kendimden bile daha sevgili geliyorsun2 deyince Hz.Peygamber : "İşte şimdi oldu ey Ömer! İmanın kemale erdi"buyurmuştur.

30 Eylül 2026 Çarşamba

HASTALAR İÇİN

 Efendimiz sav buyurmuştur:" Bir kul güzel bir tarikat gidişi üzere bulunurken hasta olursa, kendisiyle görevlendirilmiş meleğedenir ki: Buna, kendisini eski sağlığına kavuşturuncaya kadar ya da kendi nezdime alıncaya kadar serbest ve sağlıklı zamanlardaki gibi sevap yazmaya devam ediniz"

Yine Hak Teala şöyle ferman buyurur: Kulumun sağlıklı iken gece gündüz yapmakta olduğu amelin sevabını ondan hiçbir şey eksiltmeksizin tekrar yazınız.Hasta iken yapamadığı amellerinden dolayı sevabsı eksik olmasın.Sağlıklı iken yapmakta olduğu amellerin sevaplarını hastalığında vermek de bana aiddir" 

ZEKAT

Denilir ki ; Zekat . İiislam7ın köprüsüdür; her kim bu köprüyü geçerse kurtuluşa erer , kim de geç emez  ve geri kalırsa helak olur"

Zekat vermemek müşriklerin genel özelliğidir.İnsanın malı çok sevmesi ve mal vermenin diğer amellere göre nefse ağır gelmesi sebebiyle Fussiulet suresi 7. ayetinde zikredilmiştir: "Onlar zekat vermezler.." 

İLK ZÜHD(ABDULLAH B.MÜBAREK)

 Abdullah b.Mübarek'e ilk zamanlarında nasıl olduğu sorulduğunda şu cevabı vermiş:"Bir bahçede idim.arkadaşlarım ile birlikte birşeyler yedikten sonra ud ve tanbur çalmamerakım nedeniyle gecenin bir yarısı udum elimde olduğu halde kalktım; bu sırada başımın üzerinde ağaçta bir kuşun öttüğünü duydum; diyordu ki:"Şu iman edenlerin, gönüllerinin Allah7ı hatırlayarak yatışma zamanı hala gelmedi mi?"(Hadid 57/16) Bunu nüzerine "Elbette geldi" diyerek udu kırdım.İşte ilk zühdüm bu idi

29 Eylül 2026 Salı

NAMAZDAN ÇALAN HIRSIZ

 Haccac Said ibnül Müseyyeb'in yanında namaz kılarken bu zat Haccac'ın imamdan önce kalktığını ve başını  başını yere koyduğunu görmüş, selam verir vermez elbisesinden yakalamış ve duasıyla birlikte namazı bitirdiğinde takunyasını Haccac'a vurmak üzere kaldırarak "Ey hırsız, ey hain.Sen böylemi namaz kılıyorsun ,şimdi şunu kafana vuracağımsenin diye çıkışmış..Haccac o sırada hacca gitmekte imiş.Hac'dan sonra Suriyeye avdet edip vali olmuş  ve tekrar Medine'ye geldiğinde hemen Mescid'e giderek ibnül Müseyyeb'e:"Bir zamanlar falanca falanca sözleri bana söyleyen sen miydin? demiş."Evet bendim" deyince " Allah senin gibi bir terbiyeci  ve hocayı hayırla mükafatlandırsın.Senden sonra kıldığım bütün namazları hep senin sözlerini hatırlayarak kıldım" demiş

ALLAH'IN AYETLERİ

 Mü'min suresinin 81 nci ayetinde geçer:Allah siz ayetleri gösteriyor.Şimdi , Allah'ın ayetlerinden hangisini inkar edersiniz."

Denilmiştir ki Allah Teala'nın en büyük ayetleri Allah'ın peygamberleri  ve velileridir. Çünkü Cenab-ı Hak izzet ve kibriya özelliği ile bütün alemlere bunların zatlarından tecelli etmektedir.

Sehl Tüsteri der ki:Allah'ın9 en açık ayetleri velilerinde tecelli edendir. Allah bunların kerametlerini tasdik edenleri en bahtiyar kulları kılmıştır.Bedbaht kullarının gözlerini de bunlarıkabul edemeyecek kadar körleştirmiş, gönüllerini onlardan yüz çevirmiştir.Her kim O'nun velilerinin ayetlerini inkaar ederse bizzat O'nun kudretini inkar etmiş olur.Çünkü ilahi kudret Allah dostları aracılığı ile bir takım emareler ortayakoymaktadır. Yoksa bu zatlar o kerametleri kendiliklerinden ortaya koyuyor değillerdri. 

28 Eylül 2026 Pazartesi

CENABI HAKKIN KULLARINI SAPTIRMASI

 Sadrettin Konevi hazretlerinin Fatiha Tefsirinden şu izah yer alır: " "Cenab-ı Hakkı'ın kullarını saptırması" demek yasakladığı şeyleri yapmaktan bizzat korumaması ve emrettiklerini yapıp yasakladıklarından el çekme konularında yardım ve imdat etmemesi demektir."

SIRRI İFŞA ETMEK

 Ceza kanunlarında "Devlet'e ait bir sır'ın ifşası" cezası en azından idamdır. 

Bir ulu kişi  şöyle dedi: " Mansur "Enel hak" deyip de Bağdat'ta dar ağacına çektiklerinde , gece sabaha dek o dar ağacının altında idim; namaz kılıyordum.Sabah olunca hatiften şu ses geldi: " Biz onu (Hallac'ı) sırlarımızdan bir sırra muttali kıldık.O dakalkıp sırrımızı ifşa etti.Padişahların sırrını ifşa edenlerin cezası budur işti"

Ariflerden biri şöyle diyor: Hükümdarlar, hükümdarlıklarına göz dikenleri, haremlerine göz koyanları ve sırlarını ifşa edenleri asla affetmezler.

Molla Cami der ki: Can boğaza geldi konuşamıyorum.Aşk sırrının aşikar olmasından korkuyorum.

Şeyh Üftade hazretleri , Seyyid Nesimi hakkında diyor ki: Bu zat gerçekten güzel şeyler anladı, ama gizli kalması gereken bazı şeyleri açıkladı"

27 Eylül 2026 Pazar

Müslüman hafızasında adalet ve itiraz 27/09/2026 00:01 gorusler@karar.com Mustafa Yeneroğlu

 

‘İslam geleneğinde iktidarın karşısında adaleti savunan, zulme itiraz eden güçlü bir damar hep vardı. Mesele bu mirasın yokluğu değil, Müslümanların kimi ve neyi hatırladığı ve bu mirasın hangi yüzünü siyasal hafızasına taşıdığıdır.’

Batı dünyasının hukuk ve adalet anlatısında bazı sahneler tekrar tekrar karşımıza çıkar.

Sophokles’in Antigone’si kendi şehrine karşı savaşırken ölen kardeşinin gömülmesini yasaklayan kralın buyruğunu çiğner, onu gömer ve bunun bedelini hayatıyla öder. Thoreau, köleliği ve haksız bir savaşı finanse eden devlete vergi vermeyi reddeder ve hapse girmeyi göze alır. Rosa Parks, otobüste yerini bir beyaz için boşaltmayı reddederek ırk ayrımcılığına boyun eğmez. Martin Luther King ise Birmingham Hapishanesinden, insanın adil yasaya uymak kadar adaletsiz yasaya uymamak konusunda da ahlaki bir sorumluluğu bulunduğunu yazar.

Bu isimler aynı düşünce geleneğine mensup değildir; aralarında yüzyıllar var. Ancak modern Batı hafızası onları ortak bir sorunun etrafında buluşturur: Otorite ile adalet karşı karşıya geldiğinde insan ne yapmalıdır?

Bu, Batı’nın adalete sadık kaldığı anlamına gelmez. Kölelikten sömürgeciliğe, ırkçılıktan totalitarizme uzanan tarihi ortadadır. Muhaliflerini de oldukları gibi hatırlamadı; onları seçti, sadeleştirdi, yeniden kurdu. Ama kurucu hikayesinin kahramanları arasına yalnız iyi yöneticileri ve büyük hukukçuları değil, kendi toplumunun ve iktidarının haksızlığına karşı çıkanları da yerleştirdi; devletine “hayır” diyebilmeyi meşru bir ahlaki tavır, hatta iyi vatandaşlığın bir ölçüsü olarak anlattı ve öğretti.

Peki bizim hafızamız?

İTİRAZIN MİRASI

İslam’ın ilk dönemlerine baktığımızda, bugün Müslümanların pratik aklından neredeyse silinmiş zengin bir itiraz mirasıyla karşılaşırız. Daha nübüvvetten önce Mekke’de, haksızlığa uğrayanın hakkını korumak üzere kurulan Hilfü’l-fudûl bir itiraz ahdidir. Hz. Ömer’e dair bir rivayette Halife, döneminin darlığı yüzünden kadınlara verilecek mehire bir üst sınır koymak istediğini Cuma hutbesinde söyler. Cemaatin arasından bir kadın ayağa kalkar ve ona karşı çıkar: Kur’an kadınlara “yığınla altın” verilebileceğini söylerken, Allah’ın koymadığı bir sınırı halife nasıl koyabilir? Ömer itirazı kabul eder ve rivayetin ifadesiyle “kadın haklı, Ömer yanıldı” der. Bu hikâyenin Müslüman hafızasında yüzyıllarca dilden dile dolaşması anlamlıdır. Çünkü hikâyenin ahlaki kahramanı yalnız adil halife değil, yanlış yaptığında ona karşı çıkabileceğini söyleyen sıradan Müslümandır.

Sonra Haccâc’ın zulmü karşısında susmayan kurrâ ve âlimler; Haccâc’ın öldürttüğü Saîd b. Cübeyr; kadılık teklifini reddederek bedelini hapiste ve işkenceyle ödeyen Ebû Hanîfe; zulmün Allah’a nispet edilemeyeceğini savunan Mu’tezile; Mihnede devletin bir itikadı zorla dayatmasına boyun eğmeyen Ahmed b. Hanbel gelir.

Kötülüğe karşı çıkmak, Kur’an ahlakında temel bir yükümlülüktür: emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker. İslam düşüncesi bu sorumluluğu ayrıntılı ve sistematik biçimde işlemiştir. Gazzâlî bu sorumluluğu genişleyen halkalar hâlinde tarif eder: İnsan önce kendini, sonra ailesini, komşusunu, mahallesini, şehrini ve nihayet yeryüzünün en uzak ucunu düzeltmekle mükelleftir. Meşhur hadis üç kademeyi verir: Kötülüğü gören elle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle, ona da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu sonuncusu “imanın en zayıf hâlidir.” Kalbe çekilmek, bir vecibenin yerine getirilmesi değil, onun en aşağı eşiğidir.

Bu geleneğin en keskin dalı doğrudan iktidara bakar. “Cihadın en faziletlisi, zalim sultanın karşısında hakkı söylemektir” hadisi, itirazı bir kahramanlık anına değil, imanın kendisine bağlar. Ne var ki aynı gelenek, bunun sınırlarını da tartışmıştır: kişinin gücü ve ehliyeti, müdahalenin sonuç verip vermeyeceği ve daha büyük bir zarara yol açıp açmayacağı. Mâlik, “yönetici söz dinleyecekse söyle” der. Dinlemeyecekse ne yapılacağı sorulduğunda “bilmiyorum” demekle yetinir.

Bu tereddüdün arkasında yalnız korku değil, sonucun hesabı vardı. Abdullah b. Mübârek gerçek emr-i bi’l-ma‘rûf sahibini hükümdardan uzak durabilen kişi olarak görür. Süfyân es-Sevrî, “Deniz taştığında onu kim durdurabilir?” diye sorar, Fudayl b. İyâz ise insanın yalnız kendisini değil ailesini ve çevresini de tehlikeye atabileceğini hatırlatır. Daha ince bir kaygı da vardır: Hükümdarı uyarmak için sarayın kapısından giren âlimin, sonunda iktidarın bir parçasına dönüşmesi.

Süfyân bu kaymayı tek cümlede toplar: Eskiden iktidarın karşısına en hayırlılar dikilir, evinde oturan hiçe sayılırmış; artık kapıya gidenler en kötüler, evinde oturanlar ise en hayırlılarmış.

Aynı gelenek hem şehidin sözünü hem fakihin tereddüdünü üretmiştir. Bu mirasın tamamı elimizde duruyor. Asıl soru, onu ne olarak hatırladığımızdır.

İTIRAZ İLE FİTNE ARASINDA

İslam’ın ilk asırları yalnız zulme karşı cesaretin değil, iç savaşların da tarihidir. Hz. Osman’ın katli, Cemel, Sıffîn, Hâricîlik, Kerbelâ, Emevî ve Abbâsî isyanları… Müslümanın Müslümanı öldürdüğü bu büyük travmalar yalnız siyaseti değil dinî düşünceyi de biçimlendirdi. Bu tecrübelerin ardından âlimlerin “fitne”den çekinmesini bugünden korkaklık ya da teslimiyet diye okumak, önlerindeki ahlaki açmazı hafife almak olur. Bir zalime karşı ayaklanmak binlerce insanın ölümüne ve toplumun parçalanmasına yol açacaksa, hangi kötülük daha ağırdır? “Fitneden kaçınma”, “toplumun birliğini koruma”, “sabır” ve özellikle silahlı isyan karşısındaki ihtiyat böyle bir tarihsel tecrübenin içinden doğdu.

Kaldı ki bir hükümdarın zulmünü yüzüne söylemek, verdiği görevi reddetmek veya haksız kararına ortak olmamak başka, onu silahla devirmeye kalkmak bambaşka bir şeydi.

Peki zulme karşı çıkmanın doğurabileceği kötülükler üzerinde bu kadar incelikle duran bir siyasal düşünce, zulme uzun süre boyun eğmenin doğurabileceği kötülükleri aynı hassasiyetle tarttı mı?

Fitnenin bedeli görünürdür: İnsanlar ölür, toplum parçalanır, devlet tahrip olur. İtaatin bedeli ise sessizce birikir. Adaletsizlik normalleşir, korku yerleşir, insanlar itiraz etme kabiliyetini yitirir. Âlim, iktidarın karşısında hakikati söyleyen kişi olmaktan çıkıp onun icraatına dinî gerekçe üreten kişiye dönüşebilir. Dün istisna olan keyfîlik bugün usul, yarın devlet düzeni hâline gelebilir. Bir toplum yalnız isyan ederek değil, itaat ederek de kendine büyük zarar verebilir.

Ebû Hanîfe bu sorunun tam ortasında durur. Bugün onu İmâm-ı Âzam, büyük fakih ve Hanefî mezhebinin imamı olarak hatırlıyoruz. Oysa bu büyük Sünnî otorite, uzun bir dönem yoğun bir dışlamanın, hatta tekfirin konusuydu. Bu husumetin başlıca sebeplerinden biri de siyasi tavrıydı.

Ebû Hanîfe, Emevîlerin sonunu ve Abbâsî iktidarının kuruluşunu görmüş, devletle ilişkisini ciddi bir ahlaki mesele hâline getirmiş bir âlimdir. Her iki iktidara karşı çıkan bazı hareketleri maddeten desteklediği ve katılmayı teşvik eden fetvalar verdiği aktarılır. Oluşmakta olan gelenekçi-itaatçi ana damar için, Müslüman bir yöneticiye karşı “kılıcı meşru gören” bir âlim şüpheliydi.

Onun sonraki yüzyıllarda Sünnîliğin en büyük otoritelerinden birine dönüşmesi aynı zamanda bir hafıza işiydi. Tekfire varan husumet zamanla buharlaştı ve yerini menâkıba bıraktı. Ortodoksi verili değil, inşa edilmiş bir şeydir. Bu inşanın bir parçası da Ebû Hanîfe’yi iktidarla kurduğu mesafeden çok fıkhî otoritesiyle hatırlamak oldu.

Onu önemli kılan da kimin karşısında durduğudur. Çünkü Ebû Hanîfe’nin karşısında Firavun, Nemrut, Roma imparatoru ya da yabancı bir işgalci değil, Müslüman iktidarlar vardı. Halife de kadılar da Müslümandı; iktidar meşruiyetini İslam’ın diliyle kuruyordu. İtirazın asıl zorluğu da burada başlar: Başkasının zalimine karşı adalet istemek kolaydır; “bizden” olan iktidarın zulmüne de zulüm diyebilmek zordur.

ÖTEKİNİN ZULMÜ, BİZİMKİNİN ZULMÜ

Müslümanların dinî hafızasında “öteki” zalime karşı itiraz güçlüdür. Musa’nın karşısında Firavun, İbrahim’in karşısında Nemrut vardır. Mekke yılları müşriklerin zulmü karşısında direnişin büyük hikâyesidir. Sonraki hafızada da Haçlılara, sömürgeciliğe ve işgale karşı mücadele güçlü bir ahlaki dile sahiptir.

Fakat zalim Müslüman olduğunda, hele Müslümanların yöneticisiyse, ahlaki muhakemeye başka kavramlar girer: Fitne çıkmasın, birlik bozulmasın, düşmana fırsat verilmesin; sabretmek, nasihat etmek, daha büyük fesada yol açmamak gerekir. Bunların hiçbiri kendi başına yanlış değildir; kimi şartlarda son derece hikmetlidir. Asıl soru şudur: Bu kavramları adaleti korumak için mi kullanıyoruz, yoksa “bizim” iktidarımızı adaletin hükmünden istisna saymak için mi?

İnsanın adalet duygusu, düşmanına nasıl davrandığında değil, dostu zulmettiğinde ne yaptığında sınanır. Başka bir devlet hukuku çiğnediğinde hukuk devletini hatırlayıp kendi devletimiz çiğnediğinde “devletin bekası” diyorsak, mesele yalnız hukuki değildir. Başkaları muhaliflerini susturduğunda otoriterlikten söz edip bizim desteklediklerimiz aynısını yaptığında maslahat arıyorsak, mesele yalnız siyasi değildir. Adaletin en kolay biçimi düşmanımızın zulmüne karşı çıkmaktır; asıl imtihan haksızlık kendi safımızdan geldiğinde başlar. Kur’an’ın adalet öğretisinin insanı en çok zorladığı yer de burasıdır: Adalet, bizden olanın lehine işleyen bir dayanışma değil, gerektiğinde insanın kendisine ve en yakınlarına karşı bile ayakta tutması gereken temel ölçüdür.

“Adalet” bizde en çok kullanılan kavramlardandır: adil halife, adil sultan, adalet dairesi… Büyük hükümdarların adalet hikâyeleri siyasetnâmelerin en sevilen anlatıları oldu. Fakat bu anlatıda özne çoğu zaman yine hükümdardır. Adalet, iktidarın üstünde onu sınırlayan bir ölçü olmaktan çıkıp iyi hükümdarın meziyetine dönüşebilir. Peki hükümdar adil değilse? Haksız emrine kim “hayır” diyecek? Âlimin görevi iktidarın dinî meşruiyetini tahkim etmek mi, yoksa onu kendisinden üstün bir adalet ölçüsüne tâbi tutmak mı?

HANGİ YÜZÜ HATIRLADIK

Hüseyin’i, Saîd b. Cübeyr’i, Ebû Hanîfe’yi hiç unutmadık. Olan daha incelikli bir şeydir: İnsanları hatırladık, fakat onların itirazını aynı kuvvetle hatırlamadık.

Hüseyin’in şahadetini çok güçlü biçimde hatırlayabiliriz; fakat Kerbelâ yalnız matem, fedakârlık ve mazlumiyet üzerinden anlatıldığında önümüzde bıraktığı siyasal soru geri plana düşebilir: Müslüman bir yönetici hangi noktada itaati hak etmez? Hüseyin’in yükselttiği itiraz, zamanla bir ağıta dönüşebilir. Nitekim en yaygın matem metinleri, onun mirasına sahip çıkıp zalime karşı çıkmayı değil, sabrı ve çözümü mehdîye havale etmeyi öğütlemiştir. Aynı hafızanın modern çağda yeniden siyasallaşabilmesi ise bu seçiciliğin kaçınılmaz olmadığını gösteriyor.

Saîd b. Cübeyr’i Haccâc’ın öldürttüğü büyük müfessir olarak hatırlarız. Oysa Emevîlere karşı ayaklanmaya fiilen katılmıştı. Kayıt âsîyi tuttu; hafıza şehidi seçti.

Ahmed b. Hanbel’i büyük hadis imamı ve zâhid olarak hatırlarız. Oysa devletin bir itikadı kırbaçla dayatmasına karşı durarak iktidarın vicdan üzerindeki zorlayıcı yetkisine sınır çizmişti. Onu en çok seven bile çoğu zaman çizdiği sınırı değil, sabrını hatırladı.

Mazlum olmak başka, itiraz eden olmak başkadır. Mazlumiyet insanın başına geleni anlatır; itiraz onun ne yaptığını. Birincisi merhamet uyandırır, ikincisi sorumluluk yükler. Belki bu yüzden adil hükümdarların hikâyeleri, zalime itiraz eden âlimlerin hikâyelerinden daha rahat anlatılır. Ömer b. Abdülazîz’i anlatmak umut verir: İyi bir hükümdar gelirse adalet mümkündür. Ebû Hanîfe’yi siyasal hayatıyla anlatmak ise huzur kaçırır, çünkü başka bir soru sorar: İyi hükümdar gelmezse sen ne yapacaksın?

Müslümanların popüler siyasal hafızası büyük ölçüde bir şan hafızasıdır: fetihler, zaferler, büyük sultanlar ve kumandanlar etrafında, güçlü şahsiyete hayranlıkla örülmüş bir hafıza. Böyle bir çerçevede iktidarın karşısına dikilen insanı yerleştirmek zordur. O ne fatihtir ne hükümdar; büyüklüğü zaferde değil, haksızlığın karşısında durmasındadır. Bu yüzden çoğu zaman velî, şehit ya da büyük fakih olarak hatırlanır; itiraz eden yüzü geride kalır.

Batı’da itiraz figürleri ders kitabında, romanda, filmde ve meydandaki heykelde yaşarken, bizdeki isimler çoğu zaman itirazlarıyla değil; vaazda takvaları, ders kitabında fıkıhları, menkıbede kerâmetleriyle yaşar.

İktidara “hayır” demenin sadakatle bağdaşabildiği bir kültürde itiraz edeni hafızanın merkezinde tutmak zor değildir. İtirazın hâlâ fitne, bölücülük ya da nankörlük sayıldığı yerde ise onu çoğu zaman ancak itirazından arındırarak benimseriz: Velîyi severiz, muhalifi değil.

HAFIZANIN SEÇİMİ

Siyasal ihtiyat geleneği yalnız hükümdarların âlimleri susturmasıyla açıklanamaz; baskı kadar yakınlıkla da kuruldu. Erken Abbâsî döneminde devlet ile oluşmakta olan Sünnî ulema arasındaki ilişki basit bir bağımsız âlim–baskıcı devlet karşıtlığı değildi. Atama, himaye ve ortak menfaatler iki tarafı birbirine yaklaştırdı. Devlet âlimi yalnız susturmadı, ona mevki ve itibar da sağladı. “İtaat”, başından beri İslam’ın verili siyasal cevabı değildi; tarihsel bir süreç içinde damıtıldı ve seçildi.

Bütün bunlardan beslenen ihtiyat zamanla doğduğu şartların ötesine geçti. İç savaş korkusuyla gelişen bu tutum, yüzyıllar sonra otoriterliği mazur gösteren bir itaat ahlakına dönüşebilir. Fitneyi önlemek için geliştirilmiş bir ilke, zulmü önlemeyi imkânsız kılabilir. Toplumu korumak için söylenen söz, devletin dokunulmazlığına, hatta kutsallığına dönüşebilir.

Bu seçim geçmişte kalmadı, son iki yüzyılda yalnızca kılık değiştirdi. Müslümanlar iktidarı sınırlayan ölçüyü yeniden kurmayı denediklerinde bunu yeni bir dille yaptılar: anayasa, meclis, sorumluluk, meşveret. İstibdadı bütün hastalıkların anası sayan Kevâkibî’den, meşrutiyet ve meşvereti minberden “şer’in emri” diye savunan Musa Kâzım ve Manastırlı İsmail Hakkı gibi âlimlere uzanan çizgi, iktidarı adaletin hükmüne bağlama çabasının bir damar olduğunu gösterir. Fakat hafıza bunu çoğu zaman kendi geleneğimizin zulme koyduğu sınırın yeniden ifadesi olarak değil, dışarıdan gelen bir Batılılaşma hevesi olarak kaydetti. İtiraz yeniden isimlendirildi: Bir zamanlar fitne sayılan şey şimdi taklit sayıldı.

Hafıza süregiden bir seçimdir. Bir toplum dün gölgede bıraktığı yüzü yarın öne çıkarabilir. Mesele yeni kahramanlar icat etmek değil, zaten bildiğimiz isimlerin iktidar karşısındaki adalet ve itiraz yüzlerini yeniden görünür kılmaktır.

Ne var ki yalnız hatırlamak yetmez. Çünkü bir toplumun adaletle ilişkisi, Firavun’a karşı Musa’yı sevmesinden anlaşılmaz. Firavun zaten “öteki”dir. Belirleyici olan, kendi iktidarının haksızlığı karşısında ne yaptığıdır. Kendi mahallesinden biri zulmettiğinde adalet duygusu hâlâ çalışıyor mu? Kendi desteklediği iktidara “yanlış yapıyorsun” diyebiliyor mu? Âlim, iktidarın hoşuna gitmeyen hakikati hâlâ söyleyebiliyor mu?

Fakat adaleti insanların cesaretine bırakmak da yetmez. Bir adalet düzeninin gerçek başarısı, yalnız haksızlığın karşısına dikilecek yürekli insanlar yetiştirmek değil, iktidarın haksızlık yapmasını zorlaştıracak sınırlar koyabilmektir. Geçmişin itiraz edenlerini hatırlamanın asıl anlamı da budur: hakikati söylemenin artık kahramanlık sayılmadığı bir düzen kurabilmek.

*Mustafa Yeneroğlu, İstanbul Milletvekili.

SIRAT'IN YEDİ KÖPRÜSÜ VE HESAPLARI

 Rivayet edildiğine göre Sırat yedi köprüden oluşmaktadır.Kul, birinci köprüde imanından hesaba çekilir.Bu köprülerin en zor olanı ve sallantıda olanıdır.Kişi imanla gelmişse kurtulur, imansız gelmişse esfele-i safiline yuvarlanır.Kişi ikinci köprüde namazdan hesaba çekilir.Üçüncüsünde zekattan, dördüncüsünde Ramzan orucundan, beşincisinde Hacdan, altıncısında iyilikleri emredip etmediğinden, yedincisinde ise kötülükleri yasaklayıp yasaklamadığından hesaba çekilir.Şayet hepsinden geçerse kurtuluşa erer, aksi takdirde cehenneme atılır

26 Eylül 2026 Cumartesi

AĞLAYIŞIN EN GÜZELİ

Rivayete göre cehennemlikler müthişi bir şekilde ağlamaya başlayacak  ve sonunda gözlerinden kan gelecek. Zebanilerin başı olyan Malik de:" Ne kadar güzel ağlayış! Ala keşke dünyada gerçekleşseydi.
Şeyh Sadi Şirazi derki:
Gözün varken şimdi yaş dök ve ağzında dilin varken şimdi af dile
Günahlarının özrünü şimdi dilemelisin, nefsi natıka söylemekten aciz kaldığı zaman değil.
Ey uyuyan şimdi uyanık olmak gerek . Seni ölüm uyandırdıktan sonra bu uyanışın ne faydası var?
Harman kaldırmak ümidinde misin? Ekeceksen ek, tohum vaktidir.

ÜFTADE HAZRETLERİ

 Üftade hazretleri der ki:" Hz.Peygamber sav Allah Teala nezdinde şefaat ederek torunları Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin'i kurtarabilirdi.Ancak o, bu ikisinin şehit olarak kemale ermelerini, onların kurtulmalarını tercih etti.

İŞLERİ ALLAH'A HAVALE ETME:TEVFİZ

 "Tevfiz" in anlamı , üç şeyde işleri Allah'a havale etmektir.Bunlar:Din,kasem ve halkın hesabında.

Dinde tevfiz şudur:Allah'ın yaptığı her şeyde kendi yaptığını karıştırmamak. O'nun yaptığı şeyi yapmalısın

Kasemdeki Tevfiz şudur: Dua bahanesiyle , O'nun hükmüne karşı gelmemen ve talep gayretiyle yakinini itham etmemendir.

Halkın hesabınhda tevfiz şudur: Eğer onları bir kötülük içinde görürsen , onu şekavet saymaman ve korkmandır.Eğer iyilikte görürsen , onuda saadet saymaman ve ümid sahibi olman; herkesin zahirine göre hareket etmen ve sıdk ile onlharı talep etmemendir

Ebu Hüreyre tarafından nakledien bir hadis-i şerifde buna yakın alamdadır:

" İsrailoğullarından birbirini seven iki adam vardı. Biri habire ibadet ederdi, öbürü ise günahkardı. İbadet eden zat , bırak bu işleri,artık bırak" dediği halde o: "Rabbimle benim arama girme. Ben bu günahların aleyhimdeki büyük bir günah olduğunun farkındayım" derdi.Öteki buna karşılık "bırak" dedikçe , o "Rabbimle benim arama girme, Sen benim başıma bekçi mi tayin edildin?! derdi.Arkadaşyı da cevaben " Vallahi ! Allah seni asla affetmeyecek! Senri cennetine asla sokmayacak" derdi.Sonunda Allah tela her ikisine de melek gönderip ruhlarını aldı.Huzuruna geldiklerinde Cenab-ı Hak günahkar olana : "Haydi sencennete gir" dedi. Ötekine ise " Sen benim kuluma olan merhametimi engelleyebilirmisin?" dedi. "Hayır ya Rabbi" deyince "cehenneme götürün şunu " dedi.

Ebu Hüreyre şöyle diyor:Bu zat öyle bir ifade kullandı ki bu yüzden hem dünyasını kararttı hem de ahiretini" 

25 Eylül 2026 Cuma

"SİZİ DOĞRU YOLA GÖTÜRECEĞİM"

 Mü'min suresinin 38 nci ayetinde Fiiravun'a mensup ancak imanını gizleyen bir şahıstan bahseder Kur'an-ı Kerim."O iman eden kimse: Ey Kavmim! dedi., siz bana uyun sizi doğru yola ileteceğim" 

Bu ayetten anlaşılacağı üzere bu ayette nidayet olgusunun peygamberlere ve velilere uyma şartına bağlanmış olduğu na, ayrıca tıpkı nebiler hidayete vesile olduğu gibi , velilerin de peygamberine tabi olmak kaydıyla doğru yola iletebileceğine iişaret edilmektedir

KALBLERİN BEŞ İLACI

 İbrahim Havvas k.s der ki:Kalblerin beş tane ilacı vardır.Kur'an-ı dikkatlice okumak,karnı doldurmamak, gece ibadetien kalkmak, seher vaktinde Allah'a yalvarmak,ve salihler mescilisinde bulunmak

22 Eylül 2026 Salı

İMANA EN FAZLA ZARAR VEREN GÜNAH

 İmam Ebu Hanife  hazretlerine " iumanın yok olmasına en çok sebebiyet veren günah nedir? diye sorulunca ; " İmanlı olduğuna şükretmemek, akibet endişesi taşımamak,ve Allah'ın kullarına zulmetmektir"diye cevap vermiştir.Bu üç menfi vasfı taşıyan biri,ezeli saadet hükmü kendisine yetişmezse , genelikkle dünyadan kafir olarak göçer.

NEFSİN HAZLARI-SIRRIN HAZLARI

 Şayet arif nefsini tanımışsa, uzun riyazatlarla onu zayıflatıp bir çok mücahedelerle onu temizlemişse,ayrıca onu ilahi korku ve şer'i edep yuları ile dizginlemişse, o takdirde nefis hazlarından arınmış olur.Ancak sırrındaki şehvete ilgi üzere yaratılış baki kalır.ve sırrındaki nefsani haz talebi  her an devam eder..Bununla birlikte nefis , bu hazları gerek akıl gerekse ruh sayesinde, yani bunlardan korkusundan dolayı gizleyip örter.Fakat fırsatını bulduğu anda gözün harekete geçih arzu ettiği ; bakılması haram olan şeylere bakarak haz almasını sağlar ki bakışta şehvette gizlidir.Efendimiz sav :"Ya Rab! Gizli şehvetten sana sığınırım"demiştir.

20 Eylül 2026 Pazar

REFİÜDDERACAT

 Dereceleri yükselten demektir.Mümin suresi 15 ayetinde geçer.

Denelirki hercins şeyden bir türü diğerlerinden daha yüksek kılmıştır: Güzel kokulardan miski, mekanlardan Arş'ı, mücevherledn yakutu,nurlardan güneşi, kitaplardan KuR'AN'I , TATLILARDAN BALI, GİYSİLERDEN İPEĞİ, AĞAÇLARDAN ZEYTİNİ, YIRTICIHAYVANLARDAN ARSLANI, AYLARDAN rAMAZAN'I, GÜNLERDEN cUMA'YI, GECELERDEN kADİRİ, SÖZLERDEN KELİMEİ TEVHİDİ, FİİLLERDEN NAMAZI, pEYGAMBERLERDEN hZ.mUUHAMMED mUSTAFA'YI(SAV) ÜMMETLERDEN DE ONUN ÜMMETİNİ..

19 Eylül 2026 Cumartesi

İBADET-BELA

İnsan evvela ibadet ile meşgul olur, çalışa çalışa bir dereceye varırki bu son noktadır.Burdan ileriye bela çekilmeden geçilemez.Cümle peygamber ve evliyalar bela çekmeden geçememişlerdir.

İbadet ile son noktaya gelen insanların %90 ı belaya dayanamışlar,%10 u belaya sabredip muhabbetle devam etmişlerdir.

Kabziyet hasıl olduğunda bir kamil bulmak gerekir ki o hal kalksın. 

BİNA VE İNŞAAT

 Bir hadis-i şerifde buyrulmuştur:İnsanoğlu'nun bütün harcamaları için ecir verilir.Ancak suya ve toprağa(inşaata) koydrukları hariç"(Suyuti ,Camiussağir 9990.Sadreddin Konevi 40 hadis tercemesi)

Mescid, kışla ve mabed yapılması durumunda (bunlara su ve toprak konulduğu halde) bunların sahiplerine tartışmasız ecir verilecektir(Sadreddin Konevi)

Kötülenen binadan maksat . sahiplerinin sırf eğlence , konfor, rahat düşüncesiyle, görsünler ve duysunlar diye inşa ettiği binalardır.

KÜRT ALİ

 Hacı Bekir Uzun amca anlatmıştı.Bu şahısla alakalı bazı yazılar bloğun önceki yazılarında mevcut idi.Kürt Ali aseln İslahiyeli olup fukara idi.Kalb gözü açık olduğu için acaib şeyler anlatırdı.Hatay Dörtyol'da medfun Nakşi Ziya Bölükbaşı hazretlerine bağlı olduğu söylenirdi.Vefatından sonra şöyle bir rüyu gördüm.Çük kalabalık bir surette inisanlar .bir istikamete doğru gitmekte idiler.İnsanlardan sonra Hayvanlar aynı şekilde aynı istikamete gitmekte idiler.en sonrada karıncalar kalabalık bir şekilde o istikamete gittiklerini gördüm.Merak ettim bu kalabalık nerdeye gidiyor diye:"Kürt Ali'nin cenazesi var.Taziyeye gidiyorlar".

Hacı Bekir amca devamla , bu şekilde muhterem birisi,eline taş alır ailesini döverdi.Burasını anlıyabilmiş değilim

18 Eylül 2026 Cuma

ER RAHMAN LAFZININ SURELERE DAĞITILMIŞ HARFLERİ

 İbni Abbas r.a diyor ki:"Elif Lam Ra, Ha Mim ve Nun harfleri , er-Rahman lafzının çeşitli surelere dağıtılmış harfleridir" 

14 Eylül 2026 Pazartesi

İLKLER

 Efendimiz sav bir hadisinde buyurmuştur: " Kabri ilk yarılıp açılacak olan benim. Meleklerden ilk diriltilecek , Sur'a üfürmesi için İsrafil olacak.Hayvanhlardan ilk diriltilecek Hz.Peygamber sav in Burak7ı olacak. Arş'ın gölgesinde ilk gölgelenecek olan , darda kalmış olan kimseye mühlet veren veya borcu silen kimsedir. Havuz'a ilk gelecek olanlar ümmetimin fakirleri ve birbirlerini Allah için sevenlerdir.İlk elbise giydirilecek loan Hz.İbrahim a.s dır.Çünkü o ateşe çıplak atılmıştır. İilk ateşten giysi giydirilecek olan İblistir. İlk hesaba çekilecek olan , Allah'ın elçilerine göndenrdiği emini olduğu için Cebrail olacak. İnsanlar arasında ilk hükme bağlanacak olan, kan davalarıdır.

      Kişinin ilk hesaba çekileceği şey namazlarıdır..Kadına sorulack olan ilk soru namazı,sonra kocası hakkında olacaktır.Kula kıyamet günü sorulacak nimetlerin ilki  ona: " Senin bedenini sağlıklı kılıp soğuk su içirmedim mi?" denilmesi olacak. Mizana ilk konulacak amel güzel ahlaktır.Kulun mizanına ilk konulacak şey çoluk çocuğuna yaptığı harcamalardır.

      İinsanoğlunun ilk konuşacak parçası baldırı ve avuç içidir.İlk hasımlar komşular olacaktır.Kıyamet günü ilk şefeat edecekler , peygamberler, alimiler ve şehidlerdir.

     Bu ümmetten ilk cennete girecek olan Ebubekir r.a dır.Hakkın selamlayıp musafaha edeceği ilk zat Ömer r.a dır.Zenginlerden cennete ilk girecek olan ise Abdurrahman b.Avf olacak.Cennete ilk çağrılacak olanlar genişlikte ve darlıkta çok hamdedenlerdir..Cennete ilk girecek olan , doğru sözlü tacirdir. Allah'a ilk bakacak olan doğuştan ama olandır."

13 Eylül 2026 Pazar

EL-VEKİL ESMASI

 el-Vekil isminin özelliği , ihtiyaç ve belaları gidermesidir.Fırtına, şimyek ve benzeri şeylerden korkan kimse bu ismi çokca zikretmelidir.Böylece Allah hayır ve rızık kapılarını açarak korktuğu şeyi ondan uzaklaştıracaktır.

SULTANDAN KORKMAK

 Vezirlerden biri Zünun-u Mısri'ye gelip sultandan çok korktuğunu söyleyerek ondan himmet istedi.Zünun vezire ;" Senin sultandan korktuğun kadar ben Allah'tan korkmuş olsaydım sıddıkler zümresinden olurdum!" dedi.

AYETLERDEKİ İBRETLER

 Zümer suresi 52 nci ayet:Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar.Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır."

Zeki birinin fakir olmasına mukabil bir aptalın zengin olması Razzak'ın varlığına  ve O' nun herşeyi takdir ettiğine delildir.Bu ayet ile zenginliği akıldan , fakirliği ise aczden görenler reddedilmektedir.

Allah Teala hazretleri Hz.Musa a.s a şöyle vahyetti: " Ahmağa niçin rızık verdiğimi biliyormusun? " Musa peygamber:" Hayır ya Rabbi"dedi. Allah Tela:" Akıllılar rızkın sadece çarelere başvurularak kazanılamayacağını anlasınlar diye " buyurdu.

İNSANLARIN ÖVÜNDÜĞÜ ON ŞEY

Genellikle insanlar on şey ile övünür,halbuki kıyamet günü bunların faydası olmaz.Övünelen on şey şunlardır:

1- Mal.Mal bir kimseye fayda verse idi Karun'a verirdi.

2- Çocuk, Evladın bir kimseye faydası olsa idi ,İbrahim a,s babası Azer'e fayda verirdi.

3- Güzellik. Güzelliğin faydası olsa idi Rumlara olurdu.Çünkü güzelliğin onda dokuzu onlara verilmiştir.

4- Şefeat. Şefaatın faydası olsa idi Resulullah sav efendimizin iman etmesini istediği kimselere olurdu.

5- Hile ve düzenbazlık. Bunun bir kimseye faydası olsa idi kurdukları tuzakların kafirlere faydası olurdu.

6- Fesahat/güzel konuşma.Bunun bir faydası olsa idi Araplara olurdu.Halbuki kıyamet günü  "Rahman'ın izin verdiklerinden başkaları konuşamazlar"(Nebe 38)

7- zİzzet ve şeref.Bunların bir faydası olsa idi Ebu Cehil'e olurdu..Hak Teala Kur'an da buyurmaktadır:Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin"(Duhan 49)

8- Dostlar. Dostların faydası olsa idi fasıklara olurdu.Allah Teala buyurmaktadır: "O gün, muttakiler hariç dost olanlar (bile) birbirlerine düşman kesilirler"(Zuhruf 67)

9- Taraftar ve tabiler. Peşinden gidilmek bir kimseye fayda sağlasa idi , önderlere fayda sağlardı.Allah Teala buyurmaktadır:" İşte o zaman(görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşır"(Bakara 166)

10-Asalet.Soy sopun faydası olsa idi Yakub a.s 'ın yahudilere faydası olurdu.Ç ünkü yahudiler onun neslinden gelmektedir."Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler"(Mümtehine 3)

12 Eylül 2026 Cumartesi

YETMİŞ üç FIRKA

 Şey Alaüddevle , Urve isimli kitabında şöyle der: İslam fırkalarının tamamı ehli necattır.Hadis-i şerifde " Ümmetim yetmiş küsür fırkaya ayrılacak . Onlardan kurtulacak sadece bir fırkadır" hadisi şerifindeki kurtulacak olanlardan murat , şefaatsiz kurtulacak olanlardır.

ABDESTLİ OLARAK UYUMAK

Rivayet edilir ki; uyku sırasında müminlerin ruhları göğe yükselir.Onlardan temiz durumda , yani abdestli olanlara Arş'ın altında Allah'a secde etme izni verilir. Temiz olmayanlara ise bu izin verilmez.İşte rüyasının sadık olması , Allah ile muameleleri ve karşılıklı konuşmalarının meydana gelmesi için abdestli olarak uyumak müstehap görülmüştür. 

NEFSİNİN DAVASINI GÜTMEK

 Şeyh Ebu Said Ebül Hayr'a bir meclisinde şöyle bir soru sordular: "Ey Şeyh ,sıdk/doğruluk ve samimiyet nedir? ve Allah'a hangi yolla varılabilir?" Şeyh şööyle dedi: " Sıdk/doğruluk, Allah'ın kullarına tevdi buyurduğu bir haslet olup nefsin onda hiçbir payı yoktur.Çünkü doğruluk Allah'a giden bir yoldur.Allah ise nefs sahiplerinin kendisine yol bulmasını reddetmiştir.

Efendimiz sav ,sahabeden Muaz r.a a şöyle buyurmuştur: "Ey Muaz, dininde samimi olursanaz bir amel bile sana yeter"

BEN KİMİM Kİ

 Beyazid-i Bestami k.s der ki: Hak Sühanehu beni huzurunda bin durakta durdurdu. Her bmir durakta bana iki ciihan hükümranlığını teklif etti.Fakat ben "İstemiyorum" dedim.Son durakta bana " Ey Beyazid ne istiyorsun?" diye bana sordu."İstememiy istiyorum"dedim.Bunun üzerine "Sen benim gerçek ve samimi(sıdk) kulumsun." buyurdu.

BEN KİM OLUYORUM Kİ BENİM BANA AİD BİR İSTEĞİM,DİLEĞİM OLSUN?

DAVALAŞACAK OLANLAR

 Zümer suresi 39 ayetinde geçer: "Sonra şüphesiz siz de kıyamet günü , Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız" Bu ayette umumi davalaşmanın ister mümin olsun ister kafir olsun dünyada iken aralarında geçenlerle alakalı olarak birbirleri ile davalaşmaları kastedilmiştir.Bunun bir takım delilleri vardır:

1- Peygamber sav şöyle buyurmuştur."Bu ümmetten Rab Teala'nın huzurunda ilk davalaşacak olan Ali ve Muaviye'dir".(Deylemi 1,26)

2- Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:"Kıyamet günü birbirleri ile ilk davalaşacak olan kadın ile erkektir.Kadının dili konuşmayacak, ama el ve ayakları kendi aleyhine olmak üzere , işlediği yüz kızartıcı şeylere şahitlik edecektir.Erkeğin el  ve ayakları da eşine yaptığı eziyetler hakkında aleyhine şahitlikte bulunacaktır"

3- Yine Peygamber sav şöyle buyurmuştur: "Rab Teala'nın huzurunda Osmanb. Affan'ın hakkını arayan kimse ben olacağım" 

Rivayete göre sahabe şöyle demiştir: " Biz kardeş olduğumuz halde bizim davalaşmamız acabe nedir? derlerdi.Osman (r.a) şehid edilince : "İşte bizim davalaşmamız bu imiş" dediler.

Yine Ebu Said Hudri den rivayet edilmiştir:"Biz Rabbimiz bir, peygamberimiz bir, dinimiz bir, kitabımız bir olduğu halde bu davalaşma da ne?" derdik.Ancak Sıffin savaşı gerçekleşip de bir kısmımız bir kısmımıza kılıç çekince "Evet, işte o bu imiş" dedik.


CENAB-I PEYGAMBERİN TORUN MUHABBETİ

Bir gün Hz Hasan ve Hüseyin hazretleri Peeygamber sav'in huzurunda oynuyorlardı.İkisi de Peeygamber sav in hoşuna gitmişti.,Biraz sonra Cebrail a.s bir şişe ve kağıtla geldi..Şişede kan, kağıtta ise zehir vardı.Cebrail (a.s) "Onları seviyormusun, ey Muhammed ? şunu bil ki onlardan biri kılıçla öldürülecek. İşte kanı.! Diğerine ise zehir içirilecek . İşteona içirilecek zehir" dedi.Hz.Peygamber sav de bunun üzerine gönlünü çocuklarından alıp tamamen Allah'a bağladı.

EŞEĞİNİ KAYBEDEN,DİNİNİ KAYBEDEN

Ebu Ali Nesefi'den nakledilmiştir: " Bir müslüman eşeğini kaybettive onfu aramaya çıktı.O sırada bir mecusi karşısına çıktı. Mümin onun yanından hemen uzaklaşarak şöyle dedi: "Allah'ım! Ben bineğimi kaybettim, bu adam ise dinini kaybetmiş. Onun musibeti benimkinden daha büyük.Benim musibetimi onun musibeti gibi kılmayan Allah'a hamd olsun" 

REZİLLİĞİ TATMAK

 Hakk yolundan uzaklaşıp dünyaya dalanlar ve ahireti unutanlar  Allah Teala tehdit etmektedir: "".. Allah, dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı.Ahiret azabı daha büyüktür.Keşke bunu bilselerdi" (Zümer 26)

Şibli hazretlerinin şöyle dediği nakledilmiştir: " Dörtbin hadis okudum.Sonra onlardan birini seçtim.Diğerlerini bırakıp onunla amel etmeye başladım.Çünkü o hadisi derin derin düşündüm ve kurtuluş ve necatımın onda olduğunu gördüm.Ööncekilerin ve sonrakilerin ilmi onda toplanmıştı.Bu hadis şudur:Rasululah sav bir ashabına şöyle buyurdu:"Dünya için ancak orada kalacğın kadar çalış.Ahiret için de orada kalacağın kadar çalış.  Allah için O'na muhtaç olduğun kadar amel işle.Cehennem için de ona sabredebileceğin kadar amel(günah) işle."

Hadiste buyrulur ki:Ümmetimin abdalları (büdela) cennete ne namazla , ne de oruçla gireceklerdir.Onlar cennete nefislerinin cömertliği, göğüslerinin her türlü kirden uzak oluşu ve müslümanların hayrını düşünmeleri sayesinde gireceklerdir."Hepsinin temeli işte bu tevhiddir.  

11 Eylül 2026 Cuma

KORKU ÜMİDDEN ÖNCE GELİR

 Denmiştir ki korku ümidden önce gelir.Çünkü Allah Teala cennet ve cehennemi yarattı. Fakat cehenneme uğramadan cennete ulaşamazsınız.

"Onlardan öncekiler(peygamberlerini) yalanladılar da farkına varmadıkları bir yerden onlara azap çattı."(Zümer 25)

Bu ayette zikredilen farkına varmadıkları yerden onlara azap geldi, ifadesi için denmiştir ki:Azap onlara sıhhat,nimetve sevinç görünümünde geldi.Halbuki onlar bunların azap olduğunu n farkında değildi. En büyük sevinç birden ortaya çıkan sevinç olduğu gibi en şiddetli azap ta ansızın gelendir. Kalbe en çok acı veren ayrılık, beklenmedik ayrılıktır"


10 Eylül 2026 Perşembe

NİMET EHLİNİN DÜŞMANLARI VARDIR

 Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: " Nimet ehlinin düşmanları vardır.öyleyse onlardan sakının". Bazıları derki "kula bahşedilmiş en büyük nimet İslam nimetidir.Bunun düşmanı ise İblis'tir.

Ebul Hüseyin Nuri der ki: " Kalblerin nimetler yüzünden katılaşması , sıkıntı çekmekten dolayı katılaşmasından daha kötüdür.Çünkü nimet ile sükunete erersin , sıkıntıolunca Allah'ı anarsın.Yine o şöyle der: " İlmin mübah kıldığı bir şeyin peşinde sırf zevk almak için koşan , ömrü heba etme ve kalb katılığı cezasına düçar edilir".

9 Eylül 2026 Çarşamba

NUR ÜÇ KISIMDIR

 Nur üç kısımdır.Biri dilde. diğeri gönülde, bir diğeri de tendedir. Dilin nuru tevhid ve şehadettir. Tenin nuru hizmet ve taattir. Gönlün nuru ise şevk ve muhabbettir.

AÇLIK TOKLUK

 Hz.Aişe validemiz şöyle der: "Hz.Peygamberden sonra halk arasında ortaya çıkan ilk bidat tokluktur.." Zünnun-i Mısri derki: " Asla doyasıya Yemedim .Bu sebeblemasiyet işlemedim.Aç kalıp tabir hikmet ve ibret bulamadığım zamanım olmadı."

NEFSİ ATEŞE ATMAK

 EFendimiz sav buyurmuştur: "Kim Allah'ın zatı için nefsine kızıp öfkelenirse Allah onu kıyamet gününü azabından emin kılar"

Beyazıd bestami ahazretelri buyurmuştur: " Eğer kıyamet günü bana 'bir dilek dile' deseler benim dileğim/arzum şu olurdu: Cehenneme gireyim  ve bu nefsimi ateşe takdim edeyim. Çünkü dünyada ondan çok eziyet çektim"

ZEKAT ,İNFAK

 Ebubekir Şibli hazretlerine f    akihlerden birisi sordu: " Beş deveden ne kadar zekat verilir? diye sıordu.Şibli ; " Vacib olanı soruyorsan bir koyun. Ancak bize göre tamamının Allah için verilmesi gerekir." dedi.Fakih : "Peki bu hususta delilin nedir?" diye sordu .Şibli: " Delilim Allah ve Rasulü için lanının tamamını feda eden Ebu Bekir  r8.a dır.Malının bir kısmını bırakanların imamı Hz. Ömer,  Allah için veren ve yine Allah için vermeyenlerin imamı Hz.osman, dünyayı dünya ehline bırakanların imamı Hz.ali r.a dır" dedi.

İLİM ÜÇ TÜRLÜDÜR

 Habere dayalı Haberi İlim

İlham yoluyla elde edilen /İlhami İlim

Gaybden kazanılan/ Gaybi ilim

Haberle elde edilen ilmi kulaklar işitir. İlhami ilmi gönüller , Gaybdan elde edilen ilmi canlar işitir.

Haberle elde edilen ilim rivayetledir.(filan kitaptan okumak,filan zattan işitmek gibi).İlhami ilyim hidayetle, Gaybi ilim ise inayetle elde edilir.

Haberle alakalı ilim:"Bil ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur"(Muuhammed 19)

İlhami ilimle alakalı ayet: ""Şu bir gerçek ki bundan önce kendilerine ilim verilen kimseler(isra 107)

Gaybi iliimle alakalı "Ve ona katımızdan bir ilim öğrettik(Kehf 65) 

Kanunlarla ve şeekli ilimlerle (rüsum) meşgul olmak  da Hakk7a ulaşmaya mani olan birer perdedir.Çünkü ilahi hakikatlarla alakalı ilahi ilim , ancak tam olarak O'na yönelmek(teveccüh) ve O 'na muhtaç olduğu hususunda tam bir bilinç, kevni alakaların , şekli ilimlerin  ve kuralların hepsinden tamamen kalbi boşaltıp temizlemekle elde edilir.İlm-i hal ise seyrü sülukun ilk basamaklarıdır.


İlim perde olarak kaldığı için rüsum üleması çok az süluk ederler.

Dünyayı terk etmeye götürmeyen hiçbir ilim ilim değildir.

5 Eylül 2026 Cumartesi

KORKU ÜMİT DENGESİ

 Mümin korku ve ümit arasında (beynel havfi ver reca) olmalıdır.Yerine getirdiği amellerinden dolayı Rabbinin rahmetini ümit edecek ve kusurlarından dolayı da O' nun azabından sakınacaktır.Bir de reca(ümit) olması gereken sınırını aşacak olursa , güven haline gelir.Havf(korku) olması gereken sınırı aştığında ise ümitsizlik(iyas) halini alırki her ikiside küfürdür.Bu bakımdan ikisininde dengede tutulması gerekir.Efendimiz SAV buyurmuştur: " Müminin korkusu ile ümidi terazide tartılacak olsaydı, dengede kalırlardı"

Yaptığın taat ve ibadetlere güvenme, Günahın varsa eğer, O'nun feyzinden ümidini kesme.

İyi kork.zira O'nun kahrı kıyaslanabilir değildir. Gönlün gayet hoş olsun , çünkü O'nun lütfu sayıya sığmaz.

NİMETE ŞÜKÜR,BELAYA SABIR

 Bir alim der ki:" Kulların ilim ve marifeti en az olanı, başına bir sıkıntı geldiğinde Rabbine dua edenidir.Çünkü bir sebeble veya bir sebeb için O'na dua edenlerin duası, sırf O'nu arzulayıp O'na iştiyak duyarak dua edilinceye kadar illetli ve arızalıdır.Hz.Hüseyin r.a şöyle demiştir: "Afiyet hallerinde kim Hakk'ı unutursa , sıkıntı ve zorluk zamanlarında Allah onun duasına icebet etmez." Efendimiz sav buyurmuştur:Bolluk ve rahat içinde iken Allah'ı tanı ki zorluk ve sıkıntı zamanında O da seni tanısın.(İbni Abbas rivayeti)

Sahibine nimeti vereni unutturan bir nimet nimet değil, aksine nıkmete(ceza, felaket,afet) daha yakındır.

Ebüd Derda 8r.a) Şam Camii'nde namaz kıldıktan sonra şöyle dedi: " Ey Şamlılar! Hiç utanma yokmu sizde ? Ne zamana kadar elde edemeyeceğiniz şeylere emel besleyecek , yiyemeyeceğiniz şeyleri biriktirecek , içinde oturmayacağınız evleri inşa edeceksiniz.?! Sizden öncekiler uzun emeller beslediler, sağlam binalar inşa ettiler, çok mal biriktirdiler.Sonunda emelleri aldanış , biriktirdikleri helak ve meskenleri mezar oldu" 

SÜREKLİLİK,DEVAMLILIK

 Allah Teala'nın ihsan ve atası ,ancak O'na sürekli teveccüh ile elde edilir. Efendimiz sav bir mazeret nedeni ile gece namazını kılamayınca kuşluk vakti onu kaza ederdi. Yani kendisine bir vacib olmamasına rağmen , bir tedbir olarak kaza ederdi.Çünkü, devamlı olarak yapılan bir vird, yerine getirildiği vakitte yapılamadığında başka bir vakitte yapılmalıdır ki ecri devam etsin ve feysi kesintiye uğramasın.

"az da olsa devamlı olanıdır" işareti bunu anlatmıştır. 

GECE NAMAZI

 Bir hadis-i şerifde buyrulmuştur.

"Benim şu mescidimde kılınan bir namaz- Mescid-i Haram hariç-başka mescidlerden kılınan onbin namazdan üstündür. Mescid-i Haram dakılınan bir namaz ise başka mescidlerde kılınan yüzbin namazdan daha üstündür.Hz.Peygamber sav daha sonra : " Dikkat edin size bundan daha üstün olanını söyliyeyim mi? buyurdu. Ashab: "Evet." dediler.O da şöyle buyurdu: " Bir adam ki gecenin karanlığında kalkar , güzelce abdest alır ve Allah rızasını kazanmak maksadıyla iki rekat namaz kılar ( işte o bunlardan daha üstündür)."

CENNETE GİRDİRECEK AMEL

 Sahabeden Hz.Muaz (ra) ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Ya Resulallah ! Bana beni cennete girdirecek ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel söyle." dedim. Allah Resulü: " Çok büyük bir şey istiyorsun.Ancak bu, Allah'ın kolay kıldığı kişi için pek kolaydır.: Hiç bir şeyi ortak koşmadan yalnızca Allah7a kulluk edersin.Namazı dosdoğru kılarsın.Zekatı verirsin., Ramazn orucunu tutarsın.. Gücün yeter, imkan bulabilirsen hacc edersin". Sonra da şöyle buyurdu: " Şimdi sana hayır kapılarını haber vereyim mi? Oruç Kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi günahın azabını söndürür.Kişinin gece yarısı kıldığı namazda günahı söndürür.,"

bundan sonra : "Korkuyla ve umutla rablerin kulluk ettikleri için vücutları yataklarından uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak , onlar için nemutluluklar saklandığnı hiç kimse bilemez"(Secde 32/16-17 ayetini okudu.

Daha sonra buyurdu: " Sana bütün iişlerin başını , ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?" buyurdu. Ben : " Evet ya Rasulallah!" dedim. "İşin başı islam, direği namaz, doruğu cihaddır" buyurdu.Sonra: " Sana bütün bunların kıvamının kendisine bağlı olduğu şey(can damarını) bildireyim mi?" dedi. Ben: "Evet, bildir ya rasulallah!" dedim.Bunun üzerine Hz.Peiygamber (sav) dilini tuttu ve : " şunu koru" buyurdu. Ben: " Ya Rasulallah! Biz konuştuklarımızndan da sorgulanacakmıyız ?" dedim. " Annen yokluğuna yansın ey Muaz! İnsanları yüz üstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir" buyurdu.

31 Ağustos 2026 Pazartesi

HALİS İBADET

 Halis ibadet son derece hudu/boyun eğerek emri karşılayıp kabullenmektir.Bu ibadet nefis ile olur ki , nefsin ibadette halis kılınması eksiltmekten/eksik yapmaktan uzak durmaktır.., Bu ibadet kalb ile de olur ki kalbin ibadette halis kılınması şahısları görmemektir.B ibadet ruh ile olur ki ruhun ibadette halis kılınması ise özel davranılma(ihtisas ) talebinden arınmaktır.Bu ibadet ehli her asırda vardır.Çünkü Peygamber sav şööyle buyurmuştur; " Allah Teala daima dininde kendisine taat edecek birilerini yetiştirir" 

30 Ağustos 2026 Pazar

OLDUĞUNDAN BAŞKA TÜRLÜ GÖRÜNMEK

 Bu tabir Kur'an 'a aittir.Sad suresi 86 ayetinde geçer: "(Rasulüm) Deki :Buna karşılık ben sizden bir ücret iustemiyorum. Ve ben olduğumdan başka türlü görünenlerden de değilim"

Ayetin ikinci cümlesi fasid maksatlar gözetilerek yapılan bütün  işlerdir.Dini dünyevi maksatlar için kullananlar bu ayetin şümulüne girer.

ALLAH TEALA'NIN ORGANLARININ TEVİLİ

Sad suresi 75 ayetinde:" Allah: Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir?           Alette "iki el" ifadesi ile şüphesiz bir organ tarif edilmemiştir.Hak Teala organdan münezzehtir.

 Hakim Senai , Allah'a isnad edilen organları tevil ettiği bir farsca beytinde şöyle der:

Allah'ın 'el'i kudreti, 'yüz'ü ise bakası, ebediliğidir."Gelmesi" hükmü, "inmesi" ihsanı ve lütfudur. 

"iki parmağı", kader hükmünün icrası demektir."iki ayağı" da celali, kahrı ve tehlikesidir.

"iki elim" ifadesiyle Allah, lütuf ve kahır sıfatlarına işaret etmektedir ki her ikisi de Allah7ın bütün sıfatlarını şamildir.Çünkü hiçbir sıfat yoktur ki la lütuf ya da kahır kabilinden olmasın.Melekler Hakk7ın lütuf sıfatının tezahürleri iken şeytanlar da Hakkın kahır sıfatının tezahürleridir.Ademoğlu ise hem lütuf hem de kahır sıfatının tezahürü olarak yaratılmıştır.Şu kainatın bir kısmı Allah Teala'nın lütuf sıfatının aynası iken , bir kısmı da kahır sıfatının aynasıdır. 

29 Ağustos 2026 Cumartesi

İZZET VE ŞEREF

 İzzet ve şeref, mahluklardan himmet beklememek, onlara ihtiyaç göstermemekten geç iyor.

MERHABA KELİMESİNİ KULLANMAK

 Merhaba kelimesini kullanmak Hz.Peygamber'e uymaktır ve sünnettir.Çünkü Ebu Talib'in kızı olan Ümmü Hani Mekke fethideldiği yıl müslüman olarak kendisine geldiğinde "Merhaba, ya Ümmü Hani"buyurmuştur.Ümmü Hani'nin evi Kabe kapılarının birinin bulunduğu yerde olduğundan "Ümmü Hani" kapısı diye anılır.Efendimiz sav onun evinde iken miraca çıkartılmıştır. 

DOSTLARINA BELA VERİR

Cenab-ı Hakk dostlarına bela verir, çünkü dostlarında iki şeyi görmek ister.Ağlayan göz ve yanık gönül. Yine Allah Teala , kulunun ağlamasını ve ağlarken O' nu övmesini ister."Onların gözlerinin yaş dolu olduğunu görürsün" ayetinde olduğu gibi. 

BELA VELİLERİN AZIĞIDIR

 Bazı alimler der ki: " Bela, velilerin azığı; temiz gönüllü kulların da tercihidir. Her biri, bir türlü bela ile imtihan edilmiştir.Nuh a.s, kendi kavminin elinden sıkıntı çekmiştir. İbrahim a.s Nemrud'un ateşi, İsmail kurban edilme, Yakub a.s çocuklarından ayrı kalma, Zekeriya ve yahya öldürülme, Musa a.s Firavun  ve kıbtilerin elinde sıkıntıya uğrama ile imtihan edilmiştir.Veliler ve saf gönüllü kullarda böyledir. Birisi gurbete çıkma ve zillete uğrama sıkıntısına düşmüş,diğeri açlık ve fakirlikle, kimisi hastalıkla, kemisi şehid olmakla imtihan olmuşlardır.Efendimiz sav buyurmuştur: "Şüphesiz Allah, dostları(evliyaları) için belayı; sevgilileri için de şehadeti azık kılar." 

Cüneyd hazretleri buyurur:" Belayı beladan görenler , ah u vah ile gürültü ederler.; belayı, belayı verenden görenler ise belayı arzularlar" 

HAKK TEALA NEZDİNDE OLMAYANLAR

 Beyazid-i Bestami hazretleri şöyle söylemiştir: "Ey Padişahım! Senin hazinende olmaya n

dört şey getirdim, Yokluk, ihtiyaç, acizlik ve dilenme.

Ariflerden birinin karnı acıkmış ve ağlamaya başlamış.Zevksiz biri de açlığa ağlıyor diye kendisini ayıplayınca  demiş ki: "O dra beni sırf ağlayıp kendisinden bir şey isteyeyim diye aç bıraktı ya" 

28 Ağustos 2026 Cuma

ERMİŞLER MAKAMININ ÖZELLİKLERİ

 Ermişler makamına ancak belalara sabredip herşeyi Mevla'ya bırakmakla, ve ilahi kazanın gereği olarak başa gelecek herşeye rıza göstermekel ulaşılabilir.Peygamber ve Veliler gibi Hak Teala'nın gözde kullarının ubudiyetleri, başlarına bela geldiğinde sabretmek, ilahi kazanın hükümleri yürürlüğe konulduğunda buna rıza gööstermektir. Hak Teala'nın şeytanı bazı peygamber ve veli kullarına musallat kılması, onlara değer vermemesinden değildir. Aksine bu imtihanlar , onların izzet ve şereflerinden kaynaklanmaktadır.Ayrıca Allah onların güzel kulluk makamına ve "Sevgili sabır ehli kimseler" derecesine ulaşmalarına böylece yardımcı olmak istemektedir.

EYYUP PEYGAMBERİN İMTİHANI

 Eyüp peygamberin çeşitli türlerde çok sayıda malı bulunmasına rağmen , Allah7a itaat etmeğe, fakir ve yetim, ihtiyaç sahiplerine ihbanda bulunmaya devam etmekte idi.Şeytan onu kıskandı.Mal ile hem dünyasını hem ahiretini mamur etmekte olmasını çekemedi ve Hak teala'ya şöyle nida etti: " Allah'ım! Kulun Eyyub bunca verdiğin nimetlere şükrediyor; sağlık ve afiyet verdiğin için hamdediyor, elindeki nimet veafiyeti çekip alacak olursa nbu şekilde davranamaz herhalde" deyince Hak Teala: Ben kesin olarak biliyorum ki Eyyub her hal ve şartlarda kulluğuna devam edecektir" deyince İblis: Ya Rabbi beni onun mal ve çocuklarına musallat et demesi üzerine İblis , Eyyub un ekinini yaktı, binayı çocuklarının üzerine yıktı,bunlar Eyyubun Allah7a hamdini artırmasına neden oldu.Bunu nüzerine Hz.Eyyubun bedenine musallat etti,Hz.Eyyubunh bedeninden çıbanlar çıktı ve bu hal yedi yıl sürdü.Sabır ,riza ve teslimiyetten başka bir şey görülmedi.Bu imtihan, Hz.Eyyub dan sadır olmuş bir günahın karşılığı değildi.Bu imtihan, onun Rabbi katındaki yüksek derecelere sahip olduğunun görülmesi içindi.

NİMETİN PEŞİNDEN GELENLER

 Hasan basri  hazretleri der ki: " Allah'ın nimetlendirdiği hiçbir kimse yoktur ki; bu nimetin peşinden bir felaket ve soruşturma gelmesin.Bu hükmün tek istisnası Süleyman a.s dır.Verdiği zaman ecir almakta, vermediği zamanda günaha girmemektedir.Bu durum ona özgü şeylerdendir"

"İşte bu bizim bağışımızdır. İsbter ver, ister (elyinde) tut; hesapsızdır" dedik.( Sad suresi ayet 39)

25 Ağustos 2026 Salı

ŞEYTANIN BAĞLANMASI

 Hz.Süleyman a.s, emrine cinler, insanlar,kuşlar ve vahşi hayvanlar,rüzgarlar vermişti.Hz.Süleyman ,Hak teala'dan hiç olmazsa iki günlüğüne emrine verilmesini istedi. Israrlı istemsi üzerine Hakk Teala "Peki" dedi.Hz.Süleyman şeytanı bağladı.Hz.Süleyman geçimini zembil örerek sağlamakta idi.her gün bir sepet örer onu iki ekmeğe satar , bir mescidde bir fakir ile o ekmeği yer ve şöyle derdi: "Bir fakir, bir fakir ile oturdu"

Şeytanı bağladığı gün sepeti satılması için pazara götürdü ama hiç kimse satın almadı.Çünkü o gün pazarda alışveriş yoktu.O gün Süleyman bir şey yiyemedi.Ertesi gün Süleyman yine sepet ördü  ama kimse satın almadı.Süleyman acıktı ve Allah'a yalvardı: Ey Allah'ım açım. hiç kimse sepet satın almıyor" Hak Teala'dan şöyle bir ferman geldi: "Ey Süleyman , bilmiyormusun ki sen pazarcıların en büyüğünü bağlayınca halk için alış veriş kapısı kapanır.Bu durum halkın yararına değildir. O , dünayyı imar eder, mal ve evlatlarda insanlara ortak olur.."

ANİ ÖLÜM

 Ani ölüm, salih kullar için bir rahmet, bir hafifletme ve yumuşak (rıfk) bir muameledir.Çünkü onlar gönüllerinden masivayı uzaklaştırmış ve ölüme hazır insanlar oldukları için vasiyet, tevbe yenileme ve yaptığı haksızlıklardan hak helalliği alma gibimeseleleri yoktur. Fakat salih olmayanlar için durum böyle değildir.Bu sebebledir ki ani ölüm , Allah'ın fasıklara karşı öfkesinin bir neticesidir.

KURAN OKUYANLARIN EN ŞERLİSİ

 Hz.Ali r.a kanalıyla Hz.Peygamber sav in şöyle buyurduğu nakledilir: "Hüzün yurdundan Allah'a sığınırım.Çünkü burası açıldığı zaman , cehennem yetmiş kez ondan kurtulmak isteyecektir. Allah burayı amelleri ile gösteriş yapan Kur'an okuyucuları için hazırlamıştır. Ki bunların en şerlileri devlet ileri gelenlerinin meclisinde bulunanlardır.

BİLDİKLERİNLE AMEL

 İbrahim b. Ethem der ki: "Gezinirken  bir taş gözüme çarptı.Taşın üzerinde 'Beni çevirirsen bu sana fayda sağlayacak" yazıyordu.Çevirdim bir de baktım ki arka yüzünde şunlar yazılmıştı:

Sen amel etmezken bildiklerinle bile 

Nasıl heves edersin  hiç bilmediklerine !

22 Ağustos 2026 Cumartesi

ÖLÜMÜ İSTEYEN ÜÇ KİŞİ

 1- ÖLÜMDEN SONRA NELER OLACAĞINI BİLMEYEN

2- ALLAH'IN GÜÇ DAİRESİNDEN KAÇAN

3- ALLAH'A ULAŞMAYI ŞİDDETLE  ARZULAYAN BİR ALLAH AŞIĞI

MEKKELİLERİN EN ŞAYTANLARINDAN BİRİSİ:NADR B.HARİS

 Nadr Mekkelilerin şeytanlarından birisi olup bu herif hakkında Kur'an da on küsür ayet inmiştir.

"Üzerimize gökten taş yağdır"(Engal 8/32) diye nbu heriftir.

" Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver dediler"(Sad 16) diyen bu heriftir. Ahiret günü cezasını duyunca güya Efendimiz sav ile alay etmek için bu şekilde söz söylediler. 

ZİKİR BELALARDAN (HASTALIKLARDAN) KURTULMANIN DEVASIDIR

 Yunus a.s kavminden kaçtığı vakit bir gemiye biner , ancak gemi biraz sahilden ayrılınca  ortada durur.Gemicilir ve kaptanlar: " Gemide efendisinden izinsiz olarak yola çıkmış kaçak bir köle var.Bu gemide kaçak köle olunca gemi gitmez" dediler.Gemide bulunan esnaf ve tüccarlar : " Biz bunu denedik .Böyle bir şey gördüğümüzde kura atıyoruz.Kur'a kime çıkarsa onu denize atıyoruz.Zira bir kişinin boğulması bütün yolcuların boğulmasından daha iyidir." dediler. Bu söz üzerine yolcular arasında üç kere kura çekildi.Her defasında kura Hz.Yunus'a isabet etti.Bunun üzerine Hz.Yunus: Ey Gemi yolcuları.Vallahi asi benim" çdedi.elbisesine bürünüp güverteye çıktı ve kendini denize attı."Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasa idi , tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı"

Bu ilahi sözde Allah Teala'yı çokca zikretmeye teşvik vardır.

İmam Şafi hazretlerinden rivayet odur ki : Veba (Taun) hastalığının en iyi tedavisi tesbih etmektir.Zira zikir, musibeti, ceza ve azabı kaldırır.

21 Ağustos 2026 Cuma

MUHAMMED ALİ APAK HOCA EL YAZMA NOTLARI

https://drive.google.com/file/d/1omf26Cqd5s40yjMdcXuAB5-uRxNxxwQQ/view?usp=drive_link

https://drive.google.com/file/d/1REq59c2THQDTPhiZR6bSh-W3BsgkIgJb/view?usp=drive_link

https://drive.google.com/file/d/1k-BQl1GUqK5oxdwqjy_QgU0QzleAzzBT/view?usp=drive_link

https://drive.google.com/file/d/1RmNzigfhZSNeIDf3XRzNfNJfrKT32ljZ/view?usp=drive_link

https://drive.google.com/file/d/1WCcV15QQXZyYRGRHZGpDCB8MYP5XC4L7/view?usp=sharing

https://drive.google.com/file/d/1Ohg2h_X9oXBlq09tYi5yv9gPMcUSH-K8/view?usp=sharing


Faydalanmak isteyenle yukarıda yazılı linkleri tıklayarak ulaşabilirler..Hazretin el yazması bu notlarını İstanbul'da yaşayan mimar kardeşimiz Mehmet Çito taratmış ve flash belleğe kaydetmiştir.Muradımız her sahifedeki yazıların manalarını sahife altına yazılsın, insanlar faydalansın idi.Ancak bunu yapabilmek sadece osmanlıcayı bilmekle bitmiyor.Yazıların içinden ayet olanlarını, hadisi şerif olanlarını vekelamı kibar olanlarını ayırt edecek bir birikime sahip olmak gerekecekti.Belki ileridi bu işi yapabilecek bir kardeş çıkar düşüncesi ile bu hizmeti metli dede bloğuna kaydetmekle yetindik.Bu yazıların tercemesini, merhum Mahmud Durusoy kardeşimiz, Ankarada gönül bağı olduğu Ethem Cebecioğlu ve ekibine havale etmişti.Bu ekip bu eseri MECMUUL HİKEM adı altında sınırlı sayıda kitap şeklinde tab etmişti. Tez hazırlığı şeklinde yapılan bu çalışma hazırlayanların fikrini de kattığı için bizim muradımıza tam uyacak şeklinde olmadı.Ancak bu çalışmada çok büyük bir emek idi . Hakk Teala keremiyle muamele etsin inşaallah.

20 Ağustos 2026 Perşembe

HIZIR VE İLYAS A.S

 Abid Muhammed b.Ahmed der ki:"Mescid-i aksa'da ikindi namazından sonra oturmuşum.İki adam gördüm. Birisi bizim sıfat ve yeklimizde  idi. Diğeri ise büyük bir şahıstı.Boyu uzun, alnı, kolları ve göğsü geniş idi.O iki adam benden uzak oturdu.Sıfatı ve boyu bizim gibi olan ihtiyar bana yaklaştı ve selam verdi.Selamına karşılık verdim ve " Allah sana merhamet eylesin , sen kimsin ve benden uzağa oturan şu adam kim? dedim."Ben Hızır'ım , o da kardeşim İlyas" dedi.Onun sözünden gönlüme korku düştü ve titredim.

Hızır: " Korkma! bizseni seviyoruz ve senin dostunuz,Neden endişe ediyorsun) Her kim Cuma günü ikindi namazını eda edip yüzünü kıble tarafına çevirir ve güneş batana kadar daima " Ya Allah, Ya Rahman" derse izzet sahibiolan Allah onun duasını kabul ederve hacetini ihsan eder" dedi.

Ben : " Sen bana yakınlık gösterdin. Allah da seni zikri ile ünsiyet ettirsin." dedim.Ona : " Sen ne yersin?" diye sordum. "Kereviz ve yer mantarı," dedi."İlyas ne yer?" diye sordum. Her gece iftar vakti iki çörek yer." dedi. " O nerede ikamet eder? dedimk. " Deniz adalarında " dedi."İkiniz ne zaman bir araya gelirsiniz?" diye sordum:

" Evliyaullahtan birisi dünyadan göçünce ikimizde onun namazını kılarız. Arafat meğvsiminde bir araya geliriz. Haccın menasıkını tamamladıktan sonra o beni, ben de onu traş ederiz" dedi.

" Evliyaullahın hepsini tanırmısın? diye sordum." Sayılı bir topluluğu tanırım" dedi.Sonra şöyle söyledi: " Rasulullah sav dünyadan ayrılınca yer yüzü: ' Kıyamete kadar üzerimde yürüyecek bir peygamber kalmadı" diye Allah'a feryad edip inledi.Alemlerin Rabbi: " Ben bu ümmetten öyle erler ızhar ederim ki onların gönülleri peygamber gönülleri gibidir" buyurdu.

O vakit Hızır gitmek için kalktıo. Ben de onunla gitmek için kalktım. Bana: " Sen benimle olmaya güç yetiremezsin . Ben her gün sabah namazını Mekke'de Mescidi haramda eda ederim. Ardından güneş doğana kadar hıcr de Rüknü Şami yakınında otururum.O vaket Kabe'yi tavaf eder , makamı ibrahimin gerisinde iki rekat namaz kılarım..Öğle namazını Medin-i Mustafa a.s da kılarım.Akşam namazını Turi Sina da, yatsı namazını Zülkarneyn'in seddinde eda ederim. Her gece orada muhafızlık yaparım. Sabah vakti olunca sabah namazı için tekrar Mekke'ye Meascid-i Haram'a giderim" dedi.

HIZIR VE İLYAS'IN DUASI

 Hızır ve İlyas a.s hacdan ayrılırken şu duayı söylerler:

MAŞAALLAH , MAŞAALLAH  LA YESUGUL HAYRA İLLALLAH                                                    MAŞAALLAH MAŞAALLAH LA YASRİFÜ SUEİLLALLAH                                                                MAŞAALLAH ,MAŞAALLAH MA YEKUNÜ MİN NIMETİN FEMİNALLAH                                  MAŞAALLAH MAŞAALLAH TEVEKKELNA ALELLAHHASBÜNALLAH VE NİMEL VEKİL

(mAŞALLAH ,mAŞALLAH hayrı ancak Allah sevk eder

Maşallah Maşallah kötülüğü ancak Allah def eder.

Maşallah, Maşallah her nimet Allah'tandır.Biz Allah'a tevekkül ettik  ona güvendik.O bize kafidirve O ne güzel vekildir. )                           

NESEBİN ETKİSİ

 Hak Teala Saffat suresi 112 ve 113 ayetinde buyurmaktadır."Salihlerden bir peygamber olarak ona(İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.Kendisini ve İshak7ı (kutlu ve bereketli) eyledik.Lakin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi , kendine açıktan açığa kötülük edenlerde olacaktır"

ve nesebin kişinin salah yahut fesadında , itaat yahut isyanında bir etkisi ve tesiri yoktur.Salih kişiden asi ve mücrim; müminden de kafir doğabilir.Şayet bu iş , haseph, nesep,soysop,tabiat  ve ırk ile olsa idi bu değişiklik olmazdı.Ayet peygamber evlatları torunları olmakla övünen Yahudilerin bu konudaki umut  ve beklentilerini boş çıokarmaktadır.Efendimiz sav de buyurmuştur: " Ey Haşimoğulları! İnsanlar amelleriyle , siz hasep ve nesebinizle bana gelecek değilsiniz"

Bu sözden maksat , inisanların amelleriyle huzura geldikleri zaman Haşimoğullarının Hz.Peygamber(a.s) z'ın huzurunda hasep ve nesepleriyle övünmelerini ayıplamaktadır.

Soyunun Ali'yea ulaşmasıyla mı övünüyorsun?

İdrarın aslı da halis ve saf sudur.

Bozuk inanç ve kötü amellerin seni kirlettikten sonra 

Temiz bir soya bağlı olman sana fayda vermez.

19 Ağustos 2026 Çarşamba

BELA

 Hariri der ki: bela muhataplara üç ayrı şekilde tezahur eder.1. Muhaliflere musibet vecezadır. 2. Hayırda öncü olanlara temizlik ve kefarettir. 3. Veli ve sıddıklara ise bir türlü imtihandır.

ALLAH İLE KUL ARASINDAKİ PERDELER

 Osman Fazlı Atpazari hazretleri demiştir ki: İbrahim a.s efal(fiiller), sıfat (sıfatlar) ve Zat'a dair tevhidin bütün mertebelerini gerçekleştirmiştir.Zira Allah ile kul arasındaki külli perdeler üçtür: Bunlar mal, evlat ve beden(can) perdeleridir.İşte Ef'al tevhidi maldan, sıfat tevhidi evlattan, zat tevhidi ise beden ve candan fani olup ferağat etmekle hasıl olur.İşte bütün bu perde ve engeller , sırasıyla tevhiddeki makamlara mukabildirler.Sonuçta allah Teala birinci tevhid olan efal tevhidini gerçekleştirmek için İbrahim a.s 'ın malını almıştır.İkinci tevhid olan sıfat tevhidini gerçekleştirmek için onun evladını kurban etmekle sınamıştır.Üçüncü tevhid olan zat tevhidini gerçekleştirmek için de onu Nemrud'un ateşine atarak cisim vecanını almıştır.İşte bütün bunlardan İbrahim a.s ın fena fillah, bekabillahmakamlarına ulaştığı ortaya çıkmıştır.

18 Ağustos 2026 Salı

HZ.CEBRAİL'İN ZOR ANLARI

 Haberde şöyle g2elmiştir: Hz.Peygamber sav, Cebrail a.s a gökten inişinde hiç zahmet ve meşakket çektiğin oldu mu? diyee sordu. Cebrail a.s " Evet dörnt yerde zor anlar yaşadım" dedi ve bunları şöyle sıraladı:

"Birincisi ; Hz.İbrahim ateşe atıldığı zaman ben arşın altındaydım.Allah Teala tam o sırada " Yetiş kuluma!" buyurdu.Ben hemen yetişiverdim.Ona bir ihtiyacın varmı ? dedim.Hz.ibralim " Sana ihtiyacım yok" dedi.

İkincisi: İibrahim a.s bıçağı İsmail a.s 'ın boğazına koyduğu zaman ben yine aarşın altında bulunuyordum.Allah Teala " Yetiş kuluma" " buyurdu.Ben göz açıp kapayıncaya kadar bir zamanda ona da yetiştim ve bıçağı çevirdim.

Üçüncüsü : Yusuf a.s kuyuya atıldığı zaman Hak Teala " Yetiş kuluma!" buyurdu.Ben Yusuf kuyunun dibine ulaşmadan yetiştim.Kuyunun dibinden bir taş çıkardım ve o taşın üzerine Yusuf a.s ı oturttum"

Dördüncüsü Uhud savaşında kafirler senin mübarek başını yarıp dişini kırdıkları zaman Allah Teala "Teşi! Şayet bevgilimin kanından bir damla yere düşerse yerden hiçbir bitki bitirmem" buyurdu.İEşte ben senin yere düşmek üzere olan kanını elimle aldımve sonra onu havaya attım, dedi.

17 Ağustos 2026 Pazartesi

YILAN VE AKREPTEN KORUNMAK İÇİN

 Saffat suresi 79. ayetinde :"SELAMÜN ALA NUHİN FİL ALEMİN"(Bütün alemlerde nuha selam olsun) ayeti ile alakalı denir ki; Nuh Tufanında yılan ve akrep gemiye binmek  için Nuh a.s a geldiler.Hz.Nuh onlara:" Sizi gemiye alamam . Zira siz çevreye zarar verir, insanların başına bela olursunuz." dedi. Yılan ve akrep:" Sen bizi gemiye al! Biz senin ismini yad eden hiç kimseye zarar vermeyeceğimize söz veriyoruz"  dediler. Kuşeyri der ki: Yılan ve akrebin kendisine zarar vereceğiinden endişe eden kimse bu ayeti dua olarak okursa yılan ve akrep o kimseye zarar vermez

16 Ağustos 2026 Pazar

HASAN BASRİ HAZRETLERİ

 Hasan Basri hazretlerine "LA İLAHE İLLALLAH" diyen kimse cennete girer" rivayeti hakkında ne dersiniz? diye bir soru sormuşlar.Hazret şu cevabı vermiştir: " Bu sözün haddini bilen  ve hakkını veren kimsenin cennete gireceğini ifade etmiştir"  

SAĞDAN GELENLER

 bu tabir Saffat suresinin 28 nci ayetinde geçer.Zalimler, zalimlere yardım edenler Kıyamette bir sahne yaşarlar ve bir birlerini suçlarlar.(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz(sureti haktan görünürdünüz) der.

Denilir ki , şeytan sağ taraftan geldiği kişiye hak ve doğruyu karıştırmak için din cihetinden gelir.Sol taraftan geldiği kişiye de nefsani ve şehevi açıdan gelir.Önden geldiğine kıyameti yalanlama açısından gelir. Arkadan9 geldiği kimseye de kendisine ve nesline fakirlik endişesi vererek yaklaşır.Arıtk bu kimse ne bir hısım ve akrabasını ziyaret eder, ne de zekat verir.

Bugün din kavramları kullanılarak halkın maddi imkanlarını sömürenler muhtemelen sağdan gelenlerdir.

15 Ağustos 2026 Cumartesi

ZALİM KENDİ YARDIMCILARI İLE HAŞROLUNACAKTIR

 Saffat suresinin 22,23,24 ayetleri: "(Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri , onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'dan başka tapmış oldukları putları toplayın.Onlara cehennem yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler"

Zalim kendi yardımcısı ile haşrolunacaktır.Şarap ehli şarap ehli ile, zina ehli zina ehliyle, faiz ehli faizci ile.

Kutul Kulup isimli eserde denir ki: "Abdullah b.Mübarek'e bir kimse sordu: " Ben terziyim.Bazen zalimler için elbise dikiyorum.Sakın ben onlara yardım edenlerden olmayayım?" İbni Mübarek : " Sen onlara yardımcı olanlardan olmak bir yana , bilakis zalimlerdensin. Belki o zalime yardımcı olanlar sana iğne ve iplik satanlardır".

İimam-ı Azam'a hapsetmişlerdi.Zalimlerden biri ona gelip " Bana bir kalem yont/traş et" dedi. İmam Azam : "Hakteala'nın : Zalimleri, onların aynı yoldaki yoldaşlarını ve Allah'dan başka tapmış oldukları putlarını toplayın" buyurduğu kimselerden olmaktan korkarım" dedi.

İbni Mübarek'i bir gün birisi rüyasında gördü ve kendisine rabbin sana ne muamele etti diye sordu.İbni Mübarek " Bir bidat sahibine lütuf ve şekatle nazar ettiğim için Allah Teala bana sitem etti vöe beni üç sene tutukladı. Bana " Sen benim düşmanıma düşman olmadın' dedi. Peki ya hatırlatıldıktan sonra o zalimler topluluğu ile oturanın hali nicedir." Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde , odnlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur.Eğer şeytan sana unutturursa , hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.(Eenam suresi 68)

VAHİD ESMASI

 Sührneverdi hazretleri der ki: " Bayağı ve karışık fikirlerin etkisinde olan  olan kimse " el-Vahid" ismini zikrederse bu durum kendisinden zail olur.Zalim sultandan korkan kimse el-Vahid ismini öğle namazından sonra  500 kerre okursa onun şerrinden emin olur.; dert ve tasadan kurtulur ; düşmanları onu dost edinir

YASİN SURESİ

 Hadis-i şerifde buyrulmuştur: Yasin suresini okuyun.Çünkü onda on bereket vardır.Dhu okuyan aç kimse mutlaka doyar.Onu okuyan çıplak kimse mutlaka giyinir. Onu okuyan bekar mutlaka eevlenir. Onu okuyan korkmuş kimse mutlaka emin olur. Onu okuyan hapse düşmüş kimse mutlaka kurtulur.Onu okuyan yolcuya mutlaka yolculuğunda yardım edilir. Onu okuyan yitiği olan kimse mutlaka yitiğini bulur.Ölüm döşeğinde olanın yahut ölen kimsenin yanında okunursa mutlaka onun işi kolaylaştırılır.Susayan kimse onu okursa mutlaka suya kanar. Hasta okursa mutlaka iyileşir.

Yine hadiste buyrulmuştur: "Yasin suresi ne için okunursa maksad hasıl olur"

Yine hadis-i şerifde buyrulmuştur: Kim bir kabristana girer Yasin suresini okursa o gün o kabristanda bulunanların azapları hafifletilir.O kişiye kabristanda olanların sayısınca sevap verilir.

İbni arabi hazretleri Fütühat tercemesinde der ki: "Bir vakit hastaoldum.O hastalık beni bayılttı.O derece ki beni ölmüşlerden saydılar.O halde bir topluluk gördüm.. Görünüşleri kerih ve suretleri çirkindi.Onlar bana eziyet etmek istediler. O sırad çok güzel yüzlü ,pek güçlü kuvvetli , kendisinden güzel koku gelen bir şahıs gördüm.O topluluğu benden uzaklaştırdı.O derece de ki onları helak eyledi. Ona "Sen kimsin?" diye sordum. " Ben yasin suresiyim, senden o topluluğu uzaklaştırır seni korurum." dedi.O baygınlıktan ayılıp kendi halime gelince babamın ağladığını ve Yasin suresini okuduğunu gördüm.O anda Yasin'i okuyup bitirdi. Ona gördüklerimi haber verdim. Ondan bir müddet sonra bana Resulullah sav'in " Ölülerinize Yasin suresini okuyun" hadisi erişti.

14 Ağustos 2026 Cuma

TARİKATLARIN DÜNYEVİLEŞMESİ

 Her cemaatın arkasında mutlaka bir tarikat bağlantısı mevcuttur.Dün bir takım suçlamalarla göz altına alınan muhtemelen tutuklama ve mal varlığına el koyup kayyıma tevdi hadiseleri yaşanacak olan Süleyman hilmi Tunahan hazretlerinin cemaatına yapılan adli takibat tüm cemaatlara da yapılabilir. Zahirde Devletin yetkilileri kendilerine göre suç unsurları bulsa da bilinmelidir ki Tüm işler Hakteala'nın takdirine göre zuhura gelmektedir. "Sebeblerin üzerindeki sebeb" diye tarif edeceğimiz bu hal,dini söylem,motifler kullanan birileri dünyanın güzelliklerine ,peşin zevklerine dalınca, zühdü unutunca Hak Teala'nın sillesine uğrayacaktır.Düşününkü hepimiz içinde bulunduğumuz cemaatın eekonomik güçlenmesini , kurumlara sahip olmalarını nefsinde ister.Ancak büyüme maddi sahada olmakla, maddi sahadaki güçlülüğün manevi dünyadaki terakkiyi temin etmemesi nedeniyle nefislerin at oynatacağı bir döneme evrilme kaçınılmazdır.Çünkü her cemaat ,müntesiplerinin  umre ,hac ibadetlerini temin edecek bir turizm şirketine sahip olmayı ister.Çünkü buradan bir kazanç elde edilecektir.Her cemaat müntesiplerinin alış veriş yapacakları bir marketinin,şirketinin olmasını ister.Çünkü buradan bir gelir elde edilecektir.İşte tam burada dünya talebi, ahiret talebinin önüne geçecektir.Hatta, ahireti tamam edeceği duygusu dünyayı güçlendirmeyi temin etmekten geçtiğini sanır.Nefsin her türlü hile ve oyunları devrededir.

En büyük örneğimiz Efendimiz SAV ve raşit halifelerin yaşantısı hiç nazara alınmaz.Efendimizin, Mekke'nin en zengin kadını olan Hatice validemizle evlendikten sonra bu servetin , müminlerin iihtiyacına  harcanarak bittiği gerçeğini görmezler.Allah Resulü sav in evinde ancak günlük yiyeceğin olduğunu , ertesi güne bir şeylerin saklanmadığı ve günlük yiyeceklerinde sahabenin fukaralarına dağıttığı gerçeği karşısında son model mersedeslerle gezen , ve din adına otorite  tekelini elinde bulunduranlara , babadan oğula bu saltanatı aktaranlara bir gün sebeblerin üstündeki bir sebeb nedeniyle imtihandan geçirileceklerini bilmeleri gerektir.   

9 Ağustos 2026 Pazar

CENNETLİKLER

Şibli r.a ın yanında "Bugün cennetlikler , gerçekten nimet içinde segfa sürerler." ayeti okununca bir nara attı ve bayıldı.Kendine gelince şöyle dedi: "Zavallılar (cennet nimetleriyle ) meşgul edilip de neyi kaçırdıklarını bilselerdi helak olurlardı" 

ZEMZEM

 Efendimiz sav  zemzem hakkında "O doyurucu bir yemek ve hastalığa şifadır" buyurması zemzemin diğer sulardan farklı olarak gıda oluşuna dikkat çekmektir.

EVLİYADAN GELEN HABERLER

 Yasin suresinin 46. ayetinde buyrulur: "Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyedursun, ille de ondan yüz çevirmişlerdir"

Büyüklerden birisi der ki .:Peeygamberlerin dilinden gelen haberlere inanıp aynı haberler peygamberlerin varislerinden birinden gelince bunlara inanmamak insafsızlıktır.Çünkü deniz birdir.Evliyaullahın getirdiği haberlere inanmıyorlarsa hiç olmazsa bu haberleri hikaye yoluyla da alabilirlher.Peygamberlerin getirdiği akıllara şaşkınlık verecek olan haberlere inanıldığı gibi Allah tarafından muhafaza edilen (mahfuz) evliyanın getirdiği haberlere de inanmak gerekir.Aslın( peygamberlerin) getirdiklerini kabul etitğimiz gibi Fer'in (evliyanın) getirdiklerini de muvafakat ile birlikte kabul ederiz.

Bazen müridin Allah ile  ve şeyhiyle olan edebinin güzelliği sebebiyle Allah, şeyhde bulunmayan nice ilimleri yine şeyhinin lisanında talibe açar. Mesela Ameş, Ebu Hanife'ye bazı meseleleri sordu.Ebu Hanife bu soruların hepsini cevaplandırdı.bunun üzerine Ameş Ebu Hanife'ye " Sen bunları nereden biliyorsun?" dedi.Ebu Hanife : " Senin bize anlattıklarından " dedi. Bunun üzerine ameş : Ey fakihler topluluğu sizler doktorsunuz, biz ise eczacıyız" dedi.

Çaülışarak elde edilen ilmin alameti akıl terazisine girmesidir. Vehbi ilmin alameti ise akıl terazisinin nadiren kabul etmesi,ve düşünceleri bakımından akılların reddetmesidir.

Mekrin (hile ve tuzağın) en büyüklerinden birisi kula ilim nasip edilmesi ve onunla amelden mahrum kalması ya da amel nasib edilip amelinde ihlastan mahrum kalmasıdır.

SELAMETİN KADRİNİ BİLMEK

 Şeyh Sadi GÜLİSTAN isimli kitabında der ki: "Padişahlardan biri dil bilmez bir köle ile gemiye binmişti.Köle hiç deniz görmemiş , gemi yolculuğunun zahmetini tatmamıştı.Bağırıp çağırmaya başladı, korkusundan titriyordu.Ağıdını dindirmek için ne kadar uğraştılarsa olmadı.Kölenin bu hali padişahın da keyfini kaçırdı.Gemide bulunanlardan biri onu teskine çare bulamadı.

Yolcular arasında bir hakim(görmüş geçirmiş,tecrübeli) bir adam vardı.Padişah'a dedi ki : " Eğer müsade ederseni zben onu çabuk sustururum. Padişah : "Lütfedersiniz" deyince o zatın emriyle köleyi denize attılar.Köle, dalgalar arasında yuvarlanarak bir kaç defa batıp çıktıktan sonra saçından tutup gemiye doğru çektiler , gemiye yanaşır yanaşmaz iki eliyle dümene sarıldı, yukarı çıkarıldıktan sonra bir köşeye oturup sesi kesildi.

Hakimin bu tedbsiri padişahın hoşuna gitti ve buradaki hikmeti sordu.Hakim dedi ki: " Evvel boğulmak acısını tatmamıştı da gemideki selametin kadrini bilmiyordu.

İşte sıhhatin kadrini de hastalığa tutulanlar bilir.

8 Ağustos 2026 Cumartesi

EKMEĞE HÜRMET

Efendimiz sav buyurmuştur: "Ekmeğe ikram edin/değer verin.Çünkü Allah Teala ekmeğe değer vermiştir.Ekmeğe değer verip hürmet edene Allah Teala ikram eder.

 Efendimiz sav buyurmuştur:Ekmeğe hürmet edin.Çünkü Allah Teala göklerin ve yerin bereketlerini , demiri,sığırı ve ademoğlunu ekmeği elde etmeye amade kılmıştır.bTabak ve çanağı ekmeğin üzerine koymayın.Çünkü ekmeği horlayan bir topluluğu mutlaka Allah açlıkla imtihan eder.

Yine Efendimiz sav: "Allah'ım ! Bizi İslam ve ekmekle nimetlendir.Şayet ekmek olmazsa oruç tutamaz, namaz kılamaz,hac yapamaz ve cihad edemezdik.Bizi ekmek ve buğray ile rızıklandır.

Denmiştir ki ekmeğin her lokmasında üçyüzatmış çalışanın emeği vardır.Bunların ilki Allah7ın rahmet hazinesinden yağmur suyunu ölçerek gönderen Mikail a.s dır.Sonra bulutları sürükleyen89 melekler, güneş,ay,felekler,hava melekleri ,yeryüzündeki diğer canlılar vöe sonuncularıda fırıncılardır.

Allah Teala'nın nimetine saygı göstermek için küçük bile olsa ekmek parçalarını ve kırıntılarını yerden almak ekmeğe saygıdandır.Efendimiz sav buyurmuştur: " Kim sofradan yere düşen şeyi alıp yer ise bolluk içinde yaşarÇocukları ve çocuklarının çocukları ahmaklıktan afiyet bulur.

Ekmeğin yüzünü yiyip içini atmak mekruhtur.Yahut içini yiyip kabuğunu atmakta mekruhtur.Çünkü bunda ekmeği hafif    e almak  vardır. Ekmeği hafife almak  ise pahalılık, kıtlık ve fakirlik getirir.

ÖLÜM SEKERATI

 Ahmet b.Hanbel sekerat halinde iken eliyle işaret etti, diliyle de bir şeyler mırıldanıyordu.Oğlu Abdullah ne dediğini işitebilmek için onun ağzına kulağını yaklaştırdı. Kendi kendine şöyle diyordu: " Daha değil, daha değil" Oğlu: " Babacığım , bu ne haldir?" diye sordu. Ahmet b. Hanbel şu cevabı verdi. " Ey Abdullah, şimdi pek tehlikeli bir zamandayım. Dua ederek bana yardımcı ol. İşte iblis karşımda dikilmiş hezimet toprağını başımıza serpiyor ve : " Canını bizim darbemizden kurtardın" diyor.Ben de: " Henüz değil, henüz değil. Çünkü daha bir nefes kalmış, henüz tehlike mahallidir, emniyet yeri değildir. İş Hakk'ın inayetine bağlıdır" diyorum.

UĞURSUZLUK FİKRİ

 Efendimiz sav buyurmuştur."Her kulun kalbine uğursuzluk fikri girecektir.Kişi bunu hissettiği zaman şöyle desin:

ENE ABDUULLAHİ MAŞAALLAHÜ LU KUVVETE İLLA BİLLAHİ LA YE'TİBİL HASANATİ İLLALLAH VELA YÜZHİBÜ BİSSEYYİATİ İLLALLAH EŞHEDÜ ENNALLAHE ALA KÜLLİ ŞEY İN GADİR.

"Ben Allah'ın kuluyum.Allah'ın dilediği olur.Güç kuvvet yalnız Allah'ındır.İyilikleri ancak Allah getirir.Kötülükleri de ancak Allah bertaraf eder.Ben Allah Teala'nın her şeye kadir olduğuna şehadet ederim" sonra yoluna devam etsin"

ANTAKYA

 Barül Ulum isimli eserde şöyle der: Antakya, Peygamberimizin şehadetiyle ateş/cehennem şehirlerindendir.Çünkü Peygamber sav şöyle buyurmuştur:Dört şehir cennet şehirlerindendir.Bunlar Mekke, Medine , Beytül Makdis (Kudüs) ve Yemen Sana şehridir..Dört şehirde Ateş/cehennem şehirlerindendir.Bunlar Antakya, Ammuriyye,Konstantiniyye  ve Yemenin Zafar şehridir.

Zafar, Yemen de Sana yakınında bir beldedir.

Antakya hırıstiyanların patriklerinin bulunduğu dört şehirden biridir. Bu şehirler Antakya, Kudüs, İskenderiyye ve Rumiyye(Roma) dir.Bunlardan sonra Konstantiniyye gelir. 

ÖLÜLER

 Ölü ruhu bedenden çıkarılan  kimsedir. Ancak Efendimiz sav bazı kimseleri "ölü" olarak vasflandırmıştır.Efendimiz sav her şımarık zengineve zalim sultan'a da 'ölü' demiştir."Dört şey kalbi öldürür. Günah üstüne günah işlemek, kadınlarla çok sohbet/beraberlik edipq konuşmak, ahmakla tartışıp atışmak ve ölülerle beraber oturmak/düşüp kalkmak." Efendimiz sav 'e "Ey Allah' ın Rasulü , ölülerle oturmak nedir?" diye soruldu.Peygamberemliz sav  "Zenginlik sebebiyle şımarmış varlıklı kişilerle öi zalim sultanlarla düşüp kalkmaktır" buyurdu.

6 Ağustos 2026 Perşembe

EL-AZİZ ESMASI

 El Aziz, kudret ile yapılabilecek her şeye galib, üstün ve hükümran olan mütekebbir,ittat edenlerin taatinden müstağni olan, kendisine muhalefet eden ve Kur'an 'ı tasdik etmeyenlerden intikam alan demektir.

Bu ismin özelliği ise suret, hakikat veya mana bakımından zenginlik  ve izzetin meydana gelmesidir.Her kim bu ismi kırk gün süreyle , günde kırk defa okursa Allah Teala ona yardım eder ve aziz kılar.Onu yarattıklarından hiçbirine muhtaç etmez.

Sühreverdi der ki: Kim bu ismi yedi gün süreyle peşpeşe , her gün biner kere okursa Allah o kimsenin hasım ve düşmanlarını helak eder.Bu ismi yetmiş kere düşman askerlerinin yüzlerine okuyup eliyle onlara işaret ederse mağlup olurlar".

EFENDİMİZ SAV'İN İSİMLERİ

 Efendimiz sav buyurmuştur: " Allah beni şu yedi isimle isimlendirdi:Muhammed, ahmed, Taha, Yasin, el-Müzemmil, el-Müddessir ve Abdullah" 

EL BASİR ESMASI

 EL-BASİR , ruyetle her mevcudu müdrik olandır.Bu ismin özelliği onda muvaffakiyet ve başarının bulunmasıdır..Kim bu ismi Cuma namazından önce yüz kerre okursa Allah Teala onun basiretini açar.Onu iyi söz ve işlere muvaffak kılar.

5 Ağustos 2026 Çarşamba

AHNEF B.kAYS

 Ahnef b.Kays , akıl ve hilmiyle öyle efendilik elde etti ki onun emriyle yüzbin kılıç çekiliyordu.Ülke ve şehirlherin emir ve yöneticilirei mühil işlerinde ona iltica ediyorlardı.Hilm sahibi olma ve yumuşak huylulukta kendisi darb- mesel olmuştur.Bir adam kindisine bana muruet ve erdemi yani " mertlik, cömertlik , olgunluk ve yüksek karakter sahibi olmayı söyle " dedi.Ahnef b. Kays ona " Güzel ahlaklı , yumuşak huylu ol; çirkin ahlaktan geri dur" dedi. Sonra adama " Sana en kötü hastalığı söylmiyeyim mi?" dedi.adam "evet" deyince Ahnef b.Kays: "Faydasız zem,tenkit ve kötüleme yapmaktır" dedi.

SÜNNET YOL DEMEKTİR

 Sünnet, yol demektir.Hz.Peygamber sav in sünneti onun araştırıp girdiği yol ; Allah'ın sünneti ise onun hikmetinin yoludur.

4 Ağustos 2026 Salı

SON VELİ İNİSAN

 İbni Arabi hazretlerinin Fütuhatı Mekkiyye isimli eserinde denir ki: Her kıta, ülke,şehir,bölge  ve köyde bir veli gereklidir..Bölge halkın ister müslüman olsun ister kafir olsun. Alla hTeala o veli ile o bölge halkını korur. Rivayete göre insan türünden son doğum Çin'de olacaktır.Bu doğumdan sonra erkek ve kadınlarda kısırlık başgösterecek  ve bu durum her bölgeye sirayet ederek yayılacaktır. Bu kimse insanları Allah7a davet edecek fakat davete icabet edilmeyecektir.Nihayet Allah Teala bu insanın ve zamanın müminlerinin ruhlarını kabz edipcanlarını alınca dünyada kalanlar hayvanlar gibi helal haram tanımayacaklardır. İşteo zaman kıyamet onların başına kopacak; dünya tamamen harap olacak ve artık iiş ahiret alemine intikal edecektir.

3 Ağustos 2026 Pazartesi

HAPİSTEN KURTULMAK

 Fatır suresi 41 .nci ayeti: "Şüpresiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor.Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa , kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz.Şüphesiz O, halimdir, çok bağışlayıcıdır"

Rivayete göre zindanda iidama mahkum bir kişi , rüyasında Hz.Peygamber sav i görür.Hzs.Peygamber sav , kendisine bu ayeti okumasını tavsiye eder.Adam : "Kaç kere" diye sorar.Efendimiz sav "Dört yüz kere" diye buyurur.Adam da bu ayetüi dört yüz kere okur.Yirmi gün sonra beraat eder. Belki de bu ayetin sırrı şudur:Burada gökler ve yer, ruhlar ve bedenlere işaret etmektedir.Allah da bu alemin nümune varlığı insanı ve insanlık alemini korumaktadır.Her ne kadar suçlu , ceza ve azabı hak etmiş olsa da "halim" isminin gereği olarak Allah Teala hemen cezalandırmamaktadır.Bu ayeti okumaya devam etmek , cisim ve ruh için Allah'dan lütuf , rahmet ve merhamet isteyip ciesim ve ruhun devam ve bekasını talep etmektir.

2 Ağustos 2026 Pazar

ÖMER B.ABDÜLAZİZ

 

İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Abbâsîlerin dokunmadığı tek Emevî mezarından hareketle, Ömer b. Abdülaziz’in neden tarihte bir istisna olarak kaldığını ve adaletin neden kurumsallaşamadığını ele alıyor.

Emevîler, Şam merkezli bir hanedan olarak İslam dünyasını yaklaşık doksan yıl yönetti. Hicrî 132’de (miladî 750) Abbâsîler bir ihtilalle bu hanedanı devirdiğinde, intikamlarını yaşayanlarla sınırlamadılar. Yeni halifenin amcası Abdullah b. Ali, Şam ve çevresindeki Emevî halifelerinin mezarlarını tek tek açtırdı. Çoğundan geriye birkaç kemik ya da bir avuç toz kalmıştı. Muâviye’nin kabrinde neredeyse hiçbir iz bulunamadı. Ama Rusâfe’deki Hişâm’ın cesedi bozulmadan duruyordu. Onu çıkarıp kırbaçladılar, sonra yakıp küllerini rüzgâra savurdular. Rivayete göre Emevî kabristanı öyle yerle bir edildi ki, sürülmüş tarla gibi üzerine ekin ekildi.

Bu vahşetin ardında yalnızca bir iktidar kavgası değil, bir meşruiyet davası da vardı. Abbâsîler ihtilallerini “Peygamber ailesinin hakkını geri almak” iddiasıyla yürütmüş, Emevîleri hilafeti Ehl-i beyt’ten gasp edip saltanata çeviren bir zorbalar soyu olarak resmetmişlerdi. Kerbelâ’da Peygamber’in torunu Hüseyin’in öldürülmesi, altmış yıl boyunca minberlerden Hz. Ali’ye okutulan lânet, Arap olmayan Müslümanların ikinci sınıf sayılması; bütün bunlar yeni hanedanın elinde devirdiği düzeni ahlaken mahkûm eden delillere dönüşmüştü. Mezarları tahrip etmek, bu mahkûmiyetin en uç ifadesiydi ve bir devrin hatırasını yeryüzünden silip yerine kendi meşruiyetini koymaktı.

Ama bir mezara, Ömer b. Abdülaziz’inkine dokunmadılar. Çünkü o, Abbâsîlerin Emevîlere yönelttiği suçlamaları boşa çıkaran tek halifeydi. Gasp edilen malları iade eden, minberlerdeki lâneti kaldıran, Fedek’i Peygamber’in soyuna geri veren, mevâlîyi Araplarla eşitleyen bir halifeyi mahkûm etmek, iddia ettikleri davaya ihanet olurdu.

Bu istisnanın asıl sebebini, bir hanedanın doksan yıllık hükümranlığında değil, tek bir kişinin iki buçuk yılında aramak gerekir. Hicrî 99’da (717) halife olan Ömer, hicrî 101’de (720) henüz kırk yaşına varmadan hayata gözlerini yumdu. Bu kısacık hükümdarlığı, birçok uzun saltanattan daha derin izler bıraktı. Çünkü onu farklı kılan, adaleti başkalarından istemesi değil, önce kendi iktidarına uygulamasıydı. Üstelik işe, kendi hanedanının haksız yere ele geçirdiği malları sahiplerine geri vermekle başlamıştı. Sonraki gelenek bunu öyle büyüttü ki, Emevî hanedanının sekizinci halifesini “beşinci râşid halife” ilan etti. Bu ünvana neden layık görüldüğünü anlamak için önce onun kimden kime dönüştüğüne bakmak gerekir.

ZARİF GENÇTEN ZÂHİD HALİFEYE

Ömer’in annesi, Hz. Ömer’in torunuydu. Kendisi Medine’de, şehrin önde gelen âlimleri arasında yetişti. Sağlam bir hadis ve fıkıh terbiyesi aldı. Fakat kaynakların anlattığı genç Ömer, bir zâhidden çok hanedanın en zarif gençlerinden biriydi. Rivayetler, giydiği bir kaftana dört yüz dirhem verdiğini, buna rağmen kumaşı kaba bulduğunu; kokuya, kıyafete ve ata düşkünlüğünün öteki Emevî gençlerini bile geçtiğini anlatır. Onu Medine’de gören biri, “insanların en iyi giyineni, en güzel kokanı ve yürüyüşünde en mağruru” diye tarif eder.

Ne var ki daha Velîd döneminde Medine, yani Hicaz valiliğine getirildiğinde, Emevî geleneğinde pek rastlanmayan bir adım attı. Şehrin on tanınmış fakihinden bir istişare heyeti kurdu ve “Sizin görüşünüzü almadan hiçbir işe karar vermeyeceğim” diyerek kendini onların görüşüyle bağladı.

Asıl dönüşüm hilafetiyle başladı. Aynı adam, gösterişli kaftanları bırakıp öyle sade keten ve pamuk kıyafetlerle yetinir oldu ki görenler onu bir hizmetçi sanabiliyordu. Sarayın lüksünü ve binekleri beytülmale devretti. Hutbede halife adına okunan duayı herkes için umumî bir duaya çevirerek saltanat görüntüsüne son verdi. Onu bir zamanlar “mağrur yürüyüşlü” diye anan aynı tanık, sonra onu bütün azametinden sıyrılmış, çekingen bir hâlde yürürken gördüğünü anlatır.

HESABI ÖNCE KENDİ HANEDANINDAN SORMAK

Ömer’in adaleti bir vaaz değil, açık bir hesaplaşmaydı. Üstelik bu hesaplaşmayı önce kendi ailesiyle yaptı. Önceki halife Velîd b. Abdülmelik, yazılı bir emirle Hıms’ta bir Müslümanın dükkânına el koydurmuş, mülk hanedan mensubu Revh b. Velîd’in eline geçmişti. Ömer, Revh’e tek bir emir yolladı: Dükkânı sahibine iade et, yoksa boynunu vururum. Revh boyun eğdi. Rivayetler, halifenin gasp edilen hakları sahiplerine iade etmekte öylesine kararlı olduğunu anlatır ki, bu iş için Irak hazinesi tükenmiş, Şam hazinesinden katkı sağlanmıştır.

Bu hesaplaşma tek bir dükkânla sınırlı değildi. Muâviye’den beri hanedanın elinde tuttuğu mülkleri geri verdi. Kendisine tahsis edilen saray imkânlarını ve halifelik ödeneğini reddetti. Eşi Fâtıma, hüküm süren hanedanın kızıydı ve sarayın en değerli mücevherlerini taşıyordu. Ömer bu mücevherlerin de beytülmale iadesini sağladı. Yakınları önce direndi, sonra tehdit etti. O daha da ileri gidip gerekirse hilafeti hanedanın elinden alıp bir şûraya, ortak bir karar meclisine devredeceğini söyledi. Onun gözünde hilafet, sahip çıkılacak bir imtiyaz değil, hesabı verilecek bir emanetti.

Bu, kuru bir zühd değil, somut bir yeniden dağıtımdı. Bunun nasıl işlediğini, Irak valisiyle yaptığı yazışmalar açıkça gösterir. İlk mektubunda valisinden, zorunluluktan borçlanan herkesin borcunun hazineden ödenmesini istedi. Emir yerine getirildi; borçlar ödendi. Buna rağmen hazinede mal arttı. Dahası evlenmek isteyip mehri olmayanların evlendirilmesini emretti. O da yerine getirildi; hazine yine büyüdü. Son olarak toprağını işleyecek gücü olmayan zimmîlere ödünç verilmesini istedi. Zulmün kaldırıldığı yerde hazine boşalmamış, taşmıştı.

EŞİTSİZLİK DÜZENİNE DOKUNMAK

En radikal icraatı, imparatorluğun eşitsizlik temeline dokunmasıydı. Emevî düzeninde Arap olmayan Müslümanlar, yani mevâlî, ikinci sınıf sayılıyordu. İhtida edenlerden bile cizye alınmaya devam ediyordu, çünkü kitlesel Müslümanlaşma hazineyi zayıflatıyordu. Ömer cizyeyi kaldırdı, mevâlîyi Araplarla eşitledi. Bu karar sahada sert bir dirençle karşılaştı. Horasan valisi, halifenin emri doğrultusunda cizyenin kaldırıldığını ilan edince eşraf telaşa kapıldı. İhtida edenlerin yalnızca vergiden kaçtığını öne sürerek Müslümanlaşmayı zorlaştıracak şartlar dayattı. Vali bu baskıya boyun eğdi ama Ömer geri adım atmadı. Valisine gönderdiği sert mektup, onun bütün ölçüsünü tek bir cümlede ortaya koyuyordu: “Allah, Muhammed’i bir davetçi olarak gönderdi; bir vergi tahsildarı olarak değil.”

Haksızca el konmuş kiliseleri ve zimmî mülklerini iade etti. Onların can ve mal güvenliğini bir hukuk meselesi saydı. Bununla birlikte aynı dönemde yeni mabet yapımına ve gayrimüslimlerin kılık kıyafetine ilişkin bazı sınırlamalar da görüldü. Sonraki yüzyıllarda derlenip “Ömer Şartları” diye anılan kapsamlı zimmî sınırlamalarının önemli bir kısmının ise büyük ihtimalle sonradan, haksız biçimde ona nispet edildiği bugün büyük ölçüde kabul edilmektedir.

Elbette onu çağının dışına taşıyıp bugünün eşitlik diliyle konuşturmak doğru olmaz. Ömer, kendi asrının katı hiyerarşisini adalet lehine zorlayan bir yöneticiydi.

Aynı ölçüyü yargıya da taşıdı. Kadılığı devletin temel işlerinden biri saydı. Bu göreve kabile aidiyetine değil, yalnızca fıkıh bilgisi ve takvâya bakarak atama yaptı. El-Cezîre’ye tayin ettiği tâbiîn âlimi Meymûn b. Mihrân’a verdiği talimat, onun yargı anlayışını tek cümlede özetliyordu: Öfkeliyken hüküm verme, iki tarafı da eşit dinle. Valilerin keyfî ceza vermesini ve kendi izni olmadan had cezası uygulamasını yasakladı. Haccâc’ın kurduğu devasa Irak valiliğini böldü. Ganimeti hazineye göndermeyen valisini görevden aldı. Ayrıca herkesin, Müslüman olsun olmasın, doğrudan halifeye şikâyette bulunabileceğini ilan etti. Kurduğu ilke açıktı: Yöneten, yönettiği hukukun üstünde değil, içindedir.

KURUMA DÖNÜŞEMEYEN BİR ARAYIŞ

Ömer’in başarısını da başarısızlığını da ancak çağının kendi ufkuna bakarak değerlendirebiliriz. Ona bugünün kurumsal adalet beklentisini yüklemek anakronizm olur. O çağda zulüm uzak bir kaygı değil, herkesin dilindeki bir sorundu. Emevî döneminin neredeyse bütün Müslümanları tiranlığın nasıl önleneceğine bir çözüm arıyordu. Fakat çağın ürettiği çözümlerin hemen hepsi bir kişinin yahut bir teolojik tavrın etrafında dönüyor, kurumsal bir çözüme dönüşmüyordu.

Hâricîler en liyakatliyi halifeliğe seçmeyi, saparsa azletmeyi, hatta öldürmeyi savundu. Fakat sapmaya kimin, hangi usulle karar vereceği sorusuna cevap veremediler. Ehl-i beyt’e bağlı çevreler çözümü doğru soydan gelen imamda aradı. Sonradan Sünnîliğe evrilecek geniş kesim ise günahkâr bir yönetici altında bile birliği bozmamayı, sabrı seçti. Herkes zulmü sınırlamak istiyordu, fakat bunu kurallarla işleyen bir yapıyla değil, doğru insanı bularak başarmayı umuyordu.

Bu tablonun en öğretici anı, iktidarı bir yapıyla sınırlama fikrinin belirip reddedildiği andır. İbâdîlerin bir kolu, imamın tek başına hüküm vermesini önlemek için onun bir ileri gelenler heyetiyle birlikte hükmetmesini, kararlarının bu heyetin onayına bağlanmasını istedi. Bu, imamın yetkisini kişisel değil, yapısal bir sınıra bağlayan özgün bir öneriydi. Fakat İbâdî ana gövdesi bu fikri kabul etmedi. Onların tercihi, yöneticiyi bağlayıcı kurallarla değil, âlimlerin ve ileri gelenlerin ahlakî nüfuzuyla, gerektiğinde itaatten çekilme tehdidiyle dizginlemekti. Bir sınır vardı; fakat bu sınır kişilerin vicdanına ve nüfuzuna bırakılmış, kurumsal güvenceye bağlanmamıştı. Adaletsizliğe karşı bağımsız bir yargı fikri de bu zeminde gelişmedi. Yöneticiyi seçmenin yolu olan şûrâ ise küçük, yüz yüze bir cemaatin usulü olarak kaldı, temsilî ve süreklilik taşıyan bir kuruma dönüşmedi.

Ömer’in ölümünden çeyrek asır sonra Horasan’da Hâris b. Süreyc, validen yönetimi şûrâya bırakmasını, alt valilerin liyakate göre atanmasını, adaletin gözetilmesini istedi. Onun bu talebi de kılıçla bastırıldı.

Ömer, o çağın adaleti bir kuruma değil, bir insanın vicdanına ve dirayetine bağlayan adalet arayışının en yüksek örneğidir. Aynı zamanda çağının en keskin tartışmasının, yani kader meselesinin de tam merkezindeydi: insanın işlediği fiilin, özellikle zulmün, Allah’ın önceden takdir ettiği bir şey mi, yoksa kendi tercihi mi olduğu sorusu. Bunun doğrudan siyasî bir yüzü vardı. Emevî valileri döktükleri kanı, gasp ettikleri malı çoğu zaman “Allah’ın takdiri” diye savunuyordu; insanı kendi fiilinden sorumlu tutan görüş ise bu savunmayı ellerinden alıyordu. Ömer’in bu tartışmadaki tavrı ise başlı başına ilginçtir. Bir yandan insanın fiillerini kendi hür seçimine bağlayan Kaderiyye’ye karşı bir reddiye kaleme aldığı rivayet edilir. Öte yandan aynı görüşü en tutarlı biçimde savunan Gaylân ed-Dımaşkî’yi yönetiminde önemli görevlerde tuttu; onu yalnızca fikirleri sebebiyle eleştirmekle yetindi, cezalandırmadı. Aynı Gaylân, bir kuşak sonra Hişâm’ın emriyle ve âlim Evzâî’nin fetvasıyla idam edilecekti; tam da Ömer’in hoş gördüğü o fikir yüzünden.

Ömer öldüğünde halefi II. Yezîd birkaç ay içinde cizyeyi mevâlîden yeniden almaya başladı. İade edilen arazilere yeniden el konulmaya başlandı. Kısa sürede Haccâc döneminin yöntemlerine geri dönüldü. Yatıştırılmaya çalışılan mevâlî öfkesi ise birkaç on yıl sonra Abbâsî ihtilaline giden toplumsal zeminin en önemli unsurlarından biri hâline geldi.

DOKUNULMAYAN MEZARIN İRONİSİ

Ömer hakkındaki başlıca anlatılar, ölümünden yaklaşık bir asır sonra, çoğu Abbâsî döneminde yazıya geçti. O kalemler için “tek iyi Emevî” imgesi çok işe yarıyordu. Çünkü bu imge hem diğer Emevîleri örtük biçimde mahkûm ediyor hem de onları deviren ihtilali ahlakî bir düzeltme gibi gösteriyordu. Yine de bütün bu temkin ve eleştiri Ömer’i efsanevi bir karaktere indirgemez. O, menâkıb kitaplarının kusursuz azizi değildir. Aksine, iktidarın kendini adaletle sınırlayabileceğini, kısa bir süre için de olsa fiilen kanıtlamış gerçek bir yöneticidir. Asıl önemi, bunun mümkün olduğunu göstermiş olmasındadır.

Bin üç yüz yıl sonra Ömer b. Abdülaziz’i hâlâ tartışılır kılan, iyi bir yöneticinin ne yapabileceğinden ziyade iyi bir yöneticinin bile ne yapamayacağıdır. Onun iki buçuk yılı, “âdil kişi” çözümünün tavanını gösterir. Bu çözüm kişinin ötesine geçemez; çünkü ardında onu taşıyacak bir yapı bırakmaz. Başındaki insanın erdemine bağlı adalet, tanımı gereği geçicidir. Bir sonraki insanın vicdanını hiçbir şey garanti etmez. Ömer’in trajedisi adaletsizliğe değil, adaleti tek bir vicdana emanet etmiş olmaya dairdir. Bu yüzden yüzyıllar boyunca sorulan “Bize ne zaman âdil bir yönetici çıkacak?” sorusu baştan yanlıştır. Âdil yönetici çıksa bile, onu bağlayacak ve o gittikten sonra da sistemi yerinde tutacak bir düzen yoksa, adalet de o yöneticiyle birlikte gidiyordu.

Bugün aynı arayış sürüyor. Batı’dan kuvvetler ayrılığını değil, daha çok merkeziyetçi devlet aygıtını devralan birçok Müslüman çoğunluklu modern devlette iktidar sahipleri, tarihteki halifelerin hayal bile edemeyeceği bir güce kavuştu. Adalet ise hâlâ o gücü elinde tutanın vicdanına havale ediliyor. Oysa siyaset düşüncesinin gerçek ilerlemesi de, hukuk devletinin asıl anlamı da adaleti yöneticinin vicdanından alıp her yöneticiyi bağlayan kurumlara taşımaktır.

Çünkü adaleti bir insanın iyi niyetine bırakan toplum, onu kaybettiğinde adaleti de kaybeder.

Dokunulmayan mezarın asıl ironisi budur. Abbâsîler Ömer’in kabrine dokunmadı ve biz de on üç asırdır onu yüceltiyoruz. Ama yücelttiğimiz şey aslında bir eksikliğin örtüsüdür. Onun yerini tutacak düzeni kuramadığımız için, o boşluğu tek bir âdil hükümdarın hatırasıyla dolduruyoruz. Ömer’in o kısacık iki buçuk yılının bize bıraktığı iki soru, bugün de güncelliğini koruyor: Bir iktidarın âdil olması için başında âdil bir insanın bulunmasını beklemek zorunda mıyız? Yoksa asıl mesele, adaleti tek bir vicdanın insafından kurtarıp herkesi, en başta iktidarı bağlayan bir düzene dönüştürmek midir?

*Mustafa Yeneroğlu, İstanbul milletvekili.