25 Eylül 2022 Pazar

MESNEVİ'DE ARİF VE ÖZELLİKLERİ

 Mesnevî’de “Ârif” ve Özellikleri Tasavvuf dilinde “irfan”; ma’rifet, keşf, ilham, sezgi ve ma’nevî ve rûhî tecrübe ile elde edilen tecrübî bilgiye karşılık gelirken; “ârif”; Hak Teâlâ’nın kendi zâtını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşâhede ettirdiği kimse şeklinde tanımlanmıştır.Tasavvuf klasiklerinin pek çoğunda “ârif” ve “ârifin nitelikleri” ele alınmıştır. Bu tanımlamalara bakıldığında ârifin bilgi vasıtasının keşf, müşâhede ve temâşa gibi zevkî ve tecrübî olması yönüyle âlimden ayrıldığı dile getirilir. İlk dönem mutasavvıflarından itibaren ârifin nitelikleri ile ilgili birbirini nakz etmeyen hacimli bir tanım ve tavsîf literatüründen bahsetmek mümkündür. Genelde Mevlânâ Hazretleri’ne ve özelde Mesnevî’ye döndüğümüzde Hz. Pîr’in “Ârif kimdir?”, “Ârif mi âlim mi üstündür?”, “Ârif’in belli başlı özellikleri nelerdir?” gibi sorulara Mesnevî’si başta olmak üzere eserlerinde cevaplar verdiğini görürüz. Nitekim klasik dönem mutasavvıflarına sorulan bu sorular, Hz. Mevlânâ’ya da sorulmuştur. Pîr’in bu sorulara verdiği cevaplardan ilki Menâkıbu’l-Ârifîn’de Şeyh Salâhaddîn Zerkûb’a ait bölümde yer alır. Rivayete göre bir gün Hz. Mevlânâ’ya “Ârif kimdir?” diye sorarlar, Hz. Mevlânâ “Ârif, sen sustuğun halde senin sırrından bahseden kimsedir. Bu da Şeyh Selahaddîn’dir.” cevabını verir. Yine aynı eserde bu sorunun Hz. Mevlânâ’ya bir başka derviş tarafından tekraren sorulduğunu görürüz. Bu sefer Hz. Mevlânâ’dan şu cevap sâdır olacaktır: “Ârif, hiçbir bulanıklık olmayan temiz olan meşrebini bulandırmayan kimsedir. Çünkü ârif değişmez ve ona gelen her bulanıklık durulur.” Hz. Mevlânâ bu tanımlarında ârifin sûretten sîrete açılan bir bakışa sahip olduğuna dikkat çekerken, hiçbir ahval değişikliğinin ârifin gönül dünyasında bir dalgalanmaya sebep olmadığına da dikkat çekmektedir. Hz. Mevlânâ’nın ârife dair yaptığı birinci tanımın, Ebû Osman Mağrîbî’nin “ârif” tanımına muvafakat ettiği görülürken, ikinci tavsifin Ebû Türâb Nahşebî’nin yapmış olduğu “Hiçbir şey ârifi kederlendirmez, bulandırmaz, her şey onunla saflaşır, durulaşır.” tanımıyla örtüştüğü görülür. Sûfîler, “ârif-âbid”, “ârif-âlim”, “ârif-zâhid”, “ârif-evliyâ”, “ârif-mü’min” şeklinde kimi zaman mukayese ve tahlillere gitmişlerdir. Ancak tahlillerdeki bu farklar bu taifelerin birbirinden tamamen farklı ve birbirine zıt şeyler olduğunu göstermez, ârif aynı zamanda âlim, zâhid, âbid, velî ve mümindir. Ona ârif denmesi baskın niteliğinin ma’rifet ve irfân ehli olmasındandır. Buradan hareketle Hz. Mevlânâ da kendinden önceki sûfîler gibi “ârif”i kimi zaman diğer sûfî tipleriyle mukayese eder. Bu ikili tahlilleri şu şekilde sıralamak mümkündür:ARİF-ZAHİD,ARİF-ALİM,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder