9 Aralık 2020 Çarşamba

RUH/TAAL

– Ruh nedir? Buna dair bir şeyler söyler misiniz? – Bu hususta aklın diyebildiği şey, ruhun, bizi dirilten, diri tutan bir kuvvet olduğudur. Ruhun hakikatini akıl idrak edemez. Peygamberimizden İlm-î ilâhi zuhur etmeğe başlayınca o devrin âlimleri Hz. Muhammedi imtihan etmek isterler. Kendi aralarında konuşurlar: (Muhammed’e ruhun ne olduğunu soralım. Eğer ruhu izah etmeğe kalkışırsa peygamber değildir; çünkü ruhu beşer aklı idrak edemez) diyorlar; gelip soruyorlar: (Ruh nedir?) Hz. Muhammed de işte o bildiğimiz âyetle cevap vermiş. O âyeti bulup okuyalım, bakalım ne diyor: (Ve yes’elüneke anirrûhi kulirrûhu min emri Rabbi ve mâ ûtitüm minel ilmi illâ kalilen) mânâsı: (Sana ruhu soruyorlar. De ki: Ruh Rabbimin emridir. “Bu husustaki” ilimden size pek az şey verilmiştir). Mademki bu hususta bize pek az bir bilgi verilmiştir, demek ki ruhu anlayamayız; o halde bu meseleyi şöyle mânâlandıralım; Arapçada “git!” demek için ne derler? – Ruh. – “Ruh” kelimesinin söylenişi de buna benzemiyor mu? Farz edelim ki Allah bizi (Hadi yallah, ruh!) diye koğmuş ; bizi kendi “Birlik” âleminden, “kesret” âlemine atmış. İşte bizim Allah’tan ayrı oluşumuz, felâketimiz, hep bu “Ruh.” ; “Git.” emri yüzündendir. Şimdi Allah “Ruh.” yerine “Taal.” “Gel.” diyor. Nemize lâzım. Biz ne “ruh” emrini dinleriz, ne de ruh’la uğraşırız. Biz “ruh” âlemindeyken ölüydük; şimdi “taal” emriyle dirildik. Bu suretle dirilenlere artık ölüm yoktur. Peygamberimiz (El mü’minûn lâyemûtun…) demiyor mu? Yani (Mü’mînler ölmezler, bir evden bir eve göçerler) diyor. Îmân edenler kendi varlık ve benliklerinden vazgeçip bir kâmilin gönlüne göç ederler. İşte bu göçü yapanlar ebedîyyen dirilirler. Kendilerini Allah’tan ayrı görenler ise ölüdürler. Aczini anlayıp da Allah’a teslim olanların kendileri de “ruh” olur, acizleri de… Ancak bundan sonra “Kâmil”in gönlündeki âleme doğmuş olurlar. Kâmilin gönül âlemine doğmadan evvel, bu vücut kalıbında, bu vücut zindanında korku, endişe ve ıstırap içinde yaşarız; hâlimizden de memnunuzdur. Çocuğun ana karnındaki karanlık tazyikli hayattan memnun olduğu gibi. Çocuk ana karnındayken dışarıdaki güzel âlemi idrak edebilir miydi? Biz de o yavru gibi, bu vücut zindanında sıkışıp, korkup duruyoruz. Gideceğimiz “Gönül” âlemine bir doğsak, asıl hayat o zaman başlayacak; ne korku kalacak ne bir şey… Böyle kimseler için Kur’ân’da (lâ havfün aleyhim ve lâhüm yahzenûn) deniliyor. Bir çocuk, nasıl anasına güvenip yaslanarak huzur içinde yaşarsa, evliyâullah da kendi mâneviyyâtlarını halk eden Rablerine yaslanırlar… Asıl huzûr da bu değil midir? Onların bu âlemine gelenler için ne “ruh” var ne “taâl”…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder