9 Aralık 2020 Çarşamba

ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK

Evet. Ölmeden evvel ölmek var. Hz. Muhammed bu işi yapmış. Şu kesret âlemindeki sayısız varlıkların bir tek canı olduğunu anlamış. İnsanları ama bütün insanları orada tevhid etmeğe çalışmış. Bu uğurda yorulmuş, sevinmiş, sıkılmış. Kur’ân bu didinmeler esnasında bizi hidâyete sevk ve ihyâ etmek için söylediği sözlerdir. Bütün insanları (bir nokta)da birleştirmeğe çalışmış. Onun için (Elhamdüllilâhi Rabbil’âlemin) demiş; (Elhamdülillâhi Rabbilmüslimîn) dememiş. Hz. Muhammed’in işaret ettiği noktaya varabilmek için kendimizi tanımamız lâzımdır. Biz, acaba dört unsurun teşkil etmiş olduğu şu vücuttan mı ibaretiz? Şüphesiz hayır. Bu vücut ölüdür. Bu ölünün içinde kendine benzeyen bir diri var. Hakikaten insanların kalpleri yüzlerinin biçimindedir. Kalbi ortadan ikiye ayırsak, kessek kesilen kısım yine insan yüzüne benzer. Bütün kâinat orada mevcuttur. Zaman gelecek ki insanlar, elektrik kuvveti sayesinde bunları görecektir. Terakkiyat oraya doğru gidiyor. Asıl varlık, içimizde bulunan o diri varlıktır. O çıkıp gidince bizim bir leşten farkımız kalmıyor. O diri varlık, bizi olduğu gibi her şeyi de muhittir. Bu bedenin içindeyken onu öğrenelim, bulalım ve orada yok olalım. O vakit yokluk yok olur; o vakit hayvanlıktan kurtuluruz. Toprak mezara gömülmeyelim. O toprak kabir’e bizden evvel kim bilir kaç milyon kişi gömülmüştür. Biz içine başka hiçbir ölünün gömülmediği bir kabir’e, vücuda gömülelim. Ölmeden evvel ölmek budur. Îmân dediğimiz şey işte bundan sonra îmân olur. İşitmekle olan îmânda mutlaka şüphe vardır. Gördükten sonra ne şüphe kalır, ne bir şey. Allah’ı görmek de ölmeden evvel ölmekle olur. Aşka düşen insanın uykusu kaçar. Şimdi güya uyanığız değil mi? İş, uyanıkken uyumamada. – Biliyoruz, amma, yapamıyoruz. – Madem noksanımızı yani derdimizi biliyoruz, o halde derman, bu derdin içinde. – Teselli mi bu? – Hayır, değil. Gözümüze toz kaçsa, göz sulanarak onu dışarı atmağa çalışır ve atar. Aklımıza böyle bir dert kaçınca orada bir mücadele başlar. Bu mücadele, o derdin dermanıdır. Mademki uyuduğumuzu anladık; uyanmağa başladık demektir. Nasıl anlatmalı yarabbi… Ne işe çattık… Eski mahalle mektebi hocalarından biri bir Lâz çocuğuna (Sübhaneke)yi öğretiyormuş; sıra (Ve taâlâ ceddük)e gelmiş. Çocuğun dili çetrefil olduğu için bir türlü (Ve taâlâ ceddük) diyemezmiş. (Ve taâlâ çattuk) dermiş. Hoca: (Yok oğlum, çattuk değil ceddük diyeceksin) diye tashih ettikçe, biçare çocuk ne yapsın, dili dönmediği için hep (çattuk) dermiş. Hoca nihayet dayanamamış (Çatmaya çattık amma, bir kere olsun “ceddük” de! kurtulalım) demiş. Bu iş de ona benziyor. Bir kerre “ceddük” desek, mesele kalmayacak. Madem aczimizi bildik, dedik bile. Bütün mesele, tam bir teslimiyettedir. Allah ne isterse onu yapsın. Biz onun işine karışmayız. Kendine karışırız; yani kendisinin Ahâadiyyet deryâsına karışırız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder