9 Aralık 2020 Çarşamba

BÜYÜKLERDEN ÖĞRENDİKLERİMİZ

Büyük adamların etrafına toplananlardan kimisi kapı tıkırdısı öğrenir, kimisi güzel nağmeler. Süleyman Peygamberi bir gün gam basmış can sıkıntısını gidermek için bütün hayvanların reislerini çağırmış. Kurtlar kuşlar padişahı olan Süleyman’ı eğlendirmek için her biri bir şey söylemiş; fakat söylediklerinin hiçbir faydası olmamış. Nihayet meclise “Zümrüdüanka” kuşu da gelmiş. Süleyman ona: (olsa olsa, benim gönlümü ancak sen şenlendirirsin) diyor. O da (Evet yâ Süleyman, yedi kat “göğde” bir cennet var. O cennette bulunanlar, güzel sesleriyle şarkı söyler ve ellerindeki âletlerle çok güzel şeyler çalarlar. Size o şarkıları, o nağmeleri öğrenip tekrarlayacak birini bulmalı) diyor ve dışarı çıkıyor. Emrini bekleyen kuşlara soruyor: (Kim yedi kat göğdeki cennete çıkıp, o nağmeleri öğrenip gelebilir? Bu şerefli vazifeye bütün kuşlar can atıyor amma, oraya çıkabilmek için kuvvetli kanatlar lâzım. Nihayet bu işe leylek münasip görülüyor. Fakat bülbül hem gitmek için ısrar ediyor, hem de ağlıyor. (Sen gidemezsin, küçüksün; kanatların yorulur, düşer, ölürsün) diyorlar. (Evet, ben küçüğüm; küçük olduğum için de çok hafifim, ağırlığım yok. Leylek beni taşısın; ben de gideyim) diyor. Bülbülün ısrarlarına dayanamıyorlar; leylek de razı oluyor. Zümrüdüanka bunlara diyor ki: (Cennetin kapısı kırk günde bir kere ve şafakta açılır, güneş batarken kapanır. Kapı açılınca içeri girersiniz. Oradaki nağmeleri, makamları öğrenir, kapı kapanacağı zaman çıkarsınız.) Bülbül leyleğin sırtına biniyor; yolculuğa başlıyorlar. Bütün gece uçuyorlar. Şafağa yakın Cennete varıyorlar. Leylek yorgunluktan derin bir uykuya daldığı sırada cennetin kapısı açılıyor. Bülbül hoplayıp içeri giriyor. Akşama kadar öğrenebildiği kadar makam ve nağme öğreniyor. Kapı kapanacağı zaman dışarı çıkıyor. Cennetin kilidi eski zaman kilitlerindenmiş. Melekler kapı demirlerini vurup mandalını taktıkları sırada leylek uyanmış ve uyku sersemliğiyle cennet nağmesi zannederek kol demirinin, kilidin ve mandalların takırtısını öğrenmiş. Cennetin kapısı kapanınca bülbül leyleğin sırtına atlıyor, yeryüzüne iniyorlar. Süleyman (Hadi bakalım, ne öğrendiyseniz ötün de dinliyelim) diyor. Leylek başlıyor ötmeğe: tak tak tak. Süleyman (Öf bu ne biçim makam… Başımızı ağrıttı. Bu mu cennet nağmesi?) deyince bülbül: (Hayır efendim, bu ses cennet nağmesi değil. Leylek yorgunluktan uyudu, cennete giremedi. Cennetin kapısı kapanırken uyandı. Kapının kapanma takırtısını cennet nağmesi zannederek onu öğrenmiş olmalı. Asıl cennet nağmelerini size ben dinleteyim) diyerek ötmeğe başlıyor. Dinleyenler hep mest oluyorlar. İşte asıl mesele “fücurat takırtısı” değil, büyük bir insanın “Gönül Cenneti”ndeki nağmeleri öğrenmektir. Dergahlara yeni başlayanların ilk öğrenecekleri şey,çay içirken şeker nasıl karıştırılır onu öğrenmektir.Sesli bir şekilde çay bardağını karıştıran kimsenin aklı karışıktır.Dışarıdaki kalabalığı kendisi ile birlikte içeri getirmiştir ki o kalabalıktan bu gürültü çıkmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder