9 Aralık 2020 Çarşamba

MANEVİ İLİMLERİ ÖĞRENME USULÜ

Bu mânevî ilimin usulü, öbür ilimlerin usulünden başkadır. Bu ilmi öğrenmek için, öğrendiklerimizi unutmak lâzımdır. Yani “Ledün ilmi” bildiğini unutmak ilmidir. Bu ilim işte böyle acayip bir ilimdir. Bildiklerimizi unuta unuta ilimsiz bir ilim zuhur eder. Amma bildikten sonra unutacağız; çünkü unutmak için bilmek lâzım. Böylece bilip unutacağız. Sonra, sıra kendimize gelecek. Kendimizi de önce bileceğiz sonra unutacağız. Öğrenmiş olduğumuz şeyler ister iyi olsun, ister fena olsun, Allah’la aramızda birer perdedir. Fücûrat faslından olan bildiklerimizi unutmak kolaydır. Çünkü onların fena olduklarını biliriz. Fakat ilim gibi, hicâb gibi nûranî perdeleri yırtmak zordur. Kalbimiz, bu bilgiler unutulduktan sonra (Kalb-i Selîm) olur. İşte o zaman Allah görülür. (Allah’ı kul gözü görmez; Allah kendi, kendini görür, yani Allah’ı kul gözü değil, Allah gözü görür) diyorlar. Peki, bizim gözümüz kul gözü mü? Bu gözümüzü kul mu yaptı? Hangi fabrikadan çıktı? Allah yapmadı mı bunu? Mamafih, bu sözü söyleyenlerin de hakkı var. Bizim gözümüz kul gözüdür; onu ne zaman Allah’a teslim edersek, o zaman Allah gözü olur. O vakit kendi, kendini görür. Fakat, gözü Allah’a teslim etmek zor. – Ümidimizi kesmeyiz. – Ümit denilen şeyi de unutmalı. Zerre kadar ümit kalsa yine olmaz. Biz irademizi Allah’a, ölünün ölü yıkayıcıya teslim olduğu gibi teslim edeceğiz. Ölü bir şey ümit eder mi? Bu ilim söznen olmaz öznen olur. Bu ilim sözden öze geçmezse, sonu iblisiyettir. Dilimizde olan ahlâk kalbimize, gönlümüze, vicdanımıza geçmelidir. Hz. Muhammed’le alay ediyorlar, (Sen nerden geldin be?) diyorlar, o da (Kerîm olan ahlâkı tamamlamak için gönderildim) diyor. Ahlâk tamam olmadan, bu yolda bir adım bile atılamaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder