9 Aralık 2020 Çarşamba

DİRİ OLANI ARAMAK

İşte biz ölülüğümüzü bilip (bu diri nedir, kimdir?) diye aramaya başlayınca o (Diri) zuhûr eder, karşımıza çıkar, çünkü, arayanla beraber kendi kendini arıyor. Fakat bu iş kolay olmaz. Bu yolculuk, biz vücudumuzun ölü olduğuna tamamıyla inandıktan sonra başlar. Yediğimiz yemeği yer yemez hazmetmek nasıl mümkün değilse, bu sözleri de kolay kolay hazmedemeyiz; azar azar. Bir kelâmı hazmederiz, tekrar isteriz. Bir daha, bir daha derken aklımız, havsalamız büyümeye genişlemeğe başlar. Menbaından destur aldık ya, artık her okuduğumuzu anlarız. Biz bu mânevîyyâtın çocuklarıyız. Çocukların gıdası, nasıl gittikçe artar ve mürekkepleşirse, biz de mâneviyette büyüdükçe daha iyi gıda alır, daha iyi hazmederiz. Neticede anlarız ki, bir insan neyi sever, neyle meşgul olarsa ölürken ona can verir ve artık ebedîyyen onunla haşrolur. Şu halde ev sevsek, yıkılır; para sevsek beraber götüremeyiz. Babamızdan veya evlâdımızdan da fayda olamaz; çünkü onlar da bizim gibi aciz birer ölüdür. Demek ki Allah’tan başka sığınacak bir yer yoktur. Ve onun mekânı, her iki âlemi de terk etmiş olan bir insanın harap gönlüdür. Allah (Beni ne yerler, ne gökler alabilir; beni ancak mü’min bir kulumun kalbi alır) demiyor mu? Allah diridir, fakat tecellî ettiği vücut ölüdür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder