21 Haziran 2025 Cumartesi

TASAVVUF

 AŞK İLMİ:TASAVVUF

Tasavvuf bir aşk ilmidir.Aşka sınır ve hudut çizilemez.Aşkın mantığı yoktur.Aşk bineğine bindiğiniz zaman bizi nereye götüreceğini bilemeyiz.Sufi gelecek ve geçmiş kayıtlarından kurtulmuş kişidir.”
İbnül vakt”tir.Geçmişte ne oldu, gelecekte ne olacak diye endişelenmekten beri , ana bakmaktadır.anın hakkını vermektir sufinin tüm çabaları.Ve bu bakışları onları bizim hayal bile edemediğimiz mertebelere taşır

ALTIN OLABİLMEK

 

AH BİR GÜN ALTIN OLABİLSEM”

Her şey canlıdır.Cemadat denilen taş, toprak ,cansızlar dediğmiiz alem canlıdır.Birbirleri ile konuşur.Her canlının iyisi ve kötüsü vardır.Taşların bile iyisi ve kötüsü vardır.Cemadat denilen (cansızlar), Nebatat denilen mitkiler, Hayvanat denilen hayvanlar ve İnsaniyat denilen insanlanlık katmanları bir tekamül katmanladır.Altta bulunan bir üst katmana çıkmak ister.Cemadatd bir nebat olmayı diler,nebat, hayvanat sınıfına yükselmeyi ister.Hayvanat ise İnsaniyet mertebesine yükselmek ister.İinsaniyet mertebesindekiler ise bir üst mertebe olan Melekiyet ve daha ötesine çıkmak ister.

“İnsanlar madenler gibidir” der Efendimiz SAV. Bugün madenlerin değer itibarıyla farklılıkları vardır.Madenlerin imamı altındır.Ancak her madende altın vardır ancak altın partiküllerinin enu çok olduğu maddeye biz altın demekteyiz.Topraktan altın çıkar.Bakır da dahi altın vardır ama pek az.Bu nedenle her maden “Ah! Bir gün altın olsam” diye bir özlem içindedir.Eskilerin simya , bugünün kimya dediği bu ilim madenler arasındaki ilişkiyi araştırır.En büyük halayi mladdeyi altına dönüştürebilmek .İnsanlık aleminde de bu özlem vardır.Her eli ayağı olan insan denilemez.Çünkü haylvanlık derecesinde kalmış , nefsin tüm kötü huylarını taşıyan nefsi emmarede boğulmuş kimsenin insanlıkla alakası olmaz.İnsaniyetteki zirve insanı kamil olabilmektir.İnsanın peryotları vardır.İnişleri çıkışları.Bazen inzsaniyet mertebesine çıkar sonra nefsine uyup hayvaniyet ve daha aşağı mertebeye iner.Ruhani alemde de peryodlar vardırBu iniş ve çıkışlar önce altı ayda bir olur sonra üç aya iner.Manevi hayatı disiplin altına almaktaki maksat bu peryodları sıkıştırmak , cezbeyi haftada bir ,günde bir hatta daim hale getirmektir.Her daim hale gelmiş cezebeye “huzur-u daim” denilir.Bu hale sahip insanlara veli, insanı kamil denilir.İnsanı kamil meleklerden dahi üstündür.Melekler bazı insanı kamilleri ziyaret için yeryüzüne inmek için izin isterler Allah Teala’dan .İinsanların bir çoğu hayvani özellikler taşır.Tasavvufda  mesela akrep,at,kedi,köpek her biri ayrı manaya gelir.İnsan bu özelliklere sahip olduğu müddetçe hiçbir zaman gerçek manada insan olamaz.

 


FESADIN KAYNAĞI,

 FESADIN KAYNAĞI

Hak Teala hazretleri Kamer suresi 49 ayetinde buyurur”Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık”.

Ve yine Mülk suresi 3 ayetinde buyurur:” Bak göklere en ufak bir bozukluk görecek misin?”

Her şey proğramlandığı gibi yürümekte.Ama yeryüzüne başını çevirdiğinizde işte o zaman fesadı, kargaşayı göreceksiniz.Fesada sebeb olan, ilahi kaynağından kopmuş  ve burayı kendisine ait zanneden , Kur’anın tabiri ile kendisine zulmekte olan insandır.Allah Teala’nın zulmeden ismi yoktur.Kahhar ismi var, kahredebilhir  Müntakim ismi var, intikam alabilir.Ama zalim ismi yoktur.Her ne yapıyorsa , cebirnle bile olsa , bir hikmete binaen yapar.

NİYAZİ MISRİ

 NİYAZİ MISRİ

 Nadanı terk etmedin yaranı arzularsın

Hayvanı sen geçmedin insanı arzularsın.

 

Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu

Nefsini sen bilmedin Sübhan’ı arzularsın.

 

Sen bu evin kapısın henüz bulup açmadın

İçindeki kenz-i bi-payanı arzularsın.

 

Taşra üfürmek ile yalınlanırmı ocak

Yönün Hakk7a dönmedin ihsanı arzularsın.

 

Dağlar gibi kuşatmış benlik günahı seni

Günahını bilmedin gufranı arzularsın.

 

Cevzin yeşil kabını yemekle dad bulunmaz

Zahir ile ey fakih Kur’an’ı arzularsın.

 

Şarabı sen içmedin sarhoş ü mest olmadın

Nicesi Hakk emrine fermanı arzularsın.

 

Gurbetliğe düşmedin mihnete sataşmadın

Kebab olup pişmedin büryanı arzularsın.

 

Yabandasın evin yok bir yanmış ocağın yok

Issız dağın başında mihman arzularsın.

 

Ben bağ ile bostanı gezdim hıyar bulymadım

Sen söğüt ağacında rummanı arzularsın.

 

Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile

Yunusleyin Niyazi irfanı arzularsın.

NİYAZİ MISRİ

 NİYAZ-İ MISRİ

Rumuz-ı enbiyayı vakıf-ı esrar olandan sor

Enel Hakk sırrını candan geçüp berdar olandan sor.

 

Yürü var ehl-i tecridi alayık ehline sorma

Anı can u cihanı terk edip deyyar olandan sor.

 

Gehi kahr u gehi lütf u kemalin bilmek istersen

Fena ender fenada hem yok olup hem var olandan sor

 

Dila bu Mantıkut-tayr’ı fesahat ehli anlamaz

Bunu ancak ya Attar ü ya hod Tayyar olandan sor

 

Anadan doğma gözsüzler kemahi görmez eşyayı

Niyazi vech-i dildarı ulül ebsar olandan sor.

 

DÜNYALIK BİR İŞ İÇİN SULTAN KAPISINI AŞINDIRMAK

 DÜNYALIK BİR İŞ İÇİN SULTAN KAPISINI AŞINDIRMAK

İmam Süyuti hazretleri hadis mecmuasını meydana getirirken bir arkadaşı, kendisinden bir mesele için devrin sultanına tavassutta bulunmasını ister, der ki:” Benim bir arazi işim var, kadılarda halledemedi, rica etsen de sultan halletse”.İmam Süyuti der ki:”Sulytan beni kırmaz, gidip rica edersem bu işi de halleder ama gitmem”.Adam sebebini sorunca şöyle der:” Ben peygamber efendimizin hadislerini toplamakla meşgulüm.Şimdeye kadar kendisiyle yetmiş iki defa görüştüm., bazı hadisleri arz ettim”Şunları al, şunları alma” dedi, şimdi bir sahih hadis var elimde ondan gelen, o hadiste diyor ki:” Dünyalık bir hacetin halli için sultan kapısını aşındıranlar benden uzak olsun”.Şimdi ben senin işinin halli için sultan kapısına gitsem, sultan da bu işi halletse , sonra da ben Peygamber’e uzak olur da bir daha görüşemezsem ne yaparım?”.Yardım isteyen adam bunu duyunca daha fazla üsteleyemez.

Eskiden “istiişmam yöntemi” kullanılırdı, hadisin sahihliği anlaşılırken , yani hadis okunurken hadisi koklama yöntemi.ŞU AN KALMADI.Şu an varmı hadis koklama sanatını bsilen muhaddis.İbni Arabi diyor ki “Yalancı da olsa adamın o gün doğru söyleyeceği tutmuş olabilir, heğp doğru konuşan adam da o gün iihmalda bulunmuş olabilir”.Kokla o metni , anla.Her sözün bir sahibi , bir rengi var,alemde bir kaydı varO kayıtlara girebilenler ancak, o söz kime aittir bilebilirler.bunlar kayboldu, kaldırıldı; kaldırılıncada elimizde dini ilimlerin zahiri ve kitabi olan tarafı kaldı.

 

MUHYİDDİN İBNİ ARABİ

 MUHYİDDİN İBNİ ARABİ

27 Temmuz 1165 de Eendülüs’ün Mürsiye şehrinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir

On beşli yaşlarda inzivaya çekilir iç dünyasını dinlemeye çalışırdı.Halveti esnasında Hak Teala’nın ona açtığı kapılar nedeniyle zamanın kadısı İbni Rüşt’ün kulağına ulaşmıştı.İbni arabi ile tanışmak istedi.Babası İbni arabi’yi ona götürdü.İbni rüştün yanına girdiğinde  İbni Rüşt ayağa kalktı ve onu kucakladı.bundan sonrasını İbni arabi şöyle anlatır:”Evet” dedi, ben de  “Evet” dedim.Mutluluğu arttı..İşte ben ona mutluluk verdiği şeylin ne olduğunu anladım ve “Hayır” dedim. Bunun üzerine bozuldu ve yüzünün rengi değişti.Düşündüğü şeyde şüpheye düştü ve bana “ Senin keşf ve feyz-i ilahin neticesinde bulduğun şey , bizim nazar yolu ile bulduğumuz şey midir? Dedi.Ben ona hem “Evet”, hem “Hayır” dedim.Ancak bu “Evet” ve “Hayır “ arasın8da aniden ruhlar bedenden          fırladı ve ne demek istediğimi anladı.Buna muhalif mi muvafık mı olduğunu anlamak üzere babamdan bir kez daha görüşme talebinde bulundu.”Bir dizi inceleme yapmadan böylesine bir halvete girmekle bana bu zatı gösterdiği için Rabbime şükrederim” dedi.Bana kapı araladı ve oradan göründü.”. İbni Arabi, İbni rüşt ile ikinci kez görüşmeyi ısrarla istedi ve bu zatı kendi sureti ile beraber gördü.İbni Rüşt görüşmeyi bilmedi, sadece İbni Arabi bildi.” Sureti ile onu benim vakıama getirdi.araya önce perde kondu.Ben onu görüyordum ama o beni hiç göremiyordu.Yedi mertebeden her biri diğerinin perdesidir.Dıştan içe baktığın zaman göremezsin ama içten dışa baktığın zaman görürsün.Aynalı sistemler gibi bu perdeler de böyledir.Üst altı görürama alt üstü göremez.”Bunu nüzerine bizim muradımızın böyle olmadığını görerek onunlu bir kez daha görüşme talebinde bulundum” Buna bir zatın cevherini görme isteği denir.Ona cevher gözü ile bakar.Onun cevherine bakar ve der ki:” İleride büyük bir kişi olacak veya hiçbir şey olmayacak” İşte arifler bir kişiye böyle bakarlar.İbna arabi de İbni Rüşd’ün cevherine baktığında yollarının ayrı olduğunu görür  v e bir kez daha görüşme talebinde bulunmaz.Cevher değişmez.Ancak çok istisnai durumlarda ancak Rabb tarafından değiştirilebilir.

İlk halvetlerinde bütün peygamberlerle giörüşmeleri oldu.İsmini dahi bilmeden peygamberlerle görüşüyorduBirden fazla görüştüğü kimse Hz.Muhammed SAV dir.On beş yaşında bir görüşmesinde Hz.Peygamber ona “ Bana sımsıkı yapış, kurtulursun” der.bu işaret üzerine “Hz.Peygamber bundan acaba neyi kasteddi?” diye düşünür ve bu işareti O’nun sünnetine ittiba şeklinde anlar

İbni arabi’nin 645 eserinden ancak ikiyüz kırk küsürü bugüne ulaşabilmiştir.Kehf suresinin 60.ayetine kadar 64 ciltlik tefusiri vardı.Ancak bu tefsir günümüze ulaşamamıştır.Sefer Yetzirah yani Kabala’nın ana metni kuzey ispanya’da bulunmuştur.İbni arabinin vefatından kırk yıl sonrasına tekabül eder VVe Lyon Üniversitesinden bir profesör ortaya çıkarmıştır ki en eski Kabala  aslında İbni Arabi’nin bir eserinin aynen İbranice’ye tercümesinden ibarettir.

VELİLER VE YÖNETİCİLER

 VELİLER VE YÖNETİCİLER

 Yönetici ve veliler arasındaki ilişki tarih içerisinde değişiklikler arz eder.Yönetici ve Veli kimliğnin birleşmesi nadirdir.Yöneticinin manevi otoriteye sıkı sıkıya bağlı olduğu yönetimler çoğunluktadır.Yöneticinin veli vealim kimselere sıkı sıkıya bağlı olmamakla birlikte derin hürmet gösterdiği sistemler de çoktur.Bir velinin kendilerine yaptığı nasihata gücü nisbetinde uyan yöneticiler yanında nasihat dinlemeyen yöneticiler de tarih sahnesinde yer almıştır.        VELİ/YÖNETİCİLER, VELİLERE TAM BAĞLI YÖNETİCİLER, VELİLERE HÜRMETLİ YÖNETİCİLER VELİLERE İTAATLI YÖNETİCİLER , VELİLERE ASİ YÖNETİCİLER OLMAK ÜZERE BEŞ GURUP VARDIR.V eliler ekmeğin fiyatını değil bereketini bilir.

Alim ismi fetva verende zuhur eder.Şeyh makam-ı marifet demektir.Bazı şeyhlerde ruh-ı Muhammedi/aklı evvel/ebul beşer sıfatı yansır.O da Vücudul Hakk’ın yansımasıdır. Ve sultan da bunu yansıtır.Sultan yeryüzünde Hakk’ın gölgesidir.Hilafetin hakikatı nebevi esasalara tamamen uymaktır.Vezirlerin görevi divan ve hükmetmektir.Uulemanın halka eğitim ve öğretim vermesi gerekir.Alemin nizamı adalet ve siyasettedir.Sultan, mazhar-ı ismi camidir.Veziriazam el-Celil isminin mazharıdır

14 Haziran 2025 Cumartesi

ALLAH'DAN HAKKIYLA HAYA ETMEK,

 ALLAH’DAN HAKKIYLA HAYA ETMEK

Efendimiz SAV ashabına “Allah’dan kelimenin tam anlamıyla Haya ediniz ” buyurunca ashab “Elhamdülillah haya  ediyoruz” dediklerinde Hz.Peygamber,onlara şöyle bir açıklama yaptı:”Öyle değil .Allah’Dan hakkıyla haya eden kişi , başını ve başındaki bütün organlarını korumalıdır.Karnını ve karnına giren her şeyi kontrol etmelidir.Ölümü ve çeşitli belaları hatırlamalıdır.Ahireti arzu eden , dünya ziynetini terketmelidir. Bütün bunları yapabilen Allah’dan hakkıyla haya etmiş olur.”

YAHUDİLER

 YAHUDİLER ZİLLETE MAHKUMDUR

Ali İmran suresi 112 ayetidir:”Onlar(Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine  ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet(damgası) vurulmuşutr.; ALLah’ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir..”

Yahudiler çoğunlukla fakr u ihtiyaç içindedirler.Ya gerçekten fakirdirler, ya da zengin ve varlıklı olmalarına rağmen yine de fakirmiş gibi gözükmektedirler.

Yahudiler peygamberlerini öldürmüşler, Allah'a isyan etmişler ve haddi aşmışlardır.

SALAVAT

 SEYRÜ SÜLUK BASAMAKLARINDA SELAVAT VARDIR.

Tasavvuf yolunda seyrü süluk basamaklarında Cenab-ı Peygamber efendimizin koruması  olmadan mesafe alınmaz.İslam tasavvufunun her basamağında salavat vardır.Salavat irtibat kurma çalışmasıdır.Enerjinin asıl kaynağı olan varlıkla irtibat kurulur.” Salat getirin O’naü”(Ahzab 56) buyuruluyor kitap da.Allah ve Melekleri de bu salavata katılır.Maneviyat O’nun sırrından açığa çıkar.Muhamedi velayetin sırrı sufilerdedir.

ZULMÜN DİNİ YOKTUR

 ZULMÜN DİNİ YOKTUR

Allah zulmü sevmez; dolayısıyla Allah’ın “Zalim” diye bir ismi yoktur.İinsanlar içnide zalim olanları Allah,kendine düşman olarak belirler.Zulmün dini yoktur.Zalim, bir geleneği izlemeden sadece  formel olarak  “Ben Müslümanım”, “ Ben Yahudiyim”, “Ben Hırıstiyanım” diyenlerden olur.”Öldürmeyeceksin “ diyen bir dini izleyen insan hareket ederken “Acaba bir mahlukata zarar veriyormuyum?” diye kırk kere düşünür.

SOSYAL ÇALIŞMALAR

 SOSYAL ÇALIŞMALAR

Tasavvufda sosyal çalışmalar bir seyrü süluk vasıtasıdır..Fakirlere, mazlumlaraaçlara, yolda kalmışlara yardımda bulunmak bazen bir dağ başında günde beşbin tevhid çekmekten yeğ tutulmuştur.

HZ İSA,

 HAZRET-İ İSA

Efendimiz SAV den önce yeni bir sistem getirmiş olan Hz.Musa ‘dır.Hz.İsa değildir.Hz.İsa bir Yahudi olarak sistemi dönüştürücü olarak gelmemiştirPeki ne olarak gelmiştir? Kanuna boğulmuş bir dini “ Din, sadece kurallardan ibaret değildir, dinin özü vardır vöe kurallar bu özü perdelemektedir.demek suretiyle düzeltmek için gelmiştir.Hz.İsa’nın fonksiyonu bir nevi tasavvufi foksiyondur.Yani Hz.İsba şeriat getirmemiştir; medreseyi doeğil tekkeyi getirmiştir,Eksik olanı getirmiştir.O yüzde nsufilere “İseviyyül mezhib” de denilmiştir.

PEYGAMBER DEVRE DIŞI BIRAKILARAK MANEVİ ÇALIŞMA YAPILAMAZ

 PEYGAMBER DEVRE DIŞI BIRAKILARAK MANEVİ ÇALIŞMA YAPILAMAZ

Peygamber gönderilmeye neden ihtiyaç duyulmuştur?

Bizler Ruh beretebesinde, alemi misal mertebesinde yaşıyor değiliz.Şehadet alemi denilen beş duyunun hakim olduğu bir mertebedeyiz.Anasırı erbaa denilen dört unsurun meydana getirdiği  boyutlu, cisimli,gölgeli bir mertedeyizBu mertebeyi iyi bilmemiz , ifrat ve tefride kaçmamız gereklidirAllah Teala insanla hiçbir zaman doğrudan doğruya konuşmuş değildir.Sebebi fizik düzeyinde yaşan insan tarafından zat makamının algılanamayacak oluşudur. Rab ; sen daha kolay anlayasın diye , O’na daha kolay ulaşabilesin diye birkaç basamak tenezzül etmiştir.

“Gecenin ikinci yarısında kalk Ban ayaklaş. Ba nida et çünkü Ben yeryüzü semasına iniyorum”buyurmuştur.O, bizim kendisini algılayabilmemiz için zaman zaman tenezzül etmektedir.O’nun kendisini insana tanıtması, aslında insanın kendini tanımasıdır.Biz onun mülkünde “Nun mülküyüz.Kendisini yeryüzündeki insanlara tanıtmak istediği  ve insanların anlayış seviyesinde mertebeler olduğu için , Allah yeryüzüne kendisini mertebeli indirir.Yeryüzündeki hayatında O'nu bula’ayan ahirette de bulamaz.”Dünyada görmeyen ahirette de görmeyecektir”(İsra 72)

Allah yeryüzünde kendisini gizlemişitr.Ama bir yönüyle de kendisini aşikar etmiştir.Alla hTeala kendini insana hissettirmek için bir içeriden, bir dışarıdan iki yöntem kullanmıştır.İinsan içeriden O’na bağlıdır fakat bazı sebeplerden dolayı bu içeriden bağlantıyı hissedemeyebiliyor.; dışarıda nbir uyarıcı gerekir.Dışarıdan uyarıcı yine insanın kendi içindekini uyarıyor.Bundan dolayı Allah Teala, insan cinsinden  seçtiğıi bazı özel insanlara, , diğer insanlar emaneti anlıyabilsinler diye görev vermiştir. Ki biz ona nebiler diyoruz.Nebiler kemale ermiş kimseler olup onlara tabi olmak gereklidir.Işıktan ışığa intikal eden nurlar hiyerarşisidir.Peygamber “peyam-ber” kelimesinden gelir manası haber getiren.

TASAVVUF

 TASAVUF BİRLEŞTİRCİ ÜST ŞEMSİYEDİR.

Mutasavvıf bir fakih, mutasavvıf bir muhaddis, mutasavvıf bir müfessir, mutasavvıf bir şair , mutasavvıf bir vezir, sutasavvıf bir paşa , mutasavvıf bir hükümdar…Bunların hepsini birbiriyle buluşturan soyut bir islam anlayışı değildir

Mezhepler arasındaki yakınlaşmalarda tasavvuf kilit rolü oynamaktadır.Gerek imamiyye şiasını  ve gerekse Aleviliği Sünnilik ile yakınlaştırabileceğimiz  tek bir alan vardır ki bunun adı tasavvuftur.

İslami ilimler arasında bir köprü olarak Tasavvufu seçmek Gazali’ nin İhyayı Ulumüddin  projesinde gerçekleştirmeyi hedeflediği bir ülküdür ve her zaman geçerlidir.

ÇIKDIM ERİK DALINA/YUNUS EMRE

 YUNUS’UN “ÇIKDIM ERİK DALINA” SÖYLEYİŞİ

Bu dizeler  metafizik ilimlerde izlenecek yanlış bir metodun doğuracağı yanlış sonuçlara işaret eden nefis sözlerdir.Yani üzüm yemek isteyen kimsenin erik ağacına çıkması daha baştan yaptığı büyük bir metod hatasıdır.Üstelik erik ağacı diey çıktığı erik ağacı değil ceviz aağacı olunca tam bir hata üstüne hata durumu yaşanacaktır.Bu tam bir kaos ve belirsizlik durumudur.Tanrı’yı yanlış yollarda aramanın ve orada bulduğunu zannetmenin şiir dileyle mücmelen ifadesidir Yunus Emre’nin sözleri..

İLİMLERİN EFENDİSİ,MARİFETULLAH,

 İLİMLERİN EFENDİSİ MARİFETULLAHTIR

Kaşköprülüzadenin oğlu Kemalettin Efendi, babasına ait MEVZUATÜL ULUM kitabını Türkçeye çevirirken mukaddimesinde şu cümleleri sarfetmiştir.” Bu ilim, yani Allah Teala’yı tanıma ilmi , ilimlerin en şereflisi olduğu malumdur.Bir ilmi elde etmek ve ona vakıf olmak , bir çok ilimleri elde etmeye bağlı olduğundan din ilimleri, müçtehid din alimleri  ve diğer nebi ve rusullerin  yani peygamberlerin varisleri olan ilmi ile amel eden alimler  ve olgun üstadlar kalb ve kalıp mücadeleleri , ruh ve beden riyazetleri ile ince ve garib ilimler çıkarmış ve o derece güzel kitaplar yazmışlardır ki insanların akılları bunları anlamaktan acizdir.İlimlerin şerefi, , bildirdiklerine göre olunca  ve hepsinin isteği marifetullah olunca , ona vesile olan ilimlerin de şerefi buna göre anlaşılmış olur.Merhum bamam , anlaşılamayan o ince ilimlere vakıf , tarikat ehlinin hallerine  ve hakikate vasıl ve arif bir kimes idi.”

TANRI DIŞARIDA ARANMAZ

 TANRI DIŞARIDA ARANMAZ

Allah Teala bütün isimlerini sadece insana talim etmiştir.O, “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye iştiyak duydum ve bunun üzerine insanı yarattım” derken ilk yarattığı şey insandır.”Onun hamurunu kendi elleriyle kardı”  ve “Onu kendi sureti üzere yarattı” ve sonra “Ona kendi ruhundan üfledi “ ve bu yüzden  “Ben size şah damarınızdan daha yakınım” gibi sözleri bir araya getirildiğinde hep bir yakınlık, kurbiyet teolojisinin yapıldığnı görmekteyiz.Bu nedenlhe insanın içinde bir tanrısal kabiliyetler mevcuttur.

HALVET VE İNZİVA

 

HALVET VE İNZİVA BİR BİLGİLENME YOLUDUR.

Buna aydınlanma yoludurda denilebilir.Sufiler insanlar arasındaki tez –anhtitez-sentez sürecinin sonucunda açığa çıkacak bilgi ile uğraşmazlar, her türlü tartışmaya gerçek sufiler katılmaz.Çünkü İbni arabi’nin tabiriyle:” Muuhakkikler sui edep bir konuşmaya katılmazlar.Zaten onlar susunca bereket de kalktı..keşf ve şühud yolu; münazara, mücadele,ve her ne olursa olsun karşı tarafın delillerini çürütmeye çabalama gibi tarzları kaldırmaz.Çünkü her tarz sonunda sahibine döner.Sahibi vücud olan muhakkik ise elde ettiği şeyle zaten mutlu ve mesuttur.

Hak ancak keşfi ilimlerle bilinebilecektir.Sufilere göre hikmet , delaleti nebevi ile elde edilen bmlir ilmi huzuri  olduğundan onu elde etmek için ilk atılacak adım tıpkı bütün nebilerin yaptığı gibi riyazet ve halvetler neticesinde o hazır-oluşu gerçekleştirmektir.Zira “Kime hikmet verilmişse ..” (Bakara 269) ayetinde belirtildiği üzere “hikmet” in bu verilen ve tümden gelen yapısının muhatabı olmak  ancak sufi şairin “Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan” deyişinin işaret ettiği temizliği yapmakla gerçekleşecektir.Sufiler bunu , Kur’an da geçen “Men tezekka “ (Şüphesiz temizlenen kimse kurtuluşa ermiştir” A’la 14) ayetinden istidlal ederler.Yani kirli nefisle pak olanı bulamazlar.Kir ve Pak bir arada bulunmaz.Zıttırlar.Kir varsa pak olmaz.Pak varsa kir yoltur.İibadet, riyazet,halvet amellerinin kendisi bilgi alıcısı değil aracılık eden bir vasıtadır.Bu ameller neticesinde kişide bir nur oluşur  ve bu nur ile ancak hakk7ı tanıyabilirler.

Niyazi Mısri :” Savm u salat ü Hac ile sanma biter zahid işin/ İnsan-ı Kamil olmağa lazım olan irfan imiş” beytki tam buna işaret eder.İbadetlerin  yeri gelip Kul Allah arasına perde olma ihtimali de vardır.

BİLGİNİN KAYNAKLARI,

 BİLGİYE ULAŞIMIN FARKLI YOLLARI

Biilgiye ulaşmanın yolları açısından başlıca şu iki ayrım yapılmıştır: Mantık ve istidlallerle bilgiye ulaşanlar (tarikul ehlin nazar ve istidlal) ile riyazet ve nefisle mücahede tecrübesi yaşamak suretiyle uulaşanlar(tarikü ehlirriyaze vel mücahede)  , nazar yoluyla bilgiye ulaşanlar(tarikun nazar) ile arınma yoluyla bilgiye ulaşanlar (tardikutt tasfiye). Elde ediliş şekilleriyle farklılaşan bilginin kendisi de bu tasniflerden ikiye ayrılarak anlatılmaktadır.VEhb yoluyla alınan iblgiler ile çalışarak ele geçirilen bilgiler (ulumül kesb).En yaygın ayrım ise maddi ilimler ve Manevi ilimler şeklindedir.Yahut Batını ilimler ve zahiri ilimler şeklindedir.

İbni Rüşd,İbni Arabi ile karşılaştığında ona su soruyu sormuştur:”Keşf ve feyzi ilahide bulduğun şey bize mantığın(nazarın) verdiği şey midir?İbni arabi bu soruya paradoksal cevap vermiştir.Cevabında kendi din felsefesinde dikey boyutu ve tümden gelimi esas , yatay boyutu ve mantıksal çıkarımları ise ilki ile irtibatlı ama tali olarak kulanmakta olan sufi metafizikçilerlerle bunlardan yalnız ikincisini izleyen düşünürler arasındaki temel farkı göstermiştir.Genç bir sufi olarak İbni arabi bu soruya bir yönüye “evet” bir yönüyle “hayır” demiştir.Her iki yolu da yerinde kullanya bir itirazı olmamışıtr.Bu ikili ceveabın dihde bir çok zahiri delilleri vardır:Mesela “Allah’dan korkun  ki Allah da size öğretsin(Bakara 282), “Bizim için gayret edeni biz yolumuza ulaştırırız(Ankebut 69),” Eğer Allah’dan korkarsanız O da size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir(Enfal 29) ayetleri delil gösterirler. Bu yol avama kapalıdır.Ancak bu yol tüm insanlar için seçilmiş yol değildir.

Sufiler, Kur’an’da  hem enfüsi hem afaki iki tarzın olduğun beyan ederler. Hakk7ı bilebilecek aklın dikey olanakıl(aklı mead) olduğun ileri sürerler.Yani sufiler yüksek metafizik bilgisinn keşf ve tecelli ile elde ederken tarlalarını akıl ve mantıkla sürerler. Gerçek sufiler aklı ve nazarı reddetmezler ancak iş Tanrı7yı bilmeye gelince bunları yetersiz bulurlar.Mevlana’nın tabiriyle aklın adını kötüye çıkartan aklı cüzidir.Uuhrevi işleri Aklı küll bilir, dünyevi iiişleri ise aklı cüzi bilir.Sufiler bu iki aklı da yerinde kullandıklarından iki kanatlı tabir olunurlar.(Zülcenaheyn).

Kesbi bilgi(çalışarak elde edilen bilgi) Vehbi bilgiye götürdükleri oranda faydalıdır, yoksa kişiyi saptırmaktan başka işe yaramaz.Mevlana hazretleri buyurmuştur ki:Faydalı akıl sbeni hastalık esansında doktora kadar götüren akıldır.Ancak doktora gittikten sonra  bu akıl bırakılır Doktorun aklı devreye girmelidir.

 

İLİMLER,

 İLİMLER

İlimleri bir ağaç gibi tasavvur eder isek Tasavvuf , “dini ilimler “ ana gödeşinin bir dalı olmaktadır.İlim tasnifleri alimlerin dünya görüşlerine göre değişiklik arz edebilir.Kimi alimler “Teorik ilimler- pratik ilimler”  diye işe başlarken  kimi alimler “akrli ilimler- nakli ilimler”,kimi alimler ali ilimler-edna ilimler diye ayrım yaparlar.Kuşeyri, Azuziddin-en Nesefi, Abdülkerim el- Cili, Abdurrahman el Bistami, Eşrefoğlu Rumi, İismail Hakkı Bursevi, Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi zevatların eserleri incelendiğinde bu kimselerinde ilim tasnifi yaptıkları g2örülür.GAzzali nin İlmi Ledün risalesi mevcuttur, Zühd ilimleri, Keşif ilimleri, vehb ilimleri, aşk ilimleri,, Kur’an mertebeleri ilimleri,ahval ilimleri, makamat ilimleri, velayet ilimleri, tecelli ilimleri, zat ilimleri, sıfat ilimleri,,fiiller ilimleri gibi sufilerin orijinal ilim tasnifleri vardır.Geleneğin bu kolu bugün ihmal edilmiştir.

HİLYE YAZMAK

 HİLYE YAZMAK

Medeniyetimizde Hilye geleneğimiz vardır.Bir hattatın hayatında en büyük hayallerinden biri hilye yazmaktır. Nedir hiye? Hz.Peygamber’in yazıyla tasviridir.Bu tasvirden bir heykel çıkartılabilir ama bunu yapmaktan imtina ediyoruz.

EFENDİMİZİN VÜCUDUNUN FİZİKÖTESİ DURUMLARI

 EFENDİMİZİN VÜCUDUNUN FİZİKÖTESİ DURUMLARI

 Sahih bir rivayettir:hz.Zeyd ra. Bir gün kemerini bağlamak için Peygamber’in önüne eğilip kemeri sıktığında kemer bir şey sarmıyormuşçasına geri gelmiştir.Bu fark eden Efendimiz SAV, tekrar “cesed-i Muhammediy”ye inmek suretiyle “şimdi bağla” demişler ve kemer ancak o zaman bağlanabililmiştir.

Yin sahih rivayetlere göre “Yürürken gölgesi düşmezdi.” Hangi fiziki varlıktır ki alemde gölgesi olmasın.? Ancak ışığın gölgesi olmaz.,serapa nur olanın gölgesi olmaz.

Yine sahih rivayet : Her insan gibi onunda vücudu ve ihtiyaçları vardı, bir kaba bevlettikten sonra “ Bunu uzak bir yere dökün “ dedi ama o kabı götüren yardımcısı onu kafasına dikti.Hz.Peygamber : Ne yaptın sen?Cehennem ateşi sana haram kılındı” dedi.Simya ilmi açısından düşünelim: Fıkıh ilmi çözemez bunu , müftü efendi anlayamaz.Bedeni Muhammediyyeyi kendi bedenimizle kıyaslamayalım.Hiçbir kötü koku yayılmamıştır onun vücudundan.”Bedeni Latif” kavramını düşünelim.

SALAVAT GETİRMEK BİR İBADETTİR

 SALAVAT GETİRMEK BİR İBADETTİR

Bugünün Müslümanının derslerinden, ibadetlerinden birisi salavat getirmektir.Birileri şunu söyleyebilir:”Allah7ın yşanına başka bir varlık mı koyacağız?=şirk olmazmı.Tevhid zedelenmesin” Allah Teala Kitabında bunu böyle istiyor.Allah kendisine varmak isteyenlere “Habibime gidin” diye buyuruyor.Trafiği onun üzerinden kurmuş.”Onu atlayarak bana gelmeyin “ diyor.,Haller ve zevkler faraklı oldukları için görüşlerde farklıdır.

5 Haziran 2025 Perşembe

SALAVAT,

 KOZMİK ŞARKI:PEYGAMBERE SALATÜ SELAM

 “Allah ve melekleri , Peygamber'e çok salavat getirirler.Ey müminler siz de selavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin”(Ahzab 56)

Salavat getirmenin sosyolojik yönü; Anadolu’da bazı esnafın “salavat günü” olurdu.Dükkandan alışveriş yapacaklardan para almaz onlara dükkanında Hz.Peeygamber'e salavat getirmelerini isterdi.Çünkü içinde peygamberine salavat getirilen yere bereket geleceğine, ailesine feyz getireceğine inanılırdı.” Benim dükkanıma feyz gelecek, üzerimdeki nazar, bela, hastalık,sıkıntı salavatla yayılan pozitif enerji  sayesinde kalkacak” diye inanırlardı.

İSİMLERİN ZUHUR MAHALLİ İNSANDIR

 İSİMLERİN ZUHUR MAHALLİ İNSANDIR.

Allah Teala’nın bir çok ismi vardır.Allah bu alemi isimleriyle kuşatmıştır.İnsan , kendisinde Allah7ın isimlerinin açığa çıktığı bir mahluktur.İsim, zuhura ereceği mekanı arar.İşte o mekan , insandır.Bu açıdan insan Hakk7a ayna olmuştur.Rab, insanı çok sever.Çünkü bütün sırları, insanda açığa çıkar.Herkes kendisini en iyi anlayan arkadaşını sevmez mi? Mahlukat arasında Rabbi en iyi anlayacak olan , insandır.

İnsanın dünyaya geliş gayesi ailesi veya geleneksel eğitim merkezleri tarafından verilir.Mesleği eğitim dünya hayatının sürdürülmesi içindir ve alınmalıdır.Ama onun çok ötesinde kendisini tanıması eğitimi gelir.Bu ise beşikten mezara kadardır.Bu eğitim uzun solukludur ve merhale merhale gerçekleşir.

ASLINI UNUTMAK,

 İNSAN PROBLEMLERİNİN BİRİNCİ DERECEDE KAYNAĞI; ASLINI UNUTMADIR

İnsanın günlük hayatındaki patalojik, aykırı durumların temelinde yatan hakikat; inisanın kenidni yaratan yüce yüce varlığı unutma merkezlidir. İnsanın problemlerinin birinci derece de kaynağı, aslını inkar, aslını unutmaktır.Aslını hatırlamayı inkar eden kişi boş kalmaz , hatırlanması ona hiç fayda vermeyecek şeyleri hatırlamaya başlar.Hatırlamak eylemi evrenseldir.İinsan hatırlamak, zikretmek , anmak ister.Asli , manevi, gerçek eğitimini almamış insanlar , o hatırlamanın ne olduğunu bilmedikleri için o hazneyi başka şeylerle doldururlar.Sizin hatırınızda Hakk yoksa muhakkak orayı başka güçler doldurur.Eğlencesi, tevhidi ,zikri Allah olanın yanına da bir başka varlık yaklaşamaz.

PARÇALANMAK,AYRILIK,

 PARÇALANMAK VE AYRILIĞA DÜŞMEK

Ali imran suresi 105 nci ayette beyan buyrulur:”Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın”

Fahri Razi  diyor ki:” Kitap ehli büyük alimlerinden birinin bir şehirde başkan olması ile bedenen dağılmışlardır: sonra bunlardan her birinin , kendisinin hak üzre diğerlerinin batıl üzre olduklarını iddia etmesi  ile ihtilafa düşmüşlerdir”.

GÜNAH İŞLERE MANİ OLMAYANLARIN DURUMU

 

GÜNAH İŞLERE MANİ OLMAYANLARIN DURUMU

Efendimiz buyurmuştur:”İnsanlar bir münker gördüklerinde onu değiştiremye çalışmazlarsa , , Allah’ın hepsini birden azaba duçar etmesi çok yakın demektir.”

“Kıyamet günü ümmetimden bir gurub insan , kabirlerinden Allah7ın huzuruna domuz ve maymun suretinde götürülürler.Bunu sebebi masiyet işleyenlere yumuşak davranmaları  ve güçleri yettiği halde bunlardan , kötülüğü menetmemeleridir”

“ Bir şehir ahalisi , o şehirde ameli peygamberlerin ameline benzer on sekizbin kişi olduğu halde , tamaman azaba duçar olmuştur” Ashabı Kiram :”naesıl olur ya Rasulallah?” diye sorunca :Efendimiz buyurmuştur:Bunlar Allah için kızmaz, marufu emredip münkeri men etmezlerdi”

Bir sahabiden şöyle rivayet ediliyor:”Bir kişi gördüğü bir münkeri men edemiyorsa , üç defa şöyle desin:”Allah'ım bu münkerdir” Bunu yaptığı zaman üzerine düşeni yapmış olur.

EN HAYIRLI İNSAN

 EN HAYIRLI İNİSAN

 Efendimniz SAV minberde iken “en hayırlı insan kimdir?” diye sorulunca şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:” Marufu en çok emreden ; münkeri en çok nehyeden , Allah’dan en çok korkan ve akrabalık hukukuna en riayetkar davranandır”

Ali imran suresi 104 ncü ayette:”Sizden , hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun.İşte onlar kurtuluşa erenlerdir”

Sahabeden Huzayfe r.a nin şöyle dediği rivayet edilmektedir:İnsanlar ileride öyle bir zamanda yaşayacaklardır ki , iyiliği emredip münkeri men eden bir mümin, onlara eşek leşinden daha tiksindirici gelecek.

TAKVA EHLİNİN DÖRT ALAMETİ

 TAKVA EHLİNİN DÖRT ALAMETİ:

Takva ehli olanın dört alameti vardır.

Birincisi, şeriat ahkamını korumak.

İkincisi, eline geçen şeyleri Fakir ve kimsesiz kişilere bağışlamak.

Üçüncüsü, verdiği söze bağlı kalmak

Dördüncüsü, olana razı olup kanaat etmek

ALLAH'IN İPİNE SARILMAK

 ALLAH’IN İPİNE SARILANLAR(Ali imran 103)

Allah’ın ipine yapışanlar iki kısımdır.Birinci gurup : Suret ehlidir ki bunlar meşrepleri icabı amele önem verdikelri için , olayların sebeblerine bağlı kalırlar.İkinci gurup ise , mana ehlidir.Bunlar da meşrepleri icabı hale önem verdiklerinden sebeplere ilgi duymazklar.İşte Alla hteala “Allah7a sımsıkı sarılın, O sizin mevlanızdır”(Hacc 78).

Sebeblere bağlananları Allah Teala “Topluca Allah7ın ipine sımsıkı yapışın” buyurmaktadır.Hablullah , kendisi ile Allah’a varılan bütün vesilelerdir.

EVS VE HAZREÇ

 EVS VE HAZREC KABİLELERİ

Medinede bulunan bu iki kabile aslında Evs ve Hazrec ana-baba bir kardeş iken çocukları arasında düşmanlık ve dargınlık baş gösterdiği için yüzyirmi sene birbirleri ile savaşmışlardır.

İYİLİĞE ULAŞMAK,

 

İYİLİĞE ULAŞMAK

İyilik “BİRR” şeklinde ifade buyrulmuşutr.Ali İimran suresi ayet 92 ifade buyrulur:”SEVDİĞİNİZ YŞEYLERDEN (Allah yolunda) HARCAMADIKÇA “İYİ”YE EREMEZSİNİZ.HER NE HARCARSANIZ , ALLAH ONU HAKKIYLA BİLİR.”

 Bir Allah dostu felç geçirmişti.Kapısına bir dilenci geldi.Hazret “Şuna bir şeker verin” dedi.Çünkü kendisi şekeri çok severdi.”Sevdiklerinizden infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz" aytii kerimesini böyle tevil ediyordu.

Canı tavuk istedi ancak sabretti.kırk gün geğçince bu isteğini karısına söyledi.Kadın “Fesüphanallah.niçin helal olan şeyi nefsine yedirmiyorsun diyerek pazara gitti iki dirhem iki danika bir tavuk aldı.kızarttı çeşitli katıklarla tepsiye koydu önüne getirdi. Tam o sirada dilenci kapıda belirdi ve “Allah rızası için bir sadaka verin  ki Allah size bereket versin” dedi.Hazret tepsideki tavuğu yemekten vazgeçip tavuğun dilenciye verilmesini söyledi.Hanımı kızarak:”Efendi tavuğu ye iki dirhem iki danik parayı dilenciye verelim” deyince hanımına parayı getirmesini söyledi tavuğun yanına parayı koyarak şimdi hem tavuğu hem parayı o dilenciye ver” dedi.Hanımı da mecbur verdi.

Kuşeyri şöyle diyor:” Birr’e ulaşmak isteyen , sevdiklerinden bir kısımını infak etmelidir.Bari teala’ya ulaşmak isteyen ise bütün sevdiklerini infak etmelidir.

NEFSİN İSTEĞİNE KARŞI ÇIKMAK,

 NEFSİN İSTEĞİNE KARŞI ÇIKMAK

Cafer b.Nusayr anlatıyor:” Cüneyd Bağdadi bana bir dirhem verip bununla pazardan vezir inciri almamı istedi.Gittim aldım.İftar ederken, bir tane incir aldı ve ağzına koydu, sonra çıkartıp attı  ve ağlamaya başladı.İnciri kaldırmamı söyledi.Sebebini sorunca şöyle dedi:” Kalbimden bir ses, “ Allah teala için terkettiğin bir isteğine tekrar dönmekten utanmıyormusun?” .

Alla hTeiala kendisi için isteğini terkedene azab etmeyecek kadar kerimdir.

 

TASAVVUFUN ÇEŞİTLİ DURAKLARI

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR-TEVBE

Allah ile insan arasındaki hicabların kalkmasına vesile olan ilk makam TEVBEDir.Tevbe irade ile alakalıdır.Bir şeye niyetlenmek diğerlerinden vazgeçmektir.İnsan bir tercih yapar ve akabinde diğer alternatiflerden vazgeçilir.Mesela Ankaraya gitmek için bilet alan kişi , bunu sözlü olarak ifade etmesede geriye kalan tüm şehirlere gitmeypeceğini göstermiş olur.

Birinci makam TEVBEdir.Ruh yolculuğu için ruhun yücelmesine mani olan ağırlıkları atmaktır.Balonun uçmasını içindeki kum torbaları engellerBu torbalar atıldıkça balon yavaş yavaş yükselmeye başlar.İşte ruhun yücelmesi için bazı ağırlıkların atılması gerekir.Riya , kibir vb ağırlıklar kırk yaşından sonra daha kolay atılır.Tasavvuf çocuk işi değildir.Aceleye gelmez.Çünkü fiziki ve ya düşünceye dair doğumların hepsi belli bir süre ister 

 

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR-tevacüd-vecd-vücud

 

Tevacüd, şehadet aleminde olan , varlığı zevk edinememiş kişinin varlığı zevk etmek için gerek duyduğu namaz, oruç gibi bazı dini pratiklerdir.Nefsi emmare, gözü yaşarmayan , kaba bir nefistir.Bunun için sema, musiki,zikir, sohbet gibi kalbi inceltici pratikler yapılır.Bunlar tevacüd egzersizleridir.

Tevacü d neticesinde vecd elde edilirVecd haline eren nrefis, kendi orjini ile ilgili bahis olduğunda ürperir.Tevacüdler ile yumuşayan nefs rahatlar, hafifler.Din insanın tabiatında mevcuttur, insanın tabiatına yapışıktır.Tevacüdelrle elde edilen mutluluk, geçici bir mutluluk değildir.Vecd, Allah7ın nihayetsiz tecellilerini müşahede eden bir kimsenin içinin ferahlaması ve o halin veridği zevkle kendinden geçmesidir.Tevacüd başlangıç , vücud ise sondur.Tevacüd deniz kenarına gitmek, vecd denize girmek, vücud ise denizde boğulmaktır

İbni Arabi hazretleri diyor ki; “Varlık alemi bir okuldur, mekteptir.Bu mektepte öğrencilere ders veren resullerdir, velilerdir.” Bu kimselere öğrenci olanmar , ben günahkarım, demeyi bilmelidir.Biz günahkar kullara , öğretilecek çok şey vardır

Birincisinde KARIŞIKLIKLARI ÖNLEMEK İÇİN LAFIZLAR VE MANASI KONUSUNDA DERS VERİLİR.

İKİNCİSİNDE  bazı bulaşıklıklardan temizlenme , akılların cilalanması gerçekleşir.Örneğin beldeki kaymış bir kemin yerine doktor başka bir kemik vermez, kaymız kemiği düzeltir.

ÜÇÜNCÜ DERSTE ruh ve manadan kopuk olarak ela alınan şeylerin varoluş sebebleri öğretilir.

DÖRDÜNCE DERSTE marifete giden yolda yapılması gereken şeyler öğretilir.

Bu mektepte beşinci bir ders yoktur. Laf çoğaldıkça ifsad olur sözü İbni Arabiye aittir.Tek söylenecek şey “La mevcude illallah”dır.

 

 

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR –Murakabe ve muhasebe

Cüneyd Bağdadi, murakabeyi fare deliği önünde bekleyen bir kediden öğrendiğini söyler.Murakabe , sabır  ve cehd gerektirirSıdk, hakikat yolcusunun giymesi gereken en önemli elbiselerdendir; hiçbir kimseyi ve kendisini aldatmamasıdır.Bakmak gözetmek demektir murakabeArifler hem bedenlerini hem de hayal alemlerini vahdete konsatre ederler.Modern çağın en büyük tahirabtlarından biri kontrsantreyi ortadan kaldırmasıdır.İnsan çevreden fazlaca tesir almaktadır.Televizyondan, medyadan olduğu gibi.Kişinin önem ve ehemmiyet veridği konular vardır.Bf tesirler sebebiyle mühimler ehemme, ehemler mühimme dönüşür ve bir kargaşa oluşur.İnsan önüne konulan objeye kansantre olunca diğerini unutur.Rabıtanın özü de budur.Bir şeye ısrarla gözünüzü dikerseniz onu elde edersiniz.Maneviyatta da böyledir.sabır, sebat, cehd gibi bazı yardımcı vasıflar gerekliedir. Konsantreyi bozmamak gerekir.

 

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR/ İHLAS

Riyanın zıttı ihlastır.Yatay boyutta “Namaz kılıyor, desinler” diye namaz kılanabilir.Ama bu dikey boyutta söz konusu olamaz.İhlasa devamla melamet neşesi zuhur eder; yani gözlerini tamamen Hakk7a çevirmiş kişiler halka önem vermezler.Melamet ehli sadece Hakk7a itibar eder.Onda övgüler karşısında hoşlanma söz konusu olmaz.

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR/SABIR

 

Sabır iihlasla irtibatlıdır.Elem ve belalardan şikayeti kesmektir.”Lütfunda hoş kahrın da “ diyebilmektir.İibadetlerde de sabır vardır, haksızlıklar karşısında da sabır vardırDinin yarısı sabırdır.

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR/ZEVK

Zevk manevi haz manasınadır.Zevk , tasavvufda aşk şarabından mest olup kendinden geçmektir

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR /AŞK

 

Aşk, sarmaşık manasına gelen “ışk” kelimesinden alınmıştır.Sarmaşık girdiği yeri nasıl kaplarsa, aşk da girdiği kalbi hatta insanın vücudunu öyle sarar.Aşk insanı Hakk7a götüren en etkili vasıtadır.

 

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR /SIDK

 Sıdk kişinin kendi iç barışıklığını sağlarSıdk, kişinin dış dünyası ile imajiinasyon dünyasının barışık olmasıdır.bu barışıklığı sağlayan kişi muhbir-i sadıktır.Bu kişinin verdiği haberlerin hepsi doğrudur.

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR /FAKR

Fakr, Gani olan Allah karşısındaki fakirliğimizdir.Her şeyin Allah’a ait olduğunu kavrayabilmek , anlayabilmektir.

 

TASAVVUFİ HAYATTAKİ ÇEŞİTLİ DURAKLAR /KABZ VE BAST

 

Kabz; kapanma ,sıkışma, toplanma..BAST ,açılmave yayılma demektir.Tasavvuf talip olma ile başlar .Yolun orta halleri ve ileri halleri vardır; sonu yokturOrta hallerden biri de kabz ve basttır.Bunlar birbirinin peşisıra gelir.Alemde Hakk7ın tecellisi bazen kabz, bazen bast suretiyle olur.Buna mevcler yani dalgalanmalar denir.Yolcunun gah içinde ferah olması, gah kendini kötü hissetmesi , kendisiyle kavga etmesine yol açar.Bu gidiş ve gelişxler insanı sarhoş eder.Hakk7ın yeryüzündeki tecellisi Hz.muhammed SAV dir.Bitkilerin ve hayvanların peygamberi kendi cinsindendir.Allah Teala, Resulullah ve velilerin ağzıyla konuşur.

 

MÜRŞİD-İ KAMİL,

 İKSİRİ A’ZAM MÜRŞİDİ KAMİLDİR.

Tasavvufda her şey taleple başlar.Talib durumunda olmak tasavvufun ilk koşuludur.Allah7ı bulmak için ısrarla istemek gerekir.Aşık olma makamına kadar hep tek taraf söz konusudur.Aşk, sevginin bir üst mertebesidir.; fenafillah makamıdır.isim değişebilir ancak zat asla değişmez.İlk varolan “Hakikat-ı Muhammediyye”dir.Bütün esma ve eşyanın aslı odur.Etrafımıza baktığımızda bsütün canlıların üzerinde Allah’ın “Hayy” isminin tecellisini görürürüz.Allah7ın isimlerinden bize bildirilenler doksandokuzdur.Bildirilmeyen sınırsızdır.Mahlukatın üzerinde bunların tecellileri farklı farklıdır.Allah7ın tüm isimlerinin üzerinde tecelli ettiği varlık eşrefi mahlukat olan insandır.Peki , tüm insanların bu tecellilere mazhar olması mümkünmüdür? Değildir.Çünkü insanlar farklı farklı mertebelerdedir.Her varlık kendisi için mümkün olan en üst seviyeye çıkmak ister.Bunun için iksiri a’zama ihtiyaç vardır ki bu insan için “hakikat-ı Muhammediyye” dir.Tasavvufda bir alt mertebede olan insanı bir üst mertebeye çıkaran kişiye mürşid-i kamil denir.

Varlık alemi çeşitli sınıflara ayrılmıştır.İnsanat, hayvanat,nebatad,cemadat.İnsan dışında bunların arasında bir geçiş söz konusu değildir.Yani insan isterse öyle bir hnayvan olur ki hayvan bile ona hayret eder.Ve yine isterse meleklerin bile gıpta etitği bir varlık olur.İşte en alt seviyede olan insanı , insan-ı kamil seviyesine çıkarmaya çalışan ilim tasavvufdur.

Makam Allah ile kul arasında bir manadır; riyazat, mücahede ve ibadet ile elde edilir.Ancak bir makamın hakkı verildikten sonra diğerine geçilebilir.MAKAMLAR Hakk'a kurbiyet için ihdas edilmiş vasıtalardır.Herkes ve her şey aslı itibarıyla ait olduğu yere dönmeli ve bunun için çalışmalıdır.

Zübde-i alem Hz.Muhammed efendimizdir.Ortada tek bir hakikat vardır.Fakat anlıyabilmemiz için mertebelere ayrılmıştır.Makamsızlık makamına ulaşmak ferdin amacıdır.İkiliğin ortadan kalkması ve sailkin tevhid enli olmasını sağlayan vesile bu makamlardır.Salik bu yolda ikilik ortadan kalkıncaya kadar yürür.Allah’la kul arasında zulmani ve nurani hicablar kalkar .Salik öyle bir makama gelir ki “Benlik” kalmaz

Her makamın insan ruhunda meydana getirdiği tesir ve zevk farklıdır.Bu makamlar:

1-) Nerede olursak olalım Allah7ın bizimle olduğunu, her şeyi iihata ettiğini hissetmektir.

2-) Allah7ın vahdaniyetini müşahede etmektir.

3- Salikin, Allah’ın kendisine , kendinden daha yakın olduğunu hissetmesidir.

4- Basariyeyyet makamı, salikin tüm yaptığı hareketleri Cenab-ı hakk’ın gördüğünü yakinen hissetmesidir.

5- Allah7ın kalbden geçeni bildiğini hissetmesidir.Bu MAKAMDA Allah’a dua ihtiyacı dahi duyulmayabilir.Bu makam ilmiyye makamıdır.

6- Failiyyet makamıdır(Tevhidi efal)

7- Mülkiyet makamıdır.Kişi Zatının ve bütün her şeyin sahibinin Allah olduğunu hisseder.

8- Hayatiyyet makamı . Ebedi hayatın Allah7a ait olduğunu hissetmektir.

9- Mahbubiyyet makamıdır.Muhabbet, salih amellerle gerçekleşir

10- Şuhudi ve tevhidi murakabe makamıdır.Burada kişi her tarafda Allah7ın tecellilerini görür.

MANEVİ SEYYİDLİK

 MANEVİ SEYYİDLİK

Maddi seyyidlik Hz.Hasan ve Hüseyin efendimizin sulbünden gelmektir.Ancak bir de manevi seyyidlik vardır.”Selman bizden ; ehli beytimdendir” buiyurun Efendimiz SAV , Selman-ı Farisi’nin muhabbetle manevi seyyidliğe ulaştığnı işaret etmiştir.

NEFS MERTEBESİ

 NEFS MERTEBESİ

Her  nefs mertebesi vatandır.Her nefs mertebesinde de on tane menzil vardır.Yolculuk üç tanedir:1-Seyr-i İlallah.O’na doğru seyir. 2- Seyr-i fillah Allah’da seyir .O’nun sıfatları ile sıfatlanıp ahlakıyla ahlaklanarak beşiri, kötü vasıflardan kurtulmaktır. 3- Seyr-i anillah; O’nunla olmak. Bu seyir artık yeryüzünde Tanrı’nın gören gözü , tutan eli,yürüyen ayağı olmaktır.Bu mertebedekilere RİCALULLAH yani Allah adamı gibi isimler verilmektedir.Bunlar ruhani terakki ile bilinçlilik, şuur haline ulaşmış kişilerdir.Telaş, acele etme , kaygılanma bizim gibi sebeplere takılanlarda olur.Allah adamları olayların arkasındaki hikmetleri gördüklerinden bu tür handikaplar onlarda yoktur.Su zaten akıyor.Neden ona karşı kürek çeksin ki?Allah adamlarının yaptığı rafting gibidir.Suya ters kürek çekmez, ona karşı direnmezler.Direnenlerin kanosu devrilir.O zaten “Her an bir şe’ndedir”(Rahman 29) dolayısıyla O’na katılıp katılmamakla kendi mutluluk alanını çizmiş olursun.O varlığa doğru gidiyoruz. Bu şuur haline erersek belki bir gün biz de var oluruz.

MUHYİDDİN İBNİ ARABİ

 MUHYİDDİN İBNİ ARABİ

İbni arabi hazretleri derslerine “Bismillahi Fatihi’l-vücud” yani “vücudu açan allah’ın adıyla” diye başlar imiş.”Hak Teala’dan , O’nun sıfatlarından, başka bir şey yoktur.Hep O’ nunladır,O'ndandır, O’nadır.Tasavvuf , biz Tanrı’ya ulaşamayız, O’na uzağız, anlayışına hoş bakmaz.”Tanrı eğer bizden bir an dahi ayrılsaldı biz olmazdık” der İbni arabi.O kadar bizimle ve zuhuru o kadar kuvvetli ki biz O’nu göremiyoruz.Tıpkı gece karanlığında el fenerini yüzümüze tutan birinin yüzünü  göremeyişimiz gibi.Sufiler de diyor ki ; O’nun nuru aramıza perde oluyor. Tanrı zaten hep var ama perdeyi kaldırıp O’nu keşfetmemiz gerekiyor.Bunun için söz konusu epistemolojik tecrübelerin yaşanması gerekiyor. Ancak burada “Her şey Tanrı’dır” düşüncesi değildir.Tasavvuf , materyalist felsefeden burada ayrılır.Tanrı’nın yalnız kendisi en üst mertebededir ve diğer mertebeler O’nun yansımaları sıfatlarıdır.Bu, vahdetül vücuddur.Tasavvufa göre bilgi ancak keşif ile elde edilir.Zira bilgi insanda mündemiçtir.Bu anlamda insana çok önemli bir mevki verilmiştir.Tecelli edile n”logos” tur.Yani Tanrı bilgisi insanda kodlanmış  fakat nefsin perdeleri ile perdelenmiştir..Ancak bu perdelerin kaldırılmasıyla “insan-ı Kamil” olma yoluna adım atılmış olur.Bütün toplumun inasnı kamillerden oluşu çok ütopiktir.Bir kötü bir kişiyi etkilerken bir insan-ı kamil birçok kişiyi etkiler.Yani iyilik daha seri çalışır.

BÜTÜN SIKINTILAR

 BÜTÜN SIKINTILAR


Bütün sıkıntılar “ Ben varım” diyerek varlık sahibi olduğumuzu zannetmekle başlar. Dolayısıyla “ Ben yokum, sadece O var” demek bütün sıkıntıları omuzlarımızdan atmak anlamına gelir.İnsan yapbozların doğru tamamlanması gibi kendine verilen emaneti doğru yere teslim ettiğinde sıkıntı ortadan kalkar.Buna tasavvufda “huzur hali” denir.Bizim varlık üzerine konuştuğumuz her şey şehadet aleminde gerçekleştiğinden yani sınırsız bir şeyi sınırlı şartlarda anlatmaya çalıştığımızdan tasavvufun varlık dili mecazlar, semboller , işaretler dilidir, yansıtma dilidir. Buna “kuş dili” de denmiştir.Nitekim Niyazi Mısri :”Mantıku’t-tayr’un lügat-ı muğlakından söylerüz

Herkes anlamaz bizi bizler muamma olmuşuz.

MAKAMLAR VE MERTEBELER

 MAKAMLAR VE MERTEBELER

 Makamlar ve mertebeler bütün manevi ilimlerde en temel noktadır.Açıklamalar arasındaki bazı farklılıklar , o konuya farklı mertebelerden bakılmasından dolayıdır.Mertebeler arasındaki farkı bilmeyen kişi kendi bulunduğu mertebenin yegane mertebe olduğunu zanneder; herkesin mutlaka o mertebede olması gerektiğine inanır.Tefrika , farklılık Muhammedi zaviyeden sonra başlar.Muhammedi zaviye piramidin en üst noktasıdır.Aşağı inildikçe tefrika artar.Hakk'a kurbiyet , insanın kendi asli konumudur.; kendisiyle barışık yaşadığı yerdir.Böyle bir insan deprosyana girmez, ikili hayat yaşamaz.

Salik meratib kat eder / Tekrar-ı Hu ya Hu ile

Axık hicabın ref eder / Ezkar-ı Hu ya Hu ile

(Senai)

Seriyy es- Sakati ALLAH'A GİDEN YOL TARİFİ

 BANA ALLAH’A GİDEN YOLU TARİF ET” diyene

 Seriyy es- Sakati hazretlerine gelen genç birisi ona “Hemen bana Allah7a giden yolu tarif et” dedi.Hazret :”Eğer sıradan Müslümanların yolunu öğrenmek istiyorsan, oruç tutmalı, gece namaz kılmalı ve insanlardan uzaklaşmalısın.Yok eğer , evliyanın yolunu öğrenmek istiyorsan, bütün ilgi ve bağlantılarını keserek , sadece Allah'a kulluk etmeye çalışmalısın” dedi.

İBRAHİM ETHEM HAZRETLERİ

 İBRAHİM ETHEM HAZRETLERİ

Hazret mescidde bulunduğu sırada insanlar “Mescidde oturunuz da sizden istifade edelim” diyenlere şu cevabı verdi.”Dört şeyden dolayı sizinle ilgilenemiyorum.bu dört şeyle meşgul olmaktan uzaklaşabilirsem, sizinle otururum”

“Peki bunlar nedir el Ebu İshak?” diye sorulunca şunları söylemiştir.
1/ Allah Teala’nın “bunlar cennetliktir, ama ben aldırmam; bunlar da cehennemliktir yine aldırmam” buyurarak Ademden misak aldığı zamanı düşünüyorum ve kendimin hangi gurupdan olduğunu bilmiyorum.

2- Düşünüyorum da , Allah Teala, bir çocuğu anasının karnındayken yaratmaya hükmedip  ruh üflediğinde, çocukla ilgilenen melek:” Ya Rabbi! Şaki mi olacak yoksa Said mi?” diye sorduğunda , Allah7ın o anda benim hakkımda verdiği cevabın ne olduğunu bilmiyorum.

3- Ölüm meleği gelip ruhumu kabzetmek isteyince ;” Ya Rab! Bunun ruhunu Müslüman olarak mı, kafir olarak mi kabz edeyim?” diye sorduğunda Hak teala7nın o anda benim hakkımda vereceği cevabın ne olduğunu bilmiyorum.

4- “Bugün ayrılın ey mücrimler”(Yasin 59) ayetini düşünüyorum, fakat kendimin hangi guruptan olacağımı bilemiyorum.Bu konularla o kada rmeşgulum ki , bu meşguliyet beni sizinle oturup konuşmaktan alıkoyuyor.

Şeyh Safi’ye soruldu:”Derviş menzilleri kateddiğinde, hala ulaşamadığı bir mertebe kalır mı? Şeyh cevaben:”Elbette kalır o mertebe de, bu dervişin, Allah katında makbul bir kul olup olmadığını bilemsi mertebesidir” dedi.

Halen mertebesi Veli olan birinin , sonunda değişmesi mümkündür.   

TEHLİKELİ TİPLER

 TEHLİKELİ TİPLER

Hz.Ali efendimiz diyor ki:” Beni en çok endişelendiren iki tip adam vardır.Hayasız alim ile cahil sofu.”.

Çünkü birincisi hayasız davranışlar ile insanları ilimden soğuturken , cahil sofu , zahidane yaşayış ile insanları bilgisizliğe teşvik etmiş olur”

Sahte şeyhler,müritlerine,sadece kendilerine tabi olmalarını,davranışlarını sorgulamamalarını, başkalarına bakmamalarını, kendisine kul olmalarını isterler.Bu davranış kendilerine kitab ve nübüvvet verilenlerin davranışı değildir.Böylesi meşayihi Sadi şöyle zemmeder:
“ Kedi gibi devamlı elleriyle yüzlerini yıkarlar

Lakin amaçları köyün farelerini avlamaktır.

Nice müddet şöhret ve gurur için riyazat yapar

Çünkü boş olan davulun sesi uzağa gider.

Sahte olan şeyhler şöhret için sesinin uzaklarda duyulmasını ister.Çünkü davulun sesi uzaktan hoştur.Rabbine ulaşmak isteyen ve talebinde sadık olan bir kişi, insanlardan uzaklaşıp adının sanının unutulmasını ister. Sahtelerin hali , insanların sırtından mal edinmek ve adını duyurmaktır.

SEMAVİ KİTAPLAR

 

SEMAVİ KİTAPLAR

Semavi kitap ;önce kalbe nazil olur.Sonra peygamberlerin aklında bu kitab ve bu kitabın sırlarını kavrayış hasıl olur.Bu kavrayış hasıl olduktan sonra peygamber , anladıklarını insanlara tebliğ eder.İşte peygamberlik , alınan vahyi bu suretle haber vermedir.Hak Teala’nın kitab, hikmet ve nübüvvet ihsan ettiği kişiler, insanların en faziletlisi , en bilgilisi olurlar.Alla hteala vahiy ve kitabı, ancak temiz nefislere , ervahı tayyibeye verir.