24 Temmuz 2017 Pazartesi

ALEMİ DÖNDÜREN İKİ BÜYÜK ÇARK:CEMAL VE CELAL

Bu alem iki manevi çark üzerine devreder, birisi sağa döner ve birisi sola döner.Sağa doğru dönen;maşrık çarkı,yahi cemal, sola doğru dönen mağrip çarkı yani Celal'dir.
Maşrık yani doğu çarkı cemal tecellilerinin  mağrıp yani batı çarkı celal tecellilerinin yeridir.Alemdeki her şey bu çarklara bağlıdır.
Maşrık burcuna düşen insanlar ashabı yemindir. Bunlardan Muhammedi hakikatin ve Ahmedi velayetin varisi olanlar mürşidi kamile erişip Hak feyzine kavuşarak kalblerini masivadan boşaltırlarNefslerini temizleyip beşeri bağlardan kurtulurlar,ilahi tecellilerle nurani ve ruhani olurlar.Fırkai naciye yani kurtulan zümre olurlar.Bunların hayatı ve ölümleri ve bütün nasipleri Allah'ın takdiri ve melekler vasıtasıyla maşrık burcundan gelir.
Amma mağrıp burcuna yani celale mazhar düşenler, koyu cahillik ve asli inat dairesinde karanlıklar ve kederlere bulanmış olup küfür ve delalet içindedirler.Güneşten nasipsiz yarasalar gibi nurani alem ve ruhani makamlardan mahrumdurlar.Bunlarır hayatı ,ölümü ve bütün nasipleri Hak takdiri ve melekler aracılığı ile mağrip burcundan dağıtılır.Bunlar nefs ve tabiat karanlığında yerleşmiş oldukları için batı çarkında kalır ve celale uğrayarak esfeli safiline yani en aşağı derekeye atılırlar.
Muhammedi şeriat ve sünnetlere uyup mürşidi kamil bulanlar ,tabiat ve nefs karanlığını ,mürşit terbiyesinde kaldırır, nur alemine ulaşırlar.Bunlar kahır ve celalden kurtulurcemal isminin ve doğu burcunun hükümlerine girer,yukarı aleme yükselirler."Onlar Rablerine kavuşanlar ve onlarO'na geri dönenlerdir"(2/46)ayeti gereğince Allah'a kavuşma merciine dönüp asıl vatanlarına varırlar.
"Vatan sevgisi imandandır"hadisi bu manaya işarettir.

23 Temmuz 2017 Pazar

GÖNÜLE BAKMA,GÖNÜL BEKLEME

Allah aşkını gerçekten isteyenlerin kalbine bakılması Melami büyüklerinin özellik ve göreneklerindendir. Tarikata kabul edildikten sonra salik "Tahliye-i derun"yani içini boşaltmakla görevli olur ki buna gönül bekleme denir.
Salik kalbinde olan masiva düşüncelerini çıkarmaya elden geldiğince çalışır.gücü yettiği kadar kalbini boşaltıp Allah'dan başka hiçbir şeyi aklına getirmez.Zahiren ve batınen mürşide teslim olup onun emri üzere hareket eder.
Mürşit ,müridin istidadına bakar, istidadı kadar terbiye eder.Salikin üzerine düşen mürşidi canü gönülden sevmek ve onun sözünü tutmaktır.Hallerini ve sırlarını yabancılardan saklayıp korumak,şeriat ve tarikat edeplerine uymak , dost ve arkadaşlarıyla kaynaşmak,sohbete gitmektir.Yabancılara kaçıngan,çekingen ve uzak davranır.
Her talip bir olmaz.İlahi takdir gereği olarak istidadı oranında feyizlenir,kabı aldığı kadar alır.İstenen Allah'ın sevdiklerini sevmek ve gönül beklemeye devam etmek.Cenabı Hakk'ın huzurunda bulunduğunun şuuru ile davranmaktır.Bu huzur ve hulusun sonunda hal ve cezbe zuhur eder.
İnsanlardan her biri ilahi isimlerin birinin mazharıdır.Ezelden ebede kadar o cüzi ismin gereği ne ise onun üzerine hareket edip gider.Yaratılmışların hiç biri başka birine tam olarak asla benzemez.Keza velilerden gerek ermiş ve gerek salik kendine özgü bir tavır üzere meydana çıkıp seyrederek kemallerine yetişir.Zevkler,haller ve makamlar,gönül aynalarının cilasına göre suret gösterirler.Cemal ve celal esmasının hükümleri hep böyledir.
Hazreti Davud zamanından gelen hadisi kutsi meşhurdur:"Ben bir gizli hazine idim Bilinmeyi sevdim ve mahlukatı bilinmek için yarattım".Bütün yaratıkların yaratılma sebebi zat,esma,sıfat marifeti  ve sevgisi olduğu şu ayetten de anlaşılacaktır:"Cinleri ve insanları ancak ibadet etmeleri için yarattım"(51/56)
Bu ayette "İbadet","marifet" olarak tefsir edilmiştir.Yani Rabbi bilmek anlamındaki Allah marifeti için yaratılmış olduklarını bildirilmiştir.İbadet çeşitleri Muhammedi şeriatta belli edildiği gibi tarikat halleri de ashap vasıtasıyla öğrenilmiştir.
Ümmetin kurtulan fırkası yani "fırkai naciye"hadisi şerifte:"Benim ve sahabelerimin yolunda olanlar" olarak bildirilmiş olduğuna göre ,mümin kullar için Resule(sav) ve ashabına uymak suretiyle marifetullah ve muhabbetullah kazanmaktan başkayol yoktur.

İİNSANIN YÜKLENDİĞİ EMANET KAVRAMI

Ahzap suresi 72 ayetinde:"Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler.(sorumluluğundan) korktular.Onu insan yüklendi.Doğrusu o çok zalim ve , çok cahildir."
Ayette geçen Emanet kavramı için üç mertebe söylenmiştir:
Birinci mertebe ,şer'i mükellefiyetler ve hükmü geçerli olan dini işlerdir
İkinci mertebe,birinci emanetin semeresi ve neticesi olan muhabbet,aşk ve incizaptır.Bu hasletlerle insan melekten üstün olur.Çünkü meleklerde genelde muhabbet bulunsada onların muhabbeti ,terakkiye sebeb olan bela,minet üzerine bina edilmemiştir.Terakki yalnız insan içindir
Molla cami şöyle demiştir:Güzel kulluk ve taatin meleklere ne faydası var?/Zira aşk feyzi Adem'e (Ademin toprağına)döküldü.
Üçüncü mertebe vasbıtasız gelen ilahi feyzdir.
Bu üç mertebeden birincisi avam,ikincisi havas, üçüncüsü ise ahassül havas içindir.

EZAN-I ŞERİFTE PEYGAMBER SAV'İN İSMİNİ DUYUNCA YAPILMASI GEREKENLER

HZ.PEYGAMBER MESCİDE GİRDİ, SÜTUNUN YANINA OTURDU.EBUBEKİR SIDDIK'TE ONUN YANINA OTURMUŞTU.BİLAL KALKTI VE EZAN OKUMAYA BAŞLADI."Eşhedü enne Muhammedün Resulullah DEYİNCE Hz.Ebubekir ,her iki baş parmağının tırnağını gözlerine koyup GURRETÜ AYNİ BİKE YA RESULALLAH(Gözümün aydınlığı seninledir ya Resulallah)dedi.Bilal  ezanı bitirince Hz.Peygamber (s.a.v)"Ey Ebu bekir , her kim senin yaptığın gibi yaparsa Cenab-ı Hak onun eski ve yeni günahlarını bağışlar, ister kasten ve ister hata ile ile işlediği günah olsun, fark etmez." buyurdu.
KISASÜL ENBİYE VE BAZI KİTAPlarda geçer ki:Hz.Adem (a.s)cennette olduğu zaman Muhammed (sav) le buluşmayı çok arzu etti.Allah teala ona:"O senin sulbünden gelecek ve ahir zamanda ortaya çıkacak" diye vahyetti.Adem (a.s)O'nunla buluşmayı istedi.Allah teala Habibinin cemalini Adem (a.s)'ın başparmaklarının tırnaklarında aynı gibi ortaya çıkardı.Adem (a.s) da başparmaklarının tırnaklarını öptü ve gözüne sürdü.Cebril (a.s) bu kıssayı peygamberimize haber verince O(s.a)şöyle buyurdu:"Kim ezanda benim ismimi duyar başparmaklarını öper ve gözlerine sürerse ebedi kör olmaz."

HAZRETİ PEYGAMBER (SAV)'E SALA TETMEK

Sıddık-i Ekber(r.a) şöyle demiştir:"Hz.Peygamber (s.a)e salat etmek günahları silip yok etme konusunda soğuk suyun ateşi söndürmesinden daha tesirlidir."
Sehl b. Abdullah Tusteri (k.s)şöyle demiştir:"Muhammed (s.a)'e salat etmek ibadetlerin en faziletlisidir.Çünkü bu salatı bizzat Allah teala ve melekleri yapmış, sonra onu müminlere emretmiştir.Diğer ibadetler ise böyle değildir.Yani Allah diğer ibadetleri emretmiş, ancak onu bizzat kendisi yapmamıştır.."
Vasıtı şöyle demiştir:Hz.Peygambere (sav) tüm vakarınla salat et.Getirdiğin selavata kalbinden değer biçme.Yani Resulullah (sav)'e selavatından dolayı,O'nun senin üzerindeki hakkından bir şey ödediğin zannına kapılarak selavatına değer biçme.Çünkü sen selavatınla kendi nefsinin hakkını ödemektesin.Zira O'nun hakkı , ümmetin tamamının ödeyemeyeceği kadar yüce ve yüksektir.Çünkü O, Allah'ın selavatı içindedir.Öyleyse senin O'na selavatın O'nun sayesinde kendine rahmet celbetme talebinden ibarettir.

DOKTOR YÜCEL YALÇIN(MİHAYIL ELYAN)

İskenderun'da Mihayıl Elyan isimli birisi yaşardı.Bu kişi Suriye hükümetinde dışışleri Bakanlığı  yahut daha yüksek görev ifa etmişti.Kendisine EKSELANS derdik.yedi lisan bilirdi.Hafız Esad yahut babası devrim yaptığı vakit Mihayıl Elyan Türkiyeye kaçmış gelirkende külliyetli bir para getirmişti.Türk hükümeti buna oturma izni vermiş İskenderun ve Antakya'da büyük araziler almıştı.Doksan üç yaşında İskenderun'da bir otel odasında öldü.Dünyada tanımadığı lider yoktu.Stalin,Çörçil,Nehru yahut Gandi uluslararası boyutta tanımadığı lider kalmamıştı.Dışarıdaki meşhur siyasi liderlerden bahis açılınca onlar için büyük adam derdi.Biz mahsus sözü Atatürk'e getirirdik ve sorardık "Ekselans ! Atatürk büyük adam değilmiydi?" diye.Bizim bu sözümüze çok kızar sanki anasına küfretmiş gibi hiddetlenip oturduğu koltuğun iki tarafında tutunarak ayağa kalkar ve sokaktan geçenlerin duyabileceği bir ses yüksekliğiyle "O büyük değil fevkal beşerdi"diye bağırırdı.Hindistan bağımsızlığında etkin olan Nehru'nun bir sözünü aktarmıştı.Nehru ona demiş ki:"Atatürk İngilizlere diz çöktürünceye kadar biz yirmi yıldan beri Allah'ı İngiliz sanırdık"

DOKTOR YÜCEL YALÇIN8SÜLEYMANİYENİN HOCASI)

TALEBELİĞİMİZ SIRASINDA (1950 li yıllar) Süleymaniye caminin etrafındaki urfa lahmacuncusu,kuru fasülyecisi v.s gibi dükkanların önünde tavla oynayıp camiye gelmeyen insanlar otururdu.Hoca efendi cami hoperlerinden onları çağırır,"Güneşin bağrında niye oturup tavla oynarsınız.Alın tavlanızı içeri gelin orada oynayın"diye.Bu anonsu merak ederek namaz sonrasında hoca efendiyi buldum ve sebebini sordum."Evlat" dedi."Gençleri kiliseye celbedebilmek için filan kardinal kilisede meşhur rock şarkıcısının şarkısının 10 dakika çalınmasına müsaade etmiş.Ben tavla oynayan o gençleri buraya çağırırken yalan söylüyorum ,Eger cami içine gelip bu tavlayı orada oynayacak olurlarsa ,tavla tahtasına atılan bir zarın çıkardığı sesi caminin kubbesi akustik mükemmeliyetinden dolayı  o kadar farklı bir şekilde aksettirir ki,içinde azıcık iman olan kişi bu sesten dolayı utanır.bir diğer gelişinde tavlayı bırakarak namaza gelir.Bakmayın ben onlara yalan söylüyorum"dedi.

DOKTOR YÜCEL YALÇIN()NURUOSMANİYE CAMİİNDE BİR HUTBE)

Talebeliğimiz sırasında İstanbul Tıp'tan Nuruosmaniye camiine giderdik.Meşhur Hafız Hasan Akkuş hoca hutbeye çıkar hutbe olarak bir cümleyi üç defa tekrarlar minberden inerdi:"Ya Rabbi bizi kendine kul eyle,Ya Rabbi bizi Habibine ümmet eyle.
Kadir gecesi o camide hoca efendinin İnna enzelna suresini 7 kıraat üzere okumasının tatlılığı nedeniyle senede bir kaç defa kadir gecesi olmasını isterdik

DOKTOR YÜCEL YALCIN(Tahiyyata oturuş şekli tarifi 1930 lu yıllar)

Babam çok aydın biri idi.küçükken,bizi camiden uzak tutmamak için bize derdi ki oğlum sakın camiden uzaklaşmayın,cami hocasının dediklerine inanmayın.Çünkü bizim köyün camisinin açıklamasına göre bir kadının sülfü namaz kılarken görünürse 70.000 yıl,kakülü görünürse 50.000 yıl cehennemde yanacak.Tahiyatta oturduğumuzda ellerimizin tırnak uçlarının dizimizin bitiş yerinden biraz uzakta olması durumunda bir satırın o fazlalık olan parmak uçlarımız keseceği korkusuyla ettahiyyatüyü okurken gözlerimiz bir uçtanda parmak uçlarımızda olurdu.aman parmağımızı bilmeden uzatırsak parmak uçlarımızın kesileceği korkusunu yaşardık.Bize din adına camide bunlar anlatılırken batı çoktan uzaya gitme hazırlığını tamamlamıştı

ÖRÜMCEĞİN EVİ

Kur'an,örümceğin ağlarla inşa ettiği evi için "evlerin en çürüğü"tabirini kullanır.Örümcek ördüğü ile kendisine zindan yapar,eline ayağına bağı kendisi koyar.Yaptığı ev , kendisinin hapishanesidir.Allah'dan başkasını dost edinenler de bunun gibidir.;yani hevalarına taparlar, dünyaya yönelirler ve şeytana uymaya meylederler.Zincirler ve bağlarla günah ve veballe mukayyet olup kurtuluş ümitleri yoktur.Nihayetinde cehennemin tehlikesine , uzaklık ve mahrumiyet çukuruna düşüp ceza ve azap görürler.

AKIL ÜZERİNE

Denilmiştir ki:"Her şey çoğalınca ucuzlar.fakat akıl böyle değildir o çoğaldıkça kıymeti artar.
Akıl,ilmi kabul etmek için hazırlanmış kuvvete denir.Bu kuvvet vasıtasıyla insanın elde ettiği ilme de akıl denmiştir.Hz.Ali (kv)demiştir ki:"Akıl, matbu ve mesmu(yaratılıştan ve kazanılan)olmak üzere ikidir.Kazanılan akıl el edilmezse , yaratılıştaki akıldan istifade edilemez.Gözün ışığı yok olunca  güneş ışığının bir faydası olmadığı gibi.Hadis te buyrulmuştur:"Allah, akıldan daha değerli bir şey yaratmamıştır"..Şu hadisi şerifte ikinci akla işaret eder:"Kişi, kendisini hidayete sevk eden ve kötülükten çeviren bir akıldan daha üstün bir şey kazanmamıştır.." Allah Teala'nın Kur'anda kafirleri akılsızlıkla suçladığı her yerde,birinciyi değil ikinci akla işaret vardır.Akıl olmadığı için kuldan mükellefiyetlerin kaldırıldığı yerlerde de birinci akla işaret vardır.
Mesnevi'de der ki:
Akıl iki türlüdür.,biri çocuklar gibi öğrenilen akıldır
Kitap,hoca ve zikir yoluyla ,yararlı ve özgün bilimler aracılığıyla
Aklın diğerlerinden üstün olur.Fakat onu korurken hantallaşırsın
Her yerde koruyucu levhya dönersin
Korunan levha(levhi mahfuz)bunu aşandır
Öbür akılsa Allah vergisi akıldır.Onun kaynağı canın içindedir.
Bilgi ırmağı kalbten kaynayınca ,ne kokuşur ne de ekşir
Çıkış yolu kapalı olsada tasayagerek yok.
Çünkü o zaman zaman evden kaynayıp çıkar
Çabayla elde edilen akıl, evlere giden su arklarına benzer
Suyun yolu kapanınca yoksun  kalır
Öyleyse su kaynağını kendi içinde ara
Akıl bakımından pir olmaya çalış, külli akıl gibi içyüzünü gör

LUT KAVMİNİN DAVRANIŞLARINDAN ÖRNEKLER

Lut kavminin ahlakından bir kaçı çamur yahut kurşundan yapılmış saçma gibi taşlar atmak,ıslık çalmak, parmakları çekerek çıtlatmak idi.Bu yüzden bunlar benzememek için namazda  ve namaz dışında  parmak çıtlatmak mekruh sayılmıştır.
Sövüp saymak,şaka yaparken ölçüyü kaçırmak fahiş sözler söylemek de lut kavminin ahlakından idi.Mizah,küçük şirke ve büyük harbe sebeb olur denilir.Onların bir diger ahlakı da güvercin oyunu idi.SüfyanıSevri'nin şöyle dediği rivayet edilir:Kim güvercin oynarsa , fakirlik acısını tatmadan ölmez

22 Temmuz 2017 Cumartesi

SİHRE KARŞI TAVSİYE:HACAMAT YAPTIRMAK

Yahudiler Peygamberimiz (sav)e sihir yapıp hastalık/sihrin tesiri O'nun mukaddes zatına ulaşınca , mübarek başından hacamat yapılmasbını emretti.İşte sihirden zarar gören herkes için hacamat yaptırmak, hikmet gereği ve en güzel tedavi yoludur.
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:"Baştan hacamat yaptırmak ,delilik,başy dönmesi,cüzzam, abraşlık, uyuşukluk, diş ağrısı,göz kararması  gibi yedi hastalığa şifadır"
Hacmat yaptıran yahut kan aldıran kişi ardından tuzlu yememelidir.Hacamat yaptıran kişi o gün kelle,süt ve süt ürünleri yememelidir.Hacamatın ardından bedenini rahatlatmak için sirke alınması müstehaptır.

ŞEYTANIN VÜCUDUMUZDAKİ GİRİŞ YERİ(İKİ OMUZ ARASI)

Peygamber (sav)'in sıfatlarından birisi de iki omuzu arasında nübüvvet mührünün olmasıdır.Bu mührün iki omuzu arasında olmasını İmam Demiri şöyle izah etmiştir:"Allah dostlarından birisi  Allah Teala'dan şeytanın gelip insana nasıl vesvese verdiğini göstermesini istedi.Hak teala ona insanın heykelini/vücudunu billun/cam suretinde gösterdi.insanın iki omuzu arasında kuş yuvası gibi siyah bir ben ve alamet vardı.Pusuya yatmış olan İblis, fil hortumu gibi uzun hortumuyla hınzır suretinde gelip insanın her tarafını araştırmayşa başladı.Nihayet insanın iki omzu arasında hortumunu onun kalbine doğru soktu ve ona vesvese vrdi.Bu kişi Allah'ı zikredince İblis hemen geri çekildi, sindi ve pusuya yattı.İşte bundan dolayı İblis'e hannas, yan sinen,psuya çekilen denilmiştir.Çünkü kalblerde zikir nuru hasıl olunca İblis gerisin geri çekilir.
Hazreti Peygamber(sav)'in mührü keklik yumurtası kadardı.mührün etrafında yeşile çalan kıllar vardı.
İki omuz arası şeytanın giriş yeri olduğu için Hz.Peygamber (sav)iki omzu arasından hacamat yaptırır(kan aldırır) ve bunu ashabına emrederdi.Şeytanın nüfuz ve müdahalesini zayıflatıp daraltmak için bunu kendisine Cebrail(a.s)tavsiye etmişti.Çünkü şeytan vesvesesini kan damarları yoluyla kalbe ulaştırırPeygamber (sav)şeytanın vesvesesinden korunmuştur.Çünkü şeytanı Müslüman olmuştur.Yani bu ilahi mühürle olmuştur.Adem (abs) musallat olan şeytan ise Müslüman olmamış ve bu yüzden ona vesvese vermiştir.

HAZRETİ İSA GELDİKTEN SONRA

Hz.İsa ahir zamanda yeryüzüne indiğinde hacı kıracak,domuzu öldürecek,helali artıracak,kafirlerden cizyeyi kaldırıpislam olmaktan başka bir şey kabul etmeyeceği rivayet edilmiştir.Şeriatın içinde olan bu durumlar Hz.İsa (a.s)yeryüzüne indikten sonra ortaya  çıkacaktır.

"MUHAMMED"İSMİ

Dedi doğumundan yedi gün sonra bu ism verdiğinde etrafındaki kişiler:"Senin atalarının ve kavminin isimlerinden olmadığı halde niçin ona bu ismi verdin?"diye sordular.Cevaben:Ben onun gökte e yerde övülecek olmasını umuyorum"demiştr.
Muhammed,övülmeş olmakta ileri giden demektir.Muhammed;inançları, amelleri, sözleri ve ahlakı ile övvülmüş olandır.
Muhammed kelimesindeki mim harfi O'nun son peygamber olduğuna işaret  etmektedir.Çünkü mim harfinin mahreci , mahreçlerin sonuncusudur.Yine mem harfi O'nun kırk yaşında peygamber olarak gönderileceğine işarettir.
MUHAMMEDÜN RESULULLAH"arapça on iki harftir.Nitekim LA İLAHE İLLALLAH"da arapça on iki harftir.keza EBUBEKİR SIDDIK,ÖMER İBNİ HATTAB,OSMAN BİN AFVAN,ALİ İBNİ EBİ TALİB'UDE ON İKİ HARFTİR.Bu uygunluk ve müasebet sebebiyle onların nesebi Resulullah(sav)'in nesebi ile birleşir.Hz.Ali(kv)'nin nesebi ikinci babada(dedede),Hz.Osman(r.a)'ın nesebi beşince babada,Hz.Ebubekir (ra)'ın nesebi yedinci babada,
Hz.Ömer (r.a)'ın nesebi dokuzuncu babada birleşir.

KAMİL VELİLERİN TERCİH ETTİKLERİNDE HAYR VARDIR

Ahzab suresinin 36 ncı ayetinde buyrulduğu gibi:"Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman,inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse , apaçık bir sapıklığa düşmüş olur".
Bu ayetin hükmünü bugüne uygulayacak olursakHayır Allah'ın,Resulünün ve onun kamil varislerinin seçip tercih ettiğindedir.Resul de varis de kendi iradesinden fani olduğu için heva ve hevesten konuşmaz.Bilakis onların konuştukları , kendilerine gelen bir vahiy ve inen ilhamdır.
Şu halde mürit,mürşidi olan şeyhinin emrini-sevse de sevmese de-emrine teslim olması,nefsinin hevasına/arzularına  ve tabiatının muktezasına uymaması gerekir.Allah Teala şöyle buyurur:"Bazen hoşlanmadığınız bir şey ,hakkınızda iyi/hayır olabilir"ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü/şer olabilir"(Bakara 2/216)
İradeden fani olmak zor iştir."Mürid iradesi olmayandır"denilmiştir.Yani onun kendi nefsi cihetinden iradesi yoktur.Onun Rabbi cihetinden iradesi vardır.İradeyi Allah'ın iradesinde ve Resulünün iradesinde  ve Resulünün varislerinin iradesinde yok etmek çok zor olduğu için saliklerin çoğu varlık perdesinde kaldı.Müşahededen bihaber oldu.Tabi olmanın berekinden ve taraftar olmanın nemasından mahrum kaldı.

KÜÇÜK GÜNAHLARA MAĞFİRET OLACAK ERKEK VE KADINLAR İÇİN KUR'AN DA SAYILAN ON TAAT

AHZAB SURESİNİN 35 AYETİDİR.
1-Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar
2-mümin erkekler ve mümin kadınlar
3-taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar
4-söz,amel ve niyette "doğru erkekler ve doğru kadınlar"
5-Taatelere devama ve masiyetleri terke "sabreden erkekler ve sabreden kadınlar"
6-Allah için kalbleri ve uzuvlarıyla tevazu gösteren "mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar
7-"sadaka veren erkekler" ve sadaka veren kadınlar"
8-Farz veya nafile olsun "oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar"
9-Zahirde haramdan, hakikatta mükevvenatın tsarruflarından "ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar"
10-Kalbleri ve dilleriyle "Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar"

EHLİ BEYTE SAYGI ÖRNEKLERİ

Anlatılır ki Bağdatta az bir sermaye ile ticaret yapan bir tacir vardı.Bir keresinde cemaatle namaz kıldı.Selam verdiklerinde Hz.Ali neslinden bir kimse ayağa kalktı ve "Benim bir kızcağızım var.Onu evlendirmek istiyorum.Ceddim Resulullah hakkı için kızımın çeyizini temin edecek kadar bana bir şeyler verin."dedi.
Bu tacir sermayesi olan beşyüz dirhem gümüşü bu adama verdi.Gece olunca tacir rüyasında Resulullah (sav)'i gördü.Hazreti peygamber (sa.v)ona:"Ey genç ! Gönderdiğin hediy bana ulaştı.Belh şehrine git, orada Abdullah b.Tahir'i bulki o Belh emiri idi- ve ona de ki:"Muhammed (sav)sna selam söylüyor ve şöyle buyuruyor:"Sana bize iyiliği olan bir dostumu gönderiyorm.Sen ona bin dinar altın ver"Tacir uyandı.Durumunu hanımına haber erdi.Kadın "Seh Belh'den dönene kadar bizim nafakamızı kim temin edecek?" dedi.Bu sefer adam komşularından bir fırıncıya gitti ve şöyle dedi:"Ben yokken ailemin ihtiyaçlarını giderirsen geri döndüğümde sana her dirhem gümüşe karşılık bir dinar altın veririm" dedi.Fırıncı :"Zaten sana Belh'e gitmeni emreden Zat, bana sen dönene kadar ailenin nafakasını vermemi tavsiye etti." dedi.Tacir sevinde ve hemen Belh'e doüğru yola koyuldu.Belh7e yaklaşınca Abdullah b.Tahir onu karşıladıve :"Merhaba Ey Resulullah'ın elçisi.Seni bana gönderen zat sana ihsan ve ikramda bulunmamı tavsiye etti."dedi.Üç gün onu güzelce misafir etti.Sonra Resulullah (sav)'in emrine uygun olarak ona beşyüz dinar altın verdi.Ayrıca Resulullah(sa)'in elçisi olduğu için ona beşyüz dinar altın daha verdi.Onu evine ulaştıraak bir gurup adamını da onunla birlikte gönderdi.
ŞEYH SA'Dİ DER Kİ:
ALTIN VE NİMETİ BUGÜN VER,ONLAR SENİN MÜLKNÜN MADENİ İKEN ,
çünkü SENDEN SONRA ONLAR SENİN EMRİNDEN ÇIKARLAR,
ACZ VE DÜŞKÜNLERİ SEVİNDİR,
ACZ GÜNÜNÜ HATIRLA,
SEN BAŞKALARININ KAPISINDA TALEP EDEN KONUMUNDA DEĞİLSİN,
BUNA ŞÜKÜR OLARAK TALEP EDENİ KAPINDAN KOVMA
DOĞRUSUNU İSTERSEN CÖMERT KİŞİ VELİDİR
CÖMERTLİĞİ MESLEK EDİNEN YİĞİTLER ŞAHI aLİ'DİR
iYİLİK YAPARAK BİR GÖNLÜ HUZURA ERİŞTİRMEK
KABE YOLUNDA BİN REKAT NAMAZDAN DAHA İYİDİR.
HAZİNEDEN KANTAR İLE ALTIN İKRAM ETMEK
HASTA ELDEN GRAM İLE VERMEK GİBİ OLMAZ
HERKES KENDİNE YAKIŞAN GÜZEL YÜKÜ GÖTÜRÜR
ÇEKİRGENİN AYAĞI, KARINCAYA GÖRE AĞIRDIR

EHLİ BEYTE SAYGI ÖRNEKLERİ

Rivayete göre Hz.Ali neslinden fakir bir kadın kızlarıyla beraber Semerkand camiine varıp konakladı.Kızlarına yiyecek aramak için dışarı çıktı.Şehrin emirine(valiye)uğradı.Ona Hz.Ali neslinden olduğunu söyleyip bir gecelik yiyecek talep etti.Emir:"Hz.Ali neslinden olduğuna delilin var mı?2diye sordu.Kadın:"Bu beldede beni tanıyan yok"dedi.Bunun üzerine emir ondan yüz çevirdi.Bu sefer kadın şehrin emini olan(Belediye başkanı) bir mecusiye uğrayıp halini ona arz etti.Mecusi kadının kızlarına bir haberci gönderip onları davet etti.Onlara yardım ve ikramda bulundu.Vali,rüysaında kıyametin kopmuş olduğunu gördü.Hz.Peygamber (sav)'in yanında bir sancak ve yeşil zümrütten bir köşk vardı.Emir:"Ey Allah'ın Resulü bu köşk kimin?"diye sordu.Resulullah (sav)Mümin ve muvahhid olnındır"buyurdu.Vali:"Ben de Müslüman ve muvahhidim"dedi.Hz.Peygamber (sav):"Senin mümin ve muvahhid olduğuna delilin var mı?"diye sordu.Bunun üzerine vali ağlayarak ve güzünü tokatlayarak uyandı.Hemen Hz.Ali neslinden olan o kadını soruşturdu.Onun mecusinin yanında misafr olduğunu öğrendi ve kadını ondan talep etti.Ancak Mecusi bu talebi reddetti.Vali:"Sana bin dinar/altın vereyim,sen de onları bana teslim et"dedi.Mecusi:"Böyle bir şey olmaz.Biz Hz.Ali neslinden olan bu hanımın elinde Müslüman olduk.Hz.Peygamber (sav) de o köşkü bize ait olduğunu haber verdi"dedi.

21 Temmuz 2017 Cuma

İLK VURUŞTA AFFETMİŞTİM

iBRAHİM B.ETHEM'E HÜKÜMDARIN EVİ SORULDU.O DA KABRİSTANI GÖSTERDİ.BUNUN ÜZERİNE SORAN ASKER CEZA OLARAK ONU DÖVÜP BAŞINIYARALADI.SONRA ONUN İBRAHİM ETHEM OLDUĞUNU ANLAYINCA AF DİLEDİ.İBRAHİM B.ETHEM DEDİ Kİ:"BEN SENİ İLK VURUŞTAAFFETMİŞ VE KENDİ KENDİME ŞÖYLE DEMİŞTİM:ALLAH7A ASİ OLAN ZALİM BAŞA VUR!

KANUNİ ŞEHZADEBAŞI CAMİİNİ KEŞKE YAPTIRMASAYDI

Papaz kızı olan Hürrem sultanın kışkırtması ile Şehzade Mustafa'nın öldürülmesine karar veren Kanuni,şehzadenen öldürülüşünü çadırın bir deliğinden seyreder.dört beş bostancı Şehzade Mustafa'ya yere yıkabilmek için üzerine çullanırsada  başlangıçta başarılı olamaz.Şehzadesinin yiğitliğine hayran olan padişahın ağzından gayri ihtiyari şu sözler çıkar:"Bre bre yiğidime bak".Ne çareki bu ölümden üzüntü duyan Kanuni oğlu için Şehzadebaşı camisini yaptırsa da bu onun günahının affına kefaret olmasa gerek.Devletin ebkası için küçk çocuklarını boğanlar ve bunlara fetva verenler hakkındaki "çekiştikleri konu" hususunda Cenab-ı Hakk kıyamet günü hüküm verecektir.

HÜKMÜ BÜTÜN ZAMANLARA CARİ kUR'AN AYETLERİNDEN

Ankebut suresinin 2 nci ayeti:"İnsanlar,imtihandan geçirilmeden, sadece "iman ettik"demeleriyle bırakılavereceklerini mi sanıyorlar?" Bu ayet her ne kadar müminler için nazil olmuş ise de manası Ümmeti Muhammed hakkında devamlıdır.hükmü bütün zamanlara caridirAllah Teala onları mutlaka meşakkatli sorumluluk ve mükellefiyetlerle imtihan edecek;hicret,cihad,şehvetleri terk,ibadet,nefis ve malda musibetlerle  sınayacaktır.Böylece muhlis olan münafık olandan,dinde rasih olan mütereddit olandan ayrılsın ve müminler sabrederek yüksek derecelere ulaşsınlar.İmanın fiilen ortaya çıkması için bu imtihanlar zarurettir.
Muhabbet ehli "ba" harfinin noktası gibi Allah için tevazu gösterirler;Allah'da "Nun" harfnin noktası gibi onları yukarı çıkarır,yükseltir.Kim de"Nun"harfinin noktası gibi dünyad tekebbüreder,yükseklik ve azgınlık peşinde koşarsa Allah Da onu "Ba" harfinin noktası gibi alçaltır , zillete düşürür.Afiyet değerini bilene hastalık gibidir.Bela değerini bilene ilaç gibidir.Nefislere bela,tembellikten onu kurtarmak  ve en iyi amele sevketmek içindir.Kir pastan temizlenmesi için kalblere bela ilaç gibidir.Ruhlar bela ,gönüldeki sıdk ve muhabbeti ,boş şeylerden tecrid etmek ve arındırmak içindir.Sırların belası ise tecelli eserlerine sabretmek suretiyle O'nda fani olup Onunla bela sırrına erinceye kadar mükaşefe halinde bulunmasındandır.

EVLERİMİZDE KUR'AN OKUMAK

Ahzab suresinin 34 ncü ayeti:"Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın.." buyurulmakla Mümin,evine Kur'an dan bir pay ayırıp evinde hizbinden bir miktar Kur'an okuması sünnettir.Bir hadiste buyurulmuştur ki:"Müslümanların evlerinde nurları arşa kadar uzanan kandiller vardır.Yedi kat gökteki  ve yedi kat yerdeki mukarreb melekler onları tanır ve "İşte bu nur,müminlerin,içinde Kur'an okudukları evlerdendir."derler."KUR'AN'I BAZEN BAŞKALARINDAN DİNLEMEK DE SÜNNETTİR.HAZRETİ PEYGAMBER (SAV),SAHABEDEN ÜBEYY(R.A) VE iBN MESUD (R.A)KIRAATINI DİNLERDİ.HZ.ÖMER (R.A) DA EBU MUSA ELEŞ'ARİ(R.A) IN KIRAATINI DİNLERDİ.ONUN SESİ PEK GÜZELDİ.

KİR VE GÜNAH ÜZERİNE

Kir ve günah ,çirkin işlerde ,kötü ahlakta olur.Çirkin işler, görünen ve görünmeyeni ile kötülükler ve fuhşiyattır.Kötü ahlak ise ,nefsin isteklerine uymak,bid'at,cimrilik hırs,akraba ziyaretini kesmek ve benzeri şeylerdir. Rabbül alemin onları bidat yerine sünnet yoluna koydu,cimrilik yerine cömertlik,hırs yerine kanaat,akrabadan ilişiği kesmek yerine ziyaret ve şefkat duygusunu onlara nasib etti.Sonra şöyle buyurdu:"Sizi tertemiz yapmak istiyor"(ahzab 33)
Kendimizi beğenmekten,Allah üzerinde bir hakkımız(nazınız)olduğunu düşünmekten ya da ibadetlerinize bakıp güvenmekten sizi temizlemek istiyor.Tarikat pirlerinden Abdullah Ensari Herevi hazretleri şöyle buyurmuştur:"Bakış iki türlüdür.İnsani bakış ve Rahmani bakış.İnsani bakış senin kendine bakmandır.Rahmani bakış  (nazar)ise Hakk'ın sana bakmasıdır.Senin benliğinden insani bakış gitmedikçe ,Rahmani bakış kalbine inip yerleşmez.Ey miskin,benlikle bulaşmış olan ibadetine niçin bakıyorsun?Onu ihtiyaçsızlık dergahıyla niçin ölçüp mukayese ediyorsun.Yeryüzündeki tüm sıddıkların,gök yüzündeki tüm kutsi meleklerin ibadetlerini toplasan Hakk terazisinde sivrisinek kanadı kadar ağırlık tutmaz.Hak Teala hiçbir ihtiyacı olmamasına rağmen kulun kulluğunu beğenir ve kulluk yolunu ona gösterir.

"EVLERİNİZDE OTURUN"HİTABI

Ahzab Suresinde geçen ve muhatapları Peygamberimiz (sav)'in eşleri olan  32 nci ayet ve devamı ayette "Evlerinizde oturun" denilmiştir.Bu ayet gereğince ezvacı mutahharadan Sevde binti Zem'a (r.a)Hz.Ömer (r.a)  zamanında vefat etmiş olup cenazesi evinden çıkarılana kadar namaz,hac,umre için dahi olsa  odasından dışarı adım atmamıştır.Kendisine "Niçin hac ve umre yapmıyorsun?" diye sorulunca "Bize "evlerinizde oturun" buyruldu"demiştir.
Bugün müslüman kadınlarımızın bir çoğu kendi çaplarında cihad yapmak amacıyla kocalarını,çocuklarını ve evlerini ihmal ederek sohbet,toplantı v.s nam altında dolaştıklarını görmekteyiz.Bu zaman içinde bir takım huzursuzluklara neden olmakta ama kadınlarımız bunu önemsememektedir.Bu ayeti,ayetin hikmetlerini tefekkür etmek gerekir diye düşünürüm

20 Temmuz 2017 Perşembe

PEYGAMBER HANIMLARININ ŞAHSINDA VELİLERE ÖĞÜTLER

Ahzap suresinin 32 ayetinde buyurulur ki:"Ey Peygamber hanımları!Siz, kadınlardan herhangi biri değilsiniz.Eğer (Allah'dan)korkuyorsanız,(yabancı erkeklere karşı)çekici bir eda ile konuşmayın;sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır.Güzel söz söyleyin"
Efendimiz (sav) muhatap alınarak inen tüm ayetlerde olduğu gibi Efendimiz(sav)'in hanımlarının muhatap alındığı bu ayette de değişik manalar olabilir.Çünkü,Efendimiz (sav) ve temiz eşleri dünyadan göçmüşler ama Kur'an'ın ayetleri kıyamete kadar mevcut.Dolayısıyla bu ayetin bugün için ifade ettiği yeni manaları düşünmek gereklidir.
Efendimizin hanımlarının şeref bakımından diğer kadınlardan farkı mevcuttur.Bu nedenle O'na yakınlık sağlamak ayrıcalığı gerektirdiği gibi farklı kanunlara tabi olmayıda gerekli kılar.Tıpkı bugünün mevzuatında,milletvekilinin ,cumhurbaşkanının,hakim ve savcıların farklı yasaları olması gibi.Cenab-ı Hakk'a yakınlık peyda eden kişilerinde farklı yasaları olsa gerektir.
Ayette işaret edilmektedir ki kalblerin rahimlerini meşayıhın velayetinin tasarruflarına teslim eden gönül ehlinin halleri, diğer insanların halleri gibi değildir.Allah ile O'nun dışındaki şeylerden sakınıp takva sahibi olan kimse ,iki dünyadan hiçbir şeye boyun eğmez.Çünkü sözle boyun eğmek, kalp ve amel ile boyun eğmeyi getirir.Sadıklardan bir çoğu , kendi iddialarınca ahiretin salahı  ve dinin maslahatları için sözle dünya erbabına ve dünyevi işlere boyun eğerler.Böylece onlar yavaş yavaş helak uçurumuna yuvarlanır,gerisin geri dünyaya dönerler ve halleri de zayıf olduğu için gaflet denizinde boğulurlar.O halde bu gibi ruhsat ve tavizlerden uzak durmalıdır.Maruf ve iyilik dışında hiçbir gerekçeyle dünya hallerine ve dünya işlerine girişilmemelidir.Aksi halde kişi münker işlere mağlup olur.Hakk'ın rızasına muhalif işlerden Allah'a sığınmak gerekir.

CENNETTEKİ EŞİNİ BURADA BULMAK

Abdülvahid .Zeyd şöyle demiştir:"Allah'dan bana cennetteki arkadaşımı göstermesi için üç gece yalvardım.Bana:"Ey Abdülvahid! senin cennetteki arkadaşın Meymunetüs sevda(kara meymune)dir"denildi.Ben :"O nerededir"diye sordum.Bana :"Kufe'de falanca oğulları arasındadır"denlidi.Hemen çıkıp Kufe'ye vardım ve onu sordum.Bana:"O, bir kaç koyuncuğu otlatan bir mecnunedir" dediler."Ben onu görmek istiyorum"dedim.Bana Öyleyse musallaya(mezarlığa)git"dediler.Musallaya vardım birde ne göreyim o durmuş namaz kılıyor.Önünde bir değnek kendi üzerinde de"Satılamaz ve satın alınamaz"yazan yün bir elbise vardı.Bir de baktım ki koyunlar kurtlarla otluyor.Ne kurtlar koyunlara saldırıyor ve nede koyunlar kurttan korkuyordu.
Beni görünce namazını kısa kesti ve selam verdi.Sonrasında bana :"Ey İbn Zeyd dön git!buluşma yerimiz burası değil orası"dedi.Ben:"Allah rahmet etsin , benim İbn Zeyd olduğumu nereden bildin?"dedim.Şöyle cevap verdi:"Bilmezmisin ki ruhlar toplanmış/düzenli ordulardır.Ruhlar aleminde tanışıp kaynaşanlar bu alemde de tanışıp kaynaşırlar.Ruhlar aleminde tanışmayanlarda burada ihtilaf ederler" diye cevap verdi.Ona :"Bana öğüt ver"dedi. O da"Hayret! Kendisi vaiz olana öğüt verilecek öyle mi?"dedi ve devam etti:
"Bana şöyle bir haber ulaştı ki bir kula dünyalık bir şey verilir de kul bir ikincisini isterse Allah o kimseden kendisiyle halvet/baş başa kalma  sevgisini çekip alır, ona yakınlıktan sonra uzaklık,ünsiyetten sonra yabancılık verir.İşte bu sırdan dolayı Allah Teala Kur'an da ,Peygamberimizin(sav) temiz eşlerine öğüt vermiştir.Ahzap 30)

ŞEHİD OLUNCAYA KADAR SAVAŞACAKLARINA SÖZ VERENLER


 "MÜMİNLER İÇİNDE Allah'a VERDİKLERİ SÖZDE DURAN NİCE ERLER VARDIR(33/23).Bu ayet Osman . Afan,Talha b.Abdullah, Said b.Nufeyl,Hamza,Mus'ab b.Umeyr,Enes b.Nadr ve diğerleri hakkında inmiştir.
Enes b. Malik'in amcası Enes b.Nadr, bedir savaşında bulunamadı.Uhud savaşına katıldı.(Yaşanan kargaşadan sonra) İblis:Haberiniz olsun Muhammed öldürüldü"diye bağırınca ,Enes (r.a)Hz.Ömer ile beraber bulunan sahabelerin yanına uğradı.onlara:"Ne oturuyorsunuz?" diye sordu.onlar da:"Resulullah öldürüldü" dediler.Enes (r.a)"O'ndan sonra siz yaşayıp ta ne yapacaksınız? Kalkın ve onun öldüğü şekilde /yolda siz de ölün!" dedi.Sonra kılıncını çekerek müşrik ordusunun içine daldı.Daha sonra şehitler arasında bulundu.Vücudunda seksen küsür yara vardı.

RESULULLAH EN GÜZEL ÖRNEKTİR.

Resulullah (sav)efendimizin bizler için (Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için)güzel bir örnek olduğunu Ahzab suresi 21 ayeti beyan eder.Cenab-ı peygamber efendimizin Harpte sebat etmek,zorluklara göğüs germek gibi örnek alınması gerekli hususiyetleri vardır.Uhud'da Efendimiz (sav)'in kaşının üstü yarılmış mübarek dişi kırılmış,amcası Hamza (r.a)şehid edilmiş çeşitli eziyet ve sıkıntılara maruz kalmıştır.Sebat edip metanet gösterdi, yenilgi ve yılgınlık göstermedi.Sabretti şikayette bulunmadı.Bu sünneti seniyeye müminin uyması gereklidir.
Çokça zikretmek,Resulullah (Sav)'in örnek ahlakına sahip olma yolunda bir gerekliliktir.Güzel ahlakı ,çok zikre bağlamıştır.

İMANDAN İMANA FARK VARDIR

Osman Fazlı Atpazari hazretleri:"Ben kutb-i vücud değilim,fakat ona inanırım."dedi.Kendisine :"Biz de ona inanıyoruz." denildi.Bunun üzerine "İnanmadan inanmaya fark vardır.İman vardır ki kök salmış bir ağacın kökü gibi hiç sarsılmaz.İman vardır zayıf otların kökleri gibi hemen sökülür gider.Çünkü ihsan ve yakin sahibi olan kimse, irtidad ve şüpheden emin kılınmıştı. Gaflet ehli ve yalnız bir yönden ibadet eden ise bunun aksinedir
SU TAŞTAKİ NAKŞI SİLEMEZ
ANCAK KAĞIT ÜZERİNDEKİ NAKŞI SİLER
ALLAH SEVGİSİ KONUSUNDA SABİT KADEM OL
HAKK'IN PAK ZATINDAN YÜZ ÇEVİRME !

SİVRİ DİLLERİYLE İNCİTENLER

Münafık olma ihtimalleri yüksektir.Çünkü Ahzap suresinin 19 ncu ayeti onlar hakkında "Korku gelip çattı mı,üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarnı görürsün.Korku gidince de , mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler.Onlar iman etmiş değillerdir;bunun için Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır"buyurulur.

ÖLÜM ÜZERİNE

1-Ölüm kaçınılmazdır.Süfyan-ı Sevri (k.s) şöyle demiştir."Aklı olan kişiye Hz.Peygamber (sav)'in (vefat ettiği )yaşa ulaşınca kefenini hazırlamak gerekir.Hatim-i Esam (k.s) şöyle demiştir:"Her sabah mutlaka şeytan bana "Ne yiyeceksin, ne giyeceksin ve nerede oturacaksın?"diye sorar.Ben de ona;"Ölüm yiyeceğim,kefen giyeceğim ve kabirde oturacağım" derim.
2-Ölümden kaçmak eceli/ömrü artırmaz.Ecelleri ve rızıkları değiştirmek için çalışan , kendisi için takdir edileni savuşturmayı uman kimseden , hali daha kötü kimdir?O mutlaka takdir edilenle karşı karşıya gelecektir.

KUTUP,GÖÇMESİ VE YENİSİ

Resulü Ekrem (sav)efendimizin tam varisi olan Zamanın Kutbu ahirete yürüdüğünde ,saliklerin kalb feleklerinin merkezi kim olduğu dil ile söylenmez.Lakin o fazlı ilahi devleti kime nasip olursa Hak Teala ona bütün esma,sıfat,ef’al ve zatıyla vasıtasız tecelli eder;mübarek kalbi ,vahdet güneşinin nurunu yansıtan parlak bir ayna olur.Müritlerin işlerini Hak ve adalet üzre görmek için kutupluk makamına Allah Teala tarafından halife ve hakim tayin olunduğunun şahidi , o ilahi nurdur.Bu ilahi nur,kendisinin tam manasıyla peygamber varisi olduğunun kesin delilidir.Kutup olduğunda hiçbir şüphesi kalmaz.Bu hususta “Acaba ben miyim ki?”denmez.
İkinci olarak beşeri vasıflardan tamamen temizlenip soyulan ve muhabbet nurlarıyla iki cihan bağından kurtulan efrad’ın şahitliğidir.Bunlar o muhabbet güneşine bağlıdırlar.Kutup hangi “batı”nın “doğu”sundan doğarsa bunlar da onunla beraber doğar.
“Acaba kimdir ?“ diye araştırma gereği duymazlar.Kutbu şahsen tanıyıp görerek şahitlik yaparlar.Bunlarla kutup arasında fark yoktur.Tek fark,nurları yayıp dağıtmak işi Kutup hazretlerine ait olduğundan ,nurları doğrudan almayıp kutup vasıtasıyla almalarıdır.Ama öyle bir şekilde ki Hu Hu olup güya vasıtasız , doğrudan doğruya alırlar.Lakin bir talibi gönül haline getirmek isteseler  ve kalbine muhabbet ve cezbe nuru gelmesi için himmet etseler asıl feyiz verenin kutup olduğunu kendilerinin onun vasıtası olduklarını talibe işaretle bildirirler.Bazen gaflet yüzünden söyleyenler gibi “Bu hal size bizden verildi “diye kendilerine isnat edip İlahi kapıdan kovulmazlar.
Üçüncü olarak “ulul ilm” olanların şahitlikleridir.Bunlar henüz efrad mertebesine erişmemiş olmakla birlikte, o muhabbetin güneşi olan pir nazarından ışık aldıklarından kutupluğun özellik ve alametlerini bilirler.Alemin kutbu öbür aleme göçtükten sonra tarikat kardeşlerinden her birine gönül koşup o hakikat güneşinin nuru hangi burçtan parlarsa hiç şüphe etmeksizin onun halife olduğuna şahitlik ederler.
Bazısı dış görünüşünden de Kutbun yüzünde ve gözünde bir nişan görür, zevki olan bu nişanla mübarek şahsını bilir ve bulur.Muhabbet nuruyla kutup olduğuna şahitlik eder.
Bu mertebelerin aşağısında olanlar , yarasa gibi hakikat güneşinin nurunu anlıyamaz ve tanıyamazlar.onlara lazım olan muhabbet ehline uymak,aczini, kusurunu itiraf etmekve Cenab-ı Hakka yalvarıp yakarmaktan geri kalmamaktır.Bir gün Allah’ın lütfu , basiret gözlerini açar ve marifetullah şarabı içerler ve o muhabbet nuru kalpte ortaya çıkıp görünür ve ilmel yakın , aynel yakın ve hakkal yakin mertebeleri ile gönül fitilinde parlar  ve böylece ulul ilm zümresine girerler..Şu ayeti kerimeyi okuyarak Hakk’ı bulup gönül sırrına ererler .,”Şehidallahü ennehu ..”(3/18)
O gün bir mahşer günüdür ki “yevme tüblesserair”: o gün sırlar açılır”86/9 ayetinin gereği olarak bütün müritlere ve muhiblere , kabiliyetleri kadar bir sarhoşluk  ve haşyet gelir ki kimine saadet , kimine şekavet,kimine cehalet ve kimine marifet zuhur eder.Kabiliyetlerine göre acaib şekil ve garip davranışlar ortaya çıkar .Bir çoğu hidayete erişip doğru yolu bulurken , bir çoğu da delalete düşüp sapıtır, bir kısmı hayret deryasına dalar , boğulur Allah korusun.
Kimi halife olduğunu iddia edip doğru yoldan çıkar ve bir çok Hak yolcusunun yolunu kesip sapıtır.Bazıları zındıklık ağına  yakasını kaptırır, dinden çıkar.Bazıları kibre düşer  kendini beğenip üstün görmeye başlar , kimi inatlaşmayı huy edinir.Bazıları da vehim ve hayal karineleriyle , kuruntularla meşrebine uygun olanları zamanın kutbu sanır.

Bir kısmı da kimseye kalbini bağlamaz, tereddütte saplanıp kalır, bazıları da irfan sınırından ayrılır, çeşit çeşit sırlar ve haller ortaya çıkmasıyla büyük zahmetler çekerler.”Allah kime hidayet verirse o yolu bulmuştur” mealindeki 7/97 ayeti gereğince Allah'ın inayetini uzun zaman beklemekten başka çare kalmaz.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

HU HARFİ

(HU) harfi tek olan Allah'a işaret olan bir harftir.Ne isimdir, ne de sıfattır.Ancak Allah'ın tekliğine işarettir.O tek olan harf(ha)dır.nefsin karargahıdır.Söylediğin bütün isim ve sıfatları dilden söylersin ama Hu öyle değil.Hu canın ortasından çıkar,samimi sineden ve gönlün dibinden geçer,dilin ve dudağın onunla bir işi ve ilgisi yoktur.Din yolunun erlerinin ve aynel yakin makamının efendilerinin gönülleri saftır,himmetleri yücedir ve sineleri ağyardan arınmıştır.Onların sinelerinin dibinden bu kelime çıktığında ,onların maksatları ve bundan anladıkları Hak Teala'dan başkası değildir.Bu durumda olan bir aziz yolda gidiyordu.Dervişin biri yanına gelip"Nereden geliyorsun "diye sordu . "Hu"diye cevap verdi."Nereye gidiyorsun?" dedi.Hu diye karşılık verdi.Maksudun nedir?diye sorunca yine Hu dedi.ne soruyorsa Hu diye cevap veriyordu
Velhasıl La ma'bude illa Hu,La maksude illa Hu,La mevcude illa Hu  ifadesi vecd ve keşif ehli içindir.

İBLİSİN ÖĞÜDÜ

 Birisi İblisi gördü ve bize öğüt ver dedi.İblis şöyle dedi:”Ben, deme ki benim gibi olmayasın”

Şeyh Hafif şunları söyledi:”Benliği terk etmek dinde zındıklıktır.Benliği ispat etmek ,hakikatte şirktir.Şeriat makamında olduğun zaman “Ben” demeye devam et.Hakikat yolunda olursan “O” de.Her şey O’ndandır.Şeriat fiillerdir, hakikat ise hallerdir.Fiil ve davranışların kıvamı sende,hallerin nizamı ise ondadır.

BÖBÜRLENMEK VE BOZGUNCULUĞU ARZULAMAK

Kasas suresinin 83 ayeti:”TİLKED DARÜL AHİRETÜ” diye başlar.”İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz(en güzel )akıbet,takva sahiplerinindir.
Rivayete göre Hz.Ali (kv)demiştir ki:”Bir kimse ayakkabısının bağının,arkadaşınınkinden daha iyi olmasını ister ve bundan hoşlanırsa o kimse bu ayetinin manasınını şümulüne girir”
Yani,hoşlandığı elbise ve giysiler onu büyüklenmeye ve tekebbüre sevkederse , o da yeryüzünde fesat ve bozgunculuğu isteyenlerden olmuş olur.
Bu ayet adalet sahibi  ve tevazu ehli valiler ile güç ve kuvvet sahibi diğer insanlar hakkında nazil olmuştur.
Marka elbise,lüks ve pahalı araca sahip olmak için bir ömür harcayanların durumu nasıl ola ki?
Bir mahluk diğer bir mahluka karşı ancak Hakk’ın maiyetinden perdeli(hicablı)olduğunda üstünlük taslayabilir.Şayet hicabı kalkıp diğer mahlukun Allah’la beraber olduğunu müşahede etseydi mahviyyet sahibi olur, tevazu gösterirdi.

DOĞRULUK ÇEŞİTLERİ VE GÖSTERGELERİ

Demişlerdir ki :Doğruluk iki derecedir.Birisi zahiri,diğeri batıni doğruluk.Zahiri doğruluk üç şeyledir:Dini konularda sıkı ve tavizsiz olmak, hizmette sünnete tabi olmak ve dünyevi işlerde Allah korkusu.Batıni doğrulukta üç şeyle olur:Söylediğin şeyi yapman,gösterdiğin şeye sahip olman(göründüğün gibi olman),sahip olduğun şeyi de vermen ve ikram etmendir.

VAKIF MALLARI VE GAYRİMÜSLİM MALLARINA SAHİPLENMEK

Vakfedilen mallarda  piyasa değerinin altında oturanlar ve onlardan ucuz bir şekilde yararlananların iflah olmadıklarının örnekleri de çoktur.Azizim Necib Sultan anlatmıştı 1950 li yıllarda bekar olarak İskenderun'a geldim.Altındişler otelinde kalıyorum.Terzi dükkanında faaliyet gösteriyorum.Otelde benim gibi müşteri olarak kalan Fransızlar zamanıın Belediye başkanı olup sonra Lübnan'a gitmiş birisi,dava vekilliği yapan muhacirlerden birisi ,uluslararası ithalat -ihracat yapan birisi mevcut.Hatay'ın Türkiyeye ilhakı akabinde şehirde bulunan gayrimüslümlerin çokları Lübnan v.s gibi yerlere gitmiş,fransız zamanında çıkartılan tapularla hak sahibi oldukları gayrimenkullerin iradını toplamak ,kiraya vermek v.s gbi işlemleri de komisyon karşılığı Bu belediye başkanı yürütmektedir. İşgal edenlere karşı dava açmak hususunda dava vekilliği yapan kişi ile anlaşmakta elde edilecek gelirin %50 si vekile olacak şekilde de bir sistemi yürütmektedir.Muhabbetimiz bir müddet devam etti.Daha sonra bana gel seni evlatlık edineyim,bu tapularında bir çoğunu senin adına çevireyim teklifi üzerine "Gavur malı alınmaz"tekamülüyle istediklerini reddettim.Aslında reddettiren Allah Teala idi.Takip ettim,daha sonraki süreçte bazı şahıslar Lübnan'a gidip oradan elde ettikleri vekaletnameler ile gelip bu malların tapusunu aldılar.ancak hiçbir mal ,satın alan şahıslara faide etmedi."
Vakıf olan,yahut yurt dışına hicret eden gayrimüslüm şahıslarının mal varlıkları bir anlamda ahlı mal olup sahipleri asla faydalanamamışlardır.

"PEYGAMBER, MÜMİNLERE KENDİ CANLARINDAN DAHA YAKINDIR"AYETİNİN AÇISINDAN VELİLERE, MÜRŞİTLERE BAKIŞ

Ahzab suresinin 6 ncı ayetinde :"Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır.Eşleri onların analarıdır...Akraba olanlar ,Allah'ın kitabına göre (mirasçılık bakımından ) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındır.."" ayeti,her ne kadar nüzul sebebi olarak Tebuk seferine katılmak için ana ve babasının iznini alalım diyenler için ise de ;
Hz.Peygamber (sav)in onlara kendi canlarından daha sevgili olması ,O'nun emrinin nefislerinin emrinden daha etkili olması ,O'nun hakkının nefislerinin hakkından daha çok tercihe şayan olması ,nefislerini onun yolunda harcamaları ,tehlike durumlarında ve savaşta O'nun uğruna feda etmeleri ,kendilerini çağırdığı her hususta ona tabi olmaları lüzumiyetini getirir.
Hadisi şeriflerde buyurulmuştur ki:
"Benim ve sizin misaliniz ateş yakıpta ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer .Ben sizi ateşten korumak çin kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya  ateşe girmeye çalışıyorsunuz"
"Ben her mümine dünya ve ahirette (şefkat etme konusunda) kendi canlarından  ve babalarından daha yakınım"
""Ben kendisine canından,evladından, malından, ve tüm insanlardan daha sevgili olmadıkça  sizin hiçbiriniz gerçekten iman etmiş olamaz"
Sehl (k.s)demiştir ki:"Kendisini  Resulullah(sav)'in mülkiyetinde olduğunu görmeyen ve bütün hallerinde O'nun üzerindeki velayetini kabul etmeyen kimse,hiçbir halde O'nun sünnetlerinin tadını tadamaz."
Peygamber varisi olan Veliyullah ve mürşid-i Kamil ler içinde aynı şekilde davranmak gereklidir.
Mürşid-i kamilin kalbinden üflediği himmet nazarı ile kalbi uyanan bir kişi Mürşid-i kamilin kalb evladı olmakla ayetteki "akraba"kavramı içinde mütala edilir.Bu nedenle tarikatlarda ,Şeyh için "Baba "kelimesinin kullanılması bundan ileri gelir.

BİR HADİS VE YEMİN EDİLEN ÜÇ ŞEY

Kebşe Enmari (r.a)’den,Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğu rivayet edilir:Üç şey üzerine yemin eder ve size bir hadis tahsis ederim ki,onu iyi ezberleyin.Üzerine yemin ettiğim hususlara gelince;sadaka, kulun malını noksanlaştırmaz.Bir kul zulme uğrayıp sabrederse Allah ancak onun izzetini artırır.Bir kul da isteme kapısını açarsa ,Allah ona fakirlik kapısını açar.
Size söyliyeceğim hadise gelince; şimdi onu hafızanızda iyi tutun ve belleyin.Şöyle buyurdu.Dünya şu dört kimsenindir:
1.Bir kul ki Allah onu ilim,  mal ile rızıklandırdı o da bu sebeble Rabbinden korkar, sıla-i rahmi gözetir ve Allah’ın hakkını yerine getirir.işte bu mertebelerin en üstünüdür
2.Yine bir kul ki Allah onu ilimle rızıklandırdı, fakat mal ile rızıklandırmadı.O sadık bir niyetle “Şayet benimde malım olsa idi  ben de falanın (birinci guruptakilerin)yaptığı gibi yapardım.”İşte niyetinden dolayı bu iki kimsenin mükafatı eşittir.
3. Yine bir kul ki Allah onu mal ile rızıklandırdı ve fakat ilim ile rızıklandırmadı.Bu kişi malını sarf ederken Allah’dan korkmuyor, sıla-i rahim hakkını gözetmiyor ve Allah’ın hukukuna riayet etmiyor.İşte bu mertebelerin en kötüsüdür.

4. Bir kula da Allah ne ilim ve de ne mal verdi.ve bu kimse diyor ki:”Şayet benimde malım olsa ,bende falanın (üçüncü guruptakilerin)yaptığı gibi yapardım.” İşte niyet sebebiyle bu ve önceki günahta birbirine eşittirler.”

18 Temmuz 2017 Salı

RESULULLAHIN HASEB VE NESEBİ ÜZERE OLMAK

Hakiki neseb Hz.Peygamber (sav)'e nisbet edilen nesebdir.Çünkü kalıcı olan neseb o nesebdir.Efendimiz (sav):"Benim haseb ve nesebim dışında bütün haseb ve nesebler sona erer"buyurmuştur.O'nun hasebi Fakr, nesebi ise nübüvvettir.Onun için O'nun sünnetlerini  ve siyretini terk ederek nübüvvetten akrabalık bağını kesmemelidir.Çünkü hakiki akrabalık bağını kesmek ,günah bakımından mecazi akrabalık bağını kesmenin üzerindedir.Çünkü mecazi akrabalıkta sıla-i rahim inkara ve masiyyete sebeb olduğu zaman bu bağ koparılabilir.Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor:"Eğer onlar senin hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa onlara itaat etme"(Lokman 31/15)
AKRABADA DİNDARLIK VE TAKVA OLMAYINCA
ALAKAYI KESMEK, ÖYLE AKRABAYI SEVMEKTEN DAHA İYİDİR.
Efendimiz buyurmuştur ki:"Her takva sahibi ve temiz huylu insan benim ailemden ve soyumdandır.
Hakiki akrabalık bağını koparmak asla caiz değildir.Hakiki baba,ikinci yaratılış ile ,yani melekut aleminden kalb rahminden tevlide/doğumu sağlamaya muktedir olandır.Bunlar da peygamberler ve kamil velilerden onların varisleri olandır.Bunu böyle bilip dünyadada ahirette de kesilmeyen kopmayan bu soya intisap etmek gerekir

BAĞIŞLANMAYI DİLEMEK

Hz.Ömer (r.a)bir adamın "Allahım ! benim hatalarımı bağışla! " dediğini işitti.ve :"Ey Ademoğlu! sen kasden işlediğin günahların bağışlanmasını dile, hata yoluyla işlediğin günahları Allah zaten bağışlar" dedi.

ALLAH'A TALEP GEREKİR

Bazı büyükler demiştir:"Talep edeptendir.Çünkü Allah Teala seni ancak kendisinden istemen için yaratmıştır.Sen ta baştan fakir ve muhtaçsın.Öyleyse cömert olan Allah'dan iste,istemekte cimri olma.Allah Teala,umumu içine alan lütuf sahibidir.Heva ve hevesine uyan maksuduna nail olamaz.Tazim ve edebi terk ederek hizmeti yerine getiren hüsran ve zarardadır.Kim Allah'ın her şeyden haberdar olduğunu bilirse  O'nun ilmi ile yetinir, kendinde bulunanları bir tarafa bırakır,Allah'ın zikri ile başkasını anmayı unutur.Boş iddia,riya ,gösteriş ve yapmacıklığı terk eder.Her işte ihlas üzere olur.

"ALLAH'A GÜVEN.VEKİL OLARAK ALLAH YETER"

Ahzap suresinin 3.ncü ayetidir.
El -Vekil:Kullarının yararına olan işlerde onlara yegane kefil,her işte onlara kafi ve yeterli olandır.Allah'ın vekil olduğunu bilen her işinde O'nunla yetinir, başka bir tedbire tevessül etmez ve yalnız O'na güvenir.el-Vekil isminin özelliği ihtiyaçları gidermesi ve musibetleri bertaraf etmesidir.Rüzgar,yıldırım veya benzeri musibetlerden korkan kimse bu ismi çok zikretsin
Beyazid-i Bestami hazretleri bir gurup müridi ile tevekkül üzere oturmuşlardı.Bir süre geçti ama (yiyecek olarak )bir hediye gelmedi.Hiç kimseden iyilik ve yardım da görmediler,güçsüz kaldılar.Müridleri:"Ey Şeyh ,eğer izin verirsen ,rızk aramaya gidelim" dediler.Şeyh:"Eğer rızkınızın nerede olduğunu biliyorsanız gidin ve isteyin"dedi.Onlar:"O halde Allah'a dua edelim de bu ihtiyaç ve sıkıntı halini bizden gidersin." dediler.Şeyh:"Eğer O'nun sizi unuttuğunu düşünüyorsanız dua edin"dedi.Müridler:"O halde tevekkül üzere oturalım ve konuşmayalım"dediler.Şeyh onlara cevaben:"Allah'ı denemeye kalkmayın." dedi.Müridler:"Ey Şeyh o halde çare nedir?ne yapalım?"dediler.Şeyh:"Çare, çareyi terk etmektir."dedi.Yani çözüm ,kendi tercihini terk etmektir, takdir neyse o olur.Ey Yiğit tevekkülün hakikatı , kişinin kendi tercih yolundan kalkıp gitmesi,işleri yapıp etme gözüne mil çekmesi(amelini görmemesi),rıza ve teslim çadırını kaza ve kader mahallesi üzerine germesi,Allah'ın izzet perdesinden ne zuhur edecek diye gözünü ilahi kader hükümlerinin akışına çevirmesidir.Meydana gelen her şeye hal nazarıyla değil ,muhavvil(halleri oluşturan)nazarıyla bakar.Kişi bu makama ulaşınca memleket hazinesinin anahtarını onun yanına bırakırlar ve o kişi gönlü zengin olur.
Kul nimetleri doğrudan elde etmeye muktedir değildir.Allah teala vekaletle ,dolaylı yollardan nimetleri kula tahsil ve temin eder.

TAKVA ÜZERİNE

Büyüklerden birisi şöyle demiştir:"Müttaki kimse ya nefsi ile Hak teala'dan sakınır ya da Hak Teala ile nefsinden sakınır.Bunların birincisi noksanlıkları Hakk Teala'ya değil,kendi nefsine isnat etmek suretiyle olan ıttıka/sakınmaktır.Böylece bu kişi nefsini Hakk Teala(ya kalkan ve koruyucu yapar.İkincisi ise kemalatı kendi nefsine değil Hakk Teala'ya isnat etmek suretiyle olan ıttıka/sakınmadır.Bu kimse ise Hakk'ı nefsi için kalkan ve koruyucu yapar.Yokluk bir eksikliktir ve kula izafe edilir.Varlık ise bir kemaldir ve Allah Teala'ya izafe edilir
Keşfül Esrarda şöyle denilmiştir:"Takvayı tanıyanlar, her günahtan kaçınıp taate sığınan ve haramdan el çekenlerdir.Takvanın hizmetçileri , ihtiyata sığınan ve her şüpheli şeyden el çekenlerdir.Takvanın aşıkları ise diğer insanlar günahtan nasıl sakınıyorsa ,bunlarda ibadet ve taatlerini görmekten (ve beğenmekten)öyle sakınan kişilerdir.

VAHYİN GETİRDİKLERİNE İNANAN İLHAMIN GETİRDİKLERİNE DE İNANMALIDIR

Büyüklerden birisi şöyle demiştir:"İnsanların masum peygamberlerin getirdiklerine iman edip mahfuz olan velilerin getirdiklerine inanmamaları insafın olmayışındandır."İnsaflı bir bakıştan mahrum olan kimse, peygamberlerin ve velilerin getirdiklerine imandan da mahrum kalır.Çünkü peygamberlerin ve velilerin ilimlerini aldıkları deniz birdir.kim ana kaynak olan vahyin getirdiğine iman ederse, onun yan kolu olan ilhamın getirdiğine de inanması gerekir.Çünkü her ikisi de birbirine uygunluk içinde olur.Hem hadiste beyan edildiğine göre ,"Alimler, peygamberlerin varisleridir." Gerçek alimlerin ilimleri ,hakikatta peygamberlerin ilimleri demektir.Alimlerin sözlerine, fiillerine ve hallerine tabi olmakta bol ecir , çok sevap ve helaka götürecek tehlikelerden kurtuluş vardır.
Hafız der ki:
Hak erlerine dost ol, çünkü Nuh'un gemisinde
Öyle bir toprak vardır ki tufanı bile bir damlacık su sayar

EN YAKIN AZAP,EN BÜYÜK AZAP

Secde suresinin 21 nci ayetinde geçen "En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana)dönerler".buyrulmuş olup ayette geçen azaplarla alakalı olarak Ruzbihan Bakli hazretleri "Hakaik "isimli eserinde der ki:"En yakın azap" marifetten mahrumiyettir."En büyük azap" ise maruf olan/herkesin ve her şeyin bilip tanıdığı Hak teala'yı müşahadeden perdelenmektir.

MELEĞİN ÖLÜMÜ

AZRAİL ,HAKKINDA ÖLÜM TAKDİR EDİLEN HİÇBİR KİMSEYİ GERİDE BIRAKMAKSIZIN RUHLARINI ALIR.
ÖLÜM MELEĞİNİN CANINI İSE ALLAH TEALA ALACAKTIR.RİVAYET EDİLDİĞİNE GÖRE ALLAH TEALA- HERŞEYİ EN İYİ BİLDİĞİ HALDE-TÜM CANLILARIN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞTİKTEN SONRA ÖLÜM MELEĞİNE:"YARATTIKLARIMDAN KİM KALDI?"DİYE SORAR.MELEK:"YA RABBİ KİMİN KALDIĞINI SEN daha iyi bilirsin.;ama bu zayıf kulundan başka kimse kalmadı"der.Bunun üzerine Allah:"Ey ölüm meleği! Nebilerime , resullerime, velilerime  ve kullarıma ölümü tattırdın.Ben bütün gaybları çok iyi bilen olduğum halde ezeli ilmimde şu hüküm verilmiştir:Zatım hariç her şey yok olmağa mahkumdur.İşte şimdi de sıra sende" buyurur.Bunun üzerine melek şöyle yalvarır.İlahi, şu senin ölüm meleği kuluna merhamet et ve ona lütfunla muamelede bulun.Çünkü o zayıftır."Allah Süphanehu Teala:"Sağ elini sağ yanağının altına koy, cennetle cehennem arasına yat ve canını ver" buyurur.O da o şekilde Allah'ın emriyle ölür.

MELEK VE MELİK

Melek latif ve nurani bir cisimdir.Farklı şekillere girebilir.Muhakkıklardan birisi şöyle demiştir:"Meleklerden idari bir vazife üstlenene "melek", insanlardan idari bir vazife üstlenene "melik" denir.Her melek Melaikedendir.ama her melaike melek değildirBilakis melek:"Andolsun işi düzenleyenlere"(Naziat 79/2),"Andolsun işleri ayıranlara"(Zariyat 51/4),Andolsun söküp çıkartanlara (Naziat 79/1) ve benzeri ayetlerde kendilerine işaret edilenlerdir.Melekül mevt(ölüm meleği) de onlardandır.