Resulü Ekrem
(sav)efendimizin tam varisi olan Zamanın Kutbu ahirete yürüdüğünde ,saliklerin
kalb feleklerinin merkezi kim olduğu dil ile söylenmez.Lakin o fazlı ilahi
devleti kime nasip olursa Hak Teala ona bütün esma,sıfat,ef’al ve zatıyla
vasıtasız tecelli eder;mübarek kalbi ,vahdet güneşinin nurunu yansıtan parlak
bir ayna olur.Müritlerin işlerini Hak ve adalet üzre görmek için kutupluk
makamına Allah Teala tarafından halife ve hakim tayin olunduğunun şahidi , o
ilahi nurdur.Bu ilahi nur,kendisinin tam manasıyla peygamber varisi olduğunun
kesin delilidir.Kutup olduğunda hiçbir şüphesi kalmaz.Bu hususta “Acaba ben
miyim ki?”denmez.
İkinci olarak beşeri
vasıflardan tamamen temizlenip soyulan ve muhabbet nurlarıyla iki cihan
bağından kurtulan efrad’ın şahitliğidir.Bunlar o muhabbet güneşine
bağlıdırlar.Kutup hangi “batı”nın “doğu”sundan doğarsa bunlar da onunla beraber
doğar.
“Acaba kimdir ?“ diye
araştırma gereği duymazlar.Kutbu şahsen tanıyıp görerek şahitlik
yaparlar.Bunlarla kutup arasında fark yoktur.Tek fark,nurları yayıp dağıtmak
işi Kutup hazretlerine ait olduğundan ,nurları doğrudan almayıp kutup
vasıtasıyla almalarıdır.Ama öyle bir şekilde ki Hu Hu olup güya vasıtasız ,
doğrudan doğruya alırlar.Lakin bir talibi gönül haline getirmek isteseler ve kalbine muhabbet ve cezbe nuru gelmesi
için himmet etseler asıl feyiz verenin kutup olduğunu kendilerinin onun
vasıtası olduklarını talibe işaretle bildirirler.Bazen gaflet yüzünden
söyleyenler gibi “Bu hal size bizden verildi “diye kendilerine isnat edip İlahi
kapıdan kovulmazlar.
Üçüncü olarak “ulul ilm”
olanların şahitlikleridir.Bunlar henüz efrad mertebesine erişmemiş olmakla
birlikte, o muhabbetin güneşi olan pir nazarından ışık aldıklarından kutupluğun
özellik ve alametlerini bilirler.Alemin kutbu öbür aleme göçtükten sonra
tarikat kardeşlerinden her birine gönül koşup o hakikat güneşinin nuru hangi
burçtan parlarsa hiç şüphe etmeksizin onun halife olduğuna şahitlik ederler.
Bazısı dış görünüşünden de
Kutbun yüzünde ve gözünde bir nişan görür, zevki olan bu nişanla mübarek
şahsını bilir ve bulur.Muhabbet nuruyla kutup olduğuna şahitlik eder.
Bu mertebelerin aşağısında
olanlar , yarasa gibi hakikat güneşinin nurunu anlıyamaz ve tanıyamazlar.onlara
lazım olan muhabbet ehline uymak,aczini, kusurunu itiraf etmekve Cenab-ı Hakka
yalvarıp yakarmaktan geri kalmamaktır.Bir gün Allah’ın lütfu , basiret
gözlerini açar ve marifetullah şarabı içerler ve o muhabbet nuru kalpte ortaya
çıkıp görünür ve ilmel yakın , aynel yakın ve hakkal yakin mertebeleri ile
gönül fitilinde parlar ve böylece ulul
ilm zümresine girerler..Şu ayeti kerimeyi okuyarak Hakk’ı bulup gönül sırrına
ererler .,”Şehidallahü ennehu ..”(3/18)
O gün bir mahşer günüdür
ki “yevme tüblesserair”: o gün sırlar açılır”86/9 ayetinin gereği olarak bütün
müritlere ve muhiblere , kabiliyetleri kadar bir sarhoşluk ve haşyet gelir ki kimine saadet , kimine
şekavet,kimine cehalet ve kimine marifet zuhur eder.Kabiliyetlerine göre acaib
şekil ve garip davranışlar ortaya çıkar .Bir çoğu hidayete erişip doğru yolu
bulurken , bir çoğu da delalete düşüp sapıtır, bir kısmı hayret deryasına dalar
, boğulur Allah korusun.
Kimi halife olduğunu iddia
edip doğru yoldan çıkar ve bir çok Hak yolcusunun yolunu kesip sapıtır.Bazıları
zındıklık ağına yakasını kaptırır,
dinden çıkar.Bazıları kibre düşer kendini
beğenip üstün görmeye başlar , kimi inatlaşmayı huy edinir.Bazıları da vehim ve
hayal karineleriyle , kuruntularla meşrebine uygun olanları zamanın kutbu
sanır.
Bir kısmı da kimseye
kalbini bağlamaz, tereddütte saplanıp kalır, bazıları da irfan sınırından
ayrılır, çeşit çeşit sırlar ve haller ortaya çıkmasıyla büyük zahmetler
çekerler.”Allah kime hidayet verirse o yolu bulmuştur” mealindeki 7/97 ayeti
gereğince Allah'ın inayetini uzun zaman beklemekten başka çare kalmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder