20 Temmuz 2017 Perşembe

KUTUP,GÖÇMESİ VE YENİSİ

Resulü Ekrem (sav)efendimizin tam varisi olan Zamanın Kutbu ahirete yürüdüğünde ,saliklerin kalb feleklerinin merkezi kim olduğu dil ile söylenmez.Lakin o fazlı ilahi devleti kime nasip olursa Hak Teala ona bütün esma,sıfat,ef’al ve zatıyla vasıtasız tecelli eder;mübarek kalbi ,vahdet güneşinin nurunu yansıtan parlak bir ayna olur.Müritlerin işlerini Hak ve adalet üzre görmek için kutupluk makamına Allah Teala tarafından halife ve hakim tayin olunduğunun şahidi , o ilahi nurdur.Bu ilahi nur,kendisinin tam manasıyla peygamber varisi olduğunun kesin delilidir.Kutup olduğunda hiçbir şüphesi kalmaz.Bu hususta “Acaba ben miyim ki?”denmez.
İkinci olarak beşeri vasıflardan tamamen temizlenip soyulan ve muhabbet nurlarıyla iki cihan bağından kurtulan efrad’ın şahitliğidir.Bunlar o muhabbet güneşine bağlıdırlar.Kutup hangi “batı”nın “doğu”sundan doğarsa bunlar da onunla beraber doğar.
“Acaba kimdir ?“ diye araştırma gereği duymazlar.Kutbu şahsen tanıyıp görerek şahitlik yaparlar.Bunlarla kutup arasında fark yoktur.Tek fark,nurları yayıp dağıtmak işi Kutup hazretlerine ait olduğundan ,nurları doğrudan almayıp kutup vasıtasıyla almalarıdır.Ama öyle bir şekilde ki Hu Hu olup güya vasıtasız , doğrudan doğruya alırlar.Lakin bir talibi gönül haline getirmek isteseler  ve kalbine muhabbet ve cezbe nuru gelmesi için himmet etseler asıl feyiz verenin kutup olduğunu kendilerinin onun vasıtası olduklarını talibe işaretle bildirirler.Bazen gaflet yüzünden söyleyenler gibi “Bu hal size bizden verildi “diye kendilerine isnat edip İlahi kapıdan kovulmazlar.
Üçüncü olarak “ulul ilm” olanların şahitlikleridir.Bunlar henüz efrad mertebesine erişmemiş olmakla birlikte, o muhabbetin güneşi olan pir nazarından ışık aldıklarından kutupluğun özellik ve alametlerini bilirler.Alemin kutbu öbür aleme göçtükten sonra tarikat kardeşlerinden her birine gönül koşup o hakikat güneşinin nuru hangi burçtan parlarsa hiç şüphe etmeksizin onun halife olduğuna şahitlik ederler.
Bazısı dış görünüşünden de Kutbun yüzünde ve gözünde bir nişan görür, zevki olan bu nişanla mübarek şahsını bilir ve bulur.Muhabbet nuruyla kutup olduğuna şahitlik eder.
Bu mertebelerin aşağısında olanlar , yarasa gibi hakikat güneşinin nurunu anlıyamaz ve tanıyamazlar.onlara lazım olan muhabbet ehline uymak,aczini, kusurunu itiraf etmekve Cenab-ı Hakka yalvarıp yakarmaktan geri kalmamaktır.Bir gün Allah’ın lütfu , basiret gözlerini açar ve marifetullah şarabı içerler ve o muhabbet nuru kalpte ortaya çıkıp görünür ve ilmel yakın , aynel yakın ve hakkal yakin mertebeleri ile gönül fitilinde parlar  ve böylece ulul ilm zümresine girerler..Şu ayeti kerimeyi okuyarak Hakk’ı bulup gönül sırrına ererler .,”Şehidallahü ennehu ..”(3/18)
O gün bir mahşer günüdür ki “yevme tüblesserair”: o gün sırlar açılır”86/9 ayetinin gereği olarak bütün müritlere ve muhiblere , kabiliyetleri kadar bir sarhoşluk  ve haşyet gelir ki kimine saadet , kimine şekavet,kimine cehalet ve kimine marifet zuhur eder.Kabiliyetlerine göre acaib şekil ve garip davranışlar ortaya çıkar .Bir çoğu hidayete erişip doğru yolu bulurken , bir çoğu da delalete düşüp sapıtır, bir kısmı hayret deryasına dalar , boğulur Allah korusun.
Kimi halife olduğunu iddia edip doğru yoldan çıkar ve bir çok Hak yolcusunun yolunu kesip sapıtır.Bazıları zındıklık ağına  yakasını kaptırır, dinden çıkar.Bazıları kibre düşer  kendini beğenip üstün görmeye başlar , kimi inatlaşmayı huy edinir.Bazıları da vehim ve hayal karineleriyle , kuruntularla meşrebine uygun olanları zamanın kutbu sanır.

Bir kısmı da kimseye kalbini bağlamaz, tereddütte saplanıp kalır, bazıları da irfan sınırından ayrılır, çeşit çeşit sırlar ve haller ortaya çıkmasıyla büyük zahmetler çekerler.”Allah kime hidayet verirse o yolu bulmuştur” mealindeki 7/97 ayeti gereğince Allah'ın inayetini uzun zaman beklemekten başka çare kalmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder