KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
DOKTOR YÜCEL YALÇIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DOKTOR YÜCEL YALÇIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Aralık 2020 Salı
ALLAHIN SAĞLIK KÖLESİ OLMAK
Tıp fakültesini birincilikle bitirmiştim.Üniversite beni direk iki gün içinde memur olarak atayarak asistanlığa başlattı.ilk gün Atatürk7ün Almanya'dan getirttiği profesörler içinde olan Ştaynır isimli bir ord.Prof beni ve benimle beraber asistanlığa başlayan dört kişi huzuruna alarak bir konuşma yapar.Türkiye'de tam 38 sene kalmıştır ve buradan İsrail'e gider.Prof şöyle söyler:Ben Buraya gelirken filan kiliseye uğrarım.Kilisenin başpapazı bana dua eder:Allahım Doktorumuzun hastasına şifa ver" diye.Oradan işime gelirken filan Cami hocasına uğrarım.O da bana dua eder :Allahım,Doktorun hastalarına şifa ver.Böylelikle hastahaneye gelirim.Siz eğer Allah7ın sağlık köleleri olmayacaksınız bu mesleği yapmayın." Bu konuşmadan sonra ben yedi sene devam ettim.Günlük çalışma saatim 20 saatti.
TESADÜF
Beş yaşındayım.Kayseri Akçakaya köyündeyiz.ölümcül bir hastalığım var ve Kayseri'de bulunan Amerika'dan türkiyeye gelmiş on iki doktordan birisi Kayseri'den at sırtında 11 KM uzaklıktaki köyümüze gelir ve bu çocuk çok yaşamaz bunu Adanaya'ya götürün der.Anam varlıklı birisi Beni Adana'ya getirirler.Hastahanede bir doktor:İsmi Tevfik pamukçu.üst kısmımı çıplatırlar.Meğer ciğerim su toplamış kaburgalarım arasına bir iğne sokarak biraz su çeker suya bakar:Daha rengi değişmemiş.ölmez der ve ciğerimdeki suyu dışarı alma amaçlı tam ellibeşgün hastahanede annem ile kalırım.Sonrasında taburcu olurum.Tıp Fakültesini kazanır Üniversitede asistan olarak kalırım.Ordinaryüs profesör beni çağırtır ve oğlum bu hastanın hastalığını sen teşhis et ve tedavi et der.Ben peki efendim der.Hastayı Labaratuvara götürürüm yirmi santimlik bir tüp şişeyi hazırlar tetkik için kan almaya başlarım.Kan alma bittikten sonra tüpü kapatırım ve tüpün üzerine hastanın ismini yazmak için sorarım:eFENDİM İSMİNİZ NEDİR? hASTA CEVAP VERİR:"tEVFİK pAMUKÇU".bEN BİR AN SARSILIR KOLTUĞU SIRTIMI YAPIŞTIRIRKEN HASTA SORAR:hAYIRDIR EVLAT.bEN CEVAP VERİRİM sİZ OTUZ KÜSÜR YIL ÖNCE BENİM su toplayan ciğerimden suyu çeken,"ölür" dedikleri ancak Hak Teala'nın öldürmediği hastanız ben idim.Şimdi ben sizi tedavi edeceğim.Otuz küsür sene önce yapılan bir iyiliğin bedelini ödemiştim.
KÜÇÜK ÇOCUĞUN TEHDİDİ
DR.Yücel Yalçın anlattı.İlkokul üçüncü sınıftayım.Annemin safra kesesi taş ile dolmuş sancıdan bağırıyor.Fayton araba ile Adana'da bir doktora götürdük.Doktoru bekleyen diğer hastalar mevcut.Hastalar, annemin acısını görünce kendi sıralarını verdiler ve annemi doktorun muayenehanesine aldılar.ben bekleme yerindeyim.Annem yirmi dakika içeride kaldı,ama sancısını verdiği acıyla çıkarttığı sesi duymakta idim.Sonra annmem odadan çıktı.Doktor iri yarı birisi.Küçük bir çocuğum ve öfke ile doktora bağırıyorum:"B:en de doktor olacağım.Senin anneni ben de bağırtacağım".Doktor gülümsedi ve bana Doktor olabilirsin ama benim annemi bağırtamazsın.çünkü benim annem öldü.
3 Eylül 2020 Perşembe
İMTİHANSIZ ÜNİVERSİTEYE GİRMEK
Doktor Yücel Yalçın anlatmıştı:Türkiye'de üç lisenin mezunları, istediği fakülteye imtihansız girmekte idi. Biri Adana Erkek Lisesi, diğeri Kabataş erkek lisesi,diğerini hatırlayamadım. Bu liselerinin eğitiminin kalitesinden dolayı bu işlemler yapılmakta idi. Adana Erkek Lisesinden mezun olan 23 arkadaş İstanbul'a gittik.Bize dendi ki "O uygulama kaldırıldı.artık bu üç lisenin mezunları da imtihana girecek".Şaşırdık, sabahleyin imtihana girdik. Bize 400 soruyu ihtiva eden bir kitapçık verdiler. Öğleden önceki bu imtihanda 23 arkadaşımızın tamamı dört yüz soruya da doğru cevap vermişti.Öğleden sonraki imtihanda ise 300 soru sorulu imtihan yaptılar. 22 arkadaşımız 300 soruya doğru cevap vermiş birisi ise 298 doğru cevap verip iki soruya cevap vermemişti. Merak ettik kim diye? o arkadaşı bulduk. Niçin iki soruyu cevaplamadın dedik. O da "Lan sigaraya sıkıştım. Varsın iki soru eksik kalsın diye cevaplamadım, verip sigara için dışarı çıktım. dedi
Eğitimin kalitesi bu idi.
Eğitimin kalitesi bu idi.
TÜRKAN SAYLAN
Doktor Yücel Yalçın anlatmıştı. Türkan Saylan benden iki yıl önce Tıp fakültesine başlamıştı. Eğitimi esnasında omirilik veremine yakalandı sürekli yatakta yatması gereken bu hastalık esnasında yünden patik v.s örerek geçimini temin etti. Ben Tıp Fakültesini birinci,Türkan ise ikinci bitirmişti. Birinci olmam nedeniyle Doktorluk yeminini ben okudum. Dokuz tane ordinaryüs profesör huzurunda ben yemini okurken Türkan ağlamaya başladı hıçkırarak boynuma sarıldı. Prof heyeti içinde üç prof da ağlamaya başlamıştı
13 Mayıs 2020 Çarşamba
DOKTOR YÜCEL YALÇIN
Sohbet sonrası ayrılırken "Abi isteğin var mı?" diye sordum."Var " dedi. 74 yıldan beri insanlardan istediğim "Güler yüz, güzel söz", devam etti:"Bir aydan beri Allahımdan istiyorum ki öbür tarafa gideyim. Çünkü gözlerim çok zayıfladı kitap okuyamıyorum.
DOKTOR YÜCEL YALÇIN
Masasını göstererek camın altında duran 5 liralık banknotu gösterip bunun hikayesini sana anlatayım mı dedi ve başladı: Muayenehanemde oturuyorum. 1970 li yıllar. İçeri 16-17 yaşında bir genç girdi. Bana "Doktor bey ben hastayım, ama size verecek param yok!"Asabiyetle kalktım, muayene koltuğunu gösterip "Kızdırma beni, yat şuraya" dedim. Delikanlıyı muayene ettim. Üç yahut dört günlük bir ömrü kalmış. Sırtında iki adet yumru şeklinde her biri portakal büyüklüğünde iltihap torbaları oluşturmuş. Hemen ilçenin müteahhitlerinden Mehmet Tartıcı'yı aradım. İlçede bulunan Erzin otelinden bir hasta için oda tutmasını, ilaç ve tedavi benden, otel gideri kendinden olmak üzere bir hastayı oraya yatıracağımı söyledim. Kabul etti. Hastayı oraya yerleştirdim. Sabah saat altıda kalkıp hastaneye gitmeden otele gelirim, köşedeki eczaneden ilaçlarını alırım. Hastanın serumunu bağlarım öğle molasında da koşa koşa gelir diğer tedavisini yaparım.15 gün sonra hasta iyileşti. Üzerinde giyecek namına bir şey yoktu. Ben iç çamaşırlarını temin ettim, Mehmet Tartıcı'da bir kıyafet aldı, cebine bir yol parası koyup gönderdik. Aradan 35 yıl geçti. Muayenehaneme uzun boylu, lacivert takım elbiseli birisi girdi."Doktor bey ben hastayım" dedi. Adam sağlıklı görünüyordu. Anlat dedim. Anlattıklarının hastalıkla alakası yoktu. Muayene ettim biraz yorgunluk vardı. Sandım ki hasta olmayıp da doktordan rapor almak isteyen birisinin hali var gibiydi. Sende sadece yorgunluk var dedim. Evet dedi Eskişehir yahut Kütahya'dan otobüsle geldim dedi. Sonra masa üzerine iki tane elli liralık para bıraktı. O zaman muayene ücreti 50 lira idi. Dedim niçin iki ellilik bıraktın benim hakkım sadece bir ellilik dedim. Hasta kendini tanıttı otuz beş yıl önce gelen genç olduğunu belirtti. Liseyi ve yüksek okulu bitirmiş, bir gübre fabrikasında genel müdür olmuş. Diğer ellilik o zaman veremediğim muayenenin parası deyince ben olmaz dedim, o zaman muayene ücreti beş lira idi dedim. Bana dedi ki "Bunu söyleyeceğini biliyordum, Kütahya yahut Eskişehir'deki merkez bankasından 35 yıl önceki beş liralık banknotu arattım temin ettim buyur dedi. Karşılıklı ağlaştık sonra dedim ki: Müteahhit Mehmet Tartıcı'yı unutma. Ziyaretçi:"Unutur muyum, şimdi ona gidiyorum dedi, beş liralık banknot masanın camının altında sergilenmekte idi.
DOKTOR YÜCEL YALÇIN
İstanbul Tıp Fakültesini birincilikle bitirdim. 23 günlük doktorum. Biyokimya dalında Atatürk'ün Almanya'dan Türkiye'ye getirttiği hocalardan birisi veda edip İsrail'e gidiyor. Heyette iki profesör, iki doçent, 2 baş asistan, 4 asistan ve 4 tane araştırma görevlisi var. Hoca bizlere hitaben:"Siz adam değilsiniz! Siz Allah'ın sağlık kölelerisiniz. Kiliseden geçerken papaz efendi yalvarır"Allah'ım İsa ve Meryem adına şifa ver", camideki imam tekrarlar"Allah'ım şifa ver" Bunlar sanır ki Allah gerekli olan ilacı fileye doldurup kapınıza asacak.
22 Şubat 2020 Cumartesi
TARİHE NOTLAR:HACI ÖMER SABANCI,ŞEVKET SABANCI
Doktor Yücel Yalçın anlatmıştı:Hacı Ömer Sabancı'nın altı oğlu içinde Şevket Sabancı'yı İngiltere'de okuttu. Okul sonrası Şevketi Adana'da Bossa fabrikasının başına koymuştu. Fabrikada çalışanlar maaşlarını alırken maaş zarflarının üzerinde ücretlerinden kesinti yapıldığı gördüler. Meğer, Cuma günü namaz vaktinde namaza katılanların cuma namazı nedeniyle çalışmadığı saatleri muhasebe ücretlerinden kesmiş. Şevket Sabancı madem çalışanlar günlük bana sekiz saat üzerinden çalışmak üzere imza verdiklerine göre eksik çalışmayı ücretlerinden düşeceğim deyince, bu duruma itiraz eden çalışanlar bir müddet sonra Şevket'in, baba Ömer tarafından İstanbul'a Akbank'ın idaresi için gönderildiğini müşahede ettiler ve bu sıkıntılı durumda aşılmış oldu. Hatta Hacı Ömer, kesintileri, kendine ödenen ücretten bizatihi karşılayarak çalışanların gönlünü hoş etti....
TARİHE NOTLAR:HACI ÖMER SABANCI'NIN FERASETİ
Doktor Yücel Yalçın anlattı. 1950 li yılların sonu idi. Hacı Ömer Sabancı İstanbul'daki atlı köşkünde devlet erkanına yemek vermekte idi. Yemeğe Adnan Menderes, Celal Bayar gibi üst devlet erkanı ile Irak devlet başkanı katılmıştı. Dayı dediğimiz Ömer Sabancı bizi çağırdı.Yemeği sadece izlememizi istedi. Biz kendimizi büyük vazoların arkasına gizleyerek yemek yiyenleri izledik. Yemek servisi yapan garsonlar yanımızdan geçerken bize tadımlık bir şeyler uzatmakta idiler. Yemeğin arkasında dondurmalar servis edildi, misafirlerden biri "Benim dondurmamın kedi tırnağı yok" demesine şaşırdık. Dondurmada kedi tırnağı ne demek. Sonradan öğrendik ki bisküviden yapılmış ince bir yiyecek dondurmaya batırılarak yenir imiş.Yemekten sonra misafirler köşkten aşağıya doğru inerken bizde Hacı Ömer'in yanına vardık. Giden kafileye bakıp arkalarından şunları söyledi:Hepsi ipe gidiyor. Bu sözü o zaman anlayamamıştım. Bilahere 1960 ihtilali olduğunda anladım. Irak kralının sonu ise, ihtilal yapanlar onun cesedini bir traktöre bağlayarak Bağdat caddelerinde sürüyerek parçaladılar. İlkokul üçüncü sınıftan ayrılmış Hacı Ömer'in bu ferasetine aklım bir türlü ermemişti...
25 Nisan 2019 Perşembe
DOKTOR YÜCEL YALÇIN
Kayseri Ağcakaya'lı.Sonradan bu isim kibarlaşıp "Akçakaya" oldu dedi.İstanbul Tıp fakültesi diplomasına "diplomama doğduğum yerin ismi "Ağcakaya" yazılmazsa almam" ısrarı üzerine okul bir yıl gecikme ile isteğini yerine getirerek diplomasını verdi.Parayı bilmeyen bir doktor.İskenderun Ticaretinde gemi acentalığı yapan Butros ailesi Gelir vergisi rekortmeni olmuştu.Ailenin büyüğü Ernest Butros,doktorun para ile işinin olmayıp meslek aşığı olan bu insan için "İmkanım olsa,tüm servetimi harcamak pahasına seni Newyork'a belediye başkanı yapardım" dediği birisi.Çocukluk zamanları için anlatırdı.Köyde o zaman on iki tane okul vardı.Doğduğum yer eğitim merkezi gibi idi.Hatta eskiden el-ezherden mezun olanlar ihtisas için bizim köye gelirlermiş.Köy hocasından dini bilgiler öğrenirken hoca elinde bir metreyi aşkın fındık sopasıyla meşhur.benim en zoruma giden konu ,sopadan değil de ,hocanın dersini veremeyen bir öğrenciye ceza olarak ayağı kesik birisinin kesik ayağını öptürmesiydi.Benim en zoruma giden bu konu olduğu için geceleyin uykudan uyanır anama dersi okurdum.Anam,tamam biliyorsun desede kanaat gelmez bir kaç kez böyle tekrarlar yapardım.Somuncubaba'nın neslinden geliriz.O somuncubaba ki Yıldırım Beyazıt bursa Ulucami'yi yaptığında "Nerede buranın meyhanesi" diyebilecek Emir Sultan'ın ifşası ile meşhur olup,akabinde Bursayı terk edip Aksaray'a yerleşen bir eren.
23 Temmuz 2017 Pazar
DOKTOR YÜCEL YALÇIN(MİHAYIL ELYAN)
İskenderun'da Mihayıl Elyan isimli birisi yaşardı.Bu kişi Suriye hükümetinde dışışleri Bakanlığı yahut daha yüksek görev ifa etmişti.Kendisine EKSELANS derdik.yedi lisan bilirdi.Hafız Esad yahut babası devrim yaptığı vakit Mihayıl Elyan Türkiyeye kaçmış gelirkende külliyetli bir para getirmişti.Türk hükümeti buna oturma izni vermiş İskenderun ve Antakya'da büyük araziler almıştı.Doksan üç yaşında İskenderun'da bir otel odasında öldü.Dünyada tanımadığı lider yoktu.Stalin,Çörçil,Nehru yahut Gandi uluslararası boyutta tanımadığı lider kalmamıştı.Dışarıdaki meşhur siyasi liderlerden bahis açılınca onlar için büyük adam derdi.Biz mahsus sözü Atatürk'e getirirdik ve sorardık "Ekselans ! Atatürk büyük adam değilmiydi?" diye.Bizim bu sözümüze çok kızar sanki anasına küfretmiş gibi hiddetlenip oturduğu koltuğun iki tarafında tutunarak ayağa kalkar ve sokaktan geçenlerin duyabileceği bir ses yüksekliğiyle "O büyük değil fevkal beşerdi"diye bağırırdı.Hindistan bağımsızlığında etkin olan Nehru'nun bir sözünü aktarmıştı.Nehru ona demiş ki:"Atatürk İngilizlere diz çöktürünceye kadar biz yirmi yıldan beri Allah'ı İngiliz sanırdık"
DOKTOR YÜCEL YALÇIN8SÜLEYMANİYENİN HOCASI)
TALEBELİĞİMİZ SIRASINDA (1950 li yıllar) Süleymaniye caminin etrafındaki urfa lahmacuncusu,kuru fasülyecisi v.s gibi dükkanların önünde tavla oynayıp camiye gelmeyen insanlar otururdu.Hoca efendi cami hoperlerinden onları çağırır,"Güneşin bağrında niye oturup tavla oynarsınız.Alın tavlanızı içeri gelin orada oynayın"diye.Bu anonsu merak ederek namaz sonrasında hoca efendiyi buldum ve sebebini sordum."Evlat" dedi."Gençleri kiliseye celbedebilmek için filan kardinal kilisede meşhur rock şarkıcısının şarkısının 10 dakika çalınmasına müsaade etmiş.Ben tavla oynayan o gençleri buraya çağırırken yalan söylüyorum ,Eger cami içine gelip bu tavlayı orada oynayacak olurlarsa ,tavla tahtasına atılan bir zarın çıkardığı sesi caminin kubbesi akustik mükemmeliyetinden dolayı o kadar farklı bir şekilde aksettirir ki,içinde azıcık iman olan kişi bu sesten dolayı utanır.bir diğer gelişinde tavlayı bırakarak namaza gelir.Bakmayın ben onlara yalan söylüyorum"dedi.
DOKTOR YÜCEL YALÇIN()NURUOSMANİYE CAMİİNDE BİR HUTBE)
Talebeliğimiz sırasında İstanbul Tıp'tan Nuruosmaniye camiine giderdik.Meşhur Hafız Hasan Akkuş hoca hutbeye çıkar hutbe olarak bir cümleyi üç defa tekrarlar minberden inerdi:"Ya Rabbi bizi kendine kul eyle,Ya Rabbi bizi Habibine ümmet eyle.
Kadir gecesi o camide hoca efendinin İnna enzelna suresini 7 kıraat üzere okumasının tatlılığı nedeniyle senede bir kaç defa kadir gecesi olmasını isterdik
Kadir gecesi o camide hoca efendinin İnna enzelna suresini 7 kıraat üzere okumasının tatlılığı nedeniyle senede bir kaç defa kadir gecesi olmasını isterdik
DOKTOR YÜCEL YALCIN(Tahiyyata oturuş şekli tarifi 1930 lu yıllar)
Babam çok aydın biri idi.küçükken,bizi camiden uzak tutmamak için bize derdi ki oğlum sakın camiden uzaklaşmayın,cami hocasının dediklerine inanmayın.Çünkü bizim köyün camisinin açıklamasına göre bir kadının sülfü namaz kılarken görünürse 70.000 yıl,kakülü görünürse 50.000 yıl cehennemde yanacak.Tahiyatta oturduğumuzda ellerimizin tırnak uçlarının dizimizin bitiş yerinden biraz uzakta olması durumunda bir satırın o fazlalık olan parmak uçlarımız keseceği korkusuyla ettahiyyatüyü okurken gözlerimiz bir uçtanda parmak uçlarımızda olurdu.aman parmağımızı bilmeden uzatırsak parmak uçlarımızın kesileceği korkusunu yaşardık.Bize din adına camide bunlar anlatılırken batı çoktan uzaya gitme hazırlığını tamamlamıştı
15 Temmuz 2017 Cumartesi
SADİ IRMAK'DAN
Doktor Yücel Yalçın abimiz'in neşeli bir vakti.Başladı anlatmaya.İstanbul Tıp Fakültesinde okurken,merkez binanın içinde bulunan Beyazıt Kulesi açıktı.talebeler merdivenlerden kuleye çıkarlar inerler.Sadi ırmak seslenir:"Delikanlı,ben beyazıt kulesinin on yedince basamağında sevdiği kızı öpmeyen adamın doktorluk diplomasını verme".Merak ederdim on yedince basamak ne diye.Beyazıt kulesine girip on yedince basamağa geldiğimde bu basamağın her iki taraftaki mazgallardan giren güneş ışığının değmediği en loş basamak olduğunu anladım..Sadi ırmak bunu talebe ile empati kurmak amaçlı olarak söylemişti.Günlük hayatla iç içe olan üniversite profesörü için "şeker gibi adam" tabir ederdik.
13 Temmuz 2017 Perşembe
SADİ IRMAK'DAN
Doktor Yücel Yalçın talebeliği ile alakalı olarak şuunları anlattı.Sadi Irmak İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olacağımız yıl sonunda(YIL 1954) bize şu soruyu anlattı."Evlatlar ! Ben bildiğim her şeyi sizlere aktardım.Ancak size bir soru soracağım:O soru da şu:"Cenab-ı Allah size kudret ve yetki verse siz insan vücudunda hangi değişikliği yapardınız?.Tüm sınıfta çıt yok.Hiç kimse insan vücuduna ekleme,çıkarma,değiştirme v.s gibi bir fikri söyleyibilme imkanı yoktu.Derin bir sessizlikten sonra arka sıralarda oturan uzun boylu göçmen bir talebe elini kaldırınca bütün sınıf yüzünü ona döndürüp dinlemeye başladı.Talebe dedi ki:Bende bu selahiyet olsa insanın kulağını tek olmasını ve onunda yerinin başın tepesinde içeri doğru olmasını isterdim.ki sizin söyledikleriniz tepeden aşağıya doğru girsin ve yer etsin.Ama şimdi sizin söyledikleriniz bizim bir kulağımızdan giriyor diğerinden çıkıp gidiyor".Talebeler ve Hoca kahkayı bastıklarında manzara görülmeye değerdi.
ZALİME ZALİMLİĞİNİ AÇIKÇA SÖYLİYEBİLME CESARETİ
Doktor Yücel Yalçın anlatmıştı.Dedi ki benim doğduğum köy Kayseri'de erciyes eteklerinde Akçakaya köyüdür.Babam emirlerin Mustafa'sıdır.Atalarım ortaasyada ngelerek Bizans kuşatmasına katılmıştır.toplam 38 aile kalınca Hunat hatun bu köyü onlara tahsis etmişve uzak bir mesafeden de su getirmiştir.
Zalim bir Vali mutasarrıf olarak Kayseri'ye tayin edilmiş .civardaki tüm köyler hoşgeldin'e gitmiş ancak Akçakaya'dan kimse gitmemiş.Vali,iadei ziyaret yaparken bakmış ki bu köyden kimse kendisine hoşgeldine gelmemiş.İçerliyerek köye gitmiş.Köyde kendisini kimse karşılamayınca köyün eşrafının kim olduğunu sormuşlar Kuruca hocayı tarif ederek evini göstermişler.Evin damında olan kuruca hocanın yanına Vali merdiven olmaksızın zar zor çıkmış.Damda dolaşmakta olan Kuruca hoca damda valinin kolundan tutarak dam üzerinde dolaşmaya başlamışlar.takribi yarım saat süren bu dolaşma esnasında kuruca hoca valiyi bir sohbet ortamına çekmiş,sonra vali bir şekilde aşağıya inip köyden ayrılmışlar.Yolda Vali'nin aklı başına gelmiş,bu köylü kendisine niçin hoşgeldin'e gelmedi de kuruca hoca yarım saat kendisini damda niçin dolaştırdı,hiçbir şey ikram edilmedi.Tekrar köye dönmüşler kuruca hocayı bulup vali sormuş:Efendi sen beni niçin damda yarım saat dolaşarak dönderdin? deyince kuruca hoca demişki:Sayın valim.Bu damlarda biten bir ot türü var.Bu otun toprak üzerindeki bayu bir parmak ise toprak altındaki kökü bir kaç karış olur.Şayet bu ot damdan temizlenmezse kışın dam akar.Ancak atalarımız demiştir ki bir zalimin ayak bastığı toprakta ot bitmez diye.Bu nedenle seni damda dolaştırdım ki ot bitmesinde dam akmasın"
Zalim bir Vali mutasarrıf olarak Kayseri'ye tayin edilmiş .civardaki tüm köyler hoşgeldin'e gitmiş ancak Akçakaya'dan kimse gitmemiş.Vali,iadei ziyaret yaparken bakmış ki bu köyden kimse kendisine hoşgeldine gelmemiş.İçerliyerek köye gitmiş.Köyde kendisini kimse karşılamayınca köyün eşrafının kim olduğunu sormuşlar Kuruca hocayı tarif ederek evini göstermişler.Evin damında olan kuruca hocanın yanına Vali merdiven olmaksızın zar zor çıkmış.Damda dolaşmakta olan Kuruca hoca damda valinin kolundan tutarak dam üzerinde dolaşmaya başlamışlar.takribi yarım saat süren bu dolaşma esnasında kuruca hoca valiyi bir sohbet ortamına çekmiş,sonra vali bir şekilde aşağıya inip köyden ayrılmışlar.Yolda Vali'nin aklı başına gelmiş,bu köylü kendisine niçin hoşgeldin'e gelmedi de kuruca hoca yarım saat kendisini damda niçin dolaştırdı,hiçbir şey ikram edilmedi.Tekrar köye dönmüşler kuruca hocayı bulup vali sormuş:Efendi sen beni niçin damda yarım saat dolaşarak dönderdin? deyince kuruca hoca demişki:Sayın valim.Bu damlarda biten bir ot türü var.Bu otun toprak üzerindeki bayu bir parmak ise toprak altındaki kökü bir kaç karış olur.Şayet bu ot damdan temizlenmezse kışın dam akar.Ancak atalarımız demiştir ki bir zalimin ayak bastığı toprakta ot bitmez diye.Bu nedenle seni damda dolaştırdım ki ot bitmesinde dam akmasın"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)