24 Mart 2017 Cuma

MAL GÖLGE GİBİDİR

المال كالماء ینقص ثم یزید و ظل یتحسر ثم یعود

Meâli: “Mal, nehr ü cev’ (su) gibidir. Gâh noksan bulup gâh artar. Dahî zıll ü sâye

(gölge) gibidir. Gâh bozulur yâni zâyî olur (kaybolur), gâh avdet eder (döner) ve

görünür” demektir.

KALBİN DEVASI OLAN BEŞ ŞEY

إِنَّھُ كَانَ حَلِیمًا غَفُورًا 1621

Zîrâ Allâhu Teâlâ halîmdir1622. Çünkü kullarının isyanları üzerine derhâl intikâm


almaz. Ve Gafûr’dur. Zîrâ kullarının kusurlarını, derhâl yüzlerine vurmaz.

İbrâhîm el-Havvâs (ö. 291/904) radıyallâhu anh buyurmuşlardır ki:

“Kalbin devâsı (ilacı) beş şeydir:

1- Meânîsinde tefekkür ile kıraat-ı Kur’ân (mânâsını düşünerek Kur’ân okumak)

2- Batnın hâlî olması (açlık)

3- Kıyâm-ı leyl (teheccüd)

4- Vakt-i seherde Allâhu Teâlâ’ya tazarrû (teheccüd vakti Allah’a -c.c.-

yalvarma)

5- Ulemâ ve sülehâ ile mücâlese ve mükâlemedir” (âlim ve iyi insanlarla oturup

konuşma

VELİLERİN HALLERİNDEN

Abdullah bin el-Ferec (k.s.) demiştir ki:
“İbrâhîm bin Edhem (ö. 161/778 [?]) kuddise sırruhun bir hâlet-i kerâmetine
muttalî oldum (bir kerâmetini gördüm) ki Şam’da bir bostanda arkası üzere yatarlar idi.
Ve bir hayye (yılan) dahî yanında durup ağzına almış olduğu bir nergis (ile İbrâhim
Edhem’in -k.s.-) yüzüne konan sinekleri kovar idi. Tevekkülü ne derecedir ki (sineği bile
bir yılan kovuyor hâle gelmiş)”
Zünnûn el-Mısrî (ö. 245/859 [?]) kuddise sırruhun sülûkuna bâis (tarîkata
girmesine sebep) bu harika (olay) olmuş ki bir âmâ tayr (kör kuş) görür… Biri altın ve
biri gümüş çanak gâipten kuşun… Birinde su birinde buğday önüne konuldu ve ba’dehû
gâip olduğunu (ondan sonra kaybolduğunu) gördüm buyurmuşlar.
Ebû Abdullah el-Herevî’den mervîdir ki Fudayl bin İyâz (ö.187/803) ile kuddise
sırruhümâ Cebel-i Ebî Kubeys’de (Kubeys Dağ’ında) beraber bulunduk idi. Bana:
“Ey Abdullah! Bir racül (adam) Hak Teâlâ’ya tevekkülde sâdık olsa şu cebele
(dağa) hareket kıl dese, hareket eder” dedi ki onda Hüdâ’ya kasem ederim ki Cebel-i Ebî
Kubeys (hemen) hareket etmekte oldu. Bu hâli Ebu’l-Fudayl gördükte:
“Ey cebel! Senin hareketini kastetmedim” deyince sâkin oldu.

MERHAMET,HÜRMET,MUHABBET

Allah (c.c.) tektir, teki sever
Habîb-i Ekrem sallallâhu teâlâ aleyhi vesellem:
“(Hicrî) ikiyüz yılından sonra, sizin en hayırlınız zevce (hanım) ve çocuğu
olmamakla, yükü hafif olanınızdır” buyurmuştur.
“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize hürmet etmeyen bizden
değildir” (Ş)
Mü’min mü’mine, rûh ile cesed mesâbesindedir. Mü’minin mü’mine nazarı
(bakışı) ibâdettir. Ve yüzüne tebessümü (günâhına) keffârettir. Mü’minin kalbine surûr
idhâl etmek mûcib-i rahmettir.1618
Dost medhine ne hâsıl, zem düşmanından ne gam. Fâriğ ve âzâdeyim. Birdir
yanımda medh ü zem.1619
“Yâ Ebâ Zer (r.a.) (ö. 32/653)! Beni ara ara ziyâret et ki muhabbetin artsın”
1618 Mü’min kalbine sevinç doldurmak rahmeti gerektirir.
1619 Dostun övmesinin değeri yok, düşmanın yermesi de gam değil. Her şeyden âzâdeyim/kurtulmuşum.
Övülmek ve yerilmek benim yanımda artık eşit, farkı yok.

LA HAVLE VELA KUVVETE'NİN MANASI

Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem bize, ‘Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’
kelimesinin tefsîrinden haber verip (şöyle) buyururlar:
“Sana Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’ın tefsîrini (açıklamasını) bildireyim mi?
Allah’ın (c.c.) koruması olmasa (kulların) Allah’a (c.c.) âsî olmamaya gücü yoktur,
Allah’ın (c.c.) inâyeti (yardımı) olmasa (kulların) Allah’a (c.c.) itaate kuvveti yoktur.
Cebrâil (a.s.) bana bu şekilde bildirdi” İbn-i Mes’ûd rivâyet etmiştir

HİKMETİN DURMAYACAĞI KALPLER

Yahya bin Muâz’dan (k.s.) (ö. 258/872) mervîdir. Demiştir ki:
“Hikmet semâdan kulûba (kalplere) iner ve şol kalpte ki dört haslet (özellik)
vardır, onda sâkin olmaz (o kalpte sukûn olmaz) ve hisâl-i mezkûra (bahsi geçen hasletler
şunlardır):
Dünyâya meyl ve rukûn ve ihânete kastetmek ve kardeşe haset (etmek) ve hubb-ı
şereften (tevâzûdan uzak olmaktan) ibârettir”

LEVHİ MAHFUZUN BAŞINDA YAZILANLAR

İbn Abbas (ö. 68/687-88) radıyallâhu teâlâ anhümâ demiştir ki:
“Allâhu Teâlâ ve Tebârek ibtidâ-i Levh-i Mahfûz ’a eyledi ki (Levh-i Mahfûz ’un
başına şöyle yazdı):
“Muhakkak Ben Allahım (c.c.). Benden başka ilâh yoktur ve Muhammed (s.a.v.)
rasûldür.”
“Kim kazâma teslîm olur, belâma sabreder, ni’metime şükrederse sıddıklardan
yazarım, sıddıklarla ba’s ederim. Kim de teslîm olmaz, belâma sabretmez, ni’metime
şükretmezse, kendisine, Benden başka Rab edinsin”

AMEL VE İBADETLERİN DÖRT MENZİLİ(MAKAMI)

Kibâr-ı ehlullahtan Havvâs (ö. 291/904) kuddise sırruh (der ki):
“İbâdın (kulların) amel ve ibâdetleri 4 menâzil (makâm) üzere olmak lâzım ve
vâciptir. Ve evvel-i menâzil, menâzil-i havf ve recâ ve ta’zîm ve hayâdan ibârettir (bu
menziller/makâmlar; korku, ümit, saygı ve utanmaktan ibârettir). Ve a’zâm ve erfei
menzîl-i hayâdır”

AKIL,NEFİS ÜZERİNE

ألحمد الذي أحیانا بعد أماتنا و رد الینا أرواحنا و إلیھ النشور 1596
Kâfir ve fâsık:
یَا وَیْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِ ن مَرْقَدِنَا 1597
Merkadinden kaldırıldıklarına azîm müteellim olurlar (mezarlarından diriltilip
kaldırıldıklarında çok üzüntü duyarlar)
“Melekût kapısını rukû ve secdelerle çalmaya devâm et”
“Saadet o kimsenindir ki aklı ol emîr (hakîm), nefsi esîrdir (mahkûmdur). Hüsrân
da bunun aksine olan kimsenindir. Gene saadet, aklı erkek (güçlü), nefsi dişi (zayıf)
olanlarındır. Felâket de bunun aksi olan kişiyedir” (Ş)1598
1596 Ölümden sonra bizi dirilten Allah’a (c.c.) hamdolsun. Rûhlarımız O’na döndürülecek ve O’nun
huzurunda toplanacağız.
1597 “Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı?” (Yâsin/52)
1598 Aklı hâkim, nefsi mahkûm olan ne mutlu kişidir. Aksi olan kaybetmiş, mutsuzdur

HİKMET ÜZERİNE

“Yâ Mûsâ! Hikmeti yücelt. Ben azâb etmek istediğim insanlardan hiçbirinin
kalbine hikmeti koymadım”
“Yâ Îsâ! Âlimleri yücelt ve onların kıymetini bil. Ben onları, nebîler dışındaki
bütün mahlûkâta fazîletli kıldım”1586
Şer’ine göre bulur kişi hakîkatte tarîk1587
Mârifet miktârıdır mâruf ona bî insirâm1588
Söyleme âşıklara mülk-i Süleymân’dan haber1589
Zîrâ onlar bî nihâyet mülkten eder i’tinâm1590
Bu iki kevni bulur bir habbeye saymaz niçin1591
Zîrâ bunlar her nefeste Hak’tan etmez infisâm1592
Bunda ol cân u cihân terkin uranlar erişir1593
Bunda ol mahv ı vucûd eden olur tayyar-ı Hak1594
1586 Âlimleri, peygamberler dışında herkesten üstün kıdım
1587 Hangi şeriate bağlı ise kişi hakîkatte ona göre yol bulur
1588 Şüphesiz mârifeti kadar kişinin irfânı/ma’rûfu olur
1589 Âşıklara Hz. Süleymân’ın (a.s.) saltanatından bahsetme
1590 Zîrâ onlar sonsuz bir saltanattan ni’metlenirler
1591 Dünyâ ve âhireti bir kuruşa değmez olarak görür
1592 Zîra bunlar, Allah’tan (c.c.) bir soluk bile uzak olmazlar
1593 Canını ve dünyâyı terk edenler buna ulaşır
1594 Ondan varlığını yok edenler Hakk’a uçarlar

KURAN'DA,TEVRAT'TA VE İNCİL'DE YAZILI OLANLAR

Tevrât-ı Şerîf’ten (bir söz); kanaat eden doyar, amma İncil-i Şerîf’ten (bir ifâde);
inzivâya çekilen kurtulur, amma Zebûr-u Şerîf’ten (bir nasihat); kim susarsa, selâmet
bulur.
Amma Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’da:
وَمَنْ یَعْتَصِمْ بِا فَقَدْ ھُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِیمٍ Kim Allah’a (c.c.) sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir” (Âl-i İmrân/101)


Zirve-i îmân iki haslettir (özelliktir); biri Hak Teâlâ’ya teslîmdir ve biri kazâsına
rızâdır (râzı olmaktır). İstiğfâra devâm edeni, Hak Teâlâ her türlü sıkıntı ve üzüntüden
uzaklaştırır.

HACCAC-I ZALİM

Haccâc (ö. 95/714) Irak’a emîr (yönetici) olduğunda sinni yirmiye bâliğ etmişti
(yaşı yirmiye ulaşmıştı). Vefât ve rıhlet eyledikde (öldüğünde) sinni (yaşı) elli üçe vâsıl
olmuş. Hurûb ve kıtâlinde maktûl olanlardan mâadan (harpte öldürülenlerden başka)
cebren (zorla) emriyle boynu vurulanların adedi 124.000’e bâliğ olmuş, 50.000 erkek,
20.000 karı sicn ve mahbûsunda mevcut bulunmuş (hapse atılmış). Ricâl ve nisâyı mahali
vâhidde habs eyleyip mahbesinin sakfı (tavanı) olmadığından bî cürüm ve günâh veduafâ-yı müslimîn hâr ve bürdden (sıcak ve soğuktan) tehassun edemeyip sicnde
müteezzî olurlarmış.( Kadın erkek herkesi bir zindanda toplamıştır. Hapishânenin tavanı olmadığı için o günâhsız zayıfMüslümanlar sıcak ve soğuktan korunamayıp çok ezâ çekmişler)

HAKK TEALA'NIN ,HZ.MUSA(YA SON KELAMI

İmâm bin Mekhûl (k.s.) Muâz bin Cebel (ö. 17/638) radıyallâhu teâlâ anhden
rivâyet eder ki:
“Hak Sübhânehû ve Teâlâ ile Hazret-i Mûsâ salavâtullâhi alâ Nebiyyinâ ve aleyh
3500 kere keyfiyeti mâlumumuz olmayan tekellüm ile tekellüm edip (bilmediğimiz bir
konuşma şekliyle Allah -c.c.- ile konuşup) âhir kelâmında (son sözünde) Hazret-i Mûsâ:
“Yâ Rabb! Bana vasiyet eyle yâni amel-i hayr ile fermân eyle” deyû niyâz ve
tazarrû edince Hak Sübhân ve Teâlâ 7 defâ اوصیك بامك Yâni;
“Ey Mûsâ! Sana mâderini riâyetle fermân ederim” buyurduktan sonra
“Ey Mûsâ! Âgâh ol ki vâlidenin rızâsı Benim rızâm, suht ve gazabı Benim
gazabımdır” buyurdu. Tamâm

23 Mart 2017 Perşembe

DUA

Mervâniye’den Velid bin Abdülmelik (ö. 96/715) Medîne-i Münevvere’de habs
ettiği Hasan bin Hasan bin Ali (ö. 97/715-16) radıyallâhu teâlâ anhüm Medîne’de âmil
(zekât memuru) ve vâlisi (yönetici) olan Sâlih bin Abdullah’a mahbûs-ı müşârun ileyh
hapisten ihrâc (çıkarıp) ve mescîd-i Rasûlullah sallallâhu teâlâ aleyhi vesellem’de beşyüz
değnek vurmak üzere emri tahrîr eder (yazar). Hasan(’ın) ammezâdesi (amcasının oğlu)
Ali bin Hüseyin (Zeynelabidin) (r.a.) (ö. 94/712) Hazretleri geldi ve nâs ta’zîmen yol
açtılar.1547 Hasan Hazretlerinin (r.a.) yanına varıp:
“Ey ammezâdem! Kerb ü şiddet (sıkıntı ve zorluk) duâsıyla niçin duâ etmezsin ki
Allâhu Teâlâ sana halâs ve necât ihsân eyleye (kurtuluş nasip etsin)” dedi.
“Duâ-yı mezkûr (peki, bu duâ) nedir?” dediklerinde
لا إلھ إلا لله الحكیم الكریم 1548
لا إلھ إلا لله العلي العظیم 1549
سبحان رب السماوات السبع و رب العرش العظیم 1550
الحمد رب العالمین 1551
Çok geçmeden karîn itlâk ve neyl-i ferec ile mazhar-ı ihsân-ı Cenâb-ı Rabbi
Hallâk oldu (Hazret-i Hasan hemen bu duâyı okudu ve içinde bulunduğu sıkıntıdan
kurtuldu).
Ferahlık kelimeleri:
لا إلھ إلا لله الحلیم الكریم
لا إلھ إلا لله العلي العظیم
لا إلھ إلا لله رب السماوات السبع و رب العرش الكریم

SADAKANIN SEVABINA İHTİYAÇ

Ahmed bin Atiyye ed-Dârânî kuddise sırruh:
“Her şeyin sadâsı yâni pası vardır. Kalbin pası dahî batnın (karnın) tok olmasıdır”
dediler
İmâm Şa’bî rahmetullâhi teâlâ:
“Her kim verdiği sadakanın sevâbına (olan) ihtiyâcını, sadaka verdiği fakirin
sadakaya ihtiyâcından ziyâde bilmezse, verdiği sadakasını iptâl etmiştir (boşadır).
Sadakası ol kimsenin yüzüne darp olunur (vurulur)” demiştir.
Bazı ulemâdan naklolunmuş ki; akıldan eşref (daha şerefli) bu âlemde bir şey yok
ve gınâ-i nefisten ağnâ bir gınâ yoktur.
“Görmüyor musun? Akıl, ehli için zînettir. Fakat aklın tamamen kemâle ermesi
uzun tecrübeler sonucudur.”
Âmir bin Kays (ö. 146/763):
“Mânâsız şeylerden  aklın sana engel olduğu zaman sen akıllısın”

YANINDA KURTULUŞ KELİMESİ OLMAK

Ali bin Ebî Tâlib (ö. 40/661) radıyallâhu anh bir gün:
“Şol merde taacûp olunur ki yanında kelime-i necât olduğu halde helâk ola”1514
demiş.
“Kelime-i necât nedir?” diye suâl olunduk da
“El-istiğfar” diye cevâp vermiştir.(GÜNAHLARDAN KURTULMAYI DİLEMEK)

İNSANA KAFİ GELECEK AYET

Rasûlullah’ın:
“Ben Kur’ân’da bir âyet bilirim ki nâs o âyeti ezber ederek devâm etse kâfî olur”
buyurup bu âyeti tekrâr bi takrâr okuduğu mervîdir.
وَمَن یَتَوَكَّلْ عَلَى فَھُوَ حَسْبُھ 1441
Kim Allah’a (c.c.) güvenirse O, ona yeter.” (Talak/3)

GİZLİ ŞİRK

Rasûlullah’ın:
“Benim ümmetim üzerine en korkulu şey şirk-i hafîdir (gizli şirktir)” buyurduğu
zaman-ı ashâb tarafından:
“Şirk-i hafî nedir yâ Rasûlallah?” sualine karşı:
“Riyâdır. Yevm-i kıyâmette mürâîlere (riyâkâr ikiyüzlülere) amelinizin sevâbını,
riyâ ettiğiniz (gösterdiğiniz) kimseden arayınız (alınız) denilecek” buyurduğu mervîdir

YEMEK

Şükrü edâ olunmayan ni’met, dâimâ zevâle mâruzdur1313
1…Eğer nefsi teleften kurtarmak (ölümden kurtulmak) için yerse farzdır
2…Nefsinden zâfiyet gibi zarârı izâle (gidermek) için yerse vâciptir
3…Misafirin utanmaması için misafire refâkatle yerse menduptur (güzeldir,
sünnettir)
4…Şu avârızdan ve garazdan sâlim olarak (bu amaçları gütmeden) yerse,
mübâhtır.

RIZK

“Denizde balığın sırtında ve hurma(nın) çekirdeği üzerinde, bu filan oğlu filanın
rızkıdır diye yazılmıştır. Onu ondan başkası yiyemez. Bununla beraber aç gözlü olanlar
cehd eder (yorulur) ve rızkının başkasından dolayı (rızkı olmayan şeylerde) korkuya
düşer. Bil ki ey kardeşim hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır

AYETEL KÜRSİ HAKKINDA

Hayy u Kayyûm esmâ-i hüsnânın a’zamıdır

لله لا إلھ إلا ھو الحي القیوم ism-i a’zamdır. Rasûlullah sallallâhu aleyhi vesellem



bu âyetin okunduğu hâneden şeytanın firâr edeceğini ve sâhir ve sâhirenin (sihirbazların)

sihirlerinin o hâne halkına tesîr etmeyeceğini ve bu âyetin tilâvetine devam etmek, âbid

ve sâdık (bir kulun) vazîfesi olduğunu ve Kur’ân’ın seyyidi Sûre-i Bakara olup

Bakara’nın seyyidi (efendisi) de Âyete’l-Kürsî olduğunu beyân buyurduğu mervîdir. Bu

hadîs-i şerîftir.


DÜNYALIĞIMIZ NEĞ KADAR OLSUN?

Rivâyettir, Selmân Fârisî’den (ö. 36/656 [?]) radıyallâhu anh; hasta oldu, Sa’d bin

Ebî Vakkas (r.a.) (ö. 55/675) onu görmeye geldi. Gördü kim Selmân ağlar. Sa’d eydür:

“Ne (için) ağlarsın?”

“Sizden biriniz(in) azığı, rakip azığı (ata, deveye binip yola çıkanın azığı) kadar

olsun diye ben (Peygamberimizden -s.a.v.-) işittim”

ŞÜKRÜN ÜÇ KISMI

İnsanın kanını mübâh addedenin kanı, o insana mübâh olur. Bir insanı bi gayrı
hak katle kıyâm eden kimse, ondan evvel muhafaza-i nefs için katletmek mübâhtır.1312


Şükrün üç kısmı vardır:

Birinci, kalple şükürdür ki ni’meti veren mün’imini bilmektir

İki, lisân ile şükürdür ki kalbinde olan mârifetini lisânıyla izhâr edip mün’imini

senâ etmektir

Üç, a’zâ-yı cevârih (vücut organları) ile şükürdür (amelî şükür)
Şükrü edâ olunmayan ni’met, dâimâ zevâle mâruzdur1313


1…Eğer nefsi teleften kurtarmak (ölümden kurtulmak) için yerse farzdır

2…Nefsinden zâfiyet gibi zarârı izâle (gidermek) için yerse vâciptir

3…Misafirin utanmaması için misafire refâkatle yerse menduptur (güzeldir,

sünnettir)

4…Şu avârızdan ve garazdan sâlim olarak (bu amaçları gütmeden) yerse,

mubahtır.

MELAL VEREN YEDİ ŞEY



Me’mûn Halîfe (ö. 218/833) bir gün Hasan bin Sehl’e (ö. 236/851):
“Lezâiz-i dünyâya ben cümle-i nazar eyledim. Yedi şeyden gayrısını melâl verir
bulmadım”8 dediğinde İbn Sehl:

“Ey Emîre’l-Mü’minîn! Ol yedi şey nedir?” deyû sorar. Me’mûn Halîfe:
“Ol yedi şey; buğday etmek (buğday ekmeği) ve koyun eti, ziyâde bârid su (çok
soğuk su) ve yumuşak sevb (elbise) ve râyihâ-yı tayyibe (güzel koku) ve firaş ve vatî
yatak ve cima’) yâni yumuşak nerm döşek ve her şeyin güzeline nazar (bakmak)” deyû
teaddâd eylemiş.
Hazret-i Ali (r.a.): “Âhiret kardeşi ve sâdık bir dostu olmayan kişi sol eli olup sağ eli olmayan kişi

gibidir


EFENDİMİZİN (S.A.V.) AHLAKI

Allah’ın Rasûl’ünün (s.a.v.) ahlâkı ile ahlâklan. Şüphesiz O, sallallâhu aleyhi

vesellem kendi nefsi için intikâm almaz ancak Allah’ın (c.c.) harâmı çiğnendiğinde

intikâm alırdı.
Abdullah bin Abbas (ö. 68/687-88) radıyallâhu anhümâ dedi ki:
“İnsanlara bir zaman gelecek ki o devirde insanların bütün gayreti, mîdesi olur,
dîni, nefsinin arzuları olur, dili de keskin kılıç gibi olur”
(Hazret-i) Îsâ aleyhisselâtu vesselâm dedi ki:
“Cennet iki şeyle özetlenir; rahat ve şehvet. Dünyâda rahat ve şehveti terk
etmeyen cennete giremez”


HAZRET-İ ENES(R.A)'A ÜÇ TAVSİYE

Hazret-i Enes (r.a.) (ö. 93/711-12):

“Rasûlullah bana “Yâ Enes! Sana üç şey tâlim edeyim (öğreteyim) ki onlarla

intifâ edesin” buyurdu. Ben de “Babam anam fedâ olsun Yâ Rasûlallah tâlim buyur

(öğret)” dedim. Rasûlullah(s.a.v.):

“Yâ Enes! Ümmetimden mülâkât ettiğin (karşılaştığın) kimselere selâm ver ki

ömrün uzasın, hânene dâhil olduğunda (evine girince de) selâm ver ki hayrın ve bereketin

çok olsun, ve kuşluk namazı kıl. Zîrâ kuşluk namazı Allah’a (c.c.) rucû edenlerin

(dönenlerin) namazıdır” buyurdu.

“Hikmetin başı, Allah (c.c.) korkusudur


SEKİZ ŞEY SEKİZ ŞEYE DOYMAZ


8 şey 8 şeye doymaz:
1- Bakmaya göz
2- Yağmura yeryüzü
3- Erkeğe kadın
4- İlme âlim
5- Soruya suâl eden (sâil)
6- Mal toplamaya aç gözlü
7- Suya deniz
8- Oduna ateş
“Hikmetin başı, Allah (c.c.) korkusudur” (H

KUTSAL KİTAPLARIN DÜNYA ARZINA İNME ZAMANI

Rasûlullah’ın Ramazan’ın birinci gecesi, İbrâhîm aleyhisselâmın suhufları ve 6.

gecesi Tevrat, 13. gecesi İncil, 24. gecesi Kur’ân Levh-i Mahfûz ’dan semâ-i dünyâya

nâzil olduğu mervîdir (dünyâ semâsına indiği rivâyet edilir).

HAZRET-İ AİŞE SIDİKA'NIN FERAĞATI

Hazret-i Ömer (ö. 23/644) radıyallâhu anh şehâdetle muhtazır oldukda (son nefese

geldiğinde) Âişe Ana’ya (r.a.) (ö. 58/678) âdem gönderdi ki:

“Rasûl-ü Ekrem Hazretleri ve Ebû Bekir (ö. 13/634) ile bir hücrede olmak mûrad

ederim (Peygamberimizin -s.a.v.- yanına defnedilmek istiyorum). Ümmü’l-Mü’minîn

(Hazret-i Âişe -r.a.- annemiz) rızâ verirse (kabûl ederse, râzı olursa) devlet ve saadet

Ömer’e (olur). Ve illâ envâ-i hasret ve nedâmet bula (yok, râzı olmazsa Hazret-i Ömer’e -

r.a.- bu, pişmanlık ve hasret olur. O zaman beni) Bakî’a (Kabristanına) defnedin” demiş

idi. Hazret-i Âişe radıyallâhu anhâya ahvâli arz edilince ağlayıp:

“Ol makâmı kendi nefsim için murâd ederim. Çünkü halîfe-i Rasûl murâd

edinmişler, onlara i’sâr ettim”

Pes Ravza-i Mutahhara’da Hazret-i Ebû Bekir’in kıbeli (ön) tarafında mübârek

başı Hazret-i Ebû Bekir’in sadr-ı şerîfine muhâzî (göğsü hizasında) defn olmuştur. On yıl

altı ay hilâfet sürüp hicretin 23 ünde Zilhicce’nin aşr-ı evâhirinde (son on gününde) 63

yaşında iken eşher rivâyette civâr-ı Hakk’a rihlet ettiler (en meşhur rivâyete göre, 63

yaşında vefât etmiştir). Radıyallâhu anh.

ZENGİNLİK


Hazret-i Dâvûd aleyhisselâm bir mağara görüp ve ittilâ (araştırmak) için içine

girerler. Ve onda bir racûl meyyit cesedi (ölü adam cesedi) ve başı ucunda bir levha

görürler ki levhada (şunlar yazılıdır):

“Ben filan oğlu filan melik (kral) olup bin sene saltanat ve bin şehir bina ve bin

kız tezevvüc edip ve bin ordu bozdum idi. Sonra ülkemde kaht (kıtlık) olmakla hâlim şu

sûrete vardı (sonunda hâlim öyle oldu) ki bir çörek tahsîli (elde etmek) için bir zenbil

(sepet) dolusu akçeyi memâlikime (ülkelerime) gönderdim, bulunamadı. Ba’dehû cevâhir

ile dolu bir zenbil-i âhâr (mücevher dolu bir sepet) dahî gönderdim. Yine

bulunamadığından saray-ı âlîye (de) açlığımdan fevt oldum (büyük sarayımda acımdan

öldüm). Hangi kimsedir ki bir çöreğe mâlik olarak sabahlamaya yâni ondan gayrı şeye

mâlik olmaya da rûy-ı arzda (yeryüzünde) kendinden zengin var deyû zan ve zum’

eylemesin (iddia etmesin). Hak Teâlâ fakiri de zengini de ifnâ eder (yok eder)”

“Bir değirmendir bu fânî, un eder bir gün bizi.”

YA BEN NİCE DÖNMEYEYİM-SEYYİT NİZAMOĞLU

Bir dertliyim derdim vardır

Ya ben nice dönmeyeyim

Her dem işim âh u zârdır

Ya ben nice dönmeyeyim

Aşk odu yürekte yanar

Beni gören Mecnûn sanar


Gökyüzünde ay gün döner

Ya ben nice dönmeyeyim

Münkirler aşk hâlin bilmez

Münâfıklar yola gelmez

Çarh-ı felek döner durmaz

Ya ben nice dönmeyeyim

Biziz ümmet hacılar

Din yolunda duâcılar

Kâ’be’de döner hacılar

Yeller eser, deniz coşar

Irmaklar dağlardan aşar

Döne döne sular taşar

Ya ben nice dönmeyeyim

Seyyid Nizâmoğlu tekdir

Münâfığın işi şektir1209


Evvel âhir dönmek haktır

Ya ben nice dönmeyeyim





































































AYAKTA YEMEK,İÇMEK,YEMEĞE TUZLA BAŞLAMAK

Zeyne’l-Abidin Ali bin Hüseyin (ö. 94/712) radıyallâhu teâlâ anhümâ:
“Kulun Allah’ın (c.c.) gazabına en yakın olduğu an, kendi gazaplandığı ândır”
Bir racûl Rasûlullah’a sallallâhu aleyhi veselleme:
“Hangi şey eşeddir (çok kötüdür)?” deyû suâl eyledikde
“Gazab-ı İlâhî’dir (Allah’ın -c.c.- öfkesidir)” buyurduklarında
“Yâ Rasûlallah! Gazab-ı İlâhî’den mübâadet (uzaklaşmak) ve mücânebetin
(kaçınmak) tarîki (yolu) nedir?” dediğinde
“Gazâb etmemektir” buyurdular.
“Kim gazaba uyarsa edebini kaybeder” (Kelâm)
İbn Mübârek (k.s.) (ö. 181/797) Hazretlerine;
“Hüsn-i hulku bize kelime-i şâhidede (apaçık bir sözle) bi’l-icmal (özetle) beyân
eyle (açıkla!)” denildikte
“Gazabı terk ” buyurdu.
Hazret-i Ali’ye (ö. 40/661) hitâben
“Yâ Ali! Yemeğe tuzla başla, tuzla bitir. Çünkü tuz, yetmiş hastalığa şifâdır”
İsimlerin hayırlısı Allah’ın (c.c.) ismi ile yerin ve göğün Rabbi olan Allah’ın (c.c.)
adı ile İbn Ömer rivâyet etmiştir:
“Biriniz yemek yediği zaman sağ eli ile yesin, sağ eli ile içsin. Çünkü şeytan sol
eli ile yer sol eli ile içer”
Enes (R) (ö. 93/711-12) Ayak üzre eklden suâl eylediğimizde
ھو شر من الشرب
Yâni; “Ayak üzere ekl-i taâm, ayak üzere içmekten ziyâde şerdir”1203 buyurup bu
vechle onu dahî men buyurdular (bu şekilde onu da yasakladırlar).
Taâm vad‘ olundukta (yiyecek konulduğunda)
بسم لله اللھم بارك لنا فیما رزقتنا وعلیك خلفھ 1204
1201 Allah’ın (c.c.) lutfu ile cömertlik hazînesi açılmışken
1202 O varken başka kapıları ziyâret etmek bu ümmete yakışır mı?
1203 Ayakta yemek, ayakta içmekten daha kötüdür
buyururlardı.

DOST ÜZERİNE

Ebû Zekeriyya Yahya bin Muâz er-Râzî’dir (ö. 258/872) kuddise sırruh. Halvet
üzere sabr alâmeti ihlâstandır (tek başına bir yere oturup kalmaya sabretmek kişinin
ihlâslı olduğunun göstergesidir). Ve dahî mü’min karındaşının senden nasîbi üç haslet-i
hasene (üç güzel özellik) olsun. Evvel ki nef’ ve fâide edemez isen izrâr kılma1196, ikinci
umûm-ı meşrûa ve mübâhadan birisiyle mesrûr edemez isen mağmûm kılma1197, üçüncü
medh ve senâ edemez isen bâri zem ve gıybet kılma1198.
1196 Ona faydan yoksa, hiç olmazsa zarârın dokunmasın
1197 Meşrû bir şeyle onu sevindirmeye muvaffak olamazsan üzme
1198 Onu övmüyor, övemiyorsan hiç olmazsa kötüleme ve dedikodusunu yapma
Ve dahî dost ve muhibbin, denî (düşük) ve alçak olanı, beni duâdan unutma deyû
ihtârına muhtaç olduğundur. Yâni; “İyi dost, kendini dostunun duâsında ihtârına
bırakmayıp hobehod (kendiliğinden) hâlisen duâ eder” demek murâdıdır.

GÜZEL HUY TALİM ETME METODU

Ahnef bin Kays (k.s.) (ö. 67/686-87) ki meyân-ı Arap’ta kenz-i hilm (Araplar
arasında çok yumuşak huylu) ve afv bir zâttır. Mûma ileyhe (ona):
“Hilmi kimden ta’lîm eylediniz (yumuşak olmayı kimden öğrendiniz)?” diye suâl
olunduk ta
“Âsım bin Kays’tan teallüm eyledim. Fıkıfta fukahâya mürâcaat olunduğu gibi
afv ve hilimde dahî Âsım’a mürâcaat olunur. Karındaşını elleri bağlı olarak (kendi)
oğlunu katl eyledi deyû yanına getirdiler.
“Anasına elin diyetini getirin!” deyû afv ve itlâk eyledi (affederek serbest bıraktı).

MAL TOPLAMA

Süfyan es-Sevrî (ö. 161/778) rahimehullâhü teâlâ dedi ki:
“Arpa ekmeğine kanaat etmeyen (kişi) zillet ve alçaklıkla ibtilâya uğrar”
Kim mal toplarsa, beş özellik (ona) ibtilâ olur: “Tûl-ı emel, şiddetli hırs, şuhhun
(cimriliğin) çokluğu, âhireti unutmak, verânın azlığı.”
“Meşâyihin kelimeleri (sözleri), yeryüzünde Allah’ın (c.c.) askerleridir”
(Kelâmdır)

MUCİZENİN NEŞRİ,KERAMETİN GİZLENMESİ

Şeyh Ebû Ali ed-Dekkâk (ö. 405/1015) eydür (der) rahmetullâhi aleyh:
“Allâhu Teâlâ enbiyâsına mûcizelerini izhâr etmeyi (açığa çıkarmayı) farz kıldığı
gibi, evliyâsına kerâmetlerini gizlemeyi farz kılmıştır. Enbiyânın cezâsı, vahyin ve
mûcizenin gizlenmesi, evliyânın cezâsı, kerâmetlerin(in) açığa çıkmasıdır”
Şeyh Zünnûn-ı Mısrî’ye (ö. 245/859 [?]) kuddise rûhuhû(ya) suâl ettiler:
“Allah’a (c.c.) ne ile yetiştin?” Cevâp verip eyitti kim (dedi ki):
“Korku ile hasta oldum, şevkle yandım, aşkla öldüm, Allah (c.c.) ile dirildim

EVLİYANIN DÜNYAYA BAKIŞI

Şeyh Serî es-Sakatî’den (ö. 251/865) hikâyet olunur ki:
“Ol bir kere elhamdülillah dediğim için otuz yıldan beri istiğfâr ederim” dedi.
“Şol sebepten kim Bağdat’ta harîk (yangın) vâkî olup nâsın (insanların) dükkânları
yandığında benim dükkânım yanmadığını bana haber verdiklerinde elhamdülillah
demişim. Keennehû ol nâsın (sanki o insanların) dükkânları yanıp benim dükkânım
kaldığına sevindim (gibi) demiş oldum. Halbûki din ve mürüvvetin (insanlığın,
olgunluğun) hakkı ona sevinmek değildi”
Bir kimse:
“Bir ârifi rüyada gördüm. Ömründen bir sene kalmış, bu sözden ağlamış. Bu
ağlamak nedendir?”
“Oğul ben her gece arzu-yı mevt ile uyurdum. Ben bu külhanı  (dünyâyı) bir
sene dahî bekleyem, ona ağlarım. Cihân-ı cân gülşeni var iken cihân-ı beden külhanı
çekilmez (can gülbahçesi varken bu beden ateşi çekilmez)” demiştir.

KİM ABİD ?

Îsâ aleyhisselâmdan rivâyet edilir:
Bir gün Îsâ aleyhisselâm oturan bir adama rastlar.
“Burada ne yapıyorsun?” diye sorar. Adam:
“İbâdet ediyorum ey Allah’ın (c.c.) rûhu” der. Îsâ aleyhisselâm adama:
“Senin iyâlini (geçimini) kim sağlıyor” deyince adam:
“Kardeşim” der. Bunun üzerine Îsâ aleyhisselâm:“Kardeşin senden daha âbiddir” der.

EKMEK VE ÜZÜME İTİBAR ETMEYENLER

Şeyh Fahreddin Nûrî kuddise sırruh, bir gece vakıâsında (rüyâsında veya yakaza
hâlinde) gördüğü arş-ı mecîd, (onun) sağında şerâb-ı tahûr nûş eder (kendini cennet
şarabı içerken görür). Sabah Şeyh Süleymân Haddâdî’nin meclisine varır. Önüne etmek
(ekmek) ve kızıl üzüm getirdiler, yemedi. (Daha rüyâsını anlatmadan) Şeyh Süleymân
Hazretleri Şeyh Nûrî’nin kulağına eyitti (dedi ki):
“Şol kimse ki sakf-ı arşda (arşın çatısında) şerâb-ı tahûr nûş eyleye bizim
zebîbimize (kuru üzüm) ve etmeğimize iltifât etmez

ZEKAT ÜZERİNE

“Evvelâ alınlar, yanları ve arkaları onunla dağlanır zekât vermeyenler.1188 Ama
zekât verilen ve şer’an lâzım gelen mahalle (gereken yere) sarf olunan mal memdûhtur
(övülmüştür). Zîrâ zaman-ı saadetten Hazret-i Osman (r.a.) (ö. 35/656) ve Abdurrahman
bin Avf (r.a.) (ö. 32/652) gibi maldar (zengin) olan kimseleri Rasûlullah (s.a.v.)
sahabenin büyüklerinden sayar, senâ buyururdu. Eğer helâlinden mal cem’ etmek
mezmûm (yerilmiş) olsa idi Rasûlullah (s.a.v.) zengin olanları büyüklerden saymazdı ve
senâ etmezdi. Zekâtı verilmeyen mal hayvânâttan olursa koyunların boynuzuyla tırnakları
ile azâb olunacaklarına dâir ehâdis-i celiyye dahî mervîdir.

KIYAMETİN KOPMA VAKTİ VE ALAMETLERİ

Kıyâmet-i hafiyye insandan izzet ve hürmet ve muhabbet ve şefkât ve edep ve
hayâ ve cûd ve sehâ (cömertlik) ve ahde vefâ ve sıdk ve safâ ve siyânet-i rufekâ
(arkadaşları korumak) ve diyânet-i takvâ (takvâ dindarlığı) ve icrâ-i şeriat-ı garrâ
kalmamak gibi ve şehirlerde kesret-i mesâcid ve kıllet-i cem’aat (câmilerin çoğalıp
cem’aatin azalması) ve rif’at-i ebniye (çok katlı bina) ve rikkat-i elbise (ince elbise) ve
emârât-ı nisa (kadın yönetici) ve sıbyan ve teşebbüh-i nisa (kadınlara benzemek) ve
kıllet-i bereket-i eşyâ ve kat’i erhâm ve ta’zîm-i eşrâr (şerli insanlara hürmet) ve tahkîr-i
ebrâr (iyilerin hakârete uğraması) ve tezyîn-i kubûr (kabirleri süslemek). Bunlara eşrât-ı
saat derler. Amma kıyâmetin alâmet-i celiyyesi ondur: Evvelâ hurûc-ı Deccal’dir.
Ba’dehû tevâlî (ardarda) husuf-i kamer selâs-i leyâldir. Ba’dehû üç sene ale’t-tevâlî kaht-ı
ekâlimdir (üstüste, ülkelerde üç yıl kıtlık). Ba’dehû, istiâb-ı duhan-ı azîmdir. Ba’dehû Îsâ
aleyhisselâm Şam Şerîfin minâre-i beyzâsı üzerine inip Deccal’i katledip şeriat-ı
Muhammediyye ile âmil olmasıdır. Ba’dehû âl-i Rasûl-ü Ekrem’den Mehdî zuhûr edip,
kırk yıl adâlet üzere gidip Hazret-i Îsâ aleyhisselâmı bulmasıdır. Ba’dehû Dabbetü’l-arz,
ba’dehû Ye’cûc ve Me’cûc’ün sedd-i İskender’den hurûcu (çıkışı), ba’dehû Îsâ
aleyhisselâmın vefât etmesi.
Âhirete îmânı olmayan kimse her fenâlığa cür’et eder ve hiçbir kötülükten
çekinmez. Zîrâ âkıbet korkusu yoktur ki fenâlığa cür’et etmekten onu men etsin.

HİKMET ÜZERİNE

Şehvetleri terk eden hikmetlere mâlik olur (hikmetleri elde eder).
Re’s-i hikmet (hikmetin başı), Hakk’a mülâzamettir. Terk-i şehvet, zînet-i
hikmettir (hikmet süsüdür).
Alâmet-i hikmet kıllet-i ekl (az yemek), ve şurb ve menâmdır (az içmek ve az
uyumaktır) ve samt-ı müdâm (devamlı susmak) ve hâcet miktârı kelâmdır (gereği kadar
konuşmaktır). Ve gönülde Mevlâ’ya teveccühü (yönelişi) tamdır.
Alâmet-i hikmet (hikmetin göstergesi) Hakk’a tevekkül ve tefvîz ve teslîm (işi
Allah’a -c.c.-havâle etmek) ve rızâdır ve halka hüsn-ı hulk ile tevâzû ve rıfk ve müdârâdır
(yumuşak davranmak ve idâre etmektir).
Hikmet kendinden ekbere (büyüğe) teslîm olmaktır ve esğara ta’zîm ve şefkât
kılmaktır.
Hikmeti nâ ehline (lâyık olmayana) söylemek hikmete zulümdür. Hikmete
zulmetmek büyük hatâdır. Zîrâ ki o zulmün hasmı Hüdâ’dır. Hikmeti ehline söyle ve nâ
ehlinden hıfz eyle (lâyık olmayana söyleme).
İmâm Gazâlî’den (k.s.) (ö.505/1111) naklen Fahr-i Râzî’nin (ö.606/1210)
beyânına nazaran (göre) tövbenin mâhiyeti üç şeyle hâsıl olur: Bir; sudûr eden zarârını
(günâhtan ortaya çıkan zarârı) bilmek, iki; bu zarârı bildikten sonra haline teellüm ve
teessüf etmektir (üzülmektir), üç; bu teelllüm ve teessüf üzerine istiğfâr eylemektir.
Tövbenin kabûlü günâhın afv olunması ve tövbe üzerine sevap verilmesiyle husûl
bulur (meydana gelir).
Tövbe iki mânâyı câmîdir: Geçmişe nedâmet, gelecekte günâh işlememekte azim
ve metânet, fevt olan ferâizi edâ etmek (kaçırılan farzları ödemek), bi gayrı hak almış
olduğu nâsın hukûkunu (haksız yere aldığı insanların hakkını) yerli yerince vermek,
vücûdunda harâmdan hâsıl olmuş eti arıtmak ve bedene ibâdetin lezzetini tattırmaktır.

CİNNİLERDEN YARDIM İSTEYEN

Hatay,Hassa,Söğüt beldesinde Şıh Mehmet Ali Apak hocanın oğlu Şıh Mahmut'un hizmetini gören Ökkeş efendinin Dedesi,okuma yazma bilmeyen derviş meşrepli saf birisi imiş.Beldenin kenarında bulunan yüksekçe bir kayanın üzerine derme çatma bir baraka yaparak burada ibadet yapmaya,insanlardan uzlete karar verir.Ancak barakanın bulunduğu yer ile su kaynağı arası epey mesafeli ve dik bir yokuş imiş.Teneke içinde suyu taşımak gerektiğinden bir gün yorulmuş ki Ya Rabbi cinnilerden birini görevlendirsen de suyumu taşısalar"demiş.Ertesi gün barakada uyandığında bakmış içeride üzeri siyah örtü ile örtülü birisi mevcut.Yüzüne bakmak için örtüsünü açtığından,örtüden daha siyah renkte birisi olduğunu görünce korkudan ağzı kaymış.Bir müddet fizik tedavi gördükten sonra düzelmiş,bu istekten de vazgeçmiş.

OSMAN SERACEDDİN HAZRETLERİ

Vefat ettiği yere (İstanbul,Büyükçekmece) gömülmesi için Bakanlar Kurulu izni  gerekmekte idi.Bakanlardan Yalım Erez ve Yıldırım Aktuna ve birisi kararnameyi imzalamak istemedi.Tansu Çiller'in baskısı ile imzaladılar ve bu üçü sonrasında istifa etti.
Belediye Başkanı olmadan ,yahut olduktan sonra Recep  Tayyib Erdoğan kendisini ziyaret ettiğinde omuzuna dokunarak Başbakan olacaksın,Cumhurbaşkanı olacaksın dediği rivayet edilmiştir.
Türkiyeye zor şartlar altında gelip giderken,bir kendini bilmez Şeyh hakkında "Türkiyeye para toplamak için geliyor"şeklindeki edepsiz sözü üzerine bir mecliste "Etrafımda o kadar zengin var ki kimden talep etsem tüm servetini verir,yahut zengin olan bir kanserli hastaya cenabı Hak,benim vasıtamla bir şifa verse sıhhati için tüm servetini getirir "sözünü kullanmıştır.

HAZRETİ EYYUB NİÇİN SIHHAT İSTEMEDİ

Şeyh Mâ’rûf-ı Kerhî (ö. 200/815-16 [?]) rahmetullâhi aleyh niyâz edip eyittim ki:
“İlâhî! Eyyûb’un (Büyük zarar) نِيَ الضُّ رُّ   dediği ne idi?(Enbiya/83)” Hemân dem hâtıftan (tam o
sırada gizliden) bir nidâ (ses) geldi kim:
“Yâ Ma’rûf-ı Kerhî (k.s.)! Her sabah ‘Esselâmü aleyke, ey benim sabırlı kulum!
Nice sorayım seni’ derdim. Sıhhat üzere yakın olduğunda korkusundan inledi اَ نِّي مَ سَّ نِ يَ
الضُّ رُّ  dedi” der. Selâm gelmez diye.

KILIÇTA HAYAT VARDIR-YALANSIZ OLMAYAN HAL

“Kılıçta hayır vardır, kılıcı taşımak hayırlıdır, hayır kılıçladır” buyurmuştur
Günâhların başı kizb (yalan söylemek) ve binâ-yı kizbin direği bühtan ve iftirâdır.
İki nesne kizbden hâlî olmaz (iki hususta az çok yalan olur); biri kesret-i va’d
(çok söz vermek) ve diğeri şiddet-i i’tizâr (aşırı/ölçüsüz özür dileme).

AŞK,AŞIK

Aşk ile âşık tazelik bulur. Mecnûn-ı Leylâ bu meyden haz (bu şaraptan pay,
nasib) almıştı. Âlemde güzel nâmı kalmıştır (bu âlemde güzel bir isimle anılmıştır).
Aşktan i’râz etme, mecâzî dahî olsa (mecâzî bile olsa aşktan yüz çevirme). Evvelâ elif
bâ’yı okursun sonra Kur’ân’dan ders almaya kâdir olursun.(yani mecazi aşk ,hakiki aşkın alfebesidir,Kitap okumak ondan sonra gelir)5
Bir mürîd Allah (c.c.) için bir pîre gitmiştir. Ol mürşit:
“Var bir nesneye (eşyâya) âşık ol, ondan (sonra) bize gel” buyurmuştur. “El
mecâzu kantaratü’l-hakîkâti”(Mecaz hakikata giden köprüdür) Lâkin mecâzî kantarasın(dan) (köprüsünden) süratle geçe.
Câhilin fahri (övüncü) cem’-i malladır (mal biriktirmekledir). Ârifin izzeti (şerefi)
kemâlledir (olgunlukladır).

İMTİHANIN İKİ ÇEŞİDİ VE TÜM İNSANLARA ŞAMİL OLMASI

İmtihan iki şeyle olur; birincisi ni’met, ikincisi belâ ve musîbet. İmtihan-ı İlâhî
olmadık bir insan mevcûd olamaz (imtihansız insan olmaz).
İnsan mükellef olduğu saatten (şer’an yükümlü olduğu ergenlik çağından)
îtibâren, ömrünün âhirine (sonuna) kadar imtihan devresi geçirmektedir.

“Sizler nasıl oluyor da iyiliği kötülük, kötülüğü iyilik olarak görüyorsunuz.”

“Yaşayan bir adam kabirdeki bir adama; ‘Keşke senin yerinde ben olsaydım!’
demedikçe kıyâmet kopmaz.”

SABIR NE ZAMAN VACİBDİR

Kazâ-yı İlâhî üzerine (Allah’tan -c.c.- gelene) sabır vâciptir. Velâkin zâlimin
zulmü üzerine sabretmek vâcip değildir. Belki zulmün def’ine (bilâkis zulmün
kaldırılmasına) çalışmak vâciptir

HİCRET ETMEK

Rasûlullah’ın (s.a.v.):
“Fetihten sonra hicret yoktur. Hicret vücûbîdir (vâcibdir)”
“Hicret, kıyâmete kadar bâkîdir.”
Bir beldede ehl-i İslâm’ın azlığından dolayı dînini muhafaza edemeyen kimseye,
dînini, yoluyla ikâme edecek (dînini hakkıyla yaşayacak) bir İslâm beldesine hicret
etmesi vâcip olur. Her ne zaman hicrete ihtiyaç mess ederse (gerek/zorunluluk duyulursa)
hicret etmek bir emr-i lâzımdır (hicret etmek zorunlu bir iştir/emirdir).