23 Mart 2017 Perşembe

HİKMET ÜZERİNE

Şehvetleri terk eden hikmetlere mâlik olur (hikmetleri elde eder).
Re’s-i hikmet (hikmetin başı), Hakk’a mülâzamettir. Terk-i şehvet, zînet-i
hikmettir (hikmet süsüdür).
Alâmet-i hikmet kıllet-i ekl (az yemek), ve şurb ve menâmdır (az içmek ve az
uyumaktır) ve samt-ı müdâm (devamlı susmak) ve hâcet miktârı kelâmdır (gereği kadar
konuşmaktır). Ve gönülde Mevlâ’ya teveccühü (yönelişi) tamdır.
Alâmet-i hikmet (hikmetin göstergesi) Hakk’a tevekkül ve tefvîz ve teslîm (işi
Allah’a -c.c.-havâle etmek) ve rızâdır ve halka hüsn-ı hulk ile tevâzû ve rıfk ve müdârâdır
(yumuşak davranmak ve idâre etmektir).
Hikmet kendinden ekbere (büyüğe) teslîm olmaktır ve esğara ta’zîm ve şefkât
kılmaktır.
Hikmeti nâ ehline (lâyık olmayana) söylemek hikmete zulümdür. Hikmete
zulmetmek büyük hatâdır. Zîrâ ki o zulmün hasmı Hüdâ’dır. Hikmeti ehline söyle ve nâ
ehlinden hıfz eyle (lâyık olmayana söyleme).
İmâm Gazâlî’den (k.s.) (ö.505/1111) naklen Fahr-i Râzî’nin (ö.606/1210)
beyânına nazaran (göre) tövbenin mâhiyeti üç şeyle hâsıl olur: Bir; sudûr eden zarârını
(günâhtan ortaya çıkan zarârı) bilmek, iki; bu zarârı bildikten sonra haline teellüm ve
teessüf etmektir (üzülmektir), üç; bu teelllüm ve teessüf üzerine istiğfâr eylemektir.
Tövbenin kabûlü günâhın afv olunması ve tövbe üzerine sevap verilmesiyle husûl
bulur (meydana gelir).
Tövbe iki mânâyı câmîdir: Geçmişe nedâmet, gelecekte günâh işlememekte azim
ve metânet, fevt olan ferâizi edâ etmek (kaçırılan farzları ödemek), bi gayrı hak almış
olduğu nâsın hukûkunu (haksız yere aldığı insanların hakkını) yerli yerince vermek,
vücûdunda harâmdan hâsıl olmuş eti arıtmak ve bedene ibâdetin lezzetini tattırmaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder