18 Temmuz 2025 Cuma

İBNU HALDUN VE AKP

 

2002 yılının kasım ayında, Anadolu'nun tozlu yollarından İstanbul'un mermer koridorlarına uzanan bir yolculuk başladı. Bu sadece siyasal bir değişim değildi; bu, bir ruhun dönüşüm hikayesiydi. Veliyyüddin Abdurrahman İbn Haldun'un 650 yıl önce Kale-i Beni Selame'de kaleme aldığı satırlar, sanki bu hikayeyi anlatmak için yazılmış gibiydi.

 

İbn Haldun, devletlerin nasıl doğduğunu, nasıl büyüdüğünü ve nasıl öldüğünü anlatan bir bilim insanıydı. Ama o aynı zamanda, insan ruhunun iktidarla nasıl değiştiğini gören bir gözlemciydi de. Onun "asabiye" teorisi, sadece sosyolojik bir kavram değil; aynı zamanda toplumsal ruhlarda yaşanan derin dönüşümlerin anatomisidir.

 

Bu makale, o dönüşümün hikayesini anlatıyor. Ama bu sadece AKP'nin hikayesi değil; bu, iktidarın insan ruhunda yarattığı değişimin evrensel hikayesidir. Bu, unutmanın siyasetidir.

 Bölüm I: İçimizdeki Asabiye - Bir Kimliğin Anatomisi

Başlangıçtaki O Saf Öfke

2000'li yılların başında Türkiye'de yaşayan bir duygusal deprem vardı. Bu deprem, sadece siyasal değil, varoluşsal boyutlara sahipti. Milyonlarca insan, kendini "yok sayılan" hissediyordu. Bu sadece iktisadi dışlanma değildi; bu, varoluşsal bir inkar deneyimiydi. 

İbn Haldun bu durumu "asabiye" kavramıyla açıklar. Asabiye, sözlük anlamıyla "sinirlilik" demektir ama İbn Haldun'un elinde çok daha derin bir anlam kazanır. O, asabiyeyi "ortak acının yarattığı ortak güç" olarak tanımlar. Ve 2002'deki Türkiye'de, böyle bir asabiye vardı. 

Mağduriyetin Coğrafyası: 

Anadolu'nun her köşesinden gelen hikayeler aynıydı. Başörtülü genç kızlar üniversite kapılarında duruyordu. İmam Hatipli gençler geleceksizlikle karşı karşıyaydı. Dindar iş adamları "sistem" tarafından dışlanıyordu. Bu hikayeler, sadece bireysel acılar değildi; bunlar, kolektif bir travmanın parçalarıydı. 

Erdoğan, bu acıları yaşamış biriydi. Kasımpaşa'nın dar sokaklarında büyümüş, İmam Hatip'te okumuş, futbol oynarken hayal kurmuş, şiir okuduğu için hapse girmiş biriydi. O, bu asabiyenin sadece temsilcisi değil, aynı zamanda ürünüydü de. 

İbn Haldun'un Gözünden: 

"Güçlü asabiyeye sahip grup, zayıf asabiyeli gruba karşı mutlaka galip gelir" der İbn Haldun. 2002'de olan tam da buydu. Bir yanda güçlü mağduriyet bilinci, ortak acı ve kolektif umutla birleşmiş milyonlar vardı. Diğer yanda ise yorgun, bölünmüş, kendi aralarında kavga eden, halktan kopmuş bir elit vardı. 

Bu sadece sayısal bir üstünlük değildi. Bu, ruhtaki gücün maddi güce karşı zaferi idi. İbn Haldun'un deyimiyle, "bedevi" ruhun "hazeri" yaşama karşı isyanıydı. 

Üç Kaynaktan Beslenen Bir Nehir

İbn Haldun, asabiyenin üç kaynaktan beslendiğini söyler: kan bağı, din ve ortak çıkar. AKP'nin asabiyesi, bu üç kaynağı da içeren nadir bir örnekti.

 

Nesep Asabiyesi - "Anadolu'nun Çocukları": 

"Anadolu" kelimesi, coğrafi bir kavram olmaktan çıkıp kimliksel bir sığınak haline gelmişti. Bu sadece doğum yeri değildi; bu, bir yaşam tarzı, bir değerler sistemi, bir dünya görüşüydü.Anadolu'lu olmak, şehirli olmayanın göğsünü kabartması demekti. Taşralı olmak, artık aşağılık kaynağı değil, övünç kaynağıydı. İstanbul'un soğukluğuna karşı Konya'nın sıcaklığı, Ankara'nın mesafesine karşı Erzurum'un samimiyeti vardı. 

Bu nesep asabiyesi, sadece geçmişe değil geleceğe de yönelikti. "Bizim çocuklarımız da yaşasın", "Bizim de hakkımız var", "Artık bizim zamanımız" duyguları, sadece siyasal değil, nesiller arası bir adalet arayışıydı. 

Din Asabiyesi - Yaşanan İnanç:

 

İbn Haldun, "Din asabiyesi, nesep asabiyesinden daha güçlüdür" der. AKP'de bu teorinin en güzel örneğini görürüz. Din, burada sadece ibadet değil, aynı zamanda kimlik, yaşam tarzı ve dünya görüşüydü. 

28 Şubat süreci, bu dini asabiyeyi kristalleştiren travmatik deneyim olmuştu. Başörtülü kadınlar için bu, sadece örtü meselesi değildi; bu, varlık-yokluk meselesiydi. İmam Hatip öğrencileri için bu, sadece eğitim sorunu değildi; bu, gelecekten mahrum bırakılma acısıydı. 

Ve bu acı, sadece bireysel değildi. Bu, aileler boyunca yaşanan, nesiller boyu aktarılan, toplumsallaşmış bir acıydı. Anneler kızlarına başörtüsü konusunda yaşadıkları dramları anlatıyordu. Babalar oğullarına İmam Hatip'te yaşadıkları aşağılanmaları aktarıyordu. 

Vela Asabiyesi - Ortak Çıkarların Gücü: 

Üçüncü asabiye kaynağı, ortak çıkarlardı. Anadolu sermayesi, İstanbul finansının hegemonyasına karşı alternatif yaratma arzusundaydı. Küçük esnaf, büyük tekellerin ezici gücüne karşı nefes alma ihtiyacındaydı. 

Bu sadece ekonomik değildi. Bu, sosyal prestij, kültürel tanınma, siyasal temsil talebiydi. "Bizim de işadamlarımız olsun", "Bizim de medyamız olsun", "Bizim de üniversitelerimiz olsun" arzusu, sadece materyalist değil, aynı zamanda varoluşsal bir talepti. 

O İlk Zafer Anının Büyüsü

3 Kasım 2002 gecesi, Türkiye'de sadece siyasal değil, psikolojik bir devrim yaşandı. Bu sadece bir partinin zaferi değildi; bu, bir dünya görüşünün, bir yaşam tarzının, bir kimliğin zaferiydi.O gecenin sabahında kahvehanelerde ağlayan adamlar vardı. "Artık biz de varız" diyen nineler vardı. Başörtülü kızların gözlerindeki umut vardı. İmam Hatipli gençlerin yüzündeki gülümseme vardı.Bu zafer, sadece sayısal değildi. Bu, sembolikti. Bu, "mağlubun" "galibe" dönüştüğü andı. İbn Haldun'un deyimiyle, güçlü asabiyenin zayıf asabiyeyi yendiği andı.

 

Ama İbn Haldun aynı zamanda uyarır: "Zafer, asabiyeyi güçlendirir ama aynı zamanda değiştirmeye de başlar." 

Bölüm II: İktidarın Büyüleyici Sihri - Dönüşümün Başlangıcı

İlk Evre: Masumiyet ve Saflık Dönemi (2002-2007)

İbn Haldun'un birinci evresi "zafer ve kuruluş" evresidir. Bu evrede, asabiye henüz saftır, liderlik henüz mütevazıdır, hedefler henüz idealisttir. 

2002-2007 arası AKP, bu evrenin mükemmel örneğidir. Erdoğan, henüz "halkın arasından çıkmış biri" görünümündedir. Çay ocaklarında oturuyor, mahalle aralarında yürüyor, sokak köpeklerini seviyordu. Söylemi sade, davranışları samimiydi. 

O Günlerin Erdoğan'ı: 

Televizyon ekranlarında onu izleyenler, "bizden biri" hissediyordu. Çünkü gerçekten de öyleydi. Dili, taşranın dili idi. Sorunları, halkın sorunları idi. Vaatleri, mağdurların umutları idi. 

"Ben bir halkın adamıyım" derken, bu sadece slogan değildi. Bu, bir kimlik tanımlamasıydı. O dönemde Erdoğan, kendini halktan ayrı görmüyordu. Halkın acısını kendi acısı, halkın sevincini kendi sevinci olarak yaşıyordu.

 

Parti İçi Demokratik Ruh: 

O dönemde AKP'de gerçek bir kolektif liderlik vardı. Abdullah Gül'ün diplomasi bilgisi, Bülent Arınç'ın hukuk deneyimi, Ali Babacan'ın ekonomi uzmanlığı, hepsi bir araya gelerek güçlü bir kadro oluşturuyordu. 

Kararlar kolektif alınıyordu. Erdoğan, primus inter pares (eşitler arasında birinci) konumundaydı. Eleştiri kabul ediliyordu, farklı görüşler dinleniyordu, tartışma kültürü yaşıyordu. 

Halkla İlişki: 

En etkileyici yanı, liderlik-halk arasındaki mesafenin minimal olmasıydı. Erdoğan, Ankara'daki evinde yaşıyordu. Çocukları normal okullara gidiyordu. Eşi Emine Hanım, henüz bir "first lady" havası taşımıyordu. 

Mitingler, henüz gösteriş unsuru değil, halkla buluşma vesilesi idi. Insanlar, lideri görmek için değil, onunla sohbet etmek için geliyordu. Ve lider de gerçekten dinliyordu.

 

İkinci Evre: Güçlenme ve Merkezileşme (2007-2013)

İbn Haldun'un ikinci evresi "istiklal ve tekelleşme" evresidir. Bu evrede lider, iktidarı kendi kontrolüne alır, diğer aktörlerin etkisini azaltır. 

2007'deki 367 krizi, Erdoğan'ın liderliğinde bir dönüm noktası oldu. Bu kriz, ona "ben olmadan bu iş olmaz" duygusunu verdi. Ve bu duygu, zamanla "ben her şeyi daha iyi bilirim" duygusu haline dönüştü.

 

Liderliğin Kişiselleşme Süreci: 

Bu değişimi görmek, acı vericiydi. Çünkü bu değişim, idealizmin pragmatizme, kolektifliğin bireyselliğe, mütevazılığın kibire dönüşüm süreciydi. 

2007 öncesi Erdoğan "biz" dilini kullanıyordu: "Biz bu işi yapacağız", "Bizim projemiz şu". 2007 sonrası giderek "ben" diline geçti: "Ben söyledim", "Benim kararım şu", "Ben istemiyorum".

Bu sadece dilbilimsel bir değişim değildi. Bu, zihinsel ve duygusal bir dönüşümün işareti idi. Kolektif kimlik, yavaş yavaş bireysel kimliğe evriliyordu.

 

Ergenekon ve Balyoz: Paranoyya mı Gerçeklik mi? 

Bu dönemde yaşanan Ergenekon ve Balyoz davaları, asabiyeyi güçlendiren faktör oldu. "Biz haklıyız, onlar bizi yok etmek istiyor" psikolojisi yaygınlaştı. 

Bu davalar sırasında Erdoğan'ın söylemi sertleşti. "Bizim" karşısında "onlar" daha net şekilde tanımlandı. Muhalefet, artık sadece siyasal rakip değil, varoluşsal tehdit olarak algılanmaya başladı.

 

Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı: 

Gül'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi, sembolik anlamda çok önemliydi. Bu, "bizim insanımızın" en üst makama çıkması demekti. Ama aynı zamanda, Erdoğan'ın party içindeki gücünün artması anlamına da geliyordu. 

Gül'ün Çankaya'ya çıkması, Erdoğan'ın tek güçlü muhatabi kalmaması demekti. Ve Erdoğan bu durumdan rahatsız olmaya başladı. Çünkü artık iktidarın tadını almıştı ve paylaşmak istemiyordu. 

Üçüncü Evre: Lüks ve Gösteriş Dönemi (2013-2018)

İbn Haldun'un üçüncü evresi "ferah ve lüks" evresidir. Bu evrede refah artar, gösteriş başlar, asabiye zayıflamaya başlar. 

2013, AKP için kritik bir yıldı. Gezi olayları, asabiyenin doğasını köklü biçimde değiştirdi. Artık "kucaklayıcı" söylem yerine "ayrıştırıcı" söylem benimsenmeye başladı.

 

Gezi: Masumiyet Kaybının Anı 

Gezi olayları sırasında Erdoğan'ın tavrı, onu tanıyanları şok etti. O güne kadar "halkın yanında" olan Erdoğan, ilk kez halkın bir kısmına karşı sert tavır aldı. 

"Çapulcu" söylemi, sadece protestoculara değil, daha geniş bir kesime yönelikti. Bu söylem, "bizim halkımız" ile "onların halkı" ayrımını keskinleştirdi. 

Bu andan itibaren Erdoğan, "tüm halkın lideri" olmaktan çıkıp "kendi tabanının lideri" olmaya doğru evrilmeye başladı. Bu, asabiyenin evrensel bir güç olmaktan çıkıp partisan bir güç haline dönüştüğü andı.

 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi: Kibrin Mimarisi 

2014'te Cumhurbaşkanı olan Erdoğan'ın yaptırdığı Külliye, İbn Haldun'un tarif ettiği "gösteriş merakı"nın mükemmel örneğidir. 

1150 oda, 250 milyon dolarlık maliyet, Versay Sarayı'ndan daha büyük alan... Bu sadece mimari değil, aynı zamanda psikolojik bir tercihti. Bu, "artık ben farklıyım" mesajıydı. 

O mütevazı Ankara evinden bu görkemli saraya geçiş, sadece fiziksel değil, zihinsel bir yolculuktu. İbn Haldun'un deyimiyle, bu "bedevi" karakterden "hazeri" karaktere geçişin somut göstergesi idi.

 

Aile Faktörünün Öne Çıkması: 

Bu dönemde Erdoğan ailesi, Türkiye'nin en görünür ailesi haline geldi. Eşi Emine Erdoğan, artık sadece "eş" değil, aktif siyasal aktör olmuştu. Çocukları Bilal, Esra, Sümeyye, kamu alanında görünür olmaya başladı. 

En çarpıcısı, Berat Albayrak'ın hızlı yükselişi oldu. Erdoğan'ın damadı olarak, önce iş dünyasında sonra siyasette merkezi roller almaya başladı.

 

Bu, İbn Haldun'un uyardığı "nepotizm" eğiliminin başlangıcıydı. Güven problemi nedeniyle aile üyelerine güvenme, zamanla liyakat ilkesini zedelemeye başladı.

 

Dördüncü Evre: Taklit ve Nostalji (2018-sonrası)

İbn Haldun'un dördüncü evresi "kanaat ve taklit" evresidir. Bu evrede yaratıcılık kaybolmuş, yenilik yapma kapasitesi azalmıştır.

 

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: Son Hamle 

2017 referandumu ve 2018'de başlayan Cumhurbaşkanlığı sistemi, İbn Haldun'un bu evresinin belirtilerini taşıyordu. Bu sistem, yeni bir vizyon değil, eski güçlü dönemlerin taklit edilme çabası idi. 

"Güçlü lider" obsesyonu, Putin modelini, Xi Jinping modelini taklit etme çabası olarak görülebilir. Bu, özgün çözümler geliştirememe, başkalarının başarılarını kopyalama eğiliminin göstergesi idi.

 

Osmanlı Nostaljisinin Siyasallaşması: 

Bu dönemde Osmanlı referansları sıklaştı. Fetih Suresi okuması, Ayasofya'nın ibadete açılması, Osmanlı mimarisi vurgusu... Bunlar, geçmişin başarılarını taklit etme, o ruhu yeniden yaratma çabası olarak yorumlanabilir.Ama bu nostaljik yaklaşım, geleceğe dönük vizyon eksikliğinin de işareti idi. İbn Haldun'un uyardığı gibi, geçmişe takılıp kalma, yaratıcılığın kaybının göstergesi idi.

 

2019 Mahalli Seçimler: İlk Büyük Sarsıntı 

İstanbul ve Ankara'nın kaybedilmesi, asabiyedeki çatlakların gözle görülür hale geldiği an oldu. Özellikle İstanbul seçiminin iptali ve yenilenmesi, sonra yine kaybedilmesi, liderlik otoritesinde ciddi sarsıntı yarattı. 

Bu yenilgi, sadece sayısal değildi. Bu, asabiyenin gücünün azaldığının, toplumsal desteğin erozyona uğradığının işareti idi.

 

Bölüm III: Unutmanın Trajedisi - Asabiyenin Çürüme Süreci

Nesil Değişimi: Yaşayanlar, Duyanlar, Bilenler

İbn Haldun'un en acı tespiti, "üç nesil kanunu"dur:

 

Birinci Nesil: Mücadeleyi yaşar, asabiyeyi kurar

İkinci Nesil: Asabiyeyi miras alır ama yaşamaz

Üçüncü Nesil: Asabiyeyi sadece duyar, yaşatamaz

 

AKP'de Birinci Nesil: 

Erdoğan, Gül, Arınç, Şener... Bu insanlar, mücadeleyi yaşamışlardı. 12 Eylül'ü, 28 Şubat'ı, hapis deneyimlerini, dışlanmayı... Onlar için asabiye, yaşanmış gerçeklik idi. 

Bu nesil için "dava", sadece siyasal proje değil, yaşam amacı idi. Onlar, bu dava için fedakarlık yapmışlar, bedel ödemişlerdi. Bu nedenle asabiye, onlarda güçlü ve samimi idi.

 

İkinci Nesil: Miras Alanlar: 

Berat Albayrak, Bilal Erdoğan, Sümeyye Erdoğan... Bu nesil, mücadeleyi yaşamamış, asabiyeyi miras olarak almıştı. Onlar için bu, "aile mirası" idi. 

Bu neslin sorunu, asabiyeyi yaşamamış olması idi. Onlar, iktidarın getirdiği imkanlarla büyümüşler, zorluklarını yaşamamışlardı. Bu nedenle asabiye, onlarda daha zayıf ve araçsal idi.

 

Üçüncü Nesil: Sadece Duyanlar: 

2000 sonrası doğan kuşak, AKP'yi iktidarda görmüş nesil. Bu nesil için AKP, "doğal" iktidar idi. Mücadele hikayeleri, onlar için "efsane" niteliğinde idi. 

Bu neslin en büyük sorunu, alternatifini bilmemesi idi. Onlar, sadece tek tip siyaset gördükleri için, eleştirel düşünce kapasiteleri kısıtlı kaldı. 

Refah ve Rahatlığın Ruhu Nasıl Değiştirdiği

İbn Haldun, "refah ve rahatlık, asabiyeyi zayıflatır" der. Bu, AKP deneyiminde acı bir şekilde yaşandı. 

Yaşam Standardı Değişimi: 

2002'de Erdoğan, Ankara'da orta sınıf bir evde yaşıyordu. Çocukları devlet okuluna gidiyordu. Ailece mütevazı bir yaşam sürüyorlardı. 

2014'te Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne taşındığında, yaşam standardı radikal biçimde değişti. Özel jet, lüks arabalar, görkemli törenler... Bu sadece protokol gereği değil, aynı zamanda zihniyet değişiminin göstergesi idi. 

Çocuklarda Değişim: 

En acı nokta, çocukların değişimi oldu. Erdoğan'ın çocukları, yurt dışında eğitim aldı, elit çevrelerde yetişti, farklı bir dünyaya ait hale geldi. 

Bu çocuklar artık, babalarının yaşadığı mağduriyeti anlayamıyordu. Onlar için başörtüsü sorunu, "geçmişte yaşanmış bir hikaye" idi. İmam Hatip dramı, "anlattılan bir efsane" idi. 

Sosyal Çevrenin Değişimi: 

İlk dönemde Erdoğan'ın sosyal çevresi, mahalle arkadaşları, eski futbol arkadaşları, parti kurucuları idi. Zamanla bu çevre değişti. 

Artık iş adamları, büyükelçiler, devlet başkanları çevresinde idi. Eski dostları, "protokol" nedeniyle uzak kaldı. Bu değişim, perspektifini de değiştirdi. 

Kurumsal Yapının Asabiyeyi Nasıl Öldürdüğü

İktidarın kurumsal yapıları, asabiyeyi değiştiren güçlü faktörlerdir. 

Hiyerarşinin Yaratılması: 

İlk dönemde AKP, yatay örgütlenmeye sahipti. Herkes herkesle konuşabilir, fikrini söyleyebilirdi. Zamanla bu yapı, dikey hiyerarşiye dönüştü. 

Protokol kuralları, makam arabaları, özel güvenlik, resmi törenler... Bunlar, liderle halk arasındaki mesafeyi artırdı. İbn Haldun'un deyimiyle, "hazeri" yaşam tarzı benimsenmeye başladı.

 

Bürokrasinin Etkisi: 

İktidar, bürokrasi yaratır. Ve bürokrasi, spontaneliği öldürür. İlk dönemde Erdoğan, sokağa çıkıp insanlarla sohbet edebilirdi. Zamanla bu, güvenlik protokolü nedeniyle imkansız hale geldi.Bu sadece fiziksel bir sınırlama değildi. Bu, zihinsel bir değişimin de başlangıcı idi. Halkla doğrudan temas kuramama, perspektifi değiştirdi.

 

Danışman Kültürünün Gelişmesi: 

İlk dönemde Erdoğan, kendi deneyimleriyle karar veriyordu. Zamanla etrafında danışmanlar toplandı. Bu danışmanlar, gerçekliği "filtreleyerek" aktarmaya başladı. 

Bu filtreleme süreci, liderin gerçekle temasını zayıflattı. Artık halkın gerçek nabzını tutamaz hale geldi. Bu, yanlış kararların alınmasına neden oldu.

 

Bölüm IV: Ekonominin Dili, İnsanın Ruhu

İbn Haldun'un İktisat Felsefesi ve Modern Türkiye

İbn Haldun, sadece sosyolog değil, aynı zamanda ekonomisttir. Onun iktisadi teorileri, Adam Smith'ten 400 yıl önce formüle edilmiş olmasına rağmen, şaşırtıcı derecede moderndir. 

"İnsan Emeği Olmaksızın Servet Elde Edilemez" 

Bu ilke, AKP'nin ilk döneminde uygulandı. 2002-2008 arası dönemde, gerçek üretimi artırıcı, istihdam yaratıcı yatırımlar yapıldı. Ekonomi, emeğe dayalı büyüdü. 

Ama 2008 sonrasında bu değişti. Büyük projeler, prestij yapıları, gösterişli yatırımlar ön plana çıktı. Ekonomi, emekten ziyade sermayeye dayalı hale gelmeye başladı. 

"Hükümdar Ticaret Yaparsa Tüccarları Batırır" 

İbn Haldun'un bu uyarısı, zamanla gerçekleşmeye başladı. Devletin ekonomideki rolü arttıkça, özel sektörün alanı daralıacak başladı. 

Özellikle büyük altyapı projelerinde devletin doğrudan aktör olması, özel sektörün girişimcilik kapasitesini zayıflattı. Piyasa mekanizmaları yerine siyasal kararlar öne çıkmaya başladı.

 

Kayırmacılık Ekonomisinin Doğuşu

İbn Haldun, iktidarın zamanla "kendine yakın olanları kayırma" eğilimine gireceğini öngörür. Bu, Türkiye'de acı bir şekilde yaşandı.

 

İhale Sistemi ve Yakınlık İlişkileri: 

İlk dönemde kamu ihaleleri, şeffaf ve rekabetçi kurallara göre yapılıyordu. Zamanla bu sistem, "güvenilir" firmalara kayırmacı bir hal aldı. 

Büyük projelerin önemli kısmı, belirli firmalar arasında paylaşılmaya başladı. Bu firmalar, sadece teknik yeterlilik değil, siyasal güvenilirlik kriteriyle seçilmeye başladı.

 

Aile Şirketlerinin Yükselişi: 

En çarpıcı örnek, Berat Albayrak'ın Çalık Holding'deki deneyimi oldu. Erdoğan'ın damadı olarak, hem iş dünyasında hem siyasette hızla yükseldi. 

Bu durum, liyakat ilkesini zedeledi. Artık "neyi bildiğin" değil, "kimi tanıdığın" önemli hale gelmeye başladı.

 

Medya ve Kayırmacılık: 

Medya sektöründeki değişim, en dramatik örneklerden biri oldu. İktidarla uyumlu medya organları kayırılırken, eleştirel medya ekonomik baskılarla karşılaştı. 

Bu durum, medya pluralizmini zedeledi. Aynı zamanda bilgi edinme hakkını da sınırladı.

 

Enflasyon ve Toplumsal Adalet

İbn Haldun, "adil olmayan vergi politikaları toplumsal adaletsizlik yaratır" der. Bu uyarı, son yıllarda acı bir şekilde yaşandı. 

Dolaylı Vergilerin Artışı: 

AKP döneminde dolaylı vergilerin payı sürekli arttı. KDV, ÖTV gibi vergiler, tüm gelir gruplarından aynı oranda alındığı için, düşük gelir grupları daha fazla etkilendi. 

Bu durum, gelir dağılımını olumsuz etkiledi. "Adalet ve kalkınma" sloganıyla başlayan süreç, zamanla adaletsizlik yaratan bir hal aldı.

 

Enflasyonun Sosyal Etkisi:

 

Son yıllarda yaşanan enflasyon artışı, özellikle düşük gelir gruplarını vurdu. Temel gıda fiyatlarındaki artış, "sosyal devlet" ilkesiyle çelişkili bir durum yarattı. 

İbn Haldun'un uyardığı gibi, "halkın refah seviyesi düştüğünde asabiye zayıflar". Bu durum, AKP'nin toplumsal desteğinde erozyona neden oldu.

 

Bölüm V: Toplumsal Ruhun Değişimi - Sosyal Psikolojinin Trajedisi

Taklitçilik Kültürünün Yayılması

İbn Haldun'un "Halk, hükümdarın dini üzere olur" ilkesi, sosyal öğrenme teorisinin 650 yıl önceki versiyonudur. AKP döneminde bu durum çarpıcı şekilde yaşandı. 

Liderlik Tarzının Topluma Yansıması: 

İlk dönemde Erdoğan'ın mütevazı tarzı, topluma da yansıdı. İnsanlar, basit yaşamı değerli buldu, gösterişten uzak durdular. 

Zamanla liderlik tarzı sertleştikçe, toplumda da sertlik arttı. Hoşgörü azaldı, polarizasyon arttı. "Bizim gibi düşünmeyen yanlıştır" mantığı yaygınlaştı.

 

Söylem Tarzının Değişimi: 

İlk dönemde kullanılan "kucaklayıcı" dil, zamanla "ayrıştırıcı" dile dönüştü. "Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız" yerine "Biz ve onlar" ayrımı geldi. 

Bu değişim, toplumsal diyalog kültürünü zedeledi. İnsanlar, farklı düşünenleri dinlemek yerine, onları susturmayı tercih etmeye başladı.

 

Grup Psikolojisinin Yıkıcı Gücü

İbn Haldun, grup psikolojisinin bireysel aklı nasıl etkisizleştirdiğini analiz eder. Bu durum, AKP tabanında da yaşandı. 

Eleştirel Düşüncenin Azalması: 

İlk dönemde AKP tabanı, liderlik kararlarını sorgulayabiliyordu. Zamanla bu kapasite azaldı. "Lider bilir", "Biz anlamayız" düşüncesi yaygınlaştı. 

Bu durum, demokrasi kültürünü zedeledi. Çünkü demokrasi, eleştirel düşünce gerektirir.

 

İçgrup-Dışgrup Ayrımının Keskinleşmesi: 

Zamanla "bizden olan" ve "bizden olmayan" ayrımı keskinleşti. "Bizden olmayanlar", otomatik olarak "düşman" kategorisine konulmaya başladı. 

Bu yaklaşım, toplumsal birlikteliği zedeledi. Aynı ülkede yaşayan insanlar, birbirini "yabancı" görmeye başladı. 

Konformizm Kültürünün Gelişmesi: 

Parti içinde ve tabanında "evet efendim" kültürü yaygınlaştı. Farklı düşünce belirtmek, "sadakatsizlik" olarak algılanmaya başladı. 

Bu durum, yaratıcılığı öldürdü. Yeni fikirler üretilmez, eski başarılar tekrarlanmaya çalışılır hale geldi.

 

Bölüm VI: Uluslararası Yalnızlık - Dış Dünyanın Kaybolması

"Değerli Yalnızlık" mı, Gerçek İzolasyon mu?

İbn Haldun, devletlerin "aşırı genişleme" eğilimine girdiğinde kapasitelerini zorladığını ve zamanla güçlerini kaybettiğini söyler. 

İlk Dönem: "Dünyayla Entegrasyon" 

2002-2009 arası dönemde Türkiye, dünya ile entegrasyon politikası izledi. AB üyeliği süreci, NATO ittifakı, uluslararası kuruluşlarla işbirliği öne çıktı. 

Bu dönemde Türkiye, "model ülke" olarak görülüyordu. Demokratikleşme deneyimi, ekonomik başarısı, bölgesel istikrar için önemli rol oynadığı kabul ediliyordu. 

İkinci Dönem: "Bölgesel Güç" İddiası 

2009 sonrası dönemde Türkiye'nin dış politika vizyonu değişti. "Bölgesel güç" olma hedefi öne çıktı. Bu, daha iddialı bir dış politika demekti. 

Arap Baharı sürecinde aktif rol alma, Suriye'ye müdahale, Libya'daki varlık, Doğu Akdeniz'deki duruş... Bunlar, artan iddia seviyesinin göstergeleriydi. 

Üçüncü Dönem: "Kuşatılmışlık" Sendromu

 

2016 sonrası dönemde, özellikle 15 Temmuz sonrasında, "kuşatılmışlık" sendromu gelişti. Türkiye, kendini "tüm dünyaya karşı" mücadele eden ülke olarak tanımlamaya başladı. 

"Biz kendi değerlerimizle ayakta duracağız", "Değerli yalnızlığımız var" söylemleri, izolasyonu meşrulaştırma çabası olarak görülebilir.

 

Batı İttifakından Uzaklaşma

AB Süreci: Rüyadan Kabuya 

İlk dönemde AB üyeliği, AKP'nin temel hedeflerinden biriydi. Bu hedef, hem toplumsal modernleşme hem de uluslararası meşruiyet sağlıyordu.Zamanla bu süreç tıkandı. Bunun nedenlerini sadece AB'de aramak doğru değil. Türkiye'nin iç dinamiklerindeki değişim de bu süreci olumsuz etkiledi.

 İnsan hakları, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı konularındaki gerileme, AB ilişkilerini zedeledi. Bu durum, "dış kaynaklı sorun" olarak algılandı ama aslında iç dinamiklerin sonucu idi.

 

NATO İttifakında Gerilim 

Türkiye'nin Rusya'dan S-400 sistemleri alması, NATO ittifakında ciddi gerilime neden oldu. Bu, sadece teknik değil, aynı zamanda stratejik tercih meselesi idi. 

Bu karar, "bağımsız dış politika" olarak sunuldu ama uzun vadeli sonuçları ağır oldu. F-35 programından çıkarılma, teknoloji transferi yasakları gibi bedeller ödendi.

 

Yeni İttifak Arayışları

Rusya ile Yakınlaşma 

Batıyla ilişkiler bozuldukça, Rusya ile yakınlaşma arttı. Enerji işbirliği, Suriye'de koordinasyon, ekonomik ilişkiler gelişti.

 

Ama bu yakınlaşmanın sınırları var. Çünkü Rusya ile Türkiye'nin çıkarları her konuda örtüşmüyor. Ukrayna krizi, bu sınırları gösterdi.

 

Çin Faktörü 

Son yıllarda Çin ile ilişkiler de gelişti. Kuşak ve Yol projesi, teknoloji işbirliği, ekonomik ortaklıklar... Bunlar, çok kutuplu dünya görüşünün yansıması. 

Ama Çin modeli, Türkiye'nin demokratik gelenekleriyle uyumlu değil. Bu durum, uzun vadede sorunlar yaratabilir.

 

Bölüm VII: Gelecek Senaryoları - İbn Haldun'un Öngörüleri

Beşinci Evre Riski: "İsraf ve Çürüme"

İbn Haldun'un beşinci evresi "israf ve çürüme" evresidir. Bu evrede devlet tamamen çürümüştür, adalet kaybolmuştur, halk devletten soğumuştur.Türkiye Bu Evreye Girdi mi? 

Henüz tam olarak girmedi ama işaretler var:Ekonomik krizin derinleşmesi,Toplumsal kutuplaşmanın artması,Kurumsal güvenin azalması,Gençlerin gelecek kaygısı, 

Beyin göçünün hızlanması,Bu Evreye Geçişi Engelleyecek Faktörler: 

Türkiye'nin güçlü kurumsal temelleri,Dinamik toplumsal yapısı, 

Genç ve eğitimli nüfusu,Güçlü sivil toplum geleneği,Demokrasi kültürünün köklü olması

 

Döngüyü Kırma İmkanı: İbn Haldun'un Ötesine Geçmek

İbn Haldun'un teorisi deterministik değildir. Modern dünya, bu döngüyü kırma imkanına sahiptir.

 

Kurumsal Güçlendirme: 

Güçlü demokratik kurumlar, asabiye döngüsünü yavaşlatabilir: 

Anayasal güvenceler,Yargı bağımsızlığı,Medya plüralizmi,Sivil toplum özgürlüğü

 

Toplumsal Bilinç: 

Eğitimli toplum, döngünün farkında olabilir:

 

Eleştirel düşünce eğitimi,Medya okuryazarlığı,Tarih bilinci,Demokratik değerler eğitimi

 

Siyasal Kültür: 

Olgun siyasal kültür, döngüyü engelleyebilir: 

Hesap verebilirlik/Şeffaflık/Participasyon/Tolerans 

Umudun Temelleri

İbn Haldun'un teorisine rağmen, umut var. Çünkü: 

İnsan İradesi: İnsanlar, bilinçli tercihlerle tarihi değiştirebilir. 

Kurumsal Mekanizmalar: Modern demokratik kurumlar, döngüyü kontrol altında tutabilir.

Toplumsal Öğrenme: Toplumlar, deneyimlerinden ders çıkarabilir. 

Teknolojik İmkanlar: Modern iletişim teknolojileri, bilgilenmeyi artırır. 

Küresel Entegrasyon: Uluslararası normlar, iç dinamikleri etkiler.

 

Sonuç: Aynada Gördüğümüz İnsan

İbn Haldun'un hikayesi, sadece AKP'nin hikayesi değildir. Bu, iktidarın insan ruhunda yarattığı değişimin evrensel hikayesidir. Bu, hepimizin hikayesidir. 

Çünkü hepimiz, küçük ölçekte de olsa, iktidar deneyimi yaşarız. Ailede, işyerinde, sosyal çevrede... Ve hepimiz, iktidarın büyüleyici etkisini hissederiz. 

İbn Haldun'un en önemli uyarısı şudur: "İktidar, en iyi niyetli insanları bile değiştirebilir." Bu uyarıyı ciddiye almalıyız. 

AKP'nin hikayesi, "onların" hikayesi değil, "bizim" hikayemizdir. Çünkü o hikayede, hepimizin potansiyel geleceği var. 

Erdoğan, 2002'de kötü biri değildi. O, samimi, idealist, mağdur bir insandı. Ama iktidar onu değiştirdi. Ve bu değişim, hepimiz için mümkündür.

 

Bu nedenle, bu hikayeyi "ders alarak" okumalıyız. Bu hikaye, "onları" yargılamak için değil, "kendimizi" korumak için yazılmıştır. 

İbn Haldun, 650 yıl önce şunu söylemişti: "İnsanlar tarihten ders almazlar, bu yüzden tarih tekerrür eder." 

Acaba biz ders alabilecek miyiz? 

Bu sorunun cevabı, Türkiye'nin geleceğini belirleyecek. Ve bu cevabı verecek olan, hepimiziz.

 

Son Söz: Tarih, insanlara ibret için anlatılır. İbret almak, insanlığın en yüce özelliklerinden biridir. İbn Haldun'un hikmeti, bugün de geçerli: "Akıllı insan, başkasının deneyiminden ders alır." 

Bu deneyimi, ders almak için kullanalım. Çünkü unutmak kolay, hatırlamak zor. Ve tarih, unutanları affetmez.

 

 

MURTAZA HOCA HAKKINDA BİR ANI

 

 

Murtaza Hoca,Cıvık yaylasında mal besliyor.Tiyek Beylerinden Mehmet Bağ a bağlı çeteler Murtaza Hoca’nın bir kaç sığırını çalıyorlar.Murtaza Hoca da Mehmet Bağ’ın yanına gider Mehmet Bağ Senin elemanlar benim sığırları alıp götürmüşler sığırlarımı geri verin der.Mehmet Bağ Murtaza Hoca’ya bağırarak hakaret eder sakalı ile dalga geçer .Murtaza Hoca sığırlarını alamadan geri döner.Yakınları Hoca sığırları sorar.Murtaza Hoca Dua eder,Mehmet Bağ Alman kurşunu ile başından vurulasın ,beynin çınar ağacına yapışa der.Bu olaydan 1 hafta 10 gün sonra Mehmet Bağ başından Alman mavzeri ile vurulur beyni çınar ağacına yapışır.Anlatanlar Torunları Karaoğlan Lakaplı Mehmet Başar ve Tırık Mehmet Lakaplı Mehmet Başar(Nakleden Murtaza Aziz hazretlerinin torunlarından Av.İsmail BAŞAR)

EL-MUKİT ESMASI

 El-Mukit esmasının manası, gıdaları yaratıp bedenlere ve kalplere ulaştıran demektir.Bedenlerin gıdası yiyecekler, kalplerin gıdası da marifettir.buna göre el-Mukit rızk veren mnasına olmaktadır.Bu kelime Razık(rızk veren) kelemesinden daha hususidir.

PEYGAMBER ALLAH TEALA'NIN EMANETİDİR

 Hakimlerden birisi şöyle der:Allah Teala, Hz.Muhammed (SAV) 'i yaratırken başını bereketten, gözlerini hayadan, kulaklarını ibretten, dilini zikirden,. dudaklarını tesbihden , yüzünü rızadan, göğsünü ihlasdan , kalbini rahmetten,gönlünü şekatten, avuçlarını cömertlikten, saçlarını cennet bitkisinden , tükürüğünü de cennet balından yarattı.Onu bu sıfatlarla kemale erdirince ; "Bu size hediyemdir.Hediyemin kadrini bilip , yüce tutun" buyurarak onu bu ümmete gönderdi".

SIRRI YAYMAK

 nisa suresinin 83 ncü ayeti:"Onlara güven ve korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar, halbuki onu ,Resul'e ve aralarındaki yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların aralarından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi.Allah7ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna , şeytana uyup giderdiniz"

Bu ayette  seyrü süluk erbabına işaret vardır.Onlar kendilerin cemal ve celal sıfatlarının eserlerinden olan üns, heybet, huzur veya gaybet kapılarından biri açıldığı zaman hemen onu başkalarına yayarlar.Eğer bu müşkillerin hallinde Peygamber7 SAV sünnetine ve aralarındaki yetki sahiplerine , yani Hakk7a ulaşıp vuslatüa ermiş meşayiha başvursalardı , işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar ne tedbir alınacağını bilirlerdi.Kamil bir şeyhe bağlı olankimsenin sorumlusu da şeyhidir.

17 Temmuz 2025 Perşembe

DİŞ AĞRISI

 Rivayet edilir ki Hz.Ebubekir Sıddık hazretleri yedi sene diş ağrısı çekti.Cibril, bu durumu Efendimize bildirdi, Efendimiz de "Niçin söylemedin ya Ebu Bekir?" dedi.O da:"Sevgiliden gelne niçin şikayetçi olurum" diye cevap verdi.

EV SENEDİ

 Bir adam bir evi satın aldı ve Hz.Ali'ye gelerek bir senet yazmasını istedi.O da şöyle yazdı:" Rahman ve rahim olan Allah>7ın adıyla.İmdi , mağrurun biri , başka bir mağrurdan bir ev satın aldıve böylece gafillerin yoluna girdi.O evin sahibi orada ebedi kalıcı değildir.Birinci  hayatının sınırı ölümle, ikincisi kabirle, üçüncüsü de ya cennet yahut cehennem le sona erecektir.Vesselam" Sonra bu yazıyı adama okudu.Bunun üzerine adam evi sahibine iade etti paranın tamamını tasadduk etti ve zahidane bir hayat sürmeye başladı.

16 Temmuz 2025 Çarşamba

AHMED B.SEHL DER Kİ:

 Senin dört tane düşmanın vardır:

Birincisi dünyadır.Onun silahı insanlara karışmak, hapishanesi ise uzlet(halka karışmayıp inzivaya çekilmektir.

İkincisi , şeytandır.Onun silahı tokluk, hapishanesi ise açlıktır.

Üçüncüsü, nefstir.Onun silahı uyku, hapishanesi ise uuyanıklıktır.

Dördüncüsü, hevadır.Onun silahı konuşmak, hapishanesi ise susmaktır.

DOĞRULUĞUN BEREKETLERİNDEN

 Ebu Ömer Zeccaci anlatmıştır.Annem öldüğünde bana bir ev miras kalmıştı.Ben de bu evi elli dinara satıp haccetmek niyetiyle yola çıktım.Babil'e vardığımda kafileden biri karşıma dikilerek:"Neyin var? diye sordu.İçimden "En iyisi doğru söylemek" diyerek "Elli dinarım var" dedim .adam "Ver onları bana" deyince keseyi adama uzattım.Kesenin ağzını açıp baktı ki gerçekten elli dinar var."Al bunları .Doğruluğun beni mest etti" diyerek bineğinden indi ve "Sen bin" dedi. Binmek istemiyorum dediysem de "Hayır bineceksin" diyerek itiraz ve ısrar etti.Bineğe bindiğimde bana :" Ben de peşinden geleceğim" dedi.Ertesi sene beni buldu ve ölünceye kadar yanımdan ayrılmadı.

PEYGAMBER EMİRLERDİNDEN BİRİNİ REDDEDEN İSİLAMDAN ÇIKMIŞTIR

 Bu red, ister şüphe ister karşı koyma cihetinden olsun farketmez.Bu, sahabilerin zekat vremeyi inkar edip reddedenlerin mürted oldukları,. onlarla savaşılacağı şiklindeki görüşün doğru olmasını gerektirir.Şu halde Hz.Peeygamber SAV 'e uymak , farzı ayınlarda farzı ayın, farz-ı kifayelerde farz-ı kifaye, vaciblerde vacib,sünnetlerde ise sünnettir.Keza ona karşı gelmek ise islam nimetini ortadan kaldırır.

Peygamber, şöyle buyurmuştur:

"Arzu ve istekleri benim getirdiğim hükümlere tabi olmadıkça, hiç biriniz gerçekten iman etmiş olamaz"

"Kim benim sünnetimi (ona uymayarak) zayi ederse şefaatım ona haram olur"

Kim sünnetimi korursa , Allah Teala ona dört haslet bahşeder: İyi kimselerin kalplerinde ona sevgi beslemeleri , günahkarların kalbinde ona karşı heybet, rızk bolluğu ve dinde güvenirlik"

Kişinin Allah Resulüne ve evliyaullaha tabi olması lazımdır.Çünkü peygambere ilahi vahy verilmiş, velilerede rabbani ilham bahşedilmiştir.Velilere tabi olmak , peygamberlere tabi olmaktan ayrı değildir.İnsan salihlik mertebesine ulaşşmaktan geri kalmaması gerekir.Bilakis salihliği kemale erdirmeye çalışması, sonra şehidlik mertebesine , sonra da sıddıklik mertebesine yükselmelidir.Salih doğru sözlü kişidir sıddık ise bütün söz, fiil ve hallerinde doğru olan kişidir.

15 Temmuz 2025 Salı

ZALİMLER VE ZALİMLERE YARDIM EDENLER

Hz.Peygamber Sav şöyle buyurur:Kıyamet günü bir çağırıcı:"Nerede zalimler! Nerede zalimlere yardım edenler!"diye çağırır.Zalimlerin kalemlerini açanrlar, mürekkeblerini hazırlayana varıncaya kadar bütün zalim ve yardımcıları toplanıp cehenneme atılır.

EMANETE RİAYET

 İnsanın muamelesi ya Rabbiyle ya da diğer kullarla  yada kendi nefsi ile olur.Bu üç kısım muamelenin hepsinde emanete riayet etmek gerekir.

1. Rab ile muamelede emanete riayet: emredilenleri yapıp yasaklananları tek etmekle olur.

2. Yaratılanlarla muamelede emaneteriayet.Bunun için emanetleri geri vermek , ölçü ve tartıda eksiltme yapmamak , insanların ayıplarını yaymamak, devlet başkanlarının halklarına adeletle hükmetmeleri, alimlerin avamı hem dünyada hem de ahirette onlara fayda sağlayacak itikad ve amelleri yönlendirmeleri , hanımın namusunu koruması  gibi konular gelir.

3. İnsanın kendi nefsi il.e olan muamelede emanete riayet, bu kişinin dünyası ve dini için daima en faydalı ve uygun  olanı yapması, şehvet ve öfkme yüzünden ahirette kendisine zarar vercek şeylere teşebbüs etmemesidir.Peygamber SAV şöyle buyurmuştur:" Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinden sorumlusunuz.".

"Kendisine güvenilmeyen kişinin imanı, sözünde durmayanın dini yoktur"

14 Temmuz 2025 Pazartesi

SARHOŞLUK ÇEŞİTLERİ

 Sarhoşluk üçe ayrılmıştır:

İÇKİDEN KAYNAKLANAN SARHOŞLUK

DÜNYA SEVGFİSİ HER YANINI KAPLADIĞI İÇİN GAFLETTEN KAYNAKLANAN SARHOŞUK,

KİŞİNİN KENDİ NEFSİNDEN KAYNAKLANAN SARHOŞLUĞU.EN ZORUDUR.İçkiden sorhoş olanın hükmü, cehennem ateşinde yanmaktır.Nefsinden sarhoş olanın cezası ise . o anda hakikaten Allah'dan kopup ayrı kalmaktır.

13 Temmuz 2025 Pazar

ALLAH TELALA BİRİNİ HELAK ETMEK İSTERSE

 Allah Teala birini helak etmek isteyince  onu üç şeyle cezalandırır.:

1, Ona ilim nasib eder , fakat alimler gibi amel etmesini engeller,

2. Ona Salihlerle beraber olmayı nasib eder.ama onların haklarını bilmekten alıkor.

3. Ona ibadet ve taat kapısını açar  fakat ihlası ondan men eder.

İŞLERİN TOZ DUMAN EDİLMESİ

 Allah Teala ;" Yaptıkları her işi ele alır da toz duman ederiz"(Furkan 23) buyurmuştur.Yani, Allah rızasından başka gayeler için yaptıkları amellerin sevabını iptal eder ve güneş ışığında görülen tozlar gibi toz duman ederiz.

Bir adam Resulallah'a gelerek "Ya Resulallah! Ben Allah rızasına kavuşmak için sadaka veriyorum, hem de sadaka verdiğim için hakkımda iyi şeyler söylenilmesini istiyorum" deyince şu ayet nazil oldu:"Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa salih amel yapsın ve Rabbine ettiği ibadete hiç kimseyi ortak etmesin(Kehf 110) 

Kendini beğe nmek ve böbürlenmek nefsin sıfatlarındandır.Allah Teala ne nefsi ne de nefsin sıfatlarını sever.Nefis de Allah'ı sevmez.Nefis dünyayı, dünyanın süslerini ve ona uygun şeyleri sever.

Kim bir mahluka zararından korkarak yahut ondan gelecek menfaata tamah ederek hizmet ederse işine şirk karıştırmış olur.

BÜYÜK GÜNAH/KÜÇÜK GÜNAH KAVRAMI

 Niisa suresinin 31 nci ayetinde bu kavramlar geçer." Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız" 

Efendimiz SAV de şöyle buyurmuştur:" Büyük günahlardan uzak durulursa bir namaz öteki namaza kadar, bir cuma öteki cumaya kadar bir ramazan öteki ramazana kadar küçük günahlara kefaret olur" 

Büyük günahlar nedir?.Doğrupya en yakın olan görüşe göre büyük günah, Allah Teala'nın hakkında har cezası koyduğu  ya da cezalandırmakla tehdit ettiği günahlardır.

Kuşeyri şöyle der:" İşarnet ehlinin lisanında büyük günah gizli şirktir.Sadece insanları dikkate almak, kalplerini kazanmaya çalışmak, şirin gözükmek ve olaylara insanların gözü ile bakarak Allah7ın haklarının çiğnenmesine göz yummak da gizli şirke dahildir." 

Büyük günahların hepsi üç şeyde toplanmıştır:

1- HEVA VE HEVESE UYMAK. Heva nefsin tad aldığı şehvetlere meyletmesidir.İnsan hevası yüzünden namazı ve bütün taatları bırakarak nefsani hazlara erme, ana babaya itaatsızlık ve akraba hukukuna riayetsizlik, namuslu kadınlara zina iftirası atmak v.b fiillerle bid'at, delalet, irtidad, şüphe, şehvet, lezzet ve nimetler ve nefsin hazları içinde yaşama isteği gibi büyük günahlara düşer.Cenabı Hakk bu nedenle "Hevana uyma, sonra seni Allah7ın yolundan saptırır"(Sad 26)

2-DÜNYA SEVGİSİ. Öldürme, zulüm, gasp, yağma, hırsızlık, faiz, yetim malını yemek, zekat vermemek, ylalancı şahitlik, şahitliği gizlemek ,bile bile yemin etmek vasıyet gibi konularda bazılarını kayırmak, haramı helal saymak sözünde durmamak ve benzeri bir çok güanahın kaynağı dünya sevgisidir.Cenabı Hakk bu nedenle ^Dünya kazancını isteyene ondan veririrz.Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz"(Şura 20) buyurmuştur.

3-ALLAH'DAN BAŞKMA VARLIKLAR GÖRMEK.Şirk, nifak,riya bundan kaynaklanır.

12 Temmuz 2025 Cumartesi

ŞEYH RÜKNEDDİN ALAÜDDEVLE

 Bir gün zamanın padişahı, Şeyh Rükneddin Alaüddevleye bir ceylan getirdi.ve "Ye bundan.Kendi ellerimle yaptığım bir okla babamdan miras kalhan atın sırtında avladım" deyince , şöyle cevap verdi:"Aklıma bir komutanın Mevlana Cemal7e iki kaz getirip ;"Bunuları ye.Kendi şahinimle avladım" demesi ve Mevlana Cemal7in :! Burada, üzerinde durulması gereken kazlar değil , bu şahinin hangi yaşlı kadının tavukları ile besleniph avlanacak kadar güçlendiğidir." diye cevap vermesi geldi.

İşte senin kendi atının üzerinde avladığın bu ceylan her ne kadar bir av ise de bu atın yemi hangi mazulmun arpasından alındı kimbilir?" dedi ve ceylanı yemedi.

ALLAH MÜMİNLERE ÇOK MERHAMETLİDİR

 Nisa 29 ayetidir."Şüphesiz ki Allah size karşı çok merhametlidir" . Yani neyi emretti ve neyi yasakladıysa size olan aşırı meerhametindendir.İsrailoğullarına nefislerini öldürmeyi emrettiği halde size yasaklamıştır.

HAKKA VUSLAT

 Hakka vusul ve vuslat Hz.Peygamber sav ve ümmetine mahsustur.
Allah'dan ayrılık külfeti onlardan hafifletilmiştir.Vuslat Hz.Peygamber7e tahsis edilmiştir,Diğer peygamberler ise yedinci kat semada kalmışlardır.

Gönül Nuri Cemalinden ( Mehmet Emin Ay)

KERİM NE DEMEK?

 Hz.Peeygamber (SAV) "Ey affı kerim! " deyince Cebrail a.s "Affı kerim ne demek biliyor musun? Affı kerim demek , rahmetiyle günahları affeden sonra bu günahları keremiyle sevaba çeviren" demektir." demiştir.

ACELE ETMEK GEREKEN YERLER

 Her konuda teenni ile hareket etmek güzeldir.Ancak şu üç durum müstesna.Namaz vaktinde,ölü defninde  ve günah işilediğinde tevbede.Önceki ümmetler bir günah işlediğinde bir halal kendilerine haram kılınırdı.İçlerinden biri bir günah işlediğinde kapısının üzerinde veya alnında bir yazı görülür:Falancanın oğlu falanca , şöyle bir günah işlemiş bulunuyor  ki bu günahın tevbesi şudur."

BÜYÜK YALANCI

 Hatim-i Esam 'ın sözüdür:

" Kim üç şey olmadan üç şeyi gerçekleştirdiğini iddia ederse büyük bir yalancıdır:

1. Malını infak etmediği halde cenneti arzuladığını iddia eden yalancıdır.

2. Allah'ın yasaklarından sakınmadığı halde Allah7ı sevdiğini iddia eden yalancıdır.

3. Fakirlere muhabbet beslemediği halde, Hz.Peygamber7i sevdiğini idida eden yalancıdır.Kul, Allah'a itaat ve taatını artırdıkça , O'na yaklaşır ve şeytanın hilelerinden uzaklaşır.

DÜNYEVİ VERASET,MANEVİ VERASET

 Dünyevi veraset , sebeb ve neseb gibi iki yolla gerçekleşirtiği gibi Dini veraset de bu iki yolla gerçekleşmektedir.Sebeb, irade ile şeyhlerin hırkasını giymektir., onun kılık ve kıyafetleriyle teberrük etmek ve onlara benzemeye çalışmaktır.Nesebe gelince , şeyhlerin zahiri ve batıni velayet tasarruflarına dosdoğru bir niyet ve dupduru bir kalble teslim olmak ; ikinci doğumla doğabilmek için terbiye ve seyrü süluk hükümlerin boyun eğmek onlarba beraber(sohbet) olmaktır.Zira doğum ikidir.Birincisi kişinin anasının rahminden bu şehadet alemine doğmasıdır mi bu mülk alemidir.İkinci doğum ise salikin kalb rahminden melekut demek olan gayb alemine doğmasıdır.Nitekim Hz.İsa peygamberin şöyle dediği nakil olunur:" İki kere doğmayanlar, göklerin ve yerin melekutuna giremez."

Şeyh ruhani bir babadır.Müridler de onun velayet sulbünden doğan çocukları olup şeyhin ruhani evladlarıdır.Onlar da kendi aralarında Allah'ın kitabına göre akrabalar olup birbirlerine daha uygundurlar."Müminler ancak kardeştirler"(Hucurat 10) buyurulmuştur.Peygamber SAV ise "Peygamberler birbirlerinin en yüksek derecede kardeşleridir.anaları ayrıdır, ama dinleri birdir" ."Benim haseb ve nesebim dışında bütün haseb ve nesebler sona erer" buyurmuştur."Sizin aileniz kimdir ya Resulalla? " diye sorulmuş, O da " Benim ailem, takva sahibi müslümanlardır" buyurmuştur.

Mevlana efendimiz buyurmuştur:

"Mademki Şeyhe intisap ettin cıvık olma

Su gibi dökülen çamur gibi gevşek olma

Mademki tuttun pirin eteğini , olasın teslim

Hızırın hükmündeki Musa gibi yürü daim

Sen taş, kaya ya da mermer olsan eğer,

Bir ehli dilin hizmetinde olursun mücevher.

Çünkü güzel meyve, bahçesini de güzelleştirir

Allah adamları seni adamlığa eriştirir.

İtaat, dünyevi ve uhrevi istekleri elde etmeye sebebdir.Ashabı Kehfin köpekleri , Allah7a itaat konusunda onlara tabi olunca , onunda cennete gireceğinin vaad edilmesi , itaatın ne kadar şerefli olduğunu sana gösterir.

Lut'un ailesi olunca kötülere yar / Nübüvvet hanedanınaverdi zarar.

Ashabı Kehfin köpegi bir kaç gün, Yürümekle insanlarla cennete girdiğini gördün.

 

10 Temmuz 2025 Perşembe

COCUKLARIN SÜNNET ZAMANI

 Yahudiler , çocuğun doğumundan yedi gün sonra sünnet ettirirler.Yahudilere muhalefet için müminler çocuğun sünnetini diş çıkartıp dişi görününceye kadar tehir etmişlerdir.

HESABA ÇEKİLECEKLER

 Hadisi şerifde varid olmuştur ki:" Evlatların önce namazdan , sonra ana-babalarının hakkından hesaba çekilecekleri; kadınların önce namazdan sonra kocalarının haklarından hesaba çekilecekleri ; kölelerin ise önce namazdan sonra efendilerinin haklarından hesaba çekilecekler."

9 Temmuz 2025 Çarşamba

ZÜHD ÇEŞİTLERİ

 İbrahim.b.Ethem şöyle diyor:" Üç çeşit zühd vardır.Farz,Fazilet ve selamet zühdü.Farz zühd; haramları terk etmekdir.Fazilet zühdü; .bazı helalleri terk ederek olur.Selamet zühdü ise , haram olup olmadığı şüpheli bulunan şeyleri terk etmektir.

6 Temmuz 2025 Pazar

TEVBESİ OLMAYAN BÜYÜK GÜNAHLAR

İbni Abbas'ın şöyle dediği  rivayet olunur."Altı tane helak edici günah vardır ki bunların tevbesi yoktur.Yetim malı yemek, namuslu bir kadına zina suçu atmak, düşmanla çarpışırken firar etmek, sihir, Allah'a şirk koşmak ve peygamberlerden birini öldürmek.

ECİR SABİT, GÜNAH BAKİ KALDI

 Efendimiz SAV 'in bir sözüdür.Bu sözün söylenmesine vesile olan hadise şudurd:Fatafanoğullarından bir adam kardeşinin oğluna ait büyük bir yekun tutan mala sahipti.Yetim büluğa erince amcasından bu malı istedi.ancak amcası vermedi.Neticede durumlarını Peeygamberimize arz ettiler.Bunun üzerine Nisa suresinin 2 nci ayeti indi.(Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değiştirmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi)yemeyinçünkü bu , büyük bir günahtır.)Ayeti duyan amca :"Allah'a ve Resulüne de iatat ettik,Böyle büyük bir günahtan Allah'a sığınırız dedi ve malları yeğenine verdi.Bunun üzerin Cenab-ı Peygamber "Nefsinin cimriliğinden korunan  ve Rabi'ne böyle itaat eden , cennetteki yerini hak eder" buyurdu.Genç ise malını elde ettiği gibi Allah yolunda infak etti.Hz.Peeygamber bunun üzerine :"ECİR SABİT, GĞÜNAH BAKİ KAYDI" buyurdu.Oradakiler "Nasıl olur da günahı kalır?" deyince Efendimiz :"Malın ecri bu genç için gerçekleşmiştir, günahı ise babasının üzerin kalmıştır." buyurdu.

5 Temmuz 2025 Cumartesi

MURAKABE

 "Murakabe" kulun, Allah Süphanehu ve Teala Hazretlerinin kendisinden haberdar olduğunu bilmesi ve Rabbini göz önünde bulundurarak daima bu bilgi üzere yaşamasıdır. 

ŞERİAT ÖRFÜNDE TAKVA

 Şeriat örfünde takva : Nefsi ahirette kendisine zarar verecek şeylerden korumaktır.

Takvanın mertebeleri ise:

Birinci mertebe, şirkten uzak durarak ebedi azaptan korunmaktır.

İkinci mertebe; Bütün günahlardan kaçınmaktır ki ıstılahi manadaki takva budur.

Üçüncü mertebe; kendini Allah ile olmaktan meşgul eden her şeyden el etek çekmektir."Allah'dan hakkıyla korkun"(Ali imran 102) ayetinde istenen gerçek takva budur.

Padişahın vezirlerinden birisi Zünnun'u ziyarete gelir ve padişahtan korktuğunu belirterek ondan himmet ister..Zünnun ; Ben, senin sultandan korktuğun kadar Allah'dan korksam , sıddıkler zümresinden olurdum" der.

TABİAT SARAYINDAN ÇIKMAK

 Nefse hoş gelen şeylerin peşinde oldukça tabiat sarayında yaşamaktasın.Eğer insan tabiat sarayında nçıkmaz ise  tarikat köyüne varamaz imiş.

İbrahim Ethem hazretleri Hacca niyet etmiş Kendisi Yaya olarak Beytullaha doğru yola çıkmış.Bir zaman sonra arkasından devesine binmiş bir bedevi arap gelmi.

"Ey ihtiyar!nereye böyle" demiş.Hazret:"Beytuullah'a" deyince adam " Yaya olarak nasıl gideceksin oraya?" deyince İbrahim Ethem cevap vermiş:"Benim bir sürü bineğim var" adam merakla :"Nedir o binekler" deyince .hazret şunları söylemiş;

"Başıma bir bela gelince "sabır" bineğine binerim.Bir nimet gelince "şükür" bineğine binerim.;kaza gelince "rıza" bineğine binerim.Nefsim beni bir şeye çağırdığı zaman , bilirim ki ömrümün geri kalan kısmı, geçirdiğim kısımdan daha azdır."

Bunu duyan bedevi:"Aslında binekli olan sen; yaya olan ise benmişim.Allah7ın9 memleketlerinde yürü git" demiş. 

İBRAHİM ETHEM

 İbrahim Ethem hazretleri bir gün hamama girmek istemiş ancak hamamcı ücreti ödiyemedieği için girmesine müsade etmemiş.Hazret bunun üzerine ağlayarak:" Şeytanların evine bile bedava girmeme izin verilmiyor, peygamber ve sıddıklerin evine bedava girmeme nasıl izin verilebilir?" demiş.

YETMİŞ SIDDIK SEVABI

 Hasan Basri'den rivayet edilir:"Bir gün Hz.Peygamber (sav), ashabının yanına gelip şöyle buyurmuş:" İçinizde, Allah'ın kendisindeki körlüğü giderip onu basiretli bir kişi yapmasını isteyen var mıdır.Bakınız; kim dünyaya rağbet eder, her şeyi isterse, Allah da onun kalbini, bu isteğin fazlalığı oranında körletir.Kim de dünyadan el etek çeker ve herşiyeistemezse , Allah Teala ona, birinin önünde öğrenmek için diz çökmeden bir ilim ihsan eder, bir yol gösterici olmadan hidayet verir.Dikkat ediniz, sizden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki , hükümranlıkları , ancak öldürmek ve zorbalıkla; zenginlikleri ancak cimrilik ve böbürlenme ile ; sevgileri ise ancak heva ve hevesleri peşinde koşmakla ayakta kalabilecektir.Dikkatinizi çekiyorum, hanginiz o zamana yetişir , zeenegin olmaya gücü yettiği halde , fakirliğe sabrederse; başkalarının kendisine muhabbet beslemesini sağlayabilecekken , kendisine buğzedilmesine sabrederse, ; izzetli olma imkanı var iken zillete sabrederse  ve bütün bunları sadece Allah rızası için yaparsa Allah Teala kendisine yetmiş sıddık sevabı ihsan edecektir.

SAFVAN B.SÜLEYM

 Bu sahabe, ibadet ve taata çok gayret ederdi.Bu zat, kış günlerisoğuktan rahatsızlık duymak için evinin damında geceler; yaz günleri ise havanın sıcaklığı ile nefsine işkence etmek için evine girerdi.Bu adetini secde halinde ölüp Allah7ın rahmetine ve cenete ulaşıncaya kadar sürdürdü.

Molla Cami şööyle demiştir:

Şeytan askeri olan nefis ve heva hücumu

Hak yolcusunun gönlünü sıkıştırır, kötü eder durumu

Bu durumda mürşidlerin menkıbelerinden başka yol yoktur.

Yol kesicilerin perişan ettiği adambaşka ne yapabilir?

EBU VARRAK

 Ebu Varrak ra şöyle diyor:"Biz dört şeyin peşinde koştuk ve bunları dört şeyde bulduk:Allah7ın rızasını O'na itaat etmede; rızık bolluğunu kuşyluk namazı kılmada; din selametini dili korumada; kabir nurunu da gece namazında bulduk.

CENNETİN ODALARI

Sahabeden Cabir r.arivayet edilir:Hz.Peeygamber SAV in huzurunda bulunurken , bize; "Size cennet odalarından bahsedeyim mi? diye sordu.Biz de:"Evet ya Rasulallah  " deyince şöyle buyurdu:"Cennette öyle odalar vardır ki içinden dışı, dışından da içi görülebilmektedir.Burada, hiçbir gözün görmediği ; hiçbir kulağın duymadığı  nimet ve lezzetler vardır" Ben:"Bu odalar kime aittir Ya Resulallah?" diye sordum."Selamı yayan, açı doyuran oruç tutan ve herkes uyurken , namaz kılan kişilere aittir" buyurdular.

HAFIZ ŞİRAZİ

 Her kim gelmek isterse gelsin, ne dilerse söylesin maniolunmaz,

Çünkü Hak dergahında kibir ve naz, bekçi ve kapıcı bulunmaz

TÜM BELALAR NİÇİN DİR?

 

Hak Teala tarafından gelen bütün ibtilalar(belalar), nefsi arındırmak  ve halk’tan Halık’a(Allah’a) yöneltmek içindir.Efendimiz SAV “ Beni mgördüğüm eziyeti , hiçbir peygamber görmemiştir” buyurur.Bu sözüyle Efendimiz bir anlamda “Benim arındırıldığım kadar hiçbir peygamber arındırılmamıştır” demek istemektedir.Efendimiz’e “Şu müşriklere bir beddua etseniz?” denildiğinde “Ben sadece rahmet olarak gönderildim.Azab için değil” buyurmuştur.

Hz.Pir Mevlana efendimiz buyurmuştur:

Sırtımdaki ağrı Hakk’ın ihsanıdır,beni uykudan

Sıçrayarak gece yarısı uyarır,ateşş ve sancıdan

Ta ki, ben manda gibi bütün gece uyumayayım

Diye Hak teala bana dertler bahşeder daim.

 

CEHENNEMİN YEDİ KAPISI VE HER KAPININ MÜŞTERİSİ

Cehennemin yedi kapısı vardır, bunlar birbirlerinin altında bulunmaktadır..Bu kapılardan girilen kısımlarda kimler bulunacaktır? şeklinde Efendimiz SAV in sualine Hz.Cebrail şu cevaplırı vermiştir:
"Birinci kapıda münafıklar bulunacaktır.Buranın adı HAVİYE dir.
İkinci kapıda müşrikler bulunacaktır ve buranın adı CAHİM dir.
Üçüncü kapıda sabiiler(meleklere ve yıldızlara tapanlar) bulunacaktır ki bu kapının adı SEKAR dır.
Dördüncü kapıda İblis, İblisin tabileri ve mecusiler bulunackatır ki buarnın adı LEZAdır.
Beşinci kapıda Yahudiler bulunacaktır buranın adı HUTAME dir.
Altınca kapıda Hırıstiyanlar bulunacaktır  buranın adı SA'İR dir.
Yedinci kapıda isyankar muvahhidler bulunackatır buranın adı NAR dır.muvahhidler buraya üç gün girecektir.
O esnada Hz.Fatıma validemiz  Efendimize "Asi muvahhidler oraya nasıl girecekler?" diye sorunca Efendimiz sAV: "Erkekleri sakallarından tutarak, kadınları ise saçlarından tutularak sokulacak.Daha sonra benim şefaaatımla oradan çıkartılacaktır.

ALDATMA METALARI(MALZEMELERİ)

 Bu dünya hayatının lezzet ve ziynetleri , aldatma meatından başka bir şey değildir.Dünya metaının aldatma metaı oluşu dünyayı ahirete tercih edenler içindir.Ahireti dünyaya tercih edenler için ise, dünya meatı , ahirete ulaştırıcı bir meta olur.

3 Temmuz 2025 Perşembe

CİMRİLİK

 Cimrilik, bir vacibi edadan imtina etmekten ibarettir.Nafile bir şeyi edadan imtina etmek cimrilik değildir.Vacible ilgili cimrilik tehdit ve zemmedilmiştir(Ali İmran 180)Kişinin bizzat kendisi ve nafakalarını vermesi gereken akrabaları için harcama yapması, zaruret halinde başkalarına sadaka vermesi ve cihad esnasında mali takviyeye ihtiyaç duyulduğuunda , takviye etmesi  gibi birçok vacib vardır.

Zekatını vermediği zaman bir kişinin nurani , ulvi ve şerefli olan ruhu , bu rezil, süfli ve zulmani sıfatlarla çepeçevre kuşatılmış olur.

MAL İLE İHSANDA BULUNMAK DEĞİLDİR ÇOK KEREM

ATLAS ÇUL ÖÖRTMEKLE EŞEK EŞEKLİKTEN ÇIKMAZ LA-CEREM

İNSANA GEREKTİR HÜNER, FAZİLET VE DİNDE KEMAL

ÇÜNKÜ İMANDA KALICI DEĞİLDİR MANSIB VE MAL

MAKBUL GÖNÜL ODUR Kİ :HEM YEDİRMELİ, HEM YEMELİ

DÜNYA MALINI KENDİ HAYRIM İÇİN TOPLADIM VARİSLERE DEĞİL, DEMELİ.

EFendimiz SAV buyurmuştur:" Mallarınızı zekatını vererek koruyun.Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin .Belaları da dua ile karşılayın"." Zekatı vermeyenin namazı da olmaz"

2 Temmuz 2025 Çarşamba

ORUÇ

Oruç mücahadesi, Allah'a kavuşma müşahadesinin rabıtüasıdır.Hak teala kendisini görebilme saadetini Hz.İsa"ya "Aç kal ki beni göresin"buyurarak , aç kalmaya bağlamıştır. 

Daim şöyle bir nida gelir Hak Teâlâ'dan:" Ulaşırsın yalnız kalırsan,beni görürsün , aç kalırsan"

SÜHREVERDİ HAZRETLERİ

 Şeyh Sadi, şeyhi Sühreverdi hakkında şöyle der:

" Sühreverdi bir gece cehennem korkusuyla hiç uyumadı

Sabah vakti olunca şunları söylediğini duydum:

Ne olurdu cehennemi benim vücudum kaplasaydı,

Hiç olmazsa böylece başkaları ordan kurtulsaydı.

1 Temmuz 2025 Salı

KIYAMETTEKİ SANCAK SAHİPLERİ VE ALTINDAKİLEHR

 Kıyamet günü ,Hz.Ebubekir'in "Sıddıkiyet sancağı" dikilir ve bütün sıddıklar bu sancak altında toplanır.Hz.Ömer'in "adalet sancağı" dikilir; bütün adiller bu sancağın altında toplanır.Hz.Osman'ın "Cömertlik sancağı" dikilir ve bütün cömertler bu sancak altında olur.Hz.Ali efendimizin "ŞŞehidlik sancağı" dikilir , bütün şehidler orada toplanır.Bütün fakihler,Muaz b.Cebel'in sancağı altında; bütün zahidler, Ebu Zer hazretlerinin sancağı altında, bütün fakirler Ebud Derda hazretlerinin sancağı altında toplanır.Bütüan Kur'an okuyucuları Übeyy b. Ka'b ın sancağı altında , bütün müezzinler Hz.Bilal'in sancağı altında , zulmen öldürülen herkes de Hz.Hüseyin efendimizin sancağı altında toplanır.Ayeti celilede " O gün , herkesi Önderi ile bmirlikte çağırırız"(İsra 71) buyrulmaktadır.

ŞEHİDLERİN FAZİLETİ

 Efendimiz SAV buyurmuştur:" Şehid, öldürülme acısı olarak ancak sizden birinizin çimdiklenmekten duyduğu acı kadar bir acı duyar.Şehidin yedi hasleti vardır:Daha akan kanının ilk damlasında bağışlanır.Cennetteki yerini görür.Kabi razabından kurtulur.En büyük korkudan(kıyamet korkusundan) emin olur.Başına öyle bir vakar tacı konulur ki , bu tacın tek bir yakutu bile dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.Hurilerden yetmişüç hanım ile evlendirilir.Yakınlarından yetmiş kişiye şefaat etmesine izin verilir.