KABETÜ'L-UŞŞAK BAŞED İN MEKAM
HER Kİ,NA-KES AMED İNCA ŞOD TEMAM.........
Bu makam Aşıkların Kabe'si oldu. Noksan gelen tamamlanır.
ALLAH İÇÜN ALLAH İLE ALLAH'A GİDERSİN
ALLAH'TAN ALLAH İLE ALLAH'A GELİRSİN
7 Nisan 2021 Çarşamba
KIYAMETTEN KESİTLER
Kıyamet günü Hak Teala ilk önce hükmedeceği hesap katillerdir.En önce ecir vereceği kimseler ise imanı doğru olan a'ma(körler) dir. Bir münadi bunları çağırır(Dünyada görmekten men olunanlar nerededir?" onlara denilir ki Siz cemalullaha nazar etmeye herkesten daha ziyade layıksınız"Sonra onlar için bir sancak hazırlanıp başlarına Şuayb (a.s) geçirilir ve sağdan gidiniz denir.Onlar sıratı yıldırım gibi geçip cennete giderler.
Bundan sonra (Belalara sabredenler nerededir?" anonsu yapılır Hak Teala onlara selam verir.Yeşil bir sancak verilip başlarına Eyyüp peygamber imam oldukları halde cennete giderler.
Bundan sonra anons edilir(İmanını ve namusunu kemal derecede muhafaza eden imanlı ve iffetli gençler nerededir?".Bunlara Hak Teala selam verip merhaba der.Bunlar için bir sancak bağlanıp Yusuf peygamberin eline verilir.
Sonra "Allah için muhabbet edenler,müslümanları sevip kafirleri, mürtedleri sevmeyenler nerededir?" anonsu yapılır
Sonra "Allah korkusundan haram işlemeyenler ve ağlayanlar nerededir?" anonsu yapılır
Sonra şehidlerin anonsu yapılır başlarına Hz.Yahya imam tayin edilir.
Sonra çalışıpta hakkını alamayan , nafakası için her gün terleyen fakirler nerededir?" anonsu yapılır Bunlar dahi ashabı Yemin ile beraber olmaları emrolunur ve bunlar için sarı sancak hazırlanıp Hz.İsa bunlara imam yapılır
Sonra şükreden zenginler, mallarını,paralarını dini kuvvetlendirmek müslümanları zalimlerden korumak için veren zenginler nerededir? anonsu yapılır Bunların mallarının hesabı yapılar ve başlarına Hz.Süleyman imam tayin olunur.İmam Gazali hazretleri bu kesitleri sahih hadisler ışığında detaylandırmıştır
KALB KONUSU
Kalp konusunda Beyazid-i Bestami hazretlerinin "Acaibül kulub" isimli küçük bir risalesi vardır.Bu risaleye göre kalb üç kısımdan oluşur.
Birinci kısmına Kalbi müzekka( temizlenmiş, arındırılmış kalb) denir. Müzekka kalbin sıfatları şunlardır:Ülfet,visal,vefa,beka,sıdk, tahkik, şevk, lika,mihr(sevgi, dostluk),tevhid, irade, rıza, sabır, ihlas, ziya ve inabe.
Kalbin ikinci kısmına ashab-ı Yemin'in kalbi derler ki sureti umumidir. Onun sıfatı bazen Rahman tarafına bazen de şeytan tarafına meyletmektir. Bazen ahiret düşüncesi galip gelir, ibadetle meşgul olur terki dünya üzre bulunur.Bazen de dünya düşüncesi galip gelir, mal toplamakla meşgul olur.,nefsin sözünü dinlemekten, şehvetlerden, heva, tamah,ve günah işlemekten çekinmez.Bazen korkudan inleyip ağlar, geçmiş günahlarından pişman olur, bazende nefis peşinde, zevkinde handan günah işlemede cesaretli olur. Günahlarından da tam temizlenemez.
Bu ashab-ı yemin'in kalbinde Rahmani 12 özellikle şeytani 13 özellik kök salmıştır.
Rahmani 12 özellik:(bunlar müzekka kalbin sıfatlarından olup sıdk-ı lika, vefa, tevhid, irade,rıza, sabır, visal, şevk, tahkik , beka, vefa, mihr(sevgi-dostluk) ve emanet tir)
Şeytani on üç özellik (Hırs, hased, gazap, şehvet, dünya-mal sevgisi, tokluk-oburluk, tamah-aç gözlülük, acele, mal biriktirme, gıl (gizli kin,düşmanlık,garaz), tefekkür-i fani (Allah'ın zatı hakkında düşünmek), taassub(bir inanışa, bir fikre aşırı derecede bağlı olup onun dışındakileri düşman gibi görme),su-i zan(kötü düşünce besleme) kök salmıştır.
Merkezdeki rahmani sıfatlar kalb sahibini Rahman tarafına cezb ederken, şeytani onüç özellik kalbin dış yüzüne yakın kenarında bulunan bu sıfatlar, kendini nefsi emmare lezzetleri ile takdim edip incanı celbederek gelin gibi cilvelendiği vakit , o kimse hemen günah işlemek için kendinde cesaret bulur.
Bu kalbin sahibi , Hak Teala tarafından bir inayet,hidayet erişip doğru yola kılavuzlandığında kamil akıl sahibi mürşitlerin sohbetlerine devam eder.bu sohbetleri devam ettirirken kalbine bakar ve günahlarından pişmanlık duyar.Sıdk ile meşayihe hizmet eder.Böylece ashabı yemin kalbinden geçilip kalbi müzekka'ya varmak nasib olur.
Kalbin üçüncü kısmına ashab-ı şimalin kalbi derler.Cahillerin kalbi olup kalb her an şeytan tarafından yağmalanmış hidayete kapalı, inayet yolu terk edilmiş,delalet ve zillet karanlığındadır.Şehvetler, heva ve heves, tamah ve isyan ona hakim olduğundan sürükleye sürükleye istediği günaha götürür.Ashabı şimal'in sıfatları şudur:(Hırs, buhl(cimrilik), nifak, cemş(oynaşma), dünya sevgisi , kıyas(kendini başkaları ile kıyaslama), şek (şüphe ve zan), nefsi emmare(hayvan sıfat), tokluk-oburluk, tamah-aç gözlülük, acele,gıl(gizli kin düşmanlık garaz), tefekkürü fani(Allah'ın zatını düşünmek), taassub ve sui zan(kötü düşünce besleme).Şeytanın ele geçirdiği bu kalb Peygamberimizin şifalı sözlerinden ve evliyanın iksir olan sözlerinden hiç lezzet almaz.
6 Nisan 2021 Salı
İHDİNESSIRATAL MÜSTAKİM:BİZİ DOĞRU YOLA İLET
Hz. Ömer efendimizin hilafeti sırasında Rumlar kendisine mektup göndererek sual ettiler ki:"Siz şimdi doğru yol talep edersiniz .Demek ki doğru yolda değilsiniz.Hal böyle iken nasıl oluyor da size itaat ederek tabi olmamızı istiyorsunuz?"..Hz.Ömer sahabeleri toplayarak istişare edip Hz.Ali efendimizin görüşünü esas alarak cevap yazdırdı:
"İhdina" sabit eyle demektir.Yani bizi doğru yolda tut ve bu yolda azim ve sebatla durmayı bize bahşet demektir.
Bu ayetin batın ve rümuz(işarat) ehlince iki nüktesi vardır:İlki has kulların mertebesine aittir:""İhdinessıratal müstakim" kalbinde riya , şüphe ve şirk hastalığı olmayan Allah yolunda sadık olan kimselerin yoluna yönelt" demektir
Bu ayetin en seçkinler(havasül has) nezdindeki karşılığı şudur ki:Bu seçkinler Hakk'ın nuru ile bakarlar.Hak Teala'nın tecellilerinde tekrar olmadığı için bir tecelli diğerinden daha büyüktür.Tecelliler aynı gelse idi aşık çabucak doyardı.Ancak tekrar olmadığı için aşık daima ihdinessıratal müstakim ayetini okur bu doğru yolda tecellileri görür.Böyle bir kimse Hak'dan başka hiçbir şey bilmez, gitmesi de işitmesi de O'nunla olur.
FELAHIN MANASI
Hakikat ehline göre felahın üç mertebede üç manası vardır:
1) Şeriatta felah , sıfatlara karşı duyulan sevgiyi tevhid ile yok edip Hakk'a yaklaşmak ve sırlarına vakıf olmaktır.
2-)Tarikatta felah, likaullah(Hakk'ın cemalini) bulmaktır.
3-)Hakikatte felah; Hakk'ın zat deryasında yok olup "hüve-hüve" olmaktır.
SAHİBÜL VAKT/EBUL VAKT
Tasavvufta kalb makamından yukarı çıkıp kalbin sahibine varan , hallerden kurtulup , halleri verene ulaşan.Bunlara Erbabüt temkin de denir. Ebul vaktin vakitleri değişmez.Halleri değişmez.Vakit onlara değil, onlar vakte hakimdirler.Onlar zamanla değil, zaman onlarla bereketlenmiştir.
KÖTÜ AHLAK
Kötü ahlak yedi tanedir:
1-Buhl (cimrilik)
2-Öfke kızgınlık (gazap)
3-Tama' (açgözlülük)
4-Kin (gizli düşmanlık)
Şehvet ve ateşi.
6-Kibir (kendini üstün görme)
7-Haset (Çekememe)Buunların yediside geldiğimiz bu cihanda zararlıdır.
İnsan ister ki kendindeki kötü ahlak değişsin , terbiye edilsin.Bunun pek çok yolu olup bu yollardan biri , irade dizginini bir kamil mürşidin eline vermek , nefsi emmaresini ona havale etmektir.Ahlakı değiştirmenin bu yolu diğer yollardan daha yakın ve daha kolaydır.
Bir diğer yol ise kötü ahlakın zıddı olan insanlarla birlikte olmaktır.Örneğin:Nefsinde cimrilik olan kerem sahibi insanların sohbetini ve onların arkadaşlığını ganimet bilsin"Sohbet bulaşıcıdır" kuralı gereği cömert insanlarla birlikte olmak berekettir ki insana tesir eder.
Eğer insanda gazap ve öfke mevcutsa halim ve yumuşak sıfatlı insanların sohbetinde bulunsun.
Eğer kişide hırs ve açgözlülük var ise Dünyadan elini eteğini çekmiş zühd ehli kimselerle oturup kalksın.
Eğer insanda kin ve öç alma duygusu var ise Haşr suresinin 10 ncu ayetini vird edinsin."Bizim kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma, hasede yer verme ".
Eğer şehvet mevcutsa onun ilacı yemeği azaltmaktır.Na mahremle sohbet etmesin gözünü ve kulağını korusun.Şehvet uyandıran nağmeleri,sözleri dinlemesin.Eğer imkanı varsa peygamber sünnetini işlesin evlensin.
Kibir ve hased mevcutsa halkın önünde gözükmesin, tevazu ve sükutta kalsın.Kibrini kırmak için insanlarla karşılaştığında ilk olarak kendi selamı versin.
Eğer hased ehli ise din kardeşi olan müminlere isar etsin.(Esirgemeden, kendinden çok başkalarının menfeatini düşünerek fedakarlıkla verme halidir).
MELEKUT ALEMİ
Melekut alemi; Dünya aleminin bir üst alemi olan ruhların ve meleklerin alemidir.Zaman ve mekanla sınırlı olmayan , beş duyu ile idrak edilemeyen ruhlar, ilahi kuvvetler ve mücerred varlıklar alemidir.Alemlerin tasnifinde, alemi ceberut ile alemi nasut (dünya) arasında yer alır. Alemi gayb, alemi ulvi, misal, hayal da denir.
MÜLK ALEMİ
Mülk alemi; beş duyu ile bilinen, hissedilen alem, şehadet alemi, alemi şühut, alemi mülk, dünya gibi isimler alır.
SUFİLİK
Sufilik öğrenmekle elde edilmez.Ezelde o hırkayı giymek gerek.Çalışmakla sufilik kazanılmaz.Nerede görülmüştür ki eşek çalışmakla at olsun!,Her kim bu fakirler zümresi ile tanışmışsa , aşina olmuşsa bu ezeli bir tanışıklıktır.Efendimiz şöyle buyurmuştur:""Ruhlar toplanmış askerlerdir.Onlardan ezelde Allah için birbirleriyle tanışanlar, kaynaşırlar, güzel yolda giderler.Tanışmayanlar ise ihtilafa düşer"
O zümre ki dün orada birlikte idiler, burada bir olacaklar. Orada tanış olmayanlar buruda tanışıp birleşemezler.
EN TEHLİKELİ FİTNECİLER
"Şu iki kişinin çıkardıkları fitneyi, şeytan bile çıkaramaz; Dünya hırsına sahip alim ve ilimden yoksun cahil sufi."(Ebul Hasan Harakani hazretleri).
İLAHİ
ERENLERİN SOHBETI GÜLÜM ELE GİRESİ DEGİL
İKRAR ILE GİRENLER GÜLÜM MAHRUM KALASİ DEGİL
🌹
İKRAR GEREK BİR ERE GÜLÜM GÖZ AÇİP DİDAR GÖRE
SARRAF GEREK CEVHERE GÜLÜM NADAN BİLESİ DEĞIL
🌹
BİR PINARIN BAŞINA GÜLÜM BOŞ TESTİYİ KOYSALAR
KİRK YIL ORDA DURSADA GÜLÜM KENDİ DOLASI DEĞİL
DOLU TESTİ YOKLANMAZ GÜLÜM KALPDE ZIKİR SAKLANMAZ
AŞK ILE ALLAH DİMEYİNCE GÜLÜM KALBIN PASI PAKLANMAZ
ÜMMÜ SİNAN YOL AYAN GÜLÜM OLMUŞTUR BELLÜ BEYAN
DERVİŞLIK YOLU HEMAN GÜLÜM TACI Ü HIRKASI DEĞIL
🌹
ALLAH DEMEK AROLMAZ GÜLÜM MÜMİN KALBİ DAROLMAZ
SEVERSEN ALLAHI SEV GÜLÜM ALLAH GİBI YAROLMAZ🌹
TENFANİDİR CAN ÖLMEZ GÜLÜM ÖLENLER GERU GELMEZ
ÖLÜRSE TENLER ÖLÜR GÜLÜM RUHLAR ÖLESİ DEGIL
Bu ilahiyi Hasan Hüda hazretleri bu şekilde okur imiş.
Aynı ilahinin divanındaki karşılığı:
DEĞİL
ikrar gerek bir ere Göz açıp Dîdar göre. Sarraf gerek gevhere, Nadan bilesi değil.
Ümmi Sinan ( Elmalılı – 17. yy
İLAHİ
Ey Gönül , yaktı vücudum, o gizli narın senin/Fışkırıp çıktı semaya , o gizli narın senin.
Çok garip divanesin, niçin hiç uslanmazsın?/Herkesin rüsvası oldun, yokmudur arın senin.
Ebedi aşk tuzağınadüştüğün günden beri/Meyve miverecek acep , soldu baharın senin?
Alamadı hiçbir kimse , sonsuz sırrından haber/Saçmadı buy-i letafet, misk-i tatarın senin
Haklısın sen kıssa-i cananı ızhar eyleme/Tatmadan anlamazaşkı, yar-u ağyarın senin
KIYAMETTE BÜTÜN MAHLUKAT ARASINDAKİ HESAP GÖRÜLÜR
Dehşetli kıyamet gününde sadece insanlar arasındaki hesaplar görülmez. Mizan kurulduğunda Hak Teala buyurur ki:"Ben azimüşşan herkese mücazat eden deyyanım. Bana hiçbir zalimin zulmü tecavüz etmez.Eğer tecavüz ederse , ben zalim olurum".
Bundan sonra hayvanat arasında hükmeder. Boynuzsuz koyun boynuzlu koyundan hakkını alıverir. Vuhuş ile tuyurun yani dağ hayvanları ile kuşların arasında fasl eder.Sonra da bunlara "Toprak olunuz" der.Hayvanlar toprak oluverirler.Kafirler bunu temenni edip (Ne olaydı toprak olaydım) derler.
5 Nisan 2021 Pazartesi
TASAVVUF nedir?
Aksaray olanlar dergahı şeyhi İBRAHİM EFENDİ'NİN tasavvuf manzumesidir:
Tasavvuf mesleğine intisap etmek isteyen sufi , bu dergaha girerken maddi varlığından sıyrılmalı ve kendinde bir varlık görmemelidir.Bu tarzda başlayan manevi yolculuğun (seyr ü süluk) nihayetine ulaşan kimse gönül tahtının sultanı olur.
Tarikatta tasavvuf:suretin (maddi varlığın) yok farz edilmesinden ibarettir.Bu yolla hakikate ulaşanlar , ilahi olan sır sarayının misafiri olurlar.
Tasavvuf , toprak ve sudan ibaret olan suretten temizlenmektir.Varlığından soyulan derviş , cismini saflaştırarak , Allah Teala'nın nuru olur(O'nun görür, O'nunla işitir, O'nunla tutar, O'nunla yürür)
Tasavvuf , gönülde mutlak nurlardan bir ışık yakarak , aşk ateşiyle yanıp tutuşmaktır.
Tasavvuf hem şeriat , hem iman ehli olmaktır.
Tasavvuf , hakimane bir tarzda adetullahı(sünnetüllah) anlamak, bütün dert sahiplerinin derdine derman olmaktır.
RÜKU'
Namazın şartlarından olan rüku'nun manası:Hakk'dan başkası için eğilmemek demektir.Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale şehitleri için demişti"O,rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar"
FATİHA'NIN TESİRİ
Hz.Ali Efendimizin hilafeti devrinde bir adam hırsızlık yapmıştı.Suç sabitti ve Hz.Ali efendimiz adamın elinin kesilmesini emretti..O adam sadık olduğu için emre itaat etti, infazdan sonra kesilmiş elini alıp giderken yolda Şah-ı Merdan Hz.Ali Efendimize medhiyeler söyleyip duruyordu.Bu durumu Hz.Ali'ye haber verdiklerinde, müminlerin emiri o adamı çağırıp kesik elini tekrar yerine koydu ve Fatiha'yı okudu.Kesilmiş el yeniden azalara yapışıp eski haline döndü.
EVLİYANIN SÖZÜNÜ TUTAMAMANIN BEDELİ:BİR KÜP ALTIN
Hasan Hüda hazretlerinin torunu Şerife Hanımın anlatımıdır:Size Hasan dedemle olan bir muhabbetimizi paylaşayım istedim. Hasan dedemin yatıp uyuduğu ibadet ettiği odasının temizliğine ben giderdim.o odayı temizlemek o kadar güzeldi ki anneannem beni çağırırdı bende havalara uçardım gitmek için gittiğim vakitte üç beş gün kalırdım sırf dedemin gözlerinden akan o güzelliği seyredebilmek için. Gözlerinden akan neydi bilmiyordum ama göz çukurlarına bir bardak koyup akanı kana kana içmek isterdim.Hasan dedem dedi ki bir gün bana büyüklerin sözünü tut nederlerse yap dedi tamam dedim.Sonra bana dedi ki ben metli sultanımın sözünü tutmadım dedi ve anlattı
Eskiden fakirlik vardı. İşimde yok çoluk çocuk kaldık. İzmir'den bir teklif geldi imam lazım imiş bende metli sultanımıza gittim ben İzmir'e gidiyorum dedim oda izin vermedi giderdin gitmezdin derken kızdı gitme dedim sana Hasan dedi bende çoluk çocuk ekmek ister gidecem dedim sultanım bana hadi git ulen dedi çıktım gittim İzmir'e. üç dört ay görevi tamamladım geldim birde ne göruyüm bizim Memet efendi zengin olmuş
Sordum baba bu ne iş hangi ara zengin oldu Memet efendi dedim oda bana sözümü tutsaydın falanca yerdeki bir küp altın seninde dedi
Çok ısrar etti benim olması için o küp dolusu altının ama olmadı tutmadım sözünü dedi güldü.
(Yorum:Belki dünya zengini olacaktı amma manevi mertebesi duraksayacaktı. Hadiseye sırrı kader gözünden bakalım)
YAHUDİLERİN TİCARET KURALLARI
Ticaretin kuralları vardır. Bu kurallar evrenseldir. Türkler tarih boyunca ticaretle az iştigal etmişlerdir. Daha çok savaşlarla vakit geçirmişlerdir.
Yahudiler ise binlerce yıldır ticaretle uğraşırlar.
Ticaretten kazandıkları parayı ise doğru yerlerde değerlendirerek yollarına
devam ederler. Tevrat'ın 22. kitabı olan Süleyman Özdeyişleri'nde
"erdemli" olmak isteyen bir tüccar için ciddi tavsiyeler vardır.
Jacques Attali ise Yahudiler Dünya ve Para kitabında
kendilerinin neden ticarette başarılı olduklarının sırlarını ve tarihini
anlatır. Cezayir kökenli Fransız Yahudisi ve aynı zamanda bir haham olan
Attali'nin kitabı Yahudilerin ticaretteki başarılarını anlamak için mutlaka
okunması gereken bir kitap.
Ticarette esas olan sadece para kazanmak değildir. Para kazanmak ticaretin bir aşamasıdır. Esas olan kazandığınız parayı tutmak ve doğru yerlerde değerlendirmektir. Serveti nesillerden nesillere aktarmak ise başlı başına bir beceridir.
Şimdi gelelim Yahudiler ile Türklerin ticaret açısından karşılaştırmasına.
1) Yahudiler 10 liraları varsa en fazla 5 liralık iş yaparlar. 5 lirayı yedekte tutarlar. Türkler ise 10 liraları varsa 100 liralık hatta-imkan bulurlarsa 1.000 liralık iş yapmaya kalkarlar. Yahudiler ticareti sermayenin gücüyle yapmaya çalışırlar. Yedek akçeleri hatta yedeğin yedeği akçeleri vardır. Türklerde ise varsa yoksa tüm para ticarethane, şirket veya fabrikadadır. Yedek akçe sermayenin onda biri kadar bile yoktur. Yedeğin yedeği ise hak getire...
2) Yahudiler babalarının, dedelerinin veya büyük dedelerinin yaptığı işi yapmaya özen gösterirler. Yani yaptıkları işte ailelerinin bilgi birikimi vardır. Kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir Yahudi eczacıysa muhtemelen babası da dedesi de eczacıdır. Çocukları ve torunları da eczacı olur. Biz de baba evladı, evlat babayı beğenmez. Evlatlar özellikle babalarının yaptığı işi yapmamaya özen gösterir. Babasının yaptığı işi yapmayı "ayıp" kabul eder.
Türkler ataerkil görünümlü anaerkil bir toplumdur. Çocuklar amcadan daha çok dayıya yakındır. Çocukluğundan itibaren annenin de etkisiyle tüm kurgusu babayı beğenmemek üzerinedir.
Bunların doğal sonucu olarak Türk ailelerinde ticaret bilgi birikimi oluşmaz. Oluşsa bile kuşaklardan kuşaklara aktarılmaz. Servet, kazananla toprak olup gider. Çoğu kişi servetini ömrünün sonuna kadar koruyamaz.
3) Yahudiler 10 liraları varsa 1 liralık hayat yaşarlar. Gösterişten genel olarak kaçınırlar. Dikkatleri üzerlerine çekmemek için uğraşırlar. Mütevazilik öncelikli tercihleridir.
Türkler ise parayı ve serveti gösteriş için kazanır. Harcar. 10 lirası varsa "100 lirası var" havası oluşturmayı sever. Gösterişte kullanılmayacak serveti "lüzumsuz" olarak görürler.Arapların ticaret yetenekleri Yahudilerden aşağı kalmaz. Bir Arap atasözü der ki: Bir baba kudretinden aşağı derecede, çocukları kudreti nisbetinde, kadını da kudretinin fevkinde giyinmelidir.
4) Yahudiler aile içi eğitime çok önem verirler. Milattan Sonra 70 yılında Romalılar İsrail'i yerle bir ettikten sonra Yahudileri dünyanın dört bir tarafına dağıtmışlar. Yahudiler ayakta kalabilmek için her aileyi okul haline getirmişler. Çocuklarına 3-4 yaşında İbranice'yi 7 yaşında Yidişçe'yi öğretmişler. Bir de yaşadıkları ülkenin dilini öğrenmişler. Evrensel dillerden en az birini de bilirler. Yani bir Yahudi en az 3-4 dil bilir.
Türkler eğitime önem vermezler. Anadillerine bile hakim değillerdir. Dünyanın her yerinde el-kol ile anlaşırlar:(Evrensel dillerden sadece el-kol ile anlaşmayı bilirler. Ana dilden sonra nüfusun tamamı bu dili bilir:)
5) Yahudiler ticaretten kazandıkları parayı genelde nakitte ve nakite kolay dönüşecek varlıklarda tutarlar. Türkler ise parayı nakite en zor dönüşecek varlık grubu olan taşa toprağa yatırırlar.
6) Yahudiler çocukları öğrenciyken hafta sonları ve yaz tatillerinde çocuklarını çalıştırırlar. Burada ince bir detay vardır. Kendi iş yerlerinde değil. Başka Yahudi ailelerin iş yerlerinde... Niye? Başka ailelerdeki ticaret kültürünü görsün. Kendi ailesindeki ticaret kültürü ile karşılaştırsın. Eksiklikleri ve yanlışlıkları tamamlasın diye...Türklerde ise çocuklar babalarının iş yerlerinde "prens" ya da "prenses" ünvanıyla iş hayatına atılır. Sonrası malumunuz:)
7) Yahudilerin önceliği komisyonculuktur. Yani sermaye
koymadan para kazanmaktır. Bir Yahudi oğluna ticareti öğretiyormuş. Tavsiyesi
şu olmuş: Oğlum çok para kazanmak istiyorsan bir şeyler yap-sat. Üret-sat. Daha
çok kazanmak istiyorsan al-sat. Daha daha çok kazanmak istiyorsan almadan sat.
Önce sat. Sonra al.
Türklerde ise komisyonculuk muteber bir iş değildir.
Yapılacak işe sermaye bağlanır. Sermaye bağlanmadan iş yapmayı Türklerin
hafsalası almaz.
8) Yahudilerde iş yaptıkları insanları kalkındırmak
esastır. İş yaptıkları insanlar ne kadar kalkınırsa kendilerinin de kazançları
o oranda artacağına inanırlar.
Türkler ise iş yaptıkları insanları düşman olarak görür. İş yaptıkları insanların kendileri için yaptığı işte zarar etmesinden keyif alır.
9) Yahudiler yılın belli bölümlerden dünyayı dolaşır.
Yenilikleri görür. İnceler. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki yeni ürünleri
gelişmemiş ülkelere götürerek para kazanır. İnovasyona açıktır.
Türkler ise işlerinden başlarını kaşıyacak vakitleri yoktur. Değişime kapalıdır. Bir yol tuttururlar. Tutturdukları yolun sonsuza kadar gideceğine inanırlar.
10) Dünyada seks endüstrisinde para harcayan 4 millet
vardır. Bunlar sırasıyla; Araplar, Yahudiler, İtalyanlar ve Türklerdir.
Yahudiler her ne kadar çapkınlık ve kaçamak yapsalar
da aile birliğini ayakta tutmaya çalışırlar.
Yattıkları fahişelerle evlenmeyi düşünmezler.
Türkler ise parayı bulduktan sonra yaptıkları ilk iş ya boşanmak ya ikinci evlilik ya da metres ilişkisidir.Ailenin önemini genelde serveti kaybettikten sonra anlarlar.
11) Yahudilerde aile birliği ve dirliği esastır. Aile
huzuru önemlidir. Aile içi çatışmalardan kaçınılır. Sorunlar yaşanmaz mı?
Mutlaka yaşanır. Ama çözülmesi için aile üyeleri elinden geleni yapar.
Türklerde ise servet oluşmaya başladıktan sonra aile içi gerginlikler artar. Kim kime dum duma psikolojisine girilir. Aile içi savaşlar servetin bitmesine neden olur.
12) Yahudiler tüm anlaşmaları yazılı olarak yaparlar.
Sözleşmeye önem verirler. Sözleşme işin parçasıdır.
Türklerde ise her şey güvene dayalıdır. Sözleşme
istemek karşısındakine hakaret olarak kabul edilir.
13) Yahudiler bir işi araştırırken olumlu ve olumsuz
tüm yönlerini didik didik incelerler. Öncelikle olumsuz yönlerine dikkat
kesilirler. Matematiksel düşünceden hiç ayrılmazlar. Kesin kazancı görmeden
kolları sıvamazlar.
Türkler ise bir işe inanmaları yeterlidir. İnandıktan sonra işin hep olumlu taraflarını düşünürler. Olumsuz taraflarını söyeleyenleri sevmezler.
14) Yahudilerde tasarruf kültürü vardır. Günlük, aylık
veya yıllık kazancın belirli bir kısmını "yedek akçe" olarak
ayırırlar.
Türkler geçmişte tasarrufa önem verirdi. Tencere pişirip kapağında yedi. 1980 sonrasında tasarruf kültürünü bir yana bıraktı. Şimdilerde borçla yaşıyorlar.
15) Yahudiler girecekleri işlerde başkalarının
deneyimlerine önem verirler. Başkalarının deneyimlerini önemserler. Kendilerine
ders çıkartırlar.
Türkler ise deneme yanılma yöntemiyle öğrenirler. Bir şeyi anlamaları için illa ki damdan düşmeleri gerekir. Damdan düşmeden öğrenmeyi bilmezler.
16) Yahudilerde dayanışma kültürü vardır. İş yaparken
birbirleriyle dayanışma içindedirler. Birbirlerine el verirler. Ticarette
birlik ve beraberlik içinde hareket ederler.
Türklerde ise dayanışma yerine savaş vardır.
Birbirlerinin kuyusunu kazmaya meraklıdırlar. Hasetle hareket ederler. Başarana
çamur atarlar. Başaranın tepesi üstü çakılması için elinden geleni yaparlar.
EVLENİP NESİL SAHİBİ OLMANIN FAİDELERİNDEN
Kıyamet ahvali anlatılırken, insanların hesap için bekletilip güneşin üzerlerine indirilip ter içinde bekleştikleri bir vakitte,bazı sabi çocukların kase içinde su dağıttıkları rivayet edilir.bu çocuklar sabi iken ölen kişilerdir.Bir zat görmüş ki kıyamette bu hal var.Gayet susamış vaziyette "Aman bana da bir kase su verin" diye reca etmiş. Çocuklardan biri demiş ki "Bizim içimizde senin çocuğun var mıdır? Adam hayır demiş.Çocuklar :Öyle ise bu dağıttığımız şaraptan senin nasibin yoktur " demişler.Bu hikayede tezsevvücün(evlenmenin) ve tenasülün(nesil sahibi olmanın) efdal olduğuna işaret vardır. İmam Gazali hazretleri ihya isimli kitabında bunları anlatmıştır.
METLİ DEDE İLAHİLERİ
Metli Dede vaktinde huzurunda okunan ilahileri blogun bir bölümünde inşaallah bir araya getireceğiz.Birinci el şahitleri 80 yaş üstünde olması nedeniyle oldukça güç. Bu ilahiler parça parça geldikçe yerlerine monte edilecektir.
GECESİ KAİM GÜNDÜZÜ SAİM,EHLİ HAK DAİM ŞOL MEVLANALAR
ÇOŞAR SÖYLERLER,HAKK'A İNLERLER,CAN KURBAN İDERLER,ŞOL MEVLANALAR.(Nakleden Hasan Hüda hazretlerinin torunu Şerife hanımefendi.Annelerinden duydukları şekliyle. Bu ilahiyi Metli Dede'nin hanımı Ayşe anne söyler imiş.)
4 Nisan 2021 Pazar
SIR
Sır:İnsanda ilahi hakikatleri idrak ve müşahede eden manevi melekelerden biridir. Arifin uzleti nefsinden kalbine hicret etmektir. Kalbinden içeri ruhuna gitmektir ve nihayet ruhundan sırrına, sırrından Mevlasına yetmektir.(Kenan Rifai)
SETRİ AVRET
Setri avret, Hayy esmasının tezgah ve teferruatı olan yerler için emrolunmuştur. Edep yeri aşikare olan hiçbir canlı mahluk yoktur.Hepsi fıtri yaratılış icabı bir uzuv kısmıyla örtülüdür. Kimini kuyruk, kimini gulfe,kimini kıl, kimini tüy örtmektedir. Yalnız insanlarda bu gibi yaratılıştan teşrihi bir örtü olmadığından( bu yaradılış muradı ilahidir) insanlar giyinme lüzumunu, tesiratı hariciyyeden muhafaza bahanesiyle setri avret mecburen ve habersiz yaptırılmıştır.(Münir Derman )
EVLİYANIN FERYADI
Evliyanın feryadı, kervanın göç zamanını işaret eden çanlara benzer. Hal diliyle durmaksızın:"Ey yolcu yoluna devam et, konak yerinde kalma ki orası varılacak yer değildir. Çabuk olun, rahatı terk edin, belaya gelin. Çünkü rahat mihnettedir. Davayı bırakın, derdin tadını çıkartın.
DÜNYA İÇİN DİN SUYUNU DÖKENLER
Cumhur ittifakının aday gösterip Belediyeyi kazandığı H... ilinin ...ilçesinin Belediye müdürlerinden ve memurlarından beş kişinin tutuklanmasının sebebi zimmet, sahtecilik. Hadise "Ramazan Kolisi " dağıttıklarını beyanla yemek şirketlerinden hayali ramazan paketi satın alınmış gibi ihale düzenleyip sahte faturalar karşılığı bir yemek şirketine yapılan ödemelerin deşifre olması. İşin içine gönül ilişkisi ve para girdiğinde pislik patlak vermiştir. Ancak şikayet akabinde şikayetçi kadını öldüresiye dövmüş olsalarda sonuçtan kurtulamamışlardır.Temiz din suyunu dünya için dökmüşler, ancak gizlileri bilen Settar, Halim sıfatı gereği suçu açığa bir müddet çıkartmamış ancak sonunda perde yırtılmıştır.
İLMİ LEDÜN
Zahir uleması ilmi kendisi gibi insanlardan almıştır ve sürekli tekrarlamak zorundadır. Bu ilmi halkı avlamak, rütbe ve makam mevki kazanmak için öğrenirler, kuyunun dibine dalıp orada kalırlar. Zahir alimleri Kur'an ayetlerinin ancak üçüncü manasına kadar nüfuz edebilirler. Batın alimleri ayetin yedinci kademe manasına kadar giderler. Zahir ulemasının nefisleri ölmediği için mahrumdurlar. İnsana bir hak adamının himmeti dokunursa nefislerinden kurtulmaları mümkün olur.
EŞYANIN TESBİHATI
Hak Teala seni YEFGAHUNE/anlayanlar sırasına koyarsa eşyanın tesbihini ancak o zaman duyar,görürsün. Hakk'ın sırlarını ancak "ilimde ileri gidenler"bilir.Onlar Hakk'ın nuru ile yaşadıkları için kıl kadar varlıkları bulunmaz. Zaruri ölümden önce öldükleri için Hak Teala ilmini onlara ihsan eylemiştir ve onların üzerinde uygular.
ALLAH GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR
Bütün eşya Hak Teala'nın nuru ve parıltısıyla dolu olup gerçekte Hak Teala'dan başka bir şey mevcut değildir.Yegane varlık O'dur. Hak Teala kemali gayretinden tılsımcılık ve gözbağcılık yapmış kendi zahir iken insanlar O'nu gizli sanmışlardır.Eşyanın meydana getirilişindeki mükemmeliyat aşikar iken bu gizlenme tam bir tılsımdır. Ancak gözü açık kimse zahirde ve batında Hak'dan başka bir şey görmez.Bütün uğraşısı Hakk olur.
SETR/İ AVRET(AVRET YERLERİNİ ÖRTMEK)
Fakr ehline göre setri avret; başını Hak Subhanehu Teala'nın tevfık örtüsüyle örtmektir ki ondan tabi varlık fiilleri, beşeri tabiatından kaynaklanan haller zuhur etmesin ve görenler günaha batmasın da ibadetleri batıl olmasın. Bu taife nezdinde temiz elbise demek, kalbin saf ve temiz ilahi nurlarla münevver olması, bütün şeytani ve nefsani vesveselerden uzaklaşmasıdır. Öyle bir elbise ki hiçbir pislik ona dokunamaz ve hiçbir şey onda karar bulamaz. Kim böyle bir elbise giymişse namazı dosdoğru olur ve bütün ibadetleri ona fayda verir.
ABDEST NEDİR?
Sufilere göre abdest; niyaz suyu (gözyaşı) ile yüzü yıkamak, riyazet ocağında yanıp erimek, nefsin vesveselerinden temizlenmek, şeytani ve nefsani isteklere galip gelmek, melekut ve mana aleminde gezip dolaşmak, ruhani alemden türlü türlü lezzetler elde etmektir.
Bu tür kamil bir abdest elde edilmedikçe , hiçbir ibadetin hakikati hasıl olmaz
Hakiki abdestle beşeriyet tozları giderilen uzuvlarda Hakk nuru tezahür eder.
Abdestimiz namazımız doğruluktur taatimiz/Aşk ile bağladık kamet safımızı kim ayıra(Yunus Emre)
RİYAZET NEDİR?
Riyazet; Talibin canının istediği şeyi yapmaması, nefsi ile zıtlaşması, nefsin arzuladığı şeyi yapmaması, arzu etmediği şeyi yapması, kısaca nefis ile cenk etmesidir.Riyazet kişinin kendi ihtiyarı ile mihnet köşesinde kalması ve kendi eliyle canını almasıdır.
Kaşani hazretleri ilmü ledün'ü şöyle tarif eder:"Arınmış bedenlerin temiz sırlarında saf riyazet suyuyla yetişen ilim."
TEMİZ SU NEDİR?
Şeriata göre temiz su, guslün gerektiği hallerde vücudu yıkamakta kullanılan ve içine necaset karışmamış sudur. Sufilere göre temiz su farklıdır. Hak Teala'nın kudsiyet deryasından ikram eylediği riyazet ve nedamet suyudur. Böylesi temiz suyla(gözyaşı), gusl ederek başını ve bedenini nefsani ve şeytani cenabetten, şehvani arzulardan temizlemek gerekir. Bütün dedikodulardan, iddialardan saf ve beri olasın. Evvelce dedikodu davasından doğan kin ve küdüratı(kir, bulanıklık, kaygı, keder) bu saflık suyuyla yıkanmalıdır. Sonra farzı ayn olan guslü yerine getirmiş ve böylece farz namaza hazır olmuş olursun meğerki Hak ibadetlerini makbul eyleye
FAKİR KİMDİR?
Fakir; derviş, alçak gönüllü, mevhum varlığından kurtulup Hak'ta fani olan, Fenafillah mertebesine erişen, talib-i dünya olmadığından dünyalığı az olan kimsedir.Gerçek fakir, her şeye malik olan ancak hiçbir şeyin kendisine malik olmadığı bir özge candır. Resulullaah (bav) "El Fakru fahri"(Fakirlik övüncümdür) buyurmuştur.
Hak Teala'nın fakirlere en büyük nimeti gönüllerini fani şeylere karşı hırstan, madde kirinden temizlemiş olmasıdır.
UBUDİYET(KULLUK)
Ubudiyet; Kulluğun gereklerini daha dikkatli bir şekilde yerine getirme, ibadetleri, emir ve yasakları yerine getirip varlık aleminde vuku bulan her şeyi Hak'dan bilme, kendisiyle ilgili konularda Hak'dan razı olma, diğer yaratık ve insanlara hoşgörü ile davranma ve kalben Hakka yönelip her an Hak ile meşgul olma hali. Terki ihtiyar ile hakiki kulluk.
LOR VAR
Necib sultanım bahsetmişti.Ekonomik olarak önümüzde "Lor var" diye.Bu "Lor var" tabirini eskiler mal var ama para yok" şeklinde telakki ederken uygulamada bir insanın elinde mal olmasına rağmen paraya çevirmek istediğinde yarı fiyatına dahi müşteri bulamama anlamındadır.İnsanımızın önceliği inşaat ve binek vasıtası olduğundan yarın bir zorlanma durumunda elindeki satmak isteyecek ancak satın alacak kimse az olacağından belki malın yarı fiyatı teklif edilecek.
Blogun geçmiş yazılarında Necib Sultanımın çocukken Adana'da "sarı lira" tabir edilen altını paraya çevir iken yaşadığı zorluk anlatılmıştı.
SON ÇIKIŞ
Necib Sultanım bahsetmişti. AKP seçime gitmek istemiyor.Ancak ilk sandıkta da kendisini bekleyen hezimeti biliyor."Gelen gideni aratır" sözünün bir manası vardır.Çünkü , bugünkü ekonomik çöküş gelecek olanı çaresiz bırakacak.ülke %50 daha fakirleşecek. Bu nedenle bir baskın seçim neticesinde işbaşına gelecek olan iktidarı bekleyen ekonomik buhran AKP yi temize çıkartabilir. Başarısız bir iktidar insanlara "eskiyi aratabilir". Bu eskiyi arayış,bugünkü iktidar partisinin temize çıkması için fırsata dönüşür.
Ancak Hak Teala'nın sırlı işleri vardır.Nar içindeki nur'u nu, Nur içindeki Nar'ı nı herkes anlayamaz.
3 Nisan 2021 Cumartesi
DEVLET REİSİ ÜZERİNDEKİ AĞIR SORUMLULUK
EFENDİMİZ BUYURMUŞTUR:"Küllüküm ra'in ve küllüküm mesulün an raiyyetihi":(Hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden mesulsünüz)
Padişahlar bu nedenle pek ciddi sorumluluklar taşıyorlar.
NÜKTE:Ey azizim bilmiş ol ki,velayetin kemali cemal ve celal olmak üzere iki sıfata bağlıdır. Bir başka açıdan biri zahir diğeri batındır.Zahirin hükmü padişahlara havale olunmuştur.ve zahir daima batından inkişaf eder, gıdasını batından alır. Batın ise yaratılmışların rehberleri olan kamil evliyalara havale olunmuştur.Alemin nizam içre devamı bu ikisinin (padişah-Evliya)varlığı ile sabittir.
Padişahların varlığı ile velayetin bir sıfatı hasıl olur ki bu adaletin yarısıdır.İzzet sahibi Allah, padişahlardan adalet nimetinin bu cihetten tamamlanmasını ister.Çünkü adalet tamam olmayınca velayet kemal bulamaz.
Adaletin batını velilerin Hakk'a olan teveccühlerine bağlıdır.Onlar adaleti hem zahiren hem de batınen kendilerine şiar edinmişlerdir. Çünkü adalet bütün fiillerin aslıdır ki onun da manası sıddıkiyettir. Doğruluk olmadan Hakk'a yol bulmak mümkün değildir. Demek ki işin batıni kısmı sıddıkıyeti tamme(daimi doğrulukla ) kolayca ele geçer.
Tam adalet zırhı ile korunmak herkesin asli, temel ihtiyacıdır."Mutlak adalet" sıfatına malik olan bir padişah hakkında Hak Teala buyurur :"Ey İman edenler. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin ve sizden olan Ulul emre'de (Hakikat ve Sünnetullah bilgisine sahip olarak adaletle hüküm verme yetkisine sahip olana) itaat edin."(Nisa 4)
Nefs insan vücudunda hükmünü geçiren saltanat makamının sahibidir.Eğer vücud ülkesinde hükmünü adaletle verirse o hazretin dergahına yol bulabilir aksi halde nefisten asla kurtulmak mümkün olmaz.
İSMİ AZAM
Hazret-i Ali efendimiz (k.v) ism-i azam hakkında "Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddus" olarak altı ismi saymışlardır ve İmamı Azam hazretlerinin ise ismi azam olarak "Hakim,Adl" isimlerine işaret etmeleri manidardır
NEFSİN HİLELERİ
Binlerce hilesi ve düzeni olan ayartıcı düzenbazdır.Bir hal üzre kalmaz sürekli değişir,bazen lütuf yolundan çıkar bazen bela ve mihnete giriftar olur.Bazen gazap yolundan çıkarak kendi arzusunu elde eder.O'na ebğazullah(Allah'ın buğz ettiği) adını vermişler.
Zahidleri, zühd ve itaat yolundan çıkarır. Abidleri, ubudiyyet ve imtiyaz yolundan uzaklaştırır. Oruçluyu, oruç ve irfan yolundan , arifleri, marifet yolundan uzak tutar.Ne arif onun amellerini bilir ne de abid onun ne cins olduğundan haberdardır ne de zahid nefsin zühdünü bilir.Gaziye gaza yoluyla, seyyide neseb yoluyla yaklaşır.Şehzadeyi, şeyhzadelik hülyasıyla meşgul eder.Şeyhi de şeyhlik makamının büyüsüne müptela eder ki sıfatlara takılıp Hak yolundan uzak düşsün..Nitekim Hak Teala şöyle buyurur:"İns ve cin şeytanlarını düşman yaptık.(Bunlar) aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar"(En an suresi 112)
Nefsin bu işlerini tahkik ehlinden başkası bilemez.Hafızın karşısına hıfz yoluyla çıkar ve onu herkes beğensin diye güzel okumaya müptela eder ki Kur'an tilavetinden bir fayda hasıl olmasın.
Hiçbir his ve tabiat gözü onun fiillerini göremez.Çünkü o hile ile dolu bir düzenbazdır, halden hale girer, hilelerine bir son yoktur. Hakk'ı gören bir göz gerektir ki bu hilekar , düzenbazın işlerini bilsin ve fiilleri üzerinde düşünsün.
Eğer kendini, kamil bir Hak ehline tam olarak teslim edip huzurunda ölü gibi itaatkar olmazsan, O da seni gassalın önündeki meyyit(ölü) misali yıkayarak seni senden temizlemese, Hakk'ın yardım ve inayetiyle, seni varlık vehminden kurtarmasa, Hakk'ın mana varlığından taze bir can bulmasan, hakikat gözü ile görür olmasan , nefsin fiillerini bilemez , nefsin marifetine asla eremezsin.Zira Hakk'ı tanımak için önce nefsi tanımak gerekir.
NEFSİN TANINMASI
Kur'an' da nefsin Emmare,levvame,mülhime,mutmainne mertebeleri anılır.Bunları tanımak talib için vacibdir. Hakk'ın tanınması bu nefis mertebelerinin tanınmasına bağlıdır. Hz.Ali efendimiz buyurmuştur:"Men arafe nefsehu fa kad arefe rabbehu""Nefsini tanıyan Rabbini de tanır".
Kur'an daki izahlar şöyledir:
1."Muhakkak ki nefs, var gücüyle her daim kötülüğü emreder...Rabbimin rahmet ettiği müstesna"(Yusuf 53).Bu nefis mertebesi ümmetin asilerinin nefsidir.Nefsi emmarenin bütün amelleri kahra muvafıktır, bütün işleri şeytanın beğendiği işlerdir.
2."Ve Nefsi- Levvameye (Hakikate ters düştüğünü farkedip pişmanlığını yaşayan , kusurlarından dolayı kendisini çokca kınayan nefse) andolsun!"(kıyamet suresi 2).Bu da ümmetin içinden avam tabakasının nefsidir.Nefsi levvame ise daima Hazreti İzzetten çekinen ve mahzun olan ,Allah'ın9 kahrına yol açacak amellerden uzaklaşarak Allah'ın lütfuna layık olmaya çalışan nefis mertebesidir.
3."Sonra da nefse hem fücurunu (Hakdan sapmanın ne olduğunu) ve hem de takvasını (kendisinden sakınmayı) ilham edene.."Şems suresi 8) buyruğu ise has olanların nefsine aittir.Nefsi mülheme , talibe agahlık (uyanıklık, ayıklık) bahş edilen nefis mertebesidir. Allah'ın yardımı ile bu nefis , Hakk'ın hem kahr hem de lütuf sıfatlarından haberdardır.Hakk'ın lütfunu beğenir , bu tür tecellilere sevinir, O' ndan marifet kesbeder.Kahrından ise sakınır, ibret ve tecrübe kazanır.
4."Ey Nefsi Mutmainne (Hakikatı yaşamakta tatmine ulaşmış nefis)! Radiye (Sen Rabbından razı) olarak , Mardiye(O da senden razı ) olarak (Seyir ve tasarruf kemalatını yaşayarak )Rabbine (Esma hakikatına) dön"(Fecr suresi 27-28) ayetinde bahsi geçen nefs ise ehasül has'ın (en seçkinlerin)nefsidir.
Nefsi mutmainne bütün inayet ve saadetlere layık olan nefis mertebesidir.Bu nefsin sırrı, arif ile Hak arasında bir berzahtır.
Nefsi mutmainne den başka Hak dergahına hiç kimsenin yolu yoktur.
NAZARDAN VE KÖTÜ GÖZDEN TEMİZLENMEK İÇİN
Şeyh Nazım Kıbrisi hazretlerinin nazardan ve kötü gözden temzilenmek için yaptığı tarif şudur:Ya çok soğuk su ya da çok sıcak su ile duş alıp iki rekat Allah rızası için namaz kıldıktan sonra:100 Ya Latif, 100 Ya Vedud, 100 La ilahe illallah,100 Allahümme salli ala muhammed ve ala ali seyyidina Muhammed tesbihini çeken kimse nazardan,götü gözden temizlenmiş ve arınmış olur.Rahatlık budur.
LETAİF
Letaif: İnsanda ilahi hakikatları idrak ve müşahede eden kalp, ruh,sır,hafi, ahfa ve benzeri manevi melekelerdir.
Hazret-i Ahmed efendimiz,Hz.Davud'dan naklen bir kutsi hadiste buyurur:"KÜNTÜ KENZEN MAHFİYYEN FE AHBEBTU EN U'RAFE FE HALAKTÜL HALKA Lİ U'RAF"..Ben gizlibir hazine idim, bilinmeyi sevdim, mahlukatı beni tanımaları için yarattım".
Hiçkimse O'nu O'nsuz tanıyamaz.
Efendimiz buyurdu:"HALAKALLAHU ADEME ALA SURETİ RAHMAN".Allah Teala Ademi kendi suretinde yarattı".Yani kendi sıfatını ona giydirdi, öz rengine boyadı ve onu:"Size zahir ve batın , bildiğiniz ve bilmediğiniznimetleri bol bol verdi"Lokman suresi 20..
Üzerindeki nimetini tamamlamak için ona kendi sıfatından giydirdi, mukaddes libasından ikram eyledi, keramet ve hilafet tacını başına koydu.
"Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmak isteyince , beni sever, ben de onu severim,kulağındaki işitmesi, gözündeki görmesi,lisanındaki söylemesi, elindeki tutması, ayağındaki yürümesi ve işledikleri, yani bütün kuvvet ve uzuvlarından çıkan her şey benimle olur.Benimleişitir, benimle görür, benimle tutar.
MANEVİ EVLADLAR
Aşık Fatma Ahıska hazretlerinin kızı Sebahat hanım aktarmıştı:Annemin yanında manevi evlatları bizlerden çok daha kıymetli idi.Bu nedenle bizi onlarla muhatap etmez, karıştırmazdı."
Aslında bu hal "yol" un bir gereğidir.Kendi kan bağı olan evlatları ve "yol" bağı olan manevievladlar kıyaslandığında yol evladını tercih etmek nefse karşı gelmektir.Sahabe hazretlerinin "Anam babam sana fedaolsun Ya Resulullah" derken ,Cenab-ı Resulullah'ı tüm sevdiklerinin üzerinde görmek hali vardır.Nefsimize süslü gösterilenleri ayet saymıştır."Züyyine linnası.." diyen ayette çocuklar,kadın,altın-gğümüş,ziraat unsurları ve binek vasıtaları" insan nefgsinin meyl ettiği şeyler belirtilmiştir.Nefsin meylettiğine muhalefet tarikatın ön şartıdır.
DEDE ÖMER RUŞENİ HAZRETLERİ
Dede Ömer Ruşeni hazretleri(ölümü 1487), Seyyid Yahya şirvani hazretlerinin halifesidir.Mürşidi hayatta olduğu sürece ondan ayrılmamış, daima onun hizmetinde bulunmuş , sülukunu kısasürede tamalayarak hazretin halifesi olmuştur.Ruşeni dede buyurur:
"Seyyid-iSadat Seyyid Yahya'ya /İrmese irişmez idim Mevla'ya.
Kalbin Hakk'abağlanması için Cenab-ı Allah'ın Rabesmasına mazhar olarak kainatın yegane terbiyecisi olan Cenab-ı Resulullah'a , dolayısıyla onun terbiyesinden geçmiş manevi ilim sahibi kimselere bağlanmak elzemdir.
KALBİN MERTEBELERİ
Kalbin mertebeleri, avam, has(seçkin) veehassül has(enseçkin) olarak üçmertebede bilinir.
Avamın kalbedair bildikleri ; zahiri ahlak ve amellerle meşguliyettir.Bu mertebede lezzet akli, tabii ve hissidir zevki de kendi cinsindendir.
Has (seçkin) olanların kalbe dairbildikleri, daima ilmiledün meselelerinin halli ile meşgul olur, gayb aleminin mükaşefe ve müşahedesini talep ederler.Bumertebenin hazve zevki beyana gelmez bu lezzeti tarifedilin gücü yetmez.Bu öylebir nimettir ki "tatmayan bilmez".
Üçüncüsü olan ehassül has(En seçkin) olanların kalbi tanımasıdır.Onlar daima müşahedesiz mükaşefe içindedir,şaşılacak garip haller gösterir.Cisimsiz ve cismaniyetsiz (bi-keyf ü kem) hakikiilimin beyanı builimledir.O ise kalbde kalbin kalbi demektir.İşte bu hale, şu sözler pek uygundüşer:
"Bir et parçası olan kalbinden başka ta içine yerleşen bir başka kalb (yani gönül) var ki muhabbet ondan hasıl olur"
AKL-I MAAŞ(GÜNLÜK AKIL)
Akl-ı maaş;maişet aklı,dünya için yorulan,günlük maaş karşılığı yapılan çalışmalar,çıkar aklı, vücudu koruyan , bedenin iihtiyaçlarını gideren,hakikate varamayan akıl.Bu aklın ilkesi beslenmek, korunmak ve üremektir.Maddidir.Beş duyunun hizmetindedir, burada değer olmaz.
NiyaziMısri hazretleri buyurmuştur:
"Ya Rab bize ihsan et vuslat yolunu göster
/Surette koma can et uzlet yolunu göster
/Eyledi hevagaret işimiz oldu adet
/Dergahın ulu gayet kudret yolunu göster.
2 Nisan 2021 Cuma
OSMANLI'DA HAYRAN OLACAĞIMIZ 11 İNCELİK
💢 1- Osmanlı'da şehirler kurulurken:
÷"Nasıl‘ki bir suya taş attığınızda halkalar merkezden başlayarak dalga dalga dağılır."
Şehri kurarken‘de ilk önce bir Camii-Mescit yapılır.
÷ Daha sonra etrafına halka halka evler ve işyerleri yapılırdı.
÷ Medreseler inşâ edilirkende aynı yaklaşım sergilenirdi.
💢 2- Eğer bir evin camında sarı çiçek varsa, benim evimde hasta var.
÷ Buradan geçerken yüksek sesle bağırmayın demekti.
Eğer bir evin camında kırmızı çiçek varsa,
÷ Bu evde evlilik çağına gelmiş genç kız vardır.
÷ Buradan geçerken, konuşmalarınıza dikkat edin;
÷ Ölçülü konuşun manasına geliyordu.
💢 3- Burası bir imtihan dünyası ve hayat geçiçiydi.
÷ Fani dünyada yüzyıllar boyu bu evlere sahip olunamazdı.
Onun için evlerin duvarlarına;÷ ”YA MALİK'ÜL MÜLK” yazarlardı.÷ ”Ey ALLAH’ım bütün mülk senindir, biz ise emanetcin.” ÷ Manasına gelmekteydi.Aynı manâyı Kabir Taşlarına işlemişlerdi.
En üste "Besmele ve Ya Baqî" veya “Hüvel Baki” yazdırılır;
÷ Bu ise geride kalanlara;
÷ "BAKî OLANIN YALNIZ ALLAH" olduğunu,÷ "ZAT'INDAN GAYRI HER ŞEYİNSE FANÎ" olduğunu ihtar ederdi.
💢 4- Kapı tokmağında;”YÂ FETTAH ” yazılıydı.
÷ Bu bütün kapıları açan, sıkıntıları ve dertleri gideren manasına gelmekteydi.
Şimdi ise birçok işyerlerinde kapılarda,÷ ”İTİNİZ” yazıyor.
÷ Bu da medeniyetimizin geldiği son noktayı gösteriyor.
💢 5- İnsanlar edeplerindeki incelikten dolayı ”ışığı yak” demezlerdi.
÷ Çünkü yakmak olumsuz bir kelime olduğu için onun yerine ”ışığı uyandır” denilirdi.
Gece yatacakları vakit ise;”Işığı-mumu söndür” demezlerdi. ÷ Çünkü söndürmek menfi intiba verdiği için,”Işığı dinlendir” denilirdi.
💢 6- Alemlere rahmet Peygamber-i Zî Şân'ımız 63 yaşında Dâr-ı Bekâ'ya irtihal etdikleri için;
÷ Yaşını soran birine, ÷ Şayet bu yaşı aşdı ise, Rasulullah'a hürmeten;÷ "Biz haddi aşanlardanız" derdi.
💢 7- Eve müsafir geldiği zaman,
Misafirlerin ayakkabılarının burunlarını dışarıya dönük değil‘de içeriye dönük yaparlardı.
÷ Bunun manası ise, ÷ ”Biz sizin misafirliğinizden memnun kaldık, ÷ Evimizi tekrardan şereflendirmenizi bekleriz” idi.
💢 8- Misafire kahvenin yanında su ikram ederlerdi.
÷ Eğer misafir aç ise;÷ İlk önce suyu, ÷ Tok ise kahveyi alırdı.
÷ Eğer suyu almışsa ev sahibi hemen misafiri yermeyecek ve utandırmayacak bir şekilde mütevazi bir sofra hazırlardı. ÷ Misafirin karnını doyururdu.
💢 9- Kapı tokmakları aslan başlı ve çiçek motifli içiçe iki tokmaktan oluşurdu. ÷ Aslan başlı kalın ses,
÷ Çiçek motifli ise ince ses çıkarırdı. Böylece eve kimin geldiği anlaşılır,÷ Kapıyı tok sesle vuran misafir erkek olduğu için;÷ Kapıyı evdeki erkek açar,
÷ Tiz sesle vuran bayan olduğu içinse;÷ Kapıyı evdeki bayan açardı.
💢 10- Abdest almak isteyen birisi, "ABDESTİMİ TAZELEYECEĞİM" derdi.
÷ Bununla aslında her zaman abdestli olmanın güzelliğini ve;
÷ Ne zaman geleceği belli olmayan ECELe hazırlıklı olmayı telkin ederdi.
💢 11- Evde kimse ayakta yemek yemezdi. Çocuklar bile.÷ Önce eller yıkanır,
"Sofraya hep birlikte oturulurdu." ÷ Evin en büyüğü yemeğe başlamadan kimse başlamazdı.
÷ Evin en büyüğü yemeğe başlarken,÷ Herkesin hatırlaması için, duyulacak kadar sesle besmele çekerdi. Sofradan kalkerken;÷ ”Hayırların fethi, ÷ Şerlerin def'i" ve ÷ "Yüce YARADAN'a şükür" için;÷ Yemek duası okunur, Fatiha Suresi ile amin denirdi.
