8 Ağustos 2020 Cumartesi

İÇİ PARA DOLU CÜZDANLA İMTİHAN

Necib Sultanım anlatmıştı. Dörtyol'da ikindi namazını PTT yanındaki camide kılmaya gittim. Cemaatin farz namaza durmasına çok az zaman kalmıştı. Caminin sağ tarafına sünneti kılmak için gittim. Ben sünneti bitirmeden cemaat farz namaza başlamıştı. Selam verdiğimde ayağımın dibinde bir para cüzdanının olduğunu fark ettim. Halının altına doğru gizleyip namaza durdum. Farz namazdan sonra cüzdanı alıp cebime koydum. Tesbih esnasında cemaatin bir kısmı çıkıp gitmişti. Müezzine yaklaşıp, çıkan insanlara "Para cüzdanı düşürüp düşürmediğini ilan et, sahibi çıkarsa bana gönder"diye tenbih ettim. Müezzin, cüzdanı bana teslim et dedi. Ben kabul etmedim, çünkü müezzin Çarşıdaki diğer büyük camide cemaat ile geçinemediği için müftü tarafından yeri değiştirilmişti. Bizim müezzin ile konuşmamıza Seyyid Hasan İnce'de şahit oldu o da müezzinin isteğine itiraz etti. Cami'den çıktıktan sonra Ben Seyyid Hasan İnce'ye bu cüzdan sahibi çıkana kadar sende kalsın dediysem de mübarek kabul etmedi.
Aradan istisnasız dört ay geçti. Paraya çok ihtiyacım olmasına rağmen(oğlum Sinan'ın ayağı kırılmış, Eğirdirde kemik hastahanesinde yatmakta idi) cüzdanın içindeki paraya bakmadım bile. Dört ay sonra ilçenin zenginlerinden birisi gelip parasını istedi. Meğer o gün Banka'dan gübre parasını çekmiş, acele camiye gelmiş ve cüzdanını düşürmüş. Söylediği büyük  para miktarı üzerine cüzdanın içindeki parayı saydık, tam miktar çıkmıştı. Cüzdanı teslim ettim. Bu zengin adam o kadar hayretler içinde idi ki her gördüğü kimseye bu olayı anlatmış.
O ihtiyaç zamanında bu cüzdana el sürmedim amma Hak Teala bir başka şekilde bu ihtiyacımı giderdi.

HAL HALİ

Necib Sultanım anlattı. İskenderun hayatından sonra (17 yıl sürmüştü) Hak Teala ekonomik olarak da imtihan etmişti. Konya'ya dönmek zorunda kalmıştım. Çocuklarla birlikte babamlarda kalmakta idik. Bahri isimli esnaftan babamın bir dostunu ziyarete gitmiştim. Konya'nın zenginlerinden birisinin 20- 25 dükkanı vardı. Bu şahıs nasılsa bir iğne yutmuş ve rahatsızlaşmıştı. Doktorlar ameliyat dediler. Ameliyata gitmeden evvel de yelekli bir takım elbise siparişini terziye vermişti. Adam hastahanede bir müddet yattı sonra evine çıktı. Biraz kendisine geldiği vakit dükkanların kirasını toplamak amacıyla dışarı çıkarken "Ben Bahri efendiye uğrayacağım" diye evine haber verdi. Çocukları daha iyi olmadın sonra kiraları toplarsın dedilerse de Babaları onları dinlememiş dışarı çıkmıştı. Bu adam hiç dışarıda kalma adeti olmamasına rağmen o gece evine gelmez. Ertesi gün, ben Bahri efendiyi ziyaret ederken oğlu dükkana gelip babasının uğrayıp uğramadığını sordu. Bahri efendi gelmedi dedi. Yarım saat sonra adamın kardeşi geldi. Oda abisinin uğrayıp uğramadığını sordu. Olumsuz cevap verdi. Biraz sonra adamın kızı geldi babasını sordu ona da uğramadı dendi. Dükkan sahibi Bahri efendi de merak etti. Acaba adamın başına bir iş mi geldi diye.Necib Sultanım buyurdu ki: o esnada bana bir hal geldi. Hal esnasında  kayıp olan adam bulunduğumuz dükkandan içeri girdi benimle konuşmaya başladı: bana dedi ki Ben Meram ormanında üç kişi tarafından para için kaçırıldım ve öldürüldüm. Filan adamda bir miktar alacağım kaldı, filana da bir miktar borcum var. Beni öldürenler paramı üzerimde bulamadı Bahri efendiye söyle" dedi. Ben de hal nedeniyle bunları Bahri Efendiye söyledim. Bahri efendi eşraftan olmakla Adliyeye gidip savcılıktan filan isimde birisinin öldürülüp öldürülmediğini sormuş Savcı iki kişi var amma sorduğunuz kişi yok dedi.Tam Adliye'den çıkarken beni geri çağırttırdı. Şimdi bir vaka intikal etti. O sorduğunuz arkadaşınız Meramda ölü bulunmuş. Bahri efendi dükkana geldi. Biraz sonra Ölen adamın oğlu, Babasının üzerindeki takım elbiseyi çıkartıp, yeni olduğu için bunu hayrımıza versin diye Bahri efendinin dükkanında iken bana getirdiler. Konya evlerinin altında "İzbe" denilen bodrumlar olur, burayı hane halkı kurutma v.s için kullanır. Ölen adamın oğlu, Bahri efendi ve ben izbeye girdik.Onlar takım elbiseyi aradılar. Bir şey bulamadılar. Daha önce cesedi bulduklarında poliste araştırmış, bir şey bulamamış,elbiseyi sahiplerine teslim etmişti.Yeni dikilen takım elbise yeleğinin iç cebine bakın dedim. Baktıklarında içi para dolu bir şekilde cüzdanı buldular. Adamın oğlu Bize tenbih etti, bundan kimseye bahsetmeyin diye. Zengin adamı üç kişi kaçırmış, üzerinde para var zannıyla. Para bulunmayınca adam şikayetçi olup bizi ele vermesin diye ormanda infaz etmişler.
Ölen adamın söylediği "filancada alacağım" var dedikleri adam borcu olduğunu inkar etmiş.

EVLİYANIN ORUÇ TUTMAYANI,NAMAZINI KAÇIRANI

Rivayet ederler ki Zamanının Asiyesi bir kadın Seyyid Burhaneddin hazretlerine mürid olmuştu. Bir gün şaka yoluyla Seyyid hazretlerine "Gençliğinizde riyazet ve mücahedeyi kemal mertebesine ulaştırmıştın Nasıl olur da ömrünün sonunda oruç tutmuyor ve namazlarının çoğunu kaçırıyorsun?" diye sorar.
Seyyid ise şöyle dedi:"Ey çocuğum, biz yük çeken devler gibiyiz. Ağır yükler çekmişiz, çok sıkıntılı zamanların felaketlerini tatmış uzak ve uzun yollar çiğnemişiz. Sayısız konaklar ve merhaleler aşmışız. Varlık kıl ve yününü dökmüş, zayıf, ince isteksiz olmuşuz. Ağır yükün altında adım atmış, az yemiş, dar boğazlı olmuşuz. Şimdi bizi bir kaç gün arpa vermek için besiye çekmişler ki beslenelim ve bir bayram günü olan Tanrı'ya kavuştuğumuz gün kurban olalım; çünkü zayıf kurban Tanrı'nın mutfağına yaramaz, yağlı kapıya daima yağlı kurban gerekir."
Beni öldürülen kimseye can veren Musa'nın öküzü bil,
Benim parçamın her parçası her özgün kişinin haşrine sebebtir.
Öküzün uyuması ve bir şey yemesi , bayram içindir.
O, bayramda kesilmek için beslenir.(Mesnevi cilt ııı s:651)
Bunun üzerine kadın ağladı. Seyyid'in ayaklarını öpüp tövbeetti.

7 Ağustos 2020 Cuma

Rahmet Kapısı Uluslararası Kenan Rifai Sempozyumu - Sempozyum Filmi


Sâmiha Ayverdi'nin seslerinden kısa bir sohbetleri..


Ken'an Rifâî Hazretleri... Mirac Hakkında




Kalbimin levhinde ancak kamet-i yâr elfi var Pîş-i çeşmânımda yârin nokta-i ruhsâr-ı var
Başka harf öğretmedi üstâd-ı aşk-ı lem-yezel Bildiğim bir, gördüğüm bir, sevdiğim Allâh var
Ger zemînin altı üstü olsa birdir âşıka Sidre'den makbûl o yer ki onda vechullâh var
Çıksa eflâke ne hâsıl âşıka olmazsa yâr Cennet-i alâ o câh ki onda aşkullâh var
Sağ u sol arz u semâ mi'râc için farklı değil Çünki maksad vuslat-ı Hak bir cemâlullâh var
Âşık u mâşûka bak hem mest ü sâkîyle müdâm Kâinatta cümlede mevcûd nûrullâh var
Kâbe-i rûy-i nigârı tavf eden uşşâk-ı yâr Varlığı yâre verip der, ben yokum Allâh var
Kutlu olsun Yûsuf-i Ken'ân'a mi'râc-ı güzîn "Lâ"ye saldı Ken'an'ı "illa" dedi Allah var
Videoyu hazırlayan: Adnan Kurtul

• Kenan Rifai'nin Nutk-u Şerif'i (Okuyan: Ö.Tugrul İnançer




Hak suretidir âlem-i imkân ile Âdem bundan güzeli nerede ki, cennette mi sandın?
  Her yer ne güzel menba-i hüsn . insan güzeli; sen de bu cemâli, hûri gilmanda mı sandın?
  Her yerde, fakat arifin kalbindedir Alla . Yoksa sen onu arz-u semavatta mı sandın?
Dünya diyerek geçme sakın, buradadır her şey. Mizan-u siratı, mutlaka orda mı sandın?
  Cennetü düzah, gammü sürür, zulmet ile nur ; yaptıklarının gölgesi, hariçte mi sandın?
  Bilgin sana kiymet, talebin neyse, o'sun sen; İnsanligi; sade yiyip icmekte mi sandın?
  Halin neyse, müşteri sen oldun o hâle . Noksanı meğer, Adl-i İlahi'de mi sandın?
  Fikrim bu benim, virdim ise her lahzâda “âh!” Sen âh-ı ateş sûzumu, beyhûde mi sandın?
  Yeniler her âh ile Kenân, Ahd-i Elest'i Âhım aca ba nefha-i habide mi sandın? Kenan Rıfâi          

FETİH EHLİNE YAKIŞAN

Efendimiz (sav) iki kişi olarak terk ettiği Mekke'ye on bin kişilik askerle fethetti. Amcası Hz. Hamza'yı katleden Vahşi'yi, Ebu Süfyanın karısı Hind'i ve kendisine zulüm yapanları affetti. Mekke kansız bir şekilde fethedilirken bu aflar sebebiyle bir kez daha insanların kalbleri fethedildi. Affetmek, Peygamber ahlakıdır. Herkes kendine yakışanı yapar.

HAZİNELERİN KAYNAĞI SEVMEK

Her ne olursa olsun insan kelimesinin kökeninde üns var. Dolayısıyla insanlık başkalarıyla iyi geçinebilmek demektir. Bırakın bir insanı, hayvanı her şeyi korumakla yükümlüyüz. Kenan Rifai Hazretlerinin anneleri Hatice Cenan Sultan’ın nasihati; “İnsanları seveceksin, senin içinde tükenmez af, merhamet ve müsamaha hazineleri var. Onun için yalnız insanları değil, bütün mahlukatı aynı yorulmaz hız ve aynı tükenmez iştiyakla seveceksin…” İşte bu sözleri anladığımız ölçüde insan olacağız demektir. Allah birlik ve beraberliğimizi artsın inşallah.

ALLAHIYLA MEŞGUL OLANLAR RAHATTADIR.

Modern hayat anlayışı zamanımızda insanları yalnızlaştırıyor. Birlik olma, birlikte olma fikrini unutturuyor. Aynı zamanda kasıtlı olarak din ve ahlakla uğraşanlar arttıkça dinsizlik ve ahlaksızlık da artıyor. Bunlar normaldir. Cemal arttıkça, celal de artar. Acı olan taraf celal ehli, yani negatif bakan taraf daha çok konuşur ve onlar daha çok gibi gözükürler fakat Allah’ıyla meşgul olanların başkasıyla alakası olmadığı için onlar mutlu mesut yaşarlar. Seslerini de çok fazla çıkarmazlar. Bugünkü sıkıntıların sebebi negatif enerjinin artışının çevreye yansıması ve medyanın bunu çok güzel aksettirmesi ile alakalı. Oysa insanı mutlu eden ve şükrünü eda ettiren şey imanı, teslimiyeti ve paylaşımıdır. İnsanın en hayırlısı insanlara hayrı dokunandır. İnanan insan taş kalpli olamaz. Kalbi titreyecek, yumuşayacak ve insan gönlünü bütün evrene açacak.

DEPRASYON/KABZ HALİ

Kul, Allah’la ilişkisini devam ettirerek yaşamak zorundadır. Aksi takdirde her hadise onda sıkıntı yaratır ki biz buna tasavvufta kabz hali diyoruz. Kabz halinin sebebi yaratıcısı ile bağlantısının olmaması ve dolayısıyla gaflette olmaktır. Hadiseler etkisi, Allah’ın bizi aşırı düşkün ettiklerimiz ve maddi takıntılarımız için imtihan etmesiyle alakalıdır. Eğer her hadisede Allah’ın lütufla bizi imtihan ettiğini düşünürsek, sıkıntı ve belalar dahil kimse depresyona girmez. Hadiseleri güzel görme kabiliyeti tasavvufun insanda yarattığı rahatlamadır. Çünkü tasavvufta kul her hadisede Allah’ın ona ne öğrettiğini ve Allah’ın ne konuda imtihan ettiğini düşünür ve ona göre hareket eder. Onun içinde hadiseler onu sarsmaz ve etkilemez. hiçbir hadise negatif ve kötü karşılanmaz. Her şeyde hayır olduğu düşünülür. Bu yüzden de günümüzün, çağımızın hastalığı olan depresyon manevi insanlarla çok bağdaşamaz. Bu bakış açısından şükretmeyi öğrenen insanın derdi olmaz. Dert ve bela şükretmeyen ve Allah’tan uzak olan insana gelir. Zaten Yaradan’ıyla irtibatını kesmiş bir insan yanlış yoldadır.
 Ne yazık ki bu tür kullar lütfunda, kahrın da Allah’tan olduğunu idrak edemezler. Hayır ve şerri ayırt edemez, tevekkül edemez, nefsin zaaflarına hükmedemez, aynı zamanda yaratanını bilmeyen kendini de bilemez. İnsan ne olduğunu ve nerede durduğunu bilecek. İman teslimiyeti getirir. Mutluluk ve huzurun anahtarı inanmak ve teslim olmaktır. İnanmayan ve Allah’ın emirlerini yok sayan insan ister cehaletinden ister ihanetinden olsun bunalımdadır ve isyandadır. Her iki halde de böyle insanlar hastalıkları davet ederler.

KABE'DE TAVAF DURMAZ

Peygamber Efendimizin zuhûruyla nasıl Ebû Bekirler ile Ebû Cehiller ayrıldıysa, şu anda da herkes kendini ölçmeli. Ne ölçüde râzı ve huzurluysa, o ölçüde Allah’a yakın demektir. Diğer yandan Kâbe’de tavaf durmadı, Kâbe’de tavaf mânen devam ediyor. Kâbe, bize hakîkati gösteriyor, yâni diyor ki: “Şu an etrâfımda kimse gözükmüyorsa da, herkes benim etrâfımda tavafta” Kalben tavaf yapılıyor, çünkü hep Allah’ın mânâsı etrâfında herkes, memnuniyetle olmasa bile, “râzı olma tavafı” yapıyor, idrâke çalışıyor. Bugün üstünde durulması gereken; şu halden ne derece ibret alacağımızdır.  Öğreneceğimiz hakikat insanlığın İslam’ın bayrağı altında toplanması, topyekûn Allah’ın ipine sarılmaktır. Bu da ümmet şuuruyla mümkündür. Hepimiz birimiz için, birimiz hepimiz için olmadıkça hakiki iman sahibi olamayız. Şuur Kur’an hakikatlerini yaşamakla olur. İtikat, ibadet ve ahlak bütünlük içinde olur.  Efendimizin ve Ashabın hayatını öğrenmek ve onları örnek almakla olur.

ZERRE KADAR HAYR,ZERRE KADAR ŞER

Unutmamalıdır ki Ayet-i Kerime ‘zerre kadar hayır işleyen hayır bulacaktır, şer işleyen şer bulacaktır’ buyuruyor. Ne yazık ki; yaşadığımız sürece kadar biz dünyânın dengesini ve düzenini bozduğumuz için, yaşadığımız devre buna etkinin tepkiye eşitliği prensibiyle cevap veriyor. Demek ki denge böyle oluşuyor. Yâni Allah’ın takdirinde, kulları arasında fark olmadığını, yalnız ibâdet edenin (Allah ile irtibat kuranın) üstün olduğunu bize anlatmak için Allah böyle bir virüsü aracı kılıyor. Ayrıca böyle musibetlerle insanlık sınav veriyor. Bu çok büyük bir ibrettir, sanki bir kıyâmet gösterisidir. Bir taraftan büyük küçük bütün ülkeler ve topyekûn insanlık aynı korku içinde sadece ölümden kurtuluşu düşünüyor. Bu sanki bütün dünyanın tek vücut olup bir virüse karşı savaştığı ibret savaşıdır.  “Dön geri borusu çaldığında, en arkadakiler en öne geçer” ibâresine benziyor. Hiçbir devlet, gücü kuvveti olmadığını ve basit bir virüs karşısında gücünün yok olmaya mahkûm olduğunu görüyor. Ne kadar büyük bir ders… Görülüyor ki mümin yani Allah’ından memnun olan Allah’tan gelene her şeye şükrediyor ve zikrediyor. Çünkü Allah’ın büyüklüğünü idrak ediyor. Uzaydan gelecek tehlikeye karşı bile hazır olan memleketler, mikrop dahi olmayan, protein sentezi olan bir şey karşısında, Allah’ın gücü oradan tecellî edince, kendi güçlerinin yok olduğunu görüyorlar. Hepimiz büyük bir ibretle bu süreci yaşayarak şahit oluyoruz. Ayrıca hiçbir şey bilmiyoruz. Yani bu hal nereye kadar sürecek, bu süreç sonucunda kim ne idrak edecek? Duamız, ibret almamız, şuurlanmamız ve Allah’a teslim olabilmemiz içindir.

KARŞIDAN BİR ŞEY BEKLEMEMEK


Kenan Rifai hazretlerinin öğütlerinden biri ; borç vereceksen, o borcun gelmeyeceğini bilerek ver". emridir.Yani her yaptığını karşılıksız yapmanın zevkine dalacak, ama karşılığında bir bedel alırsa, geçineceği kadarını ayıracak, geri kalanını da şükredip dağıtacak.
‘Rifâîlik üç şeydir” diyor Ahmed er-Rifâî Hazretleri;
·        Yarın için birinden bir şey beklememek.
·        Verileni reddetmemek.
·        Mal cemetmemek.


DOLARIN YÜKSELİŞİNİN EKONOMİYE GETİRDİĞİ YÜK

420 Milyar borcumuz mevcut olup doların bir kuruş artması ekonomimize 4,5 Milyar TL yük getirdiği söyleniyor. Kur'un 7 TL sını aşıp üzerine 24 kuruş koymasının maliyeti ise 105 Milyar TL sına denk gelmekte imiş. Türk Lirası bazında da olsa bir günlük  yükselişin Ekonomiye vurduğu darbenin  kıyaslamalarla verilecek örnekleri düşünüldüğünde insanın nutku durur hale gelmektedir.

YÜRÜYEN KULLAR

Halk tabiridir; ekonomik olarak birden zirveye varanlar için kullanılır"Allah yürü kulum demiş." Ancak bu yürüme helal çerçevesinde olursa sorun yok. Ancak şaibeli olup devleti idare edenlerle birlik ve beraberlik içinde olursa buna yürüme denmez,"yürütme" denir. Ancak bilinmelidir ki hesap bu dünya da  da vardır. Bu nedenle isimleri 18 yıllık Ak parti iktidarı ile sıkça anılan Cengiz İnşaat, Limak Grup, Kolin Grubu, Çalık Holding, Kalyon Grubu, Sancak Grubu, Torunlar Grup, Rönesans Şirketi... rüzgar döndüğünde bugün kendilerine iş verenlerin onların birikimlerine çökeceğini bilmelidirler. Tekalifi Milliye kavramı uygulanmaya mecbur kalınırsa kendilerinden fedakarlık beklenen zenginlerin başında ilk bunlar olacaktır. Ancak ellerini çabuk tutup yurt dışına sermaye kaçırmamışlar ise. Kaçırmış olsa bile can tatlıdır. Yargı, tatlı canlarına dokunduklarında dışarıya kaçırılanlar geri gelecektir. 

6 Ağustos 2020 Perşembe

VİCDAN

“Vicdan nedir?” derseniz, kalbin iki yüzü vardır: Biri nefse bakan yüzü, işte o daha henüz adam olmamış kalptir, nefisle ilgilidir; öbür yüzü de ruha bakan yüzü, ezelî ve ebedî Allah’la ilişki kuran ve doğruyu görme kabiliyetini elde eden yüzü. İşte içteki ses, o vicdânın sesidir. Ne kadar güzel!..

KALB/GÖNÜL

Bir de gönül zenginliğine değinelim. Vücudumuzun orta yerinde bir kalp var biliyorsunuz. Enteresan olan, beyinden daha kıymetli bir organ. Neden? Çünkü bütün organlarımızın en ince noktalarına kadar giden damarlar kalpten çıkıyor, beyinden çıkmıyor. O halde, bütün vücutla irtibatı kurabilen yegâne yer kalp. Bu böyle bir et parçası olarak kalırsa, adına “Kalp” diyoruz. Ama, mânevî anlamda Allah’ın mânâsını idrak ederek, Allah’a aşık olarak, Allah’la irtibat kurarak o kalbi aydınlatırsak bu artık kalp olmuyor, adı “Gönül” oluyor. İlginçtir; Batı dilinde hiç gönül kelimesi yoktur. Müslüman ülkelerde var.

İNSAN NASIL MUTLU OLUR


Çünkü çok enteresandır, yirmi senedir devam eden Harvard Üniversitesi’nde bir araştırma geçen sene sonuçlarını verdi. Araştırmanın sorusu; “İnsan nasıl mutlu olur?” sorusunun cevabı; başkalarına yardım etmek ve hizmet etmektir” olarak verilmiş. Allah’ın bizden beklediği bir tek şey gayrettir. Sonuçlara ulaştıracak Allah’tır.Mutasavvıflar: “Birine iyilik etme fırsatını yakalarsan” (ki çok kişi etmek istiyor fırsat yok), “bu Allah’ın sana ‘Seni Seviyorum’ hitabıdır” diyor. Onun için “elini bırakıp ayağını öp” diyor.



BEREKET

Allah’ın bir nesne üzerinde ihsanını göstermesi ve o ihsanın devamlı artması olayına bereket denir. İki tane vazîfemiz var bizim bu âlemde. Birincisi Allah’a kulluk vazîfemizdir. İkincisi Allah’ın yarattıklarına hizmet vazîfemizdir. Yani sadece bütün gün ibadet edip kulluk etmekle Allah’ın hoşuna gidemeyiz. Ancak onun yarattıklarına hürmet edeceğiz, saygı göstereceğiz. O zaman Allah’ın hoşuna gidiyor. Bu ikisi de, yani gerek ibadet ve kulluk, gerek de hizmet, ikisi de bereketi artırır.
İnsanlar haramla değil de helâlle geçiniyorlarsa bu berekettir. Çünkü helâl paranın hakîkaten bereketi çoğalır. İçinde dedikodu barındıran ev bereketli olmaz.


İslâm, teslim olmak demektir. Allah’ın söylediklerine râzı olmak, teslim olmak, bereketi artırır. “Teslim olmak”: O’ndan geleni güzel karşılayabilmek sanatıdır.
Doğal olarak biz bereket dedik. Bereket deyince hep paranın bereketi anlaşılıyor. Ama sağlığın da bereketi var. Zamanın da bereketi var. Ömrün de bereketi vardır. “Sadaka verenin ömrü artar” diyor Peygamber Efendimiz. Sadakayı verdiğimiz zaman, o başkasını kendimizden çok düşünmeye başlayınca diriliyoruz; ömür ömür haline geçiyor. O zaman, bereketli ömrü tanımlarsak; bereketli ömür başkalarına fayda için harekete geçmiş olmak demektir. Kişi İslam’ı yaşadıkça, has kullardan oldukça ve kazanımlarını paylaytıkça herşeyin bereketi artar. Hülasa Hakteala bu şuurdan bizi mahrum b

ZİKİR İBADETİ

 ibadetlerin en yücesi zikirdir, Allah’ın zikri en büyüktür. Çünkü zikrin iki faydası vardır; birincisi o kullandığı kelimelerin enerjisi insanın vücuduna etkisidir. İkincisi o zikrettiği ismin halini giyinir insan. Böylece de Allah hangi muhtaç, o anda hangi haliyle muhtaçsa o haliyle yanaşır. Mesela hasta bir insanın şifa “Ya Şafi” ismini çekmesi, Allah’tan şifa istemesi demektir. Büyük bir lütuftur ki; hangi ismi çekmemiz gerektiğini hatırlamıyorsak o zaman “Allah” ismini çekerek, Allah ismini anarak bütün o isimlerin yerine geçer. Böylece Allah’a olan aczimizi, halimizi göstermiş oluruz.

KOLAYLAŞTIRMAK-ZORLAŞTIRMAMAK-DANIŞMAK


Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız emri Allah’ın kullar arasındaki ilişkide bize yol gösteren en önemli düsturdur.
Kolaylaştırmanın en güzel yolu; Allah’ın affediciliğini, sevgisini, insanlara olan muhabbetini, Peygamber’deki tecellisini anlatmaktır.
Hep yargılayıcı, hep ‘cehennemlerden’ bahsedilirse bu kişiyi meşreben yaralar ve imandan uzaklaştırır ve insanı devamlı kendini suçlamakla baş başa bırakır en sonunda da imandan uzaklaşmanın en belirgin özelliği olan kendinden ümit kesmesini ve kendine acımasını sağlar.
Bunun için vazifeli olduklarımıza öğüt verirken Allah’ın yasakladığı konularda taviz vermemekle beraber hadiselerde ümit kesmemeyi telkin etmek lazım.
Kenan Rifai hazretlerinin  çok güzel bir sözü var;
·         “İnsanın aşksız kötü huylarıyla mücadelesi, toplu iğneyle dağı delmeye benzer; aşkla ise yakar gider” diyor.
Onun için kâmil insanın diğer yaratılmışlara tesiri onlara Allah aşkı ve ümit aşılamasıdır. Zira kâmil bilir ki son noktada Allah’ın rahmeti gazabını örtecektir
Kolaylaştırmak, karmaşık bir işi sadeleştirmek anlamına geldiği gibi, zorda kalan birinin işini maddi ve manevi görmek de zoru birlikte aşmak ve işi kolaylaştırmak anlamına da gelir. Böylelikle, zorda kalanın zorunu yüklenmek, onun işini kolaylaştırır. Ona çözüm yolu bulmaya çalışmak, onun işini kolaylaştırır. Tabii ki manevi hayatta nasıl Allah’la ilişkiyi kolaylaştırmaya çalışıyorsak, maddi hayatta da insanların yüklerini devralmakla onların işlerini kolaylaştırabiliriz.
Bu devralmak; dua olabilir, maddi yardım olabilir, kendi maddi yardım yapamıyorsa başkalarını aracı kılarak ona yardım edebilmek olabilir, hastaya güler yüz göstermek olabilir. Yani ona hayatı güzel ve mutlu gösterecek, vesveseden kurtaracak her tür hareket, gayret kolaylaştırmaktır.
 bizim gibi basit kulların müdahalelerinde nefsaniyet vardır. Ancak kâmil insanın müdahalesinde hakikat vardır.
Onun için danışacaksak, doğru mercie danışalım.
İkincisi: Sözünü dinleyeceksek danışalım. Sözünü dinlemeyeceksek hem danışıp hem yapmayacaksak sormayalım. Çünkü böyle bir durumda büyük vebal vardır. Buna da dikkat etmek lazım.

ÖTEKİ

İslam; daima sırat-ı müstakim demektir. Sırat-ı müstakimde; toplumsal ilişkiler bir tarafta, kişisel tekâmül bir taraftadır. İşte bu iki ilişkiyi bir araya getiren şey; daima denge üzerinde olmaktır.
Öyleyse yaratılmışa hürmet ve saygı, kendine hürmet ve saygıdan geçer.  “öteki” diye biri yoktur, insanın ötedeki teki vardır. Eğer insan, her varlığın Allah’ın bir ismi ve sıfatı olduğunu kabul ederse, o zaman diğerleriyle iyi geçinir. Bu olgunlaşmadan ve kaynaşmadan birlik beraberlik oluşur. Bu aynı zamanda Allah'ın rızasını kazanmaktır. Bu bakış açısından; bir taraftan kendi nefsini edebe ve terbiyeye davet ederken, diğer taraftan gördüğü herkese hürmet etmesi ve herkesin onu düzeltmek için Allah tarafından vazifeli olduğuna iman etmesi gerekir ki, işte kendi içindeki birliği ve dışarıdaki birliği sağlayan budur.
“Allah sevdiğini herkese sevdirir” derler, demek ki iyi ahlaklı, yumuşak, güzel, munis, başkalarını en azından kabul eden kişi Allah’ın sevdiği kişidir, dolayısıyla bu iki ilişkiyi çok dengede götürmek lazım.
.

Feyruz • Li Beyrut • Türkçe Çeviri




Feyruz Bir Beyrut Aşığıdır. Lübnan iç savaşı çıktığında kendisine Beyrut'u terk etmelisin telkinleri geliyor.. Hatta Avrupa ve Amerikada yaşaması için mektuplar geliyor.. O mektupların sahibinden biri Beyrut'a geliyor. Savaş bu arada hala devam ediyor. Bir şekilde Feyruz'a ulaşıyor. Mektubun Sahibi; Feyruz, Sen büyük bir sanatçısın, yaşaman lazım. Gel seni götürelim. Sen seç Avrupa Amerika nereyi istersen.. - Feyruz; Tebessüm Ediyor.Siz hiç Bir anne ve evladını sevgi bağlamında tahayyül ettiniz mi? Ama, Şimdi tahayyül edin istiyorum.. Bir Anneyi Evladından isteyerek ayırabilir misiniz? Ya da Evlâdın annesinden isteyerek ayrıldığını gördünüz mü? İşte Benim halimde Budur, der. - Beyrut Benim Annemdir.. Bende Beyrut'un evladiyim.. Yaşayacaksamda, Öleceksemde Annemin Kollarında öleceğim, der. Ve konuyu kapatır. Bunun sohbet üzerine bu şarkıyı yazar.. Li Beyrut.
Feyruz halen Beyrutta yaşamakta ve 84 yaşında.

OSMANLI ASLA SÖMÜRGECİ DEĞL Dİ!

Prof. İhsan Süreyya Sırma anlatıyor...
Kuveyt’te bir konferansta Arap bir profesör İngilizce “Osmanlı bizi yıllarca sömürdü, asimile etti” diyor... Prof. Sırma kürsüye çıkıp Arapça konuşarak şunları söylüyor :
- Osmanlı neyiniz vardı da sömürdü... Henüz petrolünüz yoktu... Size hiç dokunmadı, size yüzlerce yıl hizmet etti.
- Bir Türk olarak Arapça konuşuyorum, bu salondakiler ekseri Arap... Siz ise bir Arap olarak İngilizce konuşuyorsunuz asıl sömürü bu!
 * * *
Prof. Dr. İsmet Giritli anlatıyor...
Bir kongre için İtalya’ya gittiğini ve kendisine bir Yunan ve bir Ermeni profesörün her fırsatta “Siz bizi 400-800 yıl sömürdünüz” diyerek hakaret ettiğini belirtiyor......
Yaşadığı bu durumu kongreyi düzenleyen İtalyan profesöre anlatan Prof. Giritli’ye İtalyan profesör “Bugün öğle yemeğini birlikte yiyelim” diyor.
Ve öğlen yemeğinde İtalyan profesör ile bir araya gelen Yunan ve Ermeni profesörler Prof. İsmet Giritli’ye hakaret etmeyi sürdürünce İtalyan profesör Yunan’a soruyor:
 Siz kaç yıl Türk hâkimiyetinde kaldınız?
 400 yıl.
- Hangi dili konuşuyorsunuz?
- Yunanca.

- Dininiz nedir?
- Ortodoks Hıristiyan.
* * *
Ve Ermeni profesöre soruyor:
- Siz kaç yıl Türk hâkimiyetinde kaldınız?
- 800 yıl.
 Hangi dili konuşuyorsunuz?
- Ermenice.
- Dininiz nedir?
- Gregoryen Hıristiyan.
* * *

İtalyan profesör “Dininizi, kültürünüzü koruduğunuz için Türklere teşekkür etmeniz gerekiyor” diyerek şunları söylüyor:
- 200 yıl İtalyan hâkimiyetinde kalsaydınız, şimdi ikiniz de İtalyanca konuşuyordunuz ve ikiniz de Katoliktiniz.
* * *
Prof. İlber Ortaylı’ya ‘Baş Başa’ programımda “Osmanlı’da asimile politikası var mıydı?” diye sorduğumda demişti ki:
- Osmanlı asimile politikasıyla hareket etseydi, yeryüzünde 20 milyon nüfusa sahip Yunan ve diğer küçük milletlerin hepsi yok olurdu... Ama böylesine vahşi bir politikayı daima reddetmiştir.
             Mehmet Soysal

5 Ağustos 2020 Çarşamba

GADİR HUM BAYRAMI

6 Ağustos Gadir Hum hadisesinin yıl dönümü.Arap Alevi meşrebindeki din kardeşlerimiz bu günü bayram olarak telakki eder,bu güne hürmet eder,hazırladıkları kurbanlarını keser ve bu kurbanlardan yapılan yemekleri tüm insanlara dağıtır.İskenderun ve Antakya bölgesinde yaygın olarak kutlanır.Bu kardeşlerimizin oluşturduğu AKAD (Alevi kültür Araştırma derneği) bu bayramla alakalı şu açıklamayı yapmıştır:
GADİR-İ HUM BİLDİRİSİ
KAMUOYUNA
AKAD olarak her yıl etkinliklerle kutladığımız Gadir-i Hum Bayramı’nı yaşanan pandemi nedeniyle halkımızın sağlığını tehlikeye atmamak adına bu yıl halka açık bir etkinlikle kutlayamayacağımızdan, günün anlam ve önemini kamuoyuna basın bildirisiyle paylaşıyoruz.
Zilhicce ayının 18’inci gününde vuku bulan Gadir-i Hum olayı; Hz. Muhammed’den (s.a.a.) sonra kıyamete kadar peygamber gelmeyeceğinden Allah’ın isteği ve emriyle imamet/velayet/vasilik devrinin başlayacağını kesin bir dille belirttiği için Müslümanlar açısından çok önemli bir yere sahiptir ve bir dönüm noktası niteliğindedir. Her şeyden önce bir hususun altını çizmek gerekir ki Gadir-i Hum olayı, sadece Alevileri ilgilendiren bir husus değildir. Alevilerce kutlanan Gadir-i Hum Bayramı da, sadece Aleviler tarafından değil tüm Müslümanlar tarafından kutlanması gereken eşsiz bir bayramdır.
Hz. Muhammed (s.a.a.) Hakk’a yürümeden önce Hicret’in onuncu yılında son haccını eda etmiş ve kendisine bu hacda 120 bin civarında kişi eşlik etmiştir.
Hz. Muhammed (s.a.a.) hac dönüşü Gadir-i Hum denen yere Zilhicce’nin 18. gününde ulaştığında Hz. Cebrail (a.s.), Hz. Muhammed’e Maide suresinin 67. ayetini indirir:
Ey Peygamber, Rabbinden sana indirilen emri insanlara ilet. Eğer yapmazsan onun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur…”
Bu ayet indikten sonra Hz. Muhammed (s.a.a.) önde olanların Gadir-i Hum mevkisine geri dönmelerini, geride kalanların da hızlanıp aynı yere yetişmelerini emreder. Hz. Muhammed (s.a.a.) yüksek sesle uzunca bir hutbe buyurur. “Ey insanlar! İşitiyor musunuz?” diye sorar. İnsanlar: “Evet, işitiyoruz ya Resulullah.” derler. Hz. Muhammed (s.a.a.) sözlerine devam eder: “Ben, sizden önce Kevser Havuzu’nun başına gideceğim, siz oraya benim yanıma geleceksiniz. …Benden sonra acaba “Sekaleyn” e nasıl davranacaksınız?”
Halktan birisi: “Ya Resulullah, sekaleyn nedir?” diye sorar. Hz. Muhammed (s.a.a.) cevap verir: “Sekaleyn, iki ağır emanet demektir. Birincisi ve büyüğü Allah’ın kitabıdır ki bunun bir tarafı Allah’ta bir tarafı sizin elinizdedir. Ona sımsıkı sarılın, sapmayın. Değerli ikinci emanet ise Ehlibeytimdir. Yüce Allah bana bildirdi ki Kur’an ve Ehlibeytim, Havuz’un başında bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Bu ikisinin birbirlerinden ayrılmamalarını ben de Rabbimden istedim. Onlardan ne öne geçin ne de geride kalın aksi takdirde helak olursunuz.”
Hz. Muhammed (s.a.a.) bu sözlerinden sonra Hz. Ali’nin elinden tutup şöyle buyurur: “Ey insanlar! Müminlere kendilerinden daha evla (öncelikli, yetki sahibi) kim vardır?”
Halk cevap verir: “Bunu Allah ve Resulü daha iyi bilir.” Hz. Muhammed (s.a.a.) sözlerine devam eder: “Allah benim mevlamdır, ben de müminlerin mevlasıyım. Ben onlara kendilerinden daha evlayım (yetki sahibiyim) ve ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır. Ali bin Ebi Talib, benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir, benden sonra imamdır. Onun bendeki yeri Harun’un Musa’ya olan yakınlığı gibidir ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. O, Allah ve Resulünden sonra velinizdir.”
Daha sonra Hz. Muhammed (s.a.a.) sözlerine şöyle devam eder: “Allah’ım! Onunla dost olana dost, ona düşman olana düşman ol. Onu seveni sev, ona buğz edene buğz et. Ona yardım edene yardım et, ona yardımını esirgeyene sen de yardımını esirge. O nereye dönerse hakkı onunla döndür. Biliniz ki bu sözleri hazır olanlar, hazır olmayanlara bildirmelidirler.”
Hz. Muhammed’in (s.a.a.) bu sözlerinin hemen ardından ayet iner: “Bugün dininizi kemale erdirdim, nimetimi sizlere tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim.” (Maide:3)
Bunun üzerine Resulullah buyurur: “Allahu Ekber! Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali’nin velayetine razı oldu.”
İnsanlar Hz. Ali’yi tebrik ettiler. İlk üç halife, Hz. Ali’yi ilk kutlayanlardandır ve ikinci halife Ömer: “Ne mutlu sana, ne mutlu sana ey Ebu Talib’in oğlu! Sen bugün her mümin erkek ve kadının mevlası oldun.” demiştir.
Gadir-i Hum olayı özetle bu şekildedir. İslam dininin kemale erdiği, nimetin tamamlandığı gün, elbette en büyük bayramdır ve gönül isterdi ki bu gün tüm Müslümanlarca coşkuyla kutlansın ve resmi tatil ilan edilsin.
Tüm insanlara sağlık, huzur ve barışa vesile olması dileklerimizle Gadir-i Hum Bayramı’nı kutlarız.
Alevi Kültürünü Araştırma Derneği Yönetim Kurulu

OSMANLININ 623 SENELİK ŞANLI TARİHİNİN HULASA

Şair uzun bir şiirinde bu konuyu işledikten sonra son dizelerini şöyle bitirmiştir:
DÜNYA BİLİR İCLALİMİ, "BEN BÖYLE DEĞİLDİM ! "
"BEN ALTI ASIRDAN BERİ BİR DEFA EĞİLDİM"
Osmanlı yıkılırken bile manada ve maddede büyüktü.Dünya, onun tarih sahnesinden çekilmesiyle çok şey kaybetti.

DİYANET POLİTİKANIN İÇİNDE OLMAMALIDIR

Diyanetin siyasi eleştiri yapması , konumu dışındadır.Diyanet teşkilatı memur olarak siyasiiktidarın ataması içinde ise bu mümkün değildir.Günlük hayatı tartışmaya başladığı an, sicil amiri rahatsız olur.Diyanet teşkilatının bağımsızlaştırılması gerekir.Osmanlı'da bu makamı teşkil eden Şeyhülislam'lar kaydı hayat tarzıyla(ölünceye kadar) bu makamı temsil ederler.Tıpkı Padişahlarda olduğu gibi.Bugün diyanetin vazifesi İktidarın uygulamalarına güncel cevap vermektir.Corona virüs nedeniyle iktidar dışındakiler yardım toplayabilir mi? Toki den evalmak için Banka kredisine ödenen faizin meşru sayılması gibi .

4 Ağustos 2020 Salı

57 YIL SÜREN BİR NÖBET

Bir Mescid-i Aksa ziyaretinde İlhan Bardakçı yaşadığını anlatır:
"Mescid-i Aksaya girerken merdivenlerinde dimdik dikilmiş bir kimseye rastladım.İki metreye yakın boyu, iskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysisi vardı.Yüzüne bakınca ürktüm.Yanımda bulunan İsrail Dışişleri bakanlığı Daire Başkanı na sordum:"Kim bu adam?".Omuz silkti:"Bilmem bir meczup işte" dedi.
Bunun üzerine o adama yaklaşıp bilemediğim bir hisle:
"Selamün aleyküm baba" dedim.
Adam bana, Anadolu aksanımızla cevap verdi:"Aleyküm selam oğul!".Donakaldım.Ellerine sarıldım öptüm, öptüm."Kimsin sen baba?" dedim.Keskin bakışlarıyla yüzüme baktı:
"Ben Kudüs'ü kaybettiğimizde buraya bırakılan artçı bölüğünden 20.Kolordu, 36.Tabur, 8.Bölük,11 Ağır makinalı Tüfek takım Kumandanı Onbaşı Hasan'ım" dedi.
Bu defa yüzüne baktığımda ; bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı , öpülesi bir sancak gibi geldi.Ellerine bir kez daha uzandım.Gürler gibi mırıldandı:
"-Sana bir emanetim var oğul! Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?". " Elbette "dedim. Konuştu:
"Memlekete avdetinde yolun Tokat sancağına düşerse , git burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (yüzbaşı) Mustafa efendiyi bul.Ellerinden benim için bus et(öp).Bana gönül komasın!Ona de ki:"11.Ağır Makinalı Tüfek Takım kumandanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana bıraktığın yerde nöbetinin başındadır.Tekmilim tamamdır kumandanım!"Ona böyle de!"
Öle yazdım.Onbaşı Hasan , tam 57 yıldır nöbetinin başında:

CORONA TEDBİRSİZLİKLERİ

Hükümet , turizm geliri artsın diye sahillerdekitedbiri tamamıyla gevşetti.Zaten, binlerce insanın üstüste bulunduğu bir ortamı polisiye tedbiri ile dağıtamazdı.Çıplaklık bir insanın kendi özeli olsa da Hak Teala'nın emrine aykırılıktır.Hak Teala'nın yasakladığı bir ortamda,hiçbir tedbire riyaet etmeksizin virüse karşı Hak Teala'dan yardım istemek sizce samimi bir davranışmıdır? Değildir.Hak Teala böyle bir ortamı yasak ederken ki muradı acaba nedir?Sayısız hikmetleri olup bunlardan birisi de salgın hastalığın yayılma riskidir.Ancak nefsimiz der ki:"Ortam çok güzel, hava çok sıcak,deniz de güzel şurada bir kaç gün keyif çatmaktan ne çıkar".Hastalığa yakalananlar ise :Keşke ayaklarım kırılsaydı da oraya gitmeseydim".
Sizce halkın sağlığını korumakla vazifelendirmiş idarecilerimiz, döviz gelsin diye plajları serbest bırakması kusur değil mi?Sonucuna hep birlikte katlanacağız.

ARİF KİMDİR?

Fuzuli'ye göre Arif tarifi şöyledir:
Hikmet-i dünya ve mafiha bilen arif değil,
Arif oldur bilmeye; dünya ve mafiha nedür?
(Biliniz ki dünya ve içindekilerin hikmetini bilen kimse arif değildir.Arif, dünya ve içindekilerin ne olduğunu bilmeyen(bunlarla gönül alakası olmayan) kimsedir)

3 Ağustos 2020 Pazartesi

YUNUS EMRE'NİN ŞİFRELERİ

Yunus bir söz söyledi;hiçbir söze benzemez.
Cahillerin içinde örter mana yüzünü.
Yunus Emre hazretlerinin "Şathiyye "tarzında söylediği bir şiirinde şifreler vermiştir.Şeriat/Tarikat/Hakikat için.
"Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü,
Bostan ıssı kakıdı;der; ne yersin kozumu
 Bu muammalı şiirin Niyazi Mısri hazretleri tarafından yapılmış güzel bir şerhi mevcuttur.Buna göre ilk beyitn manası şudur:
Her ağacın bir çeşit meyvesi olur, her meyvenin de bir ağacı.Bunun gibi her işin de kendi mahsus bir aleti vardır ki iş o aletle meydana gelir.Zahir ilimler için lüğat, sarf, nahiv, mantık, adap,kelam, tefsir, hadis, hikmet v.s gereklidir.Batın ilimler için muhlis bir kalp, mürşidi Kamil terbiyesi,az yemek,az uyumak,az konuşmak ve uzlet halinde yaşamak gerekir.Batını ilmin daha da derunndaki hakikat ilmi içinse dünya ve ahireti terk ile varlıktan sıyrılarak Hak'da fani olmak icab eder.
Buna göre Pir hazretleri ,erik,üzüm ve ceviz ile ŞERİAT,TARİKAT VE HAKİKATE İŞARET EDER.Zira;
Eriğin dışı yenir ;içi , yani kalın ve sert olan çekirdeği yenmez.Dışları güzeldir amma iç olan kalbi katıdır.
Üzüm amelin batınına benzer.Zira üzüm hem yenilir, hemde ondan nice nimetler  ve şifa vardır.Ama dağılmış da olsa içinde çekirdekler vardır ki bu kategoridekilerin gönüllerinde katılık ve kasvetin tamamen tezkiye edilmemiş olduğunu gösterir.Yine onun içinde de dışarıya atılacak ve temizlenecek şeyler az da olsa mevcuttur.Ceviz7e glince bu Hindistan Cevizidir ki sırf hakikatı temsil eder İçinde yabana atılacak hiçbir şey yoktur.Hem yenir , hem de nice hastalıklara şifa olur.
İmdi bir kimse erik isterse erik ağacından talep etsin.Üzüm isterse bağdan istesin.Eğer ceviz talep ederse , onu da ceviz ağacında arasın.Her kim ki üzümü erikte ararsa, o bir ahmaktır.Boş yere zahmet çeker ve bütün emekleri heba olur.
O halde zahir ilmin fayda ve zararını bilmek isteyen, şeriatten ve şeri ilimlerden talep eder.Batın ilminin fayda ve zararını, iniş ve çıkışlarını bilmek isteyen  de bir mürşidi kamile varıp onun terbiyesine girer, gönül kitabını okur.İhlas ile seyrü süluka çalışır..Tasavvuf ilminin daha ötesindeki hakikat ilminin zevkine ve haline erişmek isteyenlerse,mürşidi kamil terbiyesinde bütün nefsani sıfatlardan sıyrılarak , gönlündeki masivayı yakar, böylece fena fillah ve bekabillah mertebesine ulaşır.
Bostan ıssı mürşid-i Kamildir."Niçin cevzimi yersin" demesi niçin olmaz yere zahmet çeker, yorgun düşersin Bu üç meyve bir ağaçta olmaz.Her birinin ağacı ayrıdır.Sen bu üç meyveyi elde etmek istiyorsan onları ait oldukları yerden ve ehlinden tahsil etmelisin" demiş olmaktadırRehbersiz bir şekilde kendi kendine yol tutturan kimselere ikaz vardır.

BİZ HALEN BUĞDAY KAYGUSUNDAYIZ

Yunus Emre hazretleri çifçilik yaparken ekinlerin mahsul vermemesi üzerine buğday istemek için Hacı Bektaş dergahına gider.Hediye olarak yanına alıç almıştır.Birkaç gün misafirlikten sonra izin ister.Hünkar sorar Buğday mı istersin himmet mi?Koca Yunus buğday'ı talep eder.Çocuklar evde açtır.Dönüş yolunda , yaptığı hatayı farkeder, geri dönüp "Buğdayı alın himmeti verin" der.Hünkar,Biz onu Taptuk Emre'ye verdik.artık nasibinin anahtarı Tuptuk Emrede'dir der.KocaYunus bunun üzerine taptuk Emre kapısına varır ve uzun yıllar hizmet ederek himmete vasıl olur
Yunus'un fani alakayı temsil eden buğday'dan vazgeçip hakikat kapısındaki ebedi nasibe talip oluşuna mukabil birçoklarının manevi alem karşısındaki gafleti dolayısıyla Arif Nihat Asya şöyle demiştir:
"Sen "-Nittim ben?" diyerek koşa koşa himmete dönmesini bilmişsin.Biz se , hala buğday kaygusundayız,Yunus"

ŞİİR

Üstad Necip Fazıl'a göre şiir:
Şiir, hakikatı arama işidir.
Şiirin Allah'ı aramaktan başka bir vazifesi yoktur.Çünkü dinin olmadığı yerde hçbir şey yoktur, yokluk bile yok! Şiir ve sanatsa hiç yok! Zira insan ruhunu dine bağlı olarak besleyen ulvi değerler kendi öz kaynağını kaybederse , bu zaafdan evela şiir incinir.Bunun için şair, madde değil de mana halinde cami kapılarının önünü dolduran Allah dilencilerinin en güzelidir.
İman ve aşkın bulunmadığı yerde şiir, gevezelik  ve yağcılıktan ibarettir.
Şair, Peygamber çiçeğinden başka çiçeklere konmayan bir bal arısı olursa şair olur.

KILIÇDAROĞLU'NUN MİSYONU

Bektaşi Dede geleneğinden gelen Kemal kılıçdaroğlu'nun CHP başına geçmesi için proje ifadeleri kullanılsa da değişimlerini ve sonuçlarını gözlemleyip iyi analiz etmek gerekir.Bu değişim, kılıçdaroğlu'nun kendi düşüncesinin bir eseri mi idi yoksa Hak Teala'nın çizdiği bir misyon mu idi?.Sağ ve sol diye başlayan ayrım , yahut muhafazakar kesim ve Laik kesim diye başlayan ayrışma bir asırdır devam etmektedir.Bu süreç içinde 1950 den sonra Solcu yahut Sağcı ayrışmasında sol asla iktidar olamamıştır.Bu demektir ki Ülke insanının içinde Muhafazakarlığa ve dindarlığa bir özlem var.Din karşıtı olmasa bile Din'e edep konusunda noksan kalanlar iktidarı elde etmeye ulaşamamışlardır.Solu temsil eden CHP bu eksikliğin farkına Kılıçdaroğlu ile varmıştır.Muhafazakar aday göstermek deneyimleri mahalli seçimlerde başarı getirince İyi Parti'nin önünün kesilmemesi için gurup kuracak derecede milletvekili vererek seçimlere girmesini temin etmek,Saadet Partisine listesinde yer vermek gibi kucaklayıcı davranışlar farklılığı gösteren davranışlar olmuştur.Başkanlık rejiminin getirdiği %51 şartı birlikteliği zaruri kılmıştır.Bu birliktelikte fedakarlık kazanç olacaktır.Her siyasi fikrin(partinin) müspet insanları-ahlaklı,ilkeli,inançlı- bir araya geldiğinde meşruiyet sağlanacaktır.Kılıçdaroğlu'nun "Dostlarımız" dediği partisi dışındaki Eline beline , diline sahip insanlar Adalet noktasında bir araya geldiklerinde İstanbul ve Ankara mahalli seçimlerinde olduğu gibi sürpriz olmayan sonuçlar alınabilecektir.

KEMAL EDİP KÜRKÇÜOĞLU

Bir peygamber aşığı.Efendimiz için yazmaya başladığı "Naat"ı bitmemişti ki tüm vücudunu kanser sarmıştı.Hak Teala'dan yardım istedi ve vücudu o illetten kurtuldu.7 yıl daha yaşadı.Sami Efendi hazretlerinin dervişi oldu.Naat tamamlandığında bu naat7ı Efendimizin kabrinde okuması için Sami Efendi hazretlerinin damadı Ömer Kirazoğlu'na verdi.Ve bu naat Efendimizin kabrinde okunması bittiğinde Kürkçüoğlu da dünyayı değiştirdi.
NAAT
Ebediyyen sevecek cân onu cânân olarak
Şart-ı peymân olarak, hüccet-i îmân olarak

Tanırım ben yalınız Hazret-i Fahr'ür-Rusülü
Gönül iklîmine şâhenşeh-i zişân olarak

Yeter âyetleri Kur’ân'ın eğer lâzımsa
Rif'at-i zâtının i'lâmına burhân olarak

Öyle bir menbâ-ı ihsân ü keremdir ki ona
Katre hâlinde giden gelmede ummân olarak

Yüz süren südde-i dergâhına, bir zerre iken
Feyz alıp dönmede hurşîd-i dırahşân olarak

Cah lâzımsa eğer âşık-ı hasret-keşine
Elverir kulluğu her vechile unvân olarak

Koklayan bastığı me’mûn ü mübârek hâki
Nefhasından yitirir kendini sekrân olarak

Kalır Allâh, onu hoşnûd kılandan hoşnûd
Affı kâfildir onun müjde-i gufrân olarak

Yâr-ı gar eyledi Sıddîk'ı seçip hicrette
Nesl-i Hâşim var iken mazhar-i rüchân olarak

Saldı ün her yana Faruk, ona îmân getirip
Farık-ı hikmet-i mektûme-i Furkân olarak

"Feseyekfîkehümullah"* ile Zinnûreyn'i
Kıldı ma'rüf-i cihan, Câmi-i Kur'ân olarak

Buldu şan, yattı firaşında Aliyy’ül-Kerrâr
Şeh-i merdân olarak, Hayder-i meydân olarak

Hatemiyyetle edip kadrini i'lân ebeden
Onu gösterdi Huda âleme sultân olarak

"Ahmediyyet"le giren çille-i "mim"i mecde
"Ahadiyyet"te erer izzete pinhân olarak

Gösterir Hakk'ı gören gözlere âyine gibi
Rûh-i nevvarı tecellîgeh-i Sübhân olarak

Zâr ü giryân uyuyup, rûyunu rü'yâda gören
Uyanır neşve-i dîdar ile handân olarak

Şeb-i Mi'racda sîmasını seyretti diye,
Kapanır yerlere gök, secde-i şükrân olarak

Can atar her gece Rûh'ül-Kudüs, ihrâma girip
Harem-i muhterem-i kûyuna mihmân olarak

Bir gören bir daha görsem diye, Allâh Allâh
Şaşırır aklını ruhsârına hayrân olarak

Âteş-i aşkına bin kerre yanıp İbrahîm
Görse eylerdi fedâ kendini kurbân olarak

Tatmayan Kevser-i in'amını İblîs gibi
Yanacak hasret ü hirman ile atşân olarak
İltifatından uzak düşmesi eyvâh! eyvâh!
İki dünyada yeter gâfile hüsrân olarak

Onun anlattığı tevhîd-i hakîkî bir gün
Saracak âlemi bir seyl-i hurûşân olarak

Onun öğrettiği irfân inanın kâfidir
Beşerin derd-i derûnîsine dermân olarak

Bize dünyada emânet bırakıp gittiği dîn
Duracak haşre kadar koskoca bünyân olarak

"Ya Muhammed! Bana kıl merhamet" avâzı gelir
Her seher sine-i pür-sûzdan efgân olarak

Bulurum belki deyip yollara düşsem gözüme,
Görünür hâr-ı mugaylân bile reyhân olarak
Sözlerim düre döner, feyz bulup kıymet alır,
Onu medh eyler isem peyrev-i Hassân olarak

Âdem evlâdının ondan daha mümtâzı Kemâl
Dehre bî-şüphe ayak basmamış insân olarak

*Onlara karşı Allâh sana yeter. Bakara 137.

CHP İÇİNDEN BİR PARTİ Mİ ÇIKIYOR?

Necib Sultan'ım bu sözü söylemesinin üzerinden bir yıla yakın zaman geçmiş oldu.O zaman mevcut iktidarın,CHP içinden bölmek amaçlı ikinci bir parti çıkmasına yardım edeceği belirtilmişti.Eğer muharrem İnca parti kurma işini resmiyete dökerse, bu partinin haber ve propagandasını, iktidar medyası yaparsa şaşmamak gerekir.ve sonunda İncenin "Muharrem" isminden,ve soy adından güzellemeler yaparlarsa yine şaşırmamak gerekir.Ancak, zahiri hangi tedbirlere başvurulursa vurulsun, her alınan tedbirin aksine dönüştüğü görülürse şaşırmamak gerekir."MEKR" hususu Hak Teala'ya ait bir sahadır."HAYRUL MAKİRİN" diye hitap buyurmuştur kendine.
CHP yi bölmek amaçlı bu girişim CHP nin temizlenmesine neden olmaktan öteye geçemez.Hani safra bırakmak denir ya.Bu nedenle Muharrem İnce'de bir vazife yapmış olacak.Seyr edelim.

HALKIN NABZININ YOKLANMASI

Sabah gazetesinden Mehmet Barlas bu konuyu köşesine taşıyarak tarihten ve yaşadıklarından örnekler verdi:
"1960'larBiz 1960'lı yıllarda Cumhuriyet'te sürekli bu nabız yoklamalarını yayınlardık... Siyasal Bilgiler'den bir hocanın yönetiminde yapılan bu anketlerde İsmet İnönü'nün CHP'si hep önde çıkardı ve seçimleri de hep Süleyman Demirel'in Adalet Partisi kazanırdı.

14 Mayıs 1950
1950 öncesindeki son CHP hükümetinde bakan olan babam anlatmıştı. 14 Mayıs 1950 seçimlerine gidilirken CHP Bakanlar Kurulu ve İsmet İnönü bir Türkiye haritası karşısında toplanmışlar. İçişleri Bakanı olan Emin Erişirgil haritanın başında bütün illerde CHP'nin önde olduğunu anlatıyormuş. Galiba İnönü "Emin Bey ya bu anlattıklarının tersi olursa" deyince herkes kahkaha atmış. Çünkü kimse anlatılanın tersinin olacağına inanmıyormuş.

1930 yılı
1930'da da Serbest Fırka kurulduğunda, CHP'nin de Genel Başkanı olan Atatürk, ülkeye çok partili demokrasi gelsin diye bu partiyi desteklemiş ve hatta kız kardeşini Serbest Fırka'ya üye yaptırmıştı. Ancak ilk yerel seçimde Serbest Fırka özellikle Ege'de CHP'yi silince, durum değişti. Atatürk'ün isteği üzerine Serbest Fırka kendini feshetti. Siyasetin adeta yok olduğu bir ortamda tek parti CHP kaldı.

Ne kadar doğru?
Şimdi de yayınlanan nabız yoklamalarında, AK Parti'nin yüzde 35'lere düştüğü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yüzde 40'lar oranında başarısız bulunduğu falan iddia ediliyor. Başta da söylediğim gibi bu nabız yoklamalarına karşı içimde derin bir güvensizlik var. Çünkü Türkiye'nin alt ve üst yapısını mucizevi şekilde yenileyen ve onun gerçeklerine mesela Kılıçdaroğlu'nun hayallerinin bile yetişemediği bu ortamda iddia edilen söz konusu eğilimlere nasıl güvenebiliriz?

Erdoğan faktörü
Yurtta da dünyada da Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük itibar sahibi, ABD Başkanı Trump bile dünyadaki üç önemli liderden söz ederken Tayyip Erdoğan'ı da anlatıyor. Neyse... Bundan sonraki ilk seçim 2023'te olacağına göre, bekleyerek gerçeği görebileceğiz."
Barlas açıkça ifade edemiyor."Yuvarlanıyoruz" diyemiyor.Lafın yuvarlağını söyleyip, akıbet başa geldiğinde "Ben ikaz etmiştim" diyecek.
"Ömer'leri arıyoruz" diyenlere şu söylenir."Ömerler" bu şekilde bulunmaz ki? "Ömerlik" yaşanır yoksa "Kullanmak için " Ömer, aranmaz.

2 Ağustos 2020 Pazar

ÜZERİNE HAKK TEALA'NIN YEMİN ETTİKLERİ

"Nun.Kaleme ve(kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki.."(Kalem,ayet 1)
"İnce deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a andolsun ki."(Tur suresi 2-3)
Allah Teala burada kalemi, yazılanları, üzerine yazı yazılan nesneyi ve Kitab'ı kasemine mazhar kılmıştır.
Meşhur müfessir Hamdi Yazır, on üç yaşında İstanbul'a gelerek Küçük Ayasofya medresesine girmişti.Tahsilinin yanı sıra Hacı kamil efendi adında mübarek bir zatın hizmetlerini de görmekte idi.Efendinin oda kapısının eşiği biraz fazla yüksekte olduğundan ihtiyar hocası girip çıkarken zahmet çekiyordu.Çare olarak Romence yazılan bir gazyağı sandığının kapağını eşiğin önüne koydu.Ertesi sabah Kamil efendi:"Bu kapağı buraya kim koydu?" diye sordu.Küçük Hamdi'nin yaptığını öğrenince yanına çağırdı:"Ey oğul .Ayağımızın altına öyle bir karpuz kabuğu koymuşsun ki , hiç günahımız olmasa bu yeter"
Küçük Hamdi:"Efendim bu islam yazısı değil" deyince
Hoca:"Evladım ! Müslümanın da gavurunda yazısı vardır, ama yazının Müslümanı ve gavuru yoktur.Biriyle görülen iş, diğeri ile de görülür.Elverir ki , kötü yerde ve batılda kullanılmamış olsun.Hayra yarayan ve Hakk'a hizmet eden her yazıya saygı lazım.Allah Teala Kur'anında yazılara ve yazanlara boşuna kasem buyurmamıştır.Aman dikkatli ol yavrum" dedi ve yerdeki yazıyı kaldırttı.

KABİR NAKLİ MESELESİ

Medinei Münevverede bir açık artırma yapılmakta idi. Satışa konulan eser çok güzel bir şekilde yazılmış Kuran'ı Kerim idi.Müzayedeye iştirak edenler peylerini sürmüşlerdi.Seyircilerden Bir Türk hacısı  kitabullah'ı görünce hayretler içinde bağırır:"Bu, merhum babamın yazdığı kuran-ı Kerim" der.Ardından:"Ama biz vasiyeti gereğince bu mushafı kabrine koymuştuk" der.Defin yapılan yer İstanbul'dur.Mesele ilgililere intikal eder ve şu malumat ortayaçıkar:"Cennetül Baki mezarlığında yer olmaması münasebetiyle bazı kabirlere  aradan belli bir müddet geçtikten sonra yeni mevtalar defnedilmektedir.Eski kabirlerden biri açıldığında taptaze bir mevta ve üzerinde bir Kuran mushafı bulunur.Vazifeliler bu pek mükemmel yazılmış Kuran'ı kabirden alırlar.İstişare neticesinde onu müzayede de satışa çıkartıp parasını ümmeti Muhammed'in istifadesi için beytülmale koymaya karar verirler.
Türk Hacısı bu malumatın öncesini tamamlar:"Babam bir Osmanlı hattatı idi.Her sene bir Kuranı Kerim yazar ve geçimini onunla devam ettirirdi.Ayrıca yanında acele etmeden itina ile yazdığı bir kuran nüshası daha var idi.Babam onu hiç acele etmeden uzun yıllarda tamamladı ve bize vasiyet etti:"Bu Kuran'ı ahirette bana şefaatçı olmam için ben öldükten sonra güzel bir şekilde sararak kabrimin üstüne koyun.Bizlerde vefat etitğinde bu nüshayı onun kabrine koyduk.Bizi şaşırtan muamma, biz babamızı İstanbul'da defnettikYıllar sonra bu mübarek topraklarda rastlamış olmama hayret ediyorum"
Ehline malumdur ki vefat eden müminlerin , bazen gömüldükleri yerde bırakılmazlar, layık oldukları yerlere emri ilahi ile nakledilirler.Buna "nakli kubur" denir.En çok hadise Medine-i Münevverede yaşanır ve salih kimseler bunu bilir.O mübarek topraklara layık olmayıpta oraya defnedilenlerden layık olmayanları mezar yerleri meleklerce değiştirilir.

HAT SANATI

Hat sanatı incelik ve güzelliğiyle sadece İslam'a ve Müslümanlara has bir sanat olarak tebarüz etmiştir.Gayrimüslümler bu sanata da el atmışlar ancak bizdeki seviyede mükemmel bir hattat çıkmamıştır.Bu gerçeği Hz.Ali efendimiz asırlar öncesinde söylemiştir:
"Hat, üstadın taliminde gizlidir.Onun kıvamı da çok meşk etmektedir.Devamı ise İslam Dini üzere olmaya bağlıdır"

HAFIZ OSMAN

Hafız Osman,Şeyh Hamdullah ekolunu öyle geliştir di ki Sultan 2.mustafa Hafız Osman'ın hokkasını tutarken üstadın yazdığı yazılara hayran hayran bakarken :"Böyle bir hafız Osman bir daha zor yetişir,Belki de hiç yetişmez"dedi.Bu iltifat üzerine Hafız Osman:"Sultanım!Sizin gibi hocasına hokka tutan padişahlar geldikçe , daha çok Hafız Osmanlar yetişir" dedi.
Şeyh Hamdullah'dan sonra ikinci "Şeyh" ünvanını alacak kadar mümtaz bir zirveye yükselmiştir.

ŞEYH HAMDUULLAH EFENDİ

Osmanlı hat sanatının Piri'dir.Sultan 2.Beyazıd han sık sık Şeyh Hamdullah7ı ziyaret eder, o meşk ederken rahat etmesi için arkasındaki yastığı düzeltir ve büyük bir manevi haz içinde hokkasını tutardı.Maneviyat sahasında büyük terakkiler kaydetmiş olan Şeyh Hamdullah efendi büyük bir tevazu sahibi idi.Mezar taşına adının yazılmasını istemeyecek kadar benliğinden sıyrılmıştı.Hüsnü hatta başlattığı ekol beşyüz küsür yıldan beri aynı tazelik ve canlılıkla bütün islam alemini hayran bırakarak devam etmektedir.

YIKMAK / YAPMAK

Yıkmak, insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?
Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.
Sade sen gösteriver" İşte budur kubbe" diye
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye
Ama gel kaldıralım dendi mi , heyhat ne zaman
Bir Süleyman daha lazım yeniden, bir de Sinan
(Mehmet Akif)

SELİMİYE/AYASOFYA

mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği Edirne Selimiye camisinin Ayasofyaya mukabin büyüklük ölçüsü şudur:Hırıstiyan mimarlar demiştir ki Müslümanlara galebemiz var.Ayasofyanın kubbesi gibi bir kubbe, devleti islamiyyede inşa olunmamıştır".demeleri üzerine Mimar Sinan, Selimiye camisinin kubbesini Ayasofya'dan altı zira yüksek,dört zira geniş bina eylemekle keferelerin mimar geçinenlerine galebe çalmış oldu.

SÜLEYMANİYE CAMİSİNİN YER TARİFİ

Kanuni cami yaptırmak arzusundaydı.Cenab-ı resulullah (sav) rüyasına girdi caminin nereye yapılacağını göstermekten başka , caminin iç ve dış unsurlarıhakkında da bir takım talimatlar verdi.Bunları:
"-Minberi şuraya, mihrabı şuraya, kürsüyü de şuraya yapasınız" şeklinde tafsilatlı bir şekilde ifade buyurdu.
Büyük bir heyacan ve sürurla uyanan Kanuni şükretti.Ertesi gün ilk iş olarak derhal Efendimizin işaret buyurduğu yere giderek Mimar Sinan'ı çağırdı.Buraya bir cami yaptıracağını söyledi.Mimar sinan bu teklifi bekliyormuş gibi Sultan'a:
"-Devletlü sultanım! Camiyi bu yere şu mihval üzre yaparız; mihrabı şuraya, minberi şurada , kürsü de şurada olur" diyerek Kanuni'ye rüyasında vaki olan Efendimiz'in ifadelerini tekrarladı.
Kanuni mütebessim bir şekilde Sinan'a bakarak:
"Mimarbaşı! Haberli gibisin?"dedi.
Koca sinan başını edeple önüne eğdi ve aynı rüyayı sadıkayı kendisininde gördüğünü izhar sadedinde:
"Sultanım! Sizin hemen arkanızda idim.." dedi.
Mabedin maliyeti külliyelerle beraber 3 milyar Dolar'a mal olduğu beyan edilmektedir.

1 Ağustos 2020 Cumartesi

İSLAM VAHDETİ YOLUNDA ÜÇ FERAĞAT ÖRNEĞİ ŞAHSİYET

Tarihte üç şahıs vardır ki bunlar,İslam birliği yolunda erişilmez ferağat la hareket etmişlerdir.
Bunların ilki Hz.Hasan efendimizdir.İslam ümmetinin bölünüp parçalanmaması için halifeliği altı ay ifa ettikten sonra bunu Muaviyeye devrederek siyasi çekişme ve çalkantıların önüne geçmek istemişve büyük kitlelerin birbirleri ile çarpışarak ümmet kanının dökülmesine mani olmuştur.
İkincisi doğu illerini Osmanlı'ya hiç kılıç kullanmadan büyük bir sevgi seli halinde  bağlayan İdris-i Bitlis'i Hazretleridir.Yavuz Sultan selim han, kendisine bir çok selahiyetler verdiği halde ,yine de Yavuz'la istişaresiz hiçbir fiilde bulunmamıştır.
Üçüncüsü ise Barbaros Hayrettin Paşa'dır.Cezair'de devlet kurmuş iken Şahsi saltanata meyletmeyip emri altındaki memleketleri İslam vahdeti için , Müslümanların halifesi makamında olan Osmanlı sultanına bağlı bir eyalet haline getirmiş, kendisi de o büyük devletin bir memuru olmayı , küçük bir ülkenin hükümdarlığına tercih etmiştir.

MECELLENİN UMUMİ KAİDELERİNDEN

1-Adet Muhkemdir 
Bir anlaşmanın tarafları arasında belirtilmemiş olan bir hususunda ihtilaf çıkarsa , o mıntıkadaki adet uygulamada nazara alınır.
2.Sui misal, misal olmaz
Bir hareketi mazur kılmak için o hareket gibi kötü olan ve suç teşkil eden başka hadiseler örnek gösterilemez.
Mesela bir hırsıza sorulsa:"Niçin çaldın?".O da "Filan adam çaldı, ben de çaldım" dese verdiği misal onu mazur göstermez.
3.BERAT-I ZİMMET,ASILDIR
Aksi ispat edilinceye kadar bir kimsenin suçsuz kabul edilmesi gerekir.
4.Şek ile yakin zail olmaz
Kesin olarak bilinen bir şey, şüphe ile yok sayılmaz"
5.Ehveni şerreyn ihtiyar olunur
Bir kimse iki şerden birini işlemeye mecbur kalsa , hafif olanını işleyip diğerini terk eder.
6.Zarar-ı ammı def için zarar-ı has ihtiyar olunur"
Umumi bir zararı ortadan kaldırmak için hususi zarar tercih olunur.
7.def'i mefasid celb-i menafiden evladır
Fesad ile menfeeat karşı karşıya geldiğinde , yani fayda getirecek bir işi yapmak aynı zamanda bir fesadı da işlemeyi gerektiriyorsa, bu fesadı işlememek için menfeatın terk edilmesi daha iyidir.
8.Bir iş dıyk oldukta müttesi olur
Bir işte daralma görülünce , ruhsat ve genişlik cihetine gidilir.
9.Meşakket teysiri celb eder
Bir işte zorluk ortayaçıkarsakolaylaştırma cihetine gidilir.

AHMET CEVDET PAŞA

Osmanlı Adliye Nazırlığına kadar yükselen abide bir şahsiyettir.Kuşadalı İbrahim hazretlerinden feyz almıştır.Aziz Mahmud Hüdai dergahında derviş olmak istemişse de dergahın postnişini ,paşadakiistidadı görerek:"Evladım!Rabbın verdiği istidad dolayısıyla seni zahir ilimler ve devlet hizmetinde büyük vazifeler beklemektedir.Bizim himmetimiz de , sana bu yolda olacaktır.Umulur ki ümmeti Muhammed , bu şekilde senden ziyadesiyle istifade ede"
Napolyon zamanına ait Fransız Medeni Kanunu ülkeye tatbik etmek isteyenlerle çetin mücadele yapıp Mecellei Ahkamı Adliyye isimli 1851 maddelik muhteşem Kanunu husule getirdi ve 1926 yılına kadar bu kanun tatbik edildi.1918 den sonra Osmanlı'dan ayrılan bir çok ülke Mecelleden yararlandı.Lübnan da 1932, Suriyede 1949,Irak'da 1953, İsrail'de 1968 e kadar, Kıbrıs ve Ürdün'de uzun süre bu kanun yürürlükte kaldı.

KEMAL PAŞAZADE'NİN VASİYYYETİ

Yavuz Sultan Selim7in Şeyhülislam'ı olan Kemal paşazade'nin vasiyetindendir:
"Ölüm halinde iken bir kimse yanımda teenni ve teemmül ile Kur'an okuya ve kelimei şehadeti tekrar ede.Ruhum kabzolunduğunda da on dört kişi, teşbih ile yetmişbin kelime-i tevhid çekip sevabını bana bağışlayalar.O kişilere akçe tasadduk edile.Cenazemi, hiç meyyit yıkamamış salih bir zat yıkaya.Her camide sela verdirmeyeler:Sultan Muhammed camiinde sala verdirmek kafidir.
Cenhazemi, sünnet üzere olmayan şeyleriterk edip dervişane götüreler.Kabrimi Müslüman mezarlığında yüksekçe bir yerde yapalar.Fakat üzerini yüksek yapmayalar.Alamet için de sadece yontulmadık bir taş dikeler.
Defnolunduğumda kurban kesmeyeler, fakirlere akçe dağıtalar.Hac için beşbin akçe vasiyet ettim, bir kimseye verip haccettireler.Bu vasiyetimi kabul edip yerine getireler"
Son deminde:
Gitmesi var gelmeği bildik tamam
Fitti gelmek, geldi gitmek vesselam