27 Ocak 2024 Cumartesi

NECİB SULTAN'DAN

 Konya’da bir Allah dostu vardı. Hali vakti yerindeydi. Üç katlı olan evinin zemin katında kendisi otururdu. Diğer iki katta çocukları oturuyorlardı. Bir gün evine hırsız geldi. Her kattan bir şeyler çalınmıştı. cüzdan, para, altın v.s. Ama en alt katta oturan Mehmet Efendinin hanımının Mantosunu da almıştı. Kadın haykırıp duruyordu. Bir taraftan da Mehmet Efendiye bağırıyordu.” Bir de Allah dostuyum diyorsun. Senin evine nasıl hırsız giriyor. Hiç okumadın mı?” Mehmet Efendinin evi bahçesinin bir köşesinde ve bahçenin sınırları duvarla çevrilmişti.. Demek ki hırsız duvardan atlamıştı.

Adam hanımına dedi ki : “Bahçeye bakın. Hırsız aldıklarını düşürmüş olabilir “Kadın kızarak,

“ Beyefendi bizimle dalga mı geçiyorsun. Hırsız o kadar aptal mı? Çaldıklarını düşürür mü hiç! “ Biraz sakinleşince, kendi kendine:

“ Bu delinin söylediği bazen çıkar “ dedi. Çocuklarını çağırdı. Hep beraber bahçeye dağılıp aramaya başladılar. Az sonra her biri bir şeyler bulduklarını yüksek sesle, sevinçle bağırmaya başlamışlardı. Çalınan malların hepsini bulmuşlardı.

O vakit Mehmet Efendi hanımına “ Hatun mantom gitti diye dövünüyordun..İşte bulundu.Onu pazara götürsen kaça satarsın ki.?. Dünyanın insana yaptığına bak “ dedi.

NECİB SULTAN'DAN

 Annem ben altı aylık iken, bana hamile olduğunu anlamış. Doğumumdan yedi yaşına kadar hep titremişim. Sıtma tutuyor diye kinin verirlermiş. Aynı zamanda Allah dostlarının türbelerine götürürlermiş. Yedi yaşına geldiğimde, bir akrabamın kızını öpmüşüm. O vakit titremem geçmiş. Normal yaşantıma devam etmişim.

25 Ocak 2024 Perşembe

ÜLKENİN GERÇEĞİ

 “SIĞIRLAR AYNI YERDE OTLUYORLARDI” 

Daha yedi yaşlarında babamın çiftliğinde traktörle çift sürüyordum.  

Traktör makine ve ekipmanlarına merakım daha o yaşlarda başlamıştı . 

Öğretmen Okuluyla birlikte Çınarlı Meslek Lisesinin Radyo-Elektronik bölümünün gece eğitimini  bitirdim .

Öğretmen okulunda öğrenciyken müdürümüz Tevfik Elmas'ın teşvikiyle , tarihte ilk defa Radyo-Elektronik kolunu kurdum .  

19 yaşımda bir dağ köyüne tayin olduğumda , bilgilerimi hayata geçirmeye can atıyordum .

O yıllarda Grundig marka transistorlu radyolar dokuz yüz , öğretmen maaşı da dört yüz elli liraydı .

Yani bir transistorlu radyo iki öğretmen maaşına, bu günkü değeriyle altı bin liraya satılıyor, milletimiz düpedüz soyuluyordu .

İzmir Çankaya Caddesinde elektronik hurdacıları vardı . 

Atılmış radyo kondansatörleri radyonun kalbidir , gerisi kolay ! Hurdacıdan aldığım parçalarla bir radyo otuz liraya mal oluyordu .

Öğretmenlik yaptığım dağ köyünün elinden marangozluk da gelen muhtarı İrfan , muhtarlık binasında bana yer verip bir de çalışma masası yaptı .

İşe  koyulup radyo elemanlarını monte ettim .

 En sona hoparlörü kalınca , muhtara:

 -“Tut şu kablonun ucunu , hoparlörün

 dibine değdir” dedim.

Değdirdiği gibi oyun havaları patladı ! Ankara radyosu çalıyordu !

Muhtar radyoyu kapıp sevinçle dışarı fırladı:

-“Öğretmenimiz radyoyu icat ettiii !” diye bağırarak köy meydanındaki kahveye koştu . 

Köylü merakla kahveye doluştu .

-“Üleen dokuz yüz gaymelik iş bu muymuş” diyorlardı .

Onlar :

-“Öğretmenimiz radyo icat etti “ dedikçe, Ben 

-“değil başkası icat etti , ben imal ettim” diye uyarsam da , onlar inatla :

-“Sen icat ettin” diyorlardı .

Önce muhtara , sonra da köylülerime radyo yapmaya başladım. 

Muhtar radyolara  kutu yapıyor , hoparlör çıkışının deliklerini açıyordu . Kutunun yan tarafındaki kondansatör düğmesinden arama yapılıyor , skala olmasa da istasyonlar pekala bulunuyordu .

Kimseden para da almıyordum ama onlar da çeşit ikramla memnuniyetleri gösteriyordu .

Radyoya kavuşmaktan herkes çok mutluydu.

Bir gün , bizim Uzun Memet radyosunu ağaca asmış tarlada çalışırken, devriyeye çıkan jandarma başçavuşu görüp yakalamasın mı  :

- Nedir ülen bu ?

- Radyo başefendi .

- Böyle radyo mu olur ülen ?

- Öğretmenimiz icat etti .

- Neee , kaçak radyo yapmış , tut onbaşı , zabıt tut !

Zaptı tutmuşlar .

O yıllarda öğretmenlerin milletvekili gibi dokunulmazlığı vardı . Jandarma ya da polis karakoluna çağıramazlar, Milli Eğitim Müdürü ifade alır, gerektiğinde savcılığa sevk ederdi .

Milli Eğitim Müdürümüz  Ahmet bey, öğretmenimiz bana bir uğrasın diyecek kadar kibardı .

Yanına varınca beni alıp kaymakama çıkardı  ve:

-“ O muhteşem mucit bu ! “ dedi ve  kaymakam da suçumu yüzüme tebliğ etti . 

Radyoların yıllık vergisi vardı ve vergi kaçakçılığı nedeniyle  radyo başına para cezası  kesiliyordu . İzinsiz radyo imal etmek de casusluk gibi bir şeydi , yani sonu hapis cezası .

Savcılığa sevk etmemek için , önce takdir edip , sonra bir sürgün cezası ile işi kapatarak , Ödemiş Bozdağlardaki  Kızılkeçili köyüne sürgün ettiler ! Soruşturma kapanmış ama yurdumun  geri kalmışlığının yaraları kapanmamıştı .

Bahar aylarında Bozdağlar'a geldim , İsviçre gibi bir yer !

Bozdağların tepesinde son köy Karakeçili, buradan öteye sürülecek yer yok !

Köyü gezerken , içinde alabalıkların oynaştığı dere boyunda  terk edilmiş üç su değirmeni gördüm . Elektriklisi çıkınca , bunların pabucu dama atılmış ! Birinin suyu var , kapağı kapatınca  tribünden çıkan su insana çarpsa parçalar ! Yazık boşa akıyor  !

O  yıllarda hiç bir köyde elektrik yok .

Hafta sonunu dar ettim . İzmir Sanayi Bölgesinde Manisalı Ahmet Tütüncüoğlunu buldum . Derdimi anlatınca  yardımcı olup , jeneratör için gerekli parçaları bulmamı sağladı : alternatör ,  voltaj aralığı sağlayan kolektör ve kondüktör , jeneratörün miline  monte edilecek kayış ve tribün kanatlarını kaynak yapacağım değirmen çarkı .

Ahmet bey , o iyi yürekli insan , hepsini köyüme kadar kendi cipi ile getirdi . Bir kaç günde montajı tamamladım . Köy kahvesine , okuluma , camiye ve köy meydanına kılavuz aydınlatma için kablolar çektim . Açılış için akşam karanlığını seçtim .

Köylü merakla toplanmış bakarken, suyun  kapağını açınca , ortalık gündüz gibi aydınlık oldu . Suyun gücü neredeyse on beş köyü aydınlatacak elektriği üretebilirdi . Köylü sevinçten çığlık atıyordu .

 -“Sakın öğretmenimiz  icat etti diye kimseler söylemeyin , başıma iş açarsınız” diye hepsine tembih ettim .

O gece devreyi hiç kapatmadım , nasıl olsa bedavaydı !

Sabaha kadar efeler zeybek oynadı , kimi duayla , kimileri rakı içerek karanlıktan kurtuluşu  kutladı .

İki gün sonra basıldık. Tüm ilçe jandarması köyü basmıştı .

- Emir aldık , sökün bunları yoksa fena olur ! 

Söktük .

Kasabaya indim ve -“Sizin mevzuatınıza da, palavra eğitiminize....” diyerek istifamı verdim

Oradan denizlere açıldım. Önce telsiz ve güverte vardiya zabitliği , ardından süper tanker süvariliği .

Yıllar sonra memlekete döndüğümde  gördüm ki ; değişen bir şey yoktu , sığırlar yine aynı yerde otluyorlardı . 🤔

(Öğretmen Nedim ÇAKMAK)

EROL KEKEÇ

 GENLERİMDE TAŞIDIĞIM UMUDUM YAŞAR MI ACEP

“Süreklilik kazanmış geleneksel toplumsal kalıpları kendinize göre yeniden dizayn edip içini dolduramazsanız, yaptığınız değişim toplumsal hayatı bunalıma sokar.”

Ülkemiz gerçeğini dikkate aldığımız zaman bunun tüm boyutlarıyla yaşandığına şahit oluruz.22 Yıllık var olan iktidar toplumsal kalıpları yerinden oynattı ancak olması gereken insani değer sistemlerinden uzak ideolojik yaklaşımla bunları biçimlendirmeye çalıştı. Böyle bir süreç kin öteleme dışlama ayrıştırma gibi uç davranış biçimleriyle örtüşerek topluma yerleştirilmek istendi. Böyle olunca her ortamda patlak veren ve gittikçe yaşanmaz hale gelen bir toplumsal yaşam ortaya çıkardı.

Bir toplumun değişimi eğitimle başlar sözü, söz olarak doğru bir ifade ancak eğitim, günlük kişilerin bulunduğu ortamın gözle görülen kabuğuyla ilgilenerek geliştirilmek ve yenilenmek istenirse, kabukları değiştirmek veya başkalaştırmak eğitimi yenilediğiniz anlamına gelmeyeceği idrak edilmedi. Eğitim uzun bir çabanın ürünü olarak bilimsel verilere dayanarak ideolojik ve dini dayatmalardan uzak tamamıyla insan odaklı olması gerekir. Bir toplumun eğitimi bulunduğu coğrafya, doğal fıtri özellikler ve insani gelişim süreci dikkate alınarak başlanır. Eğitimde amaç, ufuk açmak ve yeteneklerin fıtrat yazılımına uygun geliştirileceği ortamları oluşturmaktır. Eğitim dayatmak değil, yaşken ağaç eğilmez, yaşken ağaç doğrulur. Bunun yolu fıtrat genleriyle uyumlu psikolojik, fiziki biyolojik coğrafi ve sosyolojik ortamların var edilmesidir.

22 Yıl içinde değiştirilen MEB’larının kaç tane olduğunu yazmama gerek yoktur. Bir toplumun geleceği üzerine böylesi bir kumarın oynanması neticesinde bu kumarda hep kaybeden tarafta yer aldık. Kumar oynamak baştan yenilgiyi kabullenerek o ortama girmektir. Her gelen yeni bir şey bulmuş gibi Milleti hipnoz ederek işe başladı, ehil olmayan yöneticiler atandı, her okulun müdürü neredeyse ilahiyatçılardan oluştu. Bu işte ne kadar ehil olup olmadığına bakılmaksızın, dayatılan bir eğitim algısını okullarda nasıl daha rahat uygularız ve bize sadakat gösterecek yanlışlara ses çıkarmayacak bir kitle oluştururuz diye eğitime bakıldı. Böylesi bir mantık tutarsızlığının ve akıl tutulmasının eğitimi getireceği nokta sanıyorum, uzay üssü olmayacaktı. Şimdi uzaya gönderilen bir yolcunun gidişiyle mutlu olan nesiller oluşturmayı eğitimin kalitesi olarak değerlendirir olduk. Kalite kendini inşa eder. Kalite birilerinin yaşamındaki heyecanı alkışlamak ve ondan kendinize bir pay çıkararak özdeşleşmek değildir. Kalite, yıkmaz bunaltmaz, fulü bir yan bırakmaz, gelecek endişesi taşıtmaz, insanları umutlu kılar. Herkesin yaptığı işten zevk almasını sağlar. Ancak bizdeki kalite sadakatli olmaya dayandığı ve yanlışları birlikte örtmek ve bir çıkar olunca ortak paylaşmak olduğu için kalitesiz ve dip bir yaşam ortaya çıktı.

Bir toplumun eğitiminin genetiği değiştirilmiş ve suni nesiller ortaya çıkmaya başlamış ise, buna bağlı diğer kurumlarda anlamlı bir yaşam bekleyemezsiniz. Diğer kurumların hepsinin insan potansiyelini imal eden kurum eğitimdir. Eğitim çarkı iflas eden bir toplumun şu kurumlar iyi çalışıyor diyebilme imkânınız olmaz. Diğer kurumların tamamı mesleki yeterliliğe sahip insanların yer alması gereken kurumlardır. Mesleki yeterlilik ve insani davranış kalıpları yerle yeksan olmuş, ahlakın yerlerde süründüğü bir ortamdan geliyorsa o zaman buralarda nasıl olumlu ve faydalı sonuçlar bekleyebiliriz ki!

Bir toplumun yıkıma gitmesi böyle başlar, iyi niyetli olmanız hiçbir şeyi değiştirmez aynı zamanda sizi masum kılmaz. 22 yıl bir toplumun tüm kültürel ve yaşam kodlarının yeniden kodlanması ve istenilen küresel kodlamaya uygun ve yeterli bir zaman olduğu kanısındayım. Bizim eğitim anlayışımız küresel ölçekte planlanmış, dünyayı sömürmek için uygun kobaylar oluşturma anlayışına göre biçimlendiği için geldiğimiz nokta insanlığın kurşunlandığı son aşama oldu çıktı.

Beyin travması yaşayan yöneticilerden oluşan bir yönetim erki bu sistemi bundan iyiye asla çeviremez, onun için bu patolojik algı öncelikle toplumsal yaşamın üzerinde bir kara bulut gibi durmaktan uzaklaşmalı ve toplum ciddi bir nefes alıp, bu nefes darlığından çıkması lazım. Beyne kan giderse belki doğru düşünüş hamleleri gerçekleşir. Toplumsal yaşama ait söyleyecek sözü olan duyarlı ve sorumlu idealist eğitimciler ortaya çıkar. Sorumlu duyarlı, bir orman gibi kardeşçe ve bir ağaç gibi tek ve hür bağımsız fidanlar yetiştirmeyi ve onlara ufuk açmayı dert edinmiş eğiticilere bu toplum çok muhtaç…Velilerin, kendini bilmez yöneticilerin elinde şamar oğlanına dönmüş eğitimci olamaz. Öğretmenin prestiji yerlerde sürünürken hangi hedefe varmayı düşünebilirsiniz ki!2023 -2024 eğitim öğretim yılı için bir ülkede 6-8 bin lira harçlıkla ücretli öğretmen çalıştırarak nereye gitmeyi düşünüyorsunuz. Uzayla ilgili bir çalışmayı bırakın ancak uzaya gidenlerin boş kalan koltuklarından bir yolcu bileti alabilirsiniz. Bunları söyleyecek ve bunları dillendirecek entelektüel ve aydın insanlarımız olsaydı zaten böyle bir karanlık tablo ile karşı karşıya kalmazdık. Bugün ki iktidar olumsuzlukları dillendiren her insanı o makama layık olup olmamasına bakmaksızın bir yer verdi veya belli yönetim kurulu üyeliği altında onlara susma payı vererek onları da susturdu. Sonrasında tek ses çıkmaya başladı televizyonlar gazeteler doğru yanlış olup olmadığına bakmaksızın iktidarın haber kanalı ya da bülteni olup çıktılar. Farklı olanlarda vatan haini olunca geleceğiniz son nokta herhalde bu olurdu. Piyangodan uzay istasyonunun size çıkmasını mı bekliyordunuz.

Eğitim kurumları sil baştan var olan yöneticilerin büyük çoğunluğunu yöneticilik makamlarından alarak duyarlı sorumlu insanlarla ancak yeniden işlev kazanabilir. Yoksa öğretmenlerin hepsi işlevsiz bir eğim aparatı olarak kalmaya devam ederler. Öğretmen iz bırakan toplumu ufka baktıran, ahlaki değerleri onların yaşam alanlarının her tarafına nakış nakış işleyen ağaçları görünce kıran çocuklar değil, ağacı görünce koruyan çocuklar yetiştirir. 

Ey yönetim erki bu gidiş hiç iyi bir yöne gitmiyor, böyle devam ederse yarınlar olmaz bugünü karanlık olanların yarını toz duman olacağından kuşkunuz olmasın…Toplumsal yaşam farklı düşünce ve insanların birlikte hareket edebileceği ortamların var edilmesiyle devam eder. Liyakatin ölçüsü sadakatin zirvesi olursa o toplum asla iflah olmaz. Bu kısa makalemde anlatmak istediğim birçok konu olmasına rağmen en önemli temel bir meselenin dikkate alınması için bu satırları yazdım…Biz hatırlatmak zorundayız, “kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki,” ayetinde vurgulanan bir kalem olsun kalemim o amaçla yazıyorum dileyen Rabbine giden bir yol tutar…Adaletin olduğu yerde bu söylediklerimin olması hayatın doğasında var, ancak adaletsiz ortamlarda bunlar ancak bir temenni olarak yer alır. Dileğim temennisiz bir ortama kavuşmak dileğimle….

Selam saygı ve muhabbetlerimle!

Erol KEKEÇ/23.01.2024/Namazgah/İST

20 Ocak 2024 Cumartesi

GÜNÜMÜZ DİN ADAMLARI/NURETTİNN TOPÇU

 GÜNÜMÜZ DİN ADAMLARI 

‘Asırların artığı sözde din adamlarınız, devrimizin maddeci yıkımını göstererek onu itham yoluyla kendilerinin Allah yolcusu oldukları vehmini halka sunuyorlar. Hakikatte ise onlar dinî hayâtı, maddî şekil ve hareketlere bürünmüş maddecilerdir. Ruhlarını kaybetmişlerdir. Allah yolculuğu mevlidhanlıktan, duacılıktan, mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmediği gibi kinin, tekfirin, tehdidin ve ruh karartıcılığının da ilâhi yolculuğa yoldaşlığı olmaz. Nur arayanlar, her tarafta nurla kuşatılırlar. Etrafta karanlık arayıp taşlama harisleri nuru asla göremeyeceklerdir. Bizim yolumuz, İslâm’ın kaynaklarındaki nurlardan fışkıran ümit ile iman sevdasını âleme ve Allah’ın bütün kullarına ulaştırma yoludur; İslâm’ı insanla birleştiren yoldur.


 Nurettin Topçu, “Önsöz”, İslâm ve İnsan/Mevlânâ ve Tasavvuf’, 13-14.

İSLAM DÜNYASI/NURETTİN TOPÇU

 İSLAM DÜNYASI


‘Türlü sefaletlerle ihtirasların parça parça böldüğü hasta bir vücudu andıran İslâm dünyâsı, en bedbaht devirlerinden birini yaşıyor ve her İslâm memleketinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirine saldırıyorlar. Her sene yüzbinlerce ziyâretçi ile dolan Kâbe’nin etrafında ruh birliği ve beraberliği meydana gelemiyor. Bunun sebebi ne siyasi ne iktisadi, ne de esasında ilmi ve fikridir. Bu halin sebebi, İslâm’ın temeli ve Kur’ân’ın özü olan ahlâkın kaybedilmiş olmasıdır. Bugünkü Müslümanlar, bir takım geleneksel hareketleri dikkat ve titizlikle yapmaktan başka endişesi olmayan, ilkçağın ve ilkel devrin sihirbazlarını andırıyorlar. Kur’an harikası olan ilâhî ahlâk, İslâm diyarında çoktan gömülmüştür.’


Nurettin Topçu-İslâm ve İnsan/ Mevlânâ ve Tasavvuf-önsöz

ŞÜKÜR

Gerçek şükür, Hakk7ın insanlara bahşetmiş olduğu nimetlerin cinsinden başkalarını da faydalandırmaktır.Bu tarzda yerine getirilmesi gereken şükür, herkes tarafından yapılamadığı için ,Hak teala Kur'an da:"-Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır"(Sebe 13) buyurmuştur.

"Ya Rabbi şükür","Elhamdülillah" gibi buna benzer tazarru ve niyazlar, şükrün dil ile ifadesi olup hamd ve zikir olarak mütala edilmelidir.

Şükür kulun, Hakk7ın kendisine bahşetmiş olduğu göz, kulak, diğer aza ve çeşitli nimetleri yerinde sarfetmektir.Mesela zenginliğe şükür, fakire infak ile , sıhhate şükür , hastaları gözetip onları ziyaret ile , ilme şükür, bir başkasına öğretmek ile , tokluğa şükür, açları doyurmak ile yerine getirilmiş olur.  

14 Ocak 2024 Pazar

SABIR

 SABIR, dinin yarısı olarak tarif edilmiştir.Sabır, nefse haz veren şeylerden uzaklaşmaktır. Kişi belaya sabretmekle , kazaya razı olur .İslam'ın esası rıza, imanın ise sabır olduğu ifade edilmiştir,.

Abidlerin ve aşıkların sabrı olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Abidlerin sabrının en güzel şekli, şikayette bulunmamak, ve halin devamını sağlamaktır. Aşıkların sabrının en güzel şekli de Hakk'a ulaşmanın çabuklaşması için sabrın terk edilmesidir. Abidde sabır şarttır, aşıkın vuslattan sonra sabra ihtiyacı yoktur.

SIDK(DOĞRULUK)

 Sıdk,müslümanın Hakk'a ulaşmasını teminde gerekli olan sıfatlardan birisidir.İnsan sıdk, ihlas ve sabırla olgunluğa erişir.Doğrulardan murat , Hak davaya sadık, en zor ve en tehlikeli şartlar içinde ona yar olanlardır.

EVLİYADAN SADIR OLAN ZIT SÖZLER

 Sırrı Sekati hazretleri  tevbeyi tarif ederken "GÜNAHINI UNUTMANDIR" diye tarif ederken Cüneydi Bağdadi hazretleri "GÜNAHINI UNUTMAMANDIR" demiştir.Birbirine zıt gibi görünen tarifler, ayrı ayrı değerlendirildiğinde her ikiside gerçeğe uygundur.Çünkü birinci tarifte havas, ikinci tarifte ise avam kastedilmiştir.Havas daima zikirde bulundukları için , kalplerinde masivayı barındırmazlar, günah da bir masivadır.

TEVBE

 Tevbe, tasavvufi vahdet hayatının kapısıdır.Ruhun selameti için günahın zararlı olduğunu idrakten doğar.Zira günah mümini gayesinden , yani Allah'ından ayırır.Allah'la insban arasındaki hicapların kalkmasına vesile olan ilk makam tevbedir.

Tevbe ruhi bir hadisedir.Kulun kusurunu Hakk'a götürmesi, günahlarını itirafla , pişmanlığını beyan edip ,O'na sığınmasıdır.Zira bu dergah-Hz.Mevlana'nın belirtttiği gibi - ümitsizlik dergahı değildir, geçmiş günahlardan pişmanlık duyup , Allah'a sığınmak isteyen her kimse, mutlaka huzura kavuşur.Efendimiz buyurmuştur:"Günahından tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir".

Tevberücu manasına gelir.yani Mü'min , kötü huylardan, İslamın ruhuna zıt davranışlardan sıyrılmasına, samimiyetle güzel huşlarına rücu etmesine tevbe denilmiştir.

MANEVİYAT EHLİNİN TELEFONLAŞMASI

 Maneviyat ehlinin telefonlaşması kavramının içinde maddi iletişim araçları yoktur.Onların özel bir iletişim kanalı vardır.Metli Dede hazretlerinde yetişen Konya'da Üçler mezarlığında medfun Hasan Hüda haz retlerinin kızı Hatice Sultan'ın kızı Şerife anlatmıştı.Babam,yüksek tahsilini yapmadan evvel evlenmişti.Evlilik esnasında Yüksek okulda okuması icab edindce Dedim, Damadı'nı kızımı bize bırak sen okumaya git dediği için çocukluğum dedemin yanında geçti.Bir gün Dedem sabah sonrasında asabi idi.Telefon ediyorum ediyorum,telefona bakmıyor" diye söylenince ,Kim o? diye sorunca Necib Sultan'dan bahsetti ve ilave etti "Biz sabahlara kadar biriktiyoruz, o geliyor bizim kazandıklarımı alıp gidiyor(çalıyor) dedi.Ben 17 yaşında idim.Bu sefer Necib Efendi'nin avukatlığına soyundum ve dedeme dedim ki:"Sen de hazinenin kapısını kapalı tut o zaman" deyince Dedem biraz yumuşamış vaziyette bana "Nasıl kapalı tutacağım /" diye bana sordu.Ben de "Mürşidine sorup öğrenseydin ya ! Deyince dedemin neşesi yerine geldi ve akşama kadar mutlu oldu.

Maneviyat ehlinin birbirlerinden kazanç aşırdıkları, birbirlerinin dervişlerinden gözünün tuttuklarını kendi mülküne katmak istedikleri hep vaki olmuştur.Bu nedenle bu tür durumlarda birbirlerine kızarlar ve karşıyı "maneviyat hırsızlığı" ile suçlarlar.

ŞEYH MAHMUT APAK

 

Evliyaullah'ın ruh teslimi meselesi..Evde beslenen kedi ile alakalı yorumları..

6 Ocak 2024 Cumartesi

"NE ZAMAN İSTESEM GELİYORDU"

 Necib Sultanımın en küçük kızı anlattı."Abimin askeriyedeki tayini Kütahya'ya çıkmıştı.büyük ablamla beraber onun evinde idik.Benim yaşım 9..Pencereden akşam vakti dışarıyı izlemekteyim.Acaba babam gelir mi? diye..Onu dışarıda gördüm ve ablamı çağırdım:Ablam babamı gördüm" diye Ablam geldi dışarıya baktı kimse yoktu.Kendisine şaka yaptığımı sandı ve kızdı.Akşamın bu saatinde Babamın burada ne işi var..Aradan epey zaman geçti.Evin kapısı çalındı.Ben hemen kapıya yöneldim kapıyı açtım,ancak arkadan zincirli olduğu için boyum zinciri açmaya izin vermiyordu.Ablama bağırdım:Abla Babam geldi" diye..Ablam yine şaka yaptığımı sandı gelmedi.Birkaç defa çağırınca geldi.zinciri açtı.Hakikaten gelen Babam iidi.Akşamın o saatinde nasıl gelmişti hayret etti.Aynı şekilde daha sonraki süreçte..Osmaniye'de okurken kaldığım evde, günün hangi saati olursa olsun  babamı görmeyi çok arzu ettiğimde babam mutlaka kapıda görünüp ziyarete gelirdi.Yaşadığım bu hali kime anlatsam, bana "inanmıyorlar" geliyordu. 

4 Ocak 2024 Perşembe

CAHİL SECDE ETTİ, OYSA KIYAM VAKTİ İDİ(MUUHAMMED İKBAL)

 

Müslümanlardaki şükür anlayışına bakıyorum, teslimiyet anlayışına, kadercilik, cihat anlayışına bakıyorum bir de Kur'an öğretilerinde bunlara tekabül eden emir ve öğütlere bakıyorum taban tabanı zıt ve kendi içerisinde paradoksal bir endam ve anlayışla yol alıyor; Müslümanlar ve Müslümanlık...

Fiziksel zulmü ve vahşeti her türlü imkanına rağmen oturduğu yerden geliştirdiği şükür, dua ve cihat anlayışıyla hallediyor. 

Kendini hiçbir yük, meşakkat ve somut bir sorumluluk almadan geliştirdiği anlayışla aslında bu yüce dine bir yük,külfet ve arıza oluşturuyor...  

Vakti gelmiş eylemsel cihadı, secde vakti ile karıştırmış bir cehalet ve kavramsal fırsatçılıkla savuşturmaya çalışıyor...

Muhammed İkbal ‘in "Cahil secde etti, oysa kıyam vakti idi" dediği hal üzereler...

Bulunulan gaflet konumuyla, kül yutmayacak Allah'ı bile es geçmişler... 

Garabet bir durum; kutsallık atfettiği öğretiye bu kadar zıt bir yaşam tarzları oluşan başka bir toplum yok.Şiddetli yerdiği modernizm yaşam tarzlarının tam kucağında ve arka planda her türlü çıkar devşirmede üstlerine yok...

İsrail resmen ve alenen, İslam toplumları başta olmak üzere tüm insanlığı imtihana tabi tutmuş. Hiçbir yaptırımla karşılaşmadan ve akıl almaz bir vahşetle yaşam koşulları her türlü zor fakat izzetli Filistin halkını tüm dünyanın gözü önünde peyderpey ya da hızlı bir şekilde yok etmeyi kafaya koymuş.

Resmen ve alenen, görülmemiş kışkırtıcılıkla yeni bir dünya savaşı ve faşist hayali üzerinden büyük İsrail 'i kurmanın jet hızıyla zeminini oluştururken, sözüm ona başta devasa kaynaklara sahip olan Arap ülkeleri yöneticileri, İslam ve dünya ülke yöneticileri, evvel zamanında  holokostla psikopat haline getirilen bu zümrenin azgınlığına ses çıkarmaya yeltenemiyor bile...

 Öte yandan bu nezih, hareketli ve adil dinin sözüm ona müntesip ve anlayışları biline ki kendi oluşturdukları garabet, çıkarcı, ilimden, bilimden ve fikirden uzak halleriyle bu dine yükler, artık yükler...Yoz, çürümüş istismarcı, menfaatçi, tembel ve ahlaki yoksunluğu zirve yapmış bu anlayışı yıkmak ve bu dinin hakettiği aydınlanma çağını da başlatması elzem olmuştur. 

Nezih ve aydınlanmış zihin, dünyayı karanlığa, zulme ve kana boğmak isteyen vahşet bir anlayışa karşı durabilir. Bu duruşa insan olan ve insanlığı olan herkesin ihtiyacı vardır. 

Nezih ve aydınlanmış onurlu duruşlara, selam olsun... ,(Ahsen Meryem Süveyda-Her taraf)

31 Aralık 2023 Pazar

VAHDET-İ VÜCUD

 Bir hal ilmidir.Zevkan ve halen idark olunabilir.İmam Rabbani tevhidi, vücudi ve şühudi olmak üzere iki kısımda hulasaeder.Vücudi tevhid, mümkün olan şeylerin vücudunu, Allah Teala'nın vücud denizinin dalgası görmektir.(Heme ost- hep O'dur).bu makama ulaşmış sufiler, Hakk'ın vücud denizine daldıkları için (fena fillah), orada denizden ve dalgadan başka bir şey göremez.(şühudi tevhid). kendi vücudunu da bu deryadan bir damla kabul eder.Bu halin nihayetinde -istiğrak halinde- damlayı da düşünmez.

Vücudi tevhid latifei kalbin seyrinde meydana gelir.Kalb önce imkan dairesinde seyreder.Salike, bu dairenin hallerinden olan huzur , cezbe, varidat (gönle doğan tecelliler), melekut, mülk, misal alemleri v.s keşfolur ki, bunların hepsi imkan dairesien dahildir.Bu hale "seyr-i afaki" ismi verilir.

Vücudi tevhidin menşei-kaynağı- ibadetin çokluğu (salih ameller) mücahede, dünyayarağbeti terk, zikre mülazemet  gibi sebeblerle, müridde gerçek sevgiliye karşı aşk meydana gelir.Bu aşk şeri hükümlere uygun olarak gerçekleşir.

Hz.Mevlana buyurmuştur:"Kainatta ne varsa hepsi vehim ve hayaldir.Ya aynalardaki akislerdir, ya da gölgeler gibi"

Ey ruhumuzun ruhu! Biz kim oluyoruz ki kendimize vücud verelim  de, Seninle ortayaçıkalım.Biz, bir alay hiçleriz.Bizim varlığmız da hiçtir.Sen mutlak bir vücutsun ki zuhur aynasında fanileri gösteriyorsun.Biz arslanlarız. Fakat hakiki arslanlar değil, hareketleri zaman zaman esen rüzgarlardan sancak üzerine dikilmiş arslanlarız.Sancak üzerine işlenmiş bu arslanların hareketleri görünür de , onları hareketlendiren rüzgar görünmez.O görünmeyen eksik olmasın. Bizim hareketimiz, vücudumuz senin vergindir, Senin icadındandır.Ademe varlık lezzetini tattırdın.Ademi ezelde kendine aşık etmiştin.Aşk galeyanı iledir ki , bu alem de zuhura geldi.

BAZI ÜNLÜLERİN ÖZELLİKLERİ

 BUNLARI BILIYOR MUYDUNUZ ?

 CAHİT SITKI

Küçükken yaramazlık yaptığı için babası tarafından pencereden aşağı sarkıtılmıştır. O günden sonra ölümden korkmuş ve eserlerinde hep “ölüm” temasını işlemiştir.

 * NAZIM HİKMET*

Nazım Hikmet’in en değişik özelliği devamlı beyaz pantolon giymesiydi. İlham geldiğinde aklındaki sözleri hemen beyaz pantolonuna not alıyormuş. Tüm dünyanın tanıdığı bir şair olmak, böyle değişik özelliklere sahip olmaya bağlıdır belki de.

Bursa cezaevinde ıslak ıslak çok dayak yediği için onun en büyük korkusu su olmuştur.

  ÖZDEMİR ASAF

"R" leri söyleyemeyen şair...

Bir gün matbaadan çıkıp Karaköy’e gitmek için bindiği taksinin şoförü sorar:

“Neğeye biğadeğ?”  Utancından “Kağaköy” diyemez, “Eminönü” der. İner. Oradan Karaköy’e kadar yürür.

 YAHYA KEMAL

Hiç evi olmamıştır. Ölene kadar otelde yaşamıştır. Nazım Hikmet’in annesine aşık olmuştur.

  TEVFİK FİKRET

 Aynı zamanda iyi bir ressamdır. Evinin planını da kendisi çizmiş ve evine isim veren ilk şairimiz olmuştur. En büyük takıntısı: Sol tarafında kimseyi yürütmemek.

 * AHMET HAŞİM*

 Hastalık derecesindeki takıntısı ise: Toprak yemesidir. Haşim’in şiirlerinde hep gün batımı, gece, ay ışığı, hüzün olmasının sebebi çirkin olmasından derler.

 TOMRİS UYAR

Üç büyük şairi ( Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever) kendisine tutsak eden kadın… Bahsi geçen güzel.

 CEMAL SÜREYA

Sevgili Cemal soyismindeki iki y’den birini bir iddia sonucu kaybetmiştir. Evet, soyismi tek “y” ile yazılıyor.

 ORHAN VELİ

Ölümü  belediyenin açtırdığı bir çukur yüzündendir. Çukura düşmesi sonucu başından yara almış ve ölüm sebebi bu olmuştur.

 CEMİL MERİÇ

En ünlü sözleri kitap okumak üzerine olan Cemil Meriç gözlerinde oluşan bir rahatsızlık nedeni ile yazıları okumayacak duruma gelmiştir. Gözleri göremez duruma geldiğinde ise yakınlarının yardımı ile yazmaya devam etmiş hatta en verimli eserlerini gözlerinin görmediği dönemlerde kaleme almıştır.

 SABAHATTİN ALİ

Sabahattin Ali su gibi Türkçesi ile kitaplarını kaleme almıştır. Kısacık ömründe hayata her daim pozitif düşüncelerle bakan Ali diksiyon takıntısına sahipmiş. Yanlış telaffuz edilen bir söz duyduğunda hemen bunu düzeltme girişiminde bulunurmuş. Hatta bu durumundan eşi Aliye Hanım oldukça rahatsız olur, bunu da kendisine söylermiş. Sabahattin Ali bu olayı arkadaşlarına “ Aliye hanım bana bu yüzden fena içerliyor. Karı koca ağız tadı ile kavga edemiyoruz. Kavganın ortasında tutup diksiyon yanlışlarını düzeltiyorum” diye anlatırmış.

 AHMET ARİF

Türkçeyi en iyi kullanan şairlerimizden Ahmed Arif aynı zamanda Zazaca, Arapça ve Kürtçe dillerini de biliyordu. Ata binmeyi daha küçük yaşlarda öğrenen Arif şahlanmayan ata binmezdi. Yaşamının büyük bir bölümünde günde 4 paket sigara içen Ahmed Arif tam bir sigara tiryakisiydi.

 HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

 Kulağa sevimli gelen bir alışkanlık! Unutulmaz filmlerden olan Gulyabani filminin esinlenildiği aynı ismi taşıyan kitabın yazarı Hüseyin Rahmi Gürpınar temizlik hastasıymış. Öyle ki, bu özelliğinden dolayı hiç evlenmemiş ve devamlı eldivenleri ile gezmiş. Kendini sosyal ortamlardan soyutlayan büyük yazar evde örgü örmekten çok hoşlanır. Yurtdışından yeni örgü modelleri getirtirmiş. Aynı zamanda örmediği ve yazmadığı zamanlarda mutfağına kapanır ve ev reçelleri yaparmış.

 YAŞAR KEMAL

 Yaşamı boyunca Türk edebiyatına sayısız eser bırakan usta kalem Yaşar Kemal çocukluğunda pek bir talihsiz olaylar yaşamış. Babası Van’dan göç ettiği sırada yanına aldığı Yusuf isimli bir çocuğu kendi çocukları ile birlikte büyütmüş. Yusuf’un camide namaz kılarken babasını kalbinden bıçaklayarak öldürülmesine tanık olan Büyük yazar 12 yaşına kadar kekeleyerek konuşmuş. Sağ gözündeki durum ise daha küçük yaşlarda eniştesinin kurban kesmesini izlerken bıçağın bir anda fırlayarak Yaşar Kemal’in gözüne gelmesi ile kör olmasına neden olmuş.

 ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Söylenenler göre Ümit Yaşar yirmi üç kez, kendi sözlerine göre de üç kez intihara kalkışmıştı.

1973 yılında Ümit Yaşar Oğuzcan’ın on yedi yaşındaki oğlu Vedat Oğuzcan, Galata Kulesi’nden aşağı atlayarak intihar eder. Rivayet odur ki, cansız bedeni yerde yatarken avucundaki kağıtta bir not yazılıdır: “Baba intihar öyle edilmez, böyle edilir!”

AŞK/AKIL/NEFS

 Aklını aşkın emrine vermeyen kimselerin kılavuzu nefsidir.Fikri ve zevki tamamen maddi olan kimseye , tevhidin derin manalarını anlatmak mümkün değildir.Masivayı sevmek ve ona bağlanmak , bakışımızı aydınlatmış olabilir , fakat gönül aynamız daimabulanık kalacaktır.

Aşk makamını Muhammed İkbal  şöyle anlatıyor:"Aşk makamı mimber değil dar ağacıdır.İbrahimler, Nemrutlardan korkmazlar.Hem öd ağacının ayarı ateşle belli olur.İnsan ancak kendi canı ile yaşamalıdır.Canını rehin koyup ,teni ile yaşayan değersiz insandan çekin"

Aşk , muhabbetin seveni kavraması, bütün vücuduna yayılması, adeta onu sarmaşık dalları gibi kucaklamasıdır.Aşk her durum ve haliyle insanı Hakk'a götüren yoldur.O,-ister süfli arzulardan uzak- iki insan arasında duyulan mecazi aşk olsun , ister Allah Teala ile kul arasındaki gerçek aşk derecesini bulsun, neticesi aynıdır.Hakikate mecaz köprüsünden ulaşıldığına göre, mecazi aşk da kulu ergeç mevlasına kavuşturur.

SIFATI MANEVİ

Hakk Teala  Alim, Kadir,Mürid,Mütekellim,Semi', Basir v.s sıfatlar manevi sıfatlar olup bir kulunda bu sıfatlarla tecelli ederse;

Hakk Teala, alim sıfatı ile tecelli ederse, vasıtasız olarak ilim ve hakikatlar zahir olur.Hz.Adem (A.s) olduğu gibi :"Adem'e bütün isimleri öğretmişti"(Bakara 31)

Kudret sıfatı ile tecelliettiğinde şu ayeti kerime delildir:"Attığın zaman da (habibine) sen atmadın, ancak Allah attı"(Enfal 17)

Hayat sıfatı ile tecelli ettiğinde Hızır ve İlyas (a.s) olduğu gibi baki hayat meydana gelir.

Semi' sıfatı il tecelli ettiğinde " Ey karıncalar yuvanıza girin.Sakın Süleyman ve orduları , kendileri bilmeyerek sizi kırmasın.Süleyman onun bu sözünden gülercesine tebessüm etti de"(Neml 18-19)

Kelam sıfatı ile tecelli ettiğinde "Allah  Musa'ya da hitap ile konuştu"(Nisa 164)

Hz.İsa'ya Halık sıfatı ile tecelli etti:" Hani benim iznimle çamurdan kuş suretinin benzerini tasarlıyordun, içine üfürüyordun da , benim iznimle bir kuş oluveriyordu"(Maide 110)

Hz.İbrahim (a.s)'e ihya sıatı ile tecelli etti:"Hani İbrahim ;"Rabbim ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster" demiş Allah:" İnanmadın mı yoksa?" .O da :" İnandım fakat kalbimin yatışmasını istedim" diye söylemişti.Allah dedi ki:"Dört kuş tut.onları kendilerine alıştır.Sonra da her birini parçalayıp, her parçasını bir dağın üzerine bırak .Daha sonra onları çağır.Koşarak sana geleceklerdir"(Bakara 260)

Havas avamın aksi, devamlı olarak tecelli halini temaşa durumundadır.Setr, avam için bir ceza iken , havas için mükafat ve rahmettir.Çünkü Allah Teala mükaşefe suretiyle gösterdiği tecellileri setretmeseydi, bu ilahi tecelliler zuhur ettiği zaman havas, mahvu perişan olurdu.

 

30 Aralık 2023 Cumartesi

ESMALAR İLE HİCAP PERDELERİNİN KALKMASI

 Denilir ki İnsan İle Hakk Teala arasında 70.000 hcap(perde) vardır.Mutasavvıflar (bilhassa Halvetiyye tarikatı mensupları) yetmiş bin hicabın yedi nefs mertebesine tekabül ettiğini(Nefsi emmare, nefsilevvame, nefsi mülhime, nefsimutmainne, nefsi radiyye, nefsimerdıyye, nefsiKamile).Hak Teala'nın yedi isminden herbirinin onbin hicabı kaldırdığı .Setr perdesi kalktıkça , ilahi sırların açılıp Hakk'ın tecellilerini müşahedenin gerçekleştiğini ifade ederlerHak Teala  her an mütecellidir."O her an bir iştedir"(Rahman suresi 29).Fakat herkese tecellilerini görme(mükaşefe) izni verilmemiştir.

Hakk Teala dağa cemaliyle tecelli ederse o dağ güllerle,çiçeklerle dolar.Celaliyle tecelli ederse dağ paramparça olur.

LA MEVCUDE İLLA HU

Bu tevhid-i Zat demektir.Cem mertebesi , insanın kendisini ve halkın varlığını kabul etmekle beraber, bunların mevcudiyetlerinin  Allah ile kaim olduğunu idraktir.Cem, varlıkları zuhur mahalleri bilip , görünenin tek ve mutlak varlığa bir işaret olarak idrak etmektir.Kainatı bu gözle görmek ve bugörüşü oluş haline getirmek, duymak veyaşamaktır.

Bir kitbullah-ı a'zamdır seraser kainat/Hangi harfi yoklasan ma'nasbı hep Allah çıkar

Cem' baka , yani varlık makamlarındandır.Salik önce büyük işleri Allah Teala'nın fiili görür.Fiilin bir oluş olduğunu ve zuhur yerine göre değişik şekillerde görüldüğünü anlar.Buna Tevhid-i ef'al (işleri birleme) ismi verilir.Daha sonra bu fiillerin , sıfatların bir zuhuru olduğunu hisseder ve tek sıfatın yine , zuhur mahallerinin kabiliyet ve derecesine göre çeşitli şekillerde meydana geldiğini anlar.Buna da Tevhid-i sıfat(sıfatları birleme) adı verilir.Sonunda sıfatın , zatın zuhuru olyması bakımından , zattan başka bir şey olmadığını müşahedre ederLA MEVCUDE İLLA HU, tevhid-i zat(zatı birleme) demektir

Allah Telala bir kimseye ibadetini veya başka bir fiilini müşahede ettirirse , o kul tefrikadadır.(Tefrika kul ile Rabb arasındadır. Bir kimseye de , kendi fiillerinden verdiği bir şeyi müşahede ettirirse, o kul cem ile müşahede durumundadır.

İspat-ı halk tefrika kapısı, isbat-ı Hakk da cem' nimeti olarak ifade edilmiştir.Her iki hal de salik için faydalıdır.Çünkü tefrikası olmaynıın kulluğu olmayacağı gibi, cem'i olmayanın  da marifeti olamaz."iyyake na'budu" FARKA, "iyyake nestain" CEM'A işarettir.zira ibadet kuldan, yardım ise Allah Teala'dan gelmektedir.

CEm vetefrika'yı iyice anlıyabilmek için Cüneydi- Bağdadi'nın aşağıdaki manzumesi :

Sırrımda ve ruhumda Seni bir hakikat olarak buldum (CEM)

Sonra dilim sana tazarru ve niyazda bulundu (TEFRİKA)

Bir takım manalar yüzünden Seninle cem olduk (HAKİKAT)

Bir takım manalar için Senden ayrıldık (İBADET HALİ)

Azamet ve Celalin , baş gözüyle bu dünyada Seni görmeme mani oldu.Fakat vecd hali beni Sana kendimden daha çok yaklaştırdı. 

"Kimi arıyorsun, niye ızdırap içindesin? Zira O bütün zuhuruyla meydanda; sen ise örtü altında gizlisin.O'nu arasan kendinden başkasını göremezsin.Kendini ararsan A'ndan başkasını bulamazsın.

22 Aralık 2023 Cuma

BATILA DALMAK

Müddessir suresi 45 nci ayet..Cehennemin sekar denilen yüksek ısılı ateş bölümündekiler sorarlar:Ne yaptınız da buraya grdiniz..İçeri girenler söyler,"Biz namaz kılanlardan değildik..Yoksulu doyurmuyorduk...(Batıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk..

Ayette geçen "Batıla dalmak" nedir.?.İmam Gazali hazretleri "Dil afetleri" isimli eserinden dilden neşet eden 20 afetten bahsetmiştir.Bu afetlerin tarifini yapmış ,ayet,hadis,ve büyüklerin sözleriyle bu afetleri açıklamıştır.

"Batıla Dalmak" örnekleri ile anlatılır.Örneğin "Kadınların hallerinden bahsetmek,Zenginin mal varlığından ,geçimsizliğinden , Mizah yaparken girilen konular v.s..Tüm bunlar konuşulurken Hak Teala'nın gazabına neden olacak bir kelime kişi için cehenneme girecek bir hüsrana sebebiyet verebilir. 

21 Aralık 2023 Perşembe

NECİB SULTAN'IN İKİNCİ SENEYİ DEVRİYESİ

20 Aralık akşamı icra ve idrak edildi. Büyüklerin hayatta, göz önünde olması çok büyük bir nimet imiş. Koruma kalkanı içinde olmak, gündelik hadiselerde görüşünü sormak büyük bir rahatlık imiş. Ancak, kınından çıkmış kılıcın iş yapmasının vefatlarından sonra olduğu inancıyla Rabbim'den kendisi için âli makamlar diliyorum. 

13 Aralık 2023 Çarşamba

ENSARİ DEDE

 Kayseri Pınarbaşılı merhum Bedir baba hazretlerinin dervişlerinden olan bu adam ileri yaşlı idi.Hacı Bekir uzun abimizin anlattığına göre Necib Saltanın yanına gelir misafir olur idi.Bizde misafir olduğu bir zamanda şunu söyledi:Benim, Kadirli'de bir arkadaşım var.Beyaz alacalı kadana denilen bir katırım var.Bu katırla Kıbrıs'a fetih için gideriz.Orada bizi bir rum kadın misafir eder"

Muhtemelen bu hadise Kıbrıs Barış harekatı zamanlarında olan bir hadisedir.Ensari Dede uzun yıllar önce vefat etmiştir.

10 Aralık 2023 Pazar

İBNİ ARABİYE METHİYE-HULUSİ EFENDİ(V:?)

 Vahdetname' si ve Divan'nın olduğu bilinen Hulusi efendi hakkında bilgi sınırlıdır. Vahdetnamesinde , İbni Arabi hakkında şu methiyeli yazmıştır:

Kenz-i mahfi feth olup dürler nisar olmaktadır/Feyz-i kalbimden kamu esrar şikar olmaktadır

Şeyh-i Ekber kıtmıriyim bab-ı vahdet beklerim/İşbu babdan "küntü kenz" sırrı cihar olmaktadır.

Hazret-i Şeyhin müridi asla görmez melal/ Mazharımdan sırr-ı Şeyh daim şi'ar olmaktadır.

Hazret-i şeyh'in kemalin ehl-i vahdet fehm eder/ Mec halecan ekberi daim bihar olmaktadır.

Şeyh-i Ekber nutkları derman verir taliblere / Nutklarından müste'id her dem medar olmaktadır.

Şeyh-i Ekber gülşeninden bir güle nail olan / Her nefes anın katında nevbahar olmaktadır.

Kıble-gahımdır Hulusi Şeyh-i Ekber babı bil/ Bab-ı feyzinden devam kalbim imar olmaktadır .

İbnül Arabi en büyük şeyhtir. onun kapısında kıtmir gibi beklemektedir.Çünkü o kapıdan "Ben gizli bir hazine idim" kutsi hadisinin sırları aşikar olmaktadır.İbni Arabinin müritleri asla sıkıntı, üzüntü çekmezler.Zira onun konuşmaları dinleyenlere şifadır.Şeyh-i Ekber'in kemalini ancak birlik ehli olanlar anlar ki onun kalpleri ürperten dalgaları denizler gibidir.Her kim Şeyh-i Ekber'in gül bahçesinden bir güle kavuşmuş sa bütün nefesler onun için yeni bir bahar olur.Yine her kim onun kapısını bir kıble gibi addederse o kapıdan kalbine daima feyzler gelir ve onu imar eder.)

EKBERİYYE

 İbni Arabi hazretlerinin temsil ettiği tarikata verilen isimdir.Necib Sultanım anlatmıştı.İskenderun'da terzilik mesleğin icra ederken  Kaptan Mehmet paşa camiinde namaz kılardım.Namaz esnasında yahut tesbihat esnasında gayri ihtiyari ağzımdan "Êkber" diye sesli avaz çıkardı.Bir gün namazdan çıktığımda yaşlı bir zat bana yaklaşarak musafaha yaptı.Tanımadığım bu kişi bana şunu söyledi:"Merak ederdim.Bu şehirde Ekberi bir zat varmıdır? diye.Elhamdülillah bu merakım giderildi"

CEMAL HALVETİ(V.899/1494)

 Halvetiyyenin dört ana kolundan biri olan Cemaliyye'nin kurucusudur. "Çelebi Halife" diye meşhurdur.Tasavvuf yolunda mürşidi Muhammed Bahaeddin Erzincani'dir.Kendisi pek çok kamil mürşit yetiştirmiştir.Sümbül sinan, Alaiddin Uşşaki, Hayreddin Tokadi, Beyazıd halife bunlardan akla ilk gelenleridir.Tarikatı İstanbulda yaymıştır.

SÖZÜ KEŞİF VE İLHAM OLANLAR

 Kamil evliyaullah'ın sözleri ve hareketleri keşif ve ilham iledir.Avam onları çözemez.Tıpkı Kehf suresinde anlatıldığı gibi Hz.Hızır'ın hareketleri gibi.Dede Ömer Ruşeni hazretleri , İbni Arabi hakkında Velayetin kendisiyle hatmolunduğunu (tamamlandığını) söyleyen perhiz ehli bir zattır demiştir.İbni Arabi'nin Füsusül hikem isimli kitabına;"Onun özü, sözü hep Hakk'ın keşif ve ilhamı iledir.Bu sebeble onun sözlerini inkar etmemek, uygun görmek lazımdır" demiştir.

9 Aralık 2023 Cumartesi

EVİN SADAKA OLARAK VERİLMESİ

 MANEVİ EMİRLE aNADOLUYA GEÇEN iBNİ ARABİ HAZRETLERİ ON YIL ANADOLU'DA BULUNMUŞTUR.SELÇUKLU SULTANI 1.iZZEDDİN kEYKAVUS KENDİSİNİ ,ŞEHRİN ON FERSAH UZAKTA OLAN BİR YERDE EN YÜKSEK PROTOKL İLE KARŞILAMIŞ VE kONYA'DA YÜZBİN DİRHEME YAPTIRDIĞI BİR EVİ ONA HEDİYE ETMİŞTİR.iBNİ ARABİ BU EVDE YAŞARKEN BİR GÜN, BİR DİLENCİ GELEREK " aLLAH RIZASI İÇİN BANA BİR İHSANDA, İYİLİKTE BULUN" DİYE YALVARDIĞI  VE ONUN DA " BENİM BU EVDEN BAŞKA BİR ŞEYİM YOK, AL ŞU ANAHTARI , BU EVİ SANA VERİYORUM" DEDİĞİ VE  EVİ DİLENCİYE BIRAKTIĞI NAKLEDİLMEKTEDİR.


TÜRKLERİN SÜT EMDİĞİ İKİ ANNE

 "Biz iki anneden süt emdik" der Osmanlı aydın.Birisi İbnül arabi, diğeri Mevlana..Bu şahsiyetler sadece dini zihniyet düşüncesini etkilememiş siyasal ve toplumsal yapıyı şekillendirmeye kadar uzanmıştır.Bir sultanı, bir sadrıazamı, bir şeyhülislamı, bir müderrisi, bir şairi, bir askeri, bir esnafı ortak bir düşünce havuzunda buluşturabilmek bu bilgelerden devşirilen fikirlerle mümkün olmuştur."Birlik'te Çokluk" anlayışı nedeniyle Osmanlı yedi asır hüküm sürmüştür.

Fatih Sultan Mehmet'in savaşa giderken yanında götürdüğü hususi beş kitaptan birisi Sadreddin Konevi'nin Miftahül Gayb isimli eseridir.Yavuz Mısır seferine giderken Şam'a uğrayarak İbni Arabi'nin kaybolan kabrini ortaya çıkartmış ve üzerine türbe cami yapılmasını emretmiştir.Üçüncü Murat, Füsusül Hikem'i tercüme ettirip o kitaba bizzat kendi isim vermiştir.

NECİB FAZIL KISAKÜREK

 Yirmi dört yaşında ikinci şiir kitabı KALDIRIMLAR yayımlanan ve bu şiiri ile meşhur olan Necib Fazıl  1934 yılına kadar sadece şair olarak kalmıştır.1934 yılında tanıştığı Abdülhakim Arvasi hazretleri ile görüşmesinden sonra tamamen değişik bir şahsiyet ortaya çıkmıştır.1943-1978 arasında beş yüz on iki sayı yayımlanan Büyük Doğu dergisini çıkartmıştır.25 Mayıs 1983 de İstanbul'da vefat ettiğinde yazıları ve konuşmaları nedeniyle sık sık takibata uğrayan yargılanan ve hapis yatan üstad,vefat ettiği zaman üzerinde çekilmemiş bir buçuk yıllık hapis cezası bulunmaktaydı

SİNEKLE İMTİHAN

 Kur'an da sivrisineğin misal gösterildiği belirtilmiştir.Sivrisinek en zayıf ve aciz yaratık olarak görürüz.Hususiyetlerini bilemeyiz.Üflediğimizde kaçar.Ancak vücudumuza konduğu yer,kan damarının yüzeye yakın geçtiği ince bölgeler olup hortumunu vücudumuza geçirip kanımızı emer.Genelde geceleyin iş başında olmakla insanın tatlı uykusunu bozar.Bu nedenle, sinek kovucu kimyasalları tüm insanlar kullanır.Sineğin vücudumuza verdiği acı, bedensel acılarımızın belki de en hafifidir ve nefsimiz bu acıya hiç razı olmaz.Hemen öldürmeye kalkarız.Acaba, sivrisineğe tahammül, sabrın en alt mertebesi midir?.Hatay Dörtyol'da türbesi olan Seyyit Ali Baba hazretleri ömrünün son dört yılında bahçe içerisinde bir hayma içinde yaşamıştır.Prostad ameliyatı sonucunda hiç ayağa kalkmamıştır.Gündüz ziyarete gittiğimizde yüzünde kara sinekler mevcut olup, sinek göz kapaklarının kapanış yerindeki göz yağını yemekle meşguldü.Sineği kovucu hiçbir harekette bulunmazdı.Şu sözü söylemişti:"Sineğin en sevdiği yiyecek insanın gözlerinden oluşan ve çapak dediğimiz gözyağlarıdır"

Bu sahne  bir sabır sahnesiydi.Çok kolay görünsede buna dayanan kişi Binde bir bile değildir.Belki de Hak Teala'nın yarattığı bir mahlukuna nefsinden ferağat ederek en sevdiği bir yiyeceği ikram ederek memnun etme gayretiydi.

Bu hal, bugünün nesline hayal gibi görünür.

KENDİNİ SAKLAYAMAYANLAR

 Hatay Dörtyol'da yaşayan abimiz Hacı Bekir Uzun anlattı." 70 yahut 80 li yıllarda Necib Sultan'la beraber bulunduğum bir ortamda Necib Sultan'dan çok yaşlı beyaz sakallı birisi Necib Sultan'ın elini insanların ortasında öptü.Necib Sultan "Sen ne yapıyorsun ?" diye çıkıştı.Yaşlı adam "Sen de kendini saklıya idin" diye cevap verdi.Yaşlı adam  portakal tüccarlığı yapan birisi olup Tosya'lı idi. Mal almak için Dörtyol'a gelir,otelde kalır idi.

Bu hareketten o yaşlı kimse ile Necib Sultan arasında manevi bir görüşme geçtiğini anladım

MUSİBETE RIZA BELAYI DEFDİR

 Hatay Dörtyol da bulunan Yaşar Arslan isimli bir kardeşimiz anlattı."Yatsı namazını camide kılmıştım dışarı çıktığımda ayakkabımın yerinde olmadığını farkettim.Mecburen orada bulunan bir terlik yahut takunyayı giydim, eve doğru gitmekte iken Loş bir köşede iri yarı izbandut kılıklı birisi karşıma çıktı.Adamın uyuşturu kullandığı muhtemeldi.Bana sert bir şekilde "Bir çorba parası ver" diye sert bir şekilde söyledi.Benimde üzerimde her zaman bir çorba parası kadar para olur idi.hemen çıkarttım uzattım.Adam aldı.Parayı begenmedi "Bu kadar mı?" diye bağırdı.O esnada Allah aklıma getirdi ki adama "Ayağıma baksana" diye çıkıştım.adam baktı ayakta terlik yahut takunyayı görünce  fakir muhtaç birisi olduğumu sandı ve "Kusura bakma" dedi.geçtim gittim.

Eğer ayağımda bir ayakkabı olsa idi adam sanırım mazeret falan dinlemeyecek belki de bıçağı saplayacaktı.

4 Aralık 2023 Pazartesi

ALİM VE ARİF SÖZÜ/HALİ

     Alim olan şahsın hali, söylediği sözlerden aşağıdadır.Arif olan şahsın hali söylediği sözlerin üstündedir.Kendi keyfine göre hayat süren bir kişi yine kendikeyfine göre ölemez.Örneğin Karasinek keyfince, boş yere uçar gider, nereye dilerse oraya konar durur.Etin üzerine de konar.Kasap bir kaç kez kovaladıktan sonra satırı indirir ve başını bedeninden ayırır.Kasap şöyle mırıldanır:"Seni  ikaz etmiştim, her yere konma diye"

ÇARESİZLİK

 BİR HAFTA ÖNCE BAŞLAYAN DENİZ TAŞMASI iSKENDERUN'DA  dün sona erdi.70 cm yükseklikte mahalleyi kaplayan su, elektrik ve havagazının kesilmesine sebeb olurken yüzlerce işyeri deniz suyundan nasibini alarak büyük zarar gördüler.Keza araçlar da aynı şekilde.Aapartmandan çıkamayan insanlar çaresizliği hissetti. Hakteala'nın celali tecellilerini insanımız tabiat hadisesi olarak telakki etse de kimse bu musibet ile ne demek istendiğini düşünemedi.Sokak hayvanları çaresizlikten telef oldular.8 yaşındaki bir kız çocuğu rüyasında Efendimiz (SAV) i görmüş,Efendimiz, onu ve onun gibi çocukları bir kuleye çıkartmış ve "İyiler ve kötüler savaşının başladığını" belirtmiş ve seyrettirmiş.Hızlanan zaman ve süreçte Hz.Musa'nın doğumu için yetmişbin Beni İsrail çocuğunu katleden Firavun ,kendi akibetinin sonunu tayin edecek çocuğun doğumuna mani olamadı.Bekliyoruz.

26 Kasım 2023 Pazar

FAKR

fAKRI, suret ve ma'na fakirliği olmak üzere iki kısma ayırmışlardır.Tasavvufda asıl olan manevi fakirliktir.Ma'nen fakir olan , beşeri sıfatlardan sıyrılıp kendini bir şeye malik görmeyen kimsedir.Bunlar, sayısız mal , mülk ve mansıba sahip olsalar bile , hiçbirine gönül bağlamazlar, yani sahip oldukları mülkün v.s nin kulu olmayıp , onu kendilerine kul ederler. 

Dane ve harman müstağni olanın gözünde birdir.

İnsanlar arasında meydana gelen huzursuzlukların kaynağını, masivaya karşı duyulan aşırı rağbet teşkil eder.Hakikat yolu karanlık  ve aynı zamanda tehlikelerle doludur..İnsanların büyük bir kısmı, gerçeğe ulaşamadan , masiva tkuzaklarına yakalanırlar.Bu tuzakların insan ruhunda meydana getirdiği huzursuzluk cemiyete akseder.Busuretle fertler arasında birlik ve kardeşlik duuygusu , kısa zamanda basit çekişmeler le düşmanlığa dönebilir.Yaratılanı ,Yaratan'dan ötürü hoş görebilmek fakr sayesinde gerçekleşir.

Dünya lezzetlerinden tatmaya muktedir olduğu halde , hç birine iltifat etmemek ve kalbin bu husustaki meylini mahvetmektir.

RIZA

 Rıza lüğatta memnuniyet, hoşnutluk, izin ve müsade manalarına gelir.İslam'a göre insanın yaratlış amacı "Rabbine ibadet etmektir".kısaca O'na kul olmaktır.Kulluğun bir neticesi olan "Ubudiyet" ,Allah Teala'nın kazasına boyun kesmek, O'na razı olmaktır.

Rıza, tevekkül ve sabrı tamamlıyan ruhi bir yükseliştir.Allah'ın kazasına teslim olup , itirazı terk eden kimse , rıza makamına yükseldiği zaman,masiva ile ilgili her şeyin kaybından veya kazanılmasından dolayı, elem ve sevinci terk eder.O sadece yaşadığı müddetçe Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaya çalışır.

Muhabbet sadece rıza ile kazanılır demişlerdir.

BAZI TARİHLER

 Medih ve zem arasında fark görmeyene ZAHİD, farzları vaktinde eda edene ABİD, fiil ve hareketlerinin bütününü , Allah Teala'nın bir lütfu olduğuna inanana da MUVAHHİD ismi verilir.

Medih ve zem den murat takdir ve tekdir edilmek endişesinden azade, sadece Hakk7ın rızasına yönelmektir.

25 Kasım 2023 Cumartesi

İSLAM TASAVVUF DÜŞÜNCESİ - Prof. Dr. Mahmut Erol KILIÇ – 20.10.2023

KUL'A VE HAKK'A DÜŞEN

 Allah Teala şöyle buyurdu ki :

"Ey Adem oğlu !Sana düşen tevbe, Bana düşen Kabuldür.

Sana düşen çabalamak , Bana düşen hidayettir.

Sana düşen dua, Bana düşen icabettir.

Sana düşen istemek, Bana düşen vermektir.

Sana düşen şükür, Bana düşen artırmaktır.

Sana düşen tevekkül, Bana düşen sana kafi gelmektir

Sana düşen tevfiz(işi Allah'a (c.c) bırakmak ), Bana düşen seni korumak ve sana yardım etmektir.

KUR'ANIN ON İSMİ

 Hakteala kitabını on isimle isimlendiriyor:

1- Kur'an

2- Furkan 

3-Kitap 

4-  Tenzil 

5- Hüda

6- Nur 

7- Rahmet

8- Şifa

9-Ruh

10- Zikir 

KALBİ TEMİZLEMENİN YOLU

 Kalbi temizlemenin yolu önce kötü ahlakın dört esasından talbi tahliye etmektir.Bu dört kötü ahlak ; tul-i emel ve acele ve hased ve kibirdir.Bu dört kötü husus nefislere ve akıllara kederdir(kirdir) ve kalbin huzurunu bozar, afetlerin annesi, hastalıklarıdır.Dört fazilet ile kalbini süsleyesin  bunlar kasr-ı emel, ve teenni fil umur(işlerde acele etmemek), halka nasihat etmek ve cümleye tevazu etmektir.

ALLAH'A NE İLE ULAŞTIN?

 Zünnun-i Mısri hazretlerine sordular:"Allah(c.c)' a ne ile ulaştın?".Hazret cevap verdi:"Korku ile hasta oldum, şevkle yandım, aşkla öldüm, Allah (cc) ile dirildim"

MEVLANA EFENDİMİZİN BEL EVLATLARI

 Hz.Pir Mevlana efendimizin bel evlatlarıyla alakalı bloğa ayrı bir bölüm açacağız.Burada ,evlatlarının biyoğrafisini kısaca aktaracağız.Resim vermek isteyen olursa resimlerini de ekleyeceğiz.İnşaaallahü Teala..

24 Kasım 2023 Cuma

HAKTEALA'NIN BAHŞETİTĞİ İLİMLER

 Hatay Dörtyol'Da yaşayan Necib Sultana 40 yıl hizmet eden Hacı Bekir Uzun abimiz nakletti.Bir zatın oğlu hafız yahut  müftü imiş.Kur'an dan bir bahir okurken bir yere geldiğinde ümmi olan babası demiş ki "Okuduğun yerde hata var?".Hafız tekrar okur imiş.Adama sormuşlar, "Amca sen ümmisin.Kur'an okuyan hafızın yanlış okuduğunu nasıl bilmektesin?.adam cevap vermiş;okunan yer benim ezberimde değil.Ben Kur'an okumayı bilmem.Ancak Kur'an okunurken okunan ayetlerdeki harfler secde etmekteler.Secde etmeyen bir harfe rastlarsam bilirim ki okuyan o kısmı yanlış okumakta,bu yüzden ikazı yapıyorum"