Mevlana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mevlana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2026 Salı

MEVLANA VE SADRETTİN KONEVİ

 Osman Fazlı Xatpazari hazretleri şöyle demiştir:Şeyh Sadrettin Konevi , Mesnevi sahibi Mevlana gibi padişah evladındandır.Mevlana, mutlak manada dünyayı terk ederdi.Sadrettin Konevi ise surete n9güzel yaşar , dış görünüşüne önem verirdi.Hatta onun süslenmiş bezenmiş hizmetçileri de var idi.Onun bir de gümüş ibriği vardı.Bundan dolayı bir şapıs şeyhi yadırgamıştı. Konevi bunu  anlayınca ibriğe işaret etti , o da yanına geldi.Orada bulunanlar bu padiseyi görünce şaşırıp kaldılar, o şahısta tevbe etti.

Bir gün Sadrettin konevi, Hz.Mevlanaya şöyle dedi: Melikler gibi yaşayalım, dervişler gibi yatalım". Bu sebebledir ki Mevlana'nın türbesi büyük bir ihtişam içindedir.Şeyh Sadretti nkonevi  nin kabri ise böyle değildir.

9 Aralık 2023 Cumartesi

TÜRKLERİN SÜT EMDİĞİ İKİ ANNE

 "Biz iki anneden süt emdik" der Osmanlı aydın.Birisi İbnül arabi, diğeri Mevlana..Bu şahsiyetler sadece dini zihniyet düşüncesini etkilememiş siyasal ve toplumsal yapıyı şekillendirmeye kadar uzanmıştır.Bir sultanı, bir sadrıazamı, bir şeyhülislamı, bir müderrisi, bir şairi, bir askeri, bir esnafı ortak bir düşünce havuzunda buluşturabilmek bu bilgelerden devşirilen fikirlerle mümkün olmuştur."Birlik'te Çokluk" anlayışı nedeniyle Osmanlı yedi asır hüküm sürmüştür.

Fatih Sultan Mehmet'in savaşa giderken yanında götürdüğü hususi beş kitaptan birisi Sadreddin Konevi'nin Miftahül Gayb isimli eseridir.Yavuz Mısır seferine giderken Şam'a uğrayarak İbni Arabi'nin kaybolan kabrini ortaya çıkartmış ve üzerine türbe cami yapılmasını emretmiştir.Üçüncü Murat, Füsusül Hikem'i tercüme ettirip o kitaba bizzat kendi isim vermiştir.

28 Ocak 2022 Cuma

YUNUS EMRE VE MEVLANA

 Yunus emre hazretlerinin, son demlerinde olan Hz.Pir ile görüştüğü söylenir.Yunus emre küçükken ebcedi sökemediği için okuldan ayrıldığı rivayet olunur, bunu kendisi şöyle  ifade etmiştir:

Elif okuduk ötürü,Pazar eyledik götürü,Yaratılmışı seeriz,Yaratandan ötürü.

Derler ki Yunus emre Mesnevi'yi okumuş Mevlana için , çok uzun yazmış,ben olsan şöyle derdim"Ete kemiğe büründüm,Yunus diye göründüm" 

26 Şubat 2021 Cuma

 8. MİLLÎ MEVLÂNA KONGRESİ

GÖNÜL KÂBESİ ve MEVLÂNÂ

Doç. Dr. Ahmet SEVGİ

          Hz. Peygamberimiz her savaş dönüşünde: “Küçük cihattan büyük cihâda döndük” buyurarak ashabını nefisle mücadele konusunda uyarırdı. Mevlânâ da: “Ey padişahlar, dışarıdaki düşmanı öldürdük ama içimizde ondan beter bir düşman kaldı” diyerek aynı konuda dikkatimizi çekmektedir. Demek ki nefisle mücadele düşmanla mücadeleden daha zordur. Çünkü nefis, gönlümüze taht kuran yedi başlı bir ejderhadır. İçimizdeki bu düşmanın başlarını ezebilmek yani kibir, hırs, şehvet, haset, gazap, hasislik ve kin putlarını kırabilmek şüphesiz kolay olmayacaktır.

13. asır Anadolu’sunda “küçük cihat’la “büyük cihad”ın atbaşı beraber yürütülmüş olduğunu görüyoruz. Bir tarafta “gaziler” coğrafî sınırları genişletmek için mücadele ederken diğer tarafta da “velîler” gönül mülkündeki putları kırma savaşı veriyorlardı. Mevlânâ ve Yûnus’un öncülüğünde başlatılan bu büyük savaşın tek hedefi Allah’ın tecellîgâhı olan gönlü birtakım kötü huylardan temizlemekti. Mevlânâ Mesnevî’nin bir yerinde şöyle der:

“Şu beden dört huyun durağı olmuştur; onların adları, fitneler arayan, düzenler kuran dört kuştur.

Halkın ölümsüz diriliğe kavuşmasını istiyorsan, bu şom, kötü dört kuşun kes başlarını.

O yol kesen manevî dört kuş, halkın gönlünü yurt edinmiştir.

Şu diri dört kuşun başlarını kes de diriliği geçici olan şu halkı ölümsüzlüğe kavuştur.

Bu dört kuş “KAZ”dır, “TAVUS”tur, “KUZGUN”dur, “HOROZ”dur; bu dördünün insanlardaki örneği de dört huydur.

“KAZ” hırstır “HOROZ” şehvet. Mevki “TAVUS”a benzer; “KUZGUN”sa dileğe”.1

Demek ki bu dört kuşun başını kesebilirsek yani gönlümüzden makam mevki hırsını söküp atarak şehevî duygularımıza gem vurabilirsek gönlümüz Kabe misali mukaddesleşerek Allah’ın tecellîgâhı olacaktır.

Bir kutsî hadiste belirtildiğine göre C. Allah şöyle buyurur: “Yere göğe sığmadım da inanan kulumun gönlüne sığdım”. Mevlânâ bu kutsî hadîsin tefsîri mahiyetinde şunları söyler:

“Peygamber, Tanrı buyurdu ki dedi; ben ne yücelere sığarım, ne aşağılara. A üstün er şunu bil ki ben ne yeryüzüne sığarım, ne gökyüzüne, ne de Arş’a. Şaşılacak şey şu ki inanan kişinin gönlüne sığarım ancak; beni arıyorsan, gönüllerde ara”. 2

 Bir şâirimiz de:

“Dervişlik başdadır tacda değildir
Harâret nardadır sacda değildir
Ararsan Mevlâyı kalbinde ara
Kudüsde Mekkede Hacda değildir” der.

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere tasavvufta “gönül”e büyük değer verilmiştir. Hatta mutasavvıflara göre “gönül” Kâbe’den üstündür. Mevlânâ bir beytinde meâlen şöyle buyurur. “Kabe, Azer oğlu İbrahim’in yaptığı bir binadır. Gönülse C. Hakk’ın nazar ettiği yerdir”. 3

“Gönül mi yig Kâbe mi yig eyit bana aklı iren
Gönül yigdür zîrâ ki Hak gönülde tutar turağı.

Tasavvufî şiirlerde sık sık “Kâbe” ile “gönül’ün karşılaştırıldığı görülür. Mâlum, Kabe’nin bir adı da “Beytullah”tır. Yani Kâbe, bir bakıma Allah’ın evidir. Ancak sûfîler Allah’ın    gerçek    tecellîgâhının “gönül” olduğunu söylerler. Onlara göre: “Kabe Allah’ın lütuf evidir insansa onun sır evi… Tanrı Kâbeye hiç girmemiştir ama “gönül Kâbesi”ne ondan başka giren olmamıştır”.

Mevlânâ, Mesnevî’de bu konuyla ilgili olarak şöyle bir hikâye nakleder:

“Ümmetin şeyhi Bâyezid, haccetmek, umre etme için Mekke’ye koşup gitmedeydi.

Hangi şehre varıyorsa o şehirdeki azizleri arıyor;

Bu şehirde, gözü açık oluş direklerine kim dayanmış diyor, şehri dört dönüyordu.

Bâyezid, yolculukta, vaktinin Hızır’ı olan birini bulmak için bir çok aradı-taradı.

Yeni Ay gibi boyu bükülmüş bir pîre rastladı; onda erlerin sözlerini duydu.

Bâyezid, o pîri’n huzurunda oturdu, halini hatırını sordu. Onu hem yoksul buldu hem de çoluğu-çocuğu çok.

Şeyh, Bâyezid, nereye gidiyorsun dedi; gurbet varını-yoğunu nereye çekeceksin?

Bâyezid, hac çağı dedi; Kâbe’ye gidiyorum. Şeyh, kendine gel dedi, yol masrafı olarak yanında ne var?

Bâyezid, ikiyüz dirhem gümüş param var; işte şuracıkta, elbisemin ucuna sımsıkı bağlamışım dedi.

Şeyh dedi ki: Çevremde yedi kere dön; bunu da haçtaki tavaftan daha iyi say.

     A eli açık er, o dirhemleri dök önüme; bil ki Haccettin, muradına erdin.

Umre ettin, ölümsüz bir ömür buldun; arındın, Safâ’ya koştun.

Canının, can gözüyle gördüğü Tanrı hakkı için Tanrı, beni kendi evinden daha üstün etmiştir; beni seçmiştir o.

Kâbe, onun lütuf evidir ama benim varlığım da onun sır evidir.

O evi kuralı içine girmemiştir Tanrı, bu eveyse, o her an diri olan Tanrıdan başka kimsecik girmemiştir.

Beni gördün ya; Tanrı’yı gördün; gerçeklik Kâbesinin çevresinde döndün, tavaf ettin.

Bana hizmet, Tanrı’ya kulluk etmektir, onu övmektir; sanma ki Tanrı, benden ayrı.

Gözünü iyi aç da bak bana; bak da insanda Tanrı ışığını gör.

Bayezid, can kulağıyla bu sözleri dinledi; altın küpe gibi kulağına taktı.” 4

Bu ifâdeler, nihayet bir hikâyeden ibarettir. Ama her hikayede anlatılmak istenen bir gerçek vardır. Eskiden buna “kıssadan hisse” derlerdi. Bence bu kıssadan alınacak hisse “insan gerçeğini gözardı etmemek” olmalıdır. Zira, C. Allah, insana kendi ruhundan bir ruh üflemiştir. Mesele bu nokta-i nazardan ele alınmalıdır.

Sûfîler, gönül yapmayı haccetmekten üstün görürler. Mevlânâ bir beytinde: “Allah Kâbeyi tavaf etmeyi, onun vasıtasıyla bir gönül ele alasın diye emretmiştir” buyurur

Yunus Emre’nin şu beyitleri gönül yapmanın büyüklüğünü ve dolayısıyla gönül kırmanın felaketlerini ne güzel ifade ediyor:

Düriş kazan yi-yidür bir gönül ele getür
Yüz Kabe’den yigrekdür bir gönül ziyareti.

* * *

Ak sakallu pîr koca bilmez ki hali nice
Emek yimesün hacca bir gönül yıkar ise.

* * *

Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namaz degül
Yitmişiki millet dahi elin yüzin yumaz degül.

* * *

Yunus Emre dir hoca gerekse var bin hacca
Hepsinden eyice bir gönüle girmekdir.

* * *

Gönül Çalabın tahtı
Çalab gönüle bahtı İki cihan bedbahdı

Kim gönül yıkar ise.

* * *

Ben gelmedim davî için.
Benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmağa geldim.

Konu bu noktaya gelmişken Mevlânâ’nın “Dîvan-ı Kebir”de yer alan ve tamamen “gönül”ün söz konusu edildiği emsalsiz bir gazelini (meâlen) sunmadan geçemeyeceğim:

Gönlün varsa gönül kâbesini tavaf et. Anlam kâbesi gönüldür; ne diye toprak sanıyorsun onu?

Tanrı, suret Kabe’sini tavaf etmeyi, onun vasıtasiyle bir gönül ele alasın diye buyurmuştur.

Bir gönül incittin mi bin kez yaya gitsen de Kâbe’yi tavaf etsen Tanrı kabul etmez.

Malını-mülkünü ver de bir gönül al; al da o gönül, mezarda, o kapkara gecede ışık versin sana.

Tanrı kapısına binlerce altın torbası götürsen Tanrı, bize birşey getireceksen gönül getir der.

Çünkü der, altın, gümüş, kapımızda hiçbir şey değildir, bizi istiyorsan istediğimiz gönüldür bizim.

Senin, bir saman çöpü kadar değer vermediğin yıkık gönül, Arş’tan da üstündür, Kürsi’den de, Levh’ten de, Kalem’den de.

Hor bile olsa gönülü hor tutma, o horluğuyla gene de pek üstünler üstünüdür gönül.

Yıkık gönül, Tanrı’nın baktığı varlıktır; onu yapan can, ne de kutludur.

Kırılmış, iki yüz parça olmuş gönülü yapmak, Tanrı’ya haçtan da yeğdir, umreden de.

Tanrı defineleri, yıkık gönüldedir. Yıkık yerlerde pek çok defineler gömülüdür.

Kul gibi, köle gibi gönüllere hizmet için kemer kuşan da sırlar yolu, yüzüne açılsın.

Sana kutluluk gerekse, devlet istiyorsan, gönüller almaya, ululuğu bırakmaya bak.

Gönüllerin yardımı seninle atbaşı beraber giderse kalbinden hikmet kaynakları akar.

Dilinden sel gibi Âb-ı hayat akar; soluğun, Mesih’in soluğu gibi hastalıklara ilâç olur.

İki dünyâ da bir gönülceğiz için var olmuştur; okuyanın dudağından çıkan “Sen olmasaydın” hadisini duy.

Yoksa varlığın, mekânın, güneşin, Ay’ın, yerin, şu gökkubbenin vücûdu nerden olacaktı?

Sus, her kılında iki yüz dil olsa da söylesen, gönül, gene de anlatışa sığmaz. 5

Evet, gönülü anlatmak gerçekten zor. Ama şu kadarını söyleyebiliriz ki Mekke fethedilince nasıl oradaki putlar kırılıp Kabe temizlendi ise bizler de nefisle mücadelede galip gelerek gönlümüzü işgal eden “kibir, hırs, şehvet ve kin” putlarını kırıp yerine “sevgi, şefkat, tevazu ve hoşgörü” tohumları ekebilirsek gönül bahçemiz kısa zamanda yeşererek etrafa dal budak salacak ve kimsenin kimseyi kırmadığı, herkesin birbirini sevip kucakladığı büyük Türkiye rüyamız gerçek olacaktır. Saygılarımla…

23 Aralık 2020 Çarşamba

KÜFRÜN İMAN OLMASI,

(Medrese ve minâre vîrân olmadıkça kalenderlik hâli, yani Tasavvuf ve Hakîkat ilmi gereği gibi inkişâf edemeyecek, yayılamayacaktır. Îmân zannettiğimiz şeylerin hakîkatte bir küfür; küfür zannettiklerimizin de gerçek îmân olduğu anlaşılmadıkça Allah’ın hiçbir kulu hakkıyle Müslüman olamayacaktır!) Emre – Mevlânâ bu şiiri bir vesileyle söylemiştir. Mevlânâ, Allah’ın zâtından bahsederken, dinleyenlerden birinin aklında câmi, minâre, medrese dolaşıp dururmuş. Mevlânâ onun içini gördüğü, bildiği için dayanamıyor, pat! söylüyor. . Fakat Mevlânâ’nın kasdı, minârelerin, medreselerin yıkılması değildir; oralardaki zihniyetin yıkılmasıdır. Değil medreselerin, câmilerin; kiliselerin ve havraların bile yıkıldığını istemeyiz; çünkü oralarda Allah’a ibâdet edilmektedir. Küfrün îmân, îmân’ın da küfür olmasına gelirse: Küfür, bir şeyin üstünün örtülmesidir. Yani küfür, içi örten dıştır. Saçımız yüzümüzü örtüyorsa, saçımız küfürdür. İlk mektepteki bilgi, orta mektebe geçen bir çocuk için küfürdür. Bu söz, ayni zamanda Mevlânâ’nın eski hâlinin ifadesidir. Çünkü o adamın aklından geçen minâreler, medreseler, bir zaman da Mevlânâ’nın aklındaydı. O adamın düşüncesi bir vesîle oluyor. Mevlânâ, kendisinin eski hâliyle son hâlini mukayese ederek bu sözleri söylüyor. Herkes kendi hâlini bilir ve söyler. Kâmil insanların sözleri de böyledir. Tepeleyip geçtikleri eski hâllerini söylerler, bize ibret olsun diye.Mevlânâ, Şemsi Tebrîzî’yi tanımadan evvel mükemmel bir medrese âlimiydi. Mevlânâ’nın o vakitki din ve Allah bilgisi kitapların yazdığından ibaretti. Hâlbuki sonra Allah’ı bilip, görüp onda fânî olunca eski bilgisi küfür olmadı mı? Ama onun için küfür oldu. Herkes için o eski bilgi küfür olur mu? Mevlânâ gibi Allah’ta fânî olmayan insanlar için o eski kitap bilgisi küfür değil, îmândır. Mevlânâ’nın eski îmânı zandan ibaretti, görgüye dayanmıyordu. Hâlbuki bilmek ve görmek gibi kuvvetli îmân olur mu? Mevlânâ’nın eski hâli, yeni hâlinin örtüsü, küfrü değil miydi? Bir meyvanın acı kabuğu, içindeki tatlı kısmın küfrüdür. Ama önce kabuk lâzımdı. Meyva tekâmül edip tatlanınca dıştaki kabuk küfür oldu.

17 Ağustos 2018 Cuma

EH YÜKSEK MAKAMDA SÖYLENENLER

Beyazid-i Bestami hazretleri istiğrak halinde iken "Sübhane ma a'zamü şani" buyururdu.yani "yüce şanımı tenzih ederim" derdi.
Zamanın kutbu Cüneyd "ma fi cübbeti siva'llah"(cübbemin içinde Allah'dan başkası yok) buyurdu.
Hallacı Mansur "enel Hak" yani "ben Hakk'ım"buyurdu.
Bu makamların sonuna erişmiş Hz.Mevlana efendimiz:Allah'ın şerbetinden Ehel Hakk şarabından her biri bir kadeh içtiler,ben küpüyle içtim" buyurdu.Yine bir çoşkulu zamanda:
"NE EZ HAKEM NE EZ BADEM NE EZ ATEŞ NE EZ ABEM.
NE EZ ARŞEM, NE EZ FERŞEM, NE EZ KEVNEM NE EZ KANEM.
MEKANEM LA MEKAN BAŞED,NİŞANEM Bİ NİŞAN BAŞED.
NE CAN BAŞED, NE TEN BAŞEDKİ MEN EZ CANANI CANEM

9 Mayıs 2017 Salı

MEVLANA/SADRETTİN KONEVİ KIYASLAMASI

Bir gün Sadreddin Konevi ,Hz.Mevlana'ya:şöyle dedi:"MELİKLER GİBİ YAŞAYALIM, DERVİŞLER GİBİ YATALIM".Hz.Mevlana'a  :"DERVİŞLER GİBİ YAŞAYALIM, MELİKLER GİBİ YATALIM."Bu sebledir ki Mevlana'nın türbesi büyük bir ihtişam içindedir.Şeyh Sadreddin Konevi'nin kabri ise böyle değildir.
Molla Cami der ki:
O'na vuslatı şahların atlas elbisesinde arama
Aşkın ten üzerine diktiği bu elbise yama altında gizlidir.

2 Ocak 2017 Pazartesi

SÜKUNET İÇİN TANRI ERLERİNİ ARAMAK GEREKTİR

Fahri Razi'nin tesiriyle Muhammed Harzemşah Hz.Mevlana’nın babasının gönlünü incitmişti.Bir takım hasedçilerin sözleriyle “Güya Sultanül Ulema’nın başına mürit olarak toplanan insanların varlığı saltanat için tehlikeli olabilir”düşüncesine inanıp yüce gönüllü şeyhe, şehrin anahtarlarını gönderip, padişahlıkta niyetin varsa kendi ellerimizle teslim ediyoruz”mealinde imada bulunması Hz.Şeyhin gönlünü incitti.ve ani bir kararla kitaplarını develere yükleyip ailesini yanına alıp, sevenlerinden kendisini takip edeceklere izin verip aniden bir cumartesi günü Belhi terk etti.Son cumasında hutbe verdi ve buyurdu ki:”İşte ben şimdi gidiyorum, fakat bilgin olsun ki ,benim arkamdan Tanrı’nın ordusu olan ,iyi donatılmış çekirge gibi dünyaya yayılan  ve “Onlar hiddet ve gazaptan yarattım”hadisinde denildiği gibi hiddet ve gazaptan yaratılan tatar ordusu sana ulaşacak ,Horasan ülkesini zabtedecek, Belh ahalisine ölümün acı şerbetini tattıracaklar.Dünyayı altüst edecek ,yüzbin dert ve bela ile padişahı kendi ülkesinden çıkaracak ve sonuçta sen Rum ülkesi sultanının elinde öleceksin". Bu sözleri söylediği sırada minber mihrabın yanından ta mescidin ortasına kadar geldi.Bağdat’a doğru yola çıktı.
Bir mana erinin gönlünü incittikleri için Cenabı Hakkın kahır ordusun o beldeyi bir yıl sonra mahvetti.Hazreti Mevlana efendimiz bir sema esnasında babasının uğradığı felaketin  hikayesini anlatarak şu beyitleri söyledi:
Erlerinden birinin kalbi incinmedikçe
Tanrı bir dönemdeki halkı rezil etmez
Tanrı erlerinin gazabı bulutu kurutur
Gönüllerin kızgınlığı ise dünyayı yıktı”

 Ülkemizde Tanrı adamları aranmıyor,gönülleri hoş edilmiyor.Siyaset saraylarda devam ettiği müddetçe de Tanrı adamları aranır olmayacak.Celal sıatlarının tecelli ettiği bu vakitte korkulur ki millet olarak hepimiz imtihana tabi tutulup zarar göreceğiz

TANRIYI GÖRMEK İÇİN NE YAPMALI!

Sultan Veled hazretleri buyurdu.Babam Hz.Mevlana beni yanına çağırdı.yüzümü ve başımı öptü:”Bahaeddin ,Tanrı’y sana göstermemi istermisin?diye sordu.Büyük lütuf olur dedim.
Bunun üzerin şöyle buyurdu:Ongünde görürsün şu şartla ki.İlk gün yirmi iki sat dnya işleri(yeme ,içme,eş dost,iş güç gibi)dünya işleri ile uğraşıp sadece iki saat büyük bir ciddiyet  ve huzurla Tanrının hizmetinde bulunacaksın.Böylece bir kaçgünden sonra yirmi saat kendi işinle uğraşacak,dört saat da Tanrı hizmeti ile meşgul olacaksın.bir kaç gün sonra 18 saat dünya işi ile altı saat Tanrı hizmet ile meşgul olacaksın böylece o dereceye gelecek ki yirmi saat tanrı ibadeti ile meşgul olup  dört saat dünya işi ile meşgul olacaksın.Bu hali o dereceye getireceksin ki  her anın ve bütün vakitlerin Tanrıya harcanmış olack bu dünyanın ilgileri tamamen kesilecek  ve hiçbir şey kalmayack.Ondan sonra ne kadar istersen ve elinden geldiğince Tanrı’yı gör  ve sevgili ile aşk oyunları oyna.artık ona ne söylersen ,ondan ne ararsan kolayca elde edersin,
Babamın ruhuna yemin ederemi ki ben de babamın buyurduğu gibi yaptım,işaret ve irşat ettiği gibi oldum.Şöyle ki Yüce Tanrı Musa’ya “Ya musa !Bana benim istediğim gibi ol ki ,ben de sana,senin istediğin gibi olayım”diye buyurmuştur.

(Bugün biz bir günümüzün kaç saatini Tanrı’ya ayırmaktayız.ayırdığımız vakitlerinde kalitesini düşünelim.Tanrı’yı tefekkür noktasında yoğunluğumuzun kailtesi nedir?Sanki gerçekten alim olmuşuz gibi hocalaribadet kapsamını o kadar genişletip yaydılar ki:Alimin uykusu ibadet,yürümesi ibadet,ailesinin nafakasını temin etmesi ibadetv.s diye.gönlümüzü dünya için vermişken ,bedenimizin hazzı olan uyku nasıl ibadet sayılabilir ki.)

30 Ağustos 2016 Salı

Kurtulma noktası

"İhlas sahibi varlığından tamamıyla halas olmadıkça tuzağa düşmek tehlikesindedir..Çünkü yoldadır ve yol kesiciler sayısızdır.Ancak Hakk'ın emanında olan kurtulur.Aynası tamamıyla arınmayan ,henüz ihlas sahibidir.Kuş tutmayan henüz avla meşguldür.Fakat ihlas sahibini Cenab-ı Hakk ihlas makamına ulaştırırsa ihlas sahibi kurtulur.Emniyet makamına varır.Hiçbir ayna yoktur ki ayna olduktan sonra tekrar demir haline gelsin.Hiçbir ekmek yoktur ki ,tekrar harmandaki buğday şekline dönsün.Hiçbir üzüm tekrar dönüp koruk olsun.Hiçbir olmuş meyve tekrar turfanda haline gelmez.Piş,ol da,bozulmdan kurtul ! Yürü ,Burhaneddin Muhakkık gibi nur ol !"(Mesnevi,2.cilt 1316-1319)

6 Haziran 2016 Pazartesi

SEYYİT BURHANEDDİN'İN MEVLANAYA YAPTIĞI ŞEY

Sultan Veled Efendimiz nazmen beyan muyurmuştur:
"Vaktaki şah-ı ilim olan Hz.Celaleddin makam-ı ifadeye oturdu,ruyi zeminin halkı ona teveccüh etti.Pederi gibi zahit ve alim ve cümle ulemanın şahı ve reisi oldu.Seyyid Burhaneddin Muhakkık hazretleri ona buyurdu ki:"Ey Celaleddin ,vakıa sen ilimde yektasın ve halkın müntehabısın,fakat senin pederin sahib-i hal idi,onu talep et ve kıyl ü kalden vazgeç.Sen kışr olan ilm-i zahiride pederin varisisin.O İLMİN İÇİ BEN OLUŞUMDUR.,DOSTA NAZAR ET"Candan onun müridi oldu.ve baş eğdi;ölü gibi onun önüne düştü.Ansızın Hz.Seyyid Burhan cihan-ı fenadan sarayı beka tarafına rihlet etti.Hz.Mevlana ba'dehu beş sene sıdk ve hararet-i aşk ve derdi Hak meyli ile riyazet etti.Bağteten Şemseddini Tebrizi hazretleri ona erişti,onun nurunun parlaklığından zıll-i fani oldu"
Hadis-i Kutside buyurulur:"Halka benim sıfatım ile çık!Seni kast eden beni kast eder;ve seni seven beni sever!"
Hz.Burhanettin Efendimiz,Hz.Mevlananın içini değiştirmişti.